Âhir-i kâr "Bu kadar leşleri her gün arabalarla bir yerden bir yere nakl etmek ne belâdır" deyüp katle müstehak olan kimesnelerin her gün otakda kösler önünde kırk ellisin kesdiklerinden mâ‘adâsın fermân-ı pâdişâhîyle yetmişer, seksener ve yüzer aded âdemleri cümle huzûrunda söyledüp aslâ birin âzâd etmeyüp, işâret etdikde cellâdlar benî Âdem'i koyun sürüsü gibi ayaklarıyla sürü sürü sürüyerek, kimisi ağlaşarak, kimisi çağırarak cellâdlar Kavak iskelesine götürüp cümlesin sâhil-i deryâda ale't-tertîb dizüp cümlesin uryân edüp kimi hay ve kimi vay ve kimi kelime-i şahâdet getirüp, kimi "Vay anacığım", kimi "Vay babacığım" ve kimi "Vay oğulcuğum" deyü feryâd ü nâlân ederlerken cellâdlar iki başdan başlayup şak şak kılıç urarak çalarak kırarak iskele-i Kavak şecereleri şecere-i Vakvâk altı gibi cesed-i insân ile zeyn olup hûn-ı insân deryâya nehr-i Revân gibi cereyân ve revân ederdi, ammâ ne cür’etdir kim bu mahalde bir yiğit hemân ayağa kalkup eli duşakda kadanmış iken seğirdüp cellâdın birine bir depme niçe urduysa cellâdın bağırsakları taşra çıkup ayaklarına dolaşınca hemân ol yiğit gayrı cellâdlara hücûm etdi, ammâ ne çâre el kelepçede bağlı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
Ve bu iç kal‘anın iki kapusu arasında çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir bir zindânı var kim el-iyâzu billâh cümle mücrimleri ve cümle kanlıları ve cümle şehir a‘yânlarının üsârâların bunda haps ederler. Her sabâh yine lâzım olan üsârâları ve salb u katl olunacak kâtil ve harâmîleri kemend ve dollâblar ile sicinden çeküp esîrleri sâhiblerine ve kâtilleri cellâdlara teslîm edüp cellâdlar da kâtilleri teslîm-i rûh etdirirler. Cemî‘i serhadlerin sicinlerinde Budin sicni gibi amîk ve muzlim ve seccânları gibi zâlim ve gaddâr ve bî-rahm ve bî-amân kâtı‘u'r-rahm zindânbânlar yokdur. Ve cümle paşa cellâdları da bunda sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·