… et-i benî âdemdir. Kahvehâneleri vesvesehânedir. Ve kahve kavururken yakdıkları
cihetden
Bezzâziyye ve Tatarhâniyye kitâblarında "Küllü alk [muhrak?] harâm bi'l-icmâl" …
Ve eğer kahve derseniz bir bid‘at şeydir ve kâtı‘u'n-nevm ve mâni‘-i züriyyet-i benî âdemdir. Kahvehâneleri vesvesehânedir. Ve kahve kavururken yakdıkları cihetden Bezzâziyye ve Tatarhâniyye kitâblarında "Küllü alk [muhrak?] harâm bi'l-icmâl" demişlerdir. Hakkâ ki yanık ekmek dahi harâmdır. Bahârlı şerbet ve leben-i hâlis ve çay ve bâdyân ve sa‘leb ve pâlûde-i sahan kahvenizden nâfi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165b ·
metinde göster ·
… da bir mu‘allak kalın demir vardır. Hemân dâ’imâ mu‘allak durur. Bir cânibe şeş
cihetden
bir yire 325b ittisâli yokdur. Hakkâ ki sihr-i i‘câz bir musanna‘ nihânî kâr- …
Acibe-i diğer: Bu deyrin havlısında meydân-ı muhabbet içre bir tâk-i bâlâ altında bir mu‘allak kalın demir vardır. Hemân dâ’imâ mu‘allak durur. Bir cânibe şeş cihetden bir yire 325b ittisâli yokdur. Hakkâ ki sihr-i i‘câz bir musanna‘ nihânî kâr-ı ibret-nümâdır. Cümle keferelerin zu‘m-ı bâtıllarıyla Hazret-i İsâ havâriyyûnu Şem‘ûn-ı Safâ'nın kerâmetiyle mu‘allak durmuş ola. Ebleh müselmânlar dahi gördükde hayrân kalup i‘tikâd ederler. Zîrâ şiddet-i rûzgâr bu hadîd amudcuğa isâbet etdikçe mütezelzil olur. Niçe Ehrimen âdamlar vaz‘-ı yed etmesinler deyü cânib-i etrâfına muhkem sunta dırahtından parmaklık çekmişler. Ammâ ma‘rifet-i amûd-ı hadîd, üstâd-ı hukemâ-yı bennâ-yı kudemâ bu demir direciğin üstünde evvel ol tâkı binâ edüp tâkin ta zirve-i âlîsi ortasına bir seng-i azîm mıknatıs komuş ve bir mıknatıs taş-ı kebîri dahi hendese üzre âlî mıknatısın aşağısı olan zemîne {komuş}, ba‘dehû bu demir direciği bu iki mıknatıs taşlarının mâbeynine vaz‘ edince iki seng-i mıknatısın mâbeyninde mu‘allak kalmışdır. Yohsa ne kerâmet-i havâriyyûn-ı Şam'ûn ve ne tılısm-ı Şemsûn'dır. Her gören engüşt-ber-dehen edüp valih [u] hayrân olur. Bu hakîr-i pür-taksîr akl-ı kâsırumla böyle mülâhaza etdim. İnşâallah mülâhazamızda sehv ü hatâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a–325b ·
metinde göster ·
… lerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu
cihetden
yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışd …
Ammâ beyne'l-halk gaddâr derlerdi kim paşa mağrûr u müdemmağ ve hod-bîn u hod-pesend ve gazûbdur deyü dahl [u] ta‘arruz ederlerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu cihetden yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah cemâdât [u] haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi" deyü efvâh-ı nâsda dehhâl u ta‘ân âdemler bu gûne güft u gû ederlerdi. Ammâ Paşa-yı zî-şân halkın anladığı gibi değil idi. Halvethânesinde akrâniyle ve musâhib nedîmleriyle ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile pâ-bürehne ve ser-bürehne olup gürzbâz ve matrakbâz ve şemşîrbâzlık edüp gûnâ-gûn silâhşorluklar ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve pây-i tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında bu gûne şûh-şengüllük ederlerdi. Ammâ dîvân-ı pâdişâhîde ırz-ı vüzerâyı edâ edüp herkese rîş-hand etmeyüp her âdemin isti‘dâdına göre ri‘âyet edüp hükm-i hükûmât mahallinde mahalle münâsib halka kâh rıfk ile ve kâh mudârâ ile kâh kec-nigâh etme ve atma ve dutma ve asma ve basma ve urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin zehresi çâk ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederdi. Bir da‘vâyı aslâ süründürmezdi ve şâhid-i zor ile da‘vâ edeni sevindirmezdi ve da‘vâ-yı bâtılı kavl-i za‘îf ile hükm edüp mazlûmları yerindirmezdi. Zîra ilm u fazîletde deryâ-yı amîk idi. İlm-i ferâ’izde ve ilm-i fıkhda bin altmış aded mesâ’il-i şer’iyye ve Kudûrî ve Mültekâü'l-ebhûr hıfzında idi. Ve niçe ulûmlar dahi hâtır [u] yâddaşı idi. Ve akrân [u] emsâliyle dâ’ima hüsn-i zindegânî ederdi. Ammâ evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve haddinden tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana haddin bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf olan âdemi rüsvây-ı âm edüp mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b ·
metinde göster ·
… da Resûl-i Hudâ'nın izn-i şerîfiyle evliyâ ü enbiyâ ziyâretine me’mûr olduğumuz
cihetden
cemî‘i memâlik-i mahrûseleri kırk bir yıldan berü geşt [u] güzâr ederken ve zâb …
Eğer su‘âl olunursa "Ey Evliyâ, gerçek seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdemsin, ammâ her şehrin bu mertebe evsâfları neden ma‘lûmundur?" denirse cevâb "Bu abd-i ahkar, âlem-i sabâvetden berü seyâhate tâlib [u] râgıb olup vâkı‘amda Resûl-i Hudâ'nın izn-i şerîfiyle evliyâ ü enbiyâ ziyâretine me’mûr olduğumuz cihetden cemî‘i memâlik-i mahrûseleri kırk bir yıldan berü geşt [u] güzâr ederken ve zâbitleriyle ve müsinn [ü] umûr-dîde ihtiyârlarıyla ülfet edüp ahvâlât-ı şehri su‘âl edüp niçe sicillâta ve evkâfnâmelere mürâca‘at edüp cümle hayrât [u] hasenâtların târîhleriyle zabt [u] kayd edüp bu gûne tahrîr ederiz. Selîkamız bu semte düşüp tesellî-i hâtırımız vardır. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166a ·
metinde göster ·
… gurresinde mevâcib çıkmak mukarrer idi. Ve tershâne mühimmât [u] levâzımâtı her
cihetden
âmâde idi. Ve cezîre-i Girid'e üç bin asker-i imdâd ve hazîne elbette giderdi. …
Bu azîmetden sonra üç kerre sûre-i Mu‘avvizeteyn'i tilâvet edüp 173b Mehemmed Paşa'nın vechine ve endâmına üfleyüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ yerimizde sâkin olduk. Biemrillahi Te'alâ ağzının yârı ve sâlyarı akmayup sehel ifâkat buldum, deyüp bu hakîre bir kafa kürk-i semmûr ve bir kîse guruş ihsân etdi. Netîce bu uslûb-ı sâbık üzre yedi gün müdâvemet edüp azîmetler kırâ’at ederdim. Ol gün paşa efendimiz Mehemmed Paşa'dan müfârakat edüp doğru sa‘âdetlü pâdişâha varup sadrıa‘zam ahvâlin i‘lâm eyledikde pâdişâh-ı zîşân kızlarağasıyla sadrıa‘zama vâfir hedâyâlar gönderüp hâl [ü] hâtırdan su‘âl etdiler. Anlar dahi "Ben sâhib-i firâş oldum. Umûr-ı müslimîn mu‘attal olmasun içün karındâşımız Melek Ahmed Paşa'yı kâ’im-i makâm eylen" deyü ricâ edüp dârüssa‘âde ağasıyla telhîs eyledi. Ve arzı hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup sene (---) târîhinin mâh-ı (---) günü efendimiz Melek Ahmed Paşa, Bıyıklı Çerkes Mehemmed Paşa'nın yerine emâneten kâ’im-i makâm-ı âlîşân olup sa‘âdetlü pâdişâhdan bir semmûr hil‘at-i fâhire giyüp umûr-ı müslimîne takayyüd eyleyüp her bâr yine Dervîş Mehemmed Paşa selâmına varup hâl ü hâtır soruşup sâhib-i firâş iken yine cümle umûr-ı mu‘azzama ve azl ü nasb anların re‘y [u] tedbîriyle idi. Tâ altı ay bu minvâl üzre Dervîş Mehemmed Paşa sâhib-i firâş sadrıa‘zam, Melek Ahmed Paşa kâ’im-i makâm-ı mu‘azzam olup elbette üç ay gurresinde mevâcib çıkmak mukarrer idi. Ve tershâne mühimmât [u] levâzımâtı her cihetden âmâde idi. Ve cezîre-i Girid'e üç bin asker-i imdâd ve hazîne elbette giderdi. Bu mâbeynde sadrıa‘zam kâh hoş-hâl kâh mizâcı pür-melâl olup hikmet-i Hudâ sehel ifâkat bulmuşken Çerkes âdemîsi olup Tatar ile üsdiğinden bir semiz at eti yiyüp ve kımız nâm at südü içüp ve peynirli Çerkes pasdası yeyüp hasta oldu. Bu ta‘âmlar ise cümle kabızdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173a–173b ·
metinde göster ·
… bu bir pest sahrâda bî-havâle olup cümle kârı benî Âdem destiyle inşâ olunduğu
cihetden
pest zemînde böyle bir kirmân ve bunun gibi bir pürgaz-ı sedd-i îmân {kal‘a} gö …
Evvelâ kal‘a-i Bağdâd-ı İremezât-ı hâk-i Irâk'ın çöl [ü] çölistân berr [ü] beyâbânı içre Kamerü'l-Kum çölü gibi ve Deşt-i Kıpçak hâmûnu gibi bir vâdî-i tepe içre vâki‘ olmuş Şattu'l-Arab'ın cânib-i şarkîsinde sâhil-i Şatt'da 340a şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki‘ seng-i beyâz ve tula-i feyyâz ve kireç ve cibir ve kec ve cıbıs ve Horasânî ile mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir sûr-ı üstüvârdır kim bu kevn-i kec-rev-i gerdûn-ı devvâr-ı kec-reftârda eyle bir sedd-i İskender-vâr ve bir rabât-ı mu‘azzam hisâr-ı üstüvâr bu felek-i rûy-ı zemînde deyyâr görülmemişdir. Niçe yüz sa‘b püşteler üzre evc-i semâya müntehî kal‘a-i serâmedler vardır. Ammâ bu bir pest sahrâda bî-havâle olup cümle kârı benî Âdem destiyle inşâ olunduğu cihetden pest zemînde böyle bir kirmân ve bunun gibi bir pürgaz-ı sedd-i îmân {kal‘a} görülmemişdir kim sedd-i Irâk-ı Dâdyân'dır ve cânib-i erba‘asında birer merhale yer mesâfe-i ba‘îdeden bu kal‘a-i Bağdâd'a nazar olunsa bi-emrillahi Ta‘âlâ bir mehâbet ü salâbet üzre nümâyişli bir kirmen-i kirmândır kim bi'l-mehâbe gören düşmanların zehresi çâk olur ve harâb etmeğe sa‘y edenlerin vücûdu hâk olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın nazargâh-ı bâtınîsidir kim hayr du‘âları berekâtıyla {Bağdâd} imâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339b–340a ·
metinde göster ·
… âm be-nâm-ı hümâm kimesneler bu Mehemmed Beğ'in pederi huddâmlarından oldukları
cihetden
bu Mehemmed Beğ'i gözedüp ecnebî ve enâyîden hıfz [u] hırâset etdiler. Tâ ki yi …
Âhir-i kâr elli sekiz yaşında kendüye de rütbe-i şehâdet müyesser oldu, ammâ pederinden sonra on dörd yaşında garîb ve bî-kes kalup bir pençe-i âfitâb mehtâb bir mahbûb şâh-ı cem-cenâb idi kim ol asırda cihân-ârâ bir melek-sîmâ sultân-ı cüvânân idi. Rûznâmeci İbrâhîm Efendi ve Süleymâniyye'de sâkin Uzun Hüseyin Ağa ve Defterdâr Ömer Efendi ve Sıdkı Efendi nâm be-nâm-ı hümâm kimesneler bu Mehemmed Beğ'in pederi huddâmlarından oldukları cihetden bu Mehemmed Beğ'i gözedüp ecnebî ve enâyîden hıfz [u] hırâset etdiler. Tâ ki yigirmi beş seneye bâliğ olup müzellef zakan(?) oldukda dîvân hâceliklerinden taşra kâğız emâneti hidmetine istihdâm etdirüp niçe sene mutasarrıf olup niçe manâsıb-ı dîvân zabt edüp âhir-i kâr cülûs-ı İbrâhîm Hânî'de Anadolu muhâsebecisi olup niçe zamân ana da mutasarrıf olup ba‘dehû silihdâr ağalığı hidmetine me’mûr olup ol asırda Sâlih Paşa defterdâr iken vezîria‘zam oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 17b ·
metinde göster ·
Menzil-i şehr-i ma‘mûr Saltık Bâğı, ya‘nî kal‘a-i Babadağı: Kal‘a-i kadîmi şehrin şarkında Tuna azmağı kenârında Yeni Salâ kal‘asıdır kim {Babadağı} şehrinden görünür. Bu dahi inşâ’allâh mahallinde vasf olunur, ammâ hâlâ yine Baba şehrinin kıblesinde bâğlar içre bir metîn kal‘a kullesi vardır. Mukaddemâ bu şehr-i Babadağı mevsûfdur, lâkin efendimizin fermânı üzre bu şehre hâkim olduğumuz cihetden kanûn-ı kadîm {üzre} kazâmızın cümle kurâ vü kasabâtlarından kendi kudûmiyyemiz içün ve Kili kal‘ası mismârı ve bennâsı ve çerâhoru mâlıçün ve Paşa'nın mukarreri gelüp yeni zahîre bahâ mâlları tahsîliyçün mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînden mühürlü tezkireler alup ve keşşâf nâ’ib ve resûller ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a ·
metinde göster ·
… dutup bir sâ‘at mebhût kalmışım, ya‘nî vâlidemiz tarafından karâbetimiz olduğu
cihetden
değil, hemân el-hubbulillâh âşık-ı şeydâsı idim.
Hattâ bu hakîr dahi Melek Ahmed Paşa efendimiz teslîm-i rûh etdikde Hudâ'ya ayândır kim kesret-i mahabbetimden feryâd u fiğân ile bükâ eylemeden hakîri gûyâ sara‘ dutup bir sâ‘at mebhût kalmışım, ya‘nî vâlidemiz tarafından karâbetimiz olduğu cihetden değil, hemân el-hubbulillâh âşık-ı şeydâsı idim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
Cümle kral-ı dâlların bu Budin'i amâr etmede imdâdları olduğu
cihetden
on yedi aded kral içün on yedi kubbeli hücreler edüp her kubbe üzre alem yerine …
Cümle kral-ı dâlların bu Budin'i amâr etmede imdâdları olduğu cihetden on yedi aded kral içün on yedi kubbeli hücreler edüp her kubbe üzre alem yerine müdevver altun toplar ile on yedi odayı eyle murassa‘ât-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi kim âfitâb-ı âlem-tâbın şu‘lesi bu sarâya pertev urdukda çeşm-i insân hîrelenirdi. Çûn bu sarây-ı ibret-nümâ yedi yılda tamâm olup cümle kral ve ban ve herseklere bu sarâyda ziyâfet-i âlîler edüp cümle küffâr bu sarâyın tarz [u] tarh-ı tavrın ve nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûnun görüp engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kalup bu sarâyın nâmına "Kızıl[elma] sarâyı" deyü nâm kodular, zîrâ her kralın odaları üzre kızıl altundan toplar olduğu cihet ile Kızılelma Sarâyı ve Kızılelma-yı Ungurus deyüp Budin kal‘asına nâm kodular. Hâlâ bu sarâya Kızılelma Sarâyı derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 73b ·
metinde göster ·
… nesinde bulunup anıniçün halkı zühre gibi zevk [u] şevkde olup türâbî oldukları
cihetden
hâkiyle yek halûk ve halîm ve selîm âdemleri vardır. Sevr burcunda oldukları ha …
Der-kavl-i müneccimân-ı tâli‘-i amâristân-ı Kefe: Burc-ı sevrde beyt-i zühre türâbî hânesinde bulunup anıniçün halkı zühre gibi zevk [u] şevkde olup türâbî oldukları cihetden hâkiyle yek halûk ve halîm ve selîm âdemleri vardır. Sevr burcunda oldukları haysiyyetden cümle sığırları semîn ve kebîr bakarları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
… îmân getirüp Hazret-i Yûsuf otu[z] yaşında iken Melik Reyyân'a müslîm(?) olduğu
cihetden
vezîri olup hem-‘ınân oldular.
Ba‘dehu bu Melik Reyyân Fir‘avn mansûr muzaffer olduğundan Hazret-i Yûsuf'a îmân getirüp Hazret-i Yûsuf otu[z] yaşında iken Melik Reyyân'a müslîm(?) olduğu cihetden vezîri olup hem-‘ınân oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 209b ·
metinde göster ·
ahâlî-i vilâyeti âteş-pâre lecûc ve akûr Urûmlardır.
Der-kavl-i kehene-i kudemâ-yı selef: Bu Atina şehrinin tâli‘-i imâreti burc-ı kavs-ı beyt-i müşterî ve nârîde bulunmuşdur. Anıniçün halkı şast ber-kabza çekilmiş yay gibi her cânibe nigerân edüp müşterî sayd edüp ticâret ederler. Beyt-i nârîde bulundukları cihetden ahâlî-i vilâyeti âteş-pâre lecûc ve akûr Urûmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 256a ·
metinde göster ·
uşşâk-ı dil efkârı mu’âheze edüp cânlarına bin cân ü dil ile dil-i uşşâkı Seyhû …
mazmûnunca böyle Hazarî perî-ruhları var kim her cihetden uşşâk-ı dil efkârı mu’âheze edüp cânlarına bin cân ü dil ile dil-i uşşâkı Seyhûn-vâr akıdırlar. Gâyetü'l-gâye nâzik-endâm matlûbü'l-kulûb gülfâm mahbûbeleri vardır. Ammâ el-iyâzen billâh bu diyârda Zâl-ı zamâne ve fertûte-i cihâne delle-i muhtâre ve vâcibü'l-katl ihtiyâre Nûhî ve Ferhâdî sehere-i mel‘ûne avretler vardır kim niçe garîb ü gurebâ fukarâ yiğitleri sihrile pâ-beste edüp hâk-i mezelletde kalmışlardır. Zîrâ bu diyâr ferâ‘inelerden berü sihir bu diyârlarda şâyi‘dir, allâhümme âfinâ. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y377a ·
metinde göster ·