… "Bu çay-ı azîm ol deryânın ayağıdır kim Karadeniz'e munsab olur", derler. Ammâ
bu nehr-i
Faşa âb-ı hayâtdır ve Gîlan deryâsı Karadeniz kadar bir deryâdır, belki dahi vâ …
Menzil-i nehr-i azîm Faşa çayı: Bir nehr-i azîmdir kim Tuna-misâl bir vâsi‘ nehrdir. Ba‘zı yeri bir mil enli ba‘zı mahalli nısf mil teng mahallerdir. Ammâ umkı sekiz kulaç ve on kulaç derbenddir. İçinde Mikrilistân ve Abaza vilâyetine giden gemiler girüp yüz mil yukaru giderler. Âb-ı hayatdan nişân verir nehr-i kebîrdir. Karadeniz'in cânib-i poyrazı nihâyetinde bir körfez bucağına vâki olmuşdur. İslâmbol'dan bu mahalle gelince bin üç yüz mildir. Karadeniz'in bir ucı bu Faşa çayıdır. {İslâmbol'dan Faşa nehri 1300 mil}. Menba‘ı, Mikrilistân ve Gürcîstân ve Dağıstân ve Kabartay Çerkezistânı mâbeynlerinde kûh-ı Elburz'dan ve Ubur dağından ve Sadşe dağlarından cem‘ olup cânib-i cenûba cereyân ederek Mikril ve Abaza mâbeyninde Karadeniz'e mahlut olur. Cânib-i şarkîsi serâpâ âsî Mikrilistân köyleridir. Cânib-i garbîsi Abazistân'ın Çaçlar kavmi diyârıdır. İki cânibi dahi çengelistân ve ormanistân olmağıla Abazalar Mikrili, Mikril Abazaları serîka edüp bâzargânlara satarlar. Ve dahi ba‘zı müverrihler bu Faşa çayıyçün Şirvân ve Gîlân ve Demirkapu deryâsı ki âna müverrihler Bahr-i Haraz [Hazar] derler, "Bu çay-ı azîm ol deryânın ayağıdır kim Karadeniz'e munsab olur", derler. Ammâ bu nehr-i Faşa âb-ı hayâtdır ve Gîlan deryâsı Karadeniz kadar bir deryâdır, belki dahi vâsi‘dir. Zehr-i mâr-misâl bir bahr-i azîmdir. Karadeniz ile ol Bahr-i Haraz'un mâbeyni on beş konak yerdir kim vilâyet-i Kabartay Çerkezi ve vilâyet-i Dağıstân'ın kûh-ı Elburz'ı var. Niçe ayağı olup Bahr-i Haraz Karadeniz'e mahlût olabilür. Eğer derlerse, "Zîr-i zemînden menfez bulup gelir" derlerse Bahr-i Haraz acıdır; bu Faşa çayı âb-ı hayâtdır. Bu kavl hilâf-ı tasavvurdur. Bu Faşa çayın ubûr edüp artık cânib-i garba teveccüh edüp kâmil bir günde Karadeniz kenarınca gidüp.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b ·
metinde göster ·
… nehr-i Ulu Tün'ün bir fırkası dahi cereyân edüp yine bahr-i Azağ'a munsab olur.
Bu nehr-i
azîm Moskov vilâyetinin (---) nâm şehrinin dağlarından gelüp üç yerden Azak den …
Menzil-i Burabay nâm mahalde meks etdük. Bu mahalde dahi Azak kal‘asının cânib-i garbîsi mukâbilinde Azak denizine munsab olan nehr-i Ulu Tün'ün bir fırkası dahi cereyân edüp yine bahr-i Azağ'a munsab olur. Bu nehr-i azîm Moskov vilâyetinin (---) nâm şehrinin dağlarından gelüp üç yerden Azak denizine katılır. Sazlık ve kamışlık içinden gelmek ile ol kadar lezîz değildir. Ve bu nehrin sâhilinde olan kavmin ekseriyyâ reng-i rûları zerdî-rûdır. Ve boğazlarında kuşka ta‘bîr etdükleri bir lahm-ı zâ’id yumru şiş hâsıl olur ve bu nehr kenarında cümle Tatar-ı sabâ-reftâr askeriyle meks edüp bir çemenzâr ve şükûfezâr yer olmağıla bî-bâk u bî-pervâ alacıklarımızı kurup sekiz kerre yüz bin alaşa atlarımız çemenzâra cıvarup bir gice anda mihmân olup safâ edüp bu menzilde üç yüz at boğazlayup tenâvül olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… ı ganâ’imle vâsıl olurlar. Ve bu mezkûr kal‘alar cümle Moskov'a tâbi‘lerdir. Ve
bu nehr-i
Süd kenarından yine kalkup bir sâ‘at gidüp,
Menzil-i kenar-ı Nehr-i Süd: Bunu dahi cümle atlar ile yeldirüp kenarı bir çemenzâr yer olmağıla anda meks olundu. Lâkin çatak ve batak u sazlı yatak yer olmağıla yüz mikdârı at ve elli esîr gark-ı âb oldu. Bu ehr-i Süd dahi Moskov diyârının cânib-i garbîsinde Gürleviçse nâm şehr-i azîmin ve kal‘a-i kadîmin dağlarından cem‘ olup bu mahalde Azak bahrine mahlût olur. Ammâ bakır ve gümüş ma‘denlerine uğramak ile süd gibi beyâz-levn olduğundan ismine Süd suyı derler. Kanlı sudur, bu dahi bî-nef‘ sudur ve nûş edenlerin ekseriyyâ boğazlarında urları olur. Ammâ bu nehrin tarafeyninde yetmiş pâre ma‘mûr [u] âbâdân ve metîn kal‘aları vardır. Lâkin cümlesi Tatar havfinden âcizlerdir. Kırım'dan haftada bir iki kerre beş baş çetecileri bu kal‘a altına seğirdüp şikâr alıp Kırım'a mâl-ı ganâ’imle vâsıl olurlar. Ve bu mezkûr kal‘alar cümle Moskov'a tâbi‘lerdir. Ve bu nehr-i Süd kenarından yine kalkup bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263a ·
metinde göster ·
… e (---) dağlarından cem‘ olup bu mahalde Bahr-i Azak'a mahlût olur. Cümle asker
bu nehri
ubûr edüp andan kûs-i rıhletler çalınup yola revâne olduğumuz mahalde üç arşın …
Nehr-i Muş: Azîm sudur, bunu dahi yüz bin renc [u] anâ ile şiddet-i şitâ ile yeldirüp cümle silâhları tulumlara koyup karşu tarafında sehl meks olundu. Zîrâ asker geçmede usret çekildi. Bir âb-ı hayât sudur. Nehr-i Tün gibi ve nehr-i Turla ve nehr-i Tuna gibi bunda dahi latîf morina ve mersin balıkları olur ve çığa ve uştuka balıkları gâyet lezîz olur. Bu nehr dahi diyâr-ı Moskov'un şîmâlinde (---) dağlarından cem‘ olup bu mahalde Bahr-i Azak'a mahlût olur. Cümle asker bu nehri ubûr edüp andan kûs-i rıhletler çalınup yola revâne olduğumuz mahalde üç arşın kar yağdı ve ol gice Deşt-i Kıpçak'da kar üzre meks edüp ertesi gün ale's-sabâh dipi ve boran çekerek 16 sâ‘at yürüyüp yine Deşt-i Kıpçak'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263a ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Hacı Hamza: Hamzavî Hacı Hamza kim Habîb-i Karamânî halîfesidir. Bu karyede mütevellid olup iştihâr verdiğiçün Hacı Hamza Köyü derler. Zulümden ahâlîsi dağda bir ma‘mûr kurâda sâkin olurlar. Târîk-ı âm üzre ancak bir köhne câmi‘i kalmış, gayrı büyûtları harâbdır. Nehr-i Kızılırmak kenarıdır. Karşu cânibi sâfî bâğ u bâğçeler ile müzeyyendir. Bu nehr-i Kızılırmağ'ın ibtidâ tulû‘u (---) sancağında (---) nâm mahal dağlarından hurûc edüp sâhil-i Karadeniz'e Bafra kasabası cenbinde Karadeniz'e mahlût olduğu yerde bu nehir kendüyü evce beraber kayalardan deryâya atup gürüldüsü ve sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl olur. Fa’idesiz coşkun cereyân eder bir sudur. Sayf u şitâda dâ’imâ kırmızı kan gibi akar kanlı sudur. Hatta bu hakîr, bu mahalde atımla karşu tarafdaki bâğlara geçmek murâd edüp atımla beni toparlayup cân havlinden karşu kenarda bir söğüt dalına sarılup atdan ayrıldım. Meğer zâlim su gâyet darplı ve iri iri taşlı yerden cereyân edermiş. Güç ile cân halâs edüp ba‘dehû huddâmlarım atımı getirdiler. 279b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279a–279b ·
metinde göster ·
… edi nehir mahlût oldukdan sonra Samsun dibinde deryâ-misâl deryâya mahlût olur.
Bu nehr-i
azîmin şehr-i Amasiyye iki cânibine vâki‘ olmuş kat-ender-kat dâmen-i dağlara v …
Andan Ferhad Boğazlarından geçüp Amasiyye'ye uğrar ve bu nehre Lâdik gölünün ayağı Kavze önünden Suluova içinden berü gelüp Amasiyye kurbunda nehr-i Tozanlı'ya mahlût olur}. Amâsiyye'ye uğraduğiçün efvâh-ı nâsda yâvedir ammâ mezeden hâli değildir. "Tokat sıçar, Amasiyye içer" derler. Bu nehir Amasiyye'den aşağı geçdikden sonra Çihârşenbe suyu derler, niçe büleyde ve kurâlara uğrayup mezra‘aları ve bâğ u besâtînlerini rey edüp ubûr ederek Karadeniz'in sâhilinde kal‘a-i Samsun'un cânib-i şarkîsinde Bahr-i siyâha dökülür. Ammâ kasaba-i Çihârşenbe altında niçe uyûnlar karışır ve Sivas eyâletinde kal‘a-i Niksâr altından cereyân ederek Boğazkesen'de dahi nehr-i Kerkük'e mahlût olup yedi nehir mahlût oldukdan sonra Samsun dibinde deryâ-misâl deryâya mahlût olur. Bu nehr-i azîmin şehr-i Amasiyye iki cânibine vâki‘ olmuş kat-ender-kat dâmen-i dağlara ve bayırlara vâki‘ olmuş şehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280b ·
metinde göster ·
… beyân-ı âsâr-ı ibret-nümâ imârât: Evvelâ zamân-ı Amalika'da bu şehrin vasatında
bu nehr-i
Tozanlı cereyân etmezmiş. Ferhâd nâm bir kimesne Şîrîn'e aşık olup nehri şehr i …
Der-beyân-ı âsâr-ı ibret-nümâ imârât: Evvelâ zamân-ı Amalika'da bu şehrin vasatında bu nehr-i Tozanlı cereyân etmezmiş. Ferhâd nâm bir kimesne Şîrîn'e aşık olup nehri şehr içinden cereyân etdirüp hâlâ ferhâdî külünklerinin alâmeti şehrin cânib-i garbında kayaları peynir gibi kesüp şehre su getirüp cümle çeşmeleri ol kayalar tarafından gelir âsâr-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282a ·
metinde göster ·
Kerkük (---)(---) dağlarından cem‘ olup Koylıhisâr dağlarından niçe sular dahi …
Menzil-i karye-i Doyran: Bu nehr-i Kerkük (---)(---) dağlarından cem‘ olup Koylıhisâr dağlarından niçe sular dahi mahlût olup iner. Çârşenbe bâzârından aşağı Boğazkesen'de nehr-i Çârşenbe ki Amâsiyye'den cereyân eden nehrdir. Ana mahlût olup Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Samsun kurbunda Karadeniz'e munsab olur. Ammâ bu nehr-i Kerkük âb-ı hayât sudur. Zîrâ menba‘ı ulu dağlardır. Mezkûr karye-i Doyran, nehr-i Kerkük'e karîb yüz evli ma‘mûr Ermeni köyüdür ve Akşar ovasında vâki‘ olmuşdur. Andan cânib-i şarka 4 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Doyran: Bu nehr-i Kerkük (---)(---) dağlarından cem‘ olup Koylıhisâr dağlarından niçe sular dahi mahlût olup iner. Çârşenbe bâzârından aşağı Boğazkesen'de nehr-i Çârşenbe ki Amâsiyye'den cereyân eden nehrdir. Ana mahlût olup Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Samsun kurbunda Karadeniz'e munsab olur. Ammâ bu nehr-i Kerkük âb-ı hayât sudur. Zîrâ menba‘ı ulu dağlardır. Mezkûr karye-i Doyran, nehr-i Kerkük'e karîb yüz evli ma‘mûr Ermeni köyüdür ve Akşar ovasında vâki‘ olmuşdur. Andan cânib-i şarka 4 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
Furat'dan gayrı yetmiş iki aded nehr-i azîmler cümle bu Erzurûm cibâllerinden v …
{Bu nehr-i Furat'dan gayrı yetmiş iki aded nehr-i azîmler cümle bu Erzurûm cibâllerinden ve Diyârbekir kûhlarından tulû‘ edüp cemî‘î Rûm'a ve Irâk-ı Arab'a ve Acem'e müstevlî olur. Hatatt-ı Makrîsi eydür, "Dicle ile nehr-i Furât'ı melâ’ikeler imdâdiyle Hazret-i Danyal hafr [u] ihrâc etdi," deyü yazmış ve nehr-i Dicle Şatt'dır ve mebde’i Diyârbekir'in şarkında Tercil ve Meyyâfârikîn mâbeyninde hurûc edüp uyûn-ı bî-şümâr ictimâ‘ olup bilâd-ı Hasîn-i Keyfâ ve Cezîre-i Musul'a vâsıl olur. Zâr-bîn-i a‘lâ ve Zâr-bîn-i esfelden müstemir olup bu ikisi bilâd-ı Ermen'de niçe sulara haltından sonra Zâr bir nehr-i şedîd olup dâ’imâ ra‘d-vâr gürledüğünden Zârib-i mecnûn derler, ba‘dehû Tikrit'e ve Batâyih'de (---) munsab olur}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a ·
metinde göster ·
Furât hakkında Hazret-i Alî kerremallahu veche'den mervîdir. Buyurmuşlar kim "Y …
{Ve bu nehr-i Furât hakkında Hazret-i Alî kerremallahu veche'den mervîdir. Buyurmuşlar kim "Yâ ehl-i Kûfe! Nehriniz Furât'a cennetden iki mîzâb munsab olur." demişler. Ve Ca‘fer-i Sâdık'dan mervîdir kim "Âb-ı Furât'dan bir kerre nûş eden üç veya yedi kerre nûş eder ve azîmü'l-berekâtdır", deyü medh ederler. Eğer ünâs-ı Irâk ve ahâlî-i Rûm, Furât'ın berekât [u] menâfi‘in bildiler. Furât'ın tarafeynine kıbâblar ve dîvâr sedler binâ ederlerdi ve "Her âfet ve âhete mübtelâ olan şifâ niyyetine bu Furât'a üç kerre girüp gasl etse âfet-i emrâz-ı muhtelifeden halâs ola", deyü İmâm-ı Ca‘fer Furât'ı medh etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a ·
metinde göster ·
Furât ile nehr-i Asî'den gayrı Arz-ı Mukaddese hudûduna cereyân eder nehr yokdu …
buyurmışlardır. Ve bu nehr-i Furât ile nehr-i Asî'den gayrı Arz-ı Mukaddese hudûduna cereyân eder nehr yokdur. Nil-i mübârek bile Arz-ı Mukaddes'de dâhil değildir, demişlerdir. Ancak iklîm-i evvel haddinden de taşra tulû‘ edüp iklîm-i sânîde şehr-i Dimyât ve kal‘a-i Reşîd'de Bahr-i Sefîd'e munsab olur. Ve nehr-i Furât'ın etrâfı arz-ı Rakka'da ve şimâli mâverâsında diyâr-ı Erzurûm'da eyyâm-ı şitâ olunca müncemid olup üzerinden bir iki ay niçe kârbânlar ubûr ederler. Arz-ı Rakka'nın cenûbi önlerinde nehr-i Furât donmaz, sevâhildir ve bir şîrîn zülâldir.} 286b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a–286b ·
metinde göster ·
… Araz-ı azîm üzre kavs-ı kuzâhdan nişân verir (---) göz kantara-i ibret-nümâdır.
Bu nehr-i
Araz tâ Bingöl yaylasından tulû‘ edüp cânib-i şarka cereyân ederek kal‘a-i Mala …
Der-sitâyiş-i cisr-i azîm Çoban: Sene (---) târîhinde Âl-i Çobaniyân'dan Melik (---) binâ etmeğile Çoban köprüsü derler. Nehr-i Araz-ı azîm üzre kavs-ı kuzâhdan nişân verir (---) göz kantara-i ibret-nümâdır. Bu nehr-i Araz tâ Bingöl yaylasından tulû‘ edüp cânib-i şarka cereyân ederek kal‘a-i Malazcird altından geçüp andan karye-i Artıf ve kal‘a-i Hınıs önünden ubûr edüp andan Altun Halkalı cisri altından geçüp niçe yüz kurâları reyy ederek bu Çoban köprüsünden aşağı niçe kılâ‘ ve büldânları reyy ederek kal‘a-i Revân altında nehr-i Zengî'ye Zengî dahi Kür'e, nehr-i Kür dahi Gîlân deryâsına munsab olur. Nehr-i Araz darblı sudur. Kaçan Bingöl yaylasının karı sökün etdikde deryâ gibi cûş [u] hurûş eder. Üç günde cümle asâkir bu Çoban Sultân köprüsünden ubûr edüp paşa dahi alay ile güzer edüp 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291a ·
metinde göster ·
Menzil-i nehr-i azîm Zengî: Kenarında haymelerimizle meks etdikde azamet-i Hudâ bu sahrânın cânib-i erba‘asında olan kendlerin ahâlîlerinden Osmânlı gelmiş deyü ol kadar âdemler hedâyâlarıyla gelüp bî-hisâb me’kûlât [ü] meşrûbâtlar getirüp mihmândârlıklar etdiler kim huddâmlarımız ma‘dîkerb-vâr sâhib-i şikem oldular. Ve atlarımız haymeler önünde yonca ve tırfil ve ayrık ve firye yidiler kim her bir hussânın karnı hum-ı Husrevânî-misâl oldular. Ve bu nehr-i Zengî cânib-i kıblede Hârân dağlarından cem‘ 294b olup cânib-i şimâle cereyân edüp niçe bin pâre kendleri reyy edüp iner. Nehr-i Araz'a, Araz Kür'e, Kür bahr-i Gîlân'a mahlût olur. Andan yine cânib-i şarka ma‘mûristân kendlerin sahrâlarında sayd [u] şikârlarımız hargûş olup 10 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 294a–294b ·
metinde göster ·
… 'e, Türk Bahr-i Haraz ki bahr-i Gîlân dahi derler, ana munsab olur. Ez-în-cânib
bu nehr-i
Aras'ı ve nehr-i Jan'ı geçüp 6 sâ‘atde,
Evsâf-ı şehr-i Karabağ-ı Küçük: Azerbaycân şehirlerinden ibtidâ bânisi (---) şâhdır. Kal‘asın sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed vezîrlerinden serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa münhedim etmişdir. Hâlâ câ-be-câ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ol asrdan sonra imâr olup sene (---) târihinde Murâd Hân-ı Râbi‘ Van'ı feth edüp bu diyâra geldikde yine bu şehri hârâb u yebâb edüp hâlâ henüz imâr olmadadır. Tebrîz hudûdında başka sultânlıkdır. Bin askere mâlikdir. Kelenteri ve darûgası ve münşîsi ve binbaşısı ve dizçöken ağası vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğ-ı İrem-misâl üç bin hâneli ve yedi câmi‘li ve yedi hammâmlı ve üç hânlı ve altı yüz sûk-ı sultânîli şehr-i şîrîndir kim vilâyet-i vâsi‘-i ma‘mûrdur. Buk‘aları hûb u mergûbdur. Zenâne ve gılmânları mahbûb u matlûbdur. Mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtı mütekâsir bir büleyde-i ma‘mûredir. Âb [u] hevâsı latîf ve enhâr-ı firâvânı nazîf ve bâb-ı rakîk-i uyûn-ı câriyeleri vardır. Ve bâğ u besâtînleri, deşt [u] sahrâ-yı bî-pâyânı zeyn etmiş. Ve bu şehrin dahi me‘kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından duvâzde-elvân, âbdâr [u] la‘l-gûn engûrları olur. Ve şarâb-ı nâbı ve vişnâbı ve âb-ı şüllesi ve on sekiz gûne alûsı ve abdâr şehribân narı-misâl rummanı olur. Bâ-husûs âdem kellesi kadar ayvası meşhûrdır. Ve câ-be-câ suları zîr-i zemînden kehrîzler ile cereyân edüp mâh-ı temmûzda yah-pâre-misâl âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları sivri sivri binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve cümle on bir minâre nümâyân idi. Ammâ sâkinân-ı bilâdı "Yetmiş mihrâbdır" deyü cevâb etdiler. Bu şehr ahâlîsi bu şehri imar etmeleri şartıyla cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellemlerdir. Ancak İrân-zemîn şâhına beher sene yüz deve bârı ordubârı ve melçe ve Abbâsî armudu kurusu ve aluncara ve zerdâlü ve kaysâlu ve encâlu ve huşk-ı engür ve niçe müsmirrât makûlesi hedâyâ getirirlermiş. El-hâsıl Azerbaycân vilâyetinde üç aded Karabâğlar var kim her biri hadîka-i ravza-i rıdvân-ı cinândan nişân verir. Bu şehrden dahi kalkup cânib-i kıbleye bir sâ‘at gidüp nehr-i Aras ile nehr-i Jan birbirine mahlût olduğu mahalde bu nehreyni niçe bin belâ ile ubûr etdik. Bu nehreynler dahi Van'ın Penyanişi ve Biredus ve Abağay dağlarından gelüp cem‘ olup bu mahalden güzer edüp sahrâ-yı Nahçivân'dan üç merhale aşağı nehr-i Zengî'ye, Zengî nehr-i Araz'a, Araz nehr-i Kür’e, Kür nehr-i Türk'e, Türk Bahr-i Haraz ki bahr-i Gîlân dahi derler, ana munsab olur. Ez-în-cânib bu nehr-i Aras'ı ve nehr-i Jan'ı geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b ·
metinde göster ·
… mmûzda endek kalup dükeli devâbât makûlesinden keçi ve koyun ayakdan ubûr eder.
Bu nehri
biz dahi güzer edüp cânib-i şimâle ma‘mûr kendler içre 7 sâ‘at gidüp,
Nehr-i Karaçubuğ: Tulû‘u Çûres kûhlarından cem‘ olup niçe kendleri reyy edüp nehr-i Araz'a rîzân olur. Mâh-ı temmûzda endek kalup dükeli devâbât makûlesinden keçi ve koyun ayakdan ubûr eder. Bu nehri biz dahi güzer edüp cânib-i şimâle ma‘mûr kendler içre 7 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307b ·
metinde göster ·
… çıkarup halâs etdüğü hâlâ diyâr-ı İrân-zemînde meşhûr-ı Azerbaycân-ı Ûcân'dır.
Bu nehri
bu hâl ile ubûr edüp der-akab cümle guzât-ı müslimîni rûz-ı rûşende alâ-mele’i' …
Eşkâl-i kal‘a-i Revân: Yüz elli bin asâkir-i İslâm-ı zafer-encâm, dîn-i mübîn gayretine cidd ü cehd-i tâm edüp niçe bin bennâ-yı benâm ve kühken ü beldârân ve hâs [u] âm himmetiyle kal‘a-i Revân'ı kırk beş günde tamâm ve kırk günde dahi cemî‘î cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtıyla itmâm bulup ibtidâ mîr-i mîrânı Süleymân Hân'ın harem-i muhtereminde neşv ü nemâ bulan Cığalazâde Yûsuf Paşa'ya vezâret ile verilüp ve andan ma‘zûlen ılgar ile kal‘a-i Revân'a gelüp ibtidâ hâkim vezîr-i Revân Yûsuf Paşa oldu. Ve muhâfazasına yetmiş bin asker-i imdâd koyup Ferhâd Paşa eyâlet-i Revân'da kal‘a-i Şurakil'i ta‘mîr u termîm edüp asker kodu. Andan kal‘a-i Kars'ı meremmât edüp cüyûş-ı muvahhidîn ile mâl-â-mâl etdi. Andan kal‘a-i Ardahân'ı feth [u] imâr edüp derûn-ı kal‘aya yeniçeri kodu. Ve kal‘a-i Ahıçka'yı termîm edüp dürr-i beyz-âsâ oldukda üç bin kul dahi ziyâde koyup vezâret ile Tomris Hân oğlun hâkim edüp Ferhâd Paşa azm-i Âsitâne-i Sa‘âdet edüp beri tarafda Revân vezîri Cağalazâde Yûsuf Paşa eyâlet-i Revân'ı adl [u] dâd ile eyle imâr eder kim Süleymân Hân asrında Lala Mustafâ Paşa imâr etdüğünden bed-ter ma‘mûr u âbâdân olup cânib-i çârında olan her bir karyesi birer belde-i mu‘azzama-misâl olup re‘âyâ vü berâyâya kemâl-i adl [u] ihsân ve kerem üzre hareket etmeğile âbâdân etmişlerdi. Ekseriyyâ cümle evkât kârları zevk u sohbet ile güzerân etmişlerdi. Ba‘dehû sene 1012 târîhinde kızılbaş-ı bed-ma‘âş Gence ve Şirvân'a istîlâ edüp bu Revân'ı yedi ay döğüp cânib-i Erzurûm'dan imdâd gelmeyüp derûn-ı kal‘ada olan guzât-ı müslimîn aç ve susuz bi'z-zarûrî kal‘ayı Tokmak Hân'a verüp emân ile cümle guzât-ı müslimîn bî-silâh kal‘a-i Kars'a piyâde çıkup andan Erzurûm'a geldiler. Sene [10]37 dest-i sürhserânda durup evvelkiden dahi ziyâde imâr olup içinde olan Mîr Gûne Hân asker-i bed-ma‘âş-ı evbâş ile kal‘a-i Kağızmân ve Kars ve Çıldır ve Ahıçka ve Ardahân taraflarına dest-dırâzlık etdüğü Ahıçka ve Gürcîstân beğleri ve Erzurûm valisi taraflarından feryâdcılar ile Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e arz-ı mahzarlar gelince ol ân Acem Şâhına elçiler gidüp tûğ-ı hümâyûn Üsküdar bâğçesinde karâr edüp cemî‘î Rûm ve Anadolu eyâletlerine mîr-i mîrânlar ve mu‘temed ve mukdim kapucubaşılar asker sürmeğe gidüp Tabanıyassı Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup bir sene mukaddem cânib-i Revân'a revân olup sene 1044 (---) ayında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ yer götürmez deryâ-misâl asker ile Üsküdar'daki bâğ-ı İremi önünde serâperde-i Süleymânîsinde meks edüp âyîn ü kavânîn-i Osmân'ı ve şevket u şöhret-i şehnişânı ve savlet-i sâhib-kırânı yerine getirüp cemî‘î tekmîl levâzımâtı mükemmel edüp kırk bin yeniçeriyâna ve yigirmi iki bin sipâh-ı dilîrâna ihsân [u] in‘âmların bezl edüp {Bayrâm Paşa der-i devletde kâ’im-makâm kalup} sene-i mübârekenin mâh-ı Şevvâlü'l-mükerreminin beşinci günü menzil-i Üsküdar-ı dilâvîzden hareket edüp atf-ı ınân, râh-ı Revân üzre askeriyle revâne olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Konya şehrine andan kasr-ı Kayseriyye şehrine ve andan menâzil kat‘ ederek kal‘a-i Sivas'a, bu menzilde Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya vezâret-i sânî olup taşra çıkdılar, ammâ yine nedîm-i şehriyârî idi ve Silâhdâr Mûsâ Paşa otâğ-ı hümâyûn hizmetine "Konakçı Paşa" ta‘yîn olunup ba‘dehû nişâncı olan (---) paşa ol gün silâhdâr olup Melek Ahmed Ağa çukadâr ağa oldu, andan niçe menâziller ubûr ederek kal‘a-i sahrâ-yı Erzurûm'a girerken "İki kerre yüz bin asâkir-i deryâ-misâl add olundu" deyü Murâd Hân'a i‘lâm etdiler. Hemân Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa'nın otuz bir bin askeri add olunup "Cümle eyâleti askerinde bin yedi yüz Hasanî ve Hüseynî Tunageçdi kınalı ve başı ablaklı küheylân atlar yancıkları ve bahrî hatayîleriyle yedek çekildi" deyü pâdişâha i‘lâm etdiler. Erzurûm Valisi Halîl Paşa 309a mağzûb-ı şehriyârî olup adüvleri Silâhdâr Paşa ve Murtazâ Paşa şâdân u handân olup Erzurûm, Şâm Vezîri Küçük Ahmed Paşa'ya sadaka olunup eyâlet-i Şâm ber-vech-i arpalık Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya tevcîh olundu. Ba‘dehû Erzurûm'dan üç günde Hasankal‘ası andan Kars yoluyla cânib-i Revân'a revân olundu. Ve yigirmi birinci günde Erzurûm'dan iki kerre yüz bin asker ile Revân altına meks-i hıyâm olundu. Ve kal‘adan sürhserân dırâz-kad toplar ile asker-i İslâm'ı muztarib eyleyüp bu mahalde cüyûş-ı muvahhidîn kızılbaşın top-ı kûbüne bakmayup nehr-i Zengî'yi karşu tarafa ubûr edüp bir solak pâdişâh-ı Cem-cenâbın rikâbında piyâde nehr-i Zengî'yi ubûr ederken nehr-i azîm mezkûr solağı toparlayup götürürken Murâd Hân nehr içre at ile solağa yetişüp girîbânından şîrâne pençe salup solağı sol eliyle nehr-i Zengî'den çıkarup halâs etdüğü hâlâ diyâr-ı İrân-zemînde meşhûr-ı Azerbaycân-ı Ûcân'dır. Bu nehri bu hâl ile ubûr edüp der-akab cümle guzât-ı müslimîni rûz-ı rûşende alâ-mele’i'n-nâs meterise koyup Rûmeli eyâletiyle ve zağarcıbaşıyla yigirmi oda yeniçeriyle Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa Tebrîz Kapusu tarafından meterise girerler. Ve yemîninden Anadolu Vezîri Gürcî Mehemmed Paşa eyâletiyle ve yigirmi oda dergâh-ı âlî yeniçeriyânıyla meterise girer. Ve Sadrıa‘zam Tabanıyassı Mehemmed Paşa kapusu kulu ve yigirmi oda yeniçeriyle Rûmeli ve Anadolu miyânına girüp cenge âheng eder. Ve Yeniçeri Ağası olan Kara Mustafâ Paşa yeniçeri kethüdâsıyla on cemâ‘at oda yeniçeriyle cânib-i Zengî'de meterise yigirmi aded toplar ile şeb [u] rûz kal‘aya amân vermeyüp döğerdi. Cümle beş koldan yigirmişer aded toplar ile amân u zamân vermeyüp döğerlerdi. Bir gün bizzât Murâd Hân Rûmeli eyâletinin meterisine girüp Karabali nâm topu nişâna alup hân sarâyına bir top urdu. Ve Erzurûm Valisi Küçük Ahmed Paşa, cânib-i şimâlinde elli pâre şâhî darbzânlar ile bir tabye-i âlî üzre derûn-ı kal‘ayı ve burc [u] bârû üzre sürhserânlara ser çıkardmayup derûn-ı kal‘ayı harâb [u] yebâb ederdi. Ve Kapudan Deli Hüseyin Paşa Revân kal‘asına hâ’il Muhnâd depesinden derûn-ı kal‘a-i bîrûnu leylen ve nehâr döğüp harâb ederdi. Kal‘anın bedenleri ve mazgallarında ve çârsû-yı bâzârında değil herkes hânelerinin serdâblarında bile sadamât-ı top-ı kûbden oturup baş göstermeğe kâdir değiller idi. Ve Murtazâ Paşa bölük sipâhîleriyle Toprak kal‘ası câniblerinde karavul beklemeğe me’mûrlar idi. Ve Mûsâ Paşa ve Ken‘an Paşa müteferrika-i dergâh-ı âlîler ile serâperde-i pâdişâhîyi muhâfazaya me‘mûr idiler. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asında beşer sâ‘at ba‘îd âdem deryâsı ihâta edüp karavul bekleyüp iki vilâyeti nehb ü gâret etmeğe bir ferd-i âferîdenin cânı olmayup günden güne niçe bin Sünniyân re‘âyâ vü berâyâ istîmân ile hedâyâlar getirüp gelirler idi. Bu himmet ile kal‘aya göz açdırmayup tokuzuncu günde kal‘anın burc [u] bârûları üzre niçe bin Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar "Amân, amân ey güzîde-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘adan taşra miftâhlar ile (---) Hân rehn-i istîmâna çıkup cüyûş-ı muvahhidîn kal‘aya leb-ber-leb olup ertesi ale's-sabâh derûn-ı kal‘adan amân ile Mâzenderân tüfenkciler ağası pür-silâh Mîr Fettâh-ı bî-ıslâh pây-bûs-ı şehriyâr ile şerefyâb olup muhâfazacılarıyla cânib-i Nahşivân'da dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Ol yevm-i mezbûrda Revân Hâkimi Mîr Gûne Yûsuf Hân Gürcîyyü'l-asl yedi aded hân ile hâk-i pây-ı pâdişâhı bûs edüp her birine birer serâperde ihsân olunup birer vezîre müsâfir verildi. Ve burc [u] bârû-yı kal‘ada ezân-ı Muhammedîler kırâ‘at olunup yedi gün yedi gice burc [u] bârû-yı kal‘a sancağ ve bayrağlar ile zeyn olup evkât-ı hamsede ba‘de's-salât üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ve üç nevbet top u tüfenkler atılup leyle-i muzlimde niçe kerre yüz bin kanâdil ve meş‘ale ve rîh-i şem‘ler ile niçe bin hayme ve hargâh çerâğân olup sadâ-yı Allah Allah ile gulgule-i Rûm evce peyveste olup diyâr-ı Acem'e bîm ü ru‘b düşdü. Bu hâl ile kırk günde kal‘a ta‘mîr u termîm olunup Murtazâ Paşa hâkim-i Revân olup kırk bin guzât-ı müslimîn muhâfazacı kalup Sultân Murâd Hân 309b şikârı olan Revân hânı Emîr Gûne Hân'ı ve gayrı hânları önüne katup {yolda eyâlet-i Haleb ihsân olunup kethüdâsı Murâd Ağa'yı katl etdüğünde Emîr Gûnezâde Haleb'den ma‘zûl olup eyâlet-i Haleb, Küçük Ahmed Paşa'ya verilüp Emîr Gûne Yûsuf Paşa der-i devlete gelüp musâhib-i şehriyârî olup Murâd Hân intikâl edince Kara Mustafâ Paşa Emîr Gûne oğlun katl etdi}. Erzurûm şehrinden Tabanıyassı Mehemmed Paşa ve Cânpolâdzâde'yi Erzurûm'da yetmiş bin asker muhâfız-ı Revân olmağiçün bırağup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Nahşivân ve Karabâğlar ve {ve kal‘a-i Şorakil'i ve kal‘a-i Çûres'i ve şehr-i Bihistân'ı ve kal‘a-i Hoy ve kal‘a-i Ordubârı ve şehr-i Tebrîz'i yedi gün yedi gicede harâb [u] yebâb ve halkın esîr [u] kebâb ve kal‘a-i Lur'u hânî edüp andan kal‘a-i Bâğ-ı cinân ve kal‘a-i Ûcân ve kal‘a-i Kehrân ve kal‘a-i Kumla ve kal‘a-i Merend ve kal‘a-i Salmas vilâyetlerin nehb ü gâret ederek Van üstünden Bitlis'e ve Diyârbekir'e gelüp andan Âsitâne-i sa‘âdete mansûr u muzaffer gelüp şâdmânîler oldu. Ba‘dehû} şâh-ı dâll-ı bed-fi‘âl yüz bin asker-i sürhserân ile kal‘a-i Revân'ı yedi ay döğe döğe amânın kesüp Tabanıyassı, Revân'da mütehassın olan Murteazâ Paşa'ya adâveti olmağıla Revân imdâdına yetişmeyüp {şâh-ı gümrâhın Revân üzre hareketin istimâ‘ edüp Erzurûm'a gelüp Revân imdâdına yetişmedi} yedi ayda derûn-ı kal‘ada zehâ’ir ve top ve barut kalmayup âhir bir gice Murtazâ Paşa elmas hâtemin yudup merhûm olıcak ertesi ale's-sabâh cümle cüyûş-ı muvahhidîn uryânen emân ile kal‘adan çıkup kal‘ayı şâha teslîm edüp giderken cümle guzât-ı müslimîni kızılbaş-ı nâ-tırâş şehîd edüp niçesi nehr-i Araz'a {gark} ve niçesi Sünnî eliyle Araz'dan çıkup halâs olup kal‘a-i Kars'a ve kal‘a-i Bâyezîd'e düşüp halâs oldular. Bu ahvâl-i pür-melâli Murâd Hân istimâ‘ edüp niyyetü'l-gazâ-yı Bağdâd-ı Behişt-âbâd deyüp iki yerden gayret kılıcın miyânına bend kılup mezhebimiz sâhibi Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdem hazretlerini kızılbaş-ı evbâş elinden halâs etmeğe bezl-i ihtimâm etdi. Ez-în-cânib sene 1045 târîhinden berü kal‘a-i Revân bu gördüğümüz mahalle dek 12 sene {dest-i Acemde} olup adl-i adâletleriyle Revân bir azîmü'ş-şân kaviyyü'l-bünyân, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuş ammâ yine hücûm-ı Âl-i Osmân'a yedi gün tahammülü yokdur. Zîrâ cümle yalın kat dîvâr ile mebnî bir kal‘a-i üstûvârdır. Sâhil-i Zengî'de vâkı‘ cânib-i cenûbdan cânib-i şimâle tûlânîdir. Ve arzı gâyet ensizdir. Hattâ Sultân Murâd Hân'ın urduğu balyemez top-ı kûblerin darbından gülleleri bir yanından urup cânib-i Tebrîz Kapusu tarafı dîvârın münhedim edüp gülle taşra çıkarmış ve niçe yüz gülleler kulle-i metînelerde te’sîr edüp nümâyândır. Kal‘a-i Revân'ın Ferhâd Paşa binâ etdüğü dîvârları kırkar zirâ‘-ı melikiy-yi âlîdir. Ammâ Tokmak Hân binâ etdüğü elli zirâ‘ enli ve yigirmi zirâ‘ arîz rıhtım binâdır. Cümle (---) burc-ı azîmdir ve cümle (---) benddir ve dâiren-mâdâr (---) adımdır. Zengî tarafından handakı yokdur, ammâ mazgal delikleri çokdur. Cenûbî ve şarkî ve şimâlî tarafında handakları vardır. Ammâ sulu yerde olmağıla handakı ol kadar amîk değildir. Lâkin ba‘zı yerleri yüz ellişer zirâ‘-ı bennâ enli handakdır. Ve cümle edvârında üç aded hadîd, kavî derveze-i sedîdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308b–309b ·
metinde göster ·
… 'ın cânib-i kıblesinde olan kûh-ı Elburz'dan gelen cümle enhâr-ı cârî câriyeler
bu nehr-i
Kür'e mahlût olur. Yine kûh-ı Elburz'dan cânib-i şimâle cereyân eden nehrler Ba …
{Der-sitâyiş-i kûh-ı Elburz} Hikmet-i Hudâ Dağıstân'ın cânib-i kıblesinde olan kûh-ı Elburz'dan gelen cümle enhâr-ı cârî câriyeler bu nehr-i Kür'e mahlût olur. Yine kûh-ı Elburz'dan cânib-i şimâle cereyân eden nehrler Bahr-i Harez'e rîzân olur. Yine kûh-ı Elburz'un cânib-i kıblesinden cereyân eden nehr-i azîmler cümle Karadeniz'e munsab olur. Ve yine kûh-ı Elburz'un yıldız cânibinden cereyân eden nehirler nehr-i Kuban'a katılup Kuban dahi cezîre-i Taman kurbunda Karadeniz'e munsab olur. Zîrâ bu kûh-ı Elburz kadar bir kûh-ı azîm rûy-ı zemînde halk olunmamışdır kim cânib-i erba‘asında beş pâdişâh ve kıble cânibinde Abaza kabîleleri sâkindir kim tûlu seksen konak yerdir. Ve Abaza'nın cânib-i şarkîsinde kûh-ı Elburz dâmenlerinde vilâyet-i Mikrilistân ve Gürcîstân ve Açıkbaş ve Şavşat ve Kuril ve Dadyân kavmi sâkinlerdir kim bu kabîleler ile Gürcîstân ülkesinin dahi tûlu kırk menzildir. Ve yine bu Gürcîstân'ın meştâsında Acem hudûdunda vilâyet-i Tiflis ve şehr-i Serîrü'l-lân hudûdları cümle dâmen-i kûh-ı Elburz'dur kim tûlu on tokuz konakdır. Andan içeri kûh-ı Elburz'un dâmeninde ülke Dağıstân'dır kim tûlu yigirmi konakdır ve kûh-ı Elburz'un şimâl tarafına vâkı‘ olmuşdur. Andan içeri yine kûh-ı Elburz'un yıldız rûzgârı tarafında Çerkezistân memleketidir kim anda sâkin olan kabâ’il-i Çerâkes-i nâ-kes [ü] bî-kesden evvelâ kabîle-i Kabartay ve kabâ’il-i Bestî ve Bulatkay ve Hatukay ve Mamuşuh ve Bozodok ve Takaku ve Zânâ ve Şagaki ve niçe kabâ‘il-i Çerâkise sâkinlerdir kim sâkin oldukları yerler cümle kûh-ı Elburz dâmenindedir kim seksen bir konakdır. Bu hesâb üzre kûh-ı Elburz'un cânib-i erba‘ası iki yüz kırk konakdır. Tâ bu mertebe kûh-ı azîmdir kim cânib-i erba‘asında onar konak yerden nümâyândır. Cenâb-ı Bârî bu rûy-ı arzda cümle ulu dağlardan ulu yüz kırk sekiz dağ halk etmişdir. Ammâ bunlardan ulu on iki dağdır. Cümleden ulu bu kûh-ı Elburz'dur. Andan kûh-ı Bingöl'dür, andan kûh-ı Demâvend'dir, andan kûh-ı Sübhândır, andan Nîl-i mübârek başında cebelü'l-Kamerdir, andan Alman diyârında nehr-i Tuna başında Alaman dağıdır, andan Erdel diyârında nehr-i Tîse ve nehr-i Turla başı Sahansamur dağıdır. Bunlardan mâ‘adâ dağlar küçükdür. Ammâ bu kûh-ı Elburz'un nısfına çıkmış benî Âdem yokdur. Cenâb-ı Bârî'nin ecnâs-ı mahlûkâtı bu kûh üzre mevcûddır. Hatta bu seyâhatimizde Şirvân hudûdundan güzer ederken sol cânibimizde Dağıstân pâdişâhı ülkesi üzre zirve-i a‘lâsı zulumât içre zâhir ü bâhir idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 312a ·
metinde göster ·
… üp Bahr-i Haraz'a munsab olur. Bir nehr-i azîmdir kim müverrihân-ı İrân-zemîn, "
Bu nehr-i
Kür'e bin altmış uyûn-ı câriye rîzân olur" deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki nehr- …
Eşkâl-i kal‘a-i Tiflis: Evvelâ nehr-i Kür kenarında yalçın kayalar üzre birbirine mukâbil iki kal‘a-i Betlis-i Tiflis'dir kim mâbeyne-hümâsından nehr-i Kür cereyân edüp bir kayadan bir kayaya cisr-i azîm ile kal‘adan kal‘aya ubûr olunur. Kal‘a-i kebîr, nehr-i Kür'ün cânib-i cenûbundadır. Ve küçük kal‘a nehr-i Kür'ün şimâlindedir. Ve nehr-i Kür büyük kal‘anın sahrâya nâzır tarafında küçük kal‘aya açılan kapusu önünden nehr-i Kür kal‘a dîvârına dokunarak cereyân ederek yedinci konakda Bakü kal‘asıyla Gîlân şehri mâbeyninde Bahr-i Haraz'a mahlût olur. İbtidâ matla‘ı vilâyet-i Çıldır'da (---) dağlarından hurûc edüp tâ Kara Ardahân'dan ve kal‘a-i Ahıska'ya ve kal‘a-i Azgur'a uğrayup Tiflis içinden geçüp Bahr-i Haraz'a munsab olur. Bir nehr-i azîmdir kim müverrihân-ı İrân-zemîn, "Bu nehr-i Kür'e bin altmış uyûn-ı câriye rîzân olur" deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki nehr-i Furât'dan sonra nehr-i Kür azîm sudur. Bu nehr kenarında yalçın kaya üzre Betlis'in binâ etdiği kal‘a-i kebîrin dâiren-mâdâr cirmi altı bin adımdır ammâ binâ-yı atîkdir. Dîvârının kaddi altmış zirâ‘ ve yetmiş burc ve üç bin bedendir. Ve bir cisr bâbı var, handakı yokdur. Nehr-i Kür üzre suluk kullesi var. Hîn-ı muhâsarada andan def‘-i atşân ederler. Derûn-ı hisârda altı yüz bâğsız ve bâğçesiz hâne-i hâk-i mestûrı var ve Hân sarâyı bu kal‘adadır. Câmi‘i ve hân [ve] hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve küçük kal‘a sonradan Yezdcir[d] Şâh binâ etmişdir, bir yalçın püşte üzre sad-ribâz-misâl bir seng-âbâd şekl-i murabba‘ küçük kal‘adır. Cisr başına ancak bir dervezesi var. Derûn-ı kal‘ada üç yüz hâne ve câmi‘ var. Lâkin bedâsteni ve imâret yokdur. Bu kal‘anın büyük kal‘a cenûb tarafındadır. Ammâ bu küçük kal‘a sûr-ı kebîrden metîndir. Bu kal‘aların cümle üç bin nigehbânları vardır. Her şeb-i muzlimde kal‘ayı meş‘aller ile çerâğân edüp dîdebânlar "Hudâ hûb" deyü feryâd ederek nigehbânlık ederler. Gerçi Acem diyârıdır, ammâ ekseriyyâ ahâlîsi Osmânlı zamânından berü Sünnî ve Hanefî ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb bî-hisâb kimesneleri vardır ve ulemâsı ve mahbûb ve mahbûbesi vâfirdir. Memdûhâtından, dânedâr gendümü ve hâs ve beyâz Tiflis nânı ve beyâzî ve âl tebekânî yanaklı şeftâlûsü ve âbdâr [ve] lezîzât şeftâlûsü gâyet latîf ve hoş-hordur. Zîrâ Gürcî zenâneleri bâğında hâsıl olur et şeftâlûleridir. Hubûbât [u] nebâtâtı mahsûlleri gâyet memdûhdur. Pembesi ve harîri olmaz, amma âbdâr engürü mevsûfdır. Ve nehr-i Kür'den bu mahsûlâtlara aslâ fâ’ide (yarkıdde) yokdur. Cümle bârân-ı rahmet ile hayr [u] berekât mütekâsirdir. Nehr-i Kür'ün tulû‘undan gurûbuna varınca yüz elli pâre şehre uğrayup aslâ bu kurâ ve kasabâtların mezâri‘âtlarına fâ’ide olmaduğundan nehr-i Kür derler, Moğol kavmi Kür-i ur derler, ya‘nî fâ’idesiz 320a demekdir, ammâ lezîz âb-ı nâbdır. Dâ’imâ pest akmağile âlî yerleri reyy edemez ve hammâmları memdûh değildir. Zîrâ bu şehirde ılıcalar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 319b–320a ·
metinde göster ·
… lû‘ eder. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir âb-ı hayvândır kim gûyâ sûre-i Arapça
bu nehr-i
cân-perverin hakkında nâzil olmuşdur. Birer zirâ‘-ı melikî alabalıkları olur ki …
Karye-i Umudum Sultân: Bir kûh-ı bülendin dâmeninde yüz hâneli ma‘mûr [u] âbâdân bâğ u bâğçesiz kend-i müzeyyendir. Bu kend nehr-i Furât'ın mahreci başında vâkı‘ olmuşdur. Mukaddemâ Erzurûm evsâfında tahrîr olunan Kur‘ân-ı Azîm ile sâbit "mâ-i Furât" bu karye-i Dumlu Sultân cebelinde bir gâr-ı azîmden tulû‘ eder. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir âb-ı hayvândır kim gûyâ sûre-i Arapça bu nehr-i cân-perverin hakkında nâzil olmuşdur. Birer zirâ‘-ı melikî alabalıkları olur kim gûyâ her biri birer mâ’ide-i cennet-i me’vâdır. Cemî‘î vücûdları la‘l-ı Bedahşân ve zümürrüd-i İsvân ile müzeyyen, murassa‘-endâm mâhî-i cinânlardır. Ammâ bu mahalde Umudum Sultân medfûn olup ziyâretgâh-ı hâs [u] âm olmağıla bir kes cür’et edüp bu mâhîleri sayd etmeğe cür’et edemezler, ammâ bir fersah aşağıda sayyâdlar sayd edüp tenâvül etdiklerinde âdemin dimâğı abîr u anber râyihasından mu‘attar olur. Ne kadar tenâvül olunsa hara[r]et [u] sıkleti yokdur,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323a ·
metinde göster ·
Hadîs-i Sahîh'den ihrâc olunmuşdur. Bu nehr-i Furât'a niçe nühûrlar mahlût olup kankı diyârlara uğraduğu bâlâda Erzurûm evsâfında tahrîr olunmuşdur. Terkîme bu mahalde ihtiyâc yokdur. Lâkin bu nehr-i zülâle Erzurûm sancaklarından Kiğı nâm livânın kûhlarında me‘âdin-i hadîd olup top güllesi dökerler, ol kûh-ı bâlâlardan niçe yüz uyûn-ı câriyeleri demir ma‘denlerine uğrayup andan âb-ı zülâl-i nehr-i Furât'a mahlût olup sehl ta‘amına ve lezzetine halel verir. Ammâ mezkûr Dumlu Sultân Kayası'ndan tulû‘ edüp tâ Kiğı sancağına varınca âb-ı hayâtdan nişân verir bir Kevser-i ıllıyyîndir. Üç kerre hasta kimesne nûş etse bi-emrillah şifâ bulur. Anınçün ahâlî-i Erzurûm cümle ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
Hadîs-i Sahîh'den ihrâc olunmuşdur. Bu nehr-i Furât'a niçe nühûrlar mahlût olup kankı diyârlara uğraduğu bâlâda Erzurûm evsâfında tahrîr olunmuşdur. Terkîme bu mahalde ihtiyâc yokdur. Lâkin bu nehr-i zülâle Erzurûm sancaklarından Kiğı nâm livânın kûhlarında me‘âdin-i hadîd olup top güllesi dökerler, ol kûh-ı bâlâlardan niçe yüz uyûn-ı câriyeleri demir ma‘denlerine uğrayup andan âb-ı zülâl-i nehr-i Furât'a mahlût olup sehl ta‘amına ve lezzetine halel verir. Ammâ mezkûr Dumlu Sultân Kayası'ndan tulû‘ edüp tâ Kiğı sancağına varınca âb-ı hayâtdan nişân verir bir Kevser-i ıllıyyîndir. Üç kerre hasta kimesne nûş etse bi-emrillah şifâ bulur. Anınçün ahâlî-i Erzurûm cümle ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
zülâl hâtıriyçün Dumlu Sultân, Hazret-i Risâlet'den sonra bu nehre Cenâb-ı İzze …
Bu nehr-i zülâl hâtıriyçün Dumlu Sultân, Hazret-i Risâlet'den sonra bu nehre Cenâb-ı İzzet'in nazarı ta‘alluk etmişdir, deyü bu nehrin matla‘ında Kayâsıralardan me’zûn olup sâkin olur. Niçe müddet bu âb-ı nâbın safâsın sürüp nûş ederek bir gün ecel câmın nûş edüp dâr-ı bekâya irtihâl eder. Kabr-i şerîfi ulu âsitânedir. Ve karyesi iki yüz hâneli mü’min, muvahhid, müselmân köyüdür. Kasaba-misâl câmi‘i ve zâviyesi ve sûk-ı muhtasarı vardır. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
… e yığarlar. Herkes hîme-i hîzemlerine birer gûne nişânlar edüp cümle hatabların
bu nehr-i
Çoruğ'a ilkâ ederler. Şehr içre bir bend-i azîm vardır. Cümle odun ol bende gel …
Ahvâl-i garîbe: Şehr-i Bâyburd'un cümle ummâl-ı re‘âyâları şehirden bir menzil bâlâda dağlarda odun kesüp dağlar gibi püşte püşte yığarlar. Herkes hîme-i hîzemlerine birer gûne nişânlar edüp cümle hatabların bu nehr-i Çoruğ'a ilkâ ederler. Şehr içre bir bend-i azîm vardır. Cümle odun ol bende gelip cem‘ oldukda herkes bend başına gelüp nişân-ı ma‘lûmlarıyla hîmelerin alup kabz ederler. Garîb u acîb temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328a ·
metinde göster ·
aynu'l-hayât bu şehre cânib-i şarkından cereyân ederek kal‘a kayaları dibinden …
Bu nehr-i aynu'l-hayât bu şehre cânib-i şarkından cereyân ederek kal‘a kayaları dibinden geçüp niçe kılâ‘ ve kasabâtlara uğrayup Tarabefzûn kurbunda Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibinde deryâ-misâl olup Karadeniz'e mahlût olur. Ol mahalde bu nehr-i azîm içre niçe yüz pâre zârbûne gemisi ve Lazların meneksile nâm gemileri girüp bu nehr ile tâ Mikrilistân'a ve Gürcîstân'a bâzârgânlar gidüp esîr alup Rûm'a götürürler, bir nehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328a ·
metinde göster ·
… inde kal‘a-i Gönye dibinde deryâ-misâl olup Karadeniz'e mahlût olur. Ol mahalde
bu nehr-i
azîm içre niçe yüz pâre zârbûne gemisi ve Lazların meneksile nâm gemileri girüp …
Bu nehr-i aynu'l-hayât bu şehre cânib-i şarkından cereyân ederek kal‘a kayaları dibinden geçüp niçe kılâ‘ ve kasabâtlara uğrayup Tarabefzûn kurbunda Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibinde deryâ-misâl olup Karadeniz'e mahlût olur. Ol mahalde bu nehr-i azîm içre niçe yüz pâre zârbûne gemisi ve Lazların meneksile nâm gemileri girüp bu nehr ile tâ Mikrilistân'a ve Gürcîstân'a bâzârgânlar gidüp esîr alup Rûm'a götürürler, bir nehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328a ·
metinde göster ·
… mdur. Ve ayn-ı Munzır dedikleri nehrcik, bu mahalde nehr-i Furât'a mahlût olur.
Bu nehr-i
Munzır'ın menba‘ı cebel-i Munzır'dan tulû‘ edüp şehrin bâğçeleri içre olan Satı …
Karye-i Marik: Ma‘mûr Ermeni köyüdür kim Erzurûm kal‘ası kulunun hâssıdır. Hikmet-i Hudâ bu köydeki mağaraların içinde mâh-ı temmûzda cereyân eden âb-ı zülâller donup buz olur. Kış günleri hammâm suyu gibi ıssı olur. Aceb hikmet-i Perverdigârdır. Ve cümle vilâyet halkı bu mağaralarda katık peyniri ta‘bîr etdikleri peynirlerin bu gârlarda hıfz ederler. Bir serdâb-ı gâr-ı yetîmânlardır. Ve bu yerlere Erzurûm'dan gelirken nehr-i Furât üzre bir göz cisr-i azîmden ubûr edüp beş yüz âdem yokuş yukaru gidüp Keban nâm kayalı yerleri aşup eflâke ser çekmiş kayalardır. Kal‘aya çıkarken bu Kebân kayaları sağ cânibe düşmüş derk-i esfel-vâr câh-ı gayyâ gibi uçurumdur. Ve ayn-ı Munzır dedikleri nehrcik, bu mahalde nehr-i Furât'a mahlût olur. Bu nehr-i Munzır'ın menba‘ı cebel-i Munzır'dan tulû‘ edüp şehrin bâğçeleri içre olan Satır deresiyle bir olup Keban altında nehr-i Furât'a karışır, Âb-ı hayât-ı berrâk bir âk âb-ı nâbdır. Ve Keban kayası nâm mahal kal‘a dibidir, bir âb-ı hayât su kaynar ve bu mahalle karîb Alî kayası derler bir kaya vardır. Bu şehir halkının zu‘munca 340a Hazret-i Alî gelüp belin dayayup istirâhat etdiğiyçün hâlâ bel ağrısına mübtelâ olan kimesne ol kayaya bellerin koysa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur, ammâ hâssası Allah'dandır. Bi-emrillah seng-i mıknatıs gibi bir taşdır. Bu şehr ahâlîsi bu kayaya Eğerli kaya derler. Bu kayadan yokuş yukaru gidip varoş kefere mahallesidir. Cümle (---) aded toprak ile mestûr bâğsız ve bâğçesiz hânelerdir. Ve cümle re‘âyâsı Ermenilerdir. Ve cümle çârsû-yı bâzâr bu varoşdadır. Cümle sağîr [u] kebîr üç yüz dükkândır. Ammâ kârgîr binâ bezzâzistânı yokdur. İki hânları var ve iki hammâmı, biri ulu câmi‘ ile mahkemeye muttasıl Çorbacı hammâmı derler ve Keban'a karîb nehr-i Furât kenarında Kethüdâyeri hammâmı; âb [u] hevâsı ve binâsı latîf hammâm-ı tarz-ı kadîmdir. Ve bu varoş etrâfında ribât yokdur. Ancak bu varoşdan yukaruda kal‘a-i azîmdir kim evce kad çekmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b–340a ·
metinde göster ·
Bu şehrin arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) iklîm-i râbi‘den olmağıla hevâsı mu‘tedildir. Lâkin şâhrâh üzre vâki‘ olmamağıla kârbân yolu değildir. Bir hılâf-ı sengistân içre vâkı‘ olup nehr-i Furât bu şehrin cânib-i şarkîsinde Erzurûm dağlarında Dumlu Sultân cebelinden gelüp bu şehri reyy edüp bu kal‘a kayasın dolaşup cânib-i garba cereyân ederek İzoli Ekrâdı içinden ubûr ederek Bingöl'den nehr-i Murâd dahi bu nehr-i Furât'a (---)(---) mahallinde mahlût olup nehr-i Furat Malatıyye kurbunda Kömür Hânı geçidinden cereyân eder. Malatıyye'den Harput'a ve Eğin'e ve Palu'ya ve Diyârbekir'e giden, bu nehr-i Furât'ı gemiyle geçmeyince ubûr edemez. Bu şehri üç gün seyr [ü] temâşâ edüp niçe erbâb-ı ma‘ârifleriyle ihtilât-ı hüsn-i ülfet edüp paşanın mâ’il-i mâlı olan Kuruçay voyvodasının muhâsebesin görüp bevâkî mâldan yedi yüz guruş alup bu hakîre ücret-i kadem yüz guruş verüp Tuzlaemîni Emîr-i ahûr Hasan Ağa'dan bekâyâ mâl içün yüz elli guruş alup andan refîkler ile cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 340b ·
metinde göster ·
… ereyân eder. Malatıyye'den Harput'a ve Eğin'e ve Palu'ya ve Diyârbekir'e giden,
bu nehr-i
Furât'ı gemiyle geçmeyince ubûr edemez. Bu şehri üç gün seyr [ü] temâşâ edüp ni …
Bu şehrin arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) iklîm-i râbi‘den olmağıla hevâsı mu‘tedildir. Lâkin şâhrâh üzre vâki‘ olmamağıla kârbân yolu değildir. Bir hılâf-ı sengistân içre vâkı‘ olup nehr-i Furât bu şehrin cânib-i şarkîsinde Erzurûm dağlarında Dumlu Sultân cebelinden gelüp bu şehri reyy edüp bu kal‘a kayasın dolaşup cânib-i garba cereyân ederek İzoli Ekrâdı içinden ubûr ederek Bingöl'den nehr-i Murâd dahi bu nehr-i Furât'a (---)(---) mahallinde mahlût olup nehr-i Furat Malatıyye kurbunda Kömür Hânı geçidinden cereyân eder. Malatıyye'den Harput'a ve Eğin'e ve Palu'ya ve Diyârbekir'e giden, bu nehr-i Furât'ı gemiyle geçmeyince ubûr edemez. Bu şehri üç gün seyr [ü] temâşâ edüp niçe erbâb-ı ma‘ârifleriyle ihtilât-ı hüsn-i ülfet edüp paşanın mâ’il-i mâlı olan Kuruçay voyvodasının muhâsebesin görüp bevâkî mâldan yedi yüz guruş alup bu hakîre ücret-i kadem yüz guruş verüp Tuzlaemîni Emîr-i ahûr Hasan Ağa'dan bekâyâ mâl içün yüz elli guruş alup andan refîkler ile cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 340b ·
metinde göster ·
cârî bâ sebât / Bir sudur kim mislidir Nîl ü Furât
Mâhasal ol su akup oldu revânMu‘cizât-ı Mustafâ'dan her zemânOl fezâ kim yoğidi anda bınarOlmamışdı bâğ u bostân sebzezârHer kuyudan içilirdi sularıHem su içün var idi kaygularıGördüler kim akdı nehr -ibî-girânDediler cümle olalım müslümân 17bEhl-i İslâm oldular cümle temâmMu‘cizât-ı Mustafâ'dan hâs u âmGördüler bu nehr-i cârî bâ sebâtBir sudur kim mislidir Nîl ü Furât
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a–17b ·
metinde göster ·
Menzil-i hân-ı Çakıt: Nehr-i Çakıt kenarında sene 1047 târîhinde Fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd Hân vezîrlerinden Bayrâm Paşa vezîrin hayrâtıdır ammâ gâyet bî-emân yerde inşâ olunmuş bir hân-ı azîmdir. Cümle yetmiş ocaklı haremli ve ıstabl-ı anterli, türâb ile mestûr kal‘a-misâl ma‘mûr hândır, ammâ imâreti yokdur. Hemân âyende vü revendeler içün bir kârbânsarây-ı ehl-i revândır. Dibinden cereyân eden nehr-i azîm eyyâm-ı bahârda aslâ geçit vermez. Zîrâ Ramazanoğlu yaylalarından ve gayri yerlerden niçe bin uyûn-ı câriyeler mahlût olup deryâ olur. Ol mahalde sallar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gâyet çoşkun akar. Bu nehr-i azîmin ibtidâ tulû‘u Sis dağlarından gelüp bu Çakıt Hânı altından geçüp cânib-i garba cereyân ederek iner, kal‘a-i Tarsûs altında Akdeniz'e munsab olur. Bu hânın cânib-i erba‘asında kurâlar yokdur ammâ yaylağ-ı câmûs-ı top-keşân Rûm ve Arab ve Acem'de Adana câmûsu meşhûr-ı âfâkdır. Bu dağlarda Âl-i Osmân pâdişâhının kırk bin aded kânûn üzre top-keşân câmûsları vardır ammâ ilâ hâze'l-ân hesâb [u] kitâbın Hûda bilür. Kendi biter kendi yiter tamgalı ve tamgasız câmûsları var kim her biri Dâbbetü'l-arz'a ve sevr-i hamele-i arza benzer kara câmûslardır. Bunların hıfz [u] hirâsetleriyçün yedi pâre beledîn ahâlîleri mu‘âf u müsellemlerdir. Hîn-i seferde niçe binin kemendlerle ve tokanlarla ve kapanlarla sayd edüp sefere götürüp balyemez toplar çekdirirler. Bu dağlarda kaplan gâyet çok olup câmûs saydına kaplan geldikde câmûsun boğaları kaplanı ortaya alıp ol ân emân vermeyüp helâk ederler. Bu dağlar içine gayri âdem dahi giremezler. Hattâ Murtezâ Paşa eyle alay-ı azîm edüp bu dağlar içre küta küt mehterhâne çalup giderken yedi dâne câmûs mehterhâne sadâsın istimâ‘ edüp "alay budur" deyüp hücûm edince derhâl askeri târumâr edüp davullar orman içinde kalup asker pür-silâh bu yedi câmûsa ol kadar hışt u mızrak urup ok ile câmûsların vücûdları kirpi gibi olup niçe kurşum daha urdular, aslâ rûhlarının haberleri olmayup yine dağlara girüp gitdiler. Bu kadar câmûsa Âl-i Osmân pâdişâhından gayri bir mülûk mâlik olmamışdır. Ba‘dehû bu Çakıt Hânı'ndan kalkup yüz bin derd ü mihen ile Çakıt nehrin ubûr edüp yine cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… nehr-i âzîmin biri nehr-i Furât'dır kim Malâtiyye hudûdundan tâ bahr-i Ummân'a
bu nehr-i
Furât rîzân olunca bu nehrin cânib-i kıblesi ve cenûbu ve garbı tâ Arz-ı Hâsân …
Menzil-i Cisr-i Râstân: Nehr-i Âsî üzre bir cisr-i azîmdir kim Arz-ı Mukaddes'de cereyân eden iki nehr üzre böyle cisr yokdur. Arz-ı Mukaddes'de cereyân eden nehr-i âzîmin biri nehr-i Furât'dır kim Malâtiyye hudûdundan tâ bahr-i Ummân'a bu nehr-i Furât rîzân olunca bu nehrin cânib-i kıblesi ve cenûbu ve garbı tâ Arz-ı Hâsân ve Askalân ve Remle ve Yafa ve Akka ve Sayda ve Berat ve Şâm Tarablus ve Tartûs-ı Tarsûs'a varınca arz-ı mukaddesdir. Andan Ramazânoğlu yaylası hudûd olup tâ Mar‘aş ve Malâtiyye'ye ve sâhil-i nehr-i Murâd'a varınca arz-ı mukaddesdir. Cemî‘i müfessirînin kavl-i sahîhi üzre Arz-ı Mukaddes oldur kim Cenâb-ı Bârî rûz-ı mahşerde İsrâfîl Sûr'una nefh urup cemî‘i mevtâ ihyâ oldukda bu Arz-ı Mukaddesi Kâdir-i Lem-yezel ol kadar vâsi‘ ede kim cemî‘i ins ü cân u cin u tuyûr ve {cümle mahlûk-ı Hudâ'nın} sü’âli Kuds-i Şerîf olup cümle mahlûk bu Arz-ı Mukaddes'de cem‘ ola. Anınçün Arz-ı Mukaddes derler. Rivâyet-i uhrâda Hazret-i Dâvûd-ı Nebî aleyhisselâm ile bir tâbût bile giderdi. Ol tâbût kangı şehre ve kangı hudûda vardı ise ol mahalle arz-ı mukaddes dediler. Bu tâbût hikâyesi Kur’ân-ı Azîm ile müsbetdir. Âyet, sûre-i Bakara
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26b ·
metinde göster ·
… n keleklerle ve gemilerle Bağdâd ve Basra'ya götürürler. Nehr-i amîk sudur ammâ
bu nehr-i
Âsî kantara kabûl eder. Bir cisri Antakıyye'de ve bir köprüsü bu mezkûr Râstân …
âyeti delîldir, ammâ bu tâbût Antakıyye ve Kefirnâhûn ya‘ni Sıfet'e ve şehr-i Mısır'a dâhil olmadığından cümle müfessirîn ve muhaddisîn [ü] müverrihîn bu üç şehr bi'l-ittifâk arz-ı mukaddes değildir, demişler ve bir rivâyetde peygamberler medfûn olduğu yerlere arz-ı mukaddes demişler. Ammâ bu Arz-ı Mukaddes'de Ba‘albek ovasında nehr-i Tenûr ve nehr-i Zâbûl ve nehrü'l-Kelb ve nehr-i Zağzağa ve niçe nehirler vardır ammâ Furât ve Âsî'den gayrî Arz-ı Mukaddes içre cereyân eden nehr-i azîm yokdur. Ammâ nehr-i Furât üzre Arz-ı Mukaddes'e dâhil oldukdan sonra aslâ cisr yokdur. Zîrâ deryâ-misâl sudur, cisr dutmak ihtimâli yokdur. Malâtiyye ve Birecik ve Ca‘ber kal‘aları önünde gemilerle ubûr olunup Birecik'den tâ Bağdâd ve Kurna'ya varınca cemî‘i tüccâr metâ‘ların keleklerle ve gemilerle Bağdâd ve Basra'ya götürürler. Nehr-i amîk sudur ammâ bu nehr-i Âsî kantara kabûl eder. Bir cisri Antakıyye'de ve bir köprüsü bu mezkûr Râstân cisridir kim Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd ve Şâm Halîfesi Nûreddînü'ş-Şehîd ve niçe mülûkler ta‘mîr ü termîm etmişdir. Zîrâ memerr-i nâs ve râh-ı Mısr u Şâm ve Haleb'dir. Bu cisrin Hımıs hâki tarafı kenarında bir bayır üzre Hımıs hudûdunda yüz hâneli bir Arab beledi vardır. Andan ziyâretgâh-ı pîr-i erbâb-ı zevk, şeyh-i ashâb-ı şevk, hâris-i akl u şer‘, ârif-i asl [u] fer‘, şeyh-i esrâr-ı İlâhî, mücâhid-i envâr-ı nâ-metünâhî, eş-Şeyh Bâyezîd-i Bistâmî kuddise sırruhu, ol karye içre bir câmi‘-i azîm ve bir tekye-i kadîm içre münevver bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Tarîk-i (---)(---) ulu sultândır. Yüzden mütecâviz fukarâ-yı bi-etallahları vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cemî‘i Arab u Urbân ve Türkmân ve Ervâm ve ecnâs-ı mahlûkât bu sultâna mu‘tekidlerdir kim ziyâretgâh-ı hâs u âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26b ·
metinde göster ·
… ahlût olur ve Şıkıf kal‘asına gelen Ayn-i Sûl karyesinden tulû‘ eden nehr-i Sûl
bu nehr-i
Tennûr'a mahlût olup mezkûr üç nehrin feryâd [u] figânından âdemin kulağı asam …
Sene (---) târîhinde Kuds-i Şerîf, kefere-i Freng-i bed-renk destinde iken bu kal‘a-i Şıkıf'ı Şıkıf nâm bir Dürüzî beğinin i‘ânetiyle İşpaniye binâ etmişdir. Ba‘dehû Kudüs'ü Nûreddîn-i Şehîd feth edüp bu kal‘ayı dahi Nûreddînü'ş-şehîd feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Hân fethidir, be-dest-i Yûnus Paşa. Şâm eyâletinde Kerk sancağı hudûdunda Zeydâniyye kazâsı ve subaşılığı hükmünde evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın beyâz kûh-ı bülend üzre bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Aşağı Tennûr nehrinden tâ kal‘anın zirve-i a‘lâsına iki sâ‘atde urûc olunur. Sene (---) târîhinde Ma‘ânoğlu Âl-i Osmân'a karşu durup ısyân etdikde bu kal‘aya yigirmi bin fitil tüfenk-endâz asker ile kapanup cenge âmâde oldukda kara tarafından eyâlet-i Karamân ve Sivas ve Mar‘aş, Adana ve Haleb ve Şâm ve Şâm Tarablus askerleri bu kal‘ayı muhâsara etdiler. Deryâ tarafından iki yüz pâre kadırga ile donanma-i hümâyûna Kapudan Ca‘fer Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup Bektâş Ağa donanma yeniçeri ağası olup yetmiş seksen bin asâkir-i İslâm ile bu kal‘ayı muhâsara edüp bir taşına Ma‘ânoğlu bin baş alup öskes kal‘ayı vermeyüp asker-i İslâm hâ’ib ve hâsir gitdiler. Hâlâ Âl-i Osmân'ın meteris yerleri âşikâre durup niçe bin şühedâ-yı Âl-i Osmân medfûndur. Kıble tarafı nehr-i Tennûr deresine nâzır câh-ı gayyâdır. El-ıyâzen-billah âdem aşağı bakmağa cür’et edemez ve aşağı derenin bir tarafında Ba‘albek kal‘ası vâdîsinden gelen nehr-i Rıtân nehr-i Tennûr'a mahlût olur ve Şıkıf kal‘asına gelen Ayn-i Sûl karyesinden tulû‘ eden nehr-i Sûl bu nehr-i Tennûr'a mahlût olup mezkûr üç nehrin feryâd [u] figânından âdemin kulağı asam olup bir fersah yerden istimâ‘ olunur. Mezkûr kal‘a-i Şıkıf'dan Ma‘ânoğlu üstâd-ı kâmil kûhkenler getirüp kal‘adan aşağı nehirlere gelince bin iki yüz kademe taş nerdübân kesüp kal‘adan suya inilir nihânî su yolları vardır kim râygân değildir. Sene-i âtîde yine Ma‘ânoğlu üzre kel-evvel asker-i bî-pâyân ile Küçük Ahmed Paşa serdâr olup Ma‘ânoğlu'nu zorâzor kuvvet-i bâzû ile kal‘a-i (---)(---) çıkarup der-i devlete gönderüp huzûr-ı Murâd Hân-ı Râbi‘de kellesi galtân olup oğlu (---) Beği harem-i hâsda odasına aldı. Ammâ bu kal‘a-i Şıkıf'da hâlâ âdem âdemî-zât yok, ma‘mûr u âbâdân bir burc [u] bârûsuna rahne isâbet etmemiş şekl-i muhammes bir seng-binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Her taş fîl cüssesi kadar var. Kat-ender-kat sarâyları ve müte‘addid hücreleri ve kâ‘aları ve bir câmi‘i ve gılâl anbarı ve cebehâne 38a odaları ve bârân-ı rahmetden nâzil olan mâ-i zülâl içün su sarnıçları var kim cümle binâlarında aslâ ahşâbâtdan bir hatab makûlesi yokdur. Cümle kârgîr binâlardır kim henüz üstâd-ı mi‘mâr elinden çıkmışdır. Ammâ bu kal‘ada sâ‘at gibi kurulu bir gûne un değirmeni vardır, diller ile ta‘bîr olunmaz san‘at-ı acîbdir. Bu kal‘a imâr olup benî Âdem ile pür olsa vâhid ke-elf bir kal‘a-i üstüvâr olurdu. Bu kal‘ayı temâşâ ederken ba‘zılar Zeydâniyye kal‘asın medh etdiler. Hemân aşağı ordu-yı İslâm'a inüp paşadan me’zûn olup kırk elli yiğit başıma cem‘ edüp nehr-i Tennûr'u geçüp yedi sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37b–38a ·
metinde göster ·
Furât'ın tulû‘ı olan kaya ki Erzurûm'un iki menzil cânib-i şimâlinde Gürcîstân …
Bâlâda Erzurûm cânibine seyâhat etdiğimiz mahalde bu nehr-i Furât'ın tulû‘ı olan kaya ki Erzurûm'un iki menzil cânib-i şimâlinde Gürcîstân Boğazı'nda Dumlu Sultân Âsitânesi kayasında bir mağârâdan 54a hurûc etdüğü ve Erzurûm sahrâsından ubûr edüp kal‘a-i Kemah'a ve Ekrâd-ı İzoli'ye ve niçe kılâ‘ u nevâhîlere uğrayup Malâtiyye kurbuna geldikde Bingöl yaylasından nehr-i Murâd tulû‘ edüp Muş sahrâsında Çanlı Kilisa kurbunda ve eski Muş'dan geçüp Palu önünden ve (---)(---)(---)(---)(---) Malâtiyye geçidinden geçüp bu kal‘a-i Birecik'e gelince kâmil yetmiş bir aded geçit vermez nehr-i azîmler mahlût olduğu inşâallah mahalliyle cümle tahrîr olunur. Âb-ı zülâlden nişân verir nehr-i azîmdir kim Kur'ân-ı azîmde sûre-i Mürselât'da Arapça âyeti bu âb-ı hayvânın hakkında nâzil olmuşdur, deyü cemî‘i müfessirîn bu nehirdir, derler. Ve Ebû Hüreyre'den Müslim rivâyet eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53b–54a ·
metinde göster ·
Zirâ Arz-ı Mukaddese içre cereyân eden bu nehr-i Furât ve nehr-i Âsî'den gayri nehr-i azîm yokdur. Mâ‘adâsı Bikâ‘ Ovası içre uyûn-ı câriyeciklerdir ve Ayn-i Zerka ve Berka ve nehr-i Ceyhân ve nehr-i Seyhân ve nehrü'l-Kelb (---)(---)(---)(---)(---)(---) Arz-ı Mukaddes içre anlar dahi enhâr-ı sağîrelerdir, ammâ cümleden bu deryâ-misâl olup Birecik'den beher sene niçe bin tulumdan kelek ta‘bîr etdikleri gemiler ile cemî‘i memâlik-i mahrûse tüccârları mâl-â-mâl kelekleri zî-kıymet metâ‘ları ve atları ve sâ’ir havâ’icleriyle yükledüp Erzurûm kal‘asına, Ca‘ber'e Rakka'ya ve Derûğına ve cümle yük boşadup ba‘de 3 günde Bağdâd taşrasına Kuşlar kal‘asına ve kal‘a-i (---)(---) dibinde Bağdâd'a karîb olmağıla bender-i iskele andan metâ‘ların çıkarup Bağdâd'a gelir. Kaçan kim Şatt-ı Dicle ve bu nehr-i Furât tuğyân ile cereyân etse iki nehr-i azîm fezâ-yı Bağdâd'da birbirine mahlût olur, ammâ nâdir vâki‘ olur. Eğer eyle olsa bu iki nehir Bağdâd'ı gark ederdi, ammâ ba‘zı sene Şattü'l-Arab taşup Bağdâd'ın cisr kapusundan içeri gelir. Melek Ahmed Paşa efendimiz Bağdâd valisi iken Şatt tuğyân edüp Murâd Hân asrında lağım ve meterîs yerlerinden girüp kal‘anın niçe yerlerin harâb eder, ammâ Hazret-i Abdülkâdir el-Cîlânî bu nehreyn-i mübârekeyne "Yâ mübârekler birer birer çûş ederek gelin!" deyü nutk-ı dürer-bârları olandan berü bir sene Şatt ve bir sâl nehr-i Furât tuğyân üzre cereyân edüp deşt-i Kerbelâ'yı reyy ederek ve Düceylân hafrini saky-i leb-ber-leb edüp (---)(---)(---)(---)(---)(---) inüp Kurna kal‘ası köşesinde Şatt ve nehr-i Furât birbirine Kurna dibinde munsab olup üç konak aşağı Basra'da Şattü'l-Arab derler, deryâ-misâl olup Hindistân'dan Basra'ya niçe gemiler ve niçe gurâb-ı Hindistân gelür. Ve Basra önünde medd [u] cezir derler, bahr-i Muhît vakt-ı seherde Şattü'l-Arab'ı gerü reddedüp Basra önünde su acı olur. Ba‘de'z-zuhr bahr-i Ummân gerüye gidüp Şattü'l-Arab gâlib olup Basra önünde su âb-ı hayât olur. İlâ mâşâallah Basra önünde bu Şattü'l-Arab'ın hâli budur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 54a ·
metinde göster ·
… der-i iskele andan metâ‘ların çıkarup Bağdâd'a gelir. Kaçan kim Şatt-ı Dicle ve
bu nehr-i
Furât tuğyân ile cereyân etse iki nehr-i azîm fezâ-yı Bağdâd'da birbirine mahlû …
Zirâ Arz-ı Mukaddese içre cereyân eden bu nehr-i Furât ve nehr-i Âsî'den gayri nehr-i azîm yokdur. Mâ‘adâsı Bikâ‘ Ovası içre uyûn-ı câriyeciklerdir ve Ayn-i Zerka ve Berka ve nehr-i Ceyhân ve nehr-i Seyhân ve nehrü'l-Kelb (---)(---)(---)(---)(---)(---) Arz-ı Mukaddes içre anlar dahi enhâr-ı sağîrelerdir, ammâ cümleden bu deryâ-misâl olup Birecik'den beher sene niçe bin tulumdan kelek ta‘bîr etdikleri gemiler ile cemî‘i memâlik-i mahrûse tüccârları mâl-â-mâl kelekleri zî-kıymet metâ‘ları ve atları ve sâ’ir havâ’icleriyle yükledüp Erzurûm kal‘asına, Ca‘ber'e Rakka'ya ve Derûğına ve cümle yük boşadup ba‘de 3 günde Bağdâd taşrasına Kuşlar kal‘asına ve kal‘a-i (---)(---) dibinde Bağdâd'a karîb olmağıla bender-i iskele andan metâ‘ların çıkarup Bağdâd'a gelir. Kaçan kim Şatt-ı Dicle ve bu nehr-i Furât tuğyân ile cereyân etse iki nehr-i azîm fezâ-yı Bağdâd'da birbirine mahlût olur, ammâ nâdir vâki‘ olur. Eğer eyle olsa bu iki nehir Bağdâd'ı gark ederdi, ammâ ba‘zı sene Şattü'l-Arab taşup Bağdâd'ın cisr kapusundan içeri gelir. Melek Ahmed Paşa efendimiz Bağdâd valisi iken Şatt tuğyân edüp Murâd Hân asrında lağım ve meterîs yerlerinden girüp kal‘anın niçe yerlerin harâb eder, ammâ Hazret-i Abdülkâdir el-Cîlânî bu nehreyn-i mübârekeyne "Yâ mübârekler birer birer çûş ederek gelin!" deyü nutk-ı dürer-bârları olandan berü bir sene Şatt ve bir sâl nehr-i Furât tuğyân üzre cereyân edüp deşt-i Kerbelâ'yı reyy ederek ve Düceylân hafrini saky-i leb-ber-leb edüp (---)(---)(---)(---)(---)(---) inüp Kurna kal‘ası köşesinde Şatt ve nehr-i Furât birbirine Kurna dibinde munsab olup üç konak aşağı Basra'da Şattü'l-Arab derler, deryâ-misâl olup Hindistân'dan Basra'ya niçe gemiler ve niçe gurâb-ı Hindistân gelür. Ve Basra önünde medd [u] cezir derler, bahr-i Muhît vakt-ı seherde Şattü'l-Arab'ı gerü reddedüp Basra önünde su acı olur. Ba‘de'z-zuhr bahr-i Ummân gerüye gidüp Şattü'l-Arab gâlib olup Basra önünde su âb-ı hayât olur. İlâ mâşâallah Basra önünde bu Şattü'l-Arab'ın hâli budur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 54a ·
metinde göster ·
Eşkâl-i kal‘a-i Sinn: Nehr-i Dicle üzre bir sa‘b u kaviyyü'l-bünyâd Şeddâdî binâ-yı kadîmdir kim cânib-i şarkîsinde nehr-i Zarb-ı Asğar bu kal‘a dibinde Dicle'ye munsabb olur. {Bu nehr-i Zarb-ı Alî'nin ibtidâ tulû‘ı Şehrezûl cebellerinde çıkup kal‘a-i Erbil ile kal‘a-i Dakûka arasından geçüp nehr-i Dicle'ye rîzân olur. Âb-ı hayât nehirdir}. Bu kal‘a sene 579 târîhinde Mısır hulefâlarından el-Melik el-Eşref b. Âdil b. Eyyûb yedi ay muhâsara ile usret çeküp feth etdiğiyçün ba‘de'l-feth deryâ-misâl asker üşürüp münhedim etmişdir, ammâ imâr olacak kal‘adır. Hâlâ (---) eyâleti hâkinde câmi‘ ve hân u mesâcid [ü] hammâm ve esvâk-ı muhtasarlı kasabacıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 60b ·
metinde göster ·
… i şerîf ile ve kelâm-i Alî mufassal tahrîr olunmuşdur. Zîrâ Arz-ı Mukaddes içre
bu nehr-i
Furât ile nehr-i Âsî'den gayri ulu su yokdur. Ammâ bu kal‘a-i Divriği'ye geldüğ …
Divriği kal‘asıyla bu Kestigân kal‘ası mâbeyninde nehr-i Furât cereyân edüp andan kal‘a-i Eğin'e, andan Arabkîr'e, andan kal‘a-i Çemişkezek'e varup anın kurbundan Çat nâm mahalde nehr-i Furât'a mahlût olup niçe kılâ‘lara uğrayup andan Birecik'e andan yigirmi konakda Basra kurbunda kal‘a-i Kurna dibinde nehr-i Şatt'a munsab olup Şattü'l-Arab olduğu nehr-i Furât'ın tulû‘u Erzurûm'da olduğu mahalde gurûbuna dek nehr-i Furât'ın evsâfı nass-ı kâtı‘la ve hadîs-i şerîf ile ve kelâm-i Alî mufassal tahrîr olunmuşdur. Zîrâ Arz-ı Mukaddes içre bu nehr-i Furât ile nehr-i Âsî'den gayri ulu su yokdur. Ammâ bu kal‘a-i Divriği'ye geldüğü mahalde dahi ibtidâlarıdır, nehr-i azîm olmayup mâh-ı temmûzda at ile ubûr olunmak mümkündür. Cümle Divriği halkı bu âb-ı hayâtdan nûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 80b ·
metinde göster ·
… ân kurâlar içre ubûr ederken nehr-i Ergene'yi atlar ile geçüp (---) sâ‘at gidüp
bu nehr-i
Ergene'nin ibtidâ tulû‘u Karadeniz sâhilinde Istıranca dağlarında hurûc edüp Uz …
Ba‘dehû Burgaz şehrinden cânib-i şimâle meyyâl ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre ubûr ederken nehr-i Ergene'yi atlar ile geçüp (---) sâ‘at gidüp bu nehr-i Ergene'nin ibtidâ tulû‘u Karadeniz sâhilinde Istıranca dağlarında hurûc edüp Uzunhacılı kurâsı cisrinden ubûr edüp gelir, bu Burgaz'dan geçer. Andan Edirne kurbunda Sultân Murâd-ı Evvel Koca Gâzî Hudâvendigâr cisri kim ana 108a Ergene cisri derler, yüz yetmiş köprüdür. Devlet-i Âl-i Osmân'da değil gayrı mülûklarda dahi böyle cisr-i azîm [ü] tavîl manzûrumuz olmamışdır. Mezkûr nehr-i Ergene bu cisrin altından ubûr edüp iner (---)(---)(---) Akdeniz'e mahlût olur. Eyle bir nehr-i azîm değildir ammâ evvel bahârda dağların ve dere ve depelerin karları sökün eyledikde deryâ gibi cereyân edüp niçe bin dıraht-ı müntehâları bîhından kal‘ edüp deryâya döker. Böyle bir çoşkun ve taşkın nehr-i zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
Bu mahalde âsitâneden ulak gelüp paşaya "Elbetde Özi kal‘ası muhâfazasına gidesin" deyü emr-i şerîfler geldi. Ve yeniçeri ocağında Çelebi Kethüdâ'ya eyâlet-i (---) ihsân olunup ılgar ile mansıba giderken firâr etdi, deyü Defterdârzâde Mehemmed Paşa Mora vâliliğine giderken kul kethüdâsının katline me’mûr olup Rûmeli'nde Gümülcine nâm şehir kurbunda yetişüp şehr-i Gümülcine'de {be-dest-i Anadoluhisârlı Ustazâde Ahmed Çelebi} şehîd eyleyüp na‘şın Gümülcine mezâristânına defn eyleyüp kellesin der-i devlete getirdiklerinin haberi dahi gelüp Melek Ahmed Paşa efendimiz hayli girye vü nâlân eyledi. Andan bu Yeniköy'den kalkup yine çengelistân içre nehr-i Kamçı'yı ahşâb cisr-i azîmden ubûr etdik. Mezkûr nehir Kızan dağlarından ve Şıpka balkanlarından ve Kızanlık ensesindeki Kabrova dağlarından cem‘ olup bu mahalden ubûr edüp Köprülü'ye varır. Anda ağaç cisir altından ubûr edüp geçit vermez bir nehr-i azîm olup Varna kal‘asıyla Galata Burnu mâbeyninde Bahr-i siyâha rîzân olur âb-ı hayâtdır. Şiddet-i şitâda içinde Karadeniz keştîleri kışlar bir nehr-i kebîrdir. Bu nehri, mezkûr Yeniköy dibinden ubûr edüp, ma‘mûr [u] âbâdân kurâları ubûr edüp şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 109a ·
metinde göster ·
azîmler Cenâb-ı İzzet'in cemâl-i bâ-kemâlin görüp cerayân etmişdir. Ukalâ-yı dû …
Evvelâ Bismillah ile bed‘ edelim. Bu nehr-i azîmler Cenâb-ı İzzet'in cemâl-i bâ-kemâlin görüp cerayân etmişdir. Ukalâ-yı dûrbîn ve hukemâ-yı hayret-karîn olanların müttefekun-aleyh oldukları budur kim; bu rûy-ı arzda cereyân eden enhâr-ı azîmeler hakkında İbn Abbâs'dan Urefî rivâyet eder kim, vech-i arzda cümle uyûn-ı sağîr ü kebîr beden-i insânda cemî‘i damarlar niçe ise yire yüz bin hayât veren damarları cümle sulardır, demişler. Sûre Arapça der. Cemî‘i zîrûh olan mahlûk-ı Hudâ'ya ve ahcâr u eşcârât [ve] cemâdât [u] türâba hayât veren enhâr-ı azîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114b ·
metinde göster ·
Sava'dır. Gemiyle ubûr olunur ammâ Tuna gibi lezîz değildir. Zîrâ Kıradışka dağ …
Nehr-i Işkır'dır kim gemiyle geçilir. İkincisi bu nehr-i Sava'dır. Gemiyle ubûr olunur ammâ Tuna gibi lezîz değildir. Zîrâ Kıradışka dağlarında demir me‘âdinlerine uğradığından şehr-i Belgrad'ın sâhib-i tab‘ olan ahâlîleri nehr-i Sava, Tuna'ya mahlût olmadığı mahallerde Zimon kal‘ası cânibinden kayıklar ile sâfî Tuna suyu getirdirler. Yakova Budin yolu üzre kal‘a-i Volkovar dibinde Tuna'ya mahlût olup Yakova dağlarından gelir küçük 116a nehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 115b–116a ·
metinde göster ·
… andan bu Titel kal‘ası dibinde Tuna'ya mahlût olup Tuna deryâ-misâl olur. Zîrâ
bu nehr-i
Tise ve nehr-i Sava ve nehr-i Dirava ve nehr-i Morava ve nehr-i Moreş Tuna'ya m …
Şehr-i azîm Tise: 116b Leh memleketiyle Erdel diyârının Seykel hudûdı kurbunda {cebel-i} Sahan Samur'un cânib-i şarkîsinden nehr-i Turla çıkup Akkirmân kal‘ası dibinde Karadeniz'e mahlût olur. Ve yine bu Sahan Samur yaylasının cânib-i garbîsinden nehr-i Tise hurûc edüp Erdel ile Macar diyârının ortasından geçüp kal‘a-i Hüsvar ve kal‘a-i Kaşa sahrâsından geçüp Egre eyâletinde Sonluk kal‘asına ve Segedin kal‘asına uğrayup andan bu Titel kal‘ası dibinde Tuna'ya mahlût olup Tuna deryâ-misâl olur. Zîrâ bu nehr-i Tise ve nehr-i Sava ve nehr-i Dirava ve nehr-i Morava ve nehr-i Moreş Tuna'ya mu‘âdil nehr-i azîmlerdir kim diyâr-ı Rûm'da Tuna'dan büyük deryâ-misâl nehr-i azîm yokdur. Ve amîkdir ve tavâhir-i kesîreye mebnî nehr-i kebîr-i zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 116a–116b ·
metinde göster ·
… gibi buzlar gelüp her buz pâresi birbirine urdukda top gibi sâ‘ika verir. Ammâ
bu nehr-i
Tuna yah-bend olsa bu şehir gâyet ganîme olur. Zîrâ Tuna buzu üzre Eflâk ve Boğ …
Ammâ Tuna buzu çözüldükden sonra emn-i emân olur. Ammâ Tuna buzu Alaman-ı bî-emân diyârından berü sökün edüp cereyân etdikde bu kal‘a dîvârının kaddi seksen zirâ‘-ı âlî iken niçe kerre Tuna buzu biri biri üzre kat-ender-kat yığılup kal‘a dîvârından içeri buz pâreleri girüp evler harâb etmişdir. Tâ bu mertebe dağlar gibi buzlar gelüp her buz pâresi birbirine urdukda top gibi sâ‘ika verir. Ammâ bu nehr-i Tuna yah-bend olsa bu şehir gâyet ganîme olur. Zîrâ Tuna buzu üzre Eflâk ve Boğdan ve gayri niçe kurâ ve büldân taraflarından niçe yüz bin câmûs-ı kazaklarıyla buz üzre odunlar ve belvan direkler ve gayri me’kûlât [u] meşrûbâtlar gelir. Ve niçe bin aded Silistre şehbâzları mahbûblarıyla Tuna buzu üzre haymelerin kurup ayş [u] ışret edüp mehterhâneler ile cümle dilberânlar buz kayarlar, garîb temâşâdır. Kimi pâbuç ile kimi na‘lin ile kimi kızak ile kimi iki elinde harbe deyenek ile ayak üzre buz kayarak şehirden şehire berk-i hâtif gibi gider. Ve eğer ıyd-ı şerîfe müsâdif olursa nehr-i Tuna üzre azîm salıncaklar kurulup âşık ma‘şuk birbirlerine kolan çeküp sallanırlar. Zîrâ Tuna buzu altı yedi karış donar. Şiddet-i şitâ şedîd olsa on karış donup beş ay nehr-i Tuna sedd olduğun biliriz, aceb hikmet-i Allah'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 118b ·
metinde göster ·
… l-i evvel Ken‘ân Paşa Çiftliği: Nehr-i Işkır kenarında kal‘a-misâl bir otardır.
Bu nehr-i
Işkır'ın menba‘ı Samakov yaylarından cem‘ olup rabta-i Samakov içinden ubûr edü …
Menzil-i evvel Ken‘ân Paşa Çiftliği: Nehr-i Işkır kenarında kal‘a-misâl bir otardır. Bu nehr-i Işkır'ın menba‘ı Samakov yaylarından cem‘ olup rabta-i Samakov içinden ubûr edüp Sofya sahrâsın reyy ederek cereyân edüp kasaba-i Izladi sahrâsından güzer edüp iner, Nigebolu sancağında Kabirova hâssı hâkinden cereyân ederken deryâ olup cemî‘i âyende vü revendegân nehr-i Işkır'ı gemiler ile ubûr edüp andan aşağı Gürcî Mehemmed Kethüdâ kurâlarından Zamet nâm bir büleyde kurbunda Nigebolu hâkinde nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ammâ Samakov yaylalarında demir ma‘âdinleri içinden cereyân ederek geldiğinden ol kadar memdûh nehr-i azîz değildir. Demir taşı gibi âdemin yüreğine durur. Ezîn-cânib nehr-i Işkır'ı bu Ken‘ân Paşa Çiftliği dibinde haşeb cisr ile ubûr edüp yine cânib-i şarka,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 146a ·
metinde göster ·
… ş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr
bu nehr-i
azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
Diyâr-ı Kürdistân'da meşhûr-ı âfâk cisr-i azîmin biri dahi
bu nehr-i
Tohma üzre kantara-i Kırkgöz'dür, ammâ Batmân cisri ve Hasankeyf pülü gibi âlî …
Diyâr-ı Kürdistân'da meşhûr-ı âfâk cisr-i azîmin biri dahi bu nehr-i Tohma üzre kantara-i Kırkgöz'dür, ammâ Batmân cisri ve Hasankeyf pülü gibi âlî değildir. Lâkin sihr-i i‘câz musanna‘ köprü-yi ibret-nümâdır. Ammâ bâlâda tahrîr olunan altı aded enhârlardan lezîz nehr-i Mesîh'dir kim bir kerre mâh-ı temmuzda nûş eden nehr-i Mesîh'den hayât-ı Mesîh bulur. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·