… . Azağ'a sefer-i azîm olduğun bunlardan dahi haber alup birkaç Kırımlı âşinâlar
bulduk
. Ve her bâr bu aşîret içine Çerkes diyârından Kırım atlıları gelüp bey‘ [u] şir …
Evsâf-ı aşîret-i Kutası : Beğlerinin ismi (---). Cümle yedi bin asker olur. İskelelerine Kotası derler. Tahta ile binâ olunmuş hasır örtülü mahzenleri vardır. Köyleri, limana havâle dağlardadır. Limanında Kefe ve Taman gemileri çokdur. Azağ'a sefer-i azîm olduğun bunlardan dahi haber alup birkaç Kırımlı âşinâlar bulduk. Ve her bâr bu aşîret içine Çerkes diyârından Kırım atlıları gelüp bey‘ [u] şirâ ederler. Ankâ ve mutî‘ kavmi vardır. Zirâ yerleri sarp değildir, buğday dahi zirâ‘at ederler. Bundan gayrı tahrîr olunan Abaza diyârlarında cümle pasta darısı ekerler. Bir kilesi yüz kile darı verir. Bu Kotası kavminin dahi evleri cümle sazdan ve tahta örtülü evlerdir. Ocakları ortadadır. On eve bir kabak ta‘bîr edüp cânib-i erba‘aları kal‘a-misâl çit azbarlardır. (?) Cümle hayvanâtların her gice hıfz edüp arslan-misâl kelbleri ile nevbet beklerler. Cemî‘î Abaza aşîretlerinin hâlleri budur. Zîrâ cümle evleri ormanlar içredir. Birbirlerinden havf ederler. Bu Kotası kavmi ile Jana Çerkesi gâyet yakın meşâdır. Mabeynehümâlarında bir cebel-i suğra üzre bir konakda Jana'ya varılur. Bunlar Çerkesce dahi bilirler. Bunlar Çerkese; Çerkes, bunların limanına emân ile metâ‘ getirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… k. Üç gün anda meks edüp hamd-i Hudâ sehl selc ü melc ârâm edüp hayât-ı câvidân
bulduk
. Ammâ her kim ki âteş başına oturdu ayneynlerine tezzâb-vâr Gümüş şehrinde gümü …
Evsâf-ı me‘âdin-i sîm, hevâsı bâd-ı nesîm kal‘a-i Gümüş şehrine dâhil olup şâtırların gümüş kuşakları ve gümüş tasların, Gümüş şehrinde pişirüp yedik. Üç gün anda meks edüp hamd-i Hudâ sehl selc ü melc ârâm edüp hayât-ı câvidân bulduk. Ammâ her kim ki âteş başına oturdu ayneynlerine tezzâb-vâr Gümüş şehrinde gümüş suyu inüp nâ-bînâ oldu. Kim ki evlere girmeyüp sutûhlar ve hayât ve dâm u bâm altında meks edüp âteşe bakmadı, bî-basarlıkdan halâs olup sâhib-nazar oldu. Ammâ bu şehr içre on yedi âdemin dest [ü] pâları ol şiddet-i şitâdan üşüyüp erre-i Zekeriyyâ-yı belâ ile kat‘ olup kaynar katrana sokulup feryâd [u] figânları evce peyveste olup anda kalup bu Gümüş halkı cümlemize Hızır Nebî gibi yetişüp, mihmândarlık etdiler. Cenâb-ı Bârî ol şehr halkının izzet [u] şevketin ve vakârların ziyâd-ber-ziyâd edüp gümüşleri gibi sa‘âdet-i dâreynde yüzleri ak ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b ·
metinde göster ·
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… ral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş
bulduk
!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i em …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… olan Akkirmân kal‘asın döğerken iki seyyâh papas gelüp "Yenidünyâ nâm bir dünyâ
bulduk
" deyü müjde etdiler. Devr-i dünyâdan berü ve hubût-ı Âdem'den sonra ne işidilmi …
nassı vardır. Bu fermân-ı Yezdân'dan sonra İskender sedd-i Ye’cûc'u yedi yılda binâ etdi ammâ "Fütühatâ" lafzı târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî Karadeniz sâhilinde nehr-i Turla kenârında Eflâk u Boğdan kralları elinde Salsâl tahtı olan Akkirmân kal‘asın döğerken iki seyyâh papas gelüp "Yenidünyâ nâm bir dünyâ bulduk" deyü müjde etdiler. Devr-i dünyâdan berü ve hubût-ı Âdem'den sonra ne işidilmiş ve ne görülmüş, hâlâ üç bu dünyâ kadar yeri bulundu, ammâ ne zamân halk oldu, {benî Âdem} halkıyla memlû bir dünyâdır kim hâlâ hâlini Hallâk-ı âlem bilir, nâ-ma‘lûm-ı ahvâl bir dünyâ-yı cedîddir" deyü {haber verdiler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a ·
metinde göster ·
… p hamd-i Hudâ bu şehir sevâhil olmağile şiddet-i şitâdan halâs olup sehel râhat
bulduk
. Bu şehr-i sevâd-ı mu‘azzamın bânîsi ve fâtihi ve âb [u] havâsı ve arz-ı beledi …
Hacı Paşaoğlu sarâyında Paşa mihmân olup cümle ağavâtlara yâfteler ile şehir içre izn-i şer‘ile konaklar verilüp üç gün ikamet fermân olunup hamd-i Hudâ bu şehir sevâhil olmağile şiddet-i şitâdan halâs olup sehel râhat bulduk. Bu şehr-i sevâd-ı mu‘azzamın bânîsi ve fâtihi ve âb [u] havâsı ve arz-ı belediyle ve cümle âsâr-ı imâret-i selâtîn-i selefiyle cümle sene 1056 târîhinde mufassal tahrîr olunmuşdur kim bâlâda cild-i evvelimize nazar oluna. Amasiyye'den kalkup yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 26a ·
metinde göster ·
… îresinin cânib-i garbîsinde üç bin mîl ba‘îd Bahr-i Okyunus içre bir yeni dünyâ
bulduk
. Benî Âdem ile ve bu dünyâ şeylerine benzemez gûnâ-gûn nebâtât [u] giyâhât [ve] …
Bunlar eyitdi, "Vallâhi pâdişâhım, bu dünyâ cezîresinin cânib-i garbîsinde üç bin mîl ba‘îd Bahr-i Okyunus içre bir yeni dünyâ bulduk. Benî Âdem ile ve bu dünyâ şeylerine benzemez gûnâ-gûn nebâtât [u] giyâhât [ve] ahşâbât ile ma‘mûr [u] müzeyyen bir dünyâdır kim Mageylan nâm bir nehr-i azîm ile gümüş cevheri ve altun tibri akar ve üç yüz gûne me‘âdinleri dağlarında mevcûddur. Benî Âdemi bir behâ’im gibi ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl bilmezler ve aslâ gülmezler ve hayvânât-ı gûnâ-gûnının hisâbın Hallâk-ı âlem bilür" deyü bu yeni dünyâyı ol kadar ta‘rîf ü tavsîf etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
… n ol kadar mâ’ide-i Sübhânî alabalıklar sayd edüp tenâvül etdikde kuvvetü'r-rûh
bulduk
ve sünbül ve zerrîn tutyâlar koparup râyiha-i tayyibelerinden demâğlarımız mu‘a …
Menzil-i yaylağ-ı Sobran: Haymelerimiz kurup ol gün ol kadar mâ’ide-i Sübhânî alabalıklar sayd edüp tenâvül etdikde kuvvetü'r-rûh bulduk ve sünbül ve zerrîn tutyâlar koparup râyiha-i tayyibelerinden demâğlarımız mu‘attar olup, andan 5 sâ‘atde yine atlar ile yokuş yukaru çıkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85a ·
metinde göster ·
… t-i âmedânî}: Ormanlık içinde dörd re’s komor bârgîrleri, ya‘nî kirâ bârgîrleri
bulduk
, ammâ birinden kan akar. Dahi ileri vardık. Birkaç âdem leşleri yatır, ammâ bir …
{Sergüzeşt-i âmedânî}: Ormanlık içinde dörd re’s komor bârgîrleri, ya‘nî kirâ bârgîrleri bulduk, ammâ birinden kan akar. Dahi ileri vardık. Birkaç âdem leşleri yatır, ammâ biri dirice olup gâh yatır gâh düşer. Andan su’âl etdikde, meğer bunları ol ân harâmî haydukları bozup kırmışlar. Bu âdemi bir seğsâne üzre yükledüp dahi ileri vardık. Bir dere içinde on yedi âdem {leşi} ve bu kadar sepet sandukları ve bu kadar esbâb [u] eskal yıkılup yatır. Meğer henüz dahi şikârların harâmîler almayup bizleri görüp firâr edüp kemîngâhda pinhân olmuşlar. Biz dahi "Uğrudan uğruya hisse vardır" deyü pâymâl-ı rimâl olan emti‘a-i fâhirelerden ve akmişe-i nâdirelerden bir kutu beyâz ve bir kutu sarı sırma ve yedi parça Fireng katîfesi ve yedi donluk çukalar ile yedi re’s bârgîrler alup andan yine cânib-i cenûba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127a ·
metinde göster ·
… İslâm'a gelüp dâhil olup cümle devâbbâtları bin guruşa fürûht edüp mâlını hâzır
bulduk
.
Mukaddemâ üç bin aded sığır ve koyunları orduya göndermişdik, anlar doğru yollar ile bir günde ordu-yı İslâm'a gelüp dâhil olup cümle devâbbâtları bin guruşa fürûht edüp mâlını hâzır bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4b ·
metinde göster ·
… r-i pây-beste ve dil-haste olmuşlardır. Anıniçün bu kal‘aya geldiğimizde berbâd
bulduk
.
Lisân-ı Macar'da (---)(---) demekdir. Bânîsi Hel Ban Yoram'dır. Süleymân asrında Seykel kâfiri elinden Koca Betlen Gabor feth edüp Saz Macarı'na hibe eyledi. Hâlâ Erdel kralları hükmündedir, ammâ Saz Macarı elindedir. Cümle üç bin aded cünûd-ı cünübü cümle Saz kâfirleridir. Lâkin mukaddemâ asker-i İslâm Tise kenârına giderken Tatar askeri tâ bu mahalle gelince çapul civerüp ne Saz kavmi ve ne Laz ve ne çok ve ne az bilüp bu kal‘a varoşu keferelerin cümle evli evlerinde bulup bir cân halâs olmadan cümlesin esîr edüp ba‘dehu on bin Tatar on bin ok ucuna kibrît ve çıra bağlayup enderûn-ı kal‘aya okları şast ber-kabza endâht edince cümle tahta örtülü evler üzre kibrît ve çıra düşünce derûn-ı kal‘ada ve varoşunda olan evler tutuşup kal‘adan dahi cümle küffâr hemân veled-i pelîdlerin ellerine ve kucaklarına alup taşra çıkınca el kaldıranları dest-i Tatar'da kılıçdan geçüp bakıyyetü's-seyfleri Tatar-ı adüv-şikâ[r] destinde esîr-i pây-beste ve dil-haste olmuşlardır. Anıniçün bu kal‘aya geldiğimizde berbâd bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19b ·
metinde göster ·
… esîr düşdü, ammâ bindirecek atlarımız yok. Hemân şehir içre yayılup ol kadar at
bulduk
kim beş ol kadar esîrlerimiz olsa kifâyet [eder].
Bizler beri tarafda murâd [u] merâmımız üzre güzîde pençe-i âfitâb gulâm-ı mehtâblar ve perî-peyker ve melek-manzar kızlar alup hisâb etdik, âdem başına dörder ve beşer esîr düşdü, ammâ bindirecek atlarımız yok. Hemân şehir içre yayılup ol kadar at bulduk kim beş ol kadar esîrlerimiz olsa kifâyet [eder].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… le Kurd Paşa ve Hacıkey Paşazâde ıhrâk bi'n-nâr olmuş harâb u yebâb dâr-ı diyâr
bulduk
. Bir sahrâ-yı çemenzâr [u] lâle-izârda ol gece döşün verüp ale's-seher tan atdı …
Ba‘de ale's-sabâh Ma‘den yaylaların aşup kâmil bir gün bir gece seğirdim etdik. Aslâ amâristândan bir şey bulmayup cümle Kurd Paşa ve Hacıkey Paşazâde ıhrâk bi'n-nâr olmuş harâb u yebâb dâr-ı diyâr bulduk. Bir sahrâ-yı çemenzâr [u] lâle-izârda ol gece döşün verüp ale's-seher tan atdıkda koş kol atlarımız tartılayup ve cüyenleyüp barımız da sadaklanup alaşalarımıza pinüp ol gün yortup şimâl tarafına gidüp ikinci gecede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 126a ·
metinde göster ·
Bu kasabadan dahi elli aded güzîde tüfeng-endâz piyâde yiğit refîkler alup bu kasabanın ensesinde Morina yaylasın yüz bin renc [ü] anâ ile aşup bu yaylanın çemenzâr ve şükûfezâr ve gül [ü] gülistân ve enhârları cârî ve revân yerlerine geldikde tâze cân bulup Cân mezra‘asında hâsıl olmuş gûnâ-gûn sîm ü zerrîn ve müşg-i Rûmî ve nergisleri demet demet değşirüp atlarımızla şükûfeler içre yuvarlanup cânib-i erba‘amıza karavullar koyup bir sâ‘at istirâhat edüp ta‘âm yerken Hudâ âlim ü dânâdır bu fezâ-yı çemenistânda hâsıl olan nebâtât-ı gûnâ-gûn şükûfelerin râyihası demâğımızı mu‘attar edüp hayât bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148b ·
metinde göster ·
Andan geçüp giderken yol üzre bir kurulmuş asker-i İslâm çadırı
bulduk
. İçinde bir âdem hastalıkdan mı açlıkdan mı ölmüş kalmış. Yüzün ve kulakların t …
Andan geçüp giderken yol üzre bir kurulmuş asker-i İslâm çadırı bulduk. İçinde bir âdem hastalıkdan mı açlıkdan mı ölmüş kalmış. Yüzün ve kulakların tilkiler ve çakallar yemiş. Andan bildik kim asâkir-i İslâm vâfir ıztırâb çekmiş ve bizler dahi ol mahallin çamur deryâsı derd-i anâsı kahrın çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a ·
metinde göster ·
… ına gönderüp kal‘ayı ihrâk etmiş. Hikmet-i Bârî bu harâb kal‘ada on dâne küffâr
bulduk
. Meğer ihrâk olan evlerinde kapuları içre medfûn mâlları var imiş. Esbâbların ç …
Süleymân Hânî'de feth olup yine küffâr-ı füccâr istîlâ edüp hâlâ çârnâsârın hükm-i menhûsunda iç kal‘ası bir püşte-i âlî üzre çâr-kûşe Şeddâdî binâ olup taşra varoşu metîn palanka-i atîk imiş. Sadrıa‘zam feth edüp cümle cebehânesi ve topların Kanije kal‘asına gönderüp kal‘ayı ihrâk etmiş. Hikmet-i Bârî bu harâb kal‘ada on dâne küffâr bulduk. Meğer ihrâk olan evlerinde kapuları içre medfûn mâlları var imiş. Esbâbların çıkarırken girîbânların ele verüp esîr-i bend-i zencîr olup niçe kuyularda olan mâlları buldurup vâfir ganîmet peydâ edüp bu keferelere asker-i İslâmdan haber sorduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a ·
metinde göster ·
… ıkdan ölmüşler. Hamd-i Hudâ biz de askere sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup tâze cân
bulduk
, ammâ asâkir-i İslâm açlıkdan cânların yitirmişler. Haseki Ağa ile Sadrıa‘zam a …
Meğer Âl-i Osmân leşkeri açlıkdan ölmüşler. Hamd-i Hudâ biz de askere sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup tâze cân bulduk, ammâ asâkir-i İslâm açlıkdan cânların yitirmişler. Haseki Ağa ile Sadrıa‘zam at üzre söyleşüp bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
ve Kazancızâde ile cân sohbetleri etdik. Esnâ-yı kelâmda hakîr eyitdim:
Bu menzilde hakîr yolların izdihâmından ve batak ve çatak ve top-keşân Çıtak derdinden Tatar ordusuna varamayup sipâh ordusunda velî-ni‘metimiz olan Kazancızâde Süleymân Ağa haymesi yanında haymemi kurup meks etdim ve azîm âteşler yakup cümle esbâblarımız kurudup ıssı ta‘âmlar yeyüp râhat-ı cân bulduk ve Kazancızâde ile cân sohbetleri etdik. Esnâ-yı kelâmda hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23b ·
metinde göster ·
… ‘nî silâh kîsesi içinde bir kara şapka ve bir telatin derisinden kefere çizmesi
bulduk
. Bildim ki kefere taburu yurdudur, ammâ henüz kaçmışlar yâhûd kalkup gitmişler. …
"Ayâ bu ne asker yurdu ola?" deyü zîr [u] bâlâyı tecessüs ederken bir kefere çantası, ya‘nî silâh kîsesi içinde bir kara şapka ve bir telatin derisinden kefere çizmesi bulduk. Bildim ki kefere taburu yurdudur, ammâ henüz kaçmışlar yâhûd kalkup gitmişler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… cile yigirmi yedi bin esîr-i nevâdir şikâr alınup cümlesin evli evlerinde gâfil
bulduk
, zîr[â] şid[det-i] şitâ güz eyyâmları olmak ile cümle küffâr ehl [ü] iyâlleriyl …
Kâh Leh kralına ve kâhîce Maskov kralına tâbi‘ olur bir alay küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karârlardır, ammâ hâk-i nâ-pâkleri gâyet sazlık ve (sazlık ve) bataklık olmak [ile] ba‘zı nevâhîlerine on gün on gece bir yerde durmayup etrâf [u] eknâflarına çapullar civerüp, bu ülkeyi harâb berbâd edüp gücile yigirmi yedi bin esîr-i nevâdir şikâr alınup cümlesin evli evlerinde gâfil bulduk, zîr[â] şid[det-i] şitâ güz eyyâmları olmak ile cümle küffâr ehl [ü] iyâlleriyle evlerinde âteş kenârında (...) zevk u safâ ederlerken esîr-i bend-i zencîr oldular. Ammâ bu vilâyetin karşu tarafı Berabaş hâkidir. Mukaddemâ harâb etmişdik. Andan cânib-i garba bir gün çapup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111b ·
metinde göster ·
… e yine tuç âdemin önünden yüz bin taavvüz ile bî-akl u bî-cân taşra çıkup râhat
bulduk
.
Bu garîb ü acîb temâşâları ederken birbirlerimize nazar edüp "Bir şemmeye dest-dırâ[z]lık etmen" deyü tenbîh ederek yine refîklerimizle bir sâ‘atden sonra refîklerimizle selâmetle yine tuç âdemin önünden yüz bin taavvüz ile bî-akl u bî-cân taşra çıkup râhat bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… a gider, dediler. Hakîr bin bin hamd [ü] senâ edüp "Ey refîk-i yâr-ı muvâfıklar
bulduk
" deyüp hamd etdim.
Bu kal‘a-i Terek'de niçe bin temâşâlar etdik, ammâ fakîr Evliyâ kankı birin tahrîr eylesin. El-hâsıl biz bunda iken hikmet-i Bârî Maskov kralından gemiler ile bir küçük elçi Dağıstân pâdişâhına gelüp kendini(?) ve birisi karadan Azağa gider, dediler. Hakîr bin bin hamd [ü] senâ edüp "Ey refîk-i yâr-ı muvâfıklar bulduk" deyüp hamd etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
… ir göl kenârında bir sarp ağaç kal‘adır. Kışda kıyâmetde kal‘aya girüp tâze cân
bulduk
. Bir sebük-rûh kapudanı ve hatmanı var, iki bin askere mâlikdir. Hikmet-i Bârî …
Nehr-i Cayık'dan azmış gelmiş bir göl kenârında bir sarp ağaç kal‘adır. Kışda kıyâmetde kal‘aya girüp tâze cân bulduk. Bir sebük-rûh kapudanı ve hatmanı var, iki bin askere mâlikdir. Hikmet-i Bârî yârî kılup bu mahalde 174b Maskov kralı tarafından Âl-i Osmân'a bir azîm elçi dahi gelüp mukaddemâ bizimle Terek kal‘asından berü gelen küçük elçi bu elçinin yanında muzmahil olup küçük elçi büyük elçiye kethudâ olup Sorotakirmen'den azîm toplar atılup şâdımânlar olup on bin askeriyle kal‘anın enderûn [u] bîrûnunda meks etdiler. Hakîr yanına varup görüşdükde Alman'dan berü Nemse çâsârına ve iki buçuk yılda yedi krallık yeri geşt [ü] güzâr edüp Erdel'e ve Eflak ve Boğdan'a ve Kırım Hânı Mehemmed Geray Hân ile Dağıstân pâdişâhına gidüp üç yılda çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’id ve sergüzeşt [ü] serencâmım nakl edüp Nemse çâsârının verdiği pasaporta hattını gösterdiğimde ayağa kalkup hattı yüzüne ve gözüne sürüp hakîrden dünyâlar kadar hazz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174a–174b ·
metinde göster ·
… ilüp döne döne paşanın yanına geldi. Ve paşayı nehr-i Kuban kenârında ayak üzre
bulduk
.
Ve ağzından bir ceviz kadar sarı bir taş çıkarup gözlerine sürüp yine koynuna koyup alnındaki necâseti dahi kar ile silüp döne döne paşanın yanına geldi. Ve paşayı nehr-i Kuban kenârında ayak üzre bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
… zîbâ binâ ediyor. Bu hakîr küstâhâne sûre-i Bakara'dan bu âyet-i şerîfeyi târîh
bulduk
. Târîh-i nass-ı şerîf:
Der-tefhîm-i eşkâl-ı varoş: Bir eniş yokuşça zemînde cümle yüz aded hâneleri olup serâpâ kiremitli ve bâğ u bâğçeli vâsi‘ büyût-ı ra‘nâlardır. Lâkin ekserî Rûm keferesi evleridir. Ve cümle yigirmi aded dükkân-ı muhtasarı vardır. Ve cümle henüz kenîseden velî olmuş Şeyh (---) Efendi nev binâ bir câmi‘-i zîbâ binâ ediyor. Bu hakîr küstâhâne sûre-i Bakara'dan bu âyet-i şerîfeyi târîh bulduk. Târîh-i nass-ı şerîf:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 273a ·
metinde göster ·
… k selâmetle serâsime taşra çıkup sehel güneş görüp kesb-i hevâ edüp râhat-ı cân
bulduk
.
Bu iki tarafda lağımları ve yolların add edüp bu mezkûr yolların her birinden niçe gûne sağa sola perîşân olmuş lağım yolları içre geze geze bî-tâb ü bî-mecâl kalup "Meded bildiğimiz yolları gâ’ib etmeyelim" deyüp gerüye dönüp niçe lağım kuyularına ve niçe bağlı lağım yollarına uğradık. Meğer dahi bârûtları içinde imiş. Ve niçe bârûd hazînelerin ve niçe kerre yüz bin lağım yolların sedd etmeğe keraste direkleri ve taşları ve sâ’ir âlât-ı lağım mühimmâtların seyr [ü] temâşâ ederek selâmetle serâsime taşra çıkup sehel güneş görüp kesb-i hevâ edüp râhat-ı cân bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
… lu sultân hânemiz sâhibini vâkı‘amızda görüp işâretleri sebebiyle gulâmlarımızı
bulduk
. Ve köleler tâ’ib ü tâhir olup birin sünnet edüp Kula şehrinde azîm şâdumânlar …
"Vallâhi Demirci şehrinden bunlar bizi ayardup aldığımız mâl ve atlar ve rahtlar cümle bunlardadır. Bir gecede bizi bu şehre Q 14aP 14a getirüp bu bâğ evlerinde bizi hıfz ederlerdi." deyü cevâb edince yeniçeri serdârı bunları zencîre kayd-bend edüp anlardan bize üç yüz guruş cerîme alıverüp hamd-i Hudâ memâliklerimiz ve sâ’ir serîka olan havâyiclerimiz bî-kusûr hâsıl oldu. Ve rü’yâmızda müjde eden sâhib-i hânemiz Şeyhî Çelebi'ye gelüp mübârek dest-i şerîfin bûs etmeğe kasd etdükde rızâ vermediler ve aslâ bu ahvâle münâsib bir güft [ü] gû etmediler. Böyle bir ulu sultân hânemiz sâhibini vâkı‘amızda görüp işâretleri sebebiyle gulâmlarımızı bulduk. Ve köleler tâ’ib ü tâhir olup birin sünnet edüp Kula şehrinde azîm şâdumânlar edüp bir kaç gün dahi seyr [ü] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y25b ·
metinde göster ·
… vâsıl olup bir gece Türkmân obaları içinde çadırımız kurup mihmân olup tâze cân
bulduk
. Ve bu mahal,
Küçük Çimen: Bu mahallerde, Türkmân obaları içi olmak ile şenlik ve şâdumânlığa düşüp cânım yerine geldi. Yohsa bâlâda tahrîr olunan dağları ve belleri ve yolları bilâ-vesîle ıssız ve amânsız yerleri Cenâb-ı Bârî yâverimiz olup bu mahalle selâmetle vâsıl olup bir gece Türkmân obaları içinde çadırımız kurup mihmân olup tâze cân bulduk. Ve bu mahal,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y143a ·
metinde göster ·
… ir ve muhaddis ulu sultân idi. Du‘â-yı hayrların almış idik. Şimdi dâr-ı bâkîde
bulduk
ve rûh-ı şerîfleri içün bir hatm-i şerîf tilâvet edüp cümle sükkân-ı karâfe-i A …
Ve Şeyh Tabak Efendi karîbü'l-ahd ulemâ-yı zâhirden müfessir ve muhaddis ulu sultân idi. Du‘â-yı hayrların almış idik. Şimdi dâr-ı bâkîde bulduk ve rûh-ı şerîfleri içün bir hatm-i şerîf tilâvet edüp cümle sükkân-ı karâfe-i Ayntâbiyân'ın rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp hayâtda olanlarla müşerref olup on gün on gece Ayntâb'da zevk [u] safâlar edüp a‘yân-ı kibârlarından Felek Efendi ve Boşnak Ahmed Ağa ve dizdâr ve serdâr ve Musulluoğlu ve Hacı Ağa ve Şeyh Ramazân Efendi ile vedâlaşup ve refîkler alup Ayntâb'dan kıble cânibine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y165b ·
metinde göster ·
… mükellef sırımlı dikdiği ile mezkûr atı ihsân edüp günden güne irtifâ‘-ı kadir
bulduk
.
Ve ol gün bir eşheb menkûşeli küheylân-ı sabâ-sür‘at ciyâd hussân at-ı cilfidân ihsân edüp katîfe mebrûm sırmalı zeyni ve müzehheb rikâbı ve sîm rahtı ve mutallâ gaddâresi ve mükellef sırımlı dikdiği ile mezkûr atı ihsân edüp günden güne irtifâ‘-ı kadir bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y387a ·
metinde göster ·
… p bir hayli âdem ile bizi Hilevne sahrâsında Tekeli Paşa'ya vâsıl olup tâze cân
bulduk
. Ammâ dostlarımızdan kimse bulmadık, cümle dest-i küffârda şehîd olmuşlar. Küff …
Hikmet-i Hudâ, bir gece hâb-âlûd iken ihtilâm şeklinde bir şey vâki‘ oluyor, ammâ belimin ağrısından hâbdan bîdâr olup câmehâb üzre tururken belim boşanup kızıl kan ve irin ve nefis bir sâ‘at cereyân edüp vasla vasla nâzil olup yedi gün dahi hasta kaldım. Ba‘dehu ifâkat bulup Dizdâr Mehemmed Ağa bir at ve bir kat esbâb ve sâ’ir a‘yân-ı devlet ikrâmlar edüp tatyîb-i hâtırım ile mukayyed olup bize bir hizmetkâr verüp bir hayli âdem ile bizi Hilevne sahrâsında Tekeli Paşa'ya vâsıl olup tâze cân bulduk. Ammâ dostlarımızdan kimse bulmadık, cümle dest-i küffârda şehîd olmuşlar. Küffâr kal‘a-i Kilis'i almışlar ve içindeki askerin kırmışlar. Lâkin Tekeli Paşa nefîr-i âm edüp ahâlî-i vilâyet ile vilâyeti muhâfazaya başladı. Hakîr varup kendüye buluşdum. Bir at ve bir kat esvâb ihsân etdi. Âşinâlık ezelî idi, bizim Melek Ahmed Paşa'nın kayın babası ve Kaya Sultân validesin dutardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y124b ·
metinde göster ·
. Allâhümme âfinâ, bir dahi girme müyesser olmaya.
İşte bu hakîr heremin birin böyle gördük. Ne hazîne ve ne defîne gördük, illâ medfûn âdemler gördük. Ammâ mutalsam olduğuna şübhe yokdur. Zîrâ mezkûr havuza vardıkda cümlemiz mebhût olduk, taşra çıkınca bî-cân çıkup kesb-i havâdan yine cân bulduk. Allâhümme âfinâ, bir dahi girme müyesser olmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233b ·
metinde göster ·
… e ilim kuvvetiyle cânib-i garba yedi bin mîl gidüp Yeni Dünyâ nâmında bir dünyâ
bulduk
. Bu dünyâda olmayanlar anda mevcûddur. Ve anda dahi bir gûne behâyim makûlesi d …
"Millet-i Mesîhiyye'nin râhibleri ve hıristiyânları ve âlimleriyiz, ilim kuvveti ile bildik. Ve pâdişâhıma iki müjdemiz var. Tırabuzan'da olan Selîm oğlun Mısır sultânı olup Mekke Medîne pâdişâhı olur. Ve Süleymân oğlun Kızıl Elma sâhibi olur. Ve âl-i Osmân devletinin tâli‘i kuvvetdedir. Bu dünyâ cezîresin büsbütün kabza-i tasarrufa alırsız. Ammâ pâdişâhıma bir ulu müjdemiz var. Cümle pâdişâhlardan azîmü'ş-şânsız. şu devlet size müyesser ola, deyü yüz kırk yıldır ben seyâhat ederim. Ve yüz on beş yıldır bu Padre seyâhat eder. Âhir ikimiz bu kadar müddet-i medîd ömr-i dırâzda bu dünyâyı yedi kerre devr edüp âhir bu dünyânın Sebte boğazından taşra gemimiz ile ilim kuvvetiyle cânib-i garba yedi bin mîl gidüp Yeni Dünyâ nâmında bir dünyâ bulduk. Bu dünyâda olmayanlar anda mevcûddur. Ve anda dahi bir gûne behâyim makûlesi dağî bâğî âdemler vardır, haşir neşir bilmezler. Cümle sularında altun vardır ve cümle dağlarında ma‘âdinler ve sahrâlarında çemenzârlardır. Âb [u] havâsı latîf, dahi bu dünyâ kavminin ayağı basmamış bir bikir dünyâdır. Pâdişâhıma müyesser ola, deyü müjde etdim" dediler. Bâyezîd-i Velî buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y252a ·
metinde göster ·
… bizim beksumâtımız hod kalmamış idi. Ekmeği tereyağ ile yiyüp tâze Y 390a cân
bulduk
.
Bir vâsi‘ sahrâda cümle hayme ve hargâhlar ile meks etmiş bir kavmdir kim cümlesi iki bin müslim kavmdir. Urbân olduklarından avretlerinin yüzleri uryândır. Şeyhleri Abdülmecîd haymesinde meks edüp ale'l-fevr bize peynir ve süd getirüp der-akab üç koyun boğazladı. Ve azîm ri‘âyetler edüp atlarımıza beyâz darı yem verdiler. Anı gördük, bir kırmızı şalvârlı Mısır cündisi görüp cânımız yerine geldi. Meğer İbrîm kulu imiş, bize birkaç ekmek getirdi. Bu mahallerde bizim beksumâtımız hod kalmamış idi. Ekmeği tereyağ ile yiyüp tâze Y 390a cân bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y389b–Y390a ·
metinde göster ·
… üp irtifâ‘ ile verâ-yı istivâ'yı ubûr edüp on altı derece ve yigirmi beş dakîka
bulduk
, ve's-selâm.
Evvelâ hatt-ı istivâ iklîm-i evvelde bulunmuşdur kim Berberistân ve Alevistân ve Dumbistân vilâyetlerine uğrayup gece ve gündüz berâber olan yerlere hatt-ı istivâ derler kim iklîm-i evveldir. Ammâ bu vilâyet-i Sûdân hatt-ı istivâ'dan içeri cenûba otuz bir merhalede vardık kim medâr-ı cedi hükmündedir. Bu medâra Hakîm Batlîmûs iklîm-i evvel demişler, hatt-ı istivâ iklîm-i sânîdedir, demişler. Ammâ Fûncistân ve gece ve gündüz berâber olduğu diyârlardan otuz konak cenûba gidüp irtifâ‘ ile verâ-yı istivâ'yı ubûr edüp on altı derece ve yigirmi beş dakîka bulduk, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y417a ·
metinde göster ·
… haberin istimâ‘ edince Nîl'in başına gitmek ârzûları derûndan kat‘ olup tesellî
bulduk
. Ammâ {bu} vardığımız Cersinka vilâyetinde kıblemiz şimâl tarafına idi. Zîrâ ik …
Ve hakîr herîf-i mezbûrdan Nîl-i mübârek menba‘ı hakkında böyle mahûf u muhâtara ve kâfiristân ve âbâdân olmaduğının sıhhat haberin istimâ‘ edince Nîl'in başına gitmek ârzûları derûndan kat‘ olup tesellî bulduk. Ammâ {bu} vardığımız Cersinka vilâyetinde kıblemiz şimâl tarafına idi. Zîrâ iklîm-i evvelden cenûba yigirmi tokuz derece ileri gidilmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y430b ·
metinde göster ·
Sultân-ı Dumbiye hudûdudur. Bu mahalde birkaç ukkâb leşi iki kepçe kuyruk leşi
bulduk
. Bunlar birbirleri ile ceng edüp kepçe kuyruk zehrinden ukkâblar helâk olmuş, k …
Sultân-ı Dumbiye hudûdudur. Bu mahalde birkaç ukkâb leşi iki kepçe kuyruk leşi bulduk. Bunlar birbirleri ile ceng edüp kepçe kuyruk zehrinden ukkâblar helâk olmuş, kepçe kuyruklar dahi ukkâbların minkârları zahmından helâk olmuşlar. Ammâ râyihalarından yanlarına varılmak mümkin olmayup bed-râyiha-i sümûmlarından temâşâ edemedik, zîrâ râyihaları sam yeli gibi gelirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y433a ·
metinde göster ·
… rın cânları yerine gelüp yüzleri âyîneye döndüler. Ve bî-hisâb kazılmış kuyular
bulduk
. Meğer bu mahalle Mısır'dan Habeş'e giden asker ve tüccâr bunda konarlarmış. Ha …
Habeş hâkindedir. Cânib-i erba‘asında âbâdândan alâmetler var. Rûha safâ râyihaları gelüp fi'l-hâl bu mahalle meks edüp asker zemîni kazup âb-ı hayât sular çıkardılar. Zîrâ altı günden suyumuz az kalup kıllet üzre isti‘mâl ederdik. Cümle askerin ve hayvânâtların cânları yerine gelüp yüzleri âyîneye döndüler. Ve bî-hisâb kazılmış kuyular bulduk. Meğer bu mahalle Mısır'dan Habeş'e giden asker ve tüccâr bunda konarlarmış. Hamd-i Hudâ şâhrâha geldik. Ve dâ’imâ Abâbide kavmi Kınâ şehrinden bunda gelüp sevâhillenirler imiş. Bunda dahi kuyular kazup def‘-i atşân etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434b ·
metinde göster ·