… âdesin nûş edüp sâkî eline câmı tehî verince yine leb-ber-leb olur bir mutalsam
câm
idi, anı ve beyâz tûtî ve sadrancbâz maymunu ve niçe bin zî-kıymet gûnâ-gûnu ve …
Âhir Âl-i Osmân'dan karındaşı Sultân Bâyezîd Fransa kıralına elçi gönderüp Cem Şâh'ı taleb etdüklerinde Freng-i bed-reng hîle edüp Cem Şâh'a müşâbih bir sarışın âdemi zehirli ustura ile trâş edüp vechinin reng-i rûyı müteğayyir olup ma‘nûkan herîfi katl edüp Cem Şâh Sa‘dîsi muhallefâtlarından meşhûr-ı âfâk olan câm-ı Cem kim bâdesin nûş edüp sâkî eline câmı tehî verince yine leb-ber-leb olur bir mutalsam câm idi, anı ve beyâz tûtî ve sadrancbâz maymunu ve niçe bin zî-kıymet gûnâ-gûnu ve niçe bin mücelled kütüb-i mu‘tebereleri na‘ş-ı Cem ile Sa‘dî Çelebi ve Haydar Çelebi'ye teslîm edüp Sultân Bâyezîd'e gönderdiler. Cem Sa‘dîsi bir ârif nüktedân, sâhib-i iz‘ân kimesne idi. Beyâz tûtîyi siyâha boyayup Arapça pâdişâh sağ olsun kelimâtların ta‘lîm edüp Cem [Sa‘dîsi] huzûr-ı pâdişâhîye na‘ş-ı Cem ile vardıkda cemî‘i muhallefâtların arz edüp der-hazîne etdiler. Ammâ Bâyezîd-i Velî;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… ibrâm [u] ilhâh ile teklîf-i mâlâ-yutâk edüp hâh-nâ-hâh ol mu‘tekid ihtiyâr bir
câm
bâde nûş edince "Yâ Allâh" deyü ol ân uryân olup hânesine gelüp artık hânesinde …
"Seni katl ederiz, elbette bu şarâbdan nûş edersin" deyü ibrâm [u] ilhâh ile teklîf-i mâlâ-yutâk edüp hâh-nâ-hâh ol mu‘tekid ihtiyâr bir câm bâde nûş edince "Yâ Allâh" deyü ol ân uryân olup hânesine gelüp artık hânesinden taşra çıkmayup alâyık-ı dünyâdan el çeküp halkdan münzevî bir câzibe sâhibi büyük âdem idi. Ammâ Unkapanı'nın iç yüzünde kuyumcular içinde sâkin olup sarâyında âyende vü revendeye ni‘meti eyle mebzûl idi kim bu kadar ni‘met-i uzmâ ve bu kadar masrûf mâl-ı firâvân nereden hâsıl oluduğuna bir kimsenin aklı ermemiş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
… amaniçe kal‘asın feth edüp (---) sene sadâret-i uzmâda mu‘azzez ü mükerrem olup
câm
câm bâde-i nâbı nûş ederek sene (---) târîhinde Edirne ile Tekirdağı mâbeyninde …
Niçe feth [u] fütûhâtdan sonra Kandiye kal‘asın ve Kamaniçe kal‘asın feth edüp (---) sene sadâret-i uzmâda mu‘azzez ü mükerrem olup câm câm bâde-i nâbı nûş ederek sene (---) târîhinde Edirne ile Tekirdağı mâbeyninde Karabüber nâm âdemin çiftliğinde câm-ı eceli nûş edüp na‘şın İslâmbol'da pederi Köpürlü Mehemmed Paşa cenbinde defn edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 81b ·
metinde göster ·
… içe kal‘asın feth edüp (---) sene sadâret-i uzmâda mu‘azzez ü mükerrem olup câm
câm
bâde-i nâbı nûş ederek sene (---) târîhinde Edirne ile Tekirdağı mâbeyninde Kar …
Niçe feth [u] fütûhâtdan sonra Kandiye kal‘asın ve Kamaniçe kal‘asın feth edüp (---) sene sadâret-i uzmâda mu‘azzez ü mükerrem olup câm câm bâde-i nâbı nûş ederek sene (---) târîhinde Edirne ile Tekirdağı mâbeyninde Karabüber nâm âdemin çiftliğinde câm-ı eceli nûş edüp na‘şın İslâmbol'da pederi Köpürlü Mehemmed Paşa cenbinde defn edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 81b ·
metinde göster ·
… kubbe-i pür-envâr içre câmi‘inin mihrâbı önünde medfûndur. Bu kubbe içinde bir
câm
top içre üstâd mikrâs ile cezîre-i Sakız'ı oyup ol câm top içre nice komuşdur a …
Andan Süleymân Hân desterecibaşısı eş-Şeyh Abdullâh kabri ziyâretgâhdır. Ve Meyyitkapusu kurbünde Kırklar Mezârı. Ve Mu‘abbir İbrâhîm Efendi. Ve Gâzî Piyâle Paşa bir kubbe-i pür-envâr içre câmi‘inin mihrâbı önünde medfûndur. Bu kubbe içinde bir câm top içre üstâd mikrâs ile cezîre-i Sakız'ı oyup ol câm top içre nice komuşdur akıl perişân olur, ibret-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127b ·
metinde göster ·
… dur. Bu kubbe içinde bir câm top içre üstâd mikrâs ile cezîre-i Sakız'ı oyup ol
câm
top içre nice komuşdur akıl perişân olur, ibret-nümâdır.
Andan Süleymân Hân desterecibaşısı eş-Şeyh Abdullâh kabri ziyâretgâhdır. Ve Meyyitkapusu kurbünde Kırklar Mezârı. Ve Mu‘abbir İbrâhîm Efendi. Ve Gâzî Piyâle Paşa bir kubbe-i pür-envâr içre câmi‘inin mihrâbı önünde medfûndur. Bu kubbe içinde bir câm top içre üstâd mikrâs ile cezîre-i Sakız'ı oyup ol câm top içre nice komuşdur akıl perişân olur, ibret-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127b ·
metinde göster ·
… yebâb etdükde anda bir kasr-ı ibret-nümânın kubbesi ve pençere ve revzenleri ve
câm
u bâmları ve pençere kapakların bi'l-cümle huzûr-ı pâdîşâha gönderüp anlar dahi …
Bâğçe-i Sultâniyye: Bâyezîd-i Velî Hân binâsı bir cinân-ı bâğ-ı gülistândır. Bunda dahi serv-i serâmedler var kim kehkeşân-âsâ semâya ser çekmişdir. Ve sene (---) târîhinde Allâhu a‘lem Murâd-ı Sâlis asrında Özdemiroğlu Osmân Paşa, Gence ve Şirvân-ı Şamâkı yâhûd Tebrîz-i Dilâvîz'i harâb [ü] yebâb etdükde anda bir kasr-ı ibret-nümânın kubbesi ve pençere ve revzenleri ve câm u bâmları ve pençere kapakların bi'l-cümle huzûr-ı pâdîşâha gönderüp anlar dahi bu ibret-nümâ kâr-ı üstâd zâyi‘ olmasın içün bu Sultâniyye bâğçesi'nde leb-i deryâ üzr[e] bir kasr-ı İrem etmişlerdir kim ilâ yevminâ hâzâ cemî‘i üstâd-ı nakkâşân-ı Mânî ve Erjeng, Bihzâd, Velîcân-misâl nakkâş-ı cân gelüp seyr [ü] temâşâ edüp engüşt ber-dehen ederler kim bu kadar seneden berü leb-i deryâ hevâsından cemî‘i nukûş-ı garîbe ve acîbelerine fenâ gelmemişdir. Ve cemî‘i rû-yı arzda ve beyne's-semâ’i ve'l-arzda mevcûd olan mahlûkât-ı zî-rûh bu kasırda mevcûddur kim kerrûbiyân kalemin çekmede âcizdir. Ekseriyyâ sayd [u] şikârı acâyib sihr-i mübîn tasvîr eylemişdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Bunun dahi bâğçe üstâdı ve yetmiş aded neferâtları vardır. Ve bu bâğın cenûbunda muttasıl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139b ·
metinde göster ·
… olamalar ve başlarında cığa teller ve gûnâ-gûn şükûfeler ve ellerinde tıhtâb ve
câm
ve billûr ve necef tâslar ve kâseler içre âb-ı nâbı mâl-â-mâl edüp içinde billû …
Bu esnâf cümle piyâde olup arkalarında telâtin kırbalar ve libâsları serâpâ siyâh meşin dolamalar ve başlarında cığa teller ve gûnâ-gûn şükûfeler ve ellerinde tıhtâb ve câm ve billûr ve necef tâslar ve kâseler içre âb-ı nâbı mâl-â-mâl edüp içinde billûr ve akîk ve yeşim ve balgamî taşlar şa‘şa‘a verir. Bu gûne altun yaldızlı mutallâ tâslar ile cümle guzât-ı müslimîne,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160b ·
metinde göster ·
… bin elvân mülebbes sükker ni‘metlerin hâs u beyâz ve billûr ve necef [ve] moran
câm
katremîz şîşeler içre koyup dükkânlarında raflar üzre zeyn edüp ve niçe elvân a …
Esnâf-ı şekerciyân-ı Galata: Bunlar dahi tahtırevânlar üzre dükkânlar niçe bin gûne bâdem şeker ve fısdık şeker ve zencebîl şeker ve fındık ve leblebi ve râzyâne ve kişmikiş ve nârenc kabuğu 174a ve ûd-ı mülebbes ve kahve dâne mülebbesi ve bâdem mülebbesi ve Şâm fısdığı mülebbesi ve sanavber fısdığı mülebbesi, bunun emsâli niçe bin elvân mülebbes sükker ni‘metlerin hâs u beyâz ve billûr ve necef [ve] moran câm katremîz şîşeler içre koyup dükkânlarında raflar üzre zeyn edüp ve niçe elvân atlas ve kemhâ ve hârâ ve dârâyîler ile dükkânların zeyn edüp âdâb üzre ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b–174a ·
metinde göster ·
Ehl-i dekâkîn, câm ve tıhtâb tâscıyân: Dükkân 45, neferât 105, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---). Bunlar tahtırevânlar üzre câm tâs ve tıhtâb tâs yaparak güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 185b ·
metinde göster ·
… , neferât 105, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---). Bunlar tahtırevânlar üzre
câm
tâs ve tıhtâb tâs yaparak güzer ederler.
Ehl-i dekâkîn, câm ve tıhtâb tâscıyân: Dükkân 45, neferât 105, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---). Bunlar tahtırevânlar üzre câm tâs ve tıhtâb tâs yaparak güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 185b ·
metinde göster ·
… ri ve gayrı eşyâları dükkânlarında arz-ı kâlâ ederek pür-silâh ellerinde tuç ve
câm
ve tıhtâb ve çimşîr muştalar ile ubûr ederken,
İslâmbol içre pabuccu bekârı 195b perkâr [u] cengkâr yiğitlerdir. Cümlesi pâ-bürehne ve ser-bürehne pür-silâh olup tahtırevânlar üzre dükkânların niçe gûne kütâne ve zergerdân ve miyâne ve merdâne ve zenâne ve lorta ve rûzgâr ölüsü ve sarây ve kurd ağzı ve tilleli ve kubâdî ve serhadli ve paşmaklar ile dükkânların zeyn edüp ve pabuc içinde bir pabuc ve çizme içinde bir çizme dahi ve dörd pabuc taban tabana bir yerde ve beş paşmak bir yerde ve âdem kaddi içine iki âdem sığar çizmeleri ve gayrı eşyâları dükkânlarında arz-ı kâlâ ederek pür-silâh ellerinde tuç ve câm ve tıhtâb ve çimşîr muştalar ile ubûr ederken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195a–195b ·
metinde göster ·
… itâb-ı} Ma‘nevîde dahi üstâdımız idi. Kaçan bunlar mûm sofrası kadar yedi yerde
câm
celâcilli sadefkârî dâ’ireyi ele alup ibtidâ,
Evvelâ musâhib-i şehriyârî Sultân-ı Hânendegân Tokatlı Dervîş Ömer Gülşenî yedi pâdişâh ile hem-celîs olup yüz kırk yaşında intikâl etmişdir. Süleymân Hân asrında Seyidvar gazâsında bu hakîrin pederiyle hem-hayme idiler. 206a Mısır'da İbrâhîm Gülşenî hazretlerinin şeref-i sohbetleriyle behre-yâb olup Rûm'da Selîm-i Sânî'de Tarîk-i Gülşenî'ye sâhib-i seccâde olup Murâd Hân-ı Râbi‘'de bu hakîr Harem-i hâs'da iken ilm-i mûsıkîde kavl [ü] edvâr üzre üstâd-ı kâmilimiz ve peder-i ma‘nevîmiz ve {kitâb-ı} Ma‘nevîde dahi üstâdımız idi. Kaçan bunlar mûm sofrası kadar yedi yerde câm celâcilli sadefkârî dâ’ireyi ele alup ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b–206a ·
metinde göster ·
… fâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine
câm
kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa …
Sultân Bâyezîd-i Velî ile ceng-i azîm edüp âhir-i kâr münhedim olup on bir sene Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de seyâhat edüp andan Mısır'a gelüp andan İslâmbol'a gelmek sadediyle Rodos'da Malta ceneraline uğrayup anlar bir gemiye koyup "Seni İslâmbol'a götürsünler" deyü hîle edüp Cem Şâh'ı doğru Fransa'ya götürüp anasının anası Fransa kralının avreti idi. Cem Şâh'ı ana teslim edüp cümle tevabi‘iyle Cem Şah'a bir sarây-ı âlî ihsân edüp başka bir hükûmet yer verüp sayd [u] şikârda pâdişâhâne zevk [u] safâlar edüp şeb [u] rûz huzûrunda on sekiz ban oğlu ban el kavşırup çâker bendesi gibi hizmetinde olurlardı. Âhir bu ahvâl Cem Şâh karındaşı Sultân Bâyezîd'e mün‘akis olup bir nâme ile Fransa kralından Cem Şâh'ın kayd-bend ile der-i devlete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş etdirüp Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘şın Bursa'da Koca Murâd-ı Sânî cenbinde başka bir kubbe içinde âsûdedir. Muhallefâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine câm kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa‘dîsi'ni siyâha boyayup Arapça âyetin ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. Hemân tûtî-i gûyâ zebâna gelüp "Pâdişâh sağ olsun, efendim gitdiğine siyâh mâtem donu giydim" der. Ammâ Fransalar zu‘mınca 237a "Zehirli ustura ile Cem Şâh'a müşâbih bir asfaru'l-levn bir âdemi tırâş edüp reng-i rû-yı pecmürde ve kendi dahi mürde olup "Na‘ş-ı Cem'dir" deyü Bâyezîd Hân'a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli herîfi yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız evlâdı olan Cem'i vermeyüp ba‘dehû taşra Fransa vilâyetine Cem'i kral eyledik. Hâlâ krallarımız Cem Şâh neslindendir. Anınçün Cem tarafından ve vâlide tarafından Fransa'nın Âl-i Osmân'a karâbeti vardır" derler. Ammâ hâsıl-ı kelâm ve'l-meâl bu hakîr yetmiş dört târîhinde Alman diyârında Beç ve Pırak ve Loncat nâm şehr-i azîmleri seyâhat ederken niçe âlûfte ricâl bıtrîkler ile ülfet edüp Cem Şâh ahvâlin söylediğimizde Cem Şah'ın vâlidesin Ebü'l-feth İslâmbol'u feth ederken Sarâyburnu'nda niçe alup Bâyezîd ve Cem Şâh ol kızdan olup Cem Şah'ın Mısır'a ve Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de ve İşpaniye ve Fransa'da seyâhat edüp dış Fransa kralı olduğun bir bir tevârihlerinde tilâvet etdiler. Târîh-i fevt-i Cem Şâh ibn Ebü'l-feth.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236b–237a ·
metinde göster ·
… n ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "
Câm
ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ed …
Sultân Bâyezîd-i Velî ile ceng-i azîm edüp âhir-i kâr münhedim olup on bir sene Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de seyâhat edüp andan Mısır'a gelüp andan İslâmbol'a gelmek sadediyle Rodos'da Malta ceneraline uğrayup anlar bir gemiye koyup "Seni İslâmbol'a götürsünler" deyü hîle edüp Cem Şâh'ı doğru Fransa'ya götürüp anasının anası Fransa kralının avreti idi. Cem Şâh'ı ana teslim edüp cümle tevabi‘iyle Cem Şah'a bir sarây-ı âlî ihsân edüp başka bir hükûmet yer verüp sayd [u] şikârda pâdişâhâne zevk [u] safâlar edüp şeb [u] rûz huzûrunda on sekiz ban oğlu ban el kavşırup çâker bendesi gibi hizmetinde olurlardı. Âhir bu ahvâl Cem Şâh karındaşı Sultân Bâyezîd'e mün‘akis olup bir nâme ile Fransa kralından Cem Şâh'ın kayd-bend ile der-i devlete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş etdirüp Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘şın Bursa'da Koca Murâd-ı Sânî cenbinde başka bir kubbe içinde âsûdedir. Muhallefâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine câm kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa‘dîsi'ni siyâha boyayup Arapça âyetin ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. Hemân tûtî-i gûyâ zebâna gelüp "Pâdişâh sağ olsun, efendim gitdiğine siyâh mâtem donu giydim" der. Ammâ Fransalar zu‘mınca 237a "Zehirli ustura ile Cem Şâh'a müşâbih bir asfaru'l-levn bir âdemi tırâş edüp reng-i rû-yı pecmürde ve kendi dahi mürde olup "Na‘ş-ı Cem'dir" deyü Bâyezîd Hân'a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli herîfi yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız evlâdı olan Cem'i vermeyüp ba‘dehû taşra Fransa vilâyetine Cem'i kral eyledik. Hâlâ krallarımız Cem Şâh neslindendir. Anınçün Cem tarafından ve vâlide tarafından Fransa'nın Âl-i Osmân'a karâbeti vardır" derler. Ammâ hâsıl-ı kelâm ve'l-meâl bu hakîr yetmiş dört târîhinde Alman diyârında Beç ve Pırak ve Loncat nâm şehr-i azîmleri seyâhat ederken niçe âlûfte ricâl bıtrîkler ile ülfet edüp Cem Şâh ahvâlin söylediğimizde Cem Şah'ın vâlidesin Ebü'l-feth İslâmbol'u feth ederken Sarâyburnu'nda niçe alup Bâyezîd ve Cem Şâh ol kızdan olup Cem Şah'ın Mısır'a ve Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de ve İşpaniye ve Fransa'da seyâhat edüp dış Fransa kralı olduğun bir bir tevârihlerinde tilâvet etdiler. Târîh-i fevt-i Cem Şâh ibn Ebü'l-feth.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236b–237a ·
metinde göster ·
… âdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol
câm
ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. …
Sultân Bâyezîd-i Velî ile ceng-i azîm edüp âhir-i kâr münhedim olup on bir sene Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de seyâhat edüp andan Mısır'a gelüp andan İslâmbol'a gelmek sadediyle Rodos'da Malta ceneraline uğrayup anlar bir gemiye koyup "Seni İslâmbol'a götürsünler" deyü hîle edüp Cem Şâh'ı doğru Fransa'ya götürüp anasının anası Fransa kralının avreti idi. Cem Şâh'ı ana teslim edüp cümle tevabi‘iyle Cem Şah'a bir sarây-ı âlî ihsân edüp başka bir hükûmet yer verüp sayd [u] şikârda pâdişâhâne zevk [u] safâlar edüp şeb [u] rûz huzûrunda on sekiz ban oğlu ban el kavşırup çâker bendesi gibi hizmetinde olurlardı. Âhir bu ahvâl Cem Şâh karındaşı Sultân Bâyezîd'e mün‘akis olup bir nâme ile Fransa kralından Cem Şâh'ın kayd-bend ile der-i devlete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş etdirüp Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘şın Bursa'da Koca Murâd-ı Sânî cenbinde başka bir kubbe içinde âsûdedir. Muhallefâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine câm kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa‘dîsi'ni siyâha boyayup Arapça âyetin ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. Hemân tûtî-i gûyâ zebâna gelüp "Pâdişâh sağ olsun, efendim gitdiğine siyâh mâtem donu giydim" der. Ammâ Fransalar zu‘mınca 237a "Zehirli ustura ile Cem Şâh'a müşâbih bir asfaru'l-levn bir âdemi tırâş edüp reng-i rû-yı pecmürde ve kendi dahi mürde olup "Na‘ş-ı Cem'dir" deyü Bâyezîd Hân'a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli herîfi yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız evlâdı olan Cem'i vermeyüp ba‘dehû taşra Fransa vilâyetine Cem'i kral eyledik. Hâlâ krallarımız Cem Şâh neslindendir. Anınçün Cem tarafından ve vâlide tarafından Fransa'nın Âl-i Osmân'a karâbeti vardır" derler. Ammâ hâsıl-ı kelâm ve'l-meâl bu hakîr yetmiş dört târîhinde Alman diyârında Beç ve Pırak ve Loncat nâm şehr-i azîmleri seyâhat ederken niçe âlûfte ricâl bıtrîkler ile ülfet edüp Cem Şâh ahvâlin söylediğimizde Cem Şah'ın vâlidesin Ebü'l-feth İslâmbol'u feth ederken Sarâyburnu'nda niçe alup Bâyezîd ve Cem Şâh ol kızdan olup Cem Şah'ın Mısır'a ve Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de ve İşpaniye ve Fransa'da seyâhat edüp dış Fransa kralı olduğun bir bir tevârihlerinde tilâvet etdiler. Târîh-i fevt-i Cem Şâh ibn Ebü'l-feth.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236b–237a ·
metinde göster ·
… tazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir
câm
çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında …
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
… Alî içün olsun birâderime bir dâ’ire getir" dedikde ol ân bir Hind pususkârîsi
câm
pullu bir dâ’ire getirüp Yâr-ı Alî destinden destime alınca tarz-ı Rûm üzre mak …
mazmûnunca mest [u] harâb iken Hoca Nağdî bu ebyâtı terennüm etdi. Gördüm ki Hân bir dahi hakîre ibrâm-ı tâm eder. Hemân hakîr bildim ki meclis emânındır, ol dem hakîr eyitdim: "Hânım! Siz bâde-i nâb nûş edersiz kim bir keyfiyyet ü germiyyet hâsıl idesiz. Ammâ keyf-i Hudâyî gerekdir. Bana bir dâ’ire getirsinler. Tâ ki hânım keyf-i Hudâyîyi müşâhede ide" dediğimde "Hey Yâr Alî! Aşk-ı Alî içün olsun birâderime bir dâ’ire getir" dedikde ol ân bir Hind pususkârîsi câm pullu bir dâ’ire getirüp Yâr-ı Alî destinden destime alınca tarz-ı Rûm üzre makâm-ı segâhda taksîm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… z-mânde olmuşlardır. Ve bunda olan ibret-nümâ-yı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn
câm
, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti nûr …
Evvelâ şehrin derûnunda cemâ‘at-ı kesîreden ârâm bulunmaz bir mesîregâh, ma‘bedgâh [ve] teferrücgâhdır. Ve taşra haremli fıskiye ve havz-ı şadırvânlı niçe yüz çınar ve serv-i ar‘ar ve kestâne ve şecere-i tayyibeler ile sâyedâr olmuş bir harem-i muhteremdir kim cemî‘i âyende vü revendegân ve cemâ‘at-ı müslimân anda tâ‘at-ı Sübhân edüp hamd-i Yezdân ederler. Sayf [u] şitâda bu harem içre aslâ şems-i âteş-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Bu harem-i azîmin cânib-i erba‘ası yan soffalar ve hücreler ve soffalar üzre amûd-ı mûmiyânlar ve dahi fevkında kâse-i nilgûn-vâr kıbâb-ı ser-nigûnların her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Ve derûn-ı câmi‘ eyle müzeyyen ü musanna‘dır kim diyâr-ı Âl-i Osmân'da buna mânend bir vüzerâ câmi‘i yokdur. Meğer İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'de Zâl Paşa câmi‘i ve Silivrikapusunun iç yüzünde Süleymân Hân'ın Tavâşî İbrâhîm Paşa câmi‘i ola. Ammâ bu Burgaz câmi‘i anlardan musanna‘ ve şîrîn-kâr câmi‘-i pür-envârdır. Kubbe-i âlîsi eflâke ser çekmiş kubbe-i nüh-tâkdır. Kıble tarafında bir nîm kubbe-i eflâkdir. Kubbe-i kebîrinin etrâfında kanâdiller çerâğân edecek tabakalar ile ârâste ve mü’ezzinân mahâfili ve maksûreler ile pîrâste olmuşdur. Ve minber [ü] mihrâbının ve cânib-i erba‘asında olan revzenlerinin midhatinde meddâhân-ı Rûm âciz-mânde olmuşlardır. Ve bunda olan ibret-nümâ-yı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn câm, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti nûrun alâ nûr tilâvet olunur. Zîrâ bu câmi‘in etrâf-ı cevânibinde ibret-nümâ kelâm-ı şerîfler var kim her biri Yâkût-ı Musta‘sımî ve Abbâs-ı Mürsî ve Şeyh Bâyezîdî ve Abdullah Kırımî ve Ahmed Karahisârî ve Hasan Çelebi ve Dede Mehemmed Çelebi Kelâm-ı izzetleri var kim İslâmbol'da Sultân Ahmed câmi‘i'nde yokdur. Meğer Medîne-i Ravza-i Mutahhara'da ola. Ve hoş-âvâz hamele-i Kur’ân, e’imme-i hutebâsı ve mü’ezzinânları var kim gûyâ her biri birer yegâne-i asrdır. Bu câmi‘in bir tabaka-i mevzûn minâresi var kim sihr-i helâldir. {Süleymân Hân câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân binâ edüp ol} Üstâd-ı bennâ yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Kıble kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107b ·
metinde göster ·
Ve câmi‘-i Selîmiyye'nin çâr-kûşe dîvârlarında cümle iki yüz elli aded
câm
billûr ve necef ve morandır. Şems-i âlem-tâbın şu‘lesi bu câmi‘lere aks urdukda …
Ve câmi‘-i Selîmiyye'nin çâr-kûşe dîvârlarında cümle iki yüz elli aded câm billûr ve necef ve morandır. Şems-i âlem-tâbın şu‘lesi bu câmi‘lere aks urdukda derûn-ı câmi‘ nûr iken nûr-ender-nûr olur. Anınçün ba‘zı revzenleri üzre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155a ·
metinde göster ·
… dır ve şâh destinden dolu nûş etmiş dizçöken tülüngîleri vardır. Ve şâh elinden
câm
ile çakır çekmişler ve şarâb-ı nâb içmişler nöker-i Mâzenderânîler var kim tüfe …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim sene 694 târîhinde Mehemmed Şâm-ı Gazan asrında şâhbender-i Tebrîz olan Alî Bâkî bu kal‘ayı binâ edüp Alî Bâkî'den galat kavm-i Moğol ve kavm-i Ekrâd Albak derler. Niçe mülûka intikâl etmiş bir gurâbhâne-i harâbdır kim kal‘ası âlî bakdır. Hâlâ Van [u] Azerbaycân ve Rûmiyye [vü] Ucân şehirlerinin tâ vasatında bir zeyl-i kûhda şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır. İçinde yasavul ağası ve dizçöken ağası vardır ve şâh destinden dolu nûş etmiş dizçöken tülüngîleri vardır. Ve şâh elinden câm ile çakır çekmişler ve şarâb-ı nâb içmişler nöker-i Mâzenderânîler var kim tüfeng-i pür-reng ile pire[y]i ururlar. Bâğı ve bâğçesi çokdur. Hatta fâtih-i Revân Gâzî Murâd Hân feth-i Revân'dan avdet etdikde bu Albak eline konup şehri tehî bulduklarında harâb u yebâb etmeyüp ubûr eder. Hâlâ otağı yerinde bir mesîregâh çemenzâr yerde soffaları vardır. Ol mahall-i mübârekde her hafta ahâlî-i kend cem‘ olup bâzâr-ı âlî olur. Kal‘adan taşra câmi‘i ve hânı ve hammâmı ve kifâyet mikdârı dükkânı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 288b ·
metinde göster ·
Bu hânlardan mâ‘adâ yetmiş aded şâh ma‘lûmu Şâh Safî destinden
câm
çekmiş ve câm içmiş sultânlar var idi. Evvelâ cümleden Eşbeh Sultânı Cenâb Sult …
Bu hânlardan mâ‘adâ yetmiş aded şâh ma‘lûmu Şâh Safî destinden câm çekmiş ve câm içmiş sultânlar var idi. Evvelâ cümleden Eşbeh Sultânı Cenâb Sultân ve Rızâ Sultân ve Hânepây Sultân ve Kulı Hân Sultân ve Şâh Sevdi Sultân ve Abdâl Hân Sultân ve Bayat Sultân ve Seyfi Sultân ve Çâker Sultân müte‘addidi bunlardır. Şeyhülislâmı ve nakîb-i şürefâsı ve dizçöken ağası ve daroğası ve kelenteri ve ihtimâ-devlesi ve yasavul ağası ve korucubaşısı ve münşî ve'l-hâsıl bu muhâsarada yüz doksan deyenek sâhibi hâkim {var idi}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 336b ·
metinde göster ·
Bu hânlardan mâ‘adâ yetmiş aded şâh ma‘lûmu Şâh Safî destinden câm çekmiş ve
câm
içmiş sultânlar var idi. Evvelâ cümleden Eşbeh Sultânı Cenâb Sultân ve Rızâ Sul …
Bu hânlardan mâ‘adâ yetmiş aded şâh ma‘lûmu Şâh Safî destinden câm çekmiş ve câm içmiş sultânlar var idi. Evvelâ cümleden Eşbeh Sultânı Cenâb Sultân ve Rızâ Sultân ve Hânepây Sultân ve Kulı Hân Sultân ve Şâh Sevdi Sultân ve Abdâl Hân Sultân ve Bayat Sultân ve Seyfi Sultân ve Çâker Sultân müte‘addidi bunlardır. Şeyhülislâmı ve nakîb-i şürefâsı ve dizçöken ağası ve daroğası ve kelenteri ve ihtimâ-devlesi ve yasavul ağası ve korucubaşısı ve münşî ve'l-hâsıl bu muhâsarada yüz doksan deyenek sâhibi hâkim {var idi}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 336b ·
metinde göster ·
tasları diyâr-ı Lahor'da yapılmaz. Gûyâ altun gibi mücellâdır. Ve kalemkârî bas …
Der-beyân-ı memdûhât-ı kâr-ı ahâlî-i şehr-i Tokat: Evvelâ beyâz pembe bezi ve câm tasları diyâr-ı Lahor'da yapılmaz. Gûyâ altun gibi mücellâdır. Ve kalemkârî basma yorgan yüzleri ve münakkaş perdeleri ve kazancı kârından suhûn ve tancereleri Kastamonu ve Belgrad ve Bosna'da işlemek ihtimâli yokdur, zîrâ cümle âvânîsi kalemkâr işi savatlıdır. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 24a ·
metinde göster ·
… ecâviz sihr-i i‘câz sâfî mücevher fağfûrîler içre gûnâ-gûn tebellür ve altun ve
câm
sürâhîler ile lâle-i hamrâdan nişân verir hamrlar ve yemîn ü yesâr-ı kralda yüz …
Hattâ krallara mahsûs olan sarây-ı âlî mukâbelesinde olan kenîse-i âlînin içinde niçe yüz kralların lâşe-i murdârların gâzîler bulup biri gâyetü'l-gâye zî-kıymet cevâhirler ile bir taht-ı sîmîn üzre karâr-dâde olup hükm-i hükûmât eder şeklinde, başında zî-kıymet mücevher tâc ve sorguc-ı Menûçehrî ile çehre-i murdârın evkâr evkâr edüp girân-bahâ lipâçe-i harîrler eğninde ve tığ ve kemer-i samsam belinde ve mücevher asâsı elinde ve cânib-i erba‘ası zer-ender-zer mücevher ve münakkaş girde-bâlişlere yaslanup huzûrunda bir meclis bezenilmiş kim iki yüzden mütecâviz sihr-i i‘câz sâfî mücevher fağfûrîler içre gûnâ-gûn tebellür ve altun ve câm sürâhîler ile lâle-i hamrâdan nişân verir hamrlar ve yemîn ü yesâr-ı kralda yüz kîse mümessek meskûk dinar-ı Ferdinarlar bulundukda ol hayâtı ve memâtı murdâr olan ol kral-ı dâllin na‘şe-i murdârı üzre bu kadar mâlı guzât-ı müslimîn görünce el-azametullâh bu kadar gâzîler yağmâ ederken birbirlerine girüp kılıç çeküp yetmiş aded yiğit bu deyr içre birbirlerinden şehd-i şehâdeti nûş edüp serhoş-ı dâr-ı bâkî oldular. Sonra varanlar bir şey bulmadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 6b ·
metinde göster ·
… nda niçe yüz pençe-i âfitâb kralzâdeler ve kapudanzâde ve irşek ve birovzâdeler
câm
ve billûr ve necef ve moran ve fağfûrî kâseler ile niçe yüz mûğpîçe nâ-resîde d …
Cümle ni‘met-i Hudâ'nın râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Hattâ cümle sipov ekmeklerde ve yağlı poğaça ve çöreklerde ve böreklerde bile hoş kokulu gülâb ve zârbaye(?) ve karanfil ve darçın suyuyla yoğrulmuş beyâz ekmekler idi ve paşaların summâtında niçe yüz pençe-i âfitâb kralzâdeler ve kapudanzâde ve irşek ve birovzâdeler câm ve billûr ve necef ve moran ve fağfûrî kâseler ile niçe yüz mûğpîçe nâ-resîde dilberânlar kâküllerin perîşân edüp vüzerâya hidmet ederlerdi, ammâ ol gün Çavuşzâde Mehemmed Paşa bu dilberân seyrinde vâlih [ü] hayrân kalup ac u zâc kaldı, lâkin niçe dilberân-ı muğân destlerinden gûnâ-gûn eşribe-i mümessekler alup nûş edüp ta‘aşşukun teskîn ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18b ·
metinde göster ·
"Fin son derbares cuder gebbet ‘alerheyligesten den kapuçinar Marya Kot" deyüp savt-ı bülend ile niçe bin ruhbân bu âyetleri okuyup niçe yüz yerden yine rehâvî makâmlarında erganon ve torompete ve luturyanî boruların çalup ve ba‘zı papaslar câm câm niçe küffârlara şarâblar bezl ederek giderlerdi, ammâ gûyâ karıncaya binmişlerdi, tâ ki meydân-ı savaş-ı perhâşda durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 19b ·
metinde göster ·
"Fin son derbares cuder gebbet ‘alerheyligesten den kapuçinar Marya Kot" deyüp savt-ı bülend ile niçe bin ruhbân bu âyetleri okuyup niçe yüz yerden yine rehâvî makâmlarında erganon ve torompete ve luturyanî boruların çalup ve ba‘zı papaslar câm câm niçe küffârlara şarâblar bezl ederek giderlerdi, ammâ gûyâ karıncaya binmişlerdi, tâ ki meydân-ı savaş-ı perhâşda durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 19b ·
metinde göster ·
… enfezleri var, hammâmın altına sobalardan alev gidüp hamma ıssı olur. Ve mezkûr
câm
sobalar üzre iri iri kırmızı akîk-misâl taşlar vardır. Kaçan kim hammâm pek ıss …
Ammâ germiyyet-i harâretini üstâd-ı selef eyle eylemiş kim bu hammâmların içinde dörd köşesinde dörd aded kubbe gibi câmlardan mebnî sobalar vardır, içinde alev ber-alev yanan âteşleri hammâm içinde yaykananlar görürler, anların altlarında menfezleri var, hammâmın altına sobalardan alev gidüp hamma ıssı olur. Ve mezkûr câm sobalar üzre iri iri kırmızı akîk-misâl taşlar vardır. Kaçan kim hammâm pek ıssı olsa bu kırmızı taşların birezin hammâmcılar demir kürekler ile kaldırup bir köşeye korlar, hemân hammâm sovuk olur. Eğer yine demir küreklerle ol taşları sobalar üzre korsa hammâm yine ıssı olur. Ve soba kazanları hammâm içinde mefret bakır kazganlardır kim çeşmeleri vardır. Hemân kuyulardan suyu çeküp kazganlara dökerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
ve billûr ve necef ü moranlar ve telakdan(?) câmlı pençereleri var. Ammâ sekizi …
Ve her kâ‘ada niçe yüz revzenler ve cümlesi câm ve billûr ve necef ü moranlar ve telakdan(?) câmlı pençereleri var. Ammâ sekizinci dîvânhâne bizzât çâsâra mahsûs üç yüz altmış aded zer-ender-zer ile mebnî kârgîr binâ dîvânhâne-i azîme cümlemiz çıkup paşa bir taht-ı âlîde karâr etdikde paşa mataracıbaşı ile hakîri içeri kralın küçük dîvânhânesine gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
… işdir. Bu câmi‘in tûlu ve arzı yüzer ayakdır. Ve cânib-i erba‘asında revzenleri
câm
billûr ve necef ve morandır.
Cümle kubâbları rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr bir mürtefi‘ hevâdâr yerde câmi‘-i ma‘mûr Arslan Paşa'dır. Bu kal‘anın şimâl tarafında kûh-ı Bîsütûn-misâl bir kaya üzre cümle şehre ve cemî‘i nevâhîlere havâle bir câmi‘-i dilküşâ-yı rûşendir kim mâ-fevkinde bir şehirde böyle bir ma‘bedgâh yokdur. Çâr dîvâr üzre kubbe-i nüh-tâkı evce ser çekmişdir. Bu câmi‘in tûlu ve arzı yüzer ayakdır. Ve cânib-i erba‘asında revzenleri câm billûr ve necef ve morandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 347a ·
metinde göster ·
… îsinde üç yüz aded necef ve billûr ve moran ve talk câmlar ile müzeyyendir. Her
câm
şem‘dân sofrası cirmindedir kim Vâlide merhûme an-kasdın Venedik moranından get …
Ve bu şehr-i İremde cümle (---) hammâmdır. Evvelâ Karaköy hammâmı ve Çaybaşı hammâmı ve Tahtalkal‘a hammâmı. Ammâ cümle âb [u] hevâsı ve binâsı ve huddâmları ve esbâbları pâk ü latîf ferah-fezâ ve müferrih dilküşâ hammâm-ı zîbâ ve binâ-yı ra‘nâ Sultân hammâmıdır kim vâcibü's-seyr bir câmekâne ve bir orta soffaya mâlikdir kim misli meğer İslâmbol'da Ebü'l-feth'in Çukur hammâmı ola. Ammâ bu hammâm sekiz tâk-ı kisrâ-misâl üzre bu kubbe-i nîlgûn tâs-ı sernigûn kâse-i eflâke mânend bir kubbe-i demâvenddir. Ve üstâd mühendislerin nakli üzre bu câmekân kubbesi mahmiyye-i Y 37b Kostantiniyye'de Selîm Hân-ı Evvel câmi‘inin kubbesi cirmindedir, derler. Ve sekiz aded kemerlerin mâbeyninde birer soffa ve her soffa üzre ikişer lüleli ikişer kurnalar vardır. Ve çâr-kûşesinde dörd halvet-i rûşeni var. Ve eyle beyâz mermer-i hâmlar ile mefrûş olmuşdur [ki] âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve kubbesinin ortasındaki soffa-i ruhâm bir hırmen cirminde bir seyr [ü] temâşâ edecek münakkaş soffadır. Ve bir şâzrevânı kubbeye pertâb edüp revân olmadadır. Ve kubbe-i âlîsinde üç yüz aded necef ve billûr ve moran ve talk câmlar ile müzeyyendir. Her câm şem‘dân sofrası cirmindedir kim Vâlide merhûme an-kasdın Venedik moranından getirdmişdir. Nazîri temâşâ etdiğimiz diyâr hammâmlarının birinde yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y37a–Y37b ·
metinde göster ·
… n musanna‘lığına göre Süleymân Hân mu‘allimlerinden câmcı Serhoş İbro nam üstâd
câm
inşâ etmek semtinde mâhir olmağile câm-ı Cem'den cem âyînin görüp bu câmi‘-i şe …
Ve bu mihrâb u minberin ve kubbe-i pür-envârın musanna‘lığına göre Süleymân Hân mu‘allimlerinden câmcı Serhoş İbro nam üstâd câm inşâ etmek semtinde mâhir olmağile câm-ı Cem'den cem âyînin görüp bu câmi‘-i şerîfin mihrâbı üzre on iki câm-ı gûnâ-gûn ve hurde nakş-ı bûkalemûn sihr-i i‘câz etmiş kim şems-i âteştâb ebr içinden pertâb edüp ziyâsı zemîni münever etdükde bu mezkûr câmlara ziyâsı mün‘akis oldukda câmi‘-i nûr iken nûrun alâ-nûr olup cümle cemâ‘at-i kesîrenin çeşmleri münevver olup huşû‘ [u] hulû‘ ile ibâdet ederler. Bu vasf olunan on iki câmlardan mâ‘adâ cümle necef ve billûr ve moran nakş-ı cihân yüz beş câm-ı morandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y211a ·
metinde göster ·
Sultân Aybeğ et-Türkmânî oldur kim hâlâ Ka‘be-i şerîfin siyâh harîr kisvesini vakf eden şecerüddür nâm hâtûnun ehlidir. Bir kerre şecerüddür Hâtûn pâdişâh yerine geçüp melike oldu. Azîmü'ş-şân melike idi. Hikmet-i Hudâ yerine Aybeğ et-Türkmânî ehli gulû-yı âm ile halîfe olur. Bir gün şecerüddür Aybeğ et-Türkmânî'ye hâtırmânde olup Aybeğ hammâmda gusül ederken şecerüddür fursat ganîmetdir, deyüp câriyelere emr edüp Aybeğ'i hammâmda gâfil bulup câriyeler Aybeğ'e kılıç üşürüp birkaç yerden mecrûh ederlerken şecerüddür meğer gâyetü'l-gâye mülahhama ve müşahhama hâtûn-ı muhibb-i hûn idi, hammâmın kubbesi üzre câm deliğinden Aybeğ'in ceng [ü] cidâlin temâşâ ederken meğer koca Aybeğ et-Türkmânî cür’et sâhibi imiş, hemân câriyenin birinin elinden uryân kılıcı alup uryân Türkmân dalyarak olup hammâmda câriyelere yarak ururken şecerüddür görse kim Aybeğ yaraklanup câriyelere yarak urmada kudurup halâs oluyor, hemân şecerüddür cân havli ile hammâm kubbesi üzre firâr edem, derken ol mülahham u mücesseme hâtûn hammâm kubbesiyle bile aşağı çöküp hikmet-i Hudâ Aybeğ et-Türkmânî önüne düşüp mecrûh olur. Derhâl Aybeğ şecerüddürr'ü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y265b ·
metinde göster ·
Ve gümüş ma‘deni ve bakır ve demir ve kurşum ve neft ü katrân ve gubâr-ı
câm
billûr ve alçı taşı ve sürh ve kilermeninin nazîfi ve kükürdün dâne dâne latîfi …
Ve gümüş ma‘deni ve bakır ve demir ve kurşum ve neft ü katrân ve gubâr-ı câm billûr ve alçı taşı ve sürh ve kilermeninin nazîfi ve kükürdün dâne dâne latîfi bir diyârda yokdur. Bunun emsâli niçe ma‘âdinler ve mutalsamâtlı defâyin künûzlar vardır kim cümle râyegândır. Ammâ bir alay oğuz ve uğursuz tâ’ife içinde olmak ile istihrâcına kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y414a ·
metinde göster ·