… olup on beş sâ‘at ola. Ve hâlâ İslâmbol'un tulû‘dan gurûba tûl-ı nehârı on beş
buçuk
sâ‘atdır ve arz-ı beledi (---) ve iklîm-i hâmisin vasatında vâkı‘ olmuşdur. Anı …
Ve İslâmbol kal‘asın yigirmi dörd mîl ihâta etmiş deryâdır. Her mîl başında dahi birer şey’e te’sîr içün tılısmâtlar var idi. Ve bu yigirmi dörd mîl deryâyı bir âdem bir günde devr eder, ammâ ol gün rûz-ı dırâz olup on beş sâ‘at ola. Ve hâlâ İslâmbol'un tulû‘dan gurûba tûl-ı nehârı on beş buçuk sâ‘atdır ve arz-ı beledi (---) ve iklîm-i hâmisin vasatında vâkı‘ olmuşdur. Anıniçün âb [u] hevâsı latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
senede bu yedi kıral kâfiristânda pâdişâh-ı vakt-misâl Cenâb-ı Allâh'ın mülkünü …
Ve gelen gark olup sahrânın ma‘reke mahallinde kalanlar ceng-i Alî ede ede cümle şehîd olup sadrıa‘zam yine metânet eyleyüp ol gün ol gece sâbit-kadem eyleyüp ertesi gün cümle balyemez toplar ve cebehâneler ile (---) günde kal‘a-i Ustolni-Belgrad altına andan Üstürgon'a ve andan tekrâr kal‘a-i Uyvar'a varup sene (---) târîhinde Nemse çâsârı sulha rağbet edüp sadrıa‘zam cümle asâkir-i İslâm ile Belgrad'da meştâ verilüp küffâr-ı Nemse'den elçiler gelüp Âl-i Osmân tarafından Elçi Kara Mehemmed Paşa Rûmeli pâyesiyle Nemse çâsârına teveccüh etdikde bu hakîri devlet tarafından fermân-ı şerîf ile ta‘yîn edüp kat‘-ı menâzil ederek Nemse çâsârına anda sulh [u] salâh mün‘akid olup hakîr çâsârın papinta hattıyla Alman diyârına andan Donkarkız vilâyetine andan Danimarka vilâyetine andan Felemenk vilâyetinde Amıstırdam'a andan İsfeç vilâyetine andan Çeh vilâyetine andan Leh vilâyetine andan Krakov vilâyetine kâmil üç buçuk senede bu yedi kıral kâfiristânda pâdişâh-ı vakt-misâl Cenâb-ı Allâh'ın mülkünü seyr [ü] temâşâ edüp Rabbü'l-âlemîn böyle müyesser etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86b ·
metinde göster ·
… bünde bir hâtûnun bâğçesinde lüffân nârları olur kim her biri bi-emrillâh birer
buçuk
vukıyye gelüp pâdişâha hedâyâ içün dânesin ikişer altundan bir mankır eksiğe ve …
Ve Avretbâzârı kurbünde bir hâtûnun bâğçesinde lüffân nârları olur kim her biri bi-emrillâh birer buçuk vukıyye gelüp pâdişâha hedâyâ içün dânesin ikişer altundan bir mankır eksiğe vermek ihtimâli yokdur. Ammâ her dânesi birer dirhem gelir gûyâ la‘l-i Bedahşândır. Bir hasta bir dânesin tenâvül etse ol ân hayât-ı câvidân bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180b ·
metinde göster ·
Ahvâl-i netîce-i itmâm: Alay-ı ordu-yı hümâyûn ibtidâsı tûl-ı nehârın on beş
buçuk
sâ‘at altı derîce ve üç dakîka olduğu mahalde vakt-i şâfi‘îde alayın ibtidâsı a …
Ahvâl-i netîce-i itmâm: Alay-ı ordu-yı hümâyûn ibtidâsı tûl-ı nehârın on beş buçuk sâ‘at altı derîce ve üç dakîka olduğu mahalde vakt-i şâfi‘îde alayın ibtidâsı alay çavuşlarıyla alayköşkü dibinden yürümeğe başlayup cümle yekûn esnâfât bin yüz {adeddir} ve cümle (---){dükkan} ehl-i sanâyi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215b ·
metinde göster ·
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… lerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir
buçuk
kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur …
{Der-sitâyiş-i niheng-i pîl-kûş-ı Bahr-i Haraz}: Andan kalkup yine leb-i deryâ ile giderken temevvüc-i Bahr-i Haraz ile sâhil-i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mahlûk-ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl-i Bakü ve Demirkapu ve kavm-i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir seyyâhân-ı Bahr-i Haraz eydür: "Bu Bahr-i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân-ı bihâr, bu mâhîye neheng-i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu balıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr-i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb-i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yokdur. Çâr-kûşe ve şekl-i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî-i kepî ve mâhî-i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘-ı mâhîdir. Ve mâhî-i lipâta ve mâhî-i sürhendâm ve mâhî-i sebz ve mâhî-i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâvül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr-i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karadeniz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr-i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre-i ma‘mûreler Akdeniz'e mahsûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre-i azîmlerdir. Meselâ; cezîre-i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sardilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her birinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘-ı metînler ve nehr-i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr-i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum-ı deryâ-yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâyetinde nihâyet bulur kim ıklîm-i sâbi‘in nihâyetidir. Garb tarafı diyâr-ı Moskovdur. Şark tarafı Gîlân-ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak'dır kim bu Kazak tarafıyla Moskov ma-beyni şiddet-i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd-i yah-bend olup üzerinden Kalmah Tatarları ubûr edüp diyâr-ı Moskov'ı nehb ü gâret edüp esîrlerin Çîn-i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr-i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu cânibde bu bahrin nihâyeti Bâbü'l-ebvâb ta‘bîr etdükleri Demirkapu'dan cânib-i kıbleye içeri bir körfezdir. Dağıstân pâdişâhı hudûdunda leb-i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Moskov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıbleden 315b şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mildir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy-ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâra tüccârân-ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştîbânları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy-ı deryâda azîm ceng-i perhâş ederler. Lâkin bahr-i Esved ve bahr-i Sefîd ve bahr-i Okyonus ve bahr-i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde gemileri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib-i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd-i zevrâk Fireng-i pür-renge ve Âl-i Osmân-ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kalyonları olup bahr-i Sefîd üzre Fireng ile ceng ederler. Ammâ bu Bahr-i Haraz mellâhları ancak Moskov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr-i Haraz kenarından cânib-i şarka düz sahrâlar içre yine nâhiye-i Müskir'de (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315a–315b ·
metinde göster ·
… vücûdların zeyl-i hisârdan hakk etmeğe sa‘y-ı belîğ etmeğe cidd ü cehd edüp üç
buçuk
sâ‘at keşâkeş, yaka çâk, savaş-ı perhâş ederken Avnik kal‘ası Beği Alî Beğ ve V …
Menzil-i Zârçayırı: Batum sancağı ile Mikrilistân mâbeyninde bir çemenzâr [u] mahsûldârlı hâmûndır. Deryâ-misâl asker meks edüp cümle atların ol gice şikemleri tabl-ı semengâna dönüp istirâhat etdiler. Andan ale's-sabâh asker-i mûr, mâr-misâl ol menzilden kalkup Çoruğ nehri geçidinden Sefer Paşa Gürcîstân askeriyle geçüp Mikrilistân'ın Dadonya nâhiyesin nehb ü gârete başladı. Andan beri tarafda asker-i İslâm ejder-i heft-ser gibi Mikrilistân'a göz açdırmağa amân vermeyüp bu hâl-i pür-melâli Mikril-i la‘în ü racîm ve anîd-i pelîd ve cünd-i cünûb-ı Yezîd kâfirler dağıstân ve çengelistâna yüz dutup karârları firâra mübeddel olup dâğları giydiler. Hemân Defterdârzâde efendimizin baş bayrağı alem-i ejdehâ-peykerin yigirmi iki bölük başı bayraklarıyla iki bin iki yüz sarı sarıca arı, akûr-ı kelb-i sarîh gibi Mikrilin sarp çengelistân içre becenelerine sarılup bir yaylım kurguşunlar serpüp becene içre mütehassın olan Mikriller dahi kudurmuş yılanlar gibi gıjgırup anlar dahi derûn-ı beceneden kurşumlar serpüp tâ vakt-i zuhra dek tarafeynden ceng-i azîm olup âhir-i kâr becene feth olup içinden yedi yüz ma‘dûd esîr-i Mikril çıkup içinden pençe-i âfitâb bâkireler ve mahbûb-ı zamân gılmânlar ile ibtidâ sekbân ve sarıca askeri muğtenim oldular. Ancak guzâtdan yedi yiğit şehîd oldu. Ol gün bu mahalde ikâmet olunup dağlar içre sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olup gûyâ Mikrilistân'da rûz-ı kıyâmet zemzemesi velvelesi olup rûz-ı kıyâmetden bir nişân oldu. Ve himmet-i Seydî Ahmed Paşa ile ol gün Bâkî Paşa dahi mâl-ı ganâ’imle bây olup rdu-yı İslâm'a dâhil olunca sâ’ir guzât-ı müslimîne dahi destûr olup gürûh gürûh olup vesîleler ile dağlara ve bellere ve becenelere düşdüler. Tâ kim kal‘a-i Marava altına asker-i İslâm varup hemân Mikril küffârı kal‘anın iki kanatlı kapusun küşâde kılup içerden pâ-bürehne ve ser-bürehne ve küffâr-ı hîlekâr-ı dûzah-karâr dal-tîğ-ı Dahhâk olup cünd-i şeyâtîn-i la‘în esnâf-ı hakkâk gibi asker-i İslâmın vücûdların zeyl-i hisârdan hakk etmeğe sa‘y-ı belîğ etmeğe cidd ü cehd edüp üç buçuk sâ‘at keşâkeş, yaka çâk, savaş-ı perhâş ederken Avnik kal‘ası Beği Alî Beğ ve Velî Beğ ve Nakışlı Bölükbaşı kal‘anın cânib-i garbîsi tarafı hâlî iken üç bayrak yiğitler birer takrîb ile ve kemend-i müstemendler ile ankebût-vâr resen-bâzânlar gibi taraf taraf şehbâzlar kal‘aya urûc edince kal‘anın burc [u] bârûları üzre ezânlar okutup kal‘a içinde olan küffâra kılıç urarak kal‘a kapusun kabza-i tasarrufa alup taşra çıkan küffâr içeri giremeyüp cümlesi guzât-ı müslimîn içre tu‘me-i şemşîr oldular. Bakiyyetü's-seyfi esîr-i kayd-bend oldular. Ve'l-hâsıl bu cengde kâmil yetmiş âdam şerbet-i şehâdeti nûş edüp üç yüz kâfir esîr ve yedi yüz fecere katl olunup cesed-i murdârları dâr-ı bevârları önünde 332a püşte püşte oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olup derûn-ı kal‘ada olan zî-kıymet esbâb u eskâli ve bakır-âvânî ve bisâtları kal‘adan ıhrâc edüp cümle der-i dîvâr-ı dârların harâb edüp sâ’ir binâların âteş ile tûrâb etdiler. Bu ceng-i zafer-me’serde yedi yüz kadar Aznavur gavur esîr ve beş yüz mikdârı nisvân-ı pür-isyan esîre ve iki yüz aded dûşîze-i nâçîze ve üç yüz kadar nâ-şüküfte duhter-i bed-ahter ve altı yüz mikdârı giysûdâr-ı murdâr-gulâmları serdâr-ı zafer-şi‘âra teslîm etdiler. Andan yine cânib-i şimâle 12 sâ‘at gidüp nehb [u] gâret ederek tâ Gürcîstân hudûdunun mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine dek varup esîr alup geldiler. Andan kalkup yine ormanlık içre çimşirlik dırahtistânın seyr ederek 9 sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 331b–332a ·
metinde göster ·
sâ‘at ba‘îd garb tarafında Hallez nâm bir karyedir. Bir püşte-i âlî üzre vâkı‘ …
Der-sitâyiş-i germâb-ı Lâdik: Bu Lâdik'e bir buçuk sâ‘at ba‘îd garb tarafında Hallez nâm bir karyedir. Bir püşte-i âlî üzre vâkı‘ olmuş bâğçeli ve bir câmi‘li ma‘mûr karye-i müselmânlardır. Altında bir nehr-i sağîre cereyân edüp niçe âsiyâb-ı dakîkler cereyân etdirir. Ba‘dehû Kızılırmağ'a munsab olur. Zîrâ Lâdik'in dağları ardında vâkı‘ olmağıla Lâdik buhayresine karışmaz. Bu nehrin kenarında Hallez ılıcası vardır. Kubbeler ile mebnî meşhûr-ı âfâkdır. Kiraz mevsiminde cemî‘î nevâhîlerden araba araba ve esb ve biğâl ve hımâr-süvâr niçe bin âdem gelüp bu germâbda çimüp cerebden ve barasdan bi-emrillah şifâ bulur. Bu ılıcanın ayağı nehr-i Hallez'e munsab olup Kızılnehre rîzân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b ·
metinde göster ·
… mâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki
buçuk
sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübâre …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… den kılıç geçen ibâdullahın hadd [u] pâyânı yok idi. Hulâsa-i kelâm, kâmil yedi
buçuk
sâ‘at {kâr-zâr eylediler kim eğer Kahramân-ı bî-emân ol kâr-zârda olsa Nerîmân- …
Ve'l-hâsıl yigirmi beş aded sâhib-i fetvâ imzâsıyla sadrıa‘zam telhîsiyle (---)(---) [katline hatt-ı şerîf sâdır olup] yeniçeri ve cebeci ocakları mâh-ı şevvâlin onuncu gün yevm-i selâse idi, orta Câmi‘de tekrâr meşveret edüp Atmeydânı'na bir mütekellim âdem gönderüp çorbacı-ı mezbûru katl edince cümle} yeniçeri ve cebeci ocağı ve gayrı askerî tâ’ifesi Hazret-i Risâlet-penâhın sancağ-ı şerîfi dibinde cem‘ olup cümle meşâyihân fukarâlarıyla tevhîd ü tezkîr ederek sadrıa‘zam ve yeniçeri ocağı ve cümle asker tâ’ifesi Atmeydân'ın ve Yeni Câmi‘in yedi tarafdan kapuların asker ihâta edüp Atmeydânı'nın iki başından yeniçerileri Atmeydânı'na dolup sadâ-yı Allah Allah ile tarafeynden gülbâng-ı Muhammedî sadâsı cihânı dutdu. Hemân Atmeydânı'nda olan pür-silâh sipâh yiğitleri yeniçeri üzre küheylân atların Atmeydânı'nda at bırağup bir hücûm etdiler kim hakkâ bârekallah ancak olur. Niçe âdemi dendân-ı tîğdan ve rîh-ı bî-emân-ı sinândan geçirüp bî-bâk ü bî-pervâ merkezlerinde karâr edüp yine yeniçeri cânibinden varan atlılar yine birbirlerine hücûm edüp bir epeyce elbeşti dahi etdiler. Ammâ bu hücûmda niçe sipâh hâk-i mezellete düşüp Yeni Câmi‘ hareminden kafadârları gelüp şehîdlerin aldılar. Hemân yeniçeri çavuşları ve çorbacıları yeniçeriye "Koma kurdlarım" deyüp tâ vasat-ı meydâna köpek cengi ederek geldiklerinde sipâh Atmeydânı'nda kalmayup cümle Yeni Câmi‘ haremine mâl-â-mâl olup cümle demir kapuları seddidüp demir pencereleri sedd [ü] siper edüp içerden taşra yeniçeriye kurşum ve oku bârân-ı la‘net gibi yağdırup ân-ı vâhidde yüz yetmiş yeniçeriyi şehîd ve niçe yüz âdem mecrûh olup sipâh siper ardında yeniçeri Atmeydânı'nda kaldı ve sipâh minârenin altısına dahi çıkup pür-nakıl olup minâreler ve harem kubbeleri üstünden Atmeydânı'nda yeniçerilere eyle kurğuşum urdular kim yeniçeri bî-emân kaldı. Âhir yeniçeriler Ahmed Hân Türbesi tarafındaki Kurrâ kubbeleri ve medrese kubbeleri ve niçe hânelerin dâm [u] bâmları üzre çıkup Yeni Câmi‘ haremi içre olan sipâha kurşumu eyle yağdırdılar kim bu kerre sipâhın atları kurşum zahmından sipâhları târmâr edüp niçe yüzü de kurşumdan helâk olup hemân yeniçeriler Atmeydânı'ndan "Allah" ile demir pencerelerden ankebût-vâr urûc edüp taşra harem kapuların kırup hücûm edince cümle sipâh Yeni Câmi‘in iç haremine mâl-â-mâl olup derûn-ı câmi‘e dahi girüp mahsûr olup harem pencerelerinden taşra haremde olan askere oku kurşumu urup taşrada olan asker cân ve baş kaydına düşdüler. Hikmet-i Hudâ Yeni Câmi‘in altı minâresinin kapuları taşra hareme vâkı‘ olmuşdur. Hemân yeniçeriler minârelerin kapuların kırup dal-kılıç minâreden yukaru çıkdıklarında celeb sipâhlar kuşluk vaktinde öyle ezânı okumağa başlayup niçesin minârede katl ve niçesin kayd-bend ile "vakitsiz ezân okuyan yalancı mü’ezzinin hâli budur" deyü aşağı indirüp kelle paça ederlerdi. Ba‘dehû yeniçeriler altı aded minârelerden iç harem içre olan sipâha havaliden eyle kurşumlar urdular kim beyâz mermer-i hâm üzre pembe-misâl cesed-i insândan cereyân eden hûn-ı ahmer-gûndan cümle mermerler la‘l-gûn oldu. Bu hâli sipâh görüp haremin üç kapusun açup yeniçeriler üzre üç yerden dal-satûr-ı sipâh olup fakîrlerden câmi‘e avdet eder kalmayup cümlesi yeniçeri destinde şehîd oldular. Niçe yüzü câmi‘-i şerîf içre girüp kapandılar. Yine pencerelerden câmi‘ içre kurşumlar urup câmi‘ kapuların kal‘ edüp dal-sâtûr-ı Bektâşî urarak câmi‘ içinde ibrişim haliçeler üzre sipâh kırarak kimi namâz kılarak kırılırdı, kimi Kur’ân-ı azîm okuyarak Hazret-i Osmân gibi şehîd olarak kırılırdı. Câmi‘in cemî‘î der-i dîvârında ve câmlarında ve kıbâblar üzre mestûr olan kurşumlarda kurşum darbından bir rahnedâr olmadık yer kalmamışdı ve derûn-ı câmi‘de Kelâm-ı İzzet'i gerdeninde iken gerdeninden kılıç geçen ibâdullahın hadd [u] pâyânı yok idi. Hulâsa-i kelâm, kâmil yedi buçuk sâ‘at {kâr-zâr eylediler kim eğer Kahramân-ı bî-emân ol kâr-zârda olsa Nerîmân-ı nerm-râm olurdu. Veyâhud perhâş-ı bî-kârda ceng-cûyân olan dilâverân-ı mübârizânın merdâneliklerin Rüstem-i zamân ve Zâl-ı bî-amân istimâ‘ etse meddâhân-ı sipâhiyân ol[urdu]. El-kıssa yeniçeri bî-hisâb sipâhiyân bî-tâb olmağıla cenge iktidârları olmayup "El-firâru mimmâ lâ yutak, min süneni'l-mürselîn" mâ-sadakınca sipâhın karârı firâra mübeddel olup her biri bir cânibe perîşân oldular. Sipâhdan bî-aded ve yeniçeriden mürd az oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371b ·
metinde göster ·
vakıyye gelir âbdâr hoş-hâr ayvası olur kim Hudâ âlimdir rub‘-ı meskûnda nazîri …
Memdûhâtından birer buçuk vakıyye gelir âbdâr hoş-hâr ayvası olur kim Hudâ âlimdir rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur ve ayva perverdesi ve ayva reçeli memdûh-ı âlemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6b ·
metinde göster ·
… mdır. Bu mahalli ubûr edüp (---) sâ‘atde Acıçay nâm mahalli dahi güzer edüp iki
buçuk
sâ‘at dahi gidip
Bu dahi Haleb eyâleti hâkinde deryâdan bir ok menzili ba‘îd bir cebel-i âlî eteğinde şekl-i murabba‘ seng-trâş bir kal‘a-i savaşdır. Sene (---) târîhinde kayâsıralar binâsıdır. Sene 922 târîhinde Selîm Hân Mısır'a giderken ahâlîleri mutî‘ olmuşlardır. Hâlâ Payas niyâbetidir. Dizdârı ve neferâtları vardır ammâ yeniçeri serdârı ve kethüdâyeri yokdur. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur ve kal‘a içre bir câmi‘i ve neferâthâneleri vardır. Neferâtları Haleb defterdârından ulûfe-i mu‘ayyenelerin alırlar (---). Ve kal‘ayı ubûr edüp leb-i deryâda Sakaldutan Beli-misâl bir bel vardır. Ne‘ûzübillah şeb [u] rûz harâmîleri eksik değildir. Haleb'in Çum Kürdleri karârgâhı harâmîler durağı mahûf u muhâtara yerlerdir kim kuttâ‘u't-tarîklerin piyâde kemîngâh yerleridir kim gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu mahalli ubûr edüp (---) sâ‘atde Acıçay nâm mahalli dahi güzer edüp iki buçuk sâ‘at dahi gidip
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 21a ·
metinde göster ·
… ınca bir cây-ı menâs bulmaya iktidârları olmayup kudurmuş kelb-i akûr gibi yedi
buçuk
sâ‘at germ-â-germ ceng savaş u perhâş oldu kim bu dağlardan Ma‘ânoğlu'ndan berü …
Der-akab paşa-yı re’y [u] tedbîr cümle askeri piyâde edüp cengi harbîlere tarralar urulup cümle asker ceng-i azîm olan mahallere varmayup Şâmlı Osmân Ağa bir koldan ve Delibaşı bir koldan ve Üsküdar cenginde Gürcî Nebî ile firâr eden Çomar Bölükbaşı bir koldan ve dörd yüz iç ağaları leb-i deryâdaki yalçın kayalardan ve'l-hâsıl on yedi yerden alarka dağlar içinden girüp tâ mahall-i cenge vardıkda bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurunca cümle Dürüzî ve Timânîler sadâ-yı Allah Allah'ı istimâ‘ edince akılları başlarından gidüp mukaddemâ giceden pusuda basılan 39a bayraklar altında inhizâma yüz dutan guzât-ı Müslimîn tâze cân bulup iki asker meyânında Dürüzî-i bî-dînleri meydân-ı muhabbetde kalup mısrâ "Neresi yâ neresi, cây-ı selâmet neresi" mazmûnınca bir cây-ı menâs bulmaya iktidârları olmayup kudurmuş kelb-i akûr gibi yedi buçuk sâ‘at germ-â-germ ceng savaş u perhâş oldu kim bu dağlardan Ma‘ânoğlu'ndan berü böyle bir ceng-i Murtezâ Alî olmamışdır. Âhir kimi kayalardan kendüyi deryâya atup gark kimi gark-ı ırk olup pâre pâre oldu. Kimi dendân-ı tîğ-i âteş-tâb ile kellesi galtân olup vakt-i asrda üç bin aded Cebrî, Kaderî ve Nusayrî ve Timânî bî-mezheb Mervânî şemşîr-i âteş-tâbdan geçüp ba‘de'l-asr Nakura Boğazı yüz bin âlâm-ı şedâyid-i renc-i anâ ile ubûr olunup vakt-i gurûbda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b–39a ·
metinde göster ·
… eyninde iki kefere gemisi birbirlerine sarılup şehr-i Akka önüne gelüp kâmil üç
buçuk
sâ‘at-ı nücûmî ceng-i azîm edüp Akka şehri içre cümle halk top güllesinden firâ …
Mukaddem gelen küffâr kalyonunun akîbince bir küçücük potaç kalyoncuk bu kâfir gemisinin ardı sıra kovarak ol dahi orsa bayrakların ve yeşil alemin küşâde kılınca cümle kırmızı fesli guzât-ı müslimîn kalyonun kıçı ve başı ve palavrası üzre sîneçâk {gâzîler} sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup fi'l-hâl dağ pâresi-misâl küffâr gemisine bir kat alabanda top-ı evvel urup küffâr dahi ana urup bir yaylım tüfenk başdan [ve] kıçdan serpüp kâfir gemisine sarılup la‘în küffâr mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup niçe bin hıyel ü şeytanatlar edüp Cezâyirli'den alarka olup derûn-ı keştîden savt-ı hazîn ile bir gûne turompete frenk boruları çalınca şehr içre olan balyoz kâfirleri Murtezâ Paşa'ya ve kadıya ve Sıfet hâkimine mâl bezl etmeğe başladılar. Murtezâ Paşa, "Görelim neye müncer olur" deyü ığmâz-ı ayn edince hemân Cezâyirli derûn-ı dilden yine kâfire sarılmağa hücûm edince küffâr yine bâdbânların küşâde edüp "kal‘a altı budur" deyüp cân havliyle gemilerin karaya düşürüp yatup cümle kâfirleri taşra dökilüp kal‘a altına geldiler. Cezâyirli bu kerre hâ’ib [ü] hâsir tıramola edüp liman içre gelirken anı gördük, liman ağzından iki pâre dağ gibi kalyonlar yelkenlerin döküp haçlı bayrakların açup limana girince ardı sıra yeşil alemli iki galyon al ve ala fesli asker ile kat-ender-kat Cezâyirliler bu iki gemiyi kovarak liman-ı azîme dâhil olunca hemân evvel giren Cezâyirlinin küçük gemisi iki kâfir galyonunun önün alınca iki kâfir gemi yelkenlerin ısdınkaya urup cenge âheng-i teng edüp üç İslâm gemisi mâbeyninde iki kefere gemisi birbirlerine sarılup şehr-i Akka önüne gelüp kâmil üç buçuk sâ‘at-ı nücûmî ceng-i azîm edüp Akka şehri içre cümle halk top güllesinden firâr edüp yetmiş seksen mikdârı âdem şehr içre şehîd ve bilâ-hisâb mecrûh olup minârede mü’ezzin salâ verirken minâre gülle darbından münhedim olup mü’ezzin firâr etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41b ·
metinde göster ·
… mmâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki
buçuk
günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muz …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer
buçuk
karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı …
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
… ri dahi cümle âmâde olup on iki bin güzîde paşa askeri çıt-a-çıt durup tamâm üç
buçuk
sâ‘atde bu asker-i deryâ-misâl yerlü yerinde mükellef mükemmel oldukda paşa-yı …
Andan paşa askeri dahi cümle âmâde olup on iki bin güzîde paşa askeri çıt-a-çıt durup tamâm üç buçuk sâ‘atde bu asker-i deryâ-misâl yerlü yerinde mükellef mükemmel oldukda paşa-yı kâmkâr "Sa‘d sâ‘atdir!" deyü Bismillah ile eynine zırhın giyüpdür. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
… Acem ceyşi üzre bu Sercem sahrâsında Allah Allah deyüp hücûm idince kâmil yedi
buçuk
sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm ü neberd-i elîm olup tarafeynden kırk bin benî Âdem …
beyti gelir. Hemân serdâr-ı dilîrin cür’et ve şecâ‘at regleri hareket edüp Süleymân Hân'ın dahi Ucân yaylağından asker üzre ebyâta münâsib imdâda geleceğin haberi gelince hemân Serdâr İbrâhîm Paşa 304b cenge âmâde oldukda gerüde Tebrîz cânibinden Süleymân Hân fermânıyla Gîlân Hânı Muzaffer Hân ve Hân-ı Nahşevân ve Timur Şâh neslinden Mirzâ Hân bi'l-cümle bunlar on yedi bin asker ile imdâda gelüp hemân ol ân İbrâhîm Hân amân u zamân vermeyüp Acem ceyşi üzre bu Sercem sahrâsında Allah Allah deyüp hücûm idince kâmil yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm ü neberd-i elîm olup tarafeynden kırk bin benî Âdem dendân-ı tîğdan geçüp Osmânlı askeri mansûr u muzaffer olup bî-hadd ü bî-kıyâs mâl ile muğtenim olup kırk bin kelle ârâyiş-i nîze edüp Tebrîz kurbünde Ucân yaylasında kelleleri Süleymân Hân'ın pây-ı serîrine rîzân etdiklerinde cümle ser-i kârda olanlara Süleymân Hân hil‘at-i fâhireler ve menâsıb-i âlî ile çörekler ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 304a–304b ·
metinde göster ·
… esi dâ’iren-mâdâr, Bağdâd-ı üstüvâr yigirmi sekiz bin sekiz yüz adımdır kim iki
buçuk
fersahdan iki yüz adım eksik kal‘adır. Zîrâ her fersah on iki bin adımdır. Bu h …
Ve kal‘a dîvârı üzre âheste âheste yürümek ile kal‘a-i Bağdâd'ın çâr kûşesi dâ’iren-mâdâr, Bağdâd-ı üstüvâr yigirmi sekiz bin sekiz yüz adımdır kim iki buçuk fersahdan iki yüz adım eksik kal‘adır. Zîrâ her fersah on iki bin adımdır. Bu hisâb üzre sûr-ı Bağdâd iki fersah ve dörd bin sekiz yüz adım ihâta eder kal‘a-i kebîrdir. Mîl hisâbı üzre kal‘a-i Bağdâd yedi mîl sekiz yüz adım ziyâdedir ve her mîl dörder bin adımdır. Eğer mîl hisâbı ve eğer Ekrâd melmak hisâbı üzre kal‘a-i Bağdâd (---) sâ‘atde devr olunur. Ammâ Şattu'l-Arab'ın cenûb tarafı kûşesinden Akkapu cânibinden tâ İmâm-ı A‘zam tarafındaki kal‘a-i Bağdâd kûşesine gelince kal‘a-i Bağdâd'ın handakı hârici kenârıyla hisâr-ı Bağdâd'ın dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil otuz bin hatve-i levendânedir. Ammâ handakı ol kadar amîk değildir, ammâ altmış zirâ‘ enlidir. Şattu'l-Arab tuğyân ile cereyân itse handak Şattu'l-Arab ile leb-ber-leb olur. Ve Akkapu tarafı handakı gâyet vâsi‘ ve arîz ve amîkdir. (---) kat kal‘a dîvârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340a ·
metinde göster ·
… â bu kasabada Dülhû nâm bir Kürd gördüm. Bi-emr-i Hudâ merd-i Hudâ'nın kaddi üç
buçuk
zirâ‘ ide. Başı Adana kabağı veyâhûd Van lahanası veyâhûd nehr-i Sakarya kenârı …
Hikmet-i Hudâ bu kasabada Dülhû nâm bir Kürd gördüm. Bi-emr-i Hudâ merd-i Hudâ'nın kaddi üç buçuk zirâ‘ ide. Başı Adana kabağı veyâhûd Van lahanası veyâhûd nehr-i Sakarya kenârında Geyve kasabası kavunu kadar kelle-i zî-devleti var idi. Gözleri uğu kuşu gözleri gibi müdevver idi ammâ hikmet-i Sânı‘-ı Hallâk-ı âlem ol mehîb âdem gözlerinin kapakların kıpsa sâ’ir benî Âdem gibi ığmâz-ı ayneyn etmeyüp gözleri bınarı yerinden gözleri kuyruğu tarafıyla gözleri pilelerin ya‘nî göz kapakların yanına kayardı. Ve burnu Mısır'ın ve Mora diyârının mor patlıcanı kadar minkârî burnu var idi. Ve dudakları gûyâ şütür-leb idi. Ve dendânları gâv-ı Isfahân kadar idi. Ve kıtifeyninde birer âdem otursa yerim dar diyemezdi. Ve hikmet-i garîbenin biri dahi ol kimesnenin sekiz bıyığı var idi. Evvelâ büyük bıyığı aslîsi demm-i binâ-gûşuna erdikden sonra ziyâdesin arakıyyesi içre kor idi. Ve arakıyyesi bir kile Sa‘îrd pirinci alırdı. Ve iki bıyığı dahi burnu deliklerinden taşra sarkmış idi. Ve iki bıyığı kulakları deliğinden taşra çıkmış idi. Ve iki kaşları dahi birer karış bıyık gibi sarkmış idi. Bu minvâl üzre meşrûh olur sekiz adet sâhib-i şevârib bir ağreb ü garâ’ib âdem idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 388a ·
metinde göster ·
… âbeti ve nedîmliği hidmetinde olup bu kasrın nakşı ve târîhleri bahânesiyle bir
buçuk
senede on yedi kîse ihsânın ve on kîse kuruşluk hedâyâ in‘âmın görmüşdüm. Hudâ …
Zîrâ ol vezîr-i rûşen-zamîrin bu Erzurûm'da gümrük kitâbeti ve hazînesi kitâbeti ve nedîmliği hidmetinde olup bu kasrın nakşı ve târîhleri bahânesiyle bir buçuk senede on yedi kîse ihsânın ve on kîse kuruşluk hedâyâ in‘âmın görmüşdüm. Hudâ garîk-i rahmet ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 17b ·
metinde göster ·
… berâber bir vezîria‘zam olup pâye kat‘ etmişsin. İmdi benim birâderim, ben bir
buçuk
sene vezîria‘zam oldum. Senin nîm sâ‘at mühre mâlik olduğun kadar olmadı. Bu dü …
Melek Paşa eydir: "İmdi birâder, çünki yarım sa‘at mühür sâhibi oldun. Başımıza berâber bir vezîria‘zam olup pâye kat‘ etmişsin. İmdi benim birâderim, ben bir buçuk sene vezîria‘zam oldum. Senin nîm sâ‘at mühre mâlik olduğun kadar olmadı. Bu dünyâ çirkâbı bir hayâl-i hâb gibidir" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19a ·
metinde göster ·
… z-ı büldân: Rub‘ dâ’ire irtifâ‘ıyla iklîm-i hâmisde bulunup tûl-ı nehârı on beş
buçuk
sâ‘at ve dokuz derece ve iki dakîkadır. şeb-i yeldâları kezâlik eyledir. Arz-ı …
Manzara-i ekâlîm-i arz-ı büldân: Rub‘ dâ’ire irtifâ‘ıyla iklîm-i hâmisde bulunup tûl-ı nehârı on beş buçuk sâ‘at ve dokuz derece ve iki dakîkadır. şeb-i yeldâları kezâlik eyledir. Arz-ı beledi seh sehdir ve tûl-ı arzı ahdır(?)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 115a ·
metinde göster ·
… dır ve cümle yetmiş aded kayagan örtülü evlerdir. Andan yine taraf-ı lodosa bir
buçuk
sâ‘at gidüp,
Karye-i Çeltikçi: Bir dereli zemînde bâğlı ve bâğçeli ve bir câmi‘li müselmân köyü ve ze‘âmetdir. A‘yânı Osmân Ağa ve Ya‘kûb Ağa'dır ve cümle yetmiş aded kayagan örtülü evlerdir. Andan yine taraf-ı lodosa bir buçuk sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175b ·
metinde göster ·
… b gulâm-ı mehtâblar bey‘ ü şirâ olunup bir avretin iki elinde iki evlâdıyla bir
buçuk
guruşa fürûht olduğu sicill-i şer‘de mastûr oldu.
Hemân ol ân cemî‘i mâl-ı ganâ’im metâ‘ esîrlerimiz meydân-ı mahabbete çıkarup fürûht olunup aslâ akçe etmeyüp bir guruşa on yaşına pençe-i âfitâb gulâm-ı mehtâblar bey‘ ü şirâ olunup bir avretin iki elinde iki evlâdıyla bir buçuk guruşa fürûht olduğu sicill-i şer‘de mastûr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 12a ·
metinde göster ·
… demekdir kim özge temâşâ kapudur. Ve bu hakîr piyâde olup bu kal‘ayı kâmil bir
buçuk
sâ‘atde dâ’iren-mâdâr devr edüp temâşâ etdim.
Ve şimâl cânibinde bir kapusu üzre mefret cinler tasvîr eylemişler kim görenin aklı gider. Macar lisânı üzre bu kapuya fma (...), ya‘nî ecinne kapusu demekdir kim özge temâşâ kapudur. Ve bu hakîr piyâde olup bu kal‘ayı kâmil bir buçuk sâ‘atde dâ’iren-mâdâr devr edüp temâşâ etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 29a ·
metinde göster ·
sene Sadrıa‘zam olup Deli Hüseyin Paşa'ya imdâdlar gönderüp zamân-ı sadâretleri …
Ve bir kerre sene 1060 bir buçuk sene Sadrıa‘zam olup Deli Hüseyin Paşa'ya imdâdlar gönderüp zamân-ı sadâretlerinde cezîre-i Girid içre Deli Hüseyin Paşa kal‘a-i Retime ve kal‘a-i Seline ve yedi pâre kılâ‘-ı müstahkemler feth edüp sene 1061 sadâretden ma‘zûl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 49a ·
metinde göster ·
ay zevk u safâlar ile cümle a‘yân [u] eşrâf ile cihân sohbetleri ve Hüseyn Bayk …
Şehrine dâhil olup kâmil iki buçuk ay zevk u safâlar ile cümle a‘yân [u] eşrâf ile cihân sohbetleri ve Hüseyn Baykara işretleri ederek hamd-i Hudâ eyyâm-ı şitâ mürûr edüp eyyâm-ı bahâr geldi, derken hikmet-i Hudâ tekrâr Kanije kal‘asında Yentür Hasan Paşa'dan ve Seğitvar kal‘asında Gürcî Mehemmed Paşa'dan ve Budin'de Serdâr Ali Paşa'dan ve kal‘a-i Üstürgon'da Çerkez Bekir Paşa'dan ve Novigrad kal‘asında Hamza Paşa'dan ve Leve kal‘asında Çatrapatra Ali Paşa'dan ve Ustolni-Belgrad kal‘asında Hacı Mustafâ Paşa'dan cümle feryâdcılar gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 139a ·
metinde göster ·
… çün kışı şedîd olur. Ve biz bu Beç'de iken atvel-i nehârı mahallî idi, on sekiz
buçuk
sâ‘at ve bir dakîka idi.
Ve bu Beç kal‘ası Alaman dağı eteğindedir. Kışı gâyet katı olup sâ’ir diyârlardan üç ay evvel kışı gelir. Bu kal‘ayı muhâsara eden bir yıl mukaddem Budin'de meştâ edüp hemân nevrûzdan mukaddem kar alaca olmağa başlayınca asker-i İslâm ile Beç altında kar üzre meks edüp sâ’ir tedârikler görülünce evvelbahârda gelüp deryâ-misâl Tatar askerin Âl-i Osmân ordusu etrâfında kondurup kâfiristânın her tarafların vurdurup Beç'e imdâda gelen leşker-i küffârı kırdırup kal‘ayı murâd üzre muhâsara etmek gerek, zîrâ bu kal‘a-i Beç iklîm-i sâdisde bulunup ilm-i usturlâb üzre be-kavl-i Batlîmûs-ı hakîm bu beldenin arz-ı beledi (---)(---) ve tûl-ı nehârı (---)(---) olup (---) derîce (---) ve dakîkadır. Anıniçün kışı şedîd olur. Ve biz bu Beç'de iken atvel-i nehârı mahallî idi, on sekiz buçuk sâ‘at ve bir dakîka idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 55b ·
metinde göster ·
… tâ İslâmbol'dan Nemse'nin elçisi iki yılda Beç'e gelince bizim elçi Beç'de iki
buçuk
yıl ekall-i mâ-yekûn bir yıl, bir buçuk yıl otururmuş. Bu hakîrin aklı başından …
Hâsıl-i kelâm bu temâşâları ve niçe yüz bin gûne yazılması mümkin değil acâ’ibât [u] garâ’ibâtları seyr-i temâşâ etdiğimizden sonra iki ay on yedi gün Beç şehrinden zevk u safâlar edüp ve çeşm-i ibretler ile niçe bin ucûbe-i dehrden şeyler görüp cümle vekâyı‘âtı ve cümle dilberânlarıyla sohbet-i hâslar etdiğimiz tahrîr eylesek hemân şehr-i Beç evsâfı bir mücelled kitâb olur, ammâ gördüğümüz devlet-i âlî ve belde-i gâlî azîm olmağile çâsâr-ı bâ-vakârın her ne kadar sikadan musâhib nedîmleri ve ne kadar vüzerâ vü vükelâları var ise anlar ile cümle âşinâ olup anlardan haber aldım ki bizim elçi paşa tâ İslâmbol'dan Nemse'nin elçisi iki yılda Beç'e gelince bizim elçi Beç'de iki buçuk yıl ekall-i mâ-yekûn bir yıl, bir buçuk yıl otururmuş. Bu hakîrin aklı başından gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 72b ·
metinde göster ·
… lda Beç'e gelince bizim elçi Beç'de iki buçuk yıl ekall-i mâ-yekûn bir yıl, bir
buçuk
yıl otururmuş. Bu hakîrin aklı başından gidüp,
Hâsıl-i kelâm bu temâşâları ve niçe yüz bin gûne yazılması mümkin değil acâ’ibât [u] garâ’ibâtları seyr-i temâşâ etdiğimizden sonra iki ay on yedi gün Beç şehrinden zevk u safâlar edüp ve çeşm-i ibretler ile niçe bin ucûbe-i dehrden şeyler görüp cümle vekâyı‘âtı ve cümle dilberânlarıyla sohbet-i hâslar etdiğimiz tahrîr eylesek hemân şehr-i Beç evsâfı bir mücelled kitâb olur, ammâ gördüğümüz devlet-i âlî ve belde-i gâlî azîm olmağile çâsâr-ı bâ-vakârın her ne kadar sikadan musâhib nedîmleri ve ne kadar vüzerâ vü vükelâları var ise anlar ile cümle âşinâ olup anlardan haber aldım ki bizim elçi paşa tâ İslâmbol'dan Nemse'nin elçisi iki yılda Beç'e gelince bizim elçi Beç'de iki buçuk yıl ekall-i mâ-yekûn bir yıl, bir buçuk yıl otururmuş. Bu hakîrin aklı başından gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 72b ·
metinde göster ·
… â bu cezîre-i kâfiristânda seyâhat ve ticâret ve ziyâret yokdur. Bir yıl ve bir
buçuk
yıl nice mahpûs gibi durulur" deyü tefekkür ederken hikmet-i Hudâ "İzâ erâdellâ …
"Ayâ bu cezîre-i kâfiristânda seyâhat ve ticâret ve ziyâret yokdur. Bir yıl ve bir buçuk yıl nice mahpûs gibi durulur" deyü tefekkür ederken hikmet-i Hudâ "İzâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehu" mazmûnunca hikmet-i Bârî yârî kılup İşpanya ve Kızkral ve Danimarka ve Donkarkız ve'l-hâsıl yedi kralların vezîrleri ba‘de's-sulh edâ-yı hidmetleri tamâm olduklarında cümle vezîrler kraldan gitmeğe me’zûn olduklarında hemân bu hakîr dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 72b ·
metinde göster ·
yılda yine Beç kal‘ası berâberliğinde sahrâ-yı (---) konup Beç kal‘ası sağ tara …
Andan iki buçuk yılda yine Beç kal‘ası berâberliğinde sahrâ-yı (---) konup Beç kal‘ası sağ tarafımızda on iki sâ‘at yerde kalup ol gün bu (---)(---) varoşunda zevk u safâlar edüp şehri seyr-i temâşâ etdik. Beç kal‘ası içinde kralın dedesi İstifani Kral binâ etdiği manastırın vakfı bir şehr-i müzeyyendir. Gerçi kal‘ası kal‘ası yokdur, ammâ gâyet latîf ve ma‘mûr şehirdir. Cümle üç bin aded kiremit örtülü bâğ ve bâğçeli ve yedi manastırlı ve çârsû-yı bâzârlı şehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75a ·
metinde göster ·
sene yedi krallık yeri bâlâda tahrîr olunduğu vech-i meşrûh üzr[e] yedi krallık …
Andan bizim elçimiz Kara Mehemmed Paşa ile Nemse çâsârına hakîr bile gidüp Alman diyârın niçe zamân 85b seyr-i temâşâlar edüp ba‘dehu Nemse çâsârının papinta hattıyla iki buçuk sene yedi krallık yeri bâlâda tahrîr olunduğu vech-i meşrûh üzr[e] yedi krallık yeri geşt [ü] güzâr edüp üçüncü yılda Budin vezîri Gürcî Mehemmed Paşa'ya gelüp müşerref olduğumuzda {hakîre} Eğre ve Tımışvar ve Varat eyâletlerinin kal‘a yoklamaların ihsân edüp bâlâda tahrîr olunduğu üzre mezkûr eyâletlerin cemî‘i kal‘alarını seyr-i temâşâ ederek kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp Beç ve Prak ve Bahr-i Muhît ve Donkarkız ve Danimarka ve İsfaç ve Çeh ve Tot vilâyetlerinden üçüncü yılda hamd-i Hudâ yine sıhhat [ü] selâmetle mukaddemâ sene (---) târîhinde fethinde bulunduğumuz kal‘a-i Varat'a gelüp vâsıl oldukda Varat vâlîsi Arnavud Hısım Mehemmed Paşa sarâyında meks edüp şeb [ü] rûz şeref-i sohbetleriyle müşerref olup kal‘a-i Varat'ı ve varoşu ve bâğ-ı İremlerin seyr-i temâşâ ederdim, ammâ feth etdiğimizde asâkir-i İslâm elinde harâb u yebâb idi, ammâ şimdi ol kadar ma‘mûr u âbâdân olmuş kim kal‘ası ve rabâtları ve mahallât [ü] cevâmi‘leri ve bâğ u bâğçeleriyle gûyâ bâğ-ı İrem Ürd-i behişt olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 85a–85b ·
metinde göster ·
… Bire sen hoş geldin" deyü sergüzeşt [ü] serencâmlarım ve yedi krallık yeri iki
buçuk
yılda seyâhat etdiğim bir şemme nakl etdiğimde vâfir hazz edüp hakîre bir konak …
"Hay cânım Evliyâ Efendi, bire safâ geldin. Yâ biz seni Beç kralından Alman vilâyetlerine gitdi işitdik. Bire sen hoş geldin" deyü sergüzeşt [ü] serencâmlarım ve yedi krallık yeri iki buçuk yılda seyâhat etdiğim bir şemme nakl etdiğimde vâfir hazz edüp hakîre bir konak döşedüp ulûfe ve ta‘ayyünâtlar verüp kâmil bir hafta anınla dahi zevk u safâlar edüp ba‘dehu andan dahi Boğdan beğine ve Tatar hâna ve hânzâdelere mektûblar ve iki yorga ve üç bârgîr ve iki çuka ve iki kumâş ve üç yüz guruş ve refîkler [alup],
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
… up cengi sabâha alıkodular, zîrâ mukaddem suyun karşu tarafında küffâr ile yedi
buçuk
sâ‘at ceng-i azîm-i Cingizî ve bu kadar küffâr mâlların beri cânibe ötdürünce t …
Hân hazretleri sulha aslâ rızâ vermeyüp ihtiyâten taburun etrâfına karavullar koyup cengi sabâha alıkodular, zîrâ mukaddem suyun karşu tarafında küffâr ile yedi buçuk sâ‘at ceng-i azîm-i Cingizî ve bu kadar küffâr mâlların beri cânibe ötdürünce tang vakit oldu ve Cingiz gâzîleri bî-tâb u bî-mecâl kaldı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114b ·
metinde göster ·
… olduğundan memdûh değildir, ammâ kirazı [ve] vişnesi ve eriği ve elması ve bir
buçuk
vukıyye ak ekmeği bir akçeye ve bir vukıyye koyun eti iki akçeye ve sığır lahmı …
{Memdûhâtından}: Ve şehrin iki başında Karasuyun yemîn ü yesârında bâğ u bâğçeler bî-hisâbdır, ammâ üzümü türş lezzetde olduğundan memdûh değildir, ammâ kirazı [ve] vişnesi ve eriği ve elması ve bir buçuk vukıyye ak ekmeği bir akçeye ve bir vukıyye koyun eti iki akçeye ve sığır lahmı bir akçeyedir, ammâ "Kuzu eti dahi kâmil değildir" deyü Tatar kavmi kuzu eti yemezler, ammâ at eti üzre alırken gavga edüp şehîd olurlar, zîrâ at eti hem mukavvî ve hem hâzımu'l-ifrât bir lahm-ı mu‘tedildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 135a ·
metinde göster ·
Ve dahi beyâz etmeği ve semîn eti birer vukıyyesi birer akçeyedir. Ve bir
buçuk
vukıyye sığır eti ve deve eti bir akçeyedir, ammâ at etinin vukıyyesi iki akçey …
Ve dahi beyâz etmeği ve semîn eti birer vukıyyesi birer akçeyedir. Ve bir buçuk vukıyye sığır eti ve deve eti bir akçeyedir, ammâ at etinin vukıyyesi iki akçeyedir. Ve şehir içre kara dud ağaçlarından çok bir tirek yokdur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
… Selîm Hân silihdârı olup bile seyâhat eden Selîm-nâme nâm tevârîhinde cümle üç
buçuk
yıl seyâhatlerin ve ceng ü cidâllerin mufassal tahrîr etmişdir, ve's-selâm.
Andan Selîm Şâh müstakil pâdişâh-ı Cem-azamet olup refîk-ı yâr-ı sâdıkı olan Temrik Bay'ın ricâsıyla bu Temrik kal‘asın Temrik Bay mu‘temed olup binâ etdiğiyçün Temrik Bay kal‘asıdır, ammâ müverrihân-ı Tatar hâk-i Berber-zemîn derler. İşte sebeb-i binâsı ve vech-i tesmiyesi budur. Hattâ Selîm Hân silihdârı olup bile seyâhat eden Selîm-nâme nâm tevârîhinde cümle üç buçuk yıl seyâhatlerin ve ceng ü cidâllerin mufassal tahrîr etmişdir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 146a ·
metinde göster ·
… fecr olup namâz kılınır. Yatsı namâzının vakti yokdur. Şeb-i yeldâsı cümle bir
buçuk
sâ‘at ve üç derece ve iki dakîkadır.
Cümle yigirmi aded kiliseleri mâ-tekaddem selâtîn câmi‘ler[i] imiş. Cümle ikişer ikişer minâreli manastırlardır. Ve elli kadar ma‘mûr Heşdek kavmi mesâcidleri vardır. Bu şehirde yedi gün meks edüp dörder vakit namâz kılardık. Bu diyârda aslâ yatsı namâzı kılınmaz, zîr[â] vakt-i salât-ı ışâ şer‘-i şerîf üzre yokdur. Hemân pirinç pilavı suyun kaynadup pirincin salup yağ ile haşlayup pilav olacak mahalde salât-ı fecr olup namâz kılınır. Yatsı namâzının vakti yokdur. Şeb-i yeldâsı cümle bir buçuk sâ‘at ve üç derece ve iki dakîkadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 173a ·
metinde göster ·
… eks etdiler. Hakîr yanına varup görüşdükde Alman'dan berü Nemse çâsârına ve iki
buçuk
yılda yedi krallık yeri geşt [ü] güzâr edüp Erdel'e ve Eflak ve Boğdan'a ve Kır …
Nehr-i Cayık'dan azmış gelmiş bir göl kenârında bir sarp ağaç kal‘adır. Kışda kıyâmetde kal‘aya girüp tâze cân bulduk. Bir sebük-rûh kapudanı ve hatmanı var, iki bin askere mâlikdir. Hikmet-i Bârî yârî kılup bu mahalde 174b Maskov kralı tarafından Âl-i Osmân'a bir azîm elçi dahi gelüp mukaddemâ bizimle Terek kal‘asından berü gelen küçük elçi bu elçinin yanında muzmahil olup küçük elçi büyük elçiye kethudâ olup Sorotakirmen'den azîm toplar atılup şâdımânlar olup on bin askeriyle kal‘anın enderûn [u] bîrûnunda meks etdiler. Hakîr yanına varup görüşdükde Alman'dan berü Nemse çâsârına ve iki buçuk yılda yedi krallık yeri geşt [ü] güzâr edüp Erdel'e ve Eflak ve Boğdan'a ve Kırım Hânı Mehemmed Geray Hân ile Dağıstân pâdişâhına gidüp üç yılda çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’id ve sergüzeşt [ü] serencâmım nakl edüp Nemse çâsârının verdiği pasaporta hattını gösterdiğimde ayağa kalkup hattı yüzüne ve gözüne sürüp hakîrden dünyâlar kadar hazz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174a–174b ·
metinde göster ·
… Ve Ağrıboz kazâsıdır kim nâ’ibi hükm eder. 250a Ve kal‘ası leb-i deryâdan bir
buçuk
mîl ba‘îd karada bir yerlü gök kaya başına vâki‘ olup mukâbelesinde limanı yokd …
Hukemâdan bir Batlîmûs kral binâsıdır. Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Mehemmed Hân'ın Koca Mahmûd Paşası fethidir. Ve Ağrıboz kazâsıdır kim nâ’ibi hükm eder. 250a Ve kal‘ası leb-i deryâdan bir buçuk mîl ba‘îd karada bir yerlü gök kaya başına vâki‘ olup mukâbelesinde limanı yokdur, ammâ yanında cânib-i kıbleye nâzır bir hûb ve latîf lenger-endâz edecek limanı vardır. Kal‘ası evc-i âsımâna berâber serbülend bir püşte-i âlî üzre şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî seng binâ bir kal‘a-i ra‘nâcıkdır. İçinde ancak yigirmi kadar evcikdir. Bir câmi‘i var, gayri dükkân ve hammâm ve hândan bir eser-i binâ yokdur. Ancak su sarnıçları ve cebehâne mahzenleri ve gılâl anbârları ve dizdârı ve seksen kadar merdüm-hisârı vardır. Ve bir kapusu cânib-i (---) nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 249b–250a ·
metinde göster ·
… an odacıklar vardır. Ve aşağı şehirden bu büyük kapuya gelince yokuş yukaru bir
buçuk
sâ‘atde çıkılır cihân-nümâ bir bâb-ı azîmdir kim şeb [ü] rûz dîdebânları ve nig …
Ve cümle beş aded sedd-i sedîd kapuları vardır ammâ dördü dâ’imâ mesdûd durup hîn-i muhâsarada açılır küçük kapulardır. Ancak cânib-i garba nâzır büyük kapu aşağı varoşa işler. Amma bu kapu üç kat kavî ve metîn demir kapulardır. Ve her katı mâbeynleri birer bölme hisâr dîvârlarıdır. Ammâ ibtidâ aşağı büyük kapudan içeri bölme hisârcıkda aslâ evler yokdur. Ancak kapunun iç yüzünde kal‘anın kapucuları oturacak bir lonca yeri var ve üç aded mağârâdan odacıklar vardır. Ve aşağı şehirden bu büyük kapuya gelince yokuş yukaru bir buçuk sâ‘atde çıkılır cihân-nümâ bir bâb-ı azîmdir kim şeb [ü] rûz dîdebânları ve nigâhbânları ve bevvâbânları pür-silâh âmâdedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 258a ·
metinde göster ·