üç türlüg edgü-ler-ke tükel-lig burḫan adı ködrül -miş erdüki adın-nıŋ ermez-i佛者
buda
burḫan tėptėmiş erser bar anda iki türlüg yörüg-ler aŋ’ilki tuyunmış odunmış tė …
üç türlüg edgü-ler-ke tükel-lig burḫan adı ködrül -miş erdüki adın-nıŋ ermez-i佛者buda burḫan tėptėmiş erser bar anda iki türlüg yörüg-ler aŋ’ilki tuyunmış odunmış tėp yörüg’ol.
… der-mahalle-i Rey ve sarây-ı Şâh Bende Hân, diğer mahalle-i Rey ve sarây-ı Pîr
Budak
Hân, derveze-i Rey ve hânlara mahsûs sarây câmi‘-i Hasan Şâh {kurbundadır}
Tavsîf-i sarây-ı a‘yân: Bin yetmiş sarâydır. Evvelâ sarây-ı Allahverdi Hân, der-mahalle-i Emîrekız ve sarây-ı Rüstem Hân, der-mahalle-i Rey ve sarây-ı Şâh Bende Hân, diğer mahalle-i Rey ve sarây-ı Pîr Budak Hân, derveze-i Rey ve hânlara mahsûs sarây câmi‘-i Hasan Şâh {kurbundadır}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
… yı ve kârbânsarây-ı Şâh cihân ve kârbânsarây-ı Şâh İsmâ‘îl ve kârbânsarây-ı Pîr
Budak
Hân ve kârbânsarây-ı Âlem Şâh Begüm duhter-i Şâh Cihân.
Der-beyân-ı sarây-ı kârbân: Cümle iki yüz ârâmgâh [u] mihmângâh kârbânsarâydır. Zübeyde kârbânsarâyı ve kârbânsarây-ı Şâh cihân ve kârbânsarây-ı Şâh İsmâ‘îl ve kârbânsarây-ı Pîr Budak Hân ve kârbânsarây-ı Âlem Şâh Begüm duhter-i Şâh Cihân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
… rlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın
budar
. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup …
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
sakınmaz fârisü'l-hayl ve cündî ve tüfenk-endâz ve kemândâr ve yarar er idi. Am …
Ammâ hîn-i ma‘rekede gözün çöpden ve budakdan sakınmaz fârisü'l-hayl ve cündî ve tüfenk-endâz ve kemândâr ve yarar er idi. Ammâ cümleden hikâye-i udhıkesi oldur kim; bir kerre Revân hânı tarafından Tokmak Alî Hân nâmında bir nâmdâr ve müte‘azzım, azîm tuhaf u tefârûklar ile hedâyâlar getirüp muhabbetnâmeli bir elçi geldi. Ve Paşa efendimize cemî‘î hedâyâların arz-ı kâlây kılup her metâ‘ları makbûl-ı vezîr olup kârhâne işi şâh kılıçlarından bir mücevher ve murassa‘ gılâflı bir şemşîr-i zer-nişân verdi kim hakkâ ki şemşîr-i âteş-tâb idi. Elçi dahi bu tîğı uryân kılup paşa huzûrunda ol kadar kılıcı mahtadı kim gûyâ ol şemşîr Seyfü Zül-yezen idi. Paşa dahi mezkûr Deli Dilâver Paşa'ya hitâb edüp eydür "Paşa karındaşım! Kılıcın yahşîsinden tanır mısın?" dedi. Paşa dahi "Kılıcın eyisi diş tutmayandır, göreyim şu kılıcı" dedikde, kılıcı paşanın eline verdiklerinde heman kılıcı dişiyle kütür kütür kırup "Şey değil imiş", deyü meydân-ı muhabbete bırakdıkda fakîr elçi Tokmak Hân, âlem-i hayretde bî-cân kalup kılıcı medh etdüğüne peşîmân oldu. Ba‘de't-ta‘âm Dilâver Paşa'ya mahsûs kâsesiyle bir kâse kaynar kahve gelüp bir demde yeklemeden nûş ederdi. Ba‘dehû buhûr ve gülâb geldükde gülâbı nûş edüp râyiha-i tayyibeden sonra buhûrdânın kapağın açup cümle âteşleri tenâvül etdüğüne elçi hayrân kalup eydür "Sultânım! Bunların ism-i şerîfleri nedir?" dedi. Defter[dâr]zâde eyitdi: "Dilâver Paşa karındaşımızdır" dedi. Elçi eydür "Yoh bunlara Semender Paşa demek gerekdir kim âteş yimek murg-ı semendere mahsûsdur" deyü vâfir latîfe-gûne şakalar olundu. Ammâ bu Dilâver Paşa dahi şecî‘ ve gâzî-i yektâ idi. Vonık Ahmed Paşa kapudan iken Kara Foça cenginde etdüğü yararlıkları Bîjen ü Şağat etmemişdir. 336b Hamd-i Hudâ böyle gâzî ve mîr-i mîrânlar ile niçe gazâlarda bulunduk, tekabbel yâ Kadîme'l-ihsân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336a–336b ·
metinde göster ·
… mâ‘adâ mülakkab âdemleri çokdur. Meselâ Câferoğlu ve Hatiboğlu ve Sinînzâde ve
Budakzâde
ve Akkaş ve Karakaş ve Salbaş {misilli nâm sâhibi âdemleri vardır}
Der-ıyân-ı esmâ-yı merdümân: Ekseriyâ ahâlî-i a‘yânın esmâları Mehemmed ve Ahmed ve Mahmûd ve Mustafâ ve Halîl ve Alî ve Velî olduğundan mâ‘adâ mülakkab âdemleri çokdur. Meselâ Câferoğlu ve Hatiboğlu ve Sinînzâde ve Budakzâde ve Akkaş ve Karakaş ve Salbaş {misilli nâm sâhibi âdemleri vardır}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 66a ·
metinde göster ·
… sırruhu'l-azîz. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır. Ve Bozok'un bir kazâsı dahi
Budak-özü'dür
ve kazâ-yı Kızılkocalı ve kazâ-yı Gedikçubuk'dur ve kazâ-yı Beşiközü ve nâhiye- …
Ammâ Bozok sancağı evsâfı oldur kim, Sivas eyâletinde dokuz kadılık ma‘mûr livâlardır. Evvelâ kazâ-yı ma‘mûr Sorkun Yetmiş pâre büleyde-i ma‘mûrelerdir. Ve kazâ-yı Akdağ Yüz aded âbâdân kurâdır. Ve kazâ-yı Hüseyinova kutb-ı âfâk-ı cihân eş-Şeyh Çin Osmân hazretleri bu mahallerde bir ma‘mûr kurâda medfûndur kim Bozok sancağı kurâlarında Kürkçükıran karyesinde âsitâne-i azîm-i Osmân Paşa tekyesinde medfûndur kim Türk-i Türkân Hâce Ahmed-i Yesevî ceddimizin yedinci halîfesidir. Çin diyârında bir tahta kılıç ile bir ejder-i heftseri katl etmeğile Emîr-i Çin Osmân deyü nâm etdiler. Kuddise sırruhu'l-azîz. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır. Ve Bozok'un bir kazâsı dahi Budak-özü'dür ve kazâ-yı Kızılkocalı ve kazâ-yı Gedikçubuk'dur ve kazâ-yı Beşiközü ve nâhiye-i Sunkuriçi Hüseyinova kazâsında ulu nâhiyedir. Sunkuroğlu'nun hânedânı dibinde dörd yüz yıldan beri taşları aşınmamış bir su değirmanı vardır. Kibâr-ı evliyâ’ullâh nazarıyla âbâdân bir âsiyâb-ı mâ’dır. Ammâ Kazovası Tokad'a bir konakdır. Gâyetü'l-gâye ganîmet mahsûllü dâr-ı diyârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 90b ·
metinde göster ·
… edüp bir pâre taş getirdi. Gürgen ağacından keserken keser ve bıçak zahmları ve
budak
yerleri âşikâre hakîr elime alup gördüm. Gâyet sengîn taş olmuş Arapça
Evvelâ kal‘a-i Pirevadi ardında kûh-ı bâlâlar mâbeyninde bir âb-ı hayât bınar vardır. Ol bınar suyuna gürgen ağacı koysalar bir iki günden sonra bi-emrillahi Te‘âlâ yeşil taş olur. Ve niçe kerre ârifler gürgen ağacın dest-i harrâtînde çıkrıkdan çevirdüp kâse ve filincan ve gülâbdân ve hançer kabzası misilli eşyâlar yapdırup bu bınara koyup üç günden sonra kâse ve finilcanlar yeşil zümürrüd-misâl yeşim kâse ve gülâbdân olur, deyü Çeneklizâde ve Nâ’ib Hüseyin Efendi, "Biz tecrübe etdik. Bi-emrillah gürgen ağacı taş oldu" deyü şehâdet etdiler. Ammâ hakîr i‘timâd etmeyüp bir hayli mu‘âraza etdim. Hemân Nâ’ib Hüseyin Efendi gazab-âlûd olup kalkup pîştahtasın küşâde edüp bir pâre taş getirdi. Gürgen ağacından keserken keser ve bıçak zahmları ve budak yerleri âşikâre hakîr elime alup gördüm. Gâyet sengîn taş olmuş Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
… "Kabirleri gâ’ib olmasın" deyü Bismillah ile heyce taşı yerine birer ağaç dalı
budağıyla
dikerler. Bi-emrillahi Te‘âlâ kuru ağaçların ucu yeşerüp sıra ile dikilmiş dıra …
Ve mine'l-acâyib-i sun‘-ı Hudâ: Yine Pirevadi dağlarında şehre karîb Ziyâretgâh-ı Yediler Rûmeli diyârında meşhûr-ı âfâk ziyâret-i kutb-ı istihkâk, hakkâ ki ziyâret-i Yediler'dir. Ale'l-ıtlâk yedi aded merkad-i pür-envâr ale't-tertîb bir yerde olduğundan "Yediler makâmı" derler. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ammâ yediler kim üçler ve kırklar ve nücebâ ve büdelâ ve evtâd makâmı olup yediler makâmı evlâ değildir. Ancak Âl-i Osmâniyân'dan Süleymân Şâh ibn Orhân Gâzî ile ibtida Kapudağı'ndan Rûm'a geçen Süleymân Şâh ve Ece Ya‘kûb ve Kara Mürsel ve Koca Ece ve Kara Ece ve Kara Hoca nâm kırk karındaş, sırdaş, hâldaş ve yoldaş karalar idi. Rûm'da bunlar kılıç urarak bu Pirevadi mahalline gelüp ceng ede ede yedisi şehîd olduklarında Ece Ya‘kûb bu yedi şehîdin başları ve ayakları ucuna "Kabirleri gâ’ib olmasın" deyü Bismillah ile heyce taşı yerine birer ağaç dalı budağıyla dikerler. Bi-emrillahi Te‘âlâ kuru ağaçların ucu yeşerüp sıra ile dikilmiş dıraht-ı azîmlerdir kim semâya kad çekmişlerdir. Ve beş mezarın başları ayakları on ağaç eder. Bi-emrillah on aded kuru ağaç budaklarıyla taş olmuşlar. Hâlâ ısıtması olanlar ol taşlardan kazıyup su ile nûş etse kusa kusa aslâ safra ve balgamı kalmayup hummâ-yı muhrıkdan halâs olur. Bir mezarın iki taşından kazıyup gözüne vesme edenin bi-emrillah gözü alîl ise kuvvet-i basar sâhibi olup veca‘ı teskîn olur. İkinci kabrin iki taşın kazıyup yalasa bersan zahmına dâ-i devâdır. Üçüncü kabrin taşlar[ın] kazıyup yalasa cüzzâma şifâdır. Dördüncü merkadin taşların yedi sabâh yalasa yerakân zahmına devâdır. Bu zikr olunan ziyâretgâh beyne'l-hâs meşhûrdur ammâ avâm-ı nâsın ma‘lûmları değildir. Hakîr dahi görmedim ammâ sulehâ-yı ümmetden ve a‘yân-ı vilâyetden niçe kimesneler "Bizler niçe kerre ziyâret edüp niçe âdemlerin şifâ bulduğun biliriz" deyü şehâdet etdiler, ve’s-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
… ir. Ve beş mezarın başları ayakları on ağaç eder. Bi-emrillah on aded kuru ağaç
budaklarıyla
taş olmuşlar. Hâlâ ısıtması olanlar ol taşlardan kazıyup su ile nûş etse kusa k …
Ve mine'l-acâyib-i sun‘-ı Hudâ: Yine Pirevadi dağlarında şehre karîb Ziyâretgâh-ı Yediler Rûmeli diyârında meşhûr-ı âfâk ziyâret-i kutb-ı istihkâk, hakkâ ki ziyâret-i Yediler'dir. Ale'l-ıtlâk yedi aded merkad-i pür-envâr ale't-tertîb bir yerde olduğundan "Yediler makâmı" derler. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ammâ yediler kim üçler ve kırklar ve nücebâ ve büdelâ ve evtâd makâmı olup yediler makâmı evlâ değildir. Ancak Âl-i Osmâniyân'dan Süleymân Şâh ibn Orhân Gâzî ile ibtida Kapudağı'ndan Rûm'a geçen Süleymân Şâh ve Ece Ya‘kûb ve Kara Mürsel ve Koca Ece ve Kara Ece ve Kara Hoca nâm kırk karındaş, sırdaş, hâldaş ve yoldaş karalar idi. Rûm'da bunlar kılıç urarak bu Pirevadi mahalline gelüp ceng ede ede yedisi şehîd olduklarında Ece Ya‘kûb bu yedi şehîdin başları ve ayakları ucuna "Kabirleri gâ’ib olmasın" deyü Bismillah ile heyce taşı yerine birer ağaç dalı budağıyla dikerler. Bi-emrillahi Te‘âlâ kuru ağaçların ucu yeşerüp sıra ile dikilmiş dıraht-ı azîmlerdir kim semâya kad çekmişlerdir. Ve beş mezarın başları ayakları on ağaç eder. Bi-emrillah on aded kuru ağaç budaklarıyla taş olmuşlar. Hâlâ ısıtması olanlar ol taşlardan kazıyup su ile nûş etse kusa kusa aslâ safra ve balgamı kalmayup hummâ-yı muhrıkdan halâs olur. Bir mezarın iki taşından kazıyup gözüne vesme edenin bi-emrillah gözü alîl ise kuvvet-i basar sâhibi olup veca‘ı teskîn olur. İkinci kabrin iki taşın kazıyup yalasa bersan zahmına dâ-i devâdır. Üçüncü kabrin taşlar[ın] kazıyup yalasa cüzzâma şifâdır. Dördüncü merkadin taşların yedi sabâh yalasa yerakân zahmına devâdır. Bu zikr olunan ziyâretgâh beyne'l-hâs meşhûrdur ammâ avâm-ı nâsın ma‘lûmları değildir. Hakîr dahi görmedim ammâ sulehâ-yı ümmetden ve a‘yân-ı vilâyetden niçe kimesneler "Bizler niçe kerre ziyâret edüp niçe âdemlerin şifâ bulduğun biliriz" deyü şehâdet etdiler, ve’s-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
… m şekilli olup hakîrin gözleri karardı. Anı gördüm, meydân-ı külhanda bir dallı
budaklı
kütük zâhir olunca çâşnigîrbaşı eyitdi: "Ey monlâ, yine esb-i sabâ-sür‘ati külh …
Çâşnigîrbaşı, "Nola, düş yanıma!", deyüp alarkadan bu Monlâ Muhammed'in akîbince Hân bâğına vardık. Hemân monlâ-yı merkûm ol at ile bâğın arka kapusundan içeri girüp âlem ağyârdan bî-haber zann edüp külhana doğru girince hakîr piyâde olup üç gulâmım ile anı gördük, atdan aşağı inüp elindeki yılanı çakşırı içine koyup yere çömelüp oturdu. Bir ândan yine çakşırından bir uçkur çıkarup mezkûr uçkuru esb-i lâğarın boğazına bağladı ve bir na‘ra 222a haykırdı ve ol mahal sehelce muzlim şekilli olup hakîrin gözleri karardı. Anı gördüm, meydân-ı külhanda bir dallı budaklı kütük zâhir olunca çâşnigîrbaşı eyitdi: "Ey monlâ, yine esb-i sabâ-sür‘ati külhana bağladın." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221b–222a ·
metinde göster ·
… ammâm-ı gâsilân: Cümle beş hammâmdır. Evvelâ kal‘a içinde Hân sarâyı hammâmı ve
Budak
Beğ hammâmı ve Şeref Hân hammâmı ve Debbâğlar kurbünde Nerdübanlı hammâmı ve aş …
Ta‘rîf-i hammâm-ı gâsilân: Cümle beş hammâmdır. Evvelâ kal‘a içinde Hân sarâyı hammâmı ve Budak Beğ hammâmı ve Şeref Hân hammâmı ve Debbâğlar kurbünde Nerdübanlı hammâmı ve aşağı kal‘ada Hüsrev Paşa hammâmı, çifte hammâmdır ve âb u hevâsı ve binâsı ve havzları gâyet latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225b ·
metinde göster ·
… ğa ve kal‘a-i Menkub bunlar dahi acâ’ibdir. Ammâ diyâr-ı Alaman'da olan kal‘a-i
Budan
ve kal‘a-i Novograd {kurb-ı Segedin} ve kal‘a-i Şıklovişse ve kal‘a-i Varadin { …
Bu abd-i hakîr kırk bir sene seyâhatde metîn ve müstahkem kılâ‘lardan yed-i kudret ile mebnî yalçın kayalar üzre Anadolu'da gördüğümüz kılâ‘ların evveli Erzurûm'da Hasan kal‘ası ve Kemâh kal‘ası ve Şebin Karahisâr kal‘ası ve Amasiyye kal‘ası ve Tokad kal‘ası ve Divriği kal‘ası ve Mardin kal‘ası ve İmâdiyye ve Dühek ve Palu ve Birecik ve Arabistân'da kal‘a-i Markab ve kal‘a-i Hasan ve kal‘a-i Şıkıf ve kal‘a-i Zeydâniyye ve kerk-i Nûh ve kal‘a-i kerk-i Kudüs ve kal‘a-i Ermenak, Silifke sancağındadır, ve {Anadolu'da} kal‘a-i Afyonkarahisârı ve kal‘a-i Honaz ve kal‘a-i Şahinkayası ve kal‘a-i Gedüz ve kal‘a-i Davaz bu altı aded kılâ‘lar Anadolu'dadır ammâ diyâr-ı Rûm'un evvelâ Kırım diyârında kal‘a-i Sudak ve kal‘a-i İnkirmân ve kal‘a-i Balıklağa ve kal‘a-i Menkub bunlar dahi acâ’ibdir. Ammâ diyâr-ı Alaman'da olan kal‘a-i Budan ve kal‘a-i Novograd {kurb-ı Segedin} ve kal‘a-i Şıklovişse ve kal‘a-i Varadin {kurb-ı Belgrad} ve kal‘a-i Islankamin ve Belgrad kurbünde kal‘a-i Havâle ve Bosna serhaddinde kal‘a-i Yayiçse ve kal‘a-i Sin ve kal‘a-i Kabin ve kal‘a-i Kilisen ve kal‘a-i Bolagay ve kal‘a-i Risna ammâ Mora cezîresinde kal‘a-i Gördüs ve kal‘a-i Arhoz ve kal‘a-i Anapoli ve kal‘a-i Termis ve kal‘a-i Menekşe ve kal‘a-i Misistre ve kal‘a-i Koron ve kal‘a-i Avarin-i bâlâ ve kal‘a-i Holomiç ve kal‘a-i İnibahtı. Bunlar dahi kayalar üzre metîn kayalardır kim asla bunların dahi havâleleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 250b ·
metinde göster ·
… şâdkâm oldular. Ve Gâzîkıran beği ve Bârgîrî Beği ve Şeref Beğ ve Bâyezîd Beği
Budak
Hân Beğ ve Ercîş beği ve Âdilcevâz beği ve Muş beği birer hil‘at-i fâhire ve bi …
Ezîn-cânib alây ile Van'a dâhil olduğumuzda Melek ramazanının ikinci gün bir dîvân-ı azîm olup cümle ümerâ edâ-yı hizmet etdik deyü izin taleb eylediklerinden ibtidâ Hakkarî hâkiminin kethudâsına destûr olup bir hil‘at-i fâhire ihsân olunup paşaya on kise ve on katar-ı katır pîşkeş keşîde kılup Çölümerik nâm kal‘asına şâd [u] handân gitdi. Andan Mahmûdî beği hil‘at giyüp paşaya sekiz kise ve yedi katar-ı katır ve üç tula Mahmûdî küheylân atlar verüp Hoşâb kal‘asına gitdi ve Pinyanişî beği hil‘at giyüp paşaya üç kise ve bir katar-ı katır hedâyâ verüp vedâ‘ mahallinde paşa eydür: "Beğ, yine vaktine hâzır ol! Hizmet-i pâdişâhîye gelmeyen Evliyâ Beğ üzre seferim vardır. Hâzır olun gâzîyân, bilmedim ve işitmedim demen!" dedikde cümle asâkir-i Van mesrûr u şâdkâm oldular. Ve Gâzîkıran beği ve Bârgîrî Beği ve Şeref Beğ ve Bâyezîd Beği Budak Hân Beğ ve Ercîş beği ve Âdilcevâz beği ve Muş beği birer hil‘at-i fâhire ve birer çeleng ihsân olunup anlar da paşaya üçer kise guruş ve birer katar katır kendi kânûnları üzre verüp livâlarına revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 283b ·
metinde göster ·
Hân Câmi‘in bilirim, gayrı ma‘lûmum değildir. Ammâ minâreleri çok idi. Ve hân u …
İmâdiyye kûhları dâmeninden bir merhale ba‘îd sahrâ-yı Sehend'de bâğ-ı İrem'e mânend bir şehr-i Âvend'dir, kal‘ası harâbdır. Erdebil hâkinde başka sultânlıkdır kim iki bin askere mâlikdir. Kadı ve müftî ve daroğa ve kelenteri vardır. Şehri cümle üç bin hâne-i müfîd ü muhtasardır. Zîrâ bisyâr hasâre çekmiş şehr-i mağdûrdur. Müte‘addid câmi‘lerinden Pîr Budak Hân Câmi‘in bilirim, gayrı ma‘lûmum değildir. Ammâ minâreleri çok idi. Ve hân u hammâmı ve çârsû-yı bâzârı ve kahvehâneleri gâyet müzeyyendir. Ve âb-ı revânları kûh-ı Sehend'den cereyân edüp Rûmiyye buhayresine giderken nehr-i Seylân'a munsabb olup ma‘an halîc-i Rûmiyye'ye rîzân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 306b ·
metinde göster ·
Hân hammâmı ve Sinân Paşa hammâmı ve Münşî Kay hammâmı ve cümle ‘Sad-si hânedân …
Ve cümle heft hammâmı vardır. Cümleden Pîr Budak Hân hammâmı ve Sinân Paşa hammâmı ve Münşî Kay hammâmı ve cümle ‘Sad-si hânedân hammâmları vardır.’ deyü ahâlî-i Nihâvend tefâhur kisb ederler. Hakkâ ki kelâmlarında dürûğ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… edân-ı bây u gedâdır. Ammâ cümleden Hudâverdi Hân sarâyı ve Hamza Sultân ve Pîr
Budak
Sultân ve Elem Şâh Hân sarâyları bâğ-ı İremlerdir ve cümle hâk-i pâk ile mestûr …
Aded-i mahallât-ı sarây-ı a‘yân: Cümle sekiz bin aded tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hânedân-ı bây u gedâdır. Ammâ cümleden Hudâverdi Hân sarâyı ve Hamza Sultân ve Pîr Budak Sultân ve Elem Şâh Hân sarâyları bâğ-ı İremlerdir ve cümle hâk-i pâk ile mestûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310a ·
metinde göster ·
… rın zübdesi Hebâoğlu ve Kassaroğlu ve Genç Alî ve Mihmân Kulı ve Pîr Yâr ve Şâh
Budağ
bunlar kelâm-ı Fârisî'de ebü'l-kelâmlardır.
Der-medh-i eşrâf [u] a‘yân: Müşerref olup cân sohbetleri etdiğimiz kibâr-ı eşrâfın güzîdesi ve ebü'l-kelâmların zübdesi Hebâoğlu ve Kassaroğlu ve Genç Alî ve Mihmân Kulı ve Pîr Yâr ve Şâh Budağ bunlar kelâm-ı Fârisî'de ebü'l-kelâmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310a ·
metinde göster ·
… cevâriyân: Gulâmlarının nâmları; Ferâh Gulâm ve Serend Gulâm ve Elvend Gulâm ve
Budak
Gulâm nâmları var. Câriyeleri cümle Gürcî'dir. Bâdi ve Sendeme vü Demsâz ve Çâr …
Esmâ-i çâkerân ü cevâriyân: Gulâmlarının nâmları; Ferâh Gulâm ve Serend Gulâm ve Elvend Gulâm ve Budak Gulâm nâmları var. Câriyeleri cümle Gürcî'dir. Bâdi ve Sendeme vü Demsâz ve Çâresâz [u] Mehpâre ve İşvebâz ve Şehbâz gûne nâmları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
Menzil-i hudûd-ı Börüce kendi: Sâfî Kürd-i bî-amândır kim dağ âdemleridir. Bu kendin mukâbelesinde bir yalçın kaya üzre şekl-i müselles bir seng-binâ kal‘a-i sağîre nümâyân idi ammâ varup derûn-ı hisâra dâhil olup hakka'l-yakîn hâsıl etmedik ammâ ayne'l-yakîn hâsıl etdik ve ihtiyârlarından eyle istimâ‘ etdik kim Süleymân Hân asrında bu kal‘a emân ile Budak Hân Beğ Serdâr-ı mu‘azzam Baltacı Paşa'ya kal‘a miftâhların teslîm edüp yine ülkeyi ber-vech-i ocaklık Budak Beğ'e ihsân etmişler. Andan kalkup yine taraf-ı şimâle niçe kend-i ma‘mûrlar ve mahsûldâr fezâlar ve dıraht-ı müntehâlı ormanları 10 sâ‘atde geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374a ·
metinde göster ·
… am Baltacı Paşa'ya kal‘a miftâhların teslîm edüp yine ülkeyi ber-vech-i ocaklık
Budak
Beğ'e ihsân etmişler. Andan kalkup yine taraf-ı şimâle niçe kend-i ma‘mûrlar ve …
Menzil-i hudûd-ı Börüce kendi: Sâfî Kürd-i bî-amândır kim dağ âdemleridir. Bu kendin mukâbelesinde bir yalçın kaya üzre şekl-i müselles bir seng-binâ kal‘a-i sağîre nümâyân idi ammâ varup derûn-ı hisâra dâhil olup hakka'l-yakîn hâsıl etmedik ammâ ayne'l-yakîn hâsıl etdik ve ihtiyârlarından eyle istimâ‘ etdik kim Süleymân Hân asrında bu kal‘a emân ile Budak Hân Beğ Serdâr-ı mu‘azzam Baltacı Paşa'ya kal‘a miftâhların teslîm edüp yine ülkeyi ber-vech-i ocaklık Budak Beğ'e ihsân etmişler. Andan kalkup yine taraf-ı şimâle niçe kend-i ma‘mûrlar ve mahsûldâr fezâlar ve dıraht-ı müntehâlı ormanları 10 sâ‘atde geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374a ·
metinde göster ·
… arabaların tekerleklerin yere dökmüş ve çalıları ve niçe kerre yüz bin dallı ve
budaklı
dıraht-ı müntehâları paçarız içün yere dikmiş ve beş yerde asma cisrler edüp et …
Ol gece tabur içre küffârın bir harekât-ı hıyel ü şeytanat etmede cidd ü cehdleri var idi kim tâ sabâha dak aslâ râhat uykusu görmediler. Ale's-seher kim oldu bir mürtefi‘ yerden tabur mahalline nazar etdik. Tabur handakından taşra iki kat handak dahi kazup cereyân eden nehr-i (---) handak 42b içinden akıdup handaklar önüne niçe kerre yüz bin hurde kuyular kazup aralarına çarh-ı felekler şaranpav parmak[lık]lar ve niçe kerre yüz bin arabaların tekerleklerin yere dökmüş ve çalıları ve niçe kerre yüz bin dallı ve budaklı dıraht-ı müntehâları paçarız içün yere dikmiş ve beş yerde asma cisrler edüp etrâf-ı tabura on bir yere dağlar gibi topraklar yığup tabya-i azîmler inşâ eyleyüp her tabyaya kırkar ve ellişer pâre balyemez toplar koyup her cânibinde havân kumbaralar hâzır eylemiş ve handaklardan taşra püskürme bârûdlu lağımlar atmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a–42b ·
metinde göster ·
… r kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine
budağ
birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
… ka ve kal‘a-i Korpa ve kal‘a-i Oburça-i bâlâ ve kal‘a-i Oburça-i zîr ve kal‘a-i
Budak
ve kal‘a-i Dereslak ve kal‘a-i Zirin ve kal‘a-i Karım ve kal‘a-i Velim ve kal‘a …
Kal‘a-i Odvina ve kal‘a-i Lika ve Yenihisâr ve kal‘a-i Siska ve kal‘a-i Korpa ve kal‘a-i Oburça-i bâlâ ve kal‘a-i Oburça-i zîr ve kal‘a-i Budak ve kal‘a-i Dereslak ve kal‘a-i Zirin ve kal‘a-i Karım ve kal‘a-i Velim ve kal‘a-i Rakpinçe ve kal‘a-i Korlad ve kal‘a-i Rojay.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167b ·
metinde göster ·
… konu Kassâb-ı Cömerd 105a köçekleri gibi kâfirleri başdan ve koldan ve butdan
budayup
kırarlardı.
Ve bu mahalde niçe bin küffârı şirp-kelle ve paf-gevde etdiler. Ve niçe bin gâzîler firâr eden küffârların ardları sıra gitdiler, ammâ bu fezâdaki ma‘rekede on binden ziyâde {küffâr} birbirlerine onar onar bağlı olan Macar ve Çeh ve Leh ve İsfaç ve Korol ve Tot kâfirlerinin piyâdelerinden bu sahrâda biri cân kurtarmayup asâkir-i İslâm'ın acemi gulâmları bu piyâde kâfirleri eni konu Kassâb-ı Cömerd 105a köçekleri gibi kâfirleri başdan ve koldan ve butdan budayup kırarlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104b–105a ·
metinde göster ·
Hemân hakîr dal kılıç olup bir serâmed meşe dalın kesüp dalların
budayup
mızrak gibi ağacı elime alup hemân Bism-i İlâh deyüp atımı suya urdum. Hakkâ ki …
Hemân hakîr dal kılıç olup bir serâmed meşe dalın kesüp dalların budayup mızrak gibi ağacı elime alup hemân Bism-i İlâh deyüp atımı suya urdum. Hakkâ ki derince imiş, ammâ ağaç ile yoklayup hamd-i İlâh selâmetle karşuya geçdim. Hemân yine koyun ve atım birbirleriyle ol kadar rakkâslık etdiler kim gûyâ rakkâs-ı zühre idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125b ·
metinde göster ·
ve yaprakları var, ammâ gûyâ hemân kehribâdır ve eyle sarıdır kim altun ile mut …
Ve servî gibi dalları ve budakları ve yaprakları var, ammâ gûyâ hemân kehribâdır ve eyle sarıdır kim altun ile mutallâ olmuş gibi berk urur. Ve bakla gibi kapuklu bir gûne meyvesi olur, lâkin sâ’ir müsmirât gibi tenâvül olunmaz, lâkin yağın çıkarup cemî‘i cerebden hâsıl olan emrâz-ı muhtelifelere mübtelâ olan kimesneler cereblerine ve cüzâm yerlerine ve hattâ fireng zahmetine mübtelâ olanların illetli yerlerine dürterler, bi-emrillâh şifâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… ve yığılan toprakların ardına niçe bin arabalar ve niçe kerre yüz bin dallı ve
budaklı
dıraht-ı müntehâları dizüp paça[rı]z etmiş ve bu taburun ortasında bir kat küçü …
Âdem gelince derin küçük küçük kuyular ve çukur çukur çukurlar kazmış kim hîn-i ma‘rekede Türk askeri tabura yürüyüş ederse kuyulara ve çukurlara düşsünler mülâhazasıyla niçe kerre yüz bin aded mülhid çukurları kazmış ve yığılan toprakların ardına niçe bin arabalar ve niçe kerre yüz bin dallı ve budaklı dıraht-ı müntehâları dizüp paça[rı]z etmiş ve bu taburun ortasında bir kat küçük tabur dahi kazup gûyâ iç kal‘a edüp cümle hazîne ve mâl-ı erzâkı bunda idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179b ·
metinde göster ·
… yetmiş aded dalların her birinde olan beşer altışar âdem kucaklar. Dalların ve
budakların
hisâbın Cenâb-ı Allâh bilür. Niçe bin dalları evc-i âsumâna kad-keşân olmuşdur, …
Ve bu dıraht-ı azîmin aşağıdan cüssesi yigirmi iki âdem el ele verüp kucakladık. Güc ile el ele kavuşduk. Tâ bu mertebe kalın ağaçdır, ammâ cümle yüz yetmiş aded dalları var kim bu haşeblerin de her birini onar âdem ancak kucaklar. Ve yüz yetmiş aded dalların her birinde olan beşer altışar âdem kucaklar. Dalların ve budakların hisâbın Cenâb-ı Allâh bilür. Niçe bin dalları evc-i âsumâna kad-keşân olmuşdur, ammâ mezkûr büyük dalları kırk elli âdem boyu yükseğinden sonra cânib-i etrâfına doğru doğru yayılmış yüz yetmiş nihâl-i azîmlerdir kim bu dırahtın sâye-i zıll-ı himâyesinde bârgâh-ı Âl-i Osmân kurulsa gölgesinde kalır. Tahmînen bu dırahtın sâyesinde bin sürü koyun avlağılanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… şdim, bunda gördüm ammâ mürekkeb ağacı asma gibi olup yılda bir kerre asma gibi
budanup
dalını kesdikleri yerden niçe yüz fıçı siyâh ve berrâk ve mücellâ kudret mürekk …
Ve kahve ağacı ve kiliser(?) ağacı ve mürekkeb ağacı ömrümde işitmemişdim, bunda gördüm ammâ mürekkeb ağacı asma gibi olup yılda bir kerre asma gibi budanup dalını kesdikleri yerden niçe yüz fıçı siyâh ve berrâk ve mücellâ kudret mürekkebi akup Frengistân'a götürüp anınla basma kitâblar basarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324a ·
metinde göster ·
ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş helvâ gitdi …
"Bire Habîb, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz bu feryâdı istimâ‘ edüp hâzır-bâş olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
… ğacı nahl-i hurmâ gibi bir nihâl-i serâmed olur ammâ bu çam çınâr gibi dallı ve
budaklı
hâslı olmuşdur.
Ve biri dahi Çatallı çamdır. Cemî‘i zamânda çam ağacı nahl-i hurmâ gibi bir nihâl-i serâmed olur ammâ bu çam çınâr gibi dallı ve budaklı hâslı olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y97b ·
metinde göster ·
… ve makâm-ı ricâlü'l-gayb ve makâm-ı ümenâ ve evtâd ve nukabâ ve nücebâ ve (---)
budalâ
. Bunların cümlesi birer çemenzâr soffacıklardır. Ve bu tahrîr olunanlar mescid- …
Ve makâm-ı hazret-i Üzeyir Nebiyyullâh ve makâm-ı ricâlü'l-gayb ve makâm-ı ümenâ ve evtâd ve nukabâ ve nücebâ ve (---) budalâ. Bunların cümlesi birer çemenzâr soffacıklardır. Ve bu tahrîr olunanlar mescid-i Aksâ hareminde vâki‘ olmuşdur. Ve Sahra hareminde âsâr-ı makâmât ve kubâbâtlar ve medâris [ü] zevâvîler var ise cümle kurşum örtüsü iledir. Tûr-ı Zeytâ'dan şehr-i Kudüs-i şerîf gömgök kurşumlu binâ-yı azîmlerdir. Andan Kudüs-i şerîfin şarkında dere aşırı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y217b ·
metinde göster ·
… -ı ilâhî kimesneler vardır kim misli meğer Yemen ve Aden'de ola. Ammâ bu şâm'da
budalâ
ve melâmiyyûndan sene 1058 târîhinde Hazret-i şeyh Bekkâr uryân-ı bî-efkâr var …
Ve bu şehir içre olan ulemâ ve sulehâ-yı meşâyih sâdât mazınne-i kerâme mahzen-i esrâr-ı ilâhî kimesneler vardır kim misli meğer Yemen ve Aden'de ola. Ammâ bu şâm'da budalâ ve melâmiyyûndan sene 1058 târîhinde Hazret-i şeyh Bekkâr uryân-ı bî-efkâr var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y249b ·
metinde göster ·
… rakaları (---)(---)(---)(---) yine vardır muhâlif rûzgâr ile uğrayup dalı ve
budakların
kıra kıra bir selâmete çıkar. Ammâ merkeb za’îf olsa şab (---)(---)(---) dan …
Ba‘zı Hind karakaları (---)(---)(---)(---) yine vardır muhâlif rûzgâr ile uğrayup dalı ve budakların kıra kıra bir selâmete çıkar. Ammâ merkeb za’îf olsa şab (---)(---)(---) dan helâk olur. Hikmet-i Hudâ böyle taşdan ağaçlardır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y371a ·
metinde göster ·
… arırsa ol âsitânenin muhibbidir. Cümle fukarâ ve zu‘afâ ve gurebâ ve mesâkîn ve
budalâ
ve melâmiyyûndan kimesneler varır.
Ve bu mevlûda muta‘azzım u mütekebbir kimesne varamaz, varırsa ol âsitânenin muhibbidir. Cümle fukarâ ve zu‘afâ ve gurebâ ve mesâkîn ve budalâ ve melâmiyyûndan kimesneler varır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y222a ·
metinde göster ·
"Lutf eyle, kesme, dahi tâze ağacdır. Âh ne güzel dalları ve
budakları
ve yaprakları var, kesme, meyve versin" deyü ricâ etdikçe herîf balta ile ağacı …
"Lutf eyle, kesme, dahi tâze ağacdır. Âh ne güzel dalları ve budakları ve yaprakları var, kesme, meyve versin" deyü ricâ etdikçe herîf balta ile ağacı delik delik etdüği yerlerden kırmızı kan-misâl yaşlar cereyân eder. Aşağıdan yine herîfler ricâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y231a ·
metinde göster ·
… 'a firâr etdikde hakîr nân ü nemek hakkına binâ’en Dağıstân'da Y 253b tâ Kara
Budak
Hân ülkesine varınca bile gidüp andan Tarhuy ve Kovin ve Enderey diyârların tem …
Hattâ bu hakîr seyyâh-ı âlem Evliyâ-yı bî-riyâ-yı sâhib-bûriyâ bin yetmiş yedi senesinde Mehemmed Geray Hân azlinde Dağıstân'a firâr etdikde hakîr nân ü nemek hakkına binâ’en Dağıstân'da Y 253b tâ Kara Budak Hân ülkesine varınca bile gidüp andan Tarhuy ve Kovin ve Enderey diyârların temâşâ ederek Demirkapu'ya gelüp andan gemilere süvâr olup Maskov'un Terek kal‘asına Bahr-i Harez ile üç gün üç gecede selâmetle varup anda rehin olan Çerâkese beğleri ve Terek kal‘asının Maskov kapudanları hakîre kâğızlar verüp Maskov kralına gitmek ümniyyesiyle altı günde şimâle Bahr-i Harez sâhilince vilâyet-i Kazan, bâlâda tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y253a–Y253b ·
metinde göster ·
… îkasiyle elli sekiz gün mukaddem rüyâ tarîkıyla tebşîr eyledi. Mecâzibûndan bir
budalâ
tekellüfden berî mutarraş bir cândır. Bu cândân me’zûn olup bu şehirden üçüncü …
Ve mutarraş çâr-darb eş-şeyh Muhammed-i Menfalûtî: Bir yağ-u-balî mudhik ve âlüfte ve âşüfte ayyâr-ı tarrâr görünür, ammâ hâfız-ı Kelâmullâh ve niçe kerre keşf [ü] kerâmetleri ma‘lûmumuz olmuşdur. Cümleden biri Kamaniçse kal‘ası fethin vakt [ü] sâ‘ati ve derîce ve dakîkasiyle elli sekiz gün mukaddem rüyâ tarîkıyla tebşîr eyledi. Mecâzibûndan bir budalâ tekellüfden berî mutarraş bir cândır. Bu cândân me’zûn olup bu şehirden üçüncü gün hareket edüp cenûb tarafına altı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y368a ·
metinde göster ·
… ınar ağaçlarına benzer azîm dırahtlardır. Lâkin yaprakları yokdur, ammâ dalı ve
budağı
çokdur. Deryâ yüzüne dek biter, dahi yukaru çıkmaz, ammâ cüssesi deryâ içindedi …
Ve şab dedikleri Süveys deryâsı içre olan acâyibâtlar var kim ibret-nümâdır. Sübhâne'l-hâlık eyle bir sun‘-ı Hudâ'dır kim hikmetine akıl ermeyüp fikr [ü] ferâset mütehayyir kalır. Deryâ içre gûyâ Rûm'da çınar ağaçlarına benzer azîm dırahtlardır. Lâkin yaprakları yokdur, ammâ dalı ve budağı çokdur. Deryâ yüzüne dek biter, dahi yukaru çıkmaz, ammâ cüssesi deryâ içindedir. Allâhümme âfinâ, ba‘zı gemiler bu şab ağacına uğrayup pâre pâre olur. Eğer gemi kavî-binâ ise şapın dalları ve budakların kırup kütür kütür ubûr eder. İncü bu şapların dibinde olur. Ve bu şablık deryâ içre azîm ormanlıkdır. İçinde kırıc balığı olur. Gark olan gemilerden âdemleri ve incü çıkaran gavvâsları emân vermeyüp yudar. Kırıc balığı gâyet mel‘ûn balıkdır. Bu temâşâları ederek üçüncü gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y435b ·
metinde göster ·
… bu şab ağacına uğrayup pâre pâre olur. Eğer gemi kavî-binâ ise şapın dalları ve
budakların
kırup kütür kütür ubûr eder. İncü bu şapların dibinde olur. Ve bu şablık deryâ …
Ve şab dedikleri Süveys deryâsı içre olan acâyibâtlar var kim ibret-nümâdır. Sübhâne'l-hâlık eyle bir sun‘-ı Hudâ'dır kim hikmetine akıl ermeyüp fikr [ü] ferâset mütehayyir kalır. Deryâ içre gûyâ Rûm'da çınar ağaçlarına benzer azîm dırahtlardır. Lâkin yaprakları yokdur, ammâ dalı ve budağı çokdur. Deryâ yüzüne dek biter, dahi yukaru çıkmaz, ammâ cüssesi deryâ içindedir. Allâhümme âfinâ, ba‘zı gemiler bu şab ağacına uğrayup pâre pâre olur. Eğer gemi kavî-binâ ise şapın dalları ve budakların kırup kütür kütür ubûr eder. İncü bu şapların dibinde olur. Ve bu şablık deryâ içre azîm ormanlıkdır. İçinde kırıc balığı olur. Gark olan gemilerden âdemleri ve incü çıkaran gavvâsları emân vermeyüp yudar. Kırıc balığı gâyet mel‘ûn balıkdır. Bu temâşâları ederek üçüncü gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y435b ·
metinde göster ·
Bir mevhibe-i ilâhiyyedir kim yetmiş üç târîhinde Uyvar seferine gidüp ba‘de'l-feth sene-i âtiyede Yeni Kal‘a fethinde bulunup, andan nehr-i Rabe inhizâmında bulunup, andan Elçi Kara Mehemmed Paşa ile Alman diyârında Nemçe çâsârına, andan Donkarkız kralına, andan Danimarka kralına, andan Amıstırdam şehrinde Felemenk kralına, andan Çeh kralına, andan Danıska'da Leh kralına, andan Kırakov kralına, andan üç buçuk yılda Kırım sultânı Mehemmed Geray Hân'a; anda bir ay meks edüp âl-i Osmân Mehemmed Geray Hân'ı Kırım hanlığından ma‘zûl edüp Çoban Geray oğluna ihsân etdi, hakîr Mehemmed Geray Hân ile Çerkezistân'a, andan ubûr edüp Dağıstân pâdişâhının ülkesinde Kara Budak Hân diyârında Mehemmed Geray Hân kalup bu hakîr Dağıstân pâdişâhı Sultân Mahmûd'un yarlığ-ı belîği sâyesiyle Timür Kapu'dan bir Acem keştîsine süvâr olup Maskov vilâyetinde Terek kal‘asına çıkup, andan Maskov diyârında Kalmuk taysı şâhların ubûr edüp Maskov'da yetmiş altı pâre kal‘a ve kirmânlar temâşâ edüp rûz-ı erba‘înin şiddet-i şitâsında Azak kal‘asında Ak Mehemmed Paşa'ya vâsıl olup Q 341bP 335b ol dahi Azak'dan ol hafta ma‘zûl olup, andan Kırım'a dâhil olup, andan Ak Mehemmed Paşa ile Edirne'ye, andan hakîr vilâyet-i Mora'ya; anda Anabolı kal‘asında Kapudan Kaplan Paşa hakîri başdarda ile cezîre-i Girid'de kal‘a-i Hanya'ya, andan vezîr-i a‘zam Fâzıl Ahmed Paşa ile Kandiye kal‘asın üç yılda feth edüp ibtidâ feth ezânı bu hakîre müyesser olup, andan Kapudan Köse Alî Paşa ile Manya vilâyeti fethinde bulunup, andan Despot yaylasına, andan İslâmbol'a, andan Mekke-i mükerremeye, andan Mısır'a, Mısır vezîri nâmeleri ile Fûncistân'a, andan diyâr-ı Habeş'e gelüp bu İbrîm'e dâhil olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y443b ·
metinde göster ·