Bu eşkâllerden mâ‘adâ kubbe-i azîmin dörd pâye-i azîmlerinin tabaka-i âlîsi nihâyetinde dörd köşede birer melek sûreti vardır. Bilâ-teşbîh biri Cebrâ’îl ve biri Mîkâ’îl ve biri İsrâfîl ve biri Azrâ’îl sûretleridir kim hâlâ kanatların küşâde edüp dururlar kim kadd [ü] kâmetleri perr ü bâlleri ile ellişer zirâ‘ timsâl-i acîbelerdir, tâ Hazret-i Risâlet vücûda gelince bu ferişte sûretleri göbeğinde olan ağızlarından kelimât edüp Cebrâ’îl tasvîri cânib-i şarkda olup olacak alâ’imât ü vakâyi‘âtları ayân edermiş. Ve Mîkâ’îl sûreti cânib-i garbdan düşmen zuhûr eder ve kaht [u] galâ olur deyü haber verirmiş. Ve İsrâfîl sûreti cânib-i şimâlde olacak vakâyi‘âtdan haber verirmiş. Ve Azrâ’îl timsâli cemî‘i dünyâda müte‘ad[did] pâdişâhların mevti haberin verirmiş. Hâlâ ol zikr olunan dörd sûret-i mehîb râyegândır. Ammâ Hazret'den berü tılısmâtları bâtıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… z olunup ma‘rifeti makbûle geçdikden sonra ale'l-ittifâk cümle huzzâr-ı meclis "
Bu ferzende
post müstahakdır" dediklerinde,
"Ve aleykümü's-selâm yâ tâlib-i ma‘rifetillâh ve aleykümü's-selâm yâ ârif-i billâh kâmil-i ayâr" dediklerinde ol ferzendin sağ tarafında nakîb ve sol tarafında çavuş ve yâhûd bevvâb iki elinden ferzendi yine meydâna çeküp cümle ma‘rifeti arz olunup ma‘rifeti makbûle geçdikden sonra ale'l-ittifâk cümle huzzâr-ı meclis "Bu ferzende post müstahakdır" dediklerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149a ·
metinde göster ·
Ve ziyâretgâh-ı Ayn-ı Asâ: Şehrin cânib-i şarkîsi hâricinde nîm sâ‘at ba‘îd zeyl-i Cebel-i Râhib'de kestanelik ormanı içre bir aynü'l-hayat kaynayup cereyân eder. Hazret-i Emîr bu ferah-fezâya varup tecdîd-i vuzû‘ edindikde mübârek dest-i şerîflerindeki asâyile zemîne dürtüp bir âb-ı hayât zâhir olur kim âb-ı hayâtdan nişân verir bir âb-ı hoş-güvârdır. Anınçün asâ suyu nâmıyla şöhret bulmuşdur. Ve Emîr Sultânın ma‘bedhâne soffası var bir çemenzâr yerdir. Gâyet iri kestânesi olur. Cümle aş[ı]lama şecerlerdir kim dânesi kırkar dirhem kestânesi olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b ·
metinde göster ·
… Cümle yetmiş aded mesîregâhları vardır. Evvelâ, Kanlıpınar, Ferhâda bu mahalde
bu fertûte-i
sâhire vü mekkâre avret, "Şîrîn öldü. Dahi ne çalışırsın" deyü Şîrîn lokmasın g …
Der-beyân-ı teferrücgâh [u] mesîregâh: Cümle yetmiş aded mesîregâhları vardır. Evvelâ, Kanlıpınar, Ferhâda bu mahalde bu fertûte-i sâhire vü mekkâre avret, "Şîrîn öldü. Dahi ne çalışırsın" deyü Şîrîn lokmasın getirdiği sâ‘at Ferhâd külüngün hevâya atup başına düşüp merhûm olduğiçün Kanlıbınar derler. Ve mesîregâh-ı Sovukpına[r] ve Kurukavak ve mesîregâh-ı Ilıca.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282a ·
metinde göster ·
… vardır. Dârları, deyyâr[ları] yokdur. Hemân bir çerâgâh, zemîn-i mahsûldârdır.
Bu ferah-fezânın
cânib-i cârında hem-civâr olan kend-i levendlerin darûga ve kelenterleri cümle …
Menzil-i Tut âlûsı: Bir çemenzâr, sahrâ-yı lâlezârdır. Niçe yüz bin sâyedâr dıraht-ı müntehâları vardır. Dârları, deyyâr[ları] yokdur. Hemân bir çerâgâh, zemîn-i mahsûldârdır. Bu ferah-fezânın cânib-i cârında hem-civâr olan kend-i levendlerin darûga ve kelenterleri cümle levâzımât, me’kûlât [ü] meşrûbâtlarımız ve âbdâr meyve-i gûnâ-gûnlarımız getirüp bu cây-ı dilküşâda yek şeb mihmân olduk. Andan cânib-i şimâle nehr-i Araz sâhiliyle gidüp 308a ve Arazı geçidden karşu geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307b–308a ·
metinde göster ·
Sahrâ-yı Boğdu; Selîm Hân-ı Evvel, şehzâdeliği âleminde bu ferah-fezâya Tarabefzûn hâkimiyken gelüp meks etdüğü nehr-i Zubad kenarında bir soffa-i âlîsi vardır. Sâfî çimşir dırahtı hıyâbânıdır, anda meks edüp yine guzât-ı muvahhidîn cânib-i erba‘aya şebhûnlar salup nısfu'l-leyde Çarkacı Ketağaç Paşa kolundan iki dil tutulup serdâr Seydî Ahmed Paşa huzûrunda söyledip "Biz Mikril Beği Zaposho âdemleriyiz. Gönye kal‘asın Urus alup oturur mu, yohsa Osmânlı yine kal‘ayı alır mı, varup göresiz, deyü bizi gönderdiler. Emr Hudâ'nın işte giriftâr-ı bend-i esîr olduk. Emr sizindir" deyü şâfî haber verüp niçe ganâ’imli kuralar kulağızlayıp, anları Seydî Paşa vesîle eyleyüp önü sıra götürürdü. Ammâ bu iki dilin delâletine i‘timâd etmeyüp cümle asker-i İslâm bir topdan pür-silâh âmâde olup cümle kemândârân şaşt-ber-kabza âmâde menâzil kat‘ ederek Tomris Hân ülkesine dâhil olduk. Meğer bu kabîle Ahıçka Vezîri Sefer Paşa'ya tâbî‘ler imiş. Anın ili vilâyeti gâret etmeden avdet olundukda Tomris Hân oğlu üç bin müsellah ve mükemmel giyimli gök demire gark olmuş eli sırıklı küheyl atlı Aznavur Gürcî şehbâzları ve iki bin piyâde çarık-pây tüfenk-endâz Gürcî dilâverleriyle gelüp giysûları fetîle fetîle olmuş kırk ve ellişer yaşında mutarraş ser-bürehne güzîde asker kim birbirine mugâyir kavm-i acûbe-heykel âdemler ile alay gösterüp ordu-yı İslâm'ın bir tarafında meks edüp Seydî Ahmed Paşa'ya hedâyâların arz eylediler. Meğer bu Tomris Hân oğlunun dilgîr olduğu ba‘zı Mikril aşîretlerinin vilâyetleri var imiş, asker-i İslâm'a delîl olup yine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332a ·
metinde göster ·
yetmiş sene sâkin olup imâr eder. Bi-kavli müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol k …
Lisân-ı Yunaniyân üzre Târîh-i Yanvan'da bu İznik kal‘asın ibtidâ binâ eden Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Ba‘de't-tûfân Musul kurbunda Cûdî cebelinde gemileri karâr bulup gemiden çıkan yetmiş nefer kimesne kendülere tavattun içün bir mekân-ı latîf arayarak Hazret-i Sâm seyâhat ederek bu İznik mahalline gelüp görür kim bir buhayre kenarında âb [u] hevâsı latîf bir cây-ı nazîf olmağıla ehl [u] iyâliyle bu ferah-fezâda yetmiş sene sâkin olup imâr eder. Bi-kavli müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol kal‘ası yerin Hazret-i Süleymân kasr binâ etmezden bin yedi yüz yıl makdem imâr olmuş şehr-i kadîmdir. Ba‘dehû İslâmbol'a bânîsi bânî olan Yanko b. Madyan'ın duhter-i ferhunde-ahteri olan İznike nâm krale-i muhtâre Sâm binâsı üzre müceddeden bir sûr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn inşâ etmişdir kim hâlâ cemî‘-i seyyâhân-ı berr [u] bihâr lisânında ve cemî‘i müverrihân-ı Rûm kütüb-i mu‘teberelerinde husûsan Tevârîh-i Yanvan'da kal‘a-i Çîn-i Rûm-ı atîk şehr-i İznik deyü tevârîhlerde mevsûfdur. Ba‘dehû nice mülûkden mülûke değüp âhir İslâmbol Tekürü Pozatin oğlu Ali nam kralın destinde iken dest-i kahr ile sene 731 târîh ile Orhân Gâzî muhâsara edüp yedi ay döğdükten sonra küffârın beş yüz pâre gemileriyle Gemlik nâm iskeleden imdâda gelüp guzât-ı müslimîni zeyl-i hisârdan kaldırmak içün gelüp asker-i İslâm bu hâli görüp imdâda gelen küffâra bir satûr-ı Orhânî urup sâhil-i buhayrede cümle dendân-ı tîğ-i âteş-tâbdan geçüp niçe bini gark-âb-ı buhayre olup yine kal‘ayı muhâsaraya şurû‘ edüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp cânları halâs olmadan me’yûs olup kırk gün dahi ceng-i azîm edüp âhir kal‘anın rahnedâr olan yerlerinden guzât-ı müslimîn ankebût-vâr zirve-i hisâr-ı üstüvâra urûc edüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup derûn-ı kal‘ada küffârı cümle dendân-ı tîğdan geçirüp feth olduğuçün hâlâ Orhân Gâzî câmi‘inde hatîb minbere kılıç ile urûc eder. Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâsında ibtidâ ceng-i azîmin biri dahi budur. Ba‘dehû Gâzî Hudâvendigâr tahrîri üzre Bursa sancağı hâkinde (---) tarafından hâkimlidir ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır ve cümle (---) nâhiye kurâlardır. Bu kurâlardan senevî kadısına cümle yedi kîse-i Çînî hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ-yı sulehâsı ve meşâyih-i kirâmı ve halîm ü selîm ve sâhib-i sülûk sâhib-i vera‘ müttakî âdemleri vardır ve şehr nâ’ibi ve kapan muhtesibi vardır ammâ iç il olmağıla kal‘asının dizdârı ve neferâtları yokdur ammâ Celâlî ve Cemâlî havfından birkaç kulleleri ma‘mûr ve bâbları mesdûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 5a ·
metinde göster ·
… ehrin cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve şimâli tarafı cümle Harkil Ovası add olunup
bu ferah-fezâ-yı
dilküşâda cümle yiğirmi altı bin müseccel ve makyûd bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtlar …
Ebü'l-feth Gâzî tahrîri üzre Karamân eyâletinde mu‘âf u müsellem Haremeyn-i Muhteremeyn evkâfı şehr-i ma‘mûrdur. Âsitâne-i sa‘âdetde dârüssa‘âde ağası kânûn-ı pâdişâhî üzre nâzır-ı nüzzârıdır. Anların tarafından bir muhteşem ağa-yı zîşân yüz atlı ile hükûmet eder. Cemî‘i mülûk-ı İslâm'da olalı Haremeyn evkâfıdır. Hattâ dest-i küffârda iken Kral Harkil-i bed-fi‘âl bu şehrin suyu mu‘cize-i Resûl ile cereyân etdüğün görüp gerçi îmâna gelmedi ammâ Hazret-i Ömer'e ve gayri emîrü'l-mü’minînlere her sene hedâyâ gönderüp bu şehri, himâye-i Resûlullah'da olmuş idi. Zîrâ bu Harkil Kayser'in Hazret-i Ömer Medîne'de durduğu yerde parmağıyla Kayser'in gözün çıkarup kör Harkil olup niçe kim hayâtda idi, halîfelere hedâyâ gönderirdi. İlâ hâze'l-ân halîfelerin himâyesinde olup Haremeyn hâkimi zabt eder. Karamân paşasının tevâbi‘i aslâ te‘addî edemez ve bir hâkimi dahi şerî‘at tarafından üç yüz pâyesiyle şerîf kazadır ve cümle (---) aded âbâdân nâhiye kurâları vardır. Senevî yedi kîse mezkûr nevâhîlerden hâsıl olur. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı ve su taksîminde mîr-i âbı ya‘nî su ağası vardır. 16b Eğer bu şehirde su ağası olmasa şeb [u] rûz kan kavgâ eksik olmazdı. Zîrâ bu şehir Peygamber Pınarı dağı dibine vâkı‘ olup şehrin cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve şimâli tarafı cümle Harkil Ovası add olunup bu ferah-fezâ-yı dilküşâda cümle yiğirmi altı bin müseccel ve makyûd bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtlar vardır. Cümle gayr-i mü‘cizeler ile re’y olmağa muhtâc olduğunda bir su hâkimi vardır. Cümle bâğ u bâğçelerden su hakkı olup Haremeyn'e surre gider ve bu şehr-i İrem cümle (---) aded (---) örtülü fevkânî ve tahtânî sarây-ı âlîler ve hânedân-ı ma‘mûrlar ve büyût-ı zîbâlar ile ârâste ve her hânede birer mâ’-i câriye ve havz u şâdırvânlar ile pîrâste olmuş şehr-i âbâdân [u] müzeyyendir. Cümle (---) aded câmi‘dir. Cümleden Koca Mehemmed Paşa câmi‘i Süleymân Hân vezîri câmi‘i olmağıla Mi‘mâr Sinân binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 16a–16b ·
metinde göster ·
… n ve şu‘arâ ve meddâhân ve gazel-hân u hânende ve sâzendegânları ta‘tîl günleri
bu ferah-fezâ-yı
mekân-ı Efzâ'ya gelüp ayş [u] nûş edüp köşe be köşe rûz-i nevrûz-ı Hârezmşâhî s …
Ve şehrin cânib-i şarkîsinde teferrücgâh-ı (---) Köşkü ve bu beldenin (---) semtinde Yılanlıdağı'nda mesîregâh-ı Koyun Baba tekyesi cihân-nümâ bir âsitâne-i ra‘nâdır ve şehrin taraf-ı (---) nında mesîregâh-ı Efzâ nâm bir kân-ı erbâb-ı ma‘ârif-i âşıkân [u] sâdıkândır kim şehrin ekseriyâ a‘yân [u] eşrâf [u] pîr [ü] cüvân ve şu‘arâ ve meddâhân ve gazel-hân u hânende ve sâzendegânları ta‘tîl günleri bu ferah-fezâ-yı mekân-ı Efzâ'ya gelüp ayş [u] nûş edüp köşe be köşe rûz-i nevrûz-ı Hârezmşâhî sohbetleri edüp felekden zerre-misâl kâm aldık zann ederler. Efzâ nâm bir cihân-nümâ-yı Merâm'dır. Hattâ (---) sultân anda medfûn olmağıla ziyâretgâh-ı ünâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 66b ·
metinde göster ·
… ‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim
bu feryâdı
istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve n …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
… d edindikde bu şehr-i Ahlad ahâlîsinden sefer-imdâd içün yüz bin yumurta ister.
Bu fermân
ahâlî-i Ahlad'a gelince "Bid‘atdir ammâ ne çâre verelim", deyü bu kavm-i tâ’ife …
Sebeb-i harâbî-i şehr-i Ahlad: Zamânı kadîmde bu şehir Mâhân pâdişâhının hükmünde idi. Ol pâdişâh-ı bî-tedbîr Semenkân pâdişâhı üzre sefer etmeğe murâd edindikde bu şehr-i Ahlad ahâlîsinden sefer-imdâd içün yüz bin yumurta ister. Bu fermân ahâlî-i Ahlad'a gelince "Bid‘atdir ammâ ne çâre verelim", deyü bu kavm-i tâ’ife-i Büleh-i Oğuzân yüz bin yumurtayı cem‘ edüp diyâr-ı Mâhân'a götürmeğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu beyzaları tahmîl etmeğe ester ü üştür-i devâbât lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşveret ederler. Bu kavmin bu ahvâl-i perîşânları Mâhân şâhının mesmû‘u olup "Sizden tavuk yumurtası istemezdim, yüz bin gümüş yumurta isterdim. Çünki bir alây büleh kavimsizin. Sizi bu tekâlîfden mu‘âf etdim. Herkes beyzaların alsın, devâm-ı devletim ed‘ıyesine müdâvim olsunlar" deyü afvnâme gelince bunlar mâbeyninde cem‘ etdikleri beyzalara nişân komamışlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… ‘ olup bu mahalde Van deryâsına mahlût olur âb-ı zülâl bir çay-ı helâldir. Paşa
bu ferahfezâda
serâperdesiyle meks edüp Van şehrinin cemî‘i a‘yân u eşrâfları bu mahalde paşa …
Menzil-i Çaybaşı: Bir çemenzâr sahrâda vâki‘ olmuş çaydan ba‘îd yüz hâneli ma‘mûr karyesi vardır. Mezkûr çay Çomaklı dağından ve Van'ın cânib-i şarkîsinde bir top menzili ba‘îd olan Akkirpi dağlarından cem‘ olup bu mahalde Van deryâsına mahlût olur âb-ı zülâl bir çay-ı helâldir. Paşa bu ferahfezâda serâperdesiyle meks edüp Van şehrinin cemî‘i a‘yân u eşrâfları bu mahalde paşa ile müşerref olup ol kadar zî-kıymet hedâyâlar ve atlar ve zırh-ı zirih-külâh ve gayrı elvân elvân pîşkeş-i firâvânlar getirdiler kim ta‘bîr ü tavsîfi bir veci ile mümkin değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 246b ·
metinde göster ·
Yezdân'dan sonra İskender sedd-i Ye’cûc'u yedi yılda binâ etdi ammâ "Fütühatâ" …
nassı vardır. Bu fermân-ı Yezdân'dan sonra İskender sedd-i Ye’cûc'u yedi yılda binâ etdi ammâ "Fütühatâ" lafzı târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî Karadeniz sâhilinde nehr-i Turla kenârında Eflâk u Boğdan kralları elinde Salsâl tahtı olan Akkirmân kal‘asın döğerken iki seyyâh papas gelüp "Yenidünyâ nâm bir dünyâ bulduk" deyü müjde etdiler. Devr-i dünyâdan berü ve hubût-ı Âdem'den sonra ne işidilmiş ve ne görülmüş, hâlâ üç bu dünyâ kadar yeri bulundu, ammâ ne zamân halk oldu, {benî Âdem} halkıyla memlû bir dünyâdır kim hâlâ hâlini Hallâk-ı âlem bilir, nâ-ma‘lûm-ı ahvâl bir dünyâ-yı cedîddir" deyü {haber verdiler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a ·
metinde göster ·
avân-ı mutî‘ân işidince hemân ol ân cümle sipâhân-ı paşalıyân ve deli ve gönüll …
"Erebildikleriniz 75a yerde erüp başların kesüp mâl-ı ganâ’imleri sizin kelleleri bizim" deyince Murtazâ Paşa'dan bu fermânı avân-ı mutî‘ân işidince hemân ol ân cümle sipâhân-ı paşalıyân ve deli ve gönüllüyân, celâlîlerin ardlarına düşüp yetişdikleri yerde kıra kıra rûz-merre başların kırkar ve ellişer ve yüzer ve ikişer yüz yüzülmüş tuzlu tulum başlar eyâlet eyâlet Haleb'e gelüp pâymâl-i rimâl bu minvâl üzre yedi günde kâmil yedi bin kelle ale't-tevâlî gelüp galtân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74b–75a ·
metinde göster ·
… zîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd ü nâlâna başladılar. Serdâr-ı mûmâ-ileyh kâfirin
bu feryâdına
bakmayup ol gün ol gece dahi kal‘ayı döğe döğe tamâm etdikçe içerden niçe yüz a …
"El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd ü nâlâna başladılar. Serdâr-ı mûmâ-ileyh kâfirin bu feryâdına bakmayup ol gün ol gece dahi kal‘ayı döğe döğe tamâm etdikçe içerden niçe yüz aded kâfirler dahi istîmân ile taşra çıkup bir pâre ekmek isterlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124a ·
metinde göster ·
hemân pişmiş aşa su komakdır, bî-gümân" deyüp kal‘ayı döğmeden fâriğ olmayup üç …
"İşte bu fermân hemân pişmiş aşa su komakdır, bî-gümân" deyüp kal‘ayı döğmeden fâriğ olmayup üç gün üç gece dahi döğüp âhir-i kâr mâh-ı Safer'in tokuzuncu gün cebren ve kahren kal‘a-i Galgofça'yı feth edüp niçe küffârların tîğ-ı burrândan geçirüp niçe yüzün esîr-i bend-i zincîr edüp derûn-ı kal‘ada olan cümle mâl-ı ganâ’imiyle ve cebehâne ve topları ve sâ’ir eşyâların yedi yüz kadar arabalara leb-ber-leb edüp kal‘ayı hâke berâber münhedim edüp mansûr u muzaffer dördüncü günde asâkir-i İslâma selâmetle melâmet ve melâlet görmeden dâhil oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 115b ·
metinde göster ·
… r yazmış. Sultânım huzûrunda söyleyecek kelimâtlar değildir" dedikde Sadrıa‘zam
bu feryâda
gelen ebü'l-kelâm yiğidin muntazamu'l-kelâmlarından hazz edüp "Söyle yiğit" ded …
"Eğer Kanije'ye bugün ve yarın yetişirsek hoş ve illâ Kanije elden gitdi. Bu tulum ile Kanije gölünden yüzerek da‘vâ-yı merd ile cân u başım gâzîlerin ve dîn-i Muhammedî'nin uğuruna koyup kâfir içinden huzûruna geldim. Feryâdımı dinle cânım vezîr. Yedi kral üç kerre yüz bin asker ile ve yedi koldan yetmiş pâre balyemez ile kal‘ayı döğerler, ammâ kal‘ada askerimiz azdır ve zahîremiz yokdur, ammâ bârûd cebehânemiz gâyet çokdur ve paşamız Yentür Hasan Paşa ve Kanije gâzîleri ilâ hâze'l-ân altı bin asker ile şeb [ü] rûz ceng edüp küffârı Kanije gölüne komadılar ve Ölesi nâm varoşa ve Bereklik nâm mahalleye kâfiri uğratmadılar ve aşağı suya berâber topları dahi atmadılar ve şeb [ü] rûz ikdâm-ı tâm ile sa‘y [u] kûşiş edüp eyle savaş-ı perhâş ederler kim Sultân Ahmed zamânı yine bu Kanije'ye Tiryâkî Hasan Paşa yedi kral ile böyle germâ-germ ceng etmemişdir, ammâ feryâdımız zahîre kılletidir ve bir aydan berü imdâd gelmeyüp niçe yüz gâzîlerimiz top güllesinden şehd-i şehâdet piyâlesinden nûş edüp huld-i berîne gitdiler ve mecrûhlarımız ac u zâc u muhtâc oldular ve niçe yüz aded ibâdullâh cû‘dan öldüler. Yine böyle iken ta‘yîn olunan imdâdlar bir aydan berü gelmediler ve yine ahâlî-i Kanije tekâsül etmeyüp hâlâ germâ-ger[m] ceng [ü] cidâl ve harb u kıtâl ederler, ammâ efendim Kanijeli gâzîlerinin açlıkdan cânları gelmişdir. Küffâr-ı hâksâr gördü kim bu kal‘a-i Kanije bir deryâ içinde fethi günden güne müşted oldu. Âhir-i kâr mel‘ûn krallar hîleye sâlik olup bu dâm-ı tezvîri re’y-i ahsen görüp ba‘zı mekâtîbleri dürûğ-âmîzler peydâ edüp zemberek oklarıyla Kanije kal‘ası içine atdı. Hasan Paşa kuluna mektûbları getirdiler, ammâ içinde küffâr niçe hezeyân sözler yazmış. Sultânım huzûrunda söyleyecek kelimâtlar değildir" dedikde Sadrıa‘zam bu feryâda gelen ebü'l-kelâm yiğidin muntazamu'l-kelâmlarından hazz edüp "Söyle yiğit" dedikde ol fetâ-yı hâzır-cevâb eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 178a ·
metinde göster ·
Bu feryâd u figânı felek-i atlasdan aşırmadılar. Müşâvere içün ale'l-umûm pür-gumûm ender-gumûm ocak ağaların ve Kanije ağaların ve Ustolni-Belgrad'dan gelen Hacı Paşa'yı ve ol serhaddin iş görmüş erlerin cem‘ edüp Sadrıa‘zam buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i sâhib-kırân Ferîdûn Hân: Müverrihân-ı Arab
bu Ferîdûn'a
Ebü't-Tatar derler, zîrâ Arabistân ve Mekke ve Medîne ve Bahr-i Kulzum sevâhill …
Ziyâret-i sâhib-kırân Ferîdûn Hân: Müverrihân-ı Arab bu Ferîdûn'a Ebü't-Tatar derler, zîrâ Arabistân ve Mekke ve Medîne ve Bahr-i Kulzum sevâhillerinde çok seyâhat edüp andan bu sahrâ-yı Heyhât'da kal‘a-i Balu Hân'ın zemînin ibtidâ amâr etmişdir. Be-kavl-i müverrihîn Hazret-i Nûh'a îmân getirüp Tûfân'da keştî-i Nûh'a girmişdir. Beş yüz yıl mu‘ammer olup Hûd Nebî aleyhi's-selâma yetişmişdir. Ve Şâm-ı şerîfden Ka‘be'ye Tûfân'da gâ’ib olan Ka‘be yolların bu açmışdır. Ve Hazret-i Nûh ile Ka‘be yerinde olan Beyt-i Ma‘mûr yerin bunlar Hazret-i Nûh ile tathîr edüp Ka‘be yerin ayân etmişlerdir. 172b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172a–172b ·
metinde göster ·
… öle nâzırdır. Gören kimesnelere pûşîde değildir. Bu şehri Hûd Nebî amâr ederken
bu Ferîdûn
ırgatlık edüp Hûd Nebî ile şehri bile yapdığından Hazret-i Hûd bu Ferîdûn'a "Ta …
Ve Şâm-ı şerîf yoluyla Ka‘be-i şerîfe giderken Hûd Nebî şehri vardır. Bi-emrillâhi te‘âlâ ka‘r-ı zemîne geçmişdir kim ba‘zı âsâr-ı binâların temelleri göle nâzırdır. Gören kimesnelere pûşîde değildir. Bu şehri Hûd Nebî amâr ederken bu Ferîdûn ırgatlık edüp Hûd Nebî ile şehri bile yapdığından Hazret-i Hûd bu Ferîdûn'a "Tatar oğlun çalışan olsun" deyü du‘â etdiğinden du‘â-yı Hûd Nebî kabûl olup ol sene Ferîdûn'un bir evlâdı vücûda gelüp Hazret-i Hûd ol gulâma Tatar deyü isim koyup bağrına basup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172b ·
metinde göster ·
… erken bu Ferîdûn ırgatlık edüp Hûd Nebî ile şehri bile yapdığından Hazret-i Hûd
bu Ferîdûn'a
"Tatar oğlun çalışan olsun" deyü du‘â etdiğinden du‘â-yı Hûd Nebî kabûl olup ol …
Ve Şâm-ı şerîf yoluyla Ka‘be-i şerîfe giderken Hûd Nebî şehri vardır. Bi-emrillâhi te‘âlâ ka‘r-ı zemîne geçmişdir kim ba‘zı âsâr-ı binâların temelleri göle nâzırdır. Gören kimesnelere pûşîde değildir. Bu şehri Hûd Nebî amâr ederken bu Ferîdûn ırgatlık edüp Hûd Nebî ile şehri bile yapdığından Hazret-i Hûd bu Ferîdûn'a "Tatar oğlun çalışan olsun" deyü du‘â etdiğinden du‘â-yı Hûd Nebî kabûl olup ol sene Ferîdûn'un bir evlâdı vücûda gelüp Hazret-i Hûd ol gulâma Tatar deyü isim koyup bağrına basup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172b ·
metinde göster ·
… Bir pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz
bu feryâdı
istimâ‘ edüp hâzır-bâş olup,
"Bire Habîb, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz bu feryâdı istimâ‘ edüp hâzır-bâş olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
mu‘ammer olduğundan on bir oğlu oldu. Biri Tûr'dur. Anın oğlu Râdîm'dir. Anın o …
Ve bu Ferîdûn mu‘ammer olduğundan on bir oğlu oldu. Biri Tûr'dur. Anın oğlu Râdîm'dir. Anın oğlu Peşeng'dir. Anın oğlu Efrâsiyâb'dır. Ferîdûn'un bir oğlu da Îrec'dir. Anın oğlu Gûşeng'dir. Anın oğlu Menûçehr'dir. Menûçehr Hazret-i Mûsâ'ya îmân getirmişdir ve Hazret-i Mûsâ ile sahrâ-yı Tîh'de bile gezmişdir. Yüz yigirmi sene pâdişâh olup hükmünde olan şehirlerin ve kal‘aların etrâfına handaklar kazmak bundan kalmışdır. Hattâ Kûh-ı Elburz dâmeninde Irâk-ı Dâdyân derler, bir vîrân şehr-i azîm vardır, bu Menûçehr'in binâsıdır. Cânib-i erba‘asına bir handak kazmışdır kim gûyâ derk-i esfelden nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y373a ·
metinde göster ·
… bir kerre hırz-ı cân ile hımâr-vâr bir sadâ-yı zâr-ı nizâr edince dağlar içinde
bu feryâda
mânend sadâlar zâhir olup dağdan niçe bin kazık boynuz hayvânları sahrâya nüzûl …
Bu dağlarda fîl ü gergerdân yokdur, ammâ maymun ve ceyrân ve kazık boynuz hayvânları çokdur. Hattâ bu mahalle meks edince Itşân şehrinde bize refîk olan Dervîş Cârullâh'ın merkebi olan kazık boynuz hayvân kazığında bağlı dururken bir kerre zemîni koklayup başın havâya kaldırup bir kerre hırz-ı cân ile hımâr-vâr bir sadâ-yı zâr-ı nizâr edince dağlar içinde bu feryâda mânend sadâlar zâhir olup dağdan niçe bin kazık boynuz hayvânları sahrâya nüzûl edüp bizim askerimiz üzre gelmeğe yüz tutdular. Hemân bu bizim refîkımızın kazık boynuzu kazığın koparup azığın bırağup licâmiyle ve eğeriyle dağdan gelen kazık boynuzlara katılup depişerek oynaşarak dağlar içre gitdi, gider. Ba‘dehu hakîr Dervîş Cârullâh'a bir hecîn bağışladım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·