… ûşede ol kadar cimâ‘ olurdu kim tokuz ayda on binden mütecâviz bula hâmile olup
bu seferde
evlâd sâhibi oldular ve hâmile kalmaz gayri hüddâmânın hidmetin kavm-i Lût bili …
Ve bu sefer-i eser-me’serde bu kadar semen-sîmâ kemân-ebrû ve perî-peyker ve melek-manzar ve gül-çehre ve gül-bûlar dirâğûş olunup her birinin hüsn-i cemâlleri bir mertebede idiler kim geysû-yı mürgûle-i çîm-ender-çîm ve hîm-ender-hîmlerinin her târları revnak ve şeb gibi gören uşşâkın akılların târumâr ederlerdi, lâkin bu bânûların niçe bini nâ-ehl ehremen ve zîr-dest ve dîv-dest ellerine girüp şeb [ü] rûz haymelerinde ve dağıstân hıyâbânistânlarda bu bâkire ve dûşîze ve kâlimleri ve mûğpîçe gulâmları alt edüp ol fetâlar şakır şakırdı şaka ayyûka âvâzeleri tâ araka çıkınca her kûşe ve pûşede ol kadar cimâ‘ olurdu kim tokuz ayda on binden mütecâviz bula hâmile olup bu seferde evlâd sâhibi oldular ve hâmile kalmaz gayri hüddâmânın hidmetin kavm-i Lût bilir, ammâ bu Seykel diyârının mahbûb u mahbûbesi Macar-ı füccâr-ı Erdel-i erzel memleketinde değil belki Leh ve Çeh ve Alman vilâyetlerinde misilleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23b ·
metinde göster ·
bile mi idi? Yâ bu Tatar olmuş, işte bu ümmü'l-ahbârdır. Hikmet Lokmân'dan su’â …
"Yâ bu {seferde} bile mi idi? Yâ bu Tatar olmuş, işte bu ümmü'l-ahbârdır. Hikmet Lokmân'dan su’âl edelim, çağırın şunu" deyüp hakîre bir zer-ender-zer bir hil‘at-i fâhire {geydirüp} ve yüz elli altun {verüp} ve serime bir çeleng {takup ve} kendi dest-i şerîflerin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 130a ·
metinde göster ·
çekdiği derd [ü] belâ ve renc [ü] anâyı Allâh bilir.
Bu hâli gayri a‘yân görüp anlar dahi kaynar sular ile kazıklar kakarak haymelerin kurup a‘yân-ı kibâr haymelerinde karâr etdiler, ammâ karakullukçu hüddâmânın bu seferde çekdiği derd [ü] belâ ve renc [ü] anâyı Allâh bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138a ·
metinde göster ·
Sadrıa‘zama hasb-i hâl idi, ammâ hâl bu kim Vezîr-i a‘zam hayli zehredâr cür’et …
dediği ebyâtı bu seferde Sadrıa‘zama hasb-i hâl idi, ammâ hâl bu kim Vezîr-i a‘zam hayli zehredâr cür’et sâhibi Âsaf-ı dilîr düz taban imiş. Eğer zerrece yerinden hareket etse asker târumâr olmuşdu. Aceb metânet edüp bir cür’et etmişdir kim bir sipehsâlâr-ı mu‘azzam bu şecâ‘ati etmemişdir. Hakkâ ki Yenikal‘a feth edelden küffârı göze salındırmadılar. Her zamân bu dehr-i denî bir vefk-i murâd üzre deverân eder sandılar, ammâ bu felek-i kec-reviş gerdûn eyle değildir. Şi‘r:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22b ·
metinde göster ·
… p dest ber-kafâ kayd [u] bend edüp ol dahi hâzır oldukda hemân hakîr gördüm kim
bu seferde
Kırım'a gelişim rûz-ı menhûs imiş. Ayrılık günlerin görünce bir âh-ı serd-i keb …
"Baka kişiler, yigirmi yedi yıl evvel bir vâkı‘a gördüm idi. Dağıstân pâdişâhının eteğin kaldırup başımı eteği altına sokup ‘Dahil pâdişâhım’ dedim. Ol zamân bu düşümü Evliyâ Çelebi'ye eyitdim idi. O da ‘Belki pâdişâhım Dağıstân pâdişâhı üzre gidesiz’ dedi. Şimdi işte ol düş bu günkü gün zuhûr ediyor. Ben Kumuk şâhına gidüp başımı hırkaya çeküp şimden gerü bu sinn-i sâlimde bana ne tâc ve ne raht u baht u taht lâzım değildir" deyüp hazînesin açup meğer birkaç gece evvel yüz hurc yükü götürmede yenli ve bahâda ağır şeyleri bırağup büyük oğlu Ahmed Geray Sultân'ı bırağup Selîm Geray Sultân [ve] Ivaz Geray ve Cânbeh Geray ve Mübârek Geray nâm oğullarını alup üç yüz aded yarar koşkol atlı askeri âmâde edüp Çufud kal‘asından esîri olan Şeremet Ban kâfiri demirden çıkarup anı dahi bir ata bindirüp dest ber-kafâ kayd [u] bend edüp ol dahi hâzır oldukda hemân hakîr gördüm kim bu seferde Kırım'a gelişim rûz-ı menhûs imiş. Ayrılık günlerin görünce bir âh-ı serd-i kebûd(?) çeküp eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 144a ·
metinde göster ·