… rû-yı deryâda bir hatt-ı ahmer-gûn çekilmişdir kim gûyâ hatt-ı yed-i kudretdir,
bu hattın
şimâl tarafı İslâmbol'a doğru siyâh deryâdır ki Karadeniz derler. Ve yine bu ha …
Bahr-i Sefîd ile Bahr-i Siyâh'ın mâbeynin beyân eder: Hikmet-i Hudâ mellâhân-ı ehl-i bihâr ve fellâhân-ı bahreyn-i ehl-i züvvâr kavl-i sahîhleri üzre Azak'dan İslâmbol Boğazı'na gelince Karadeniz ola. İslâmbol'dan Gelibolu Boğazı'na varınca ol mâbeyn Bahr-i Rûm ola. Kilidü'l-Bahreyn ki Ebü'l-feth Sultân Mehemmed binâsı kal‘ateyndir, ol boğazdan aşağısı Akdeniz ola. Ammâ bu hakîr-i kalîlü'l-bizâ‘a Akdeniz ile Karadeniz'in mâbeynin niçe ehl-i dil yârândan tekmîl-i fünûn ve tekmîl-i seyâhat-i ibret-nümûn etmiş, yârân-ı bâ-safâlar ile mu‘tedil hevâda temevvüc-i deryâ olmadan kayıklara süvâr olup İslâmbol'un Yedikulle Burnu'ndan Üsküdar tarafında Kadıköy nâm belîdenin Kalamış nâm burnuna dak rû-yı deryâda seyrân u cereyân ederek, temâşâ ederdik, bi-emrillâh-i Ta‘âlâ Yedikulle Burnu'ndan mezkûr Kalamış nâm burnuna varınca rû-yı deryâda bir hatt-ı ahmer-gûn çekilmişdir kim gûyâ hatt-ı yed-i kudretdir, bu hattın şimâl tarafı İslâmbol'a doğru siyâh deryâdır ki Karadeniz derler. Ve yine bu hattın cenûb tarafına aşağı Kızıl Adalar'a ve gayrı cezâyirlere doğru nîlgûndan beyâz deryâ olmak ile Akdeniz derler. Bi-emri Hudâ bu iki elvân bahreynin mabeyninde bir râdde-i hamrâ çekilmişdir kim aceb sun‘-ı Lem-yezeldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
… attın şimâl tarafı İslâmbol'a doğru siyâh deryâdır ki Karadeniz derler. Ve yine
bu hattın
cenûb tarafına aşağı Kızıl Adalar'a ve gayrı cezâyirlere doğru nîlgûndan beyâz …
Bahr-i Sefîd ile Bahr-i Siyâh'ın mâbeynin beyân eder: Hikmet-i Hudâ mellâhân-ı ehl-i bihâr ve fellâhân-ı bahreyn-i ehl-i züvvâr kavl-i sahîhleri üzre Azak'dan İslâmbol Boğazı'na gelince Karadeniz ola. İslâmbol'dan Gelibolu Boğazı'na varınca ol mâbeyn Bahr-i Rûm ola. Kilidü'l-Bahreyn ki Ebü'l-feth Sultân Mehemmed binâsı kal‘ateyndir, ol boğazdan aşağısı Akdeniz ola. Ammâ bu hakîr-i kalîlü'l-bizâ‘a Akdeniz ile Karadeniz'in mâbeynin niçe ehl-i dil yârândan tekmîl-i fünûn ve tekmîl-i seyâhat-i ibret-nümûn etmiş, yârân-ı bâ-safâlar ile mu‘tedil hevâda temevvüc-i deryâ olmadan kayıklara süvâr olup İslâmbol'un Yedikulle Burnu'ndan Üsküdar tarafında Kadıköy nâm belîdenin Kalamış nâm burnuna dak rû-yı deryâda seyrân u cereyân ederek, temâşâ ederdik, bi-emrillâh-i Ta‘âlâ Yedikulle Burnu'ndan mezkûr Kalamış nâm burnuna varınca rû-yı deryâda bir hatt-ı ahmer-gûn çekilmişdir kim gûyâ hatt-ı yed-i kudretdir, bu hattın şimâl tarafı İslâmbol'a doğru siyâh deryâdır ki Karadeniz derler. Ve yine bu hattın cenûb tarafına aşağı Kızıl Adalar'a ve gayrı cezâyirlere doğru nîlgûndan beyâz deryâ olmak ile Akdeniz derler. Bi-emri Hudâ bu iki elvân bahreynin mabeyninde bir râdde-i hamrâ çekilmişdir kim aceb sun‘-ı Lem-yezeldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
… s rûzgârı Marmara cezîrelerinden berü cûş u hurûş edüp temevvüc ederek geldikde
bu hattın
levni ve bahreynin mâbeynleri müteğayyir olur. Ve âsûde hevâda niçe keştîbânlar …
Ve bu râdde yine deryâ iken sekiz rûzgâr-ı zorkârın telattumundan müteğayyir olmak ihtimâli yokdur. İllâ lodos rûzgârı Marmara cezîrelerinden berü cûş u hurûş edüp temevvüc ederek geldikde bu hattın levni ve bahreynin mâbeynleri müteğayyir olur. Ve âsûde hevâda niçe keştîbânlara hakîr bu mahalli gösterdikde cümlesi pesend [ü] hezâr ahsend etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
Karadeniz tarafı sehel şordur. Akdeniz tarafı acıdır. Boğazhisâr'dan taşrası da …
Ve hikmet-i Hallâk-ı âlem bu hattın Karadeniz tarafı sehel şordur. Akdeniz tarafı acıdır. Boğazhisâr'dan taşrası dahi acıdır. Bahr-i Muhît dahi ziyâde acıdır. Ammâ Bahr-i Kulzüm kim Bahr-i Süveys'dir Allâhümme âfinâ zehr-i mârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
… Arab ve Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp
bu hat
içün ba‘zı ârifân cifrdir derler, ba‘zılar rumûz [u] künûzdur deyü ol mahalde o …
Bu gûne meşhûr-ı âfâk bir hatt-ı garîbdir kim Rûm ve Arab ve Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp bu hat içün ba‘zı ârifân cifrdir derler, ba‘zılar rumûz [u] künûzdur deyü ol mahalde olan şeddâdî binâlara Ferhâdî külünkler urup defîne çıkarmak kaydında olup helâk olanlar dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler leyle-i cum‘ada pâ-bürehne olup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek gelüp ziyâret ederler. Zîrâ bu mahalde Sahâbe-i kirâmdan ve şühedâ-yı izâmdan niçe bin Muhâcirîn [u] Ensârdan kimesneler medfûndur. Ve beyne'l-ulemâ efvâh-ı nâsda şâyi‘dir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
"Erdel kıralın ve Nemse çâsârın kayd [ü] bend ile huzûruma getirirsen makbûl-i hümâyûnum değildir. Anatolu vilâyetlerinde Kara Hasan Paşa ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve kırk aded mîrimîrân ve sâ’ir bî-imân bî-hisâb mîrilivâlar bana âsî olup deryâ-misâl asker ile taht-ı kadîmim Bursa üstüne gelmededirler. Elbette ve elbette Der-i devlete ale'l-acele gelesin" deyü Köpürlü'ye bu hatt-ı şerîf gelince meyyit-i müteharrik olup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 84b ·
metinde göster ·
… ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır.
Bu hatların
hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu süt …
Evvelâ cümleden Ulu Câmi‘-i Kebîrdir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân binâ etmişdir. Gûyâ bir kal‘a-i sedd-i Kahkahâ'dır. Bursa şehrinin hevâdâr mürtefi‘ yerine vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i azîmdir. Câmi‘ içre cümle (---) aded çâr-kûşe pâye sütûnlardır kim her pâyenin aşağısı âdem kaddî mutallâ ve müzehheb ve münakkaşdır. Dahi fevkinde her pâyenin cânib-i erba‘ası(nda) Yâ Hannân ve Yâ Mennân ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır. Bu hatların hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu sütûnlar üzre cümle on tokuz kubbe-i tâk-ı kisrâlardır kim cümle imâreti rasâs-ı hâlis ile mestûrdur. Her kubbenin alemleri, şems-i afitâb gibi ziyâ verir. Yigirminci kubbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî şebekesi-misâl, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp andan câmi‘ içre âfitâbın ziyâsı girüp rûşen eder ve bu küşâde kubbe altında kavl-i mezheb-i Hânefî üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı müdevveri var, içinde gûnâ-gûn mâ’ide mâhîler şinâverlik ederler ve cümle cemâ‘at-ı kesîr ol havzdan tecdîd-i vuzu‘ edüp ibâdet-i Yezdân ederler. Ve mine'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş-ı bukalemoni minber etmişdir kim bunda olan {Bursa} Fahrî oyması 224a misâl-i şükûfe ve turunca ve islimî ve çâr-gül ve mutabbak gül ve katmer gülleri ve gûnâ-gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe kâdir değillerdir. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürsî-i vâlâdır, misli meğer Karadenizin sâhilinde Sinop Câmi‘i'ndeki münakkaş minber ola. Ve bir münakkaş-ı ibret-nümâ mü’ezzinân mahfili var kim gûya mehâfil-i cennetdir. Ve cânib-i erba‘ası revzenler ile câm-ı billûr ve necef ve moranlar ile müzeyyen olmuş bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Evkâfı kavî olmağıla bunda olan halıçalar bir câmi‘de yokdur. Ve her şeb yedi bin kanâdiller ile çerâğân olur câmi‘-i münevverdir ve şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Zirâ yetmiş yerde cemî‘î ulûm-ı kesîre dersi‘âmları vardır kim iki bin talebe derse meşgullerdir. Ve bu câmi‘in bir yan kapudan bir yan kapusuna varınca tûlu üç yüz elli ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır. Üç kapusu var, sol cânibde Hünkâr mahfili kapusu, mahfil-i sultânî tahtânîdir ve Kıble kapusu ve sağ tarafda Mahkeme kapusu ve Kıble kapusu tarafında taşra soffası vardır, ammâ gayrı câmi‘ler gibi harem-i kebîri yokdur. Bir küçük haremdir. Ortasında Şeyhülislâm Azîz Efendi bir âbdesthâne havzı ve muslukları binâ etmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim eflâke ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzirvan kadehi îcâd edüp âb-ı zülâlin tâ Keşîş Dağı'ndan uçurup hakkâ ki kemâl-i ma‘rifet ızhar etmişdir. Ammâ şimdiki hâlde mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup fıskıyye mu‘attal olmuşdur, ammâ kaçan kim bârân-ı rahmet bu şehr üzre nâzil oldukda bu minârenin şerîfesinde cem‘ olan matar-ı rahmet bu mezkûr şâzirvân kadehine cem‘ olup cemî‘î hûş [u] tuyûr-ı vahşîler ol bârân-ı rahmetden nûş edüp def‘-i atşân ederler. Hulâsa-i kelâm bu şehr içre böyle rûhâniyyetli câmi‘ yokdur. Bursa şehrinin gûyâ Ayasofyası'dır. Ve şehrin güzîde yerinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir kim arâzî-i ma‘mûrede bu câmi‘in nazîri yokdur. İbn-i âdem bu câmi‘in vaz‘-ı esâsı ta‘rîf ve tavsîfinde âciz ü kâsırdır. Bu câmi‘, cümle câmi‘lerden kebîr olmağıla ibtidâ bu ibâdethâne tahrîr olundu. Ammâ ibtidâ Bursa fethinde binâ olunan yukaru ve iç kal‘ada
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b–224a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Civân-kapucubaşı Mehemmed Paşa'yı sadâretden ma‘zûl edüp cezîre-i Girid'e serdâr-ı mu‘azzam edüp Defterdâr Sâlih Paşa'yı sadrıa‘zam edüp anlar dahi ibtidâ karındaşı Murtazâ Paşa'ya vezâretle ve tuğrâ-yı garrâ ile Budin eyâletin ihsân eyledi. Ve ol hafta hazînedârlığından çıkma İbrâhîm Çelebi'ye eyâlet-i Bağdâd-ı behişt-âbâdı ihsân eyledi. Ve ol sene-i mezbûrun mah-ı Receb'inde Sâlih Paşa'nın efendisi oğlu Çelebi Mehemmed Paşa kim sinirinden maslûb Defterdârzâde Mehemmed Paşa'dır, niçe menâsıb-ı dîvân zabt edüp ve silâhdâr ağasıyken Sâlih Paşa vezâretle yeniçeri ağalığı ihsân edüp kabûl etmediğinden tuğrâ-yı garrâ ile serdâr-ı mu‘azzam olup eyâlet-i Erzurûm ihsân olundu. Bu hakîr Evliyâ Erzurûm gümrüğüne kâtib ve mü’ezzinbaşı ve musâhib olduk. Bir paşa-yı mekâdir-şinâs ve hulvu'l-lisân, halûk-ı nâs ve bir nîk u bahâdır ve her fünûnda mâhir ü sühan-perdâz ve şâ‘ir bir paşa-yı celîlü'ş-şân ve fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve sâhibü'l-kerem ve'l-himem ve şecî‘ ü dilîr paşa-yı sâhibü'r-re’y idi. Hamd-i Hudâ me’mûlümüzden ziyâde in‘âm [u] ihsânları ile behre-mend ve ber-murâd edüp hayme ve hargâhımızla Erzurûm seyâhatine âmâde olduk. Ol gün huzûr-ı Sultân İbrâhîm Hân'da hil‘at-i pâdişâhî ile şerefyâb oldukda zemîn-bûs etdikde İbrâhîm Hân buyurdılar kim "Lala bu hatt-ı şerîfime amel eyleyüp kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ısyân [u] tuğyânı olursa tuğrâ-yı garrâ-keş-i düstûr-ı mükerremimsin. Tâ Revân altına varınca cümle Anadolu eyâletlerinin asker-i İslâm'ı senin fermân-berindir" deyü Paşa-yı âlî-tebârın eline pâdişâh-ı zî-şân dest-ber-dest hatt-ı şerîf verüp beş kîse altun harc-ı râh ve elli katar katır ve elli katar cemel-i rahmet ve bir otağ çetr-i mülemma‘ ile iki kat semmûr hil‘at-ı fâhire ihsân edüp İbrâhîm Hân'ın hayr du‘âsıyla Sarâyburnu'nda Üsküdar'[a] ubur olunup Ağaçayırı nâm mahalde hayme ve hargâhımızla meks olundu. Ol gün hünkâr silâhşorlarından Çerkez Terzi Mustafâ Ağa müsellem olup Erzurûm'a ılgar ile Malatiyyeli Silâhdâr Süleymân Paşa üzre gitdi. Paşa-yı sâhib-tedbîr Üsküdar'da meks ederken fermân-ı şerîfle hazînedârı olan Atlı Dilber nâm çelebiyi ma‘zûl edüp makâmına Paşa'nın akrabâlarından Alî Ağa hazinedâr oldu. Bir hafta-i kâmil Üsküdar'da tedârikimiz ve cümle levâzımâtlarımız görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276a ·
metinde göster ·
… -ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur.
Bu hatt-ı
şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer n …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… azmış hâlâ zamânemiz üstâdları ana bir tîşe ve direfş urmağa kâdir değillerdir.
Bu hatt-ı
sihr-âsârların tahtında tahrîr olunan cisr târîhidir:
Bu buhayre üzre ibtidâ bânîsi Süleymân Hân'dır. İtmâmı müyesser olmayup Selîm Hân-ı Sânî itmâm etmişdir. Bedest-i Koca Mi‘mâr Sinân. Cümle yigirmi altı göz kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş her kantara aynı kavs-ı kuzahdan nişân verir. 105b Şimâlden cenûba tûlu kâmil bir mildir. Cümle tîşe-i Ferhâd-ı kûhken destinde tıraş olmuş musaykal ve mücellâ taş ile mebnî bir cisr-i kavîdir kim memâlik-i Âl-i Osmân'da Geyve cisri ve Osmâncık kantarası ve Amasiyye pülü ve Batman cisri ve Çoban köprüsü ve Altun Halkalı köprü ve Rûmeli'nde Vişgrad cisri ve Mosdar cisri gibi cisrlere mânend ibret-nümâ-yı bî-mânend cisr-i serbülenddir. Bu dahi Rûmeli'ne gelüp gidenlerin memerri ibret-nümâ bir cisr-i azîmdir. Ve gâyet vâsi‘dir kim cemî‘i seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde meşhûr-ı âfâk kantara-i tâk-i revâkdır. Cisrin ortasında bir beyaz mermer-i ham üzre Karahisârî Hasan Çelebisi hattıyla Âl-i Osmân'ın ecdâdları esmâsıyla "Sultânu'l-memâlik ve'l-Arab ve'l-Acem es-sultân ibnü's-sultân es-Sultân Selîm Hân ibn Sultân Süleymân Hân ibn fülân fülân, tâ tâ, ilâ nihâyeti Âl-i Osmân" deyü eyle tahrîr etmiş kim hakkâ ki üstâd-ı mermer-bür mermer üzre yazmış ammâ sikke-i mermerde kazmış hâlâ zamânemiz üstâdları ana bir tîşe ve direfş urmağa kâdir değillerdir. Bu hatt-ı sihr-âsârların tahtında tahrîr olunan cisr târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 105a–105b ·
metinde göster ·
… i’e" [855] hattı merkûmdur. Ammâ şeyh hazretleri ne mertbe hattât-ı kâmil idüğü
bu hatt-ı
lâ-nazîrinden ma‘lûm ola. Hakkâ ki bu hatt-ı mu‘ciz ile bu kantara-i musanna‘ S …
Ammâ bu kantara-i azîm Ebü'l-feth Sultân Mehemmed pederi hilâfet-i evvelinde Gâzî Mihal Beğ inşâ etmişdir kim cisrin yanında nehr-i Meriç cezîresi üzre bir câmi‘-i azîmi var. Ve Hacı Bektâş-ı Velî halîfelerinden Sefer Şâh Sultân'ın merkad-i pür-envârı âsitânesi dahi bu püll-i kavî üzre vâki‘ olmuşdur. Hulâsa-i kelâm âyende vü revendegâna sırât olmuş bir râh-ı râstdır kim bî-bedeldir. Andan sonra binâ olunan Sarrâchâne köprüsü, Şehâbeddîn Paşa'nındır. Ebü'l-feth vüzerâlarından olup 163b bu cisr-i azîme şürû‘ edüp nâ-tamâm iken Ebü'l-feth İslâmbol'da Mâldepe nâm mahalde merhûm olup bu cisr sâhibi Şehâbeddîn Paşa Bâyezîd Hân ile Edirne'ye gelüp bu kantarayı ol asrda itmâm etdi ammâ vâcibü's-seyr bir cisr-i bî-bedeldir. Cümle sekiz gözdür ammâ her tâkı Tâk-i Kisrâ'dır. Ve nehr-i Tunca üzre olmak ile gâyet binâ-yı metîn ü arîzdir. Edirne'den tarafı başında şehre giderken sâğ cânibde çâr-kûşe bir kıt‘a beyâz mermer üzre şeyh hazretlerinin bizzât kendi hatt-ı şerîfiyle "Emmere bi-inşâ’i hâze'l-imâret zamanu's-sultânı Bâyezîd Hân deyü niçe elfâz-ı dürerbâr elfâz ile tahrîr olunan netîce-i kelâm târîhidir "Sene hamse ve hamsîne ve semâne mi’e" [855] hattı merkûmdur. Ammâ şeyh hazretleri ne mertbe hattât-ı kâmil idüğü bu hatt-ı lâ-nazîrinden ma‘lûm ola. Hakkâ ki bu hatt-ı mu‘ciz ile bu kantara-i musanna‘ Sarrâchâne cisri nâmıyla şöhre-i şehr olmuşdur. Hâlâ sırât-ı müstâkim-i selâtîndir. Zîrâ pâdişâhların sarây-ı hâssı râhı üzre vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 163a–163b ·
metinde göster ·
… eri ne mertbe hattât-ı kâmil idüğü bu hatt-ı lâ-nazîrinden ma‘lûm ola. Hakkâ ki
bu hatt-ı
mu‘ciz ile bu kantara-i musanna‘ Sarrâchâne cisri nâmıyla şöhre-i şehr olmuşdur …
Ammâ bu kantara-i azîm Ebü'l-feth Sultân Mehemmed pederi hilâfet-i evvelinde Gâzî Mihal Beğ inşâ etmişdir kim cisrin yanında nehr-i Meriç cezîresi üzre bir câmi‘-i azîmi var. Ve Hacı Bektâş-ı Velî halîfelerinden Sefer Şâh Sultân'ın merkad-i pür-envârı âsitânesi dahi bu püll-i kavî üzre vâki‘ olmuşdur. Hulâsa-i kelâm âyende vü revendegâna sırât olmuş bir râh-ı râstdır kim bî-bedeldir. Andan sonra binâ olunan Sarrâchâne köprüsü, Şehâbeddîn Paşa'nındır. Ebü'l-feth vüzerâlarından olup 163b bu cisr-i azîme şürû‘ edüp nâ-tamâm iken Ebü'l-feth İslâmbol'da Mâldepe nâm mahalde merhûm olup bu cisr sâhibi Şehâbeddîn Paşa Bâyezîd Hân ile Edirne'ye gelüp bu kantarayı ol asrda itmâm etdi ammâ vâcibü's-seyr bir cisr-i bî-bedeldir. Cümle sekiz gözdür ammâ her tâkı Tâk-i Kisrâ'dır. Ve nehr-i Tunca üzre olmak ile gâyet binâ-yı metîn ü arîzdir. Edirne'den tarafı başında şehre giderken sâğ cânibde çâr-kûşe bir kıt‘a beyâz mermer üzre şeyh hazretlerinin bizzât kendi hatt-ı şerîfiyle "Emmere bi-inşâ’i hâze'l-imâret zamanu's-sultânı Bâyezîd Hân deyü niçe elfâz-ı dürerbâr elfâz ile tahrîr olunan netîce-i kelâm târîhidir "Sene hamse ve hamsîne ve semâne mi’e" [855] hattı merkûmdur. Ammâ şeyh hazretleri ne mertbe hattât-ı kâmil idüğü bu hatt-ı lâ-nazîrinden ma‘lûm ola. Hakkâ ki bu hatt-ı mu‘ciz ile bu kantara-i musanna‘ Sarrâchâne cisri nâmıyla şöhre-i şehr olmuşdur. Hâlâ sırât-ı müstâkim-i selâtîndir. Zîrâ pâdişâhların sarây-ı hâssı râhı üzre vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 163a–163b ·
metinde göster ·
… e yazılar yazmış ve tuladan gûnâ-gûn hatlar dizmiş kim âyetün min âyâtillahdır.
Bu hatların
misli Hama ve Hımıs kal‘asının rûy-ı dîvârında dahi vardır. Ve bu Ulucâmi‘ ma‘b …
Ulucâmi‘: Âzerbaycân şâhlarından Akçakoyunlu Şâh Cihân'ın binâsıdır ve bundan büyük câmi‘ yokdur. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen orta ayak ile (---) ayakdır. Ve derûn-ı câmi‘de cümle amelî amûdlar üzre mebnî bir kubbe-i âlîsi eflâke kad çekmişdir. Üstâd-ı bennâ-yı mühendis-i selef var makdûrun bezl edüp envâ-ı fusûs-ı mukavvim-i mahkûk gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk ile ma‘kûd kılınmışdır ve kubbe-i âlîsi ve cümle der-i dîvârı rûyunu ol mi‘mâr-ı selef kırmızı ve siyâh tulalar ile câmi‘in cânib-i erba‘ası dîvârı yüzüne yazılar yazmış ve tuladan gûnâ-gûn hatlar dizmiş kim âyetün min âyâtillahdır. Bu hatların misli Hama ve Hımıs kal‘asının rûy-ı dîvârında dahi vardır. Ve bu Ulucâmi‘ ma‘bedgâh-ı kadîm olup helâl ü zülâl gazâ mâlıyla binâ olduğundan başka bir gûne rûhâniyyetli câmi‘dir. Ve bir tarz-ı kadîm mihrâb u minberi var kim umk-ı mücevvefler ile ve beyâz u siyah ahmergûn u gayrı gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile sadefkârî olmuş mihrâbdır. Ve bir minâre-i musanna‘ı var kim vâcibü's-seyrdir. Ve'l-hâsıl bu câmi‘in misli seb‘ada yokdur. Bunda olan zîbâ san‘atlar ve bu savma‘ada olan zîbâ tasarruflar bir câmi‘-i ma‘bedhânede yokdur kim ehl-i vasf anın midhatinde kâsırdır. Hulâsa-i kelâm hüsn-i letâfeti ve kân-ı zerâfeti vasfdan hâric ü beyândan âric bir câmi‘-i rûşendir. Taşra haremi etrâfı kân-ı ulemâ ve sulehâ dârü't-tedrîslerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256b ·
metinde göster ·
üst yanında bir taşı oyup bir münakkaş İznik çanağını ayağından dîvâra yapışdır …
Ve bu hattın üst yanında bir taşı oyup bir münakkaş İznik çanağını ayağından dîvâra yapışdırmışlar, ammâ gâyet üstâd işi, içi mâvi nakş-i bukalemûn çanağ-ı nîlgûndur. Ve bu demir kapu arasında yukaru kemerde bir demir kafes asılıdır kim hîn-i ma‘rekede bu kafesi koyverüp kapu önüne siper ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37b ·
metinde göster ·
… rîf vârid oldu kim, "Ya Seydî'nin başı, ya senin başın" deyü Hacı İshâk Hâkiyle
bu hatt
gelüp Serdâr Alî Paşa dahi nâçâr kalup korkar kim "Bir vezîre dahi hatt gelüp s …
Âhirü'l-emr Serdâr Alî Paşa'ya bir hatt-ı şerîf vârid oldu kim, "Ya Seydî'nin başı, ya senin başın" deyü Hacı İshâk Hâkiyle bu hatt gelüp Serdâr Alî Paşa dahi nâçâr kalup korkar kim "Bir vezîre dahi hatt gelüp serdârın başı gide" Nâçâr pes u perdeden Seydî'nin katline azîmet eyledi, zîrâ mukaddemâ Seydî'nin Vârat'a imdâd etmediğinden derûnunda bir ukde-i kîn-i kibirden var idi kim "Seydî olmasa Alî Paşa Vârat kal‘asın alamazdı" deyü efvâh-ı nâsda alâ mele’i'n-nâs söylenirdi. Bu ecilden hemân nâm benim olsun deyü Seydî'nin katline bel bağlayup ihtimâm-ı tâm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184a ·
metinde göster ·
… üzerlerine olsun" deyü bu la‘netnâmeyi bir taşa yazup ve sikkeyi mermerde kazup
bu hatt-ı
la‘netnâmeyi cebehâne kapusu üzre kodular. Ve yılda bir kerre cümle a‘yân-ı kib …
"Hâmân ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâd ve Nemrûd ve Ebû Cehil ve Ebû Leheb ve Yezîd ve Mervân ve Bahtek'in la‘neti bu cebehâneden bir zerre şey uğurlayanların üzerlerine olsun" deyü bu la‘netnâmeyi bir taşa yazup ve sikkeyi mermerde kazup bu hatt-ı la‘netnâmeyi cebehâne kapusu üzre kodular. Ve yılda bir kerre cümle a‘yân-ı kibâr ma‘rifeti ve nezâretiyle "Yıl başında {cümle silâhlar pars} olup musaykal ve mücellâ ola" deyü kanûnnâme yazıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132a ·
metinde göster ·
… â eder Evliyâ" deyü ağaca kazdım, ammâ hakkâ ki Alman diyârında bir alâmet edüp
bu hattı
yazdım. Ammâ bu hakîr bu ağacın asl [u] fer‘ini niçe esîr papaslardan su’âl etd …
Ya‘nî "Meryem Ana içün ve Kot kapur hand, ulu Allâhu azîmü'ş-şân içün, makar fand du‘â eder Evliyâ" deyü ağaca kazdım, ammâ hakkâ ki Alman diyârında bir alâmet edüp bu hattı yazdım. Ammâ bu hakîr bu ağacın asl [u] fer‘ini niçe esîr papaslardan su’âl etdikde anların nakilleri üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a ·
metinde göster ·
kapusundan içeri cânibe gidüp Yeni Kapu, bu dahi iki kat bâb-ı kavîler ve asma …
Andan bu Hatvan kapusundan içeri cânibe gidüp Yeni Kapu, bu dahi iki kat bâb-ı kavîler ve asma cisrlerdir. Ve bu kapunun iç yüzünde tâ Martolos kapusuna varınca tahta döşeli bin beş yüz adım enli pâk şâhrâh sokakdır. Ve bu Martolos kapusu Egre'nin batı tarafına nâzır bir metîn iki kat kapudur. Bu dahi asma cisrli bâb-ı kavîlerdir. Ve bu semtde cümle kefereler sâkin olup gâyet ma‘mûrdur. Ve cümle Martolosân kefereleridir kim vazîfe-i mu‘ayyeneli kal‘a neferâtlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37b ·
metinde göster ·
yerden geçirüp kulağız olan âdemler Mora Hafsalı ve Dırınkova kasaba âdemleridi …
Bu mahalden gemileri geçirir başka üstâd âdemler vardır kim bu girdâbın ahvâline taş be-taş eğri büğrü mahûf u muhâtara yerlerin bilüp gemileri selâmet geçirmeğe der-uhde edüp geçirirler. Ekseriyyâ bu gemileri bu hatarnâk yerden geçirüp kulağız olan âdemler Mora Hafsalı ve Dırınkova kasaba âdemleridir. Her gemiden gemisine göre beşer yüz ve ikişer yüz guruş alup gemileri eğer gemilere bir zarar olursa şer‘an ol âdemlere gemilerin bahâsın ödedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 96b ·
metinde göster ·
üzre âyetü'l-kürsî tahrîr olunmuşdur kim üstâd-ı mermer-bür bu hatları taşa eyl …
Sitâyiş-i taşra kal‘a içre yüz aded toprak örtülü evleri olup çârsû-yı bâzâr hammâm ve hân bu kal‘ada yokdur. Ancak kal‘a bânîsi Sâhib Geray'ın bir câmi‘i var, tûlen yüz elli ayakdır ve arzen yüz aded kademedir. Mihrâbı üzre "Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün resûlullâh" tahrîr olunup bu hat üzre âyetü'l-kürsî tahrîr olunmuşdur kim üstâd-ı mermer-bür bu hatları taşa eyle yazmış kim cidden sikkeyi mermerde kazmış. Minâresi câmi‘in solunda bir alçak beyâz taş minâre-i zîbâdır. Câmi‘ dahi tarz-ı kadîm alçacık toprak örtülü bir ma‘bedgâh-ı kadîmdir kim gazâ mâlıyla binâ olmağın gâyet rûhâniyyetli ve cemâ‘at-i kesîreli dâru't-tevhîd bir musallâ-yı atîkdir. Hattâ bu câmi‘in sol tarafında maşrık cânibine nâzır kal‘anın bir küçük kapucuğu var, ammâ atlı(?) gücile girir çıkar. Bu kapucuğun önündeki handakı üzre makaralar ile asma köprüsü var. Karşu handak kenârında Mehemmed Geray Hân'ın bir küçük hoş hevâ ve hoş binâ hammâm-ı rûşinâsı var, varoşda vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… ahrîr olunup bu hat üzre âyetü'l-kürsî tahrîr olunmuşdur kim üstâd-ı mermer-bür
bu hatları
taşa eyle yazmış kim cidden sikkeyi mermerde kazmış. Minâresi câmi‘in solunda b …
Sitâyiş-i taşra kal‘a içre yüz aded toprak örtülü evleri olup çârsû-yı bâzâr hammâm ve hân bu kal‘ada yokdur. Ancak kal‘a bânîsi Sâhib Geray'ın bir câmi‘i var, tûlen yüz elli ayakdır ve arzen yüz aded kademedir. Mihrâbı üzre "Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün resûlullâh" tahrîr olunup bu hat üzre âyetü'l-kürsî tahrîr olunmuşdur kim üstâd-ı mermer-bür bu hatları taşa eyle yazmış kim cidden sikkeyi mermerde kazmış. Minâresi câmi‘in solunda bir alçak beyâz taş minâre-i zîbâdır. Câmi‘ dahi tarz-ı kadîm alçacık toprak örtülü bir ma‘bedgâh-ı kadîmdir kim gazâ mâlıyla binâ olmağın gâyet rûhâniyyetli ve cemâ‘at-i kesîreli dâru't-tevhîd bir musallâ-yı atîkdir. Hattâ bu câmi‘in sol tarafında maşrık cânibine nâzır kal‘anın bir küçük kapucuğu var, ammâ atlı(?) gücile girir çıkar. Bu kapucuğun önündeki handakı üzre makaralar ile asma köprüsü var. Karşu handak kenârında Mehemmed Geray Hân'ın bir küçük hoş hevâ ve hoş binâ hammâm-ı rûşinâsı var, varoşda vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… de müsâfir yok ise komşusunun adını oğlana korlar, de’b-i kadîmleri budur. Ammâ
bu Hatukay
beği ankâ ve mâl-ı firâvân, ya‘nî hayvânât ile sekiz bin aded pür-silâh askere …
Beğinin ismi Cângirey'dir, ya‘nî Cânbe Geray'dır. Cânbe Geray Sultân bunda müsâfir iken bunun olan veled-i nâ-pâk[i] ol gece anası masdarından dünyâya gelince Cânbe Geray Sultân'ın ismini koyup Cângirey derler. Hâlâ âyîn-i Çerâkise eyledir kim bir oğlu doğsa evinde her kim müsâfir olursa anın ismini oğlana korlar. Ve ol ân oğlanı bir günden bir gayri süd ana alup götürür. Anasından ve babasından eyi besleyüp perveriş eder. Hâlâ yine eyle gördük. Eğer evlerinde müsâfir yok ise komşusunun adını oğlana korlar, de’b-i kadîmleri budur. Ammâ bu Hatukay beği ankâ ve mâl-ı firâvân, ya‘nî hayvânât ile sekiz bin aded pür-silâh askere mâlikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151a ·
metinde göster ·
… e nehr-i Edil'i geçüp Heyhât sahrâsın ötüp gelen kavm-i Nevrûz İmirza Tatarları
bu Hatukay
Çerkezi hâkinde nehr-i Kuban sâhilinde sâkin olup Çerkez'den kız alup kardaş ol …
Ve bu vilâyet bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr-ı diyâr olmak ile Maskov kralı şehzâdesin katl edüp Kalmık keferesi içlerinden ceng ede ede nehr-i Edil'i geçüp Heyhât sahrâsın ötüp gelen kavm-i Nevrûz İmirza Tatarları bu Hatukay Çerkezi hâkinde nehr-i Kuban sâhilinde sâkin olup Çerkez'den kız alup kardaş olmuşlardır. Cümle on bin asker ve altı bin obadır. Ve gâyet sadaklı ve savatlı müsellah ve bahâdır askerdir. Hân bu Hatukay'da sâkin iken hakîr yine refîklerim ile cânib-i şimâle 2 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151a ·
metinde göster ·
… altı bin obadır. Ve gâyet sadaklı ve savatlı müsellah ve bahâdır askerdir. Hân
bu Hatukay'da
sâkin iken hakîr yine refîklerim ile cânib-i şimâle 2 sâ‘at gidüp,
Ve bu vilâyet bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr-ı diyâr olmak ile Maskov kralı şehzâdesin katl edüp Kalmık keferesi içlerinden ceng ede ede nehr-i Edil'i geçüp Heyhât sahrâsın ötüp gelen kavm-i Nevrûz İmirza Tatarları bu Hatukay Çerkezi hâkinde nehr-i Kuban sâhilinde sâkin olup Çerkez'den kız alup kardaş olmuşlardır. Cümle on bin asker ve altı bin obadır. Ve gâyet sadaklı ve savatlı müsellah ve bahâdır askerdir. Hân bu Hatukay'da sâkin iken hakîr yine refîklerim ile cânib-i şimâle 2 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151a ·
metinde göster ·
Meğer Cânbe Geray Hân Acem seferine bu Çerkezistân'dan geçerken
bu Hatukay
Çerkezi vilâyetine konup beğinin evinde müsâfir olup beğinin bir oğlu vücûda ge …
Meğer Cânbe Geray Hân Acem seferine bu Çerkezistân'dan geçerken bu Hatukay Çerkezi vilâyetine konup beğinin evinde müsâfir olup beğinin bir oğlu vücûda gelüp ismini Cânbe Geray korlar. Bir müsinn ü mutarraş koca keferedir, ammâ küfr-i dalâlet nedir bilmez(?).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 191b ·
metinde göster ·
… ile "Mağsûl ü merhûm u mağfûr" lafızları zâhir oladüşüp cümle âşıkân-ı gâziyân
bu hattı
görüp "sübhânallâh" deyüp âlem-i hayretde kaldılar.
"Otuz iki dişim çıkardığım otuz iki aya delîldir. Ba‘de'l-feth benim cenâzemde bulunup beni gasl edüp Yeşil Kol Sultân yanında defn eyle" deyü nutuk buyurdukları günün otuz ikinci ayında feth olup ba‘de'l-feth rûh teslîm edüp cemî‘i guzât-ı müslimîn cenâzesinde hâzır oldukda hakîr mağârâsı içinde cesed-i şerîfin gasl ederken ûd [u] amber ve za‘ferân ve benefşe ve gülâb-ı kudret râyihalarından demâğım mu‘attar olup cemî‘i fukarâ-yı mücâhidâ[n] tevhîd [ü] tezkîre meşgûller iken hemân merhûm Alî Dede'nin cesed-i şerîfin gasl ederken sadr-ı şerîfi üzre bir kırmızı hatt ile "Mağsûl ü merhûm u mağfûr" lafızları zâhir oladüşüp cümle âşıkân-ı gâziyân bu hattı görüp "sübhânallâh" deyüp âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304a ·
metinde göster ·
"Benim bu Aya Nacata şehrimi sene 709 târîhinde Muhammedîler alalar ve Murâd Beğ nâmında Osmânoğlu hükmünde olacakdır, ammâ ol dahi bizim elimizde şehîd olacakdır" deyü Usturumça kal‘ası şark tarafı kapusu üzre çâr-kûşe mermer üzre yazup gûyâ sikkeyi mermerde kazup yed-i tûlâsın ayân u beyân etdiğiçün altı üç satır Türkçe ve üstü üç satır Rûmca hatlar tahrîr edüp Üstü Rûmca olmuş olur. Cümle nücûm kuvvetiyle bu hatları rumûz [u] künûz edüp kal‘a kapusu üzre bu hatlar bâkî kalırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 374a ·
metinde göster ·
… olur. Cümle nücûm kuvvetiyle bu hatları rumûz [u] künûz edüp kal‘a kapusu üzre
bu hatlar
bâkî kalırlar.
"Benim bu Aya Nacata şehrimi sene 709 târîhinde Muhammedîler alalar ve Murâd Beğ nâmında Osmânoğlu hükmünde olacakdır, ammâ ol dahi bizim elimizde şehîd olacakdır" deyü Usturumça kal‘ası şark tarafı kapusu üzre çâr-kûşe mermer üzre yazup gûyâ sikkeyi mermerde kazup yed-i tûlâsın ayân u beyân etdiğiçün altı üç satır Türkçe ve üstü üç satır Rûmca hatlar tahrîr edüp Üstü Rûmca olmuş olur. Cümle nücûm kuvvetiyle bu hatları rumûz [u] künûz edüp kal‘a kapusu üzre bu hatlar bâkî kalırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 374a ·
metinde göster ·
… âm bir Osmânoğlu bu kal‘ayı feth ede. Kendisi de bizim elimizde şehîd ola" deyü
bu hatları
tilâvet etdikde buyururlar kim,
"Bir zamân Muhammedîlerden Murâd Beğ nâm bir Osmânoğlu bu kal‘ayı feth ede. Kendisi de bizim elimizde şehîd ola" deyü bu hatları tilâvet etdikde buyururlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 374b ·
metinde göster ·
… nharif olmuş. Ve minârenin taşra yoldan tarafında iki âdem kaddi mürtefi‘ yerde
bu hat
mastûrdur: Târîh:
Ve bu kapunın sağ tarafında bir kâ[r]gîr minâre-i mevzûnu var kim sihr-i i‘câz binâ-yı musanna‘ imiş. Lâkin celâlî ihrâk etdükde câ-be-câ yerleri Y 133b munharif olmuş. Ve minârenin taşra yoldan tarafında iki âdem kaddi mürtefi‘ yerde bu hat mastûrdur: Târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y133a–Y133b ·
metinde göster ·
aşağı ellerinde olan ahid-nâme mûcebince la‘netnâmeleri tahrîr olunmuş kim bunl …
Bu hatdan aşağı ellerinde olan ahid-nâme mûcebince la‘netnâmeleri tahrîr olunmuş kim bunlara hilâf-ı ahid-nâme rencîde olunmaya, deyü tahrîr olunmuşdur. Hudâ-yi Bîçûn mihrâb-ı müslimîn etmeği müyesser ede. Âmin.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y224b ·
metinde göster ·
Bu hatlardan aşağı kâr-ı ferşe varınca Hazret-i Osmân binâ etdüği dîvâr cümle gûnâ-gûn mevvâc sommâkî ve yeşim ve yerekânî ebrî seng-i ibret-nümûnlar kaplıdır. Ve bu seng-i musanna‘lar üzre bir kat dahi celî hatt-ı müzehheb ile tâ Bâb-ı Selâm'dan Bâb-ı Cibrîl'e gelince sûre-i Feth-i şerîf tahrîr olunmuşdur. Ammâ Allâhu a‘lem hatt-ı Yâkût-ı Musta‘sımî'dir, zîrâ hatt-ı kadîmdir. Ve kâ‘idesi dahi ana yakındır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y282b ·
metinde göster ·
soffasından yokuş yukaru tâ cebel-i Arafât'ın nihâyetine varınca yüz yetmiş aya …
Ve bu hatîb soffasından yokuş yukaru tâ cebel-i Arafât'ın nihâyetine varınca yüz yetmiş ayak taş nerdübân ile urûc olunur. Bu mahal cebel-i Arafât'ın tâ zirve-i a‘lâsıdır kim anda makâm-ı kubbe-i Hazret-i Âdem ve Hazret-i Havvâ ya‘nî kubbe-i Arefe Âdem [ü] Havvâ bu kubbede mülâkat olmuşlardır. Çâr amelî pâyeler üzre bir kubbe-i münevver-i âlîdir ve çâr kemer üzre mebnîdir. Ve cânib-i erba‘ası kırmızı Horasânî kireç ile sıvalıdır. Kapusu ve minâresi yokdur. Cânib-i erba‘asından girilir bir kubbe-i nûr-ı mübîndir. Ve mağrib cânibine müteveccih kıblesi vardır, zîrâ cebel-i Arafât Ka‘be'nin cânib-i şarkîsindedir. Y 318b Anıniçün bu Arafât'ın kıblesi garba vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y318a–Y318b ·
metinde göster ·
Ve hacerin devri on beş zirâ‘dır. Bu hacere Hatîm derler. Ka‘be-i şerîfin cânib-i şimâlinde Altun oluk cânibinde vâki‘ olmuşdur kim mîzâb-ı rahmetden cereyân eden (---)(---)(---)(---) Hatîm dîvârının P 142a kaddi bir âdem kaddi mikdârı bir alçacık siyâh ve beyâz mücellâ taşlardır. (---)(---)(---) Ve tavâf ederken Hatîm'i bile dolaşup cümle yüz yetmiş adımdır. Zirâ‘-ı mekkî hisâbı dahi bu hatve (---)(---)(---) Rükn-i Irâkî'den girüp Rükn-i Şâmî'ye Altun oluk alından yol geçer. Ammâ Hatîm (---)(---)(---)(---) Risâlet-penâh'dan istimâ‘ edüp ve Fâtımatü'z-Zehrâ ve Âyişe-i Sıddîka'dan (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y341a ·
metinde göster ·
Ve Zübeyr ibn Avâm hazretleri zamân-ı hilâfetlerinde bu Hatîm'i kal‘ edüp müceddeden binâ edüp Beyt-i şerîfe ilhâk edüp sütûh-ı Mekke ile berâber etdi. Ve cânib-i erba‘asına revzenler ve billûr ve necef ve moran-ı gûnâ-gûn câmlar inşâ etdi. Ve Beyt-i şerîfin Rükn-i Yemânî'de mesdûd olan bâb-ı şerîfi açup Beyt-i şerîfi yine ke'l-evvel iki kapulu eyleyüp niçe mâl-ı hazâyin masrûf edüp Beyt-i şerîfin enderûn [u] bîrûnun eyle tezyîn eyledi kim görenler "Hâzihi cennâtü adnin, fedhulûhâ hâlidîn" deyüp temâşâ eden bir kapudan girüp bir kapudan çıkacak iken çıkmayup muhalled kalmağa cân atarlardı. Ve Beyt-i şerîfi yedi kerre tavâf eden bir kapudan girüp bir kapudan çıkarlardı. Niçe eyyâm Zübeyr hazretlerinin hilâfetinde bu minvâl üzre tavâf olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y341a ·
metinde göster ·
içre Hazret-i Risâlet'in secde etdikleri yeşil taş üzre imâmet edüp secde eder. …
Ve İmâm-ı A‘zam mezhebinin imâmı bu Hatîm içre Hazret-i Risâlet'in secde etdikleri yeşil taş üzre imâmet edüp secde eder. Altun oluk altında vâki‘ olmuşdur. Bu secdegâh olan yeşil taşın iki cânibinde birer âdem kaddi altun yaldızlı gümüş şem‘dânlar üzre ikişer âdem kaddi ve âdem cüssesi-misâl beyâz şem‘-i kâfûrîler çerâğân olup ve her şeb iki yüz fânûs-ı cinânlar içre şem‘-i aseller ile çerâğân olup cümle huccâc ibâdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y343a ·
metinde göster ·
Ve bu Hatîm içre gûnâ-gûn mermer-i hâmlar döşelidir. Ve Beyt-i şerîfin ferşine berâber temelinden dâ’iren-mâdâr yüz yetmiş adımdır. Zemînden Y 343b bir arşın bâlâ yeri Ka‘be dîvârına beyâz mermer kaplıdır kim Beyt-i şerîfin dîvârı matar-ı rahmetden mahfûz ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y343a–Y343b ·
metinde göster ·
müzehhebler cümle siyâh harîr üzre sırma ile nakş olunmuşdur. Ve bir sandûka iç …
Ve bu hatt-ı müzehhebler cümle siyâh harîr üzre sırma ile nakş olunmuşdur. Ve bir sandûka içinde Hazret-i Y 348b İbrâhîm'in kademeyn-i şerîfeyn[i] vardır. İçi gülâb ile leb-ber-lebdir. Ehl-i züvvâr bu kubbeye girüp ol gülâbdan yüzlerine sürerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y348a–Y348b ·
metinde göster ·
… edesin ve etdirmeyesin. İnşâallâhu ta‘âlâ meddü'd-dehr düstûrü'l-amel olmağıçün
bu hatt-ı
hümâyûn-ı şevket-makrûnumu mahrûse-i Mısır'ın kulle-i hizânesinde hıfz u ibkâ e …
Ve sen ki vezîrim müşârun-ileyhsin zamân-ı hükûmetinde mevâdd-ı mezkûreleri bu vech üzre icrâ edüp bunun hilâfı bir vaz‘ u hâlet irtikâb etmeden hazer edesin ve etdirmeyesin. İnşâallâhu ta‘âlâ meddü'd-dehr düstûrü'l-amel olmağıçün bu hatt-ı hümâyûn-ı şevket-makrûnumu mahrûse-i Mısır'ın kulle-i hizânesinde hıfz u ibkâ edesin ki her Tût evvelinde icmâller olundukda bu hatt-ı hümâyûn-ı ma‘dalet-makrûnum dahi ihrâc olunup im‘ân-ı nazar ile nazar olundukda sâdır olan tenbîhnâme-i hümâyûnuma mugâyir bir iş olunmuş ise def‘ u ref‘ olunup fermân-ı hümâyûnuma tevfîk oluna deyü fermân-ı şerîfim muktezâsınca fermân-ı kazâ-cihân-ı sultânî ve emr-i âlî-i vâcibü'l-ittibâ‘-ı hâkânî sâdır olmağile eyâlet-i Mısır'da Tût evvelinden âhirine dek bir senede dâhil-i hızâne tahsîl olan emvâlin ve rûznâme ve muhâsebe ve mukâta‘ât ve sâyir aklâm-ı müteferrika defâtirinde müfredâtile tafsîl-i nâtık olunduğu üzre eyâlet-i Mısır'da vâki‘ olan kurâların harâc arâzîsinde mâl-ı küşûfiyye-i kebîrden iskeleler iltizâmı mâlından ve sâyir mukâta‘âtdan vâki‘ olan emvâl-i müteferrikadan vezîr-i müşârun-ileyh hazretlerinin zamân-ı şerîflerinde tahsîl olan emvâlin îrâd u masârîfi tahrîr olunmağın hatt-ı hümâyûn-ı şerîfim ile ma‘yûr olup erbâb-ı aklâm-ı kalem ve Mısır'ın yedlerinde usûl-i defâtirin icmâlleri Âsitâne'ye vezîr-i müşârun-ileyh hazretleri irsâl buyurmağın tekrâr erbâb-ı kalemlerin tahsîl-i tashîh ve hutûmlarıyle mahtûm olup kulle-i hızâneye vaz‘ buyurulan aklâm-ı seb‘anın müceddeden tahrîr olunan defâtir-i müfredâta tatbîk olundukda Şarkıyye kalemine tâbi‘ olan kurânın harâc arâzîsinde[n] bin seksen dörd kîse-i Mısrıyye ile on iki bin üç yüz toksan dörd para, ve kalem-i Garbiyye'[ye] tâbi‘ olan kurâların harâc arâzîsinden bin elli yedi kîse ile yedi bin elli yedi para, ve kalem-i şehre tâbi‘ olan harâc kurânın arâzîlerinden üç yüz on altı kîse ile sekiz bin üç yüz otuz iki para, ve kalem-i rûznâmeye tâbi‘ olan kurâların harâc arâzîsinden yüz altmış yedi kîse ile tokuz bin beş yüz otuz bir para eder, ve kalem-i mukâta‘-i îrâd-ı gılâle tâbi‘ olan kurâların harâc arâzîlerinden yigirmi altı kîse ile on yedi bin yedi yüz yigirmi sekiz para eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y71a ·
metinde göster ·
… kulle-i hizânesinde hıfz u ibkâ edesin ki her Tût evvelinde icmâller olundukda
bu hatt-ı
hümâyûn-ı ma‘dalet-makrûnum dahi ihrâc olunup im‘ân-ı nazar ile nazar olundukda …
Ve sen ki vezîrim müşârun-ileyhsin zamân-ı hükûmetinde mevâdd-ı mezkûreleri bu vech üzre icrâ edüp bunun hilâfı bir vaz‘ u hâlet irtikâb etmeden hazer edesin ve etdirmeyesin. İnşâallâhu ta‘âlâ meddü'd-dehr düstûrü'l-amel olmağıçün bu hatt-ı hümâyûn-ı şevket-makrûnumu mahrûse-i Mısır'ın kulle-i hizânesinde hıfz u ibkâ edesin ki her Tût evvelinde icmâller olundukda bu hatt-ı hümâyûn-ı ma‘dalet-makrûnum dahi ihrâc olunup im‘ân-ı nazar ile nazar olundukda sâdır olan tenbîhnâme-i hümâyûnuma mugâyir bir iş olunmuş ise def‘ u ref‘ olunup fermân-ı hümâyûnuma tevfîk oluna deyü fermân-ı şerîfim muktezâsınca fermân-ı kazâ-cihân-ı sultânî ve emr-i âlî-i vâcibü'l-ittibâ‘-ı hâkânî sâdır olmağile eyâlet-i Mısır'da Tût evvelinden âhirine dek bir senede dâhil-i hızâne tahsîl olan emvâlin ve rûznâme ve muhâsebe ve mukâta‘ât ve sâyir aklâm-ı müteferrika defâtirinde müfredâtile tafsîl-i nâtık olunduğu üzre eyâlet-i Mısır'da vâki‘ olan kurâların harâc arâzîsinde mâl-ı küşûfiyye-i kebîrden iskeleler iltizâmı mâlından ve sâyir mukâta‘âtdan vâki‘ olan emvâl-i müteferrikadan vezîr-i müşârun-ileyh hazretlerinin zamân-ı şerîflerinde tahsîl olan emvâlin îrâd u masârîfi tahrîr olunmağın hatt-ı hümâyûn-ı şerîfim ile ma‘yûr olup erbâb-ı aklâm-ı kalem ve Mısır'ın yedlerinde usûl-i defâtirin icmâlleri Âsitâne'ye vezîr-i müşârun-ileyh hazretleri irsâl buyurmağın tekrâr erbâb-ı kalemlerin tahsîl-i tashîh ve hutûmlarıyle mahtûm olup kulle-i hızâneye vaz‘ buyurulan aklâm-ı seb‘anın müceddeden tahrîr olunan defâtir-i müfredâta tatbîk olundukda Şarkıyye kalemine tâbi‘ olan kurânın harâc arâzîsinde[n] bin seksen dörd kîse-i Mısrıyye ile on iki bin üç yüz toksan dörd para, ve kalem-i Garbiyye'[ye] tâbi‘ olan kurâların harâc arâzîsinden bin elli yedi kîse ile yedi bin elli yedi para, ve kalem-i şehre tâbi‘ olan harâc kurânın arâzîlerinden üç yüz on altı kîse ile sekiz bin üç yüz otuz iki para, ve kalem-i rûznâmeye tâbi‘ olan kurâların harâc arâzîsinden yüz altmış yedi kîse ile tokuz bin beş yüz otuz bir para eder, ve kalem-i mukâta‘-i îrâd-ı gılâle tâbi‘ olan kurâların harâc arâzîlerinden yigirmi altı kîse ile on yedi bin yedi yüz yigirmi sekiz para eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y71a ·
metinde göster ·
fevkında bir kitâbe içre celî ta‘lîk hat ile müzehheb ve lâcüverd ile üstâd-ı k …
Ve bu hattın fevkında bir kitâbe içre celî ta‘lîk hat ile müzehheb ve lâcüverd ile üstâd-ı kâmil bir âsâr etmiş kim bu kadar mürûr-ı eyyâm ile şiddet-i hârdan ve matardan zerre kadar rahnedâr olmayup bir âb-ı hayât hatt-ı latîfdir. Tastîr olunan târîh budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y112a ·
metinde göster ·
"Bak yüzüme. Kaz dibimi. Âkıl kande ise mâl andadır", demiş.
Bu hattı
istihrâc edüp çalışan âdemlerden niçe âdem helâk olmuşdur. Âhir bu amûd dibinde …
"Bak yüzüme. Kaz dibimi. Âkıl kande ise mâl andadır", demiş. Bu hattı istihrâc edüp çalışan âdemlerden niçe âdem helâk olmuşdur. Âhir bu amûd dibinden su çıkup her sene altı ay buhayre olur ve altı ay kara olup defîne kazıcılardan kavm-i Mağâribe ilâ-hâze'l-ân kazmağa çalışırlar, ve's-selâm.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y133b ·
metinde göster ·