… y dânesinden bir kökde yetmiş çatal kardeş hâsıl olup her sünbüle başında yüzer
dâne deve
dişi kırmızı dânedâr-ı gendüm kendi kendinden hâsıl olmayup bu dahi bir gûne su …
Ve mine's-sâni‘i'l-acîbe: Ol senede yine Turhal sahrâsında dihkânîler zirâ’at edüp bi-emri Hayy-i Kadîr bir buğday dânesinden bir kökde yetmiş çatal kardeş hâsıl olup her sünbüle başında yüzer dâne deve dişi kırmızı dânedâr-ı gendüm kendi kendinden hâsıl olmayup bu dahi bir gûne sun‘-i Hudâ'dır kim Arapça âyeti üzre her sünbülede yüzer dâne-i hınta hâsıl olmuşdu. Ammâ haşebi âdem bâzûsu kalınlığı var idi. Arapça(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
… ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer
dâne deve
dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başınd …
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı sun‘-ı Hudâ: Bu köyde bir şekl-i acîbe vü garîbe mûhiş bir çehre-i acûbe kefere gördüm. Cümle a‘zâsı yerinde, ammâ başı tahta gibi yassı, ammâ burnundan ensesine doğru yassı. Ve bir kulağı ve bir gözü ve bir kaşı tahtanın bir tarafında ve öbür kulağı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları iki tarafda fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı su akup sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ ol kadar latîf ve mükehhal kirpikli nergis gözleri var kim gören hayrân kalır. Ve kaşları ağzındaki bıyıklarına karışmış, gûyâ kaşı bir bıyık gibi dahi halk olmuş. Lâkin sakalı yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk elli kadar kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp giden kefereler buna me’kûlât [ü] meşrûbâtıdan her şey getirirler, ammâ ekseriyyâ buğday ve arpa ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp arı gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne yatamaz. Aceb hikmetdir. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·