… erdir. Ve Cum‘abâzârı cisrinden Şeyh deresiyle tâ Hacı Ahmed bostânı'na varınca
bu dere
üzre on yedi yerde alçacık yaya âdem ubûr edecek iskele cisrleri vardır, cümles …
Bu cisrlerden mâ‘adâ Piyâlepaşa deresine varınca on bir haşeb cisrlerdir. Ve Cum‘abâzârı cisrinden Şeyh deresiyle tâ Hacı Ahmed bostânı'na varınca bu dere üzre on yedi yerde alçacık yaya âdem ubûr edecek iskele cisrleri vardır, cümlesi pranka zencîrler ile bağlıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 126b ·
metinde göster ·
olan sun‘-ı Hudâ-yı Bîçûn çınâr ve kavak ve servi ve bîd-i sernigûn ve sâ’ir eş …
Ve bu derede olan sun‘-ı Hudâ-yı Bîçûn çınâr ve kavak ve servi ve bîd-i sernigûn ve sâ’ir eşcâr-ı azîmler var kim her biri evc-i semâya peyveste olmuş dıraht-ı müntehâlardır, gûnâ-gûn çemenzâr soffalar ve musallâ soffaları ve uyûn-ı câriyeler ile halk olunmuş teferrücgâh-ı Selîmî'dir. Bu mesîregâhın sebebiyle kurbünde kasaba-i Büyükdere amâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138a ·
metinde göster ·
… ma 173a deresin ve Tozkoparan deresin ve Çoban deresin ve Kanlı deresin cümle
bu dereleri
rahmet karıyla asker-i deryâ-misâl doldurup depme ile cümle püşt-i pâ urup yerl …
Ve bu karcıbaşı hükmünde İslâmbol etrâfında karlığ-ı hazâyin-i rahmet tokuzdur. Ammâ neferâtları yokdur, hîn-i şitâda rahmet-i berf yağdıkda bizzât sadrıa‘zam ve yeniçeri ağası ve bostâncıbaşı ve kapudan paşa, bunlar cümle iki kerre yüz bin eli kürekli ve kızaklı asker olup Okmeydânı'nda Atıcılar tekyesi dibinde Hünkâr karlığın ve Hasan karlığın ve Şücâ‘ karlığın ve Lenduhâ karlığın cemapur askeri üşüp karları hammâm kubbesi gibi top edüp yuvarlıyarak karlıklar içine itiverirler. Cümle leb-ber-leb berf-i rahmet oldukdan sonra yine Okmeydânı'nda Dîvdâr deresin ve Kepez deresin ve Ganîzâde deresin ve Eyne Ayazma 173a deresin ve Tozkoparan deresin ve Çoban deresin ve Kanlı deresin cümle bu dereleri rahmet karıyla asker-i deryâ-misâl doldurup depme ile cümle püşt-i pâ urup yerleşdirirler kim gûyâ yekpâre yahkend olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172b–173a ·
metinde göster ·
cânib-i erba‘asındaki dağlardan cem‘ olup nehr-i Kerkük'e mahlût olur. Bir seng …
Evsâf-ı mutalsamât-ı Zağapa Deresi: Bu dere cânib-i erba‘asındaki dağlardan cem‘ olup nehr-i Kerkük'e mahlût olur. Bir sengistân dereli yerde yüz evli bir köyü vardır. Re‘âyâları cümle Yarmeni'dir. Bu kayada zamân-ı kadîmde bir kenz var imiş. Mağarasının kapusundan içeri bakdukda cümle cevâhir ve altun ve gümüş avânî râyegân imiş. Ammâ bâb-ı gârda iki dâne kılıç, biri inmede ve biri çıkmada. Niçe kerre kılıçlar önüne gemi direkleri koyup ol ân direği iki pâre edermiş. Ârif-i billahın biri gelüp ilm ile dahme-küşâlık edüp ana müyesser olur. Hâlâ ol gâr zâhirdir, ammâ genci nâ-zâhirdir. Bu Zağapa deresinde bir mutalsam-ı acîb dahi vardır derler, ammâ hakîr görmedim. Andan kalkup 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
… kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler
bu dere
içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın ka …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… a bu gün ceng olur, ha yarın ceng olur, ya taht u ya baht olup halâs olur, deyü
bu derece-i
sa‘îrde ayda birer guruş içün beklemeden bîzâr olup firâr edenlerden çok âdemi …
Herîf-i zarîf eyitdi: "Bizim hâlimiz ve hânın hâl-i pür-melâli köpek hâlidir kim siz Taht-ı Van'a geldikden berü tırış kelb gibi açız. Ha bu gün ceng olur, ha yarın ceng olur, ya taht u ya baht olup halâs olur, deyü bu derece-i sa‘îrde ayda birer guruş içün beklemeden bîzâr olup firâr edenlerden çok âdemi hân katl etdi 266a ve sizin böyle gelişünüz hânı ve bizi helâk etdi. Hatta dünki gün hânın bâğın cümle asker basup cemî‘i zahîresin alup hânda bir dane habta kalmadı ve re‘âyâ ise ûlâ bi't-tarîk aç u zâc ve bir daneye muhtâc, hâli harâb re‘âyâlardır. Girüden de Diyârbekir askeri gürleyüp gelmede. Cümle hân askeri vâveyletân-ı Kapân arasında kapandılar" deyü niçe müferrihne haberler söyleyüp Paşa herîfe on altun verüp âzâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b–266a ·
metinde göster ·
… âh Deresi: Bu mahal Acem'in Çevlân Sultân hudâdunda Gâzîkıran ile mâbeynlerinde
bu dere-i
Kuyâh, Şâh Gediği'dir. Garb tarafı Osmânlı'nın Gâzîkıranlısıdır. Bu Şâh Gediği' …
Menzil-i Kuyâh Deresi: Bu mahal Acem'in Çevlân Sultân hudâdunda Gâzîkıran ile mâbeynlerinde bu dere-i Kuyâh, Şâh Gediği'dir. Garb tarafı Osmânlı'nın Gâzîkıranlısıdır. Bu Şâh Gediği'nde olan Kuyâh Deresi eyle bir deredir kim gûyâ hıyâbân-ı gülistân-ı İrem'dir. Niçe yüz bin elvân şükûfenin râyiha-i tayyibesinden âyende vü revendegânın dimâğları mu‘attar olur. Ve şâhrâh-ı câddenin tarafeynine bîd-i ser-nigûnlar ve servi vü sanavber ü ar‘ar ve şimşâd u çınar dırahtların hendese üzre dikmişler. Aslâ âdeme âfitâb-ı âlem-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Böyle bir hıyâbân-ı Kuyâh deresidir. Ammâ zâlim derede sene 992 târîhinde Cığalazâde Sinân Paşa sû-i tedbîri sebebiyle Serâv cenginde münhezim oldukda firâr eden asker-i İslâm'ın ardın önün Acem ve Ekrâd alup bu Kuyâh deresinde kıra kıra tamâm edüp nâm içün yine şühedâları kenâr-ı râha defn etmişler. Alî Yâr Paşa ve Tireli Fazlı Paşa ve Vâsi‘ Alîsi Defterdâr Paşa ve Ferrûh Beğ bunlardan gayrı niçe yüz a‘yânların kabirlerinin seng-i mezârlarına ism ü resimlerin yazmışlar, hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmışlar. Ammâ Tebrîz ve Rûmiyye hânlıkları Osmânlı destinde iken yazmışlardır, deyü nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 289b ·
metinde göster ·
… lı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir tarafından kal‘aya zafer mümkin değildir.
Bu derelerin
mâbeyninde vâki‘ olmuş seng-i hârâlar üzre bir kal‘a-i yed-i kudretdir kim her …
Bu gûne ta‘rîf u tavsîfden murâd oldur kim bu kal‘a-i İmâdiyye cemî‘i Kürdistân'ın ve Arab u Acem'in tâ ortasında vâki‘ olmuş kal‘adır kim cânib-i etrâfında olan seng-i hârâlarında niçe kerre yüz bin gûne murg-ı vahşî âşiyân dutmuş İmâdeddîn kal‘asıdır. Cânib-i (---) urûc olunur. Ancak bir yolu vardır ve cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden nişân verir mahsûldâr âb-ı revânlı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir tarafından kal‘aya zafer mümkin değildir. Bu derelerin mâbeyninde vâki‘ olmuş seng-i hârâlar üzre bir kal‘a-i yed-i kudretdir kim her tarafından aşağı nazar edenin zehresi çâk olur. Gerçi böyle seng-i bâlâ üzre niçe sa‘b hisâr-ı metîneler var ammâ daracık kal‘a-i sağîrelerdir. Ammâ bu İmâdiyye şâhikası bir vâsi‘ sahrâlı ve çemenzâr yerli ve hân sarâylı ve bâğlı u bâğçeli ve servî dırahtlı ferah-fezâ yalçın kayalı zemîndir kim bu kûh-ı bülendi bir âdem (---) sâ‘atde devr eder. Niçe yeri 378a arz-ı hâlî olduğundan mâ‘adâ şehrin cümle mezâristânı kal‘a içindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 377b–378a ·
metinde göster ·
… tte Diyârbekir üzre giderken bu Bitlis deresinden geçer. İnşâ’llâh Koca Melek'i
bu dere
içre tâ Eşekderesi'ne varınca topa tutulmuş maymuna döndürüp eşek gibi bar bar …
"İnşâ’llâh bu kışda ve kıyâmetde Van'dan ma‘zûldür. Erzurûm üzre bu şitâda gidemez. Sevâhil diyârdır, deyü elbette Diyârbekir üzre giderken bu Bitlis deresinden geçer. İnşâ’llâh Koca Melek'i bu dere içre tâ Eşekderesi'ne varınca topa tutulmuş maymuna döndürüp eşek gibi bar bar bağırdup ve cümle tevâbi‘lerin zâr zâr anırdup üryân ü büryân u giryân edüp Boynueğri Mehemmed Paşa'ya etdiğim gibi Melek'in başına yesteh-i bârânzede hâvrûzı döküp necâsetle yüzleri ve gözleri mutellâ ve münecces ola ve birkaç bildiğim mümtâz iç gulâmlarıyla cümle tuğ u tabl ve alemin alam" deyü yemîn-i billâh ve kasem-i tallâh etdikde cümle huzzâr-ı meclis taraf taraf "Ma‘kul eydirsiz hânım" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… ânsın. Ol Allâh hakkı derûnum âteşinden şöyle böyle edem dedim, ammâ eğer Melek
bu dereçeye
gelende men anı ihsân [u] in‘âm ile utandurup tâ Diyârbekir'e varana dek zahîre …
Hân eyitdi: "Âferim Evliyâ! Hakkâ ki nân u nemek hakkın bilir merd-i meydânsın. Ol Allâh hakkı derûnum âteşinden şöyle böyle edem dedim, ammâ eğer Melek bu dereçeye gelende men anı ihsân [u] in‘âm ile utandurup tâ Diyârbekir'e varana dek zahîresin verüp evlâdlarımı ve hân etdiği oğlum Ziyâeddîn'i bilesince koşup ‘Tâ Diyârbekir'e varana dek hidmetinde olalar’ deyü fermân eylesem gerek idi" deyü niçe bin lâf u güzâflar urdu, ammâ gün-be-gün Bitlis şehri içre niçe bî-günâh mazlûmları iftirâ-yı mahz edüp "Sen Melek Ahmed Paşa'yı bu diyâra getirmeğe bâ‘is u bâdî olduğuz" ve "Haydar Kethüdâ çerâğısınız" deyü niçe ibâdullâhları Bitlis kal‘ası burcundan aşağı âdemleri atup pâre pâre olup niçesin kılıç üşürüp rîze rîze ederlerdi. Ve kimin Bâğ kayalarından ve Dehdîvân ve Âvih kayalarından dest ber-kafâ bağlı âdemleri endâht edüp garîb-i benî Âdem tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp zemîne nüzûl etdikde sad pâre olup herîse olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
Hakîr dahi "Fî-emânillâh bir gün beni de bir hâl ile
bu derelerde
böyle yok ederler", deyü yokuş yukaruya çıkarken anı gördüm. Hân kendi atın gön …
Hakîr dahi "Fî-emânillâh bir gün beni de bir hâl ile bu derelerde böyle yok ederler", deyü yokuş yukaruya çıkarken anı gördüm. Hân kendi atın gönderüp "Binsin de gelsin" demiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11b ·
metinde göster ·
… gece kalkup ılgar ile Karadeniz kenârıyla gidüp Hoca deresin atlar ile geçdik.
Bu dere
sol tarafda Durujunka vilâyetinden gelüp bu mahalde Karadeniz'e munsabb olur kü …
Ve bu mahalde Karadeniz'den tuz çıkup kal‘a neferâtının mevâcibleri memlahadan hâsıl olurdu. Anda cümlemiz bir dere içre ormanlığa girüp atlara yemler asup etrâfımıza karavullar koyup atlara yemler kesdirüp yine ol gece kalkup ılgar ile Karadeniz kenârıyla gidüp Hoca deresin atlar ile geçdik. Bu dere sol tarafda Durujunka vilâyetinden gelüp bu mahalde Karadeniz'e munsabb olur küçük sudur. Ol suyu geçüp Karadeniz kenârınca taraf-ı şimâle 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54a ·
metinde göster ·
… ğlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilüp kal‘a
bu derelerin
ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna ser çekmiş gûnâ-gûn yalçın kayalar üzre şek …
Bu kal‘anın cânib-i erba‘ası çep çevre birer top menzili ba‘îd havâleli dağlardır, ammâ Gırıblan dağı pek yakın havâledir kim Melek Ahmed Paşa'nın bir gulâmı bu kayadan derûn-ı hisârda olan küffârın birisinin başına bir ok urup kâfiri depeledi. Tâ bu mertebe karîb bir ok menzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna ser çekmiş gûnâ-gûn yalçın kayalar üzre şekl-i müseddes bir şeddadî seng-i tırâş ahcârât-ı mücellâlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Gerçi havâleleri çokdur, ammâ aşağı kal‘a dibine varıldıkda kal‘anın zirve-i a‘lâsı semâda kalır. Bir vecih ile bu kal‘aya yürüyüş olmayup zafer mümkün değildir. İllâ muhâsara ile yâhûd havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân ile vere edüp feth ola, ammâ bu kal‘a gûyâ bir kâse içindedir. Etrâfları kâse kenârları havâlesi yerleridir. Kal‘anın kendisi kâse içinde bir sivri pilav depesidir. Ancak bir yolu ve bir kapusu var. İçinde küffâr mâl-â-mâl olup hamd-i Hudâ asker-i İslâma bir top atmayup etrâf [u] eknâfların guzât-ı müslimîn nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular, ammâ kal‘a döğülmedi ve bu Kilis'in cânib-i garbındaki dağ başlarından leb-i deryâda kâfirin İspilet kal‘ası nümâyân idi. Andan kalkup bir azîm dereler içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138a ·
metinde göster ·
içre cereyân ederek Gâzî İsâ Beğ kemerleriyle cereyân ederek inüp şehr-i Üsküb' …
Ve bu Kaçanik'den akan nehr-i (---) bu dereler içre cereyân ederek Gâzî İsâ Beğ kemerleriyle cereyân ederek inüp şehr-i Üsküb'ün hân u câmi‘ u hammâm u medreselerine taksîm olur azîm hayrâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 169a ·
metinde göster ·
Musik nâm su çıkar, bu Musik dağlarından tulû‘ edüp nehr-i Tımış'a mahlût olur.
Bu dere
içre çektiğimiz bârân-ı rahmeti Hudâ bilür. Cümle asker mâldan ve cândan bîzâr …
Musik nâm su çıkar, bu Musik dağlarından tulû‘ edüp nehr-i Tımış'a mahlût olur. Bu dere içre çektiğimiz bârân-ı rahmeti Hudâ bilür. Cümle asker mâldan ve cândan bîzâr olup yatacak ve duracak yerler kalmayup bârân-ı rahmet askere matar-ı la‘net oldu. Andan 5 sâ‘at yine cânib-i şarka,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2a ·
metinde göster ·
… altı aded esîrlerimiz öldü. Ve mukaddemâ arabada olan şehîdimiz şişüp koktu. Ve
bu derenin
iki cânibi evce berâber kayalar üzre şâhin ve ispiri ve zağanos yuvaları var. H …
Ba‘dehu ale's-sabâh ol dere içre akan nehr-i Şiçova'yı yüz on üç kerre ubûr ederek cânımızdan bîzâr olduk. Ve elli yerde samakov, ya‘nî demir ma‘denleri kârhâneleri geçdik. Ve eniş ve yokuş ve kaya ve sular geçmeden dahi niçe sığır ve koyunlar kaldı. Ve iki araba dağdan uçup pâre pâre oldu. Ve altı aded esîrlerimiz öldü. Ve mukaddemâ arabada olan şehîdimiz şişüp koktu. Ve bu derenin iki cânibi evce berâber kayalar üzre şâhin ve ispiri ve zağanos yuvaları var. Hudâ hakkıyçün bu âna gelince yigirmi bir yıl seyâhatimde böyle mahûf u muhâtara ve bî-amân dere görmedim. Hattâ bu dere içre kâmil on iki sâ‘at gitdik, aslâ selâmetden bir iz yok.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
… irmi bir yıl seyâhatimde böyle mahûf u muhâtara ve bî-amân dere görmedim. Hattâ
bu dere
içre kâmil on iki sâ‘at gitdik, aslâ selâmetden bir iz yok.
Ba‘dehu ale's-sabâh ol dere içre akan nehr-i Şiçova'yı yüz on üç kerre ubûr ederek cânımızdan bîzâr olduk. Ve elli yerde samakov, ya‘nî demir ma‘denleri kârhâneleri geçdik. Ve eniş ve yokuş ve kaya ve sular geçmeden dahi niçe sığır ve koyunlar kaldı. Ve iki araba dağdan uçup pâre pâre oldu. Ve altı aded esîrlerimiz öldü. Ve mukaddemâ arabada olan şehîdimiz şişüp koktu. Ve bu derenin iki cânibi evce berâber kayalar üzre şâhin ve ispiri ve zağanos yuvaları var. Hudâ hakkıyçün bu âna gelince yigirmi bir yıl seyâhatimde böyle mahûf u muhâtara ve bî-amân dere görmedim. Hattâ bu dere içre kâmil on iki sâ‘at gitdik, aslâ selâmetden bir iz yok.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
… kaddi kalyon direklerin ve gayri niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn ahşâbâtların kırup
bu dereye
döküp kat-ender-kat bir tabur-ı azîm kırıntılık etmiş ve içine yigirmi bin tüfe …
Sitâyiş-i tabur-ı Seykel: Bu tabur mahalli Seykel vilâyeti hudûdunda Kutuh boğazı nâm bir cengelistân ve ormanistân yerde bir dar boğazın yemîn u yesârı evc-i âsumâna münkalib olmuş dağlar üzre semâya ser çekmiş dıraht-ı müntehâlar ile bezenmiş kûh-ı bâlâlardır kim görenin aklı perîşân olur. Ve küffâr-ı dûzah-karâr Macar-ı füccâr kendü hânları ve ehl [ü] iyâlleri vilâyetlerin halâs içün bu Seykel boğazının deresi içre tâ bir dağdan bir dağa varınca minâre kaddi kalyon direklerin ve gayri niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn ahşâbâtların kırup bu dereye döküp kat-ender-kat bir tabur-ı azîm kırıntılık etmiş ve içine yigirmi bin tüfeng-endâz küffâr ile girmiş ve on bin atlı küffâr ile cenge âmâde durmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
… yer dere ve depelere ve dağlara ve bâğlara ol kadar dıraht-ı serâmedleri kırup
bu derece
içine döküp eyle domuz damalar(?) ve hûk-i beyâbân bâmları ve gûnâ-gûn kemîngâh …
Ve bu tabur üzre yedi sıra altmış yetmiş pâre şâhî toplar komuş ve bu taburdan hâric bizden tarafa nîm sâ‘at yer dere ve depelere ve dağlara ve bâğlara ol kadar dıraht-ı serâmedleri kırup bu derece içine döküp eyle domuz damalar(?) ve hûk-i beyâbân bâmları ve gûnâ-gûn kemîngâhları kefereler ile pür eyleyüp bir paçarızlıklar ve gûnâ-gûn hiyel ve şeytanatlar edüp dağı taşı kırıntı edüp kırıntı altından gerüdeki taburlarına gidecek yollar etmiş, taburlarına varmak değil bu kırıntıdan girmek muhâl-ender-muhâl benî Âdem değil gayri zî-rûh kısmı dahi bu kırıntılardan geçmek muhâl.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
… ya ve pîr u cüvâna ve gebr ü tersâya mebzûldur. Bunlar da bu menzilde olmasalar
bu dereden
kuş uçmazdı. Andan Kâsım Ağa bu hakîre yigirmi yiğit tüfeng-endâz refîkler verü …
Bu rabta içre bir kiremit örtülü bir câmi‘ ve bir mescid ve bir hân ve on beş dükkân var, gayri imâret yokdur. Ancak cümle on o kadar Müselmân hâneleridir, mâ‘adâ Bulgar ve Sırf kefereleri evleridir. A‘yândan Kâsım Ağa ve karındaşı Mehemmed Ağaların hâneleri âyende vü revendegâna mihmân-sarây olup ni‘metleri bay u gedâya ve pîr u cüvâna ve gebr ü tersâya mebzûldur. Bunlar da bu menzilde olmasalar bu dereden kuş uçmazdı. Andan Kâsım Ağa bu hakîre yigirmi yiğit tüfeng-endâz refîkler verüp ale's-sabâh cânib-i şarka dağlar ve ormanlar ve niçe bin sürü koyunlar geçüp 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 38b ·
metinde göster ·
… cemî‘i kabr-i münevvereleri ayân u beyândır. Ve Lala şâhin Paşa dahi şehîd olup
bu dere
içre bir soffada medfûn olup ziyâretgâh-ı âyende vü revendegândır. Anıniçün bu …
Allâhümme âfinâ, "Kuş uçmaz ve kulan yürümez" dedikleri bir mahûf u muhâtara ve kemîngâhlı ve sengistânlı bir bî-amân boğazdır kim Rûm ve Arab ve Acem'de Lala derbendi nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir zîk yoldur ve sa‘b beldir. Hattâ bu mahalde Gâzî Hudâvendigâr, ya‘nî Sultân Murâd-ı Evvel vezîri Lala şâhin Paşa yetmiş bin askeriyle bu derbend-i calender-misâlden ubûr ederken Destpot kral nâm dâl-ı la‘în-i bedkâm kemîngâhlardan kırk elli bin kâfirle Lala şâhin Paşa üzre ale'l-gafle çıkup cümle guzât ceng-âşûb ede ede yigirmi bin asker-i İslâm bu mahalde şehîd olup hâlâ şâhrâh üzre cemî‘i kabr-i münevvereleri ayân u beyândır. Ve Lala şâhin Paşa dahi şehîd olup bu dere içre bir soffada medfûn olup ziyâretgâh-ı âyende vü revendegândır. Anıniçün bu mahall-i muhâtaraya Lala şâhin Derbendi derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39a ·
metinde göster ·
Ve bu dağların uçurum olan muhâtara dereleri gûyâ gayyâ dereleri ve derk-i esfel dereceleridir. Hudâ hakkiyçün âdem bu derelere bakmağa cür’et edemeyüp gözleri kararır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
evvelki tahrîr 145a olunan derelerden mel‘ûndur, zîrâ tâ şehrin ma‘mûr ve izd …
Bu dere evvelki tahrîr 145a olunan derelerden mel‘ûndur, zîrâ tâ şehrin ma‘mûr ve izdihâm yerinde vâkı‘ olmuşdur. Hattâ Hacı Balı nâm bir sâhibü'l-hayrât bu gayyâ deresi üzre bir sırât cisr-i azîmin bir kayadan bir kayaya binâ etdirmiş kim hakkâ ki anı yapmak makdûr-ı beşer değildir. Bundan dahi aşağı bakanın zehresi sıyup vücûdu berk-i hazân gibi ditrer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b–145a ·
metinde göster ·
… izler dahi kaçup Dol kasabasından cânib-i garba baş aşağı Dol deresi içre gidüp
bu dere
sağ tarafı üç sâ‘atlik bir topraklı bayırlar olmak [ile] sâfî bâğlardır, sâhibl …
Hakîr gördüm ki bu kasabada âdem ve âdemî-zâd yokdur, âdemleri kaçmış, bizler dahi kaçup Dol kasabasından cânib-i garba baş aşağı Dol deresi içre gidüp bu dere sağ tarafı üç sâ‘atlik bir topraklı bayırlar olmak [ile] sâfî bâğlardır, sâhibleri sağlardır, ammâ mahsûllerin almağa âcizlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149b ·
metinde göster ·
yemîn ü yesârında aslâ bir karış arz-ı hâliye yokdur. Kasaba-i Nevesinlinin ve …
Bu derenin yemîn ü yesârında aslâ bir karış arz-ı hâliye yokdur. Kasaba-i Nevesinlinin ve kasaba-i Lubinlinin ve kasaba-i Lubomirlinin cümle bâğları bu Dol deresindedir. Rûm vilâyetinde ve cemî‘i Firengistân'da bu Dol deresi üzümü memdûhdur. Hattâ bir salkım üzümü dörd beş vukiyye gelir gûnâ-gûn müşk-i amber râyihalı âbdâr ve hoş-hor lezîz üzümü olur ve şırası şîrîn humârsız hamrı olur, derler, ammâ Hudâ'ya ayândır rahm-ı mâderden müştak olalı mükeyyefât kısmından bir şey yeyüp içmemişimdir ve bu Dol deresi bâdesin görmemişimdir. Bu dere-i mezkûru 3 sâ‘atde ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149b ·
metinde göster ·
… ât kısmından bir şey yeyüp içmemişimdir ve bu Dol deresi bâdesin görmemişimdir.
Bu dere-i
mezkûru 3 sâ‘atde ubûr edüp,
Bu derenin yemîn ü yesârında aslâ bir karış arz-ı hâliye yokdur. Kasaba-i Nevesinlinin ve kasaba-i Lubinlinin ve kasaba-i Lubomirlinin cümle bâğları bu Dol deresindedir. Rûm vilâyetinde ve cemî‘i Firengistân'da bu Dol deresi üzümü memdûhdur. Hattâ bir salkım üzümü dörd beş vukiyye gelir gûnâ-gûn müşk-i amber râyihalı âbdâr ve hoş-hor lezîz üzümü olur ve şırası şîrîn humârsız hamrı olur, derler, ammâ Hudâ'ya ayândır rahm-ı mâderden müştak olalı mükeyyefât kısmından bir şey yeyüp içmemişimdir ve bu Dol deresi bâdesin görmemişimdir. Bu dere-i mezkûru 3 sâ‘atde ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 149b ·
metinde göster ·
… nî ağam, biz Yanık kal‘asından iki bin âdem bu mahalle gelüp iki gece idi yatup
bu dereden
gelen geçen Türk askeri üzre çıkalım, şikârlar alalım, Yanığ'a tafra ile varalı …
"Vallâhi yuram, ya‘nî ağam, biz Yanık kal‘asından iki bin âdem bu mahalle gelüp iki gece idi yatup bu dereden gelen geçen Türk askeri üzre çıkalım, şikârlar alalım, Yanığ'a tafra ile varalım derken çaşıtlarımız gelüp bire burada ne durursuz, deryâ gibi Türk askeri üzerinize geliyor, demişler. Askerimizin cânları başlarına sıçrayup yoldaşlarımız kaçmışlar. Biz dahi şu âteş başında iki koyun kebâbımız var idi. Ana muntazır olup birkaç kadeh şarâb ziyâdece içüp uyuya kalmışız. İşte başımıza böyle hâl geldi" dedikde hemân bu kâfirleri soyup bellerine bakdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… eğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâsib görüp küffâr havfinden
bu dere
içinde bu Eski Salâcık kal‘asın yasayup ba‘dehu ensesindeki kayalar üzre mezkûr …
Bi-kavli müverrihân-ı Âl-i Cingiziyân ibtidâ kavm-i Tatar bu Kırım memleketine Ciniviz keferesi elinden mâlik olan sene (---) târîhinde Cuci Hân ve Ertoğmır Hân ile kırk bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr kavimleri bu cezîre-i Kırım'a eye çıkup vâdî-i Kırım'ı geşt [ü] güzâr ederek bir mahalde bir cây-ı menâs beğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâsib görüp küffâr havfinden bu dere içinde bu Eski Salâcık kal‘asın yasayup ba‘dehu ensesindeki kayalar üzre mezkûr kal‘a-i Gevherkirmân'ı, ya‘nî Çufud kal‘asın Ciniviz elinden feth ederler, ammâ bu Eski Salâcık burnundan hazz edüp şarkdan garb tarafına dörd bin adım enli bir dere içinin iki başlarında ve iki câniblerindeki yalçın kayalar evc-i âsumâna berâber serâmed kayalar olup cümle kayaların altları kûh-ı Bî-sütûn gibi boş olup mağâra mağâra inler ve üzerleri şâhîn ve zağanos yuvalı kızıl kayalar olup aslâ bir tarafdan düşman enüp çıkmak mümkin olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp bu dereyi kendülere cây-ı amân bulup bu derenin iki başları daracık olan yerlerine iki başında kayadan kayaya dere ağzına kal‘a dîvârları çekmişler ve birer ağaç kapu yasamışlar. Hâlâ ol kapular durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
… bir tarafdan düşman enüp çıkmak mümkin olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp
bu dereyi
kendülere cây-ı amân bulup bu derenin iki başları daracık olan yerlerine iki ba …
Bi-kavli müverrihân-ı Âl-i Cingiziyân ibtidâ kavm-i Tatar bu Kırım memleketine Ciniviz keferesi elinden mâlik olan sene (---) târîhinde Cuci Hân ve Ertoğmır Hân ile kırk bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr kavimleri bu cezîre-i Kırım'a eye çıkup vâdî-i Kırım'ı geşt [ü] güzâr ederek bir mahalde bir cây-ı menâs beğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâsib görüp küffâr havfinden bu dere içinde bu Eski Salâcık kal‘asın yasayup ba‘dehu ensesindeki kayalar üzre mezkûr kal‘a-i Gevherkirmân'ı, ya‘nî Çufud kal‘asın Ciniviz elinden feth ederler, ammâ bu Eski Salâcık burnundan hazz edüp şarkdan garb tarafına dörd bin adım enli bir dere içinin iki başlarında ve iki câniblerindeki yalçın kayalar evc-i âsumâna berâber serâmed kayalar olup cümle kayaların altları kûh-ı Bî-sütûn gibi boş olup mağâra mağâra inler ve üzerleri şâhîn ve zağanos yuvalı kızıl kayalar olup aslâ bir tarafdan düşman enüp çıkmak mümkin olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp bu dereyi kendülere cây-ı amân bulup bu derenin iki başları daracık olan yerlerine iki başında kayadan kayaya dere ağzına kal‘a dîvârları çekmişler ve birer ağaç kapu yasamışlar. Hâlâ ol kapular durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
… n olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp bu dereyi kendülere cây-ı amân bulup
bu derenin
iki başları daracık olan yerlerine iki başında kayadan kayaya dere ağzına kal‘a …
Bi-kavli müverrihân-ı Âl-i Cingiziyân ibtidâ kavm-i Tatar bu Kırım memleketine Ciniviz keferesi elinden mâlik olan sene (---) târîhinde Cuci Hân ve Ertoğmır Hân ile kırk bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr kavimleri bu cezîre-i Kırım'a eye çıkup vâdî-i Kırım'ı geşt [ü] güzâr ederek bir mahalde bir cây-ı menâs beğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâsib görüp küffâr havfinden bu dere içinde bu Eski Salâcık kal‘asın yasayup ba‘dehu ensesindeki kayalar üzre mezkûr kal‘a-i Gevherkirmân'ı, ya‘nî Çufud kal‘asın Ciniviz elinden feth ederler, ammâ bu Eski Salâcık burnundan hazz edüp şarkdan garb tarafına dörd bin adım enli bir dere içinin iki başlarında ve iki câniblerindeki yalçın kayalar evc-i âsumâna berâber serâmed kayalar olup cümle kayaların altları kûh-ı Bî-sütûn gibi boş olup mağâra mağâra inler ve üzerleri şâhîn ve zağanos yuvalı kızıl kayalar olup aslâ bir tarafdan düşman enüp çıkmak mümkin olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp bu dereyi kendülere cây-ı amân bulup bu derenin iki başları daracık olan yerlerine iki başında kayadan kayaya dere ağzına kal‘a dîvârları çekmişler ve birer ağaç kapu yasamışlar. Hâlâ ol kapular durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
içre kuş uçmaz. Ve bu kayaların arasında âb-ı hayât Aşlama suyu cereyân eder. İ …
Ve bu kapulardan gayri yerden bu dere içre kuş uçmaz. Ve bu kayaların arasında âb-ı hayât Aşlama suyu cereyân eder. İbtidâ bu uyûn-ı câriyenin matla‘ı yine bu mahalde kayalardan hurûc edüp hânların Aşlama bâğ-ı İremi içinde niçe hav[z] u şâzrevânlardan geçüp bâğ-ı Merâmı saky edüp dahi aşağı Salâcık mahalleleri içinde niçe âsiyâb-ı mâları deverân etdirüp andan aşağı Eski Bâğçesarây’ı şehri derelerinden cereyân ederken bu ayna Çürüksu derler, gâyet müsta‘mel sudur içilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
cânib-i şarkîsinde Eski Salâcık yolu ve taraf-ı garbında Eski Yurd yolu ve şimâ …
Ancak bu derenin cânib-i şarkîsinde Eski Salâcık yolu ve taraf-ı garbında Eski Yurd yolu ve şimâlinde Akmescid yolu ve cenûbunda Gözlev kal‘ası yolu var. Bu dörd yoldan gayri Bâğçesarây'a şâhrâh yollar yokdur, ammâ kayalardan keçi gibi tırmanır piyâde yolları elbette çokdur, ammâ gayri yerleri gâyet sarpdır. Ve dörd tarafdan gelen yolların tâ kayaları bâğına gelmeyince aşağı dere içinde Bâğçesarây şehri görünmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 124b ·
metinde göster ·
… yası derelerin geçüp 2 sâ‘at yine ol dere içre tâ kal‘a-i Sudağ'a varınca cümle
bu dereler
içre otuz bin bâğdır kim Kefe vâlîlerine öşr-i sultânî verirler. Ve cümle bu bâ …
Andan yine cânib-i kıbleye 2 sâ‘at gidüp Kurbağa kayasın ve Balık kayası derelerin geçüp 2 sâ‘at yine ol dere içre tâ kal‘a-i Sudağ'a varınca cümle bu dereler içre otuz bin bâğdır kim Kefe vâlîlerine öşr-i sultânî verirler. Ve cümle bu bâğlar Kefelilerindir kim altı ay kâmil yay günlerin Kefe kavmi bu bâğlarda ederler kim Kırım cezîresinde bu Sudak bâğları gibi bâğ-ı Merâm yokdur. Gerçi Menkûb kurbunda ve Kaçı derelerinde ve Balbek bâğları vardır, ammâ bu Sudak bâğlarına mu‘âdil olamaz. Andan bu bâğ-ı Merâmlar içre gidü[p],
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 135a ·
metinde göster ·
… i yanı taşlı gayyâ-misâl Bâğçesarây gibi bir vâsi‘ kayalı dere içine vâki‘ olup
bu derenin
iki başlarında biner evli ma‘mûr pişkövdür. 156a Şehir denilse sezâdır. Ve bu …
Pişköv-i azîm Besnibay: Beği bunda sâkindir. İsmi (---) ve cümle beş bin aded güzîde ceng-âver atlı ve yaya askere mâlikdir kim gâyet tüvânâ ve yarar ve bahâdırân kavimlerdir. Ve bu pişkövün iki yanı taşlı gayyâ-misâl Bâğçesarây gibi bir vâsi‘ kayalı dere içine vâki‘ olup bu derenin iki başlarında biner evli ma‘mûr pişkövdür. 156a Şehir denilse sezâdır. Ve bu Besni kavmi tâ vilâyet-i Çîn ü Fağfûr ve Maskov diyârından sökün edüp gelen Kalmık derdinden böyle sarp kayalı dere içinde vatan edinüp kalmışlardır. Hattâ cemî‘i zamânda bu kavmin ceng [ü] cidâlleri Kalmık kavmiyledir. Hân'a bunlar azîm hedâyâlar ve mahbûb u mahbûbe kızlar ve oğlanlar hedâyâlar verdiler, zîrâ bunlar Hân ile ehli ve vâlideleri tarafından akrabâlardır. Bunda beş gün zevk u safâlar edüp cümle ehl-i sanâyi‘lerin seyr [ü] temâşâ edüp andan cânib-i şarka 3 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155b–156a ·
metinde göster ·
… ) (---) dir. Bir azîm kayalı dere içinde üç yüz aded saz örtülü azîm pişkövdür.
Bu derenin
öte başında tahrîr olunan bir pişköv dahidir, ammâ bu pişköv nehr-i Kümi kurbun …
İsmi (---)(---) dir. Bir azîm kayalı dere içinde üç yüz aded saz örtülü azîm pişkövdür. Bu derenin öte başında tahrîr olunan bir pişköv dahidir, ammâ bu pişköv nehr-i Kümi kurbundadır. Nehr-i Kümi bir kayalı dağlardan gelüp bir merhale yer cânib-i şimâle cereyân edüp giderek Bebirdikaç sahrâsında gâ’ib olur bir âb-ı hayâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157a ·
metinde göster ·
… ]lerin içleri bir vâsi‘ çemenzâr ve nebâtât ve âb-ı hayâtlı sevâd yerlerdir kim
bu dereçelerin
tûlu sekiz sâ‘at hıyâbân-ı İrem derelerdir. Bu derelerin iki cânibleri evc-i se …
Ve bu mezkûr de[re]lerin içleri bir vâsi‘ çemenzâr ve nebâtât ve âb-ı hayâtlı sevâd yerlerdir kim bu dereçelerin tûlu sekiz sâ‘at hıyâbân-ı İrem derelerdir. Bu derelerin iki cânibleri evc-i semâya ser çekmiş yalçın kızıl kızıl mehîb ü mahûf kayalarda şâhîn ve sunkur ve toykun ve karçığa ve karakuş ve devlingeç yuvalı korkunç kayalardır kim altlarında kûh-ı Demâvend-misâl niçe bin mağâralar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
… sevâd yerlerdir kim bu dereçelerin tûlu sekiz sâ‘at hıyâbân-ı İrem derelerdir.
Bu derelerin
iki cânibleri evc-i semâya ser çekmiş yalçın kızıl kızıl mehîb ü mahûf kayalard …
Ve bu mezkûr de[re]lerin içleri bir vâsi‘ çemenzâr ve nebâtât ve âb-ı hayâtlı sevâd yerlerdir kim bu dereçelerin tûlu sekiz sâ‘at hıyâbân-ı İrem derelerdir. Bu derelerin iki cânibleri evc-i semâya ser çekmiş yalçın kızıl kızıl mehîb ü mahûf kayalarda şâhîn ve sunkur ve toykun ve karçığa ve karakuş ve devlingeç yuvalı korkunç kayalardır kim altlarında kûh-ı Demâvend-misâl niçe bin mağâralar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
… in leşkeriyle geldikde kavm-i Noğay dahi cümle ehl [ü] ıyâli ve hayvânâtlarıyla
bu dereye
girüp derenin iki başında kapulara arabaların yığup bî-bâk ü bî-pervâ oturup Ka …
Bu kapu yerinden gayri yerden Borgosan deresine bir pişşe ve bir mûr-ı za‘îf girüp çıkacak yerleri yokdur. Hattâ biz anda iken yine Kalmık küffârları Arslan Beğ-eli Noğayların re‘âyâ etmek içün iki kerre yüz bin leşkeriyle geldikde kavm-i Noğay dahi cümle ehl [ü] ıyâli ve hayvânâtlarıyla bu dereye girüp derenin iki başında kapulara arabaların yığup bî-bâk ü bî-pervâ oturup Kalmık'dan halâs oldular. Ve Borgosan kal‘asına bile çıkmağa kavm-i Noğay ihtiyâc olmadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
üzre haşeb cisri var. Bu taşlı dere kenârında cümle üç yüz aded dükkânlar var a …
Ve bir taşlı dere içre iki tarafı şehir olmak ile bu dere üzre haşeb cisri var. Bu taşlı dere kenârında cümle üç yüz aded dükkânlar var ammâ bezzâzistân-ı kârgiri yokdur. Hattâ ba‘zı zamân bu dere içre cereyân eden nehr-i Pirnaz cûş u hurûş ile gelüp bu dere içre olan dükkânları seyl götürüp yine yaparlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217b ·
metinde göster ·
… üç yüz aded dükkânlar var ammâ bezzâzistân-ı kârgiri yokdur. Hattâ ba‘zı zamân
bu dere
içre cereyân eden nehr-i Pirnaz cûş u hurûş ile gelüp bu dere içre olan dükkânl …
Ve bir taşlı dere içre iki tarafı şehir olmak ile bu dere üzre haşeb cisri var. Bu taşlı dere kenârında cümle üç yüz aded dükkânlar var ammâ bezzâzistân-ı kârgiri yokdur. Hattâ ba‘zı zamân bu dere içre cereyân eden nehr-i Pirnaz cûş u hurûş ile gelüp bu dere içre olan dükkânları seyl götürüp yine yaparlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217b ·
metinde göster ·
… Hattâ ba‘zı zamân bu dere içre cereyân eden nehr-i Pirnaz cûş u hurûş ile gelüp
bu dere
içre olan dükkânları seyl götürüp yine yaparlar.
Ve bir taşlı dere içre iki tarafı şehir olmak ile bu dere üzre haşeb cisri var. Bu taşlı dere kenârında cümle üç yüz aded dükkânlar var ammâ bezzâzistân-ı kârgiri yokdur. Hattâ ba‘zı zamân bu dere içre cereyân eden nehr-i Pirnaz cûş u hurûş ile gelüp bu dere içre olan dükkânları seyl götürüp yine yaparlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217b ·
metinde göster ·
… ef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli sarâyı
bu dere
kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarâydır. …
Ve cümle 3 aded yerde cisr-i memerr-i nâs vardır. Şehrin tâ ortasından cereyân eden (---) ibret-nümâ (---) gûyâ aynu'l-hayât misilli bir berrâk ve pâk billûr-misâl âb-ı hoş-güvârdır kim ibtidâ menba‘ı Bihor dağlarından ve İnebahtı bellerinden gelüp bu şehir içinde mezkûr üç aded cüsûr-ı metîneler altından geçüp bu uyûn-ı cârilerin yemîn [ü] yesâr[r]ı şehr-i azîm ve çârsû-yı bâzâr ve kenârında mükellef kahvehâneler ve voyvadanın havz [u] fıskiyye ve şâzrevân ve maksûreli sarâyı bu dere kenârında bir yalçın kaya sahra-i azîm altında bir musanna‘ ve şîrîn sarâydır. Dahi aşağı nehir kenârınca ma‘mûr tabahâneden aşağı cereyân edüp Esedâbâd kasabasından aşağı Bahr-i Sefîd'e mahlût olur. El-hâsıl bu şehir gâyet sarp ve taşlık içinde daracık ma‘mûr şehirdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246b ·
metinde göster ·
… dere içre sekiz yerde la‘l-gûn kuyumcular şebi çıkar kim bir temâşâ-yı azîmdir.
Bu derede
olan kefere kurâları cümle şeb çıkarmağa me’mûr olup sâ’ir tekâlîf-i şâkkadan m …
Bu mezkûr dere içre sekiz yerde la‘l-gûn kuyumcular şebi çıkar kim bir temâşâ-yı azîmdir. Bu derede olan kefere kurâları cümle şeb çıkarmağa me’mûr olup sâ’ir tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf [u] müsellemlerdir, ammâ müselimler değillerdir. Cümle mîrî mâldır kim defterdâr tarafından başka emânetdir kim yedi yük akçe iltizâmdır. Her kim şeb serîka ederse tecrîm edüp haps-i ebed edüp ma‘dende pây-beste ve dil-haste beste-i zencîr olup esîr gibi hidmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378a ·
metinde göster ·
şeb ma‘d[en]i olduğundan cümle nebâtları ahmer-gûn olup cümle suları da bâde-i …
Bu derede şeb ma‘d[en]i olduğundan cümle nebâtları ahmer-gûn olup cümle suları da bâde-i hamrâ gibi kırmızı-gûn cereyân eder, andan bir mahlûk-ı Hudâ nûş etmez. Âdem sehel nûş etse ağzın buruşdurur. Anıniçün gayri sular ile cereyân edüp gelen balıklar bu şeb suyuna dâhil olunca cümle sermest olup taşra kenâra gelüp cümle kurâ halkı sayd edüp kifâflanırlar, ammâ lezîz semekleri olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378a ·
metinde göster ·
Ve bu dere tâ Muştalı yaylasından tâ Harmanlık hânı kurbunda nehr-i Meriç'e mahlût olunca bu dere dör[d] yüz yigirmi kerre yigirmi sâ‘atlik yerde azâb-ı elîm çekerek geçilir, gayri yol yokdur. İki cânibleri şâhin yuvalı kayalardır kim sa‘âdetlü pâdişâhın şâhincibaşısı hükmünde olup bu kayalarda başka dîdebân sayyâdları vardır kim kemendlerle kayalardan âdemler enüp şâhinleri âsitânelerinden sayd ederler, temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378a ·
metinde göster ·
dör[d] yüz yigirmi kerre yigirmi sâ‘atlik yerde azâb-ı elîm çekerek geçilir, ga …
Ve bu dere tâ Muştalı yaylasından tâ Harmanlık hânı kurbunda nehr-i Meriç'e mahlût olunca bu dere dör[d] yüz yigirmi kerre yigirmi sâ‘atlik yerde azâb-ı elîm çekerek geçilir, gayri yol yokdur. İki cânibleri şâhin yuvalı kayalardır kim sa‘âdetlü pâdişâhın şâhincibaşısı hükmünde olup bu kayalarda başka dîdebân sayyâdları vardır kim kemendlerle kayalardan âdemler enüp şâhinleri âsitânelerinden sayd ederler, temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378a ·
metinde göster ·
… ınca şimâl cânibine dere ile gidilir, şehrin tûlidir kâmil dörd bin adımdır. Ve
bu derenin
iki tarafı bâğ u bâğçeler İremezât-misâl kat-ender-kat şâhnişînler ile ârâste o …
Ve bu şehr-i Kütâhiyye bir küçük şehir görünür ammâ tâ Sultân bâğından Osmân Paşa sarâyı önünden ve Mevlevîhâne ve Kapan cisrinden tâ Meydân mahallesi önünden tâ Çayırbaşı'na varınca şimâl cânibine dere ile gidilir, şehrin tûlidir kâmil dörd bin adımdır. Ve bu derenin iki tarafı bâğ u bâğçeler İremezât-misâl kat-ender-kat şâhnişînler ile ârâste olmuş hânelerdir. Ve mezkûr dereden her hâneye birer ark cârî olup bâğları ve besâtînlerin reyy eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y10b ·
metinde göster ·