… ersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak
dînimiz
direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhamm …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… acak idi kim benim ve kralım Rakofçi ile üzerimizde nuhûset var idi. Âhir-i kâr
dînimiz
uğuruna kralım kaçırup biz kazâ [ve] kader üzre giriftâr olduk. Ayıb değildir. …
{Kemen Yanoş eyitdi:} "Elbette kazâ ve kader olacak idi kim benim ve kralım Rakofçi ile üzerimizde nuhûset var idi. Âhir-i kâr dînimiz uğuruna kralım kaçırup biz kazâ [ve] kader üzre giriftâr olduk. Ayıb değildir. Eyle olur, zanca hâlidir" deyü kendüye tesellî-i hâtır verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44b ·
metinde göster ·
hakkıyçün edâ edüp sizi yollar" deyü hakîre hammâm-bahâ bir kîse ve bir kat lib …
"İnşâallâh on güne dek karz-ı hasen deynimizi dînimiz hakkıyçün edâ edüp sizi yollar" deyü hakîre hammâm-bahâ bir kîse ve bir kat libâs ihsân etdi. Ve otuz aded refîklerime ve hüddâmlarıma onar guruş in‘âm edüp her bâr şeref-i sohbetleriyle müşerref olup kâhîce Busatlar nâm karyede Yûsuf Beğzâde sarâylarına gidüp zevk ü safâlar ederdik, ammâ dâ’imâ İskenderiyye'ye gelirdik, zîrâ Venedik kâfirinin isyân [u] tuğyânları var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 33b ·
metinde göster ·
… lma-yı Orta Macar olan kal‘a-i Üstürgonumuz ve Ungurus tahtı olan Budinimizi bu
dînimiz
gayretiyle ve Îsâ kuvvetiyle 101a ve Meryem Ana yardımıyla bu kal‘alarımız al …
"Bire meded Tatar askeri gelmeden ve Tuna üzre Türk'ün köprüsü bitmeden ve büyük vezîrleri beri geçmeden ve elçimiz vezîr yanında bir akd-i sulh etmeden, Türk askeri gâfiller iken, Türk'ün beri tarafında olan askerin kıralım ve cümle vezîrlerin esîr edelim ve ka‘bemiz olan Ustolni-Belgradımız ve Kızılelma-yı Orta Macar olan kal‘a-i Üstürgonumuz ve Ungurus tahtı olan Budinimizi bu dînimiz gayretiyle ve Îsâ kuvvetiyle 101a ve Meryem Ana yardımıyla bu kal‘alarımız alalım ve cümle Türkleri kıralım, kalkın gidelim. Marya Kot ve Sarı Saltık ve İsvet Nikola bizlere yardımcıdır" deyüp Uyvar altından otuz yedi bin kâfir-i hâsir-i fâcir domuz topu olup bizim üzerimize gelmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b–101a ·
metinde göster ·
ulusu baş-papasımızın hâslarıdır. Anların yerine size iki üç kal‘a verelim, hem …
"Vallâhi ol iki kal‘alar bizim dînimiz ulusu baş-papasımızın hâslarıdır. Anların yerine size iki üç kal‘a verelim, hemân sizinle tek sulh [u] salâh edelim. Biri Seçan kal‘ası ve biri Hollok kal‘ası ve biri bu Buyak kal‘aların verelim, bunları ma‘mûr edün ve içlerine müstevfâ askeriniz koyun" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 29b ·
metinde göster ·
… ü add etmem. Allâh size ömürler vere. Bize İzmir'i ihsân edüp deynimiz edâ edüp
dînimiz
dahi dürüst olaldan berü üç senedir mu‘ammer oluyorum. Ol ma‘nâya üç seneye bâl …
"Belî sahîhsiz. Ammâ iflâs ve ibtizâl ile geçen ömre ben ömür deyü add etmem. Allâh size ömürler vere. Bize İzmir'i ihsân edüp deynimiz edâ edüp dînimiz dahi dürüst olaldan berü üç senedir mu‘ammer oluyorum. Ol ma‘nâya üç seneye bâliğim dedim" deyü cevâb etmişdir. Hemân Köpürlü merhûm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y43a ·
metinde göster ·
… cümle Urbân elinde kaldı. Bunlardan nice intikâm alsak, deyü meşveret edüp âhir
dînimiz
ulusu Papa mel‘ûnun re’y-i nâ-tedbîri ile,
"Vallâhi biz İşpanya râhiblerindeniz. Cümlemiz dîn-i Muhammed zuhûr edeli huzûrumuz gidüp millet-i Mesîhiyye pâymâl oldu. Husûsâ bu Emeviyyûn'dan Velîd bin Abdülmelik asrında cemî‘i cezîrelerimiz ve berren ve bahren vilâyet-i azîmelerimiz husûsâ ma‘bed-i kadîmimiz olan Kudüs-i şerîf ve Mısır ve İslâmbol ve Mağrib-zemîn ve Tunus ve Tarabulus ve Fes ve Merânkûş ve Tilimsân ve Endelüs cümle Urbân elinde kaldı. Bunlardan nice intikâm alsak, deyü meşveret edüp âhir dînimiz ulusu Papa mel‘ûnun re’y-i nâ-tedbîri ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y285a ·
metinde göster ·