… n kemâl-i nihâyeti bu câmi‘in enderûn [u] bîrûnunda mevcûddur. Hattâ binâ itmâm
buldukda
Koca Mi‘mâr Sinân eydir:
Vaz‘-ı esâsında olan metânet ve köşesinde olan âsâr-ı zarâfet ve her sanâyi‘ât sihr-i i‘câzın kemâl-i nihâyeti bu câmi‘in enderûn [u] bîrûnunda mevcûddur. Hattâ binâ itmâm buldukda Koca Mi‘mâr Sinân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45b ·
metinde göster ·
binâ emîni ve nâzırı ve mu‘temedî muhâsebeleri üzre sekiz kerre yüz bin ve toks …
Masârıf-ı câmi‘-i Süleymâniyye: Câmi‘ itmâm buldukda binâ emîni ve nâzırı ve mu‘temedî muhâsebeleri üzre sekiz kerre yüz bin ve toksan bin üç yüz seksen üç yük filori olmak üzre muhâsebe-i câmi‘ görülmüşdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45b ·
metinde göster ·
… de kubbeler edüp gûyâ bir gül-misâl kubbe olduğıyçün Gül câmi‘ derler. Ve itmâm
buldukda
yüz güğüm gülâb ile derûn-ı câmi‘i gasl eylediler. Mihrâbı ve minberi sâde güze …
Sene (---) târîhinde Ömer ibn Abdül‘azîz ve Mesleme, Hârûnu'r-Reşîd ve Yıldırım Bâyezîd Hân ve Ebü'l-feth Mehemmed Hân asrında bir câmi‘-i atîk idi. Âkıbet Sultân Murâd-ı Râbi‘ asrında İslâmbol içre bir zelzele-i azîm olup eyle münhedim olup zîr-i zemînleri bile harâb olup bizzât Gâzî Murâd Hân üzerine gelüp niçe bin ırgat ve bennâ ve mi‘mâr-ı kâmiller cem‘ edüp binâsına şürû‘ etdiler. Ammâ teng mahalde vâkı‘ olmağile bir ibâdullâhın hudûduna vaz‘-ı yed etmeyüp yedi yılda bir câmi‘-i zîbâ oldu kim gûyâ bir nûr-ı mübîn oldu. Ve metânet üzre olsun deyü üstâd-ı mühendis orta kubbenin cânib-i etrâfına hurde hurde kubbeler edüp gûyâ bir gül-misâl kubbe olduğıyçün Gül câmi‘ derler. Ve itmâm buldukda yüz güğüm gülâb ile derûn-ı câmi‘i gasl eylediler. Mihrâbı ve minberi sâde güzelidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 62b ·
metinde göster ·
… iz. İmdi benim efendim oğlu efendim, bu mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz varup vüsûl
buldukda
bir ân ve bir sâ‘at durmayup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek biri birim …
Bu kasabada bu temâşâları edüp cem‘iyyet-i benî Âdemden nâm u nişân kalmayup âsûde-hâl dururken paşa kapusunda bir hây hûy kopdu. Meğer Âsitâne tarafından yigirmi kapucu ile ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden bir kapucubaşı gelüp paşaya haber etdiler. Cümle asker kat-ender-kat olup paşa huzûruna kapucubaşı kığırup geldikde yüz bin ta‘vîz ile girüp zemîn bûs edüp cümle keçeli kapucular kelb-i sarîh gibi taşrada kalup kapucubaşı yalnız paşa yanında kaldı. Zîrâ Çorum şehrinde paşaya hücûm eden Berber Bayrâm kapucubaşıdan ibret alındı. Ba‘dehû kapucubaşı emirleri paşanın kapucular kethüdâsı Alî Ağa'ya verüp meğer Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından emr-i şerîf gelüp "Düstûr-ı mükerremim Mehemmed Paşasın, emr-i şerîfim vardıkda bir ân ve bir sâ‘at durmayıp Erzurûm Karsı eyâletin sana ihsân etmişim. kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ol taraflarda ısyân u tuğyânı zâhir olmağıla ol serhadlere gitmek elzem-i levâziminden olmağıla ağırlığın bırağup ılgar ile varup eyâlet-i Kars'a mutasarrıf olup alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılasın" deyü bu mü’ekked emr ile Mustafâ Ağa gelüp emr-i pâdişâhî kırâ’at olundukdan sonra paşa "Emr pâdişâhındır, nola" deyüp ol ân İmâd Ağa'ya bir kîse-i guruş verüp "Tiz tûğlar gitsin" deyü fermân edüp İmâd Ağa'yı yolladı. Meğer Engürü'de paşanın katline nefîr-i âm getiren bu Mustafâ Ağa imiş. Paşa emre aslâ itâ‘at etmeyüp Istanoz'dan Murtat 360b ova câniblerine doğr[u] gitmek fermân olup ol sâ‘at Varvar Alî Paşa'dan muhabbetnâmeler ile kapucubaşılarından Melanlı Huseyin Ağa geldi. Netîce-i mektûb-ı muhabbet-üslûb budur kim "Benim veliyyi ni‘amın oğlu efendim, sultânım! Mesmû‘umuz oldu kim Erzurûm'dan ma‘zûl olalı bu şiddet-i şitâda niçe berzahlar çeküp meşakkat-i râh çekerek Kızılırmak geçidinde azîm hasâreler çeküp vâfir âdemleriniz gark-ı âb olmuşdur. El-hükmülillah. Hemân sizler sağ olasız. İnşâallahu Te‘âlâ an karîbi'z-zamân Cenâb-ı Bârî yârı kılup ivazın eder. Bizim ahvâl-i pür-melâlimizden su‘âl ederseniz Âsitâne tarafından bir kapucubaşı hatt-ı şerîf ile Sivas'a gelüp İpşir Paşa oğlumuzun hâtûnu ki Gürcîstân'da Mavrol Hân'ın kerîmesi Perîhân'dır, anı bizden emr-i şerîf ile Sultân İbrâhîm Hân vezîri Ahmed Paşa ilkâsıyla kerreteyn evâmir u hatt-ı şerîfler vârid olup nâ-şer‘îdir deyü vermeyüp Tokat kal‘asında dizdâra verüp cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlere emânetullah deyü sicille kayd edüp verdim. İpşir Paşa oğlum bu ahvâli istimâ‘ edüp mektûb-ı dürerbâr gönderüp buyurmuş kim ‘benim efendim ve peder-i azîzim, Allah senden râzî ola. Ehlimi vermemişsin. Eğer verirsen dü cihânda iki elim yakandadır ve rûz-ı mahşerde mes’ûl olursun ve eğer bu husûs içün pâdişâh tarafından bir ser-encâm çekersin. Her ne gûne maksûd [u] merâmına göre yoluna bin cân ile yüz bin baş ve İpşir oğlunun başı yoluna fedâdır’ deyü mektûbları geldi. Bu mahallerde İpşir'in hâtûnun pâdişâha nâ-şer‘î vermediğim pâdişâhın mesmû‘-ı hümâyûnları olıcak Sivas'dan bizi ma‘zûl edüp iki def‘a katlimize hatt-ı şerîfler gelüp avret hatıriyçün avret sözüne uyan avretden kötüdür, deyü hamd-ı Hudâ başımız vermeyüp Sivas'dan ma‘zûlen yedi bin asker ile hâlâ Turhal sahrâsında basîret üzre olup meks edüp günden güne tevâbî‘lerimiz gelüp cem‘ olmadadır. Ve İpşir Paşa oğlum Karaman eyâletiyle gelüp ve niçe ma‘zûl mîr-i mîrânlar ve sâ’ir ümerâlar gelüp cem‘iyyet-i kübrâ ile Üsküdar'a varup şer‘ ile da‘vâmız görüp yetmiş kimesnenin katlin isteriz. Bir vezîr oğlu vezîrsin, mührü sana, Mısr'ı bana, İpşir oğluma Şâm'ı, Süleymân Paşa oğluma Bağdâd'ı, Çavuşzâde oğluma Haleb'i, Melek Ahmed Paşa oğluma Erzurûm'u isteriz. İmdi benim efendim oğlu efendim, bu mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz varup vüsûl buldukda bir ân ve bir sâ‘at durmayup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek biri birimizle haberleşerek deryâ-misâl asker ile gelüp Bursa altında cem‘ olavuz ve yedi vezîr ve on mîr-i mîrân ve bî-hisâb mîr-i livâlar ile yek-dil [ü] yek-cihet olup adl-i adâlet edüp bir beyza-i mürğu bir akçeye alarak Âsitâne-i sa‘adet tarafına varup murâfa‘a-i şer‘ olavuz", deyü eblehâne mektûblar tahrîr eylemiş. Paşa mektûbları kırâ’at edüp hakîre eydür: "Ne ahmak herifdir. Mektûbunda cemî‘î hamâkatin ve bî-tedbîrliğin ifşâ etmek içün hâl-i dilin i‘lâm eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360a–360b ·
metinde göster ·
yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde y …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
… mollasından huccet-i şer‘iyye alup bin altı yüz kîseyi larkkıdak yudup tâze cân
buldukda
cümle Dürüzî şeyhlerine iki yüz hil‘at-ı fâhire ve bu kadar destâr-ı Muhammedî …
Menzil-i karye-i Vâdî-i Limon: Cümle asâkirle bir limonlu sahrâda hayemâtlar ile meks olup bekâyâ mâlı tahsîl ederken Akye kal‘asından müsellem geldi: "Siz ma‘zûlsuz" dediklerinde Murtezâ Paşa efendimizin aklı başından gidüp düşman içinde iken gâyet müte’ellim olup kendüye telâş verüp ertesi sene 1059 târîhinde Âsitâne-i sa‘âdet tarafından İpşir Paşa'ya eyâlet-i Şâm ihsân olunup müsellemi Köse Bayrâm Ağa gelüp cümle a‘yân-ı Şâm ve monlâ-yı Sıfet ile gelüp Paşa'ya buluşdukda emr-i pâdişâhîleri ve hatt-ı şerîfleri ibrâz edüp kırâ‘et olundukda Murtezâ Paşa efendimiz eydür: "İpşir Paşa karındâşımıza Şâm eyaleti mübârek ola!" deyü Müsellem Bayrâm Ağa'ya bir yeşil çuka kaplu bir semmûr kürk ihsân etdükde Bayrâm Ağa "Sultânım! Sıfet mâlından tahsîl etdiğiniz cümle mâlı bize teslim eylen!" dedikde "Çık bre hınzır!" deyü Bayrâm Ağa'yı katl edeyazdı. Fakir Bayrâm Ağa, bayrâma iremeye yazup otak-ı nüh-tâkdan taşra bayrâm [u] seyrâna gitdi. Ertesi dîvân-ı pâdişâhî olup cemî‘i Dürüzî ve Timânî şeyhleri ve'l-hâsıl cümle mîrî bekâyâ mâl verenlere Murtezâ Paşa "Temessük vereyim, sizden şu kadar mâl aldım ve şu kadar bekâyâ mâl-ı pâdişâhî kaldı" dedikde cümle meşâyihân-ı Dürüzî [vü] Timânîyân "Var git Murtezâ, selâmetle! Biz sana bir akçe mâl-ı pâdişâhî vermedik. Bizim sana verdiğimiz cümle ücret-i kademdir. Cümle mâl-ı pâdişâhî hâlâ bizim zimmetimizdedir. Senden gayri görelim ne şekil vezîr gelüp Nakura Boğazın aşabilür. Hâlâ cümle mâl bizdedir" deyü bu kelâm-ı müşeyyihân sicillâta yazılup Murtezâ Paşa cümle şeyhlerden "Zimmetimizdedir" deyü temessükâtlar alup temessükler mûcebince Sıfet mollasından huccet-i şer‘iyye alup bin altı yüz kîseyi larkkıdak yudup tâze cân buldukda cümle Dürüzî şeyhlerine iki yüz hil‘at-ı fâhire ve bu kadar destâr-ı Muhammedî ve çuka ve kumâşlar ihsân edüp andan cümle vedâlaşıp bu mahalde cümle Şâm askeri me’zûn olup Şâm'a gitdiler. Paşa efendimiz Sıfet şehrinde Hazret-i Ya‘kûb evlâdların ve Beytü'l-hazen'i ziyâret etmeğe azîmet edüp cümle kendi askeriyle Vâdî-i limondan kalkup yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at sarp dağlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a ·
metinde göster ·
Bu şehr-i cedîdin cânib-i kıblesinde hâlâ bağlar olduğu zemîninde Mâr‘aş-ı kadîm şehr-i azîm imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları nümâyândır. Sebeb-i vîrânî oldur kim Hazret-i Ömer radiyallahu anh zamân-ı hilâfetlerinde bizzât kendüleri Kuds-i şerîfi feth edüp "Âyâ kayser-zemin niçe ola?" deyü birkaç bin guzât-ı muvahhidîn ve hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Alî ile Haleb'e ve Ayntâb'a ve Kayseriyye'ye ve Mar‘aş âhir-i arz-ı mukaddesedir deyü gelüp Mar‘aş kayseri olan Cimcime'ye ve Mar‘aş ahâlîsine bir nâme yazup Esved ibn Mıkdâd ile nâmeyi Cimcime kaysere gönderdikde kırâ’at edüp "Evvel bir Allah, sânîyen Muhammed lev-lâk, sâlisen Çâr-yâr-ı güzîn nâmemiz vusûl buldukda evvelâ dîn-i mübîni kabûl edesiz, sânîyen kal‘ayı teslîm edesiz, sâlisen harâc kabûl edesiz" deyü nâmeyi bu gûne istimâ‘ etdiklerinde derhâl Mar‘aş kavmi şehri hâlî bırağup Şîr dağına firâr ederler. Mıkdâd ibn Esved bu hâli gördüği minvâl üzre Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Alî'ye i‘lâm etdikde cümle sahâbe-i kirâm bir yere cem‘ olup "Mar‘aş hâlî ve vîrân kala deyü bed-du‘â edüp yine Kudüs'e ve Medine'ye giderler. Ol sebebden eski Mar‘aş harâb olup ba‘dehû sene (---) târîhinde Alâüddevle Zülkadiriye ya‘nî Mar‘aş sâhibi olup bu Mar‘aş'ı imâr edüp müfîd ü muhtasar bu kal‘ayı bir vâdinin meyânında cebel-i Şîr dâmeninde Omzı-keçili nâm bir püşte üzre Mar‘aş kal‘asın binâ eder. Ba‘dehû Süleymân Şâh mücedded bu kal‘a binâ edüp içine er koyup eyâlet-i Mar‘aş'a mutasarrıf olduğu mukaddemen mastûr [u] mufassaldır. Ve cebel-i Şîr'den bu şehre 62a bir ayn-ı câriye revân olur. İsmine Bunarbaşı derler. Bir mesîregâh u teferrücgâh yerdir. Şehrin cümle erbâb-ı ma‘ârifi anda cilvelenirler. Ol şu şehre girüp sekiz aded âsiyâb-ı dakîk devrân etdirir. Ve şehir kıble cânibinde Elmalı köyü tarafından bir nehir dahi şehrin bâğçeleri içre cereyân ederek on altı göz değirman dahi döndürür. Bu yigirmi dört göz değirmân cümle vakıfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 61b–62a ·
metinde göster ·
Andan mansûr [u] muzaffer iki günde Dil nâm mahalle gelince akîbimizce yüz kırk dil âdem ve yetmiş kelle kazâlardan gelüp yetişdi. Mezkûr Dil'den gemilerle dilleri ve cümle mâl-ı ganâ’imleri geçirüp kasaba-i Gekbezî'de meks edüp andan kalkup Üsküdar'a karîb Bostâncıbaşı {Cisri} nâm mahalle gelince Âsitâne-i Sa‘âdet'de Melek Ahmed Paşa efendimizden emr-i şerîf gelüp "Sen ki Serdâr Abdullah Paşa'sın! Emr-i şerîfim vüsûl buldukda giriftâr olan Celâlîlerin cümlesin katl edüp ser-i bî-devletlerin der-i devlete getirüp galtân edesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olunca kırâ‘at olunup cümle asâkir mezkûr cisr başında bir güft ü gû ve gulgule kopup "Bu kadar baş var. Ha kimin başları kurusun. Bu kadar baş ile bir baş İslâmbol'a varırız, ya bu fakîrleri ne kırarız" deyü azîm kîl [u] kâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101a ·
metinde göster ·
kurbân eylemek işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği …
Ammâ başında havâlesi çokdur, dediğü dağdağa-i âleme uğrayup tevâbi‘ çokluğu ve başım havâleli olup şişdiğidir. Ve gemi içinde safrası yokdur, dediği hâlâ perhiz ile karnım açdır ve fırtınaya dayanamaz dedüğü halk üzerime hücûm edüp teklîf-i mâlâ yutâk mu‘âleceler etdikleridir, ve fırtına-i rûzgâra paşayı çıkarman işâretidir ve bu geminin altına yağ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım delik delik olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân edüp kan akıtmak gerek, dediği başım vücûdum gemisinin dümenidir. Hekimler hacamat edüp kan akıdup sıhhat buldukda kurbân eylemek işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği bir müdebbir âdemimin vücûdu amûdu keslüp benim sıhhatim alâmetidir, ve geminin yedi demirinin beşi kırılması beş aded sâhib-i lenger âdemlerim merhûm olup iki müdebbir âdemim kalması işâretidir ve gemi içinden gemiciler 'gemi batıyor' deyü feryâd etdikleri iç ağalarım havfe düşüp 'Paşa ölür' deyü feryâd etdikleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
Bu Malatıyye'nin yedi tevir elması İzmit şehrinde misket elması ve ferik elmasından lezîz ve âbdâr Hudâyî mümessek elması olur ammâ Kefe diyârının Sudak elması kadar iri değildir. Ancak otuz kırk dirhem gelir. Lâkin Cenâb-ı Perverdigâr bu Malatıyye elmalarına bir gûne renk vermişdir kim kırmızısı, kırmızı-sarısı ve yeşili ve gayrı elvânları cümle sun‘-ı Hudâdır kim asla bir renge müşâbehetleri yokdur. Hatta bir hânede beş on aded elma olsa râyiha-i tayyibesinden âdemin dimâğı mu‘attar olur. (...)(...) misl-i tüffâh ve billahi i‘tasam (...) ibâreti bu Malatıyye {elması} hakkında ola. Hatta bu Malatıyye zurefâları ve nâzenîn havâtinleri bu elmalar dırahtında iken şem‘-i asel ile bu elmalara ebyât-ı eş‘âr tahrîr ederler ve niçeler kâğıda ebyât-ı münâsibleri mıkrâs-ı lâ ile oyup elmalar üzre yapışdırup ol elmalar dırahtında iken kisb-i hevâdan tarâvet buldukda ve kamerin te’sîrinden rengâmîz hâsıl edüp elma kemâlin buldukça mezkûr kâğıdların ve şem‘-i asellerin altından al ve beyâz ve sarı hüsn-i hatlı beytler hâsıl olur kim her biri gûyâ birer sihr-i mübîndir. Bu elmaları ba‘dehû vilâyet vilâyet a‘yân [u] kibârlara ve bizzât pâdişâhlara hedâyâ götürürler. Bu dahi bir diyâra mahsûs değildir. Ve yedi gûne ayvası olur, danesi birer vukiyye gelir, ammâ papa ayvası ve ekmek ayvası gâyet âbdâr ve lezîzdir ve müşk-i anber-i hâmdan ziyâde râyiha-i tayyibesi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
… p mancınık binâ ederken beri tarafda Van arzında binâ etdiği kûh-ı bülend itmâm
buldukda
Cenâb-ı Allah azametiyle Cibril-i Emîn'e emr edüp ol cebel-i âlînin esâsına kan …
Ba‘dehû Nemrûd-ı la‘în bu dağı dahi âlî etmeğe fermân edüp kendüsü Ruha şehrine ya‘nî Urfa'ya gidüp Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşgede-i Nemrûd'a atmağa ihtimâm-ı tâm edüp mancınık binâ ederken beri tarafda Van arzında binâ etdiği kûh-ı bülend itmâm buldukda Cenâb-ı Allah azametiyle Cibril-i Emîn'e emr edüp ol cebel-i âlînin esâsına kanad urup ber-hevâ oldukda üzerindeki niçe kerre bin aded ummâl-ı Nemrûdîler ile ol cebel-i bülend ser-nigûn olup bi-emrillahi Ta‘âlâ ka‘r-ı zemîne geçüp ol yerden bir âb-ı siyâh çıkup deryâ oldu kim hâlâ Van deryâsı ol Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği dağın ka‘ra geçdüğü yerden zâhir olmuşdur kim dâ’iren-mâdâr cirmi on bir konak ihâta eder bir bahrdir kim asla bir bahre ittisâli yok, başka bir semm-i helâhil bahrdir. Şarkdan garba tûlânîsi altmış sekiz mildir ve vakt-i şitâda gâşet şiddet üzre temevvüc eder. Ve devri cümle beş yüz mildir ve etrâfında cümle binâ-yı metîn dokuz aded kılâ‘-ı hısn-ı hasînler ve sedd-i metînlerdir ve bu bahr-i Van içre iki büyük cezîreler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237a ·
metinde göster ·
… lup bir kerre Arganalı Ahmed Ağa ile hâna muhabbetnâmeler yazup nâme hâna vusûl
buldukda
kırâ’at edüp "Van'dan bizim atımız su içmez." deyü cevâb edüp varan âdeme "Necâ …
Ba‘de't-ta‘âm yine guzât-ı müslimîne fermân edüp 259b gülbâng-ı Muhammedî çekerek sadâ-yı Allah ile bir hây [u] hû ile Timur-ı bî-nûrun torpağın küfe ve tobra ve şilleler ile deryâya ilkâ ederlerdi. Bu hâl üzre Kürdistân'dan dahi ziyâde asker cem‘ olup ordu-yı İslâm deryâ olmada, ammâ Hakkarî Hânı kendüsü gelmeyüp Monlâ Muhammed Şatakî nâm kethudâsıyla altı bin Celüv askerin hizmet-i pâdişâhîye gönderdi ve girân-bahâ hedâyâları geldi, ammâ Mahmûdî beğlerinden Evliyâ Beğ ne kendi geldi ve ne imdâdı ve hedâyâsı geldi. Ve Bitlîs Hânı Abdâl Hân kezâlik bir şeyi ve bir haber-i âgâhı gelmediğinden paşa gâyet müte’ellim olup bir kerre Arganalı Ahmed Ağa ile hâna muhabbetnâmeler yazup nâme hâna vusûl buldukda kırâ’at edüp "Van'dan bizim atımız su içmez." deyü cevâb edüp varan âdeme "Necâtiyye sûret yok şeklin edüp ağa-yı mezbûr dahi bî-mektûb Bitlîs'den Kuskunkıran üzre iki gün iki gice Van deryâsın dolaşup Ahmed Ağa bî-mektûb paşaya gelüp nakl-i bi'l-masdar edince paşa kav u çakmak ile kibritli âteş-pâre olup ne dutuldu ve ne kapıldı ve derdine dibelik derd katıldı. Hikmet-i Hudâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259a–259b ·
metinde göster ·
… edüp üstüne varmağa azîmet olunmuşdur. Gerekdir kim mektûb-ı pend-üslûbum vüsûl
buldukda
bir ân durmayup Van derneği altında sâ’ir ümerâ karındaşların ile hizmet-i pâdi …
emrine imtisâlen üzerine varmak farz-ı ayn olup fenkerû(?) mâl u menâl-i ganâ’iminüz helâl-i zülâl olduğuna mezâhib-i erba‘adan mükerrer fetvâlar alınup memâlik-i İslâmı sencileyin yağî ve bâğî ve dağî ve âsî haşerâtlar elinden şâh-râh-ı Müslimîni pâk edüp üstüne varmağa azîmet olunmuşdur. Gerekdir kim mektûb-ı pend-üslûbum vüsûl buldukda bir ân durmayup Van derneği altında sâ’ir ümerâ karındaşların ile hizmet-i pâdişâhîde bulunup gâret etdiğin koyunları ve mâl-ı sevdâgerânları ve gayrı nehb etdiğin mâl-ı bî-girânları cümle ashâblarına redd etmeğe Taht-ı Van'a gelüp mürâfa‘a-i şer‘-i Resûl-i mübîn olasın. Vallahi ve billahi ve tallahi sana ve gayrı tevâbi‘lerine ve mâl-ı hânene zerre kadar halel gelmez. Elbette gelesin ve illâ bu kadar mâl [u] menâl hasâre etdiğin mukâbelesinde senin dahi ilin vilâyetin nehb ü gâret olup hemîn cümle erzâkın gâret olup vücûd-ı bî-sûd-ı pür mazarratın sahîfe-i rûzgâr-ı zûrkârda hakk olunmağa azîmet olunup iki yerden gayret kılıcın kemerime bend edüp "Bismillah niyyetü'l-gazâ demişiz!", ümiddir kim seninle Rahova nâm sahrâda asâkir-i İslâm-ı Van ile varıldıkda sen dahi kavm-i Yezîdî Rûjikiyân asker-i Çamapurunla karşu çıkasın. Ya taht ola, ya baht ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a ·
metinde göster ·
Cûde şehrin Hazret-i Nûh imâr eder. Andan bu Nihâvend semtlerini Nûh Necî dever …
Vech-i tesmiyyesi ve ibtidâ bânîsi oldur kim kaçan Âdem-i Sânî ya‘nî Nûh Nebî aleyhi's-selâm ba‘de't-Tûfân delîl-i kat‘î olan bu âyet-i bürhân ile âyet Arapça hükmü üzre Musul kurbünde cebel-i Cûde üzre keştî-i Nûh Necî karâr edüp cümle ümmet-i Nûh necât buldukda Cûde şehrin Hazret-i Nûh imâr eder. Andan bu Nihâvend semtlerini Nûh Necî deverân ü seyerân edüp âb u hevâsından hazz edüp bu Nihâvend'in şehrin inşâ etdüğinden Nûh-âvind'den galat Nûh-âvend derler. Giderek galat-ı meşhûr olarak Nihâvend derler. Ammâ Acem nâzükleri Nehrâvend derler ve lisân-ı Moğolîde Sare-sur derler, ya‘nî Sâriye kal‘ası derler. Ba‘dehû Keyûmers Şâh ve Nuşirevân ve Hazret-i Ömer hilâfetinde Serdâr Sâriye ve Hârûnu'r-Reşîd ve Şâh Gıyâseddîn cümle bunlar imâr etmişdir ve niçe düvelden düvele intikâl etmişdir. Ba‘dehû Hulâgû ve Timur-ı pür-zor ve Süleymân Hân asrında Serdâr İbrâhîm Paşa ve Murâd Hân-ı Sâlis asrında Cığaloğlu ve Osmân Hân-ı Sânî asrında Halîl Paşa ve Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında Hüsrev Şîr Paşa bu Nihâvend kal‘ası ve şehrin harâb u yebâb etmişlerdir. İlâ hâze'l-ân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307a ·
metinde göster ·
… Andan bu şehr-i Sâve'yi binâ etdi kim mukaddemâ keştîsi bu mahalde sehel karâr
buldukda
Arapça buyurmuşlardı. Ba‘de'l-binâ bu şehrin ismine Sâvî ka‘dı dediler. Lisân …
Ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûh cebel-i Cûde üzre Cûde şehrin imâr etdi. Andan Nûh Âvînd şehrin ya‘nî Nihâvend medînesin binâ etdi. Andan oğlu Yâfîs şehr-i Gazvîn'i binâ etdi. Andan şehr-i Kamerü'l-Kum'u binâ etdi. Andan bu şehr-i Sâve'yi binâ etdi kim mukaddemâ keştîsi bu mahalde sehel karâr buldukda Arapça buyurmuşlardı. Ba‘de'l-binâ bu şehrin ismine Sâvî ka‘dı dediler. Lisân-ı İbrî'de ka‘d şehre derler. Hattâ Kabâbıta târîhlerinde ka‘d-ı İskender ve ka‘d-ı Mısır ve ka‘d-ı Fustât ve ka‘d-ı Hasan ve ka‘d-ı Filistîn ve ka‘d-ı Dımışk-ı Şâm derler. Ba‘de't-Tûfân bu ka‘d-ı Sâvî ol kadar âbâdân oldu kim tûlen ve arzen kemâl-i vüs‘ati üç günde devr olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 324b ·
metinde göster ·
… başlarından maslûb imiş. Bi-emri Hudâ bu şecerenin âdem-misâl meyveleri kemâlin
buldukda
vak vak deyü feryâd ederek kırk günden zemîne düşüp bir gûne mahlûklar ol vakva …
San‘at-ı diğer-i hâk-i Âdem: Yine Cenâb-ı Hallâk-ı Ezel sun‘un ızhâr içün tîn-i Âdem-i Safî'nin bekâyâsından cezîre-i Hindistân'da şecerü'l-Vakvak nâmında niçe dıraht-ı azîm halk etmişdir. Anda benî Âdem gibi meyveler hâsıl olup cemî‘isi başlarından maslûb imiş. Bi-emri Hudâ bu şecerenin âdem-misâl meyveleri kemâlin buldukda vak vak deyü feryâd ederek kırk günden zemîne düşüp bir gûne mahlûklar ol vakvakı tenâvül ederler, bu dahi tîn-i Âdem'den halk olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… var imiş. Ağzındaki nişter ile Süleymân Hân'ın ayağın delüp Süleymân Hân ifâkat
buldukda
sol ayağın dahi âşikâre nişter ile deşüp Süleymân Hân bu Aydos ılıcasında ifâka …
Meğer hekîmin ağzında nişter var imiş. Ağzındaki nişter ile Süleymân Hân'ın ayağın delüp Süleymân Hân ifâkat buldukda sol ayağın dahi âşikâre nişter ile deşüp Süleymân Hân bu Aydos ılıcasında ifâkat bulup Kaysûnîzâde'ye bir semmûr kürk ve iki kîse altun verüp cemî‘i vilâyetlere emrler pârekende olup her sene mâh-ı Temmuz'da bu ılıcaya niçe kerre yüz bin âdem gelüp panayır olup bir bâzâr-ı azîm olur kim beş Mısır hazînesi mâl sarf olup yük çözülüp ve yük bağlanup bey‘ [ü] şirâ olup ayş [u] işretler olur ve niçe bin âdem bîmâr iken bu ılıca ile kendüye tîmâr edüp ten-dürüst vatanına gider. Hâlâ kanûn-ı Süleymân Hân'dır kim her sene Aydos subaşısı kırk gün kırk gece bunda panayır edüp muhâfaza eder kim azîm temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 28b ·
metinde göster ·
"Sen ki Melek Ahmed Paşa lalamsın, hatt-ı şerîf-i sa‘âdet makrûnum vusûl
buldukda
bir ân durmayup Leh memleketine Tatar Hân Mehemmed Giray ile serdâr-ı mu‘azzamı …
"Sen ki Melek Ahmed Paşa lalamsın, hatt-ı şerîf-i sa‘âdet makrûnum vusûl buldukda bir ân durmayup Leh memleketine Tatar Hân Mehemmed Giray ile serdâr-ı mu‘azzamım olup cümle eyâletin sancağı askeri ile ve birden bine ve binden yüz bine varınca eli berâtlı olan askerimle mükellef ü mükemmel kapun askeriyle Leh seferine gidüp Leh kralına imdâd edüp Rakofçi nâm la‘înin hakkından gelmek içün fermân-ı hümâyûnum sâdır olup bir semmûr kürk ve bir kılıç ve haftân ve sorguc-ı pâdişâhî ve cebehâne-i âmiremden iki bin tüfeng ve bin aded şemşîr ve bin aded mızrak ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar ile yüz katar deve ve yüz katar katır ve on tavla at ve yigirmi oda kapukulum yeniçerilerinden ve sağ ve sol gurebâların dörd aded aşağı bayrak sipâhîleriyle bir otağ-ı pâdişâhî irsâl etmişim. Gerekdir kim bir ân durmayup Leh kralı imdâdına Tatar Hân ile haberleşüp yetişesin" deyü hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhî ve Köpürlü Paşa mektûbları kırâ’at olunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34a ·
metinde göster ·
… Sen ki vezîr-i rûşen-zamîr-i münîrim Melek Ahmed Paşa'sın. Hatt-ı şerîfim vusûl
buldukda
bir ân durmayup Bosna eyâletinde olan cümle mîr-i livâlarınla ve cemî‘i kılâ‘la …
"Sen ki vezîr-i rûşen-zamîr-i münîrim Melek Ahmed Paşa'sın. Hatt-ı şerîfim vusûl buldukda bir ân durmayup Bosna eyâletinde olan cümle mîr-i livâlarınla ve cemî‘i kılâ‘larda olan kal‘a neferâtların nısfıyla ve cümle ata dona kâdir olan guzât-ı serhad ile kalkup Venedik kâfirinin Zadra kal‘ası ve şibenik kal‘ası yolların İzmiyan dağlarından ve Kırka kûhlerinden ve Porolok dağlarından yollar açup kal‘a-i Bihke ve kal‘a-i Korpa câniblerinde nehr-i Sava üzre cisr-i azîmler binâ edüp asâkir-i nusret-me‘âsire zahîreler ve cebehâne ve mühimmâtlar âmâde edüp der-anbâr edesin ve cemî‘i eyâletin askeriyle Zadra ve şibenik ve İspilet ve Kilis kal‘aların nehb u gâret edüp kâfire bir dâne-i hardal ekdirmeyüp hâzır mahsûlâtların kurâ vü kasabâtlarıyla nehb u gâret edüp hatt-ı şerîfe amel eyleyüp bir ân durmayasın" deyü hatt-ı şerîf kırâ’at olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137a ·
metinde göster ·
"Sen ki vezîr-i rûşen-zamîr lalam Melek Ahmed Paşa'sın, hatt-ı şerîfim vusûl
buldukda
bir ân durmayup Serdâr-ı mu‘azzamım Alî Paşa ile ma‘an Erdel gazâsına Rûmeli sa …
"Sen ki vezîr-i rûşen-zamîr lalam Melek Ahmed Paşa'sın, hatt-ı şerîfim vusûl buldukda bir ân durmayup Serdâr-ı mu‘azzamım Alî Paşa ile ma‘an Erdel gazâsına Rûmeli sancaklarıyla ale'l-umûm birden bine, binden yüz bine varınca asker-i Rûmeli ile sefer-i hümâyûnuma me’mûrsun ve eyâletinde olan cümle kazâlara emrler pârekende edüp sefer mühimmâtı içün zahîre-bahâ cem‘ edüp mükellef ü mükemmel kapun ile Erdel gazâsına gidüp hatt-ı şerîfime amel edesin" dedikde, paşa-yı müdebbir "El-emrü emrüküm" deyüp ol ân tuğları du‘â ve senâ ile sarây meydânına çıkardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175a ·
metinde göster ·
"Hatt-ı şerîfim vusûl buldukda Erdel (Erdel) memleketine asker-i deryâ-misâlim çekesin. Tâ Leh memleketlerine varınca kasd edesin ve ol diyârlara asker-i Tatar-ı adû-şikâr ile dâr-ı diyâr-ı küffârı harâb u yebâb ve hânelerin türâb edesin. Ve cümle puthânelerin tâlân u vîrân edüp cihânda âbâdân olmamış gibi bî-nâm u bî-nişân edüp âb-ı tîğ-gûn ile ol vilâyetleri çirk-i şirkden yuyup pâk edesin. Ve cümle dalâlet-âyîn kefereleri esîr edüp âdete muhâlefet edenlerin hırmen-i hayâtların rîh-i akîme verüp müşrikînden bir ferd komayup kırasın. Ve elbette bir kral nasb edüp iki bin kîse Erdel hazînesin tahsîl edesin. Ve Kemen Yanoş kefere krallık iddi‘âsında olduğıyçün hakkından gelesin alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılasın" deyü, fermân-ı şehriyârî serdâr-ı mu‘azzama vâsıl olunca cümle asâkir-i bî-şümâr ve sipâh-i enbûh-ı bisyâr ile 16b bu sahrâ-yı şehr-i Dij'de üç gün ikâmet olunup azîm meşveretler oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16a–16b ·
metinde göster ·
… er ber-zemîn ederek pâdişâh-ı sâhib-kırânın huzûr-ı sa‘âdet-iktirânlarına vüsûl
buldukda
hemân fakîr Yanoş Ban baş yere koyup ınçkıra ınçkıra ağlayup pâypûş-ı pâdişâhî …
Akîblerince pâdişâh-ı gerdûn-vakâr on birinci gün Belgrad-ı behişt-âbâda andan sekizinci gün kal‘a-i Ösek'den kırk pâre gâzî topları alup 76a on üçüncü gün Mihaç sahrâsına varılup Süleymân çerâğı olan Yanoş Kral iki kerre yüz bin asâkir-i Nasârâ ile sahrâ-yı Mihaç'da ordu-yı İslâmda meks edüp ba‘dehu sa‘âdetlü pâdişâh-ı gerdûn-vakârın müşâhede-i cemâline kral gelüp serâperde-i Süleymânî önüne piyâdece gelüp cemâl-i bâ-kemâl-i şehinşâ[hî]yi müşâhede edince yedi sekiz yerde ser ber-zemîn ederek pâdişâh-ı sâhib-kırânın huzûr-ı sa‘âdet-iktirânlarına vüsûl buldukda hemân fakîr Yanoş Ban baş yere koyup ınçkıra ınçkıra ağlayup pâypûş-ı pâdişâhî bûs edüp ba‘dehu bir taht-ı zerîn üzre karâr etmesi fermân olunup ba‘de'lletî ve'lletî niçe musâhabetden sonra bir hil‘at-i zerîn ile ser-firâz olup çetr-i mülammâ‘ına gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75b–76a ·
metinde göster ·
balını şerbet edüp nûş edenin ciğeri tâzelenir ve şerbeti üç gün durup nûş eden …
Ve kemâlin kemâl mertebe buldukda balını şerbet edüp nûş edenin ciğeri tâzelenir ve şerbeti üç gün durup nûş edene a‘lâ sekir verüp bî-humâr bir mâ-i asel olur kim âdemi sermest edüp bedenine kuvvet-i kuvâ verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b ·
metinde göster ·
Meyvesi bir turfedir kim cemî‘i meyve şecerelerin dalcuğazlarında biter. Bunun meyvesi üç yüz aded kalın dallarının vücûduna dizilmiş pelîd gibi yeşil yeşil kabuklu meyvesi biter. Kemâlin buldukda bi-emri Hayy-ı Kadîr gûyâ Bağdâd-ı behişt-âbâdın hastâvî hurması lezzetinde müşk ü amber-i hâm râyihalı bir gûne meyvedir ve gâyet mukavvîdir, ammâ çekirdeği yokdur ve rûy-i arzda hemân bu dırahtdır, gayri nazîri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 4b ·
metinde göster ·
"Sen ki Ustolni-Belgrad paşası el-Hacı Mustafa Paşasın, emr-i şerîfim vüsûl
buldukda
bir ân durmayup ale't-ta‘cîl asâkir-i İslâma zahîre yetişdiresin ve illâ ihmâl …
"Sen ki Ustolni-Belgrad paşası el-Hacı Mustafa Paşasın, emr-i şerîfim vüsûl buldukda bir ân durmayup ale't-ta‘cîl asâkir-i İslâma zahîre yetişdiresin ve illâ ihmâl [ü] müsâmaha edersen başın gider" deyü böyle bir mü’ekked emr-i şerîf vârid olunca hemân Hacı Paşa bir gün bir gecede beş yüz arabaya dörder at koşup cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtların envâ‘ların arabalara tahmîl edüp ol gece Hacı Paşa ile beş bin güzîde asker olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 16a ·
metinde göster ·
bu Tata kal‘asına dahi istîlâ edüp ol asrdan berü dest-i küffârda kalmış bir ka …
Ba‘dehu sene 1010 târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis'de küffâr Ustolni-Belgrad'a zafer buldukda bu Tata kal‘asına dahi istîlâ edüp ol asrdan berü dest-i küffârda kalmış bir kal‘a-i garîbdir. Hâlâ Nemse çâsârının hükmünde bir mürtefi‘ bayır üzre bir Şeddâdî şekl-i muhammes iç kal‘ası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 43b ·
metinde göster ·
… rı varoş taşrasında defn etmiş. Ba‘dehu küffâr üç seneden yine bu kal‘aya zafer
buldukda
Mahmûd Paşa'yı ve Yeniçeri Ağası Yahyâ Ağa'yı ve niçe ağaları ve niçe yüz iş er …
İbtidâ Sinan Paşa bu kal‘ayı feth ederken cümle şühedâları varoş taşrasında defn etmiş. Ba‘dehu küffâr üç seneden yine bu kal‘aya zafer buldukda Mahmûd Paşa'yı ve Yeniçeri Ağası Yahyâ Ağa'yı ve niçe ağaları ve niçe yüz iş erlerin kırup Sinân Paşa şehîdliği içre defn eder. Hâlâ niçesinin seng-i mezârlarında esmâları tahrîr olunmuşdur. Ve cemî‘i üsârâlarımızı hâlâ bunda defn ederler, etrâfları handak kesilmiş mezâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48b ·
metinde göster ·
… i sulh murâd edindiğin mesmû‘-ı hümâyûnum olup elçim ile nâme-i hümâyûnum vüsûl
buldukda
gerekdir kim yigirmi sene sulhu kabûl edüp ve tarafeynden yigirmi ikişer mâdde …
Sen ki inpirator kral dostum olup düstûr-ı mükerrem vezîrim üzerine vardıkda yigirmi yıla akd-i sulh murâd edindiğin mesmû‘-ı hümâyûnum olup elçim ile nâme-i hümâyûnum vüsûl buldukda gerekdir kim yigirmi sene sulhu kabûl edüp ve tarafeynden yigirmi ikişer mâdde üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
… uyûduyla sulhnâme ve ahidnâme ve tenbîh-i hümâyûn tahrîr olunup nizâm-ı intizâm
buldukda
çâsâr eydir:
"Sem‘an ve tâ‘a" deyüp bu yüzden sulha rızâ verüp bizim ordu kadısı sicillinde ve anların millet-i Mesîhiyye başpapasları sicillerinde cümle şurût-ı kuyûduyla sulhnâme ve ahidnâme ve tenbîh-i hümâyûn tahrîr olunup nizâm-ı intizâm buldukda çâsâr eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65b ·
metinde göster ·
kal‘a-i Uyvar'ı 76b Osmânlı elinden suhûletle ala. Bu kal‘ayı binâ etmeğe tar …
Ve kal‘a dîvârı tamâm oldukda temelden çıkan ve handak içinden çıkan toprakları kal‘a dîvârı üzre tabyalara yığmağa benî âdem karınca [gibi] toprak taşıyup yedi tabya üzre yedi aded toprakdan kûh-ı Elburz-misâl dağlar yığmışlar. Ve bu kal‘aya iki aded kapu tarh etmişler. Uyvar feth olalı kâfir-i bed-kârların etekleri tutuşup bu kal‘aya mübâşeret etdi, ammâ bu dûrbîn-fikr küffârın elbette bir şeytanatı vardır. Bu hakîr-i âkıbet-endîşin anladığı oldur, bu kal‘ayı binâ edüp içine kırk elli kâfir koyup Pojon kal‘asın muhâfaza edüp fursat buldukda kal‘a-i Uyvar'ı 76b Osmânlı elinden suhûletle ala. Bu kal‘ayı binâ etmeğe taraf-ı şehriyârîden izin verildiği ayn-ı hatâ olup sû-i tedbîr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a–76b ·
metinde göster ·
taht-ı hük[û]metinde olan Varat eyâleti askeriyle kalkup cebehâne ve balyemez t …
İmdi hatt-ı şerîfim vusûl buldukda taht-ı hük[û]metinde olan Varat eyâleti askeriyle kalkup cebehâne ve balyemez toplar dahi götürüp kral çâsâr dostumuzun ricâsıyla Seykelhit kal‘asın harâb edüp bizim tarafımızdan Adorban kal‘asın münhedim edesin" deyü dîvân-ı pâdişâhîde hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhî kırâ’at olundukda ol ân Varat vezîrinin tuğları ile hayme ve hargâhları Varat'ın Ulesi cânibine çıkup dellâllar nidâ edüp üç günde yigirmi bin asker cem‘ olup beşinci günde Yanova eyâleti askeriyle Cerrâh Kâsım Paşa dahi yigirmi bin askeriyle ve yigirmi şâhî ve üç aded balyemez topların câmûslar keşân ber-keşân çekerek Varat askerine dâhil olup iki vezîr-i rûşen-zamîr bir yere gelüp cümle serhad a‘yânlarıyla müşâvere edüp andan tevekkülen alallâh deyüp yedi balyemez ve kırk şâhî top kırk yedi bin asker-i pür-silâh olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87b ·
metinde göster ·
"Sâbıkan Kırım hânı Mehemmed Geray, sa‘âdetlü Mekke ve Medîne pâdişâhı seni Kırım hânlığından ma‘zûl edüp hânlığı Çoban Geray oğlu (---) Geray Hân'a ihsân edüp merhûm sa‘îd ü şehîd Sefer Gâzî oğlu İslâm Ağa vezîri ve Mübârek Geray Sultân nûreddîni ve Kırım Geray Sultân kalgası olup Özü eyâleti askeri ve Eflak ve Boğdan askerleriyle Kırım'a varmak üzerelerdir. İmdi mektûb-ı mahabbet-uslûbum varup vusûl buldukda emr-i pâdişâhîye itâ‘at edüp cemî‘i sultânlarınla Âsitâne-i sa‘âdete gelesin. Cümle sultânlarına ve sana kânûnlarınızdan ziyâde ihsân [u] in‘âmlar olunur. Elbette der-i devlete gelesin. Ve illâ cezîre-i Girid'e donanma-i hümâyûn gitmeden bir şâfî haber gönderesin, ve's-selâm" deyü bu mektûb-ı mûhiş dîvânda tilâvet olunca cümle Kırım halkına car salınup Hân görünüşünde ken[g]eş-i azîm, ya‘nî müşâvere olup el-azametullâh Kırım askeri deryâ-misâl olup çalkandı otadı(?) ve bulandı ve deryâ gibi cümle karaçı halkı cûş-ı hurûşa gelüp taraf taraf mevc mevc olup cümle kapu kulları müşâvereye başlayup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 143b ·
metinde göster ·
"Sen ki sâbıkan Mehemmed Geray'sın. Hatt-ı şerîfim vüsûl
buldukda
yetmiş yedi sadaklı ve zırh zireh-külâhlı sultânlarınla âsitâne-i sa‘âdetime ge …
"Sen ki sâbıkan Mehemmed Geray'sın. Hatt-ı şerîfim vüsûl buldukda yetmiş yedi sadaklı ve zırh zireh-külâhlı sultânlarınla âsitâne-i sa‘âdetime gelesin. Kırım hânlığın Çoban Geray Hân'a ihsân eyledim" deyü hatt-ı şerîf gelince Mehemmed Geray Hân fakîr âbâ ve ecdâdından kalan on Mısır hazînesi mâlı ve bu kadar menâli ve bu kadar ehl [ü] iyâli ve körpe evlâdları bırağup ol ihtiyâr pâdişâh ağlaya ağlaya Dağıstân pâdişâhına hakîr bile gitdik. Bu dahi Kırım'da esîr tamgası bahâsı zulmünden eşedd zulm-i Haccâc-ı zâlim idi, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 197b ·
metinde göster ·
cümle eyâletin askerinin erbâb-ı zu‘amâ ve erbâb-ı tîmâr ve azebistân ve kürekç …
"Sen ki kapudan paşasın! Emr-i şerîfim vüsûl buldukda cümle eyâletin askerinin erbâb-ı zu‘amâ ve erbâb-ı tîmâr ve azebistân ve kürekçiyân ve cemî‘i pâyzen forsa keferelerin ve cümle getirdiğin sipâh ve yeniçerilerin ve cebeciyân ve topçuyân ve kumbaracıyân askerlerin cümle mevcûd olan asâkir-i islâmları ve cümle mühimmât [u] levâzımâtları alup bir alay-ı azîm ile şâdımânlık ederek ordu-yı hümâyûna gelesin ve fermân-ı şehriyârî üzre kal‘a-i Hanya limanına kifâyet mikdâr asker ile cümle donanma-i hümâyûn gemilerin koyup Ankebût Ahmed Paşa'yı yerine kâ’immakâm eyleyüp Hanya'nın muhâfızı Ahmed Paşa ola. Ve ale'l-fevr Hanya'dan acele ile ordu-yı İslâma girirken bir ala[y-ı] azîm edüp top ve tüfengler atup gülbâng-ı Muhammedîler çekerek Göllük tarafında İbrâhîm Paşa yanında meks edesin" deyü Kaplan Paşa'ya fermân-ı pâdişâhî varınca bir haftanın içinde ordu-yı İslâm içre bir alay ile geçüp tabl [u] nakkârelerin döğerek yigirmi bin aded müsellah ve müretteb ve müzeyyen askeriyle ve on bin aded ayağı demir prankalı esîr pâyzenlerin ellerinde birer la‘l-gûn bayrakları ve bellerinde çapaları ve kazmaları ile ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 296b ·
metinde göster ·
… ama ta‘bîr ederler bir gûne mor reng cevz-i rûmî kadar iri zeytûnu var. Kemâlin
buldukda
ağacından silküp a‘yân-ı vilâyet birbirlerine hedâyâ gönderirler. Rub‘-ı meskûn …
Ve iki yüz kırk zeytûnyağı değirmenleri vardır. Ve bu şehirde hâsıl olan zeytûn ve zeytûnyağı Edremit şehrinde ve Karaburun kazâsında olmaz. Zîrâ tağ u taşı iki konak yer zeytûn hıyâbânı ormanından âdem güzer edemez. Ve zeytûnun bi-emrillâh hilkatı acı olmak üzredir. Ammâ bu şehrin zeytûnu dahi tâze iken sâ’ir meyve gibi ekmek ile tenâvül olunur. Gûnâ-gûn dânedâr ve iri ve yağlı zeytûnu olur kim aşlama ta‘bîr ederler bir gûne mor reng cevz-i rûmî kadar iri zeytûnu var. Kemâlin buldukda ağacından silküp a‘yân-ı vilâyet birbirlerine hedâyâ gönderirler. Rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Belki Arapça âyeti bu zeytûn hakkında nâzil olmuş ola. Gâyet lezîz zeytûndur. Ve bu şehir halkı bu makûle mukavvî zeytûnları tenâvül etdiklerinden kesret üzre cimâ‘ edüp ol kadar evlâd [u] ensâbları var kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y50a ·
metinde göster ·
… patlıcan ve hurde hıyâr gibi evvel yeşil, ba‘dehu sarı sarı hâsıl olup kemâlin
buldukda
araba tekerleği gibi tertîb ile dizilüp durur. Ba‘dehu kat‘ edüp kabuğu bî-te’e …
Ve meyvesi dahi bir turfa bârdır. Yılda bir kerre verir, gayri vermez. Ba‘dehu anı dibinden kat‘ edüp kamış gibi biri dahi dibinden zâhir olur. Meyvesi yaprağı yanında bir kol kalınlığı dalın ucunda bir sini cirminde bir sininin cânib-i erba‘asında iki yüz, üç yüz patlıcan ve hurde hıyâr gibi evvel yeşil, ba‘dehu sarı sarı hâsıl olup kemâlin buldukda araba tekerleği gibi tertîb ile dizilüp durur. Ba‘dehu kat‘ edüp kabuğu bî-te’essüf soyulup şekerle ve yâhûd şekersiz tenâvül olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y191b ·
metinde göster ·
delüp tesbîh ederler. Ve "Sübhanallâh" deyü ta‘accüb ederler kim Cenâb-ı İzzet …
Tesbîh dırahtı: Bu dahi ceviz ağacına benzer bir ağaçdır, ammâ yaprakları hurdedir. Dallarında salkım salkım tesbîhler biter, kemâlin buldukda delüp tesbîh ederler. Ve "Sübhanallâh" deyü ta‘accüb ederler kim Cenâb-ı İzzet kullarım savâb edeler deyü tesbîhlerin müdevver müdevver dırahtda halk etdüğiyçün "Elhamdulillâh" deyü şükür ederler ve sun‘ullâhı müşâhede edüp otuz üç kerre dahi "Allâhu ekber" derler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237a ·
metinde göster ·