da‘vet edüp yine merhûm oldu" derler. Ammâ Rûhullâh diyen nasârâlar kavm-i Mesî …
"Yok hayâtda olup yine halkı dîne da‘vet edüp yine merhûm oldu" derler. Ammâ Rûhullâh diyen nasârâlar kavm-i Mesîh'dir, âsumânda İdrîs Nebî ile hayâtdadır derler. Ba‘dehu Hellana avret niçe bin hazîne harc edüp Mescid-i Aksâ'yı ta‘mîr ü tevsi‘ ve Sahratullâh'ı tezyîn ve Beytüllahm'i müceddeden binâ edüp niçe bin hayrâtlar dahi edüp Yahûdîleri kıra kıra İslâmbol'da oğlu Kostantîn'e gelüp altun sandûka içindeki haçları Îsâ'nın yâdigârıdır ve Allâh ismidir deyü hedâyâ verüp Kostantîn haçları yüzüne gözüne sürüp anası Hellana firavı ve Îsâ Nebî haçların alay-ı azîm ile Zeyrekbaşı deyrine götürüp şehr-i Kostantîn'i ziyâdesiyle amâra başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13b ·
metinde göster ·
… bir sene Saltık ruhbân nâmıyla millet-i Mesîhîyye'den görünüp cümle kefereleri
dîne
da‘vet edüp mücâhidü fî-sebîlillah idi.
Hâlâ ol şehre Babadağı derler bir şehr-i şîrîndir. Cümle Muhammed Buhârî Sarı Saltık evkâfıdır. yigirmi bir sene Saltık ruhbân nâmıyla millet-i Mesîhîyye'den görünüp cümle kefereleri dîne da‘vet edüp mücâhidü fî-sebîlillah idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267a ·
metinde göster ·
Müverrihân-ı İrân-zemîn olan Şerefnâme sâhibi nakli üzre bu kal‘a ibtidâ İskender-i Zülkarneyn'in hazînedârı Betlis 319a binâsıdır. Hatta Van eyâletinde Betlis kal‘ası dahi anın binâsıdır. Hulâsa-i kelâm bu kal‘a üzre niçe yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke vakf bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmünde iken mezkûr hân Âl-i Osmân havfinden şâh-ı bed-fi‘âlden tâc-ı bî-revâc giyüp hânlık pâyesiyle mülkine melîk olmuşdu. Niçe eyyâm mülkiyyet üzre Enüşirvân-misâl adâlet edüp ma‘mûr [u] âbâdân etmişken âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Lala Kara Ferhâd Paşa diyâr-ı Gürcîstân üzre yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Çıldır'ı ve yetmiş aded tevâbi‘i kal‘aları feth edüp azîmet-i kal‘a-i Tiflis ve kavm-i müflis üzre serdâr-ı mu‘azzam azîmet etdüğün mezkûr Dâvûd Hân istimâ‘ edüp kırk bin asker Tiflis kal‘asına müstahfızân koyup cenge âmâde olup kal‘a-i Tiflis'i gereği gibi metânet üzre âmâde idi. Beri tarafdan asker-i deryâ-misâl kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Şûrân sahrâsına gelüp meks-i hıyâm edüp ibtidâ hâkim-i Tiflis'e bir nâme ile resûl gönderüp ibtidâ dîne da‘vet edüp ba‘dehû kal‘ayı pâdişâha teslîm ve ba‘dehû kal‘a hâricinde harâc-güzâr re‘âyâ olasın ve illâ dîn-i mübîn uğruna kılıçdan geçüp cümle ehl [u] ıyâliniz esîr ü pâ-beste ve dil-haste olması mukarrerdir. Kânûn-ı Hazret-i Risâlet üzre nâme varınca kırâ‘at olunup mefhûmu ma‘lûm olunca cümle kefere ve fecere ve cümle Kızılbâş-ı evbâş [u] nâ-tırâş bir yere cem‘ olup müşâvere eder. Netîce-i kelâmları ol olur kim "Osmânlı bildiğinden kalmasın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş olanlar meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i meserret-hâl serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın akîblerine düşüp kal‘a-i Tiflis kurbunda nehr-i Kür'den ubûr edüp bir gün bir gice ılgar ile kal‘a-i Zekim altında kal‘a-i Tiflis hânına irüp bir sa‘b u metîn ve sengistân ve çengelistân içre bir becene-i azîm içine kal‘adan götürdükleri girân-bahâ metâ‘ları ve cümle ehl [u] ıyâlleriyle mütehassın olmuşlar. Bi-inâyetillahi Te‘alâ guzât-ı müslimîn mûr-i bî-hisâb mâra üşer gibi Gürcî ve kızılbaşın cânib-i erba‘asından hücûm edüp bir hayli ceng-i azîm olur. İçerden küffâr amân deyüp aslâ amân vermeyüp kırk bin mikdârı bed-re’y Gürcî ve kızılbaşın başların tırâş edüp bî-baş vücûdların hâke salup asâkir-i İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu altuna mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b–319a ·
metinde göster ·
… â tâ‘ûn olmaz. Habîb-i Neccâr hazretleri niçe zemân bu yaylada sâkin olup halkı
dîne
da‘vet etmişdir. Zîrâ peygamberdir demişler ve ihtilâf etmişler. Anların du‘ası …
Cümle yedi aded yaylalardır. Her birinde birer gûne hâssası vardır. Evvelâ Sürmeli yaylada aslâ tâ‘ûn olmaz. Habîb-i Neccâr hazretleri niçe zemân bu yaylada sâkin olup halkı dîne da‘vet etmişdir. Zîrâ peygamberdir demişler ve ihtilâf etmişler. Anların du‘ası berekâtıyla bu Sürmeli yayla'da aslâ vebâ olmaz. Ve Gökdepe yaylası, gâyet bâlâ azîm yayladır. Bunda cemî‘i hayvânâtları aslâ ülker urmaz. Ve Çatalağaç yaylası; anda aslâ ısıtma olmaz. Halkı gâyet tendürüst olur. Ve Fındıklı yaylada aslâ ve kat‘â yılan ve çıyan ve akrep ve gayri zehirli haşerâtlar olmaz. Ve Şolgay yaylası, her giz anda hırsız ve harâmî olmaz. Zira Şolgay Sultân Cüneyd-i Bağdadî hazretlerinin baş halîfesidir. Bu yaylada medfûn olduğundan aslâ harâmî olmaz. Bir kimesne komadığı şey’e el uzatsa eli kurula kalır, mücerreb olduğundan bu yaylada aslâ harâmî ve kuttâ‘u't-tarîk yokdur. Herkesin metâ‘ı meydân-ı muhabbetde âşikâre durur. Bir ferd-i âferîde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… üz seneye vardıkda Cenâb-ı Rabbi'l-İzzet'den vahiy gelüp yüz yigirmi sene halkı
dîne
da‘vet eyledi. Ancak cümle sekiz nefer kimesne imâna gelüp andan tûfân olup Nûh …
Ziyâretgâh-ı Makâm-ı Hazret-i Nûh Nebî aleyhi's-selâm:: Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh nâm bir karye kim iki yüz hâneli ve bâğlı u bâğçeli ve câmi‘li ve hân u hammâm ve tekyeli vü esvâk-ı muthasarlı bir ma‘mûr kurâdır. Bukâ‘ subaşısı hükmünde Ba‘albek nâhiyesi hudûdunda ziyâretgâh-ı Hazret-i Nûh aleyhi's-selâmdır. Bir mürgzâr-ı çemenzâr içinde bâğ-ı cinânlı bir âsitâne-i azîmdir. Yüz aded fukarâ-yı tarîk-i Hasani'r-Râ‘î fukarâsı vardır. Kubbe-i pür-envârın Âl-i Emeviyyûn'dan Abdülmelik ibn Mervân binâ etmişdir. Kabr-i şerîfinin sandûkası yeşil çuka ile mestûrdur. Ve gûnâ-gûn şem‘dân ve maslûbât âvîzeler ile ma‘mûrdur. Ve evkât-ı hamse edâ olunur ma‘bedhâne-i kadîmdir. Bi-kavli Tevârîh-i İcmâl-i Enbiyâ, bi-kavli Muhammed ibn İshâk, Hazret-i Nûh'un ömr-i azîzleri dörd yüz seneye vardıkda Cenâb-ı Rabbi'l-İzzet'den vahiy gelüp yüz yigirmi sene halkı dîne da‘vet eyledi. Ancak cümle sekiz nefer kimesne imâna gelüp andan tûfân olup Nûh Nebî binâsı keştîye seksen nefer kimesne ile gemiye girüp tûfândan halâs olup Musul-ı Irâk'da Cebel-i Cûdî üzre kırk günden sonra karâr edüp ibtidâ Tûfân-ı Nûh'dan sonra edîm-i arzda imâr olan karye Cûde'dir kim Kur’ân-ı azîm'de delîl-i kat‘î ile müsbetdir. Sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34b ·
metinde göster ·
… zhâr içün Hazret-i Uzeyr'e ve hımâr-ı Uzeyr'e hayât verüp üç yüz yıl dahi halkı
dîne
da‘vet etdüğine Cenâb-ı Allah Habîbi Muhammedü'l-Mustafâ'ya alâ tarîkı'l-hikâye …
Ulu'l-azm peygamberlerdendir. Kavm-i Benî İsrâ’îl'e ba‘s olunup ümmetinden biri İslâm ile müşerref olmadıklarından Cenâb-ı Bârî anlara tâ‘ûn-ı ekber verüp şehr-i Askalân'dan taşra firâr ederlerken Cenâb-ı Allah Cibrîl-i Emîn'e emr edüp bunlara "Mûtû bi-emrillah" deyü bir sayha urunca cümlesi ol sayhadan zehresi çâk olup biri biri üzre cümlesi helâk oldular. Kamusu bir yerde helâk olmalarının sebebi oldur kim mâbeynimize tâ‘ûn girmesin deyü birbirlerin derâğûş edüp eyle çıtâçıt sık olmuşlardı kim mâbeynlerinden su sızmazdı. Ba‘dehû niçe yüz yıl mürûrundan sonra Hazret-i Uzeyr bu mevtânın üstühânları üzre uğrayup gördü kim deryâ-misâl âdem üstühânları birbirine çatılmış yatar. Âlem-i hayretde kalup "Yâ Rabbî! Bu ne hâldir kim cümle mevtânın üstühânları bir yerde yatar. Birisi pârekende ve perîşân değildir. Bu ne hikmetdir?" deyü âlem-i tahayyürde iken hâtifden bir nidâ geldi kim "Yâ Uzeyr! Bunlar benim tâ‘ûn azâbımdan kaçup helâk olup senin du‘âna muntazırlardır kim onlara yine hayât verem" nidâsı geldikde Hazret-i Uzeyr du‘â edince el-azametullah cümle uzuvlar birbirine karış katış olmuşken her cesedin kemikleri yerli yerine varup Cenâb-ı Bârî kudretin ızhâr içün cümle kemikler üzre sinirler ve damarlar bağlanup üstüne deriler halk olup ba‘dehû cümlesi hayât bulup ayak üzre kalkup cümlesi bir kerreden Hazret-i Uzeyr'i görünce "Lâ ilâhe illallah, Uzeyrun ibnullah" deyüp hâşâ sümme hâşâ Uzeyr'i Cenâb-ı Bârî'ye şerîk koşup diri eden Hazret-i Uzeyr'i zann etdiler kim sûre-i (---)Arapça dedikleri bu âyet ile müsbetdir. Hâlâ Yahûd kavminin sarı benizli ve kuvvetsiz olup ağızları kokduklarının aslı Hazret-i Uzeyr du‘âsıyla mevtâ iken hayât bulan Yahûd tâ’ifesi neslinde olan Yahûdîlerin hâlâ ağızları leş gibi kokup yüzlerinde ve gözlerinde nûr yokdur. Ba‘dehû Hazret-i Uzeyr Nebî yüz sene mu‘ammer olup ba‘dehû merhûm olup şehr-i Remle-i Filistîn'de defn etdiler. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî kudretin ızhâr içün Hazret-i Uzeyr'e ve hımâr-ı Uzeyr'e hayât verüp üç yüz yıl dahi halkı dîne da‘vet etdüğine Cenâb-ı Allah Habîbi Muhammedü'l-Mustafâ'ya alâ tarîkı'l-hikâye sûre-i (---)Arapça âyeti ki Hazret-i Uzeyr'i ölüden diri edüp yine halkı dîne da‘vet etdüğün bu âyet ile i‘lâm buyururlar. Ba‘dehû yine Hazret-i Uzeyr merhûm olup Yafa şehri hâricinde bu mezkûr mahalde medfûndur. Anınçün Hazret-i Uzeyr'in iki yerde kabri münevveri vardır. Biri Remle'de, biri bu Yafa şehri hâricinde. Mevtâdan hayât bulup iki kerre merhûm olan peygamberin biri bu Hazret-i Uzeyr'dir. Biri kırk kerre ölüp dirilüp külü göğe savrılup yine hayât bulan Hazret-i Çircîs aleyhi's-selâmdır kim Irâk-ı Musul'da medfûndur. Ammâ bu Hazret-i Uzeyr'i, kabr-i şerîfinden İşpaniye küffârı çıkarup Kızılelma'ya götürmek murâd edindiklerinde bir zelzele-i azîm olup şehr-i Askalân ve şehr-i Filistîn-i Remle ve şehr-i kal‘a-i Kalinseve ol zelzeleden harâb olup içindeki cümle kefereler dahi helâk olup bu bilâd-ı selâse üç yüz sene vîrân yatup imâr oldukda Mısır pâdişâhlarından el-Melikü'l-Kâmil asrında yine 46a İşpaniye küffârı Kudüs'e istîlâ etdiklerinde Hazret-i Uzeyr kabrine vaz‘-ı yed etmeğe cür’et edemeyüp Hazret-i Uzeyr'in hımârı üstühânların kabrinden çıkarup hâlâ hımârın iki ön ayakları Nemse çesarının hazînesinde cevâhir kutu ile hımârın tırnakların cümle mücevher edüp hazînelerinde mahfûzdır. Ve kıç ayakları İşpaniyye Kızılelması'nın İrimpapa hazînesindedir. Sâ’ir üstühânları yine şehr-i Yafa kurbunda Hazret-i Uzeyr cenbinde medfûndur. Küffâr ol sene kim Kudüs'e istîlâ etdüğü mahalde Malta küffârı fırsat bulup Nablus kurbunda karye-i Sabastiyye'den Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şerîfin serîka edüp Tarsûs bâbında karargâhları olan Karagözgez nâm kal‘aya götürdüler. Anı Me’mûn Halîfe feth edüp Malta küffârı cesed-i Yahyâ ile kal‘a-i Malta Rodosu'na vardılar. Sene 928 târîhinde anı dahi Süleymân Hân muhâsara etdükde cesed-i Yahyâ'yı hâlâ Malta olan cezîrede Hazret-i Yahyâ'nın vücûd-ı şerîfi anda cevâhir sanduka içinde Sencuvan hazînesinde mahfûzdır. Sencuvan, vücûd-ı Yahyâ Nebî'dir. Anı kendülere ricâl-i gayb edinüp anın dest-i şerîfi nakşı olan bayrakların açup ne cânibe teveccüh ederlerse mansûr olurlar. Ve Malta küffârının cemî‘i küffâr mâbeyninde mu‘azzez ü mükerrem olmaları Hazret-i Yahyâ cesedi anlarda olduğundandır, kim Sencuvan nâmıyla şöhret bulmuşdur. Ammâ ser-i sa‘âdetleri Şâm-ı şerîf kal‘asında câmi‘-i Ümeyye vasatında zîr-i zemîn içre bir altun tepsi üzre re’s-i şerîf-i Hazret-i Yahyâ hâlâ andadır. Sene 797 târîhinde Timurlenk açup ziyâret edüp manzûrı olmuşdur. Ammâ bu Yafa şehrinde Hazret-i Uzeyr'in kabr-i şerîfin bir ferd açmağa kâdir olmamışlardır. Her peygamberin hayât-ı sa‘âdetlerindeki gibi kimi celâl, kimi cemâl sâhibidir. Hazret-i Uzeyr celâl sâhibi olmağıla kabr-i şerîfine bir kral-ı dâl vaz‘-ı yed etmeğe kâdir olmamışlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 45b–46a ·
metinde göster ·
… âye sûre-i (---)Arapça âyeti ki Hazret-i Uzeyr'i ölüden diri edüp yine halkı
dîne
da‘vet etdüğün bu âyet ile i‘lâm buyururlar. Ba‘dehû yine Hazret-i Uzeyr merhûm …
Ulu'l-azm peygamberlerdendir. Kavm-i Benî İsrâ’îl'e ba‘s olunup ümmetinden biri İslâm ile müşerref olmadıklarından Cenâb-ı Bârî anlara tâ‘ûn-ı ekber verüp şehr-i Askalân'dan taşra firâr ederlerken Cenâb-ı Allah Cibrîl-i Emîn'e emr edüp bunlara "Mûtû bi-emrillah" deyü bir sayha urunca cümlesi ol sayhadan zehresi çâk olup biri biri üzre cümlesi helâk oldular. Kamusu bir yerde helâk olmalarının sebebi oldur kim mâbeynimize tâ‘ûn girmesin deyü birbirlerin derâğûş edüp eyle çıtâçıt sık olmuşlardı kim mâbeynlerinden su sızmazdı. Ba‘dehû niçe yüz yıl mürûrundan sonra Hazret-i Uzeyr bu mevtânın üstühânları üzre uğrayup gördü kim deryâ-misâl âdem üstühânları birbirine çatılmış yatar. Âlem-i hayretde kalup "Yâ Rabbî! Bu ne hâldir kim cümle mevtânın üstühânları bir yerde yatar. Birisi pârekende ve perîşân değildir. Bu ne hikmetdir?" deyü âlem-i tahayyürde iken hâtifden bir nidâ geldi kim "Yâ Uzeyr! Bunlar benim tâ‘ûn azâbımdan kaçup helâk olup senin du‘âna muntazırlardır kim onlara yine hayât verem" nidâsı geldikde Hazret-i Uzeyr du‘â edince el-azametullah cümle uzuvlar birbirine karış katış olmuşken her cesedin kemikleri yerli yerine varup Cenâb-ı Bârî kudretin ızhâr içün cümle kemikler üzre sinirler ve damarlar bağlanup üstüne deriler halk olup ba‘dehû cümlesi hayât bulup ayak üzre kalkup cümlesi bir kerreden Hazret-i Uzeyr'i görünce "Lâ ilâhe illallah, Uzeyrun ibnullah" deyüp hâşâ sümme hâşâ Uzeyr'i Cenâb-ı Bârî'ye şerîk koşup diri eden Hazret-i Uzeyr'i zann etdiler kim sûre-i (---)Arapça dedikleri bu âyet ile müsbetdir. Hâlâ Yahûd kavminin sarı benizli ve kuvvetsiz olup ağızları kokduklarının aslı Hazret-i Uzeyr du‘âsıyla mevtâ iken hayât bulan Yahûd tâ’ifesi neslinde olan Yahûdîlerin hâlâ ağızları leş gibi kokup yüzlerinde ve gözlerinde nûr yokdur. Ba‘dehû Hazret-i Uzeyr Nebî yüz sene mu‘ammer olup ba‘dehû merhûm olup şehr-i Remle-i Filistîn'de defn etdiler. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî kudretin ızhâr içün Hazret-i Uzeyr'e ve hımâr-ı Uzeyr'e hayât verüp üç yüz yıl dahi halkı dîne da‘vet etdüğine Cenâb-ı Allah Habîbi Muhammedü'l-Mustafâ'ya alâ tarîkı'l-hikâye sûre-i (---)Arapça âyeti ki Hazret-i Uzeyr'i ölüden diri edüp yine halkı dîne da‘vet etdüğün bu âyet ile i‘lâm buyururlar. Ba‘dehû yine Hazret-i Uzeyr merhûm olup Yafa şehri hâricinde bu mezkûr mahalde medfûndur. Anınçün Hazret-i Uzeyr'in iki yerde kabri münevveri vardır. Biri Remle'de, biri bu Yafa şehri hâricinde. Mevtâdan hayât bulup iki kerre merhûm olan peygamberin biri bu Hazret-i Uzeyr'dir. Biri kırk kerre ölüp dirilüp külü göğe savrılup yine hayât bulan Hazret-i Çircîs aleyhi's-selâmdır kim Irâk-ı Musul'da medfûndur. Ammâ bu Hazret-i Uzeyr'i, kabr-i şerîfinden İşpaniye küffârı çıkarup Kızılelma'ya götürmek murâd edindiklerinde bir zelzele-i azîm olup şehr-i Askalân ve şehr-i Filistîn-i Remle ve şehr-i kal‘a-i Kalinseve ol zelzeleden harâb olup içindeki cümle kefereler dahi helâk olup bu bilâd-ı selâse üç yüz sene vîrân yatup imâr oldukda Mısır pâdişâhlarından el-Melikü'l-Kâmil asrında yine 46a İşpaniye küffârı Kudüs'e istîlâ etdiklerinde Hazret-i Uzeyr kabrine vaz‘-ı yed etmeğe cür’et edemeyüp Hazret-i Uzeyr'in hımârı üstühânların kabrinden çıkarup hâlâ hımârın iki ön ayakları Nemse çesarının hazînesinde cevâhir kutu ile hımârın tırnakların cümle mücevher edüp hazînelerinde mahfûzdır. Ve kıç ayakları İşpaniyye Kızılelması'nın İrimpapa hazînesindedir. Sâ’ir üstühânları yine şehr-i Yafa kurbunda Hazret-i Uzeyr cenbinde medfûndur. Küffâr ol sene kim Kudüs'e istîlâ etdüğü mahalde Malta küffârı fırsat bulup Nablus kurbunda karye-i Sabastiyye'den Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şerîfin serîka edüp Tarsûs bâbında karargâhları olan Karagözgez nâm kal‘aya götürdüler. Anı Me’mûn Halîfe feth edüp Malta küffârı cesed-i Yahyâ ile kal‘a-i Malta Rodosu'na vardılar. Sene 928 târîhinde anı dahi Süleymân Hân muhâsara etdükde cesed-i Yahyâ'yı hâlâ Malta olan cezîrede Hazret-i Yahyâ'nın vücûd-ı şerîfi anda cevâhir sanduka içinde Sencuvan hazînesinde mahfûzdır. Sencuvan, vücûd-ı Yahyâ Nebî'dir. Anı kendülere ricâl-i gayb edinüp anın dest-i şerîfi nakşı olan bayrakların açup ne cânibe teveccüh ederlerse mansûr olurlar. Ve Malta küffârının cemî‘i küffâr mâbeyninde mu‘azzez ü mükerrem olmaları Hazret-i Yahyâ cesedi anlarda olduğundandır, kim Sencuvan nâmıyla şöhret bulmuşdur. Ammâ ser-i sa‘âdetleri Şâm-ı şerîf kal‘asında câmi‘-i Ümeyye vasatında zîr-i zemîn içre bir altun tepsi üzre re’s-i şerîf-i Hazret-i Yahyâ hâlâ andadır. Sene 797 târîhinde Timurlenk açup ziyâret edüp manzûrı olmuşdur. Ammâ bu Yafa şehrinde Hazret-i Uzeyr'in kabr-i şerîfin bir ferd açmağa kâdir olmamışlardır. Her peygamberin hayât-ı sa‘âdetlerindeki gibi kimi celâl, kimi cemâl sâhibidir. Hazret-i Uzeyr celâl sâhibi olmağıla kabr-i şerîfine bir kral-ı dâl vaz‘-ı yed etmeğe kâdir olmamışlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 45b–46a ·
metinde göster ·
… ıl kaya üzre alâmet-i mancınık oldur kim kaçan Nemrûd-ı la‘îni Hazret-i İbrâhîm
dîne
da‘vet etdükde İbrâhîm Nebî'yi habs edüp bu mancınıkı îcâd ve ihdâs etmişdir. M …
Urfa'nın yukaru kal‘ası içinde bir yalçın püşte üzre evce ser-çekmiş şehre havâle bir kızıl kaya üzre alâmet-i mancınık oldur kim kaçan Nemrûd-ı la‘îni Hazret-i İbrâhîm dîne da‘vet etdükde İbrâhîm Nebî'yi habs edüp bu mancınıkı îcâd ve ihdâs etmişdir. Mezkûr kaya üzre meyl-i minâre-misâl iki aded amelî sütûnlar vardır kim eflâke ser çekmişdir. Ol asırda zemberekleri ve sapan keffi gibi keffi ve kalın ipleri var imiş. Hâlâ zamânımızda ıydeyn-i mübârekelerde bid‘at olan salıncak ta‘bîr etdikleri gibi salıncak keffine Hazret-i İbrâhîm'i koyup niçe yüz kavm-ı Nemrûd'u salup tâ mahall-i ma‘hûda gelince İbrâhîm Nebî ber-hevâ olduğu ân zembereklere rehâ buldurunca İbrâhîm Nebî evc-i hevâya tayerân edüp yedi kerre berk-ı hâtif gibi Cibrîl nâzil olup "Yâ İbrâhîm seni halâs edeyim" dedikde "Beni Allah halâs eder, penâhım oldur" dedikde âteş içine düşünce Cenâb-ı Kibriyâ Hazret-i İbrâhîm'e nâr[ı] gülzâr eyledi. Hâlâ ol iki aded mancınık amûdları kal‘ada zâhirdir kim ibret-nümâ âsâr-ı binâdır, ammâ hâlâ âletleri yokdur. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
… ı İzzet bu Âd kavmine Hazret-i Hûd ibni'l-Halûd ibn Âd'ı nebî gönderüp bu kavmi
dîne
da‘vet etdiğine delîl-i kat‘î âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti nâzil olup biri …
Ba‘dehû Cenâb-ı İzzet bu Âd kavmine Hazret-i Hûd ibni'l-Halûd ibn Âd'ı nebî gönderüp bu kavmi dîne da‘vet etdiğine delîl-i kat‘î âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti nâzil olup birisi İslâm ile müşerref olmayup Hazret-i (---) ve karındaşı Hazret-i Hûd'a te’ezzîler ederlerdi. Âhir Cenâb-ı Bârî kavm-i Âd'a bir rîh-ı akîm verüp bunları gârlarında ve sahrâlarda ol rîh-ı sarsar birbirine ura ura helâk olduğuna sûre-i (---)(---) âyet, Arapça âyeti delîldir kim niçe bin kütüb-i mu‘teberelerde ve cümle tefâsîrde musarrahdır. Hatta bir âşık Türkîce bu ebyâtı Âd kavmi hakkında demişdir. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 249a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Cenâb-ı Hudâ bu rûy-ı arzı hubût-ı Âdem'den sonra ins [ü] cinn ile ol kadar ma‘mûr u âbâdân u müzeyyen etdi kim benî Âdem ekin ekecek yer ve bir gice hâb-ı râhat idecek birer cây-ı vatan bulamayup Ûc bin Unk gibi deryâ cezîrelerinde yatup ve deryâlar içre gezüp balıkları sayd edüp âfitâb-ı âlemtâbda pişirüp yerlerdi. Tâ bu mertebe rûy-ı arz âdem ile pür olup zirâ‘at yeri kalmayup derd-i ser ile geçinirlerdi. Tâ ki hubût-ı Âdem'den iki bin iki yüz kırk sene geçüp Hazret-i Nûh aleyhi's-selâm vücûda gelüp rûy-ı dünyâda mâl-â-mâl olan benî Âdemi dîne da‘vet eyleyüp aslâ birisi îmân kabûl etmediklerinden Cenâb-ı Kahhâr-ı Kibriyâ anlara tûfân-ı Nûh verüp ancak keştî-i Nûh'da yetmiş iki benî Âdem ve yetmiş iki çift hayvânât ile İblîs-i aleyhi'l-la‘ne bir hımârın kuyruğuna yapışup keştî-i Nûh'a İblîs bile girüp cümle yüz kırk beş mahlûk keştî-i Nûh ile tûfândan halâs olduklarıyçün Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî dediler. Zîrâ gemiden çıkan yetmiş iki aded benî Âdem yetmiş iki millet olup rûy-ı zemîne yayılup tenâsül bulduklarıyçün Hazret-i Nûh Necî'ye Eb-i sânî dediler. Ammâ ol Tûfân-ı Nûh'dan beri bâlâda zikr olunan ne cân kavmi ve ne cin kavmi ve ne sâ’ir kavimlerin cümlesi gark-ı 397b Tûfân olup helâk oldular. Hamd-i Hudâ ba‘de't-Tûfân yine Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzı benî Âdem ve sekalân ve hûş u tuyûr ile müzeyyen edüp âsûde etdi ammâ emr-i Hak ile benî Âdem'den ne kavm-i ecinne ve ne kavm-i şeyâtîn ayrılmadılar. Ammâ Nasîbîn şehrine ecinne kavmi Hazret-i Risâlet-penâhın mu‘cizesi du‘âsı berekâtıyla ecinne ol şehre giremez ammâ İblîs girüp benî Âdeme vesveseden hâlî değildir. İblîs-i telbîs Nasîbîn şehrine girmek değil vücûd-ı benî Âdemin cümle damarlarına bile girüp kan ile beden-i insânda gezer deyü Müslim [ü] Buhârî'de hadîs-i sahîh vardır. Kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) buyurmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a–397b ·
metinde göster ·
da‘vet etdikde hamd ü senâ ile İslâma geldiklerinden ahâlî-i Musul'a kavm-i Hum …
Ba‘dehû Hazret-i Yûnus Musul kavmin dîne da‘vet etdikde hamd ü senâ ile İslâma geldiklerinden ahâlî-i Musul'a kavm-i Humeydiyye derler. Şehr-i Akra ve İmâdiyye ve Hakkarî ve Dühek ve Cezîre kavimlerine cümle Humeydiyye kavmi derler kim Hazret-i Yûnus Nebî bu kavm-i Humeydiyye'ye ba‘s olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404a ·
metinde göster ·
… Ve Hazret-i Yûnus Nebî diyâr-ı Musul'a meb‘ûs oldukda bu Kefr-i Sevsâ'da halkı
dîne
da‘vet edüp hitâbet etdiğiyçün beyne'l-müverrih bu şehre Beledü'l-Hatîb derler. …
İbtidâ bânîsi Âl-i Atabekîyândan Melik Sevsâ nâm bir melik bir kefr, ya‘nî bir çiftlik binâ edüp ba‘dehû dest-i Ermeniyâna girüp bir kal‘a inşâ etdiler. Hâlâ anıniçün elsine-i nâsda kefr-i Zamân derler, ammâ lugat-i sahîhi Kefr-i Sevsâ'dır. Ve Hazret-i Yûnus Nebî diyâr-ı Musul'a meb‘ûs oldukda bu Kefr-i Sevsâ'da halkı dîne da‘vet edüp hitâbet etdiğiyçün beyne'l-müverrih bu şehre Beledü'l-Hatîb derler. Bu cezîre-i Dicle'de üç beledü'l-hatîbdir. İbtidâ budur, andan kal‘a-i Tikrit'dir, andan Tikrit'in çöl tarafında bir Beledü'l-Hatîb dahi vardır, ammâ ol kadar amâr değildir, ammâ Tikrit ve bu Kefr-i Sevsâ-yı Beledü'l-Hatîb ma‘mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 2a ·
metinde göster ·
… lup Cingiz Hân'a kelime-i tevhîdi ve îmân du‘âsın okudup bâtıl dînden çıkup hak
dîne
girüp Hazret-i Îsâ Allâh'ın kulu ve Meryem Ana câriyesi ve dörd kitâba inandım, …
"Biz ümmî âdemiz, henüz dîn-i İslâm ile müşerref olup Allâh bir peygamber hak bilirim. Öbür dediğin sünnetleri de Buhârâ'dan bir fakîh getirüp öğrenirim" dedikde Mu‘âz ibn Cebel gazab-âlûd olup Cingiz Hân'a kelime-i tevhîdi ve îmân du‘âsın okudup bâtıl dînden çıkup hak dîne girüp Hazret-i Îsâ Allâh'ın kulu ve Meryem Ana câriyesi ve dörd kitâba inandım, dedirmeği ferâmûş edüp gazabından atlarına süvâr olup kat‘-ı menâzil ederek Medîne-i Münevvere'ye geldikde {hikmet-i Hudâ} Hazret-i Risâlet-penâh altmış üç yaşında dâr-ı fânîden dâr-ı bâkîye intikâl etmiş olup Hazret-i Resûl'ün vasıyyeti üzre na‘ş-ı şerîf-i Resûl-i Kibriyâ'yı Hazret-i Alî tenhâ yerde Hazret'i gasl edüp Hazret-i Abbâs'ın iki aded oğlu Fazl ve Kusem Hazret üzr[e] su 132a döküp Hazret-i Alî Hazret’in vücûd-ı şerîflerine el değirmeden mübârek kamîsleri üzr[e] gasl edüp kamîs-i şerîfleri üzre iki kat kefenler sarup hâlâ Medîne-i Münevvere'de Ravza-i Mutahhara içre defn etdiler. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b–132a ·
metinde göster ·
Ziyâretgâh-ı imâm-ı şehîdân sâhib-i sadr u hümâm-ı alî-kadr ve şeyh-i millet ve kutb-ı devlet ve zübde-i evliyâ ve umde-i asfiyâ ve makâm-ı nazargâh-ı (---), ya‘nî ziyâret-i Hazret-i Penç Hasan radıyallâhu anhu'nun makâm-ı şerîfleridir. Kendüleri bu mahall-i mübârekeye gelmemişlerdir, ammâ zamân-ı sa‘âdetlerinde Dağıstân ve Kumuk ve Kaytak kavimlerin dîne da‘vet etmeğe elçi irsâl eylediklerinde mübârek yed-i yümnâsının resmini mürekkeble bir kâğıza basup yarlığ-ı belîğ-i şâhî olmak üzre Kumuk ve Kaytak kavimlerine gönderüp anlar dahi "Sem‘an ve tâ‘aten" deyü cümle İslâm ile müşerref olup pençe-i şerîfin resmini bu mahalde demir sandûka içre koyup sandûka bir seng-i hârâ içine koyup bu mahalde defn edüp üzerine bir azîm binâlar ile âsitâneler edüp mihmânsarâylar etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 156a ·
metinde göster ·
da‘vet etdikde ol asrın kral-ı dâllı olan (---) nâm la‘în kızını nikâh almak iç …
Netîce-i kelâm bu kal‘a-i bî-bedel günden güne dest-i Rûm'da amâr olup sevâd-ı mu‘azzam bender-âbâd bir dâr-ı diyâr oldu. Çünki Arz-ı Mukaddese'de Hazret-i Zekeriyyâ'yı Yahûdîler erre-i Zekeriyyâ ile farkından iki falk edüp nübüvvet-i risâlet mührü ve tâc-ı hilâfet sikkesi Hazret-i Yahyâ'ya değüp kavm-i Yahûdî'yi dîne da‘vet etdikde ol asrın kral-ı dâllı olan (---) nâm la‘în kızını nikâh almak içün Yahyâ Nebî'den fetvâ taleb etdikde Yahyâ Nebî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 223a ·
metinde göster ·
… yle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı
dîne
böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra m …
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·
… evârîh-i Taberî, Sâm bin Nûh silsilesi müntehîdir. Âhir putperest olup Nûh Nebî
dîne
da‘vet edüp kabûl etmeyüp bin yıl mu‘ammer olup pâdişâh olmuşdu.
Ve yine bu mahallere karîb Q 36a Dahhâk'ın niçe tevârîhlerde hikâyesi mufassaldır. Ancak bir âdil kimesne idi. İblîs aşçıbaşısı olup Dahhâk'ın iki omuzlarından öpüp ketiflerinden birer yılan zâhir olup nafakaları birer âdem beynisi idi. Bu hâl ile niçe bî-günâh halkı kırup tâziyâne ile döğüp zulme başladı. Âhir Ferîdûn asrında Kâve-i âhenger elinden katl oldu. Be-kavl-i Tevârîh-i Taberî, Sâm bin Nûh silsilesi müntehîdir. Âhir putperest olup Nûh Nebî dîne da‘vet edüp kabûl etmeyüp bin yıl mu‘ammer olup pâdişâh olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a ·
metinde göster ·
Evvelâ Hazret-i Âbid şemsûn ibn Hazret-i Eyyûb: Nübüvvet gelmemişdir, ammâ dîn-i Îsâ üzre halkı dîne da‘vet ederdi. Zira Hazret-i Yahyâ ile Hazret-i Îsâ mâbeyninde Hazret-i Cercîs ve Hazret-i Yûnus ve Hazret-i şemsûn idiler. Ammâ şemsûn'a nübüvvet gelmedi, demişler. şehrin şimâlinde bâğ-ı müşeyyedler içinde medfûn Âbid şemsûn deyü ziyâret ederler. Ve yine şehrin şimâlinde bâğçeler kenârında bir arz-ı behişt-âsâ yerde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y206b ·
metinde göster ·
… â ûlü'l-azm peygamberdir. Cenab-ı izzet ana Kitâb-ı İncîl'i gönderüp Yahûdîleri
dîne
da‘vet etdi. Sene (---) rûy-i arzda halkı dîne da‘vet eyleyüp niçe bin mürdeler …
Hazret-i Îsâ'nın vâlidesi Meryem Ana'dır. Ve İmrân kızıdır. İmrân'ın babası Mâsân ibn Feylekos'dur. Beşinci atada Hazret-i Süleymân'a müntehîdir. Ve Hazret-i Îsâ ûlü'l-azm peygamberdir. Cenab-ı izzet ana Kitâb-ı İncîl'i gönderüp Yahûdîleri dîne da‘vet etdi. Sene (---) rûy-i arzda halkı dîne da‘vet eyleyüp niçe bin mürdeleri ihyâ etdi. Âhir Yahûdîler dînini kabûl etmeyüp katl etmeğe murâd edüp Nâbulus'da bir gâr içre haps etdiler. Hâlâ ol gâra Sicn-i Îsâ derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y225b ·
metinde göster ·
… âb-ı İncîl'i gönderüp Yahûdîleri dîne da‘vet etdi. Sene (---) rûy-i arzda halkı
dîne
da‘vet eyleyüp niçe bin mürdeleri ihyâ etdi. Âhir Yahûdîler dînini kabûl etmeyü …
Hazret-i Îsâ'nın vâlidesi Meryem Ana'dır. Ve İmrân kızıdır. İmrân'ın babası Mâsân ibn Feylekos'dur. Beşinci atada Hazret-i Süleymân'a müntehîdir. Ve Hazret-i Îsâ ûlü'l-azm peygamberdir. Cenab-ı izzet ana Kitâb-ı İncîl'i gönderüp Yahûdîleri dîne da‘vet etdi. Sene (---) rûy-i arzda halkı dîne da‘vet eyleyüp niçe bin mürdeleri ihyâ etdi. Âhir Yahûdîler dînini kabûl etmeyüp katl etmeğe murâd edüp Nâbulus'da bir gâr içre haps etdiler. Hâlâ ol gâra Sicn-i Îsâ derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y225b ·
metinde göster ·
… Kavm-i Sâmirî'dendir. Mü'tefikât şehri ki Sıfet şehrine karîbdir, anın halkını
dîne
da‘vet etmeğe me’mûr oldular. Kırk yılda üç kişi îmâna geldi. Hak azze ve celle …
Ziyâret-i Hazret-i Lût ibn (---) aleyhime's-selâm: Bir âsitâne-i münevverdir kim cânib-i çihârı İremezâtü'l-imâd gibi bir bâğ [u] bostân gül [ü] gülistân [ve] nahlistân içre bir kubbe-i âlîde âsûdedir. Ammâ müzeyyen değildir, ancak sandûkaları Y 233a yeşil sof ile pûşîdedir. Müddet-i ömürleri 200 sene oldu. Hazret-i İbrâhîm'in ammisidir. Kavm-i Sâmirî'dendir. Mü'tefikât şehri ki Sıfet şehrine karîbdir, anın halkını dîne da‘vet etmeğe me’mûr oldular. Kırk yılda üç kişi îmâna geldi. Hak azze ve celle Cibrîl-i Emîn'e emr edüp ol şehri cümle halkıyla hevâya çıkarup rûy-i zemîne urup yere geçirdi. Hazret-i Lût dahi Kudüs'de mütemekkin iken bu karye-i Nu‘aym'de merhûm olup hâlâ bu câmi‘de medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y232b–Y233a ·
metinde göster ·
… eş cânibine gelüp Funcistân ve Berberistân ve İsne ve İsvân memleketinin halkın
dîne
da‘vet ederek Sa‘îd'de vatan-ı aslîsi olan beled-i Ermen-i isfûn'a gelüp andan …
Ba‘dehu Hazret-i Mûsâ Bahr-i Kulzüm'ün Habeş cânibine gelüp Funcistân ve Berberistân ve İsne ve İsvân memleketinin halkın dîne da‘vet ederek Sa‘îd'de vatan-ı aslîsi olan beled-i Ermen-i isfûn'a gelüp andan Mısır-ı Atîk ki şehr-i Fustât'dır, anda halkı dîne da‘vet etdi. Zamân-ı bâ-sa‘âdetlerinden vilâdet-i Hazret-i Muhammed'e gelince 3300 senedir. Ömreş (---) sene ve sebeb-i ma‘îşet-i sanâyi‘i Hazret-i şu‘ayb'ın çobanı idi. Ve Kelîmullâh idi ya‘nî bilâ-vâsıta Cenâb-ı Bârî ile kelimât ederdi. Âye[t]: Arapça Cemî‘i tevârîh-i mu‘teberelerde hikâyeti mastûrdur. Ve hâlâ bu mahal ki Kudüs-i şerîfin cânib-i şarkîsinde yedi sâ‘at ba‘îdde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y233b ·
metinde göster ·
… led-i Ermen-i isfûn'a gelüp andan Mısır-ı Atîk ki şehr-i Fustât'dır, anda halkı
dîne
da‘vet etdi. Zamân-ı bâ-sa‘âdetlerinden vilâdet-i Hazret-i Muhammed'e gelince 3 …
Ba‘dehu Hazret-i Mûsâ Bahr-i Kulzüm'ün Habeş cânibine gelüp Funcistân ve Berberistân ve İsne ve İsvân memleketinin halkın dîne da‘vet ederek Sa‘îd'de vatan-ı aslîsi olan beled-i Ermen-i isfûn'a gelüp andan Mısır-ı Atîk ki şehr-i Fustât'dır, anda halkı dîne da‘vet etdi. Zamân-ı bâ-sa‘âdetlerinden vilâdet-i Hazret-i Muhammed'e gelince 3300 senedir. Ömreş (---) sene ve sebeb-i ma‘îşet-i sanâyi‘i Hazret-i şu‘ayb'ın çobanı idi. Ve Kelîmullâh idi ya‘nî bilâ-vâsıta Cenâb-ı Bârî ile kelimât ederdi. Âye[t]: Arapça Cemî‘i tevârîh-i mu‘teberelerde hikâyeti mastûrdur. Ve hâlâ bu mahal ki Kudüs-i şerîfin cânib-i şarkîsinde yedi sâ‘at ba‘îdde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y233b ·
metinde göster ·
da‘vet edüp mi‘râcı Mekke'de vâki‘ oldukda elli bir yaşında ve tokuz aylık idi. …
Hil‘at-i nübüvvet ile on üç sene Mekke kavmin dîne da‘vet edüp mi‘râcı Mekke'de vâki‘ oldukda elli bir yaşında ve tokuz aylık idi. Andan Mekke münkirleri ile geçinmek mümkin olmayup emr-i Rabbü'l-âlemîn ile Mekke'den Medîneye yetmiş bin Sahâbe-i kirâm ile hicret edüp on yıl mutavattın oldukda ikinci senede sıyâm farz olup Kudüs'den Mekke'ye âye[t]: Arapça âyeti ile kıble Mekke'ye tahvîl olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y287b ·
metinde göster ·
Hazret-i Risâlet dahi Hicret'in altıncı senesinde Hudeybiyye gazâsından mansûr u muzaffer Ebî Zer ile Belîka(?) oğlu Hâtıb huzûr-ı Resûlullâh'a gelüp yine bunları mektûb-ı dürerbârları ile Hazret-i Resûl Mısır'da Melik Mukavkıs'a gönderüp Mısır'a sâlimîn vâsıl olup Melik Mukavkıs'ı dîne da‘vet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y13a ·
metinde göster ·
da‘vet eyleyüp bilâ-tereddüd şemmâs dîn-i İslâm ile müşerref oldu.
Bu kerre Hazret-i Serdâr-ı ekrem Amr ibnü'l-Âs zamân-ı cehâletde Kudüs'den İskenderiyye'ye gelüp Hâce şemmâs'ın hânesine müsâfir olup Çevgân meydânında Amr'ın başına Y 16a çevgân topu konmuş idi. Amr'ın hâtırına gelüp doğru şemmâs'a varup şemmâs'ı sâhib-firâş buldu. Birkaç gün mu‘âlece etdirüp şemmâs tâze cân bulup şemmâs'a yetmiş deve mâl-ı hazâyin ihsân eyleyüp şemmâs'ı dîne da‘vet eyleyüp bilâ-tereddüd şemmâs dîn-i İslâm ile müşerref oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y15b–Y16a ·
metinde göster ·
… Ebû Zer ve Belîka oğlu Hâtıb ile Mısır meliki olan Mukavkıs'a nâmeler gönderüp
dîne
da‘vet etdiler.
Âhir Hicret-i Nebeviyye'nin altıncı senesinde Hazret-i Risâlet-penâh Hudeybiyye gazâsı fethinden sonra serdâr-ı mu‘azzam olan Ebû Zer ve Belîka oğlu Hâtıb ile Mısır meliki olan Mukavkıs'a nâmeler gönderüp dîne da‘vet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y315b ·
metinde göster ·
… bu cezîre-i Habeş ma‘mûr olmağile benî âdem tenâsül bulup gelen nebîler bunları
dîne
da‘vet edüp mu‘cize ile gûnâ-gûn elsine-i muhtelifeler ta‘lîm [etdiler]. Ve bun …
Hudâ âlimdir kim bu Habeş diyârında niçe yüz lisân-ı garîbe vardır, istimâ‘ eden vâlih [ü] hayrân olur. Zîrâ benî âdem ile Tûfân-ı Nûh'dan sonra bu cezîre-i Habeş ma‘mûr olmağile benî âdem tenâsül bulup gelen nebîler bunları dîne da‘vet edüp mu‘cize ile gûnâ-gûn elsine-i muhtelifeler ta‘lîm [etdiler]. Ve bunların bir sınıfı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·