… asker andan şükrân üzre olmayup mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya verdiler. Ol dahi
bu derde
vâlih [ü] hayrân kalup yetmiş sekiz gün ma‘zûl edüp zorbaların zûr-ı bâzûları i …
Yeniçeri ocağında Kara Mezâk re’yiyle mührü Dâvûd Paşa'ya verdiler. Yine andan mührü alup Mısır'dan ma‘zûl Merre Hüseyin Paşa'ya verdiler. Cümle asker andan şükrân üzre olmayup mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya verdiler. Ol dahi bu derde vâlih [ü] hayrân kalup yetmiş sekiz gün ma‘zûl edüp zorbaların zûr-ı bâzûları ile mührü Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdiler. Ol dahi hazîne-i pâdişâhîyi bezl etmeğe başlayup tekrâr mührü Merre Hüseyin Paşa'ya verdiler. Ammâ Haccâc-ı zâlim olup dîvân-ı pâdişâhîde kadı‘askereyn huzûrlarında bir monlâyı alt edüp iki yüz asâ urdular. Cümle ulemâ ve sulehâ bu hâli istimâ‘ edüp Sultân Mehemmed câmi‘ine şeyhülislâm ile cem‘ olup mâbeynden müftî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63a ·
metinde göster ·
… vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm
bu derd-i
serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gib …
Âhir-i kâr, fakîr gulâmın beden-i batlimusu günden güne tulum gibi olmadan sönüp tulum cildi buruşup vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm bu derd-i serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki küreği arasından ve enseden yine depesine gelince cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gulâmın vücûd-ı nâzenîni kıp kırmızı akîk-i yemenî-vâr çıkup eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… eşde ve ravza ve karadüzen ve ıklık çalup gezerler, ayıb değildir. Cümle a‘yânı
bu derde
mübtelâlardır.
Bir müfîd ü muhtasar câmi‘i ve bir hânı ve bir kesîf hammâmı ve yedi aded mekteb-i sıbyânı ve yedi yerde sebîlhânesi ve kırk elli aded dükkân-ı kârhânesi vardır. Bunlardan mâ‘adâ imâristânı yokdur. Ammâ avret çengilerine ol diyârda gûyende derler, gâyet çokdur. Alâ mele’i'n-nâs hâne-be-hâne çöğür ve çeşde ve ravza ve karadüzen ve ıklık çalup gezerler, ayıb değildir. Cümle a‘yânı bu derde mübtelâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 129b ·
metinde göster ·
… i ve niçe atları gark olup guzât-ı müslimîn hayli rahne görürler. Asker-i İslâm
bu derd-i
ser meşakkatinden halâs olup mürtefi‘ yerlere nakl ederler.
Ve bâlâda tahrîr olunan su arkları zamân-ı kadîmde bu şehrin maşrık cânibindeki kenârlardan akar imiş. Süleymân Hân vezîri Sarı Rüstem Paşa seraskerlik ile bu vilâyete konar. La‘în küffâr bir gece bu arkların nehr-i Sava kenârlarında arkların bendlerin alup bu Sirem sahrâsı deryâ-misâl olup asâkir-i İslâm'ın niçesi ve niçe atları gark olup guzât-ı müslimîn hayli rahne görürler. Asker-i İslâm bu derd-i ser meşakkatinden halâs olup mürtefi‘ yerlere nakl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
… ri bu Fiyameng diyârına mahsûsdur. Gerçi cümle fireng uyuzlardır, ammâ bunların
bu derdlerine
devâ olmağiçün Cenâb-ı Hak bu nilva ağacın halk edüp meyvesinin yağın sürünürle …
Hikmet-i Hudâ fireng uyuzu dedikleri bu Fiyameng diyârına mahsûsdur. Gerçi cümle fireng uyuzlardır, ammâ bunların bu derdlerine devâ olmağiçün Cenâb-ı Hak bu nilva ağacın halk edüp meyvesinin yağın sürünürler ve yaprağının suyun yüzlerine ve gözlerine dürtünürler. Hattâ hakîr teberrüken berk-i bârından getirüp esvâblar içine kodum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… ından ba‘zı efsâneci tiryâkîler yine bârân-ı la‘net yağıyor derlerdi, ammâ yine
bu derd-i
seri çekerek menzile ererlerdi. Lâkin herkes niçe yüz bin derd-i belâ ve renc-i …
Ve bu menzilde Kanije'den ve Seğitvar kal‘alarından bin araba yükü zahîre imdâd gelüp ibtidâ atların ba‘dehu âdemlerin yüzü gülüp orduda sehel şâdımân oldu, ammâ yine bârân-ı rahmet göz açdırmadığından ba‘zı efsâneci tiryâkîler yine bârân-ı la‘net yağıyor derlerdi, ammâ yine bu derd-i seri çekerek menzile ererlerdi. Lâkin herkes niçe yüz bin derd-i belâ ve renc-i anâ çekerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
Öbür toykun ve iki sunkur kuşlarım sağ kalsın deyü ölen kuşun kündeleri ve cılkısın ayakları ve boğazından alup lâşeden (...) ve cığaların yolup gevdesin bırakdım, zîrâ bu hûş [u] tuyûr ve kedi ve köpek makûlelerine mezârsız derler, ya‘nî yere gömmezler. Anıniçün hakîr de bu toykunun lâşesin hâk-i mezellete atup geçdik, zîrâ bugünkü gün Çerkez'den perîşân olup sovuk cehennem azâbın çekerek giderken bir kimesnenin seyishânesi yıkılsa hüddâmları yükletmek ihtimâli olmayup geçüp giderlerdi. Netîce-i kelâm bu derd-i belâları niçe gün çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192a ·
metinde göster ·
ser ile niçe zamân serserî gezüp cümle pâdişâhlara tasaddur etmişken cemî‘i pâd …
Hulagu Hân dahi bu derd-i ser ile niçe zamân serserî gezüp cümle pâdişâhlara tasaddur etmişken cemî‘i pâdişâhlar ve krallar kıtında hor hakîr olup âhır-ı kâr derdinden Mecûsî mezhebinde mürd olup yeri dâru'l-bevâr olup yerine oğlu Abaka Hân müstakil pâdişâh olup cemî‘i pâdişâhlara nâmeler gönderüp tecdîd-i bî‘at ederler. İllâ Kırım'da Bereket Hân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 198b ·
metinde göster ·
halâs olursa, Hazret-i Îsâ'ya bağışladım. Âhiretde nikâh ile alsın" deyü nezr e …
"Eğer kızım bu derdden halâs olursa, Hazret-i Îsâ'ya bağışladım. Âhiretde nikâh ile alsın" deyü nezr etdükde eğer ol kız sıhhat bulursa babası ahde vefâ edüp bu deyre me’kûlât [u] meşrûbâtıyla gönderüp bunda mürde olunca bir et parçacığı yemeğe hasret olup ölürler. Bir temâşâgâh deyrdir, ammâ gayri deyrler gibi mükellef değildir. Huddâmları yine fertûte zen-i pîrezenlerdir. Kefereleri içeri deyre komazlar ammâ ba‘zı müselmânları ol deyre koyup seyr Y 225a olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y224b–Y225a ·
metinde göster ·
mübtelâ olup anırup gezerler. Hattâ Hâsekî paşanın bir müteferrikası meshûr olu …
Ve bu şehir Azrak Câdû vilâyeti olmağile nisvânları sihr isyâniyle âdemi hımâr ederler. Niçe bî-çâreler bu derde mübtelâ olup anırup gezerler. Hattâ Hâsekî paşanın bir müteferrikası meshûr olup kahvede ve bozahânede beyne'l-halk hımâr-vâr anırır. Ve cümle halkı dahi meshûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y391a ·
metinde göster ·
… lâhî idi. Şimdi devrimiz tamâm olup bu ibâdethânemize bu hâl oldu. Ve bizler de
bu derde
giriftâr olduk" deyü cevâb etdiler.
"Bu âteşgede üç bin altı yüz senedir kim sönmemiş idi. İbâdethânemiz bu nûr-ı ilâhî idi. Şimdi devrimiz tamâm olup bu ibâdethânemize bu hâl oldu. Ve bizler de bu derde giriftâr olduk" deyü cevâb etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y401a ·
metinde göster ·
elîmi dâ’imâ çekerler. Bunu ziyâret edüp yine cenûba Y 403a Nîl çetince sekiz …
Bu azîzin havfından cümle ehl-i kal‘a taşrada sâkinlerdir. Derûn-ı kal‘ada aslâ bir âdemî-zâd yokdur. Ziyâretine varanlar kal‘a kapusundan içeri dâhil olunca pây-bürehne varırlar. Kal‘ada değil bu kal‘a binâ olunduğu cezîrede bir kimse tebevvül ü tegayyuz etmeğe kâdir değillerdir. Tekâzâ-yı hâceti gelirse de üç gün ve beş gün olursa da kabız durur, tâ ki Nîl kenârına varmayınca def‘-i hâcet edemez. Bu hâk-i amber-pâkde koyundan ve at ve deveden gayrı hayvân besleyemezler, zîrâ necâsetleri necâset-i galîzadır. Tâ bu mertebe ulu sultândır kim bu cezîrede bir kimesne fi‘l-i şenî‘ edemez ve harâmî ve zâlim giremez ve kimse teşelşül edemez. Meşhûr-ı âfâk kutb-ı ale'l-ıtlâk mutasarrıfînden ulu sultândır. Ve halkı mü’min ü muvahhidîn Berberî kavmidir. Hastaları ve ma‘sûmları def‘-i hâcet etdükde mecurlara eder, ba‘dehu tâ Nîl'e dökerler. Bu derd-i elîmi dâ’imâ çekerler. Bunu ziyâret edüp yine cenûba Y 403a Nîl çetince sekiz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y402b–Y403a ·
metinde göster ·