… yedi oda dergâh-ı âlî yeniçeri ağası ve cebeci ağası ve topcu ağası vardır. Her
cihetde
ma‘mûr [u] âbâdân eyâlet-i Çıldırân iken kızılbaş-ı bed-ma‘âş sene (---) târîhi …
Bu nâhiyelerden kadısına beher sene ber-vech-i adâlet yedi kîse olur. Paşasına seksen kîse hâsıl olup (---) subaşılığı vardır. Hâss-ı hümâyûn-ı mîr-i mîrân-ı Çıldır 400.000 ve eyâletinde cümle (---) kazâdır. Dizdârı ve iki bin kul neferâtı ve (---) kal‘a ağalıkları ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçeri ağası ve cebeci ağası ve topcu ağası vardır. Her cihetde ma‘mûr [u] âbâdân eyâlet-i Çıldırân iken kızılbaş-ı bed-ma‘âş sene (---) târîhinde fürce bulup istîlâ eyleyüp ba‘dehû sene 1044 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân'ı dest-i Acem'den zor-ı bâzû ile feth edüp ba‘de'l-feth-i Revân asker-i deryâ-misâl ile Koca Ken‘an Paşa'yı serdâr edüp kal‘a-i Ahıçka'yı dest-i bâzû ile sene 1045 târîhinde feth edüp gereği gibi ta‘mîr u termîm edüp ilâ yevminâ-hâzâ ma‘mûr u âbâdân olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 321b ·
metinde göster ·
… sumâna ser çekmiş ebr-i kebûddan gayrı havâlesiz kılâ‘lardır, amma bu Kemâh her
cihetde
anlardan sarpdır kim vakt-i zuhr olmayınca zirve-i a‘lâsında olan iç kal‘ası eb …
Devlet-i Âl-i Osmân'da yed-i kudret ile binâ olunan kâr-ı Hudâ kal‘aların biri dahi bu Kemah kal‘asıdır. Biri Diyârbekir kurbunda Mârdin kal‘asıdır ve kal‘a-i Van-ı sedd-i îmândır ve kal‘a-i Şebin Karahisâr ve kal‘a-i Mekü ve kal‘a-i Afyonkarahisâr ve kal‘a-i Ermenâk ve kal‘a-i Merakâb ve kal‘a-i Hasan ve kal‘a-i Gereknuh ve diyâr-ı Rûm'da kal‘a-i Menekşe ve kal‘a-i Anapolya ve kal‘a-i Mizistre ve kal‘a-i Gördüs ve cezîre-i Kırım'da kal‘a-i Menküp, bu kal‘alar evc-i âsumâna ser çekmiş ebr-i kebûddan gayrı havâlesiz kılâ‘lardır, amma bu Kemâh her cihetde anlardan sarpdır kim vakt-i zuhr olmayınca zirve-i a‘lâsında olan iç kal‘ası ebr-i nîlgûn içinden nümâyân olmaz. Evc-i âsumâna ser çekmiş bir püşte-i bî-hemtânın zirve-i a‘lâsı üzre iç kal‘ası fevkinde ebr-i say (?) eksik değildir. Ba‘de'l-feth Sultân Süleymân tahrîrinde Erzurûm eyâleti hâkinde Kuruçay Voyvodalığı hükmündedir. Erzurûm paşasının hâssı subaşılığıdır. Ve üç yüz akçe ile ihsân olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b ·
metinde göster ·
… mağa varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her
cihetde
kendümü ma‘sûm-ı pâk bilürüm" deyü Bismillah ile ileri varup bî-bâk ol mâ-i pâk …
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ kayada bir berrâk âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye başladılar. Kimesne cür’et edüp su almağa varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her cihetde kendümü ma‘sûm-ı pâk bilürüm" deyü Bismillah ile ileri varup bî-bâk ol mâ-i pâkden alup nûş etdi. Mü’ezzinzâde Alî Çelebi cür’et edüp eline ağaç keşkülü alup su alam derken hemân su kesilüp cümle yârân şaka ile tebessüm edüp "Bre sen mef‘ûlmüşsün" dediklerinde garîb herîfin rûyunda kan kalmayup dem-beste ve hayrân kaldı. Ey imdi ben aldım, sizler alamazsız, deyü cümle yârân "siz bu arada kala" deyü yemîn billah edüp çeşmeden su almağa başladıklarında Şefî‘î Çelebi'nin birâderi varup ayn-ı cârîye el uzatdığı gibi kesildi. Yine cümle yârân gülüşmeğe başladılar. Andan Şeyhzâde Çelebi'nin Hımhım Mehemmed Çelebisi çeşmeye on adım ba‘îd kaldıkda çeşme kesildi. "Hay bunu çok if‘âl bâbına çekmişler" deyü azîm handeler etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i Edirne-i âbâdân …
Hulâsa-i kelâm her cihetde ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i Edirne-i âbâdândır kim iklîm-i acîbe ve garîbedendir. Âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u nâ-resîde ciğer-köşe sıbyân-ı ebcedhân-ı tıflânları gâyetü'l-gâye tîz-fehm olup necîb ve reşîd ü zekiyyü't-tab‘ püserleri vardır kim niçe kitâb-ı müstetâbları hıfzan tekmîl etmişlerdir. Ammâ zenâneleri gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde sâhib-i ân olup levendâne cünbüş ve harekât-ı sekenâtlarına âdem hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166b ·
metinde göster ·
… viş gören erbâb-ı ma‘ârif vâlih ü hayrân olur. Tâ bu mertebe ehl-i sanâyi‘i her
cihetde
üstâd-ı kâmillerdir.
Ve kazgancıları kezâlik sindânları üzre la‘lgûn bakıra on kişi: "tân tâne tân tâne", deyü sofyâne usûlile çekiç urduklarında Hüseynî sadâsın istimâ‘ eden ve usûlleri reviş gören erbâb-ı ma‘ârif vâlih ü hayrân olur. Tâ bu mertebe ehl-i sanâyi‘i her cihetde üstâd-ı kâmillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
… halk olup geysû-yı müşkbârların çim-çim ve ham-be-ham edüp sarkıddıklarında bir
cihetde
uşşâkı mu’âhaze edüp cânlarına bin cân u dil eyle akıdırlar ammâ yine böyle ike …
Sitâyiş-i tâ’ife-i zenâne-i masdar-ı insân: Ekseriyyâ hâk-i Bağdâd'ın zenâneleri hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde olup kelimâtları cümle mevzûn ve dür-dâne dişleri gûyâ dürr-i meknûn halk olup geysû-yı müşkbârların çim-çim ve ham-be-ham edüp sarkıddıklarında bir cihetde uşşâkı mu’âhaze edüp cânlarına bin cân u dil eyle akıdırlar ammâ yine böyle iken her biri Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde zâhide-i sâhib-cemâle havâtînleri vardır ve niçe bin duhter-i pâkîze-ahterleri ve gâyet perhîzkâr bikr-i nâ-şükûfteleri var kim gûyâ her biri birer dürr-i yektâ-yı nâ-sifte ve birer gonca-i nâ-şüküftelerdir. Pederlerinden gayrı er yüzün ve erkek sözün istimâ‘ etmiş değillerdir. Ve hokka dehen ü la‘l fâm ve sîm-beden ve nâzük endâm olurlar. Ve söze gelseler bedî‘u'l-beyân u fasîhu'l-lisân olurlar. Her birinin cünbüş-i harekâtları ve reftâr u güftârları âdemi hayrân u ser-gerdân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 345b ·
metinde göster ·
… e dişleri dürr-i meknûn ve geysû-yı müşk-i amber sârâların sarkıtdıklarında bir
cihetde
uşşâkı mu‘âheze edüp hallâlarının cânlarına bin cân ü dil ile kendülerine niçe …
Der-sitâyiş-i mahbûbe-i bânûyân-ı nisvân: Ekseriyyâ nisâ makûleleri Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde sâhib-cemâl havâtînleri var, ammâ cemâlleri mestûrelerdir, lâkin hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları cümle mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve geysû-yı müşk-i amber sârâların sarkıtdıklarında bir cihetde uşşâkı mu‘âheze edüp hallâlarının cânlarına bin cân ü dil ile kendülerine niçe dili akıdırlar. Söze gelseler bedî‘ü'l-beyân ve fasîhü'l-lisân hulvü'l-kelâm havâtînleri var ve duhter-i pâkîze-ahterleri gâyetü'l-gâye perhîzkâr bâkire bintânları var kim henüz her biri birer dâne-i dürr-i yetîm-âsâ gonca-femm-i nâ-şüküfte ve birer dürr-i nâ-sufte Meryem-âsâ kızlardır. Eb [ü] cedlerinden mâ‘adâ er yüzün ve merd sözün istimâ‘ etmemişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 130b ·
metinde göster ·
… er yüzlü ve şîrîn sözlü nigâr-pâreleri zen-pâre birâderlerin akılların alup bir
cihetde
uşşâkı mu‘âheze edüp cânlarına bin cân ile kendülere akıdırlar(?) kim, {mısra‘} …
Bu şehir leb-i deryâ-yı körfezde olmağile âb u havâsı sevâhil olup mahbûbu ve mahbûbesi memdûhdur kim ekseri dükkânlarda oturup gizli metâ‘ların fürûht ederken bâzârda görüp temâşâ etdik. Hakkâ ki mahbûb-ı Fireng denildiği kadar var imiş. Maralî ve gazâlî gözlü ve münevver yüzlü ve şîrîn sözlü nigâr-pâreleri zen-pâre birâderlerin akılların alup bir cihetde uşşâkı mu‘âheze edüp cânlarına bin cân ile kendülere akıdırlar(?) kim, {mısra‘}:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149b ·
metinde göster ·
… stâd-ı fağfûr-i çîn-misâl kâse ve kûzeler yaparlar. El-hâsıl bu mesîregâhın her
cihetde
hüsn [ü] letâfeti ve kâr-ı zerâfeti ve niçe bin aded andelîbânların hezâr hezâr …
Âmmeten yetmiş yedi aded yerde lâlezâr ve murgzâr mesîregâhları var, ammâ cümleden kal‘a-i Peçoy ardı şimâlinde bir kûhsâr ve hıyâbân ve gül [ü] gülistân ve dırahtistân ve koyağıstân içre aslâ güneş te’sîr etmez bir sâyedâr zemîn-i çemenzârda dâmen-i kûhdan niçe yüz aded uyûn-ı câriyeler yesârında bîd-i ser-nigûn ve çınar ve ar‘ar ve şimşâd ve uhlamur nâm şecere-i gûnâ-gûnların zıll-ı himâyelerinde niçe yüz mevzi‘e çemenzâr mastaba-i âlîler üzre selsebîl ve havz u şazrevânlar fevvârelerinden pertâb edüp cemî‘i dilberânlar yârân [u] ihvânlarıyla cavk cavk köşe be köşe maksûrelerde ayş [ü] işret edüp cân sohbetleri ederler. Ve cereyân eden uyûnlar üzre kebâb-i dil-âbları şişlerine içleri hoş-bûlu bahâr ile memlû kuzuları sancup dollâblar Mevlevî-vâr deverân ederek kebâb pişüp tenâvül ederler. Böyle bir hıyâbân-ı Acem-misâl bir mesîregâhdır kim ehl-i vasıflar anın midhatinde kâsırlardır ve hâk-i pâki ol kadar latîfdir kim üstâd-ı fağfûr-i çîn-misâl kâse ve kûzeler yaparlar. El-hâsıl bu mesîregâhın her cihetde hüsn [ü] letâfeti ve kâr-ı zerâfeti ve niçe bin aded andelîbânların hezâr hezârân nağamâtı evsâfdan hâric ve beyândan âricdir. Inkırâzu'd-devr mesîregâh-ı sâbite ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69a ·
metinde göster ·
… ta ve dedelerimizden eyle istimâ‘ ederiz kim Allâhu Te‘âlâ evden barkdan ve şeş
cihetde
olmadan bir bî-zevâl lâ-yezâl bî-mekân Allâh'dır bilirdik. Şimdi Allâh'a bir me …
"Yâ Mu‘âz Ka‘betullâh Allâh evidir. Ana ömründe mâlı çok olan bir kerre varmak farzdır, dedin. Bu ne güzel buyurmuş. Hem ziyâret ve hem ticâret ve hem seyâhat olur, ammâ biz ata ve dedelerimizden eyle istimâ‘ ederiz kim Allâhu Te‘âlâ evden barkdan ve şeş cihetde olmadan bir bî-zevâl lâ-yezâl bî-mekân Allâh'dır bilirdik. Şimdi Allâh'a bir mekân mı isbât edersiz? Yâ Allâh evine varan Allâh'ı görür mü, eger görürsem şimdi giderim" dedikde Mu‘âz eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
… erdir. Ve gâyet müdebbir ve mütebassır ve cerî hâkimlerdir. Ve her şeyde ve şeş
cihetde
pâklerdir. Ve Arnavudistân'ın bu kavm-i hasîbü'n-nesîb Kureyşî çelebileridir, a …
Der-tetimme-i şehrengîz-i külliyât: Evvelâ beyne'l-akrân gâyet gayret-keş yarar ve bahâdır ve şecî‘ fetâ gâzîlerdir. Ve gâyet müdebbir ve mütebassır ve cerî hâkimlerdir. Ve her şeyde ve şeş cihetde pâklerdir. Ve Arnavudistân'ın bu kavm-i hasîbü'n-nesîb Kureyşî çelebileridir, ammâ Ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at Hanefiyyü'l-mezhebiz derler ammâ bir alay âlüfte ve âşüftegân erbâb-ı ma‘ârif âdemleri çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 360a ·
metinde göster ·
… . Ne tatvîl-i kelâm edelim Hudâ alîmdir, Anatolu memleketinde memdûh-ı âlem her
cihetde
mevsûf bir hammâm-ı rûşenâdır. Gûyâ Ebû Alî Sînâ'nın ilm-i sîmyâ ile inşâ etdüğ …
Ve cümle bu şehir içre dörd hammâmdır. Ammâ çârsû içinde Yeni Hammâm dörd ayak nerdübân ile câmekânına çıkılır hammâm-ı hoş-hevâdır. Serâpâ kurşum örtülüdür. Ne tatvîl-i kelâm edelim Hudâ alîmdir, Anatolu memleketinde memdûh-ı âlem her cihetde mevsûf bir hammâm-ı rûşenâdır. Gûyâ Ebû Alî Sînâ'nın ilm-i sîmyâ ile inşâ etdüği hammâm-ı Sînâ'dır. Misli meğer Ma‘nisa'da Vâlide hammâmı veyâhûd Marzifon'da Pîr Dede nazargâhı hammâmı ola. Ammâ bunlardan rûşen u rûşenâ hammâm-ı hoş-hevâ ve musanna‘ binâ ve şîrîn ve tâk-ı ra‘nâ bir hammâm-ı hayât-efzâdır. Ve ol kadar âb [u] hevâsı ve huddâmân-ı dilrübâsı latîfdir kim şeb [u] rûz âdem gasl eylese aslâ sudâ‘ isâbet etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y75b ·
metinde göster ·
… zlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve geysû-yı müşkbârların târumâr kılup bir
cihetde
uşşâkı mu’âhaze edüp kendülere akıdırlar. Gâyetü'l-gâye perî-peyker ve melek-ma …
Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ü mahbûbesi nerm [ü] râm olup al tebekânî elması yanaklı ve la‘lgûn kiraz dudaklı hüsn-i cemâlde ve lûtf [ü] i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve maralî ve gazâlî gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve geysû-yı müşkbârların târumâr kılup bir cihetde uşşâkı mu’âhaze edüp kendülere akıdırlar. Gâyetü'l-gâye perî-peyker ve melek-manzar, güler cemâlli garîb-dost âdemleri vardır. Çoğu ehl-i ırz olur bâzergânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y83a ·
metinde göster ·