… havf u haşyetlerinden sûret-i salâhda görünüp kimi sûhte ve kimi ummâl ve kimi
cemmâl [u]
{hammâl} ve kimi Üsküdarî Mahmûd Efendi mürîdi ve kimi celâ-yı vatan edüp kimi …
Cümle eşkıyâ havf u haşyetlerinden sûret-i salâhda görünüp kimi sûhte ve kimi ummâl ve kimi cemmâl [u]{hammâl} ve kimi Üsküdarî Mahmûd Efendi mürîdi ve kimi celâ-yı vatan edüp kimi hâb-ı Ashâb-ı Kehf'e varup münzevî oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63b ·
metinde göster ·
Cem-meşreb bir halîm, selîm, pâdişâh-ı kerîm idi. Hikmet-i Hudâ pederi Süleymân …
Andan İslâmbol'a gelirken Edirne tahtına uğrayup anda bir câmi‘ binâsına mübâşeret edüp İslâmbol'da müstakil pâdişâh olup etrâf-ı memâlik-i mahrûsalara serdâr-ı mu‘azzamlar salup berren ve bahren cezîre-i Kıbrıs'ı kuşadup feth edüp ve niçe kılâ‘lar feth etdüği bâlâda cümle evsâfları ile mastûrdur. Ve müddet-i devletleri serî‘ü'z-zevâl olmağile cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve meşâyihân ve şâ‘irân cümle pederleri zamânında olanlardır, tekrâr tahrîre ihtiyâc yokdur. Ayş [u] nûşa mâ’il Cem-cenâb [u] Cem-meşreb bir halîm, selîm, pâdişâh-ı kerîm idi. Hikmet-i Hudâ pederi Süleymân ve dedesi Selîm ve kendi Selîm idi. Süleymân Hân bu iki Selîm mâbeyninde vâkı‘ olup {Süleymân-ı zamân olmuşdu}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 103a ·
metinde göster ·
… kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah
cemâdât [u]
haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi …
Ammâ beyne'l-halk gaddâr derlerdi kim paşa mağrûr u müdemmağ ve hod-bîn u hod-pesend ve gazûbdur deyü dahl [u] ta‘arruz ederlerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu cihetden yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah cemâdât [u] haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi" deyü efvâh-ı nâsda dehhâl u ta‘ân âdemler bu gûne güft u gû ederlerdi. Ammâ Paşa-yı zî-şân halkın anladığı gibi değil idi. Halvethânesinde akrâniyle ve musâhib nedîmleriyle ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile pâ-bürehne ve ser-bürehne olup gürzbâz ve matrakbâz ve şemşîrbâzlık edüp gûnâ-gûn silâhşorluklar ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve pây-i tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında bu gûne şûh-şengüllük ederlerdi. Ammâ dîvân-ı pâdişâhîde ırz-ı vüzerâyı edâ edüp herkese rîş-hand etmeyüp her âdemin isti‘dâdına göre ri‘âyet edüp hükm-i hükûmât mahallinde mahalle münâsib halka kâh rıfk ile ve kâh mudârâ ile kâh kec-nigâh etme ve atma ve dutma ve asma ve basma ve urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin zehresi çâk ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederdi. Bir da‘vâyı aslâ süründürmezdi ve şâhid-i zor ile da‘vâ edeni sevindirmezdi ve da‘vâ-yı bâtılı kavl-i za‘îf ile hükm edüp mazlûmları yerindirmezdi. Zîra ilm u fazîletde deryâ-yı amîk idi. İlm-i ferâ’izde ve ilm-i fıkhda bin altmış aded mesâ’il-i şer’iyye ve Kudûrî ve Mültekâü'l-ebhûr hıfzında idi. Ve niçe ulûmlar dahi hâtır [u] yâddaşı idi. Ve akrân [u] emsâliyle dâ’ima hüsn-i zindegânî ederdi. Ammâ evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve haddinden tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana haddin bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf olan âdemi rüsvây-ı âm edüp mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b ·
metinde göster ·
… r kim bunlar bir alay çakkal u bakkal ve muhtekir sarraç ve gazzâz ve bezzâz ve
cemmâl u
hammâl kavimlerdir. Bunlar ölüm erleri değillerdir. Her biri İsmihân ü Ümmühân …
Bu hâlde iken paşa buyurdular kim "Ayâ bizden bir âkıl u hamûl u halûk kimesne kim var kim bu tâ’ife-i mütemerridîn huzûrumuzda sizden râzı olduk, deyü tesellî-i hâtırla gitdiler. Ayâ aslı ne ola, bundan kim haber getirebilir" dedikde cânib-i erba‘asına bir hayli nigerân edüp aslâ bir merd-i meydân gelüp, sultânım fermânınız olursa ben giderim, demediler. Hemân Kudde Mehemmed Kethüdâ eydür "Sultânım, bu eşirrâ-yı ecnâs def‘ine çâre budur kim bunlar bir alay çakkal u bakkal ve muhtekir sarraç ve gazzâz ve bezzâz ve cemmâl u hammâl kavimlerdir. Bunlar ölüm erleri değillerdir. Her biri İsmihân ü Ümmühân ve Gülistân u Bostân ve Râbi‘a vü Fâtıma'sından geçmezler. Bu bizim sarâyda hâlâ bin yedi yüz harc alır ağavât ve karakollukçu vardır ve karşu hânımızda Daşnık Mirza ve Hanifi Halîfe cengin görmüş ve Diyârbekir'de Sincâr dağında Saçlı Kürdü kırdığımız cengleri görmüş üç bin ceng eri 103a Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ve Arnavud yiğitlerimiz var. Ve yüz elli baltacı tüfeng-endâz var ve kâmil câna başa kalmaz dörd yüz iç ağaları var. Cümle altı bin aded asker olur. İbtidâ tenbîh edelim. Ayasofya kapusun sedd etsinler. Andan bostâncıbaşıya haber edelim, Servikapusu içre bostâncılar silâhlarıyla hâzır-bâş olsunlar. Hemân biz sarây kapusun açup üç bin atlı ve piyâde Bâb-ı hümâyûna doğru üç bin yiğit dahi Cebehâne yoluna çıkup bu halkın ardın alup Ayasofya kapusu kapanmış üç askerin ortasında kalan bakkâl ve çakkal gidilerini ortaya alup eyle kılıç uralım kim Tabanıyassı Mehemmed Paşa Haleb'de askere urmamış ola. Bu tarafa kaçanları muhzır ağa yoldaşları ve hânda olan âdemlerimiz kurşuma dutsunlar. Bir zamân dâsitân-ı dûstân söylene. Hemân sultânım, cümle tevâbi‘ât [u] levâhıkâta cebehâne verelim. Cebel-i Sincâr'dan ganâyim aldığımız bin mikdârı mükemmel tüfengimiz vardır. Ve tîr [ü] kemân hadden efzûndur" deyü bu gûne cenge tergîb edecek yollar gösterüp herkes cenge âmâde iken ayâ görelim dahi ne zuhûr eder, deyü müterakkıb iken Koskafurûnlu Muhzır Ağa tebdîl-i câme olup aşağı baltacıların Harem kapusundan taşra firâr etdiği haberi paşaya gelüp paşa hayli müte’ellim olup bed-du‘â edüp "iflâh olmasın" buyurdular. Yine Bâb-ı hümâyûn önünde dahi ziyâde sadâ-yı Allah Allah evce peyveste oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102b–103a ·
metinde göster ·
… . Sûre Arapça der. Cemî‘i zîrûh olan mahlûk-ı Hudâ'ya ve ahcâr u eşcârât [ve]
cemâdât [u]
türâba hayât veren enhâr-ı azîmlerdir.
Evvelâ Bismillah ile bed‘ edelim. Bu nehr-i azîmler Cenâb-ı İzzet'in cemâl-i bâ-kemâlin görüp cerayân etmişdir. Ukalâ-yı dûrbîn ve hukemâ-yı hayret-karîn olanların müttefekun-aleyh oldukları budur kim; bu rûy-ı arzda cereyân eden enhâr-ı azîmeler hakkında İbn Abbâs'dan Urefî rivâyet eder kim, vech-i arzda cümle uyûn-ı sağîr ü kebîr beden-i insânda cemî‘i damarlar niçe ise yire yüz bin hayât veren damarları cümle sulardır, demişler. Sûre Arapça der. Cemî‘i zîrûh olan mahlûk-ı Hudâ'ya ve ahcâr u eşcârât [ve] cemâdât [u] türâba hayât veren enhâr-ı azîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114b ·
metinde göster ·
… topçuyâna beş kîse bezl edüp sarâyında âsûde oldu. Böyle bir alay-ı ibret-nümâ
Cemşîd u
Ferîdûn [u] Dahhâk-i Mârî'den berü olmamışdır. Gerçi bu alay ile İpşir‘i hânesi …
Ammâ biz nâ-tamâm tahrîr etdik. Eğer bu alay manzûrumuz olduğumuz üzre kânûn-ı Âl-i Osmânî teşrifâtı üzre tahrîr eylesek bir tomar-ı dırâz olur. Hulâsa-i kelâm bu alay-ı azîm vakt-i çâştda Edirnekapusu'ndan girüp vakt-i asrdan bir sâ‘at sonra gücile tamâm olup İpşir Paşa alayın temâşâ etmeğe on guruşa dükkân icâr olundu. Ba‘dehû İpşir Paşa sarâyına dâhil olup kurbânlar zebh 181a olup hâne-i bî-minnetine dâhil oldukda alay ile kendüyi getiren kırk altı esnâf-ı asâkir-i İslâm'a ihsân [u] in‘âmlar edüp hemân Yeniçeri ocağına kırk kîse ve sipâhiyâna otuz kîse ve topçuyâna beş kîse bezl edüp sarâyında âsûde oldu. Böyle bir alay-ı ibret-nümâ Cemşîd u Ferîdûn [u] Dahhâk-i Mârî'den berü olmamışdır. Gerçi bu alay ile İpşir‘i hânesine du‘â ve senâ ile getirdiler ammâ ba‘zı sâhib-i kalem-i ehl-i nücûm "Nahs sâ‘atde İslâmbol'a dâhil oldu" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 180b–181a ·
metinde göster ·
Cem-haşmet bizzât kendileri bir vilâyetde bir kal‘a Y 213a feth etse ve bir ş …
Bu alay ol alaydır kim pâdişâh-ı Cem-cenâb [u] Cem-haşmet bizzât kendileri bir vilâyetde bir kal‘a Y 213a feth etse ve bir şâhzâde-i cüvân-baht vücûda gelse veyâhûd bir sûr-ı hitân veyâhûd bir sûr-ı zifâf-ı sultân olsa ve Allâhümme âfinâ bir pâdişâh cülûsu olsa Âsitâne-i sa‘âdet tarafından bir hünkâr kapucubaşısı veyâhûd hâsekî ağa veyâhûd bir musâhib-i şehriyârî veyâ emîrâhûr ağa veyâ silâhşor ağalarından biri gelüp Bilbeys'den filân hizmet ile me’mûr olup gelmişiz, deyü gelen ağa paşa kethudâsına haber gönderüp der-akab mu‘tâd üzre paşa kethudâsı dahi matbahı Âdiliyye'ye gönderüp cümle Mısır'ın yedi ocağı askerîsine haber olup ale's-sabâh yine paşa kethudâsı mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre paşa askeri ile pür-silâh olup cümle mehterhâne bile gider, ammâ giderken fasıl olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y212b–Y213a ·
metinde göster ·
… lar, kadîd âdemlerdir. Ammâ gâyet cerî ve şecî‘ ve bahâdırlar. Ve gâyetü'l-gâye
cemmâ‘ u
tammâ‘ kavmdir. Ve hisset ü denâ’etlerinden şeb [ü] rûz cihân gezerler, müft ta …
Ve havâsının letâfeti yüzünden mahbûb u mahbûbesi ol kadar mükahhal merâlî ve gazâlî gözlü esmerü'l-levn ve ahmerü'l-vech gülfem reftâr [u] güftârı latîf ü zarîf mahbûbları olur kim ta‘bîr olunmaz. Hakkâ ki nesl-i Nûh Nebî'dirler. Ammâ libâsları yokdur, Berberî ihrâm ve Berberî peştemâl bürünmüşler, geysûların örmüşler, şiddet-i hârdan gûyâ nâr-ı cahîme girmişler ve yüz yıl durup yanmışlar, kadîd âdemlerdir. Ammâ gâyet cerî ve şecî‘ ve bahâdırlar. Ve gâyetü'l-gâye cemmâ‘ u tammâ‘ kavmdir. Ve hisset ü denâ’etlerinden şeb [ü] rûz cihân gezerler, müft ta‘âm bulurlar ise yerler. Böyle pâ-bürehne ve ser-bürehne kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y405a ·
metinde göster ·
… unur. Anıniçün bu kavm ankâdır. Ve Ümmü'l-Hasan çölünde bî-tâb u bî-mecâl kalan
cemâl u
hussânları ve bagal u hımârları cümle bu şehir halkı varup alurlar, besleyüp yi …
Ve bu şehrin halkı gâyet ankâlardır. Zîrâ âyende vü revendeye niçe kerre yüz bin deve yükü su satarlar. Zîrâ bu şehirden kasaba-i Ümmü'l-Hasan çölünde altı konak yerde lezîz su yokdur. Sahrâ-yı Tîh'in nihâyeti bir rimâlistân ve çöl çölistân ve berr ü beyâbân bî-emân yerdir. Bu Sâlihiyye'den sular ve kirâ ile develeri yükü ile dutup azm-i râh olunur. Anıniçün bu kavm ankâdır. Ve Ümmü'l-Hasan çölünde bî-tâb u bî-mecâl kalan cemâl u hussânları ve bagal u hımârları cümle bu şehir halkı varup alurlar, besleyüp yine huccâca satarlar. Ve fetâları dâ’imâ rehzenlik edüp âdem katl ederler bir alay kuttâ‘u't-tarîk âsîlerdir. Ammâ Cenâb-ı Bârî dahi her Mûsâ'ya bir Fir‘avn ve her Fir‘avna bir Mûsâ halk etdüği gibi bu kavme dahi Cenâb-ı İzzet çöl Urbânın Mûsâ gibi bu fir‘avnîlere musallat etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·