… endü sarâyı cenbinde yine kendi te’lîfi bir mutalsam çâr-kûşe bir amûd üzre bir
dîv
sûreti var idi. Kaçan kim İslâmbol'a Akdeniz tarafından düşman gemileri zâhir o …
Evvelâ, Çatladıkapu'da gün görmez pâdişâhın kendü sarâyı cenbinde yine kendi te’lîfi bir mutalsam çâr-kûşe bir amûd üzre bir dîv sûreti var idi. Kaçan kim İslâmbol'a Akdeniz tarafından düşman gemileri zâhir olsa mezkûr tuç dîv sûretinden bir âteş zuhûr edüp cümle keştîler ihrâk bi'n-nâr olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
… . Kaçan kim İslâmbol'a Akdeniz tarafından düşman gemileri zâhir olsa mezkûr tuç
dîv
sûretinden bir âteş zuhûr edüp cümle keştîler ihrâk bi'n-nâr olurdu.
Evvelâ, Çatladıkapu'da gün görmez pâdişâhın kendü sarâyı cenbinde yine kendi te’lîfi bir mutalsam çâr-kûşe bir amûd üzre bir dîv sûreti var idi. Kaçan kim İslâmbol'a Akdeniz tarafından düşman gemileri zâhir olsa mezkûr tuç dîv sûretinden bir âteş zuhûr edüp cümle keştîler ihrâk bi'n-nâr olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
… emen ve kal‘a-i Aden ve azîmet-i tonanma-yı hümâyûn be-cânib-i Hind ve Bender-i
Dîv
ve bender-i feth-i kal‘a-i Dimen(?) ve feth-i Habeş. Merkûm kal‘alar cümle 940 …
İstihlâs-ı kal‘a-i Nova der-livâ-i Hersek ve dahi feth-i vilâyet-i Yemen ve kal‘a-i Aden ve azîmet-i tonanma-yı hümâyûn be-cânib-i Hind ve Bender-i Dîv ve bender-i feth-i kal‘a-i Dimen(?) ve feth-i Habeş. Merkûm kal‘alar cümle 940 târîhinde be-dest-i Tavâşî Süleymân Paşa feth oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 57a ·
metinde göster ·
Süleymân Ağa yediyle vâlideyi saçıyla ma‘nûkan boğup şehîd eylediler. Ve Yeniçe …
Abaza tâ’ifesinden Sultân Murâd Hân'ın çukadârlığından kapudan paşa olup Mısır'dan gayrı cemî‘i menâsıb-ı âlîlere mutasarrıf olup sadrıa‘zam oldukda cümleden melik olmak mülâhazasında olup ibtidâ efendisi Sultân Murâd Hân'ın vâlidesi Ümmü'l-mü’minîn Kösem Vâlide'yi Kızlar Ağası Dîv Süleymân Ağa yediyle vâlideyi saçıyla ma‘nûkan boğup şehîd eylediler. Ve Yeniçeri Ağası Kara Çavuş'u ve Kul Kethudâsı Çelebi Mustafâ Ağa'yı ve Bektaş Ağa'yı ve Sarı Kâtib'i ve niçe iş erlerin cümle katl edüp cümleden melik vezîr-i a‘zam oldum der iken elli dördüncü günü mezkûr Kızlar Ağası Dîv Süleymân Ağa dîv-i akûr gibi Siyâvuş Paşa'nın çehresine bir sille-i Fir‘avnî urup "Ver mührü bire sefîh oğlan" deyü mührü alup Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80a ·
metinde göster ·
… leden melik vezîr-i a‘zam oldum der iken elli dördüncü günü mezkûr Kızlar Ağası
Dîv
Süleymân Ağa dîv-i akûr gibi Siyâvuş Paşa'nın çehresine bir sille-i Fir‘avnî ur …
Abaza tâ’ifesinden Sultân Murâd Hân'ın çukadârlığından kapudan paşa olup Mısır'dan gayrı cemî‘i menâsıb-ı âlîlere mutasarrıf olup sadrıa‘zam oldukda cümleden melik olmak mülâhazasında olup ibtidâ efendisi Sultân Murâd Hân'ın vâlidesi Ümmü'l-mü’minîn Kösem Vâlide'yi Kızlar Ağası Dîv Süleymân Ağa yediyle vâlideyi saçıyla ma‘nûkan boğup şehîd eylediler. Ve Yeniçeri Ağası Kara Çavuş'u ve Kul Kethudâsı Çelebi Mustafâ Ağa'yı ve Bektaş Ağa'yı ve Sarı Kâtib'i ve niçe iş erlerin cümle katl edüp cümleden melik vezîr-i a‘zam oldum der iken elli dördüncü günü mezkûr Kızlar Ağası Dîv Süleymân Ağa dîv-i akûr gibi Siyâvuş Paşa'nın çehresine bir sille-i Fir‘avnî urup "Ver mührü bire sefîh oğlan" deyü mührü alup Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80a ·
metinde göster ·
gûl-i beyâbân zâhir olup havfımdan "Yâ Hafîz" ismiyle firâr edüp mezkûr ine Aya …
"Gel tâli‘im gel" deyü nidâ etdüğimde bir dîv gûl-i beyâbân zâhir olup havfımdan "Yâ Hafîz" ismiyle firâr edüp mezkûr ine Ayazma içre ol gece 124b pinhân olup bî-hûş olduğum sergüzeşt [u] serencâmım inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur kim bir ferd-i âferîdenin başına gelmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124a–124b ·
metinde göster ·
… . Dîvlere ve gûllere İskender dağları dertdirüp ve Karadeniz Boğazın açdırırdı.
Dîv
[u] gûller ol mahalde gark-ı âb olup seherelerin cümlesi mürd olup bakır keştîl …
Kaçan kim vakt-i şitânın erba‘în ve zemherîri olunca İskender izniyle mezkûr sehereler mutalsam ile binâ olmuş bakır gemilere süvâr olup bâdbânsız rû-yı deryâda berk-i hâtif gibi kıjgırarak Akdeniz'de ve Karadeniz'de gezüp Makedona ya‘nî Kostantîn şehrin hıfz [u] hırâset edüp kırk günden sonra yine Tophâne'ye gelüp gemileri limanda bağlayup sehere ve sâhirler haps olurdu. Dîvlere ve gûllere İskender dağları dertdirüp ve Karadeniz Boğazın açdırırdı. Dîv [u] gûller ol mahalde gark-ı âb olup seherelerin cümlesi mürd olup bakır keştîleri Tophâne limanında kalup tâ Yezîd ibn Mu‘âviye İslâmbol'u feth etdükde bakır gemilerin pârelerinden guzât-ı müslimîn bulup yağmâ etmişlerdi, tevâtürle muhakkakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
… tdüği tophâneyi münhedim edüp mücedded bir tophâne etmişdir. Anı görmeyen kâr-ı
dîv
ve kuvvet-i insân ve akl-ı benî âdem ne idüğin bilmez. {Hâlâ a‘dâ-yı dîn olan k …
Bunlar top u tüfenge mâlik olmak ile Süleymân Hân dahi topcıyân tâ’ifesine rağbet {edüp} cemî‘i Memâlik-i mahrûsalarından ve kâfiristândan ihsân [ü] in‘âmlar ile topcular ayardup ecdâdı Mehemmed Hân ve Bâyezîd Hân binâ etdüği tophâneyi münhedim edüp mücedded bir tophâne etmişdir. Anı görmeyen kâr-ı dîv ve kuvvet-i insân ve akl-ı benî âdem ne idüğin bilmez. {Hâlâ a‘dâ-yı dîn olan küffâr-ı hâksârların kabza-i tasarruflarında olan kılâ‘-ı azîmeleri feth [u] istihlâs içün âlet-i mühimme olan topların envâ‘ı işlenecek kârhâne-i kadîmdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
… eli topu ve Alî Balı ve Ese Balı ve Hamza Balı ve Çuldutmaz ve Kundak dutmaz ve
Dîv
Balı ve Seki Balı ve Kara Balı ve Ajder Balı ve Kırkmîl Balı ve Şakî Balı ve Pa …
Ve Süleymân Hân topları ve Ebü'l-feth topları ve Bâyezîd Hân topları ve üç ağızlı top ve şeşhâne top ve burma top ve Fransa topları ve kırk karış küpeli topu ve Alî Balı ve Ese Balı ve Hamza Balı ve Çuldutmaz ve Kundak dutmaz ve Dîv Balı ve Seki Balı ve Kara Balı ve Ajder Balı ve Kırkmîl Balı ve Şakî Balı ve Palamarkıran ve Deli top nâmân ibret-nümâ toplar var kim her biri birer kal‘a değer toplardır kim rûz-ı ıydeynde ve sürûr [u] şâdumân günlerinde ve pâdişâh ubûr etdükde {rû-yı deryâya sekdirme gülleler atılup her biri karakuş gibi seker. Her bir top bu minvâl üzre kırkar ellişer kerre atıldıkda} ejder-i heft-ser-misâl gıjgırdıklarında âdemin zehresi çâk olup {zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i düşmen ru‘b u haşyet çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı câmi‘-i selâtîn Kösem Vâlide Sultân: Sultân Ahmed Hân'ın hâtûnu ve Osmân Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlideleridir. Sultân Ahmed'den berü yedi kerre pâdişâh olup Sultân Mehemmed-i Râbi‘ asrında kul gulû edüp Siyâvuş Paşa re’yiyle Dîv Süleymân nâm kızlar ağası Vâlide'yi saçıyla ma‘nûkan boğup sene (---) târîhinde şehîd etdi. Bu câmi‘i hayâtlarında anlar binâ etmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142a ·
metinde göster ·
Ammâ zelehor hammâlları gedikdir ve gâyet zeber-dest tüvânâ âdemlerdir, biri fevt olsa taşra Cânbezdi nâm hammâllardan bir tüvânâsın bu merhûm zelehor gediğine korlar. Bu tâ’ife birer toklu veyâhûd birer kuzucuk ve kırkar badya boza içüp bin okka kâmil yüke girir. Zîrâ Eydincik ve Bandırma 175b ve Erdek ve Mihalıç nâm şehir iskelelerinden seklem ta‘bîr etdikleri yedişer sekizer kantâr-ı Osmânî gelir çuvalları onar âdem kaldırup bir âdemin arkasına koyup ol dahi kantâra koduğu zamân kantârın mîlleri vızır vızır öter ve yine kantârdan arkasına koyup murâd edindikleri yere götürürler ammâ iki tarafından birer zelehor hammâlları dahi ellerine yapışup imdâd ederler. Makdûr-ı beşer değil, akıl ihâta etmez kâr-ı mühlikdir. {Arkalarında çuvallar ile cümle ubûr ederler, aceb dîv kavmdir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a–175b ·
metinde göster ·
… r havfından halk içre bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve niçe yüz gûnâ-gûn
dîv
ve perîler sûretleri edüp ayakları hevâda başı ser-nigûn ammâ yine zemînde iki …
Bir fırkası dahi yine hayvânât derilerine sarılmış yaban âdemleri yapmışlar kim Allâhümme âfinâ gören âdemlerin zehreleri çâk olur. Her bir yaban âdemleri beşer ve altışar pranka zencîrler ile bağlayup her birin beşer altışar âdem keşân-ber-keşân çekerken yaban âdemleri seyirci olan âdemlerin üstüne hücûm etdikce ol ucbe-likâlar havfından halk içre bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve niçe yüz gûnâ-gûn dîv ve perîler sûretleri edüp ayakları hevâda başı ser-nigûn ammâ yine zemînde iki ayağıyla yürüyüp halk üzre hücûm ederler. Ve niçe eşkâl-i acîbe cinler ederler kim bu alayı görmeyen âdem gördükde aklı perîşân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a ·
metinde göster ·
Andan Tevârîh-i Hind, andan Tevârîh-i Hâkân-ı Çin, andan Tevârîh-i Acem, andan Tevârîh-i Arab, andan Tevârîh-i Efrenc, andan Tevârîh-i Latin, andan Tevârîh-i Rûmdır. Bu tevârîhlerin cümlesin tetebbu‘ etmiş müverrih âlimler ile ihtılât edüp Bursa'nın bânîsinden aslâ bir müverrih tahrîr edüp ayân u beyân etmemişler. Ammâ 222a Tevârîh-i Süleymânnâme'de ve Târîh-i Evveliyyât-ı Tuhfe'de tahrîr eder kim bir kerre Hazret-i Süleymân kerr u ferr u dârât ile taht-ı Süleymânîsi üzre ber-hevâ tayarân ederken Bursa hâyilinde sâbite olan ebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsı üzre meks edüp cânib-i erba‘aya nigerân edüp esnâ-yı kelâmda Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhayâ'ya der kim, "Ne olaydı şu ferah-fezâ yerde bir şehr-i azîm olaydı" buyurduklarında hemân ecinne ve dîv [ü] perîlerden ba‘zı musâhib-i mukarrebînler eyitdiler: "Yâ Emînallah! Bir kerre Tûfân-ı Nûh'dan evvel bu mahalle bir Süleymân ile leşker-keş olup geldiğimizde bu kûh-ı bülendin dâmeninde bir kal‘a-i azîm ve bir şehr-i kadîm var idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp gitdik. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cümle ins ü cinne, vuhûş u tuyûra emr edüp derhâl taş u toprağın tathîr ederken kal‘anın burc [u] bârûları nümâyân olur, ammâ tathîrinde usret çekerler. Hemân Emîn-i Mübîn rîha emr edince bir kerre Lodos rûzgârı Âd kavmine esdiği gibi bir rîh-ı akîm esüp cümle taşı ve toprağı hevâya perrân edüp tarfetü'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i sefîd eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. Anı bulsanız dünyâ halkına inkırâzu'd-devrân kifâyet ederdi" der. Bir div dahi mu‘âraza edüp "Bulunmaz" der. Biri dahi "Eğer ol dahme bulunursa ol defîne ile Emînullah bu şehri imâr ede" der. Kimi bulunursa, kimi bulunmazsa derler. Derhâl dîvlere emr edüp ol dahmeyi bulup şehri ta‘mir [u] termîm edüp ismini Bulursa korlar. Bursa, Bulursa'dan galatdır. Ba‘dehû Süleymân-ı Emîn Bursa'nın cânib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a taht edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. Ekseriyyâ Ayasofya amûdları bu Edincik şehrinden gitmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221b–222a ·
metinde göster ·
Ve cümle yetmiş mihrâbdır. Evvelâ Dîv Alî Câmi‘i, kâr-ı kadîmdir. Mâ-takaddem Şâh Tahmas'ın hânı imiş, ammâ sünnî olmağıla bu câmi‘i inşâ etmiş ve taşra varoşda cemâ‘at-i kesîreye mâlik Câmi‘-i Kebîr-i Şâh Safî nitekim tâk-ı kisradan nişân 313a verir bir binâ-yı şîrîndir. Ve hareminde bir şâfi‘î havzı ve şâzirvânı ve etrâfında talebe hücreleri vardır. Ferhâd Paşa Câmi‘i'nin evkâfı olmağıla kapuları mesdûddur ammâ tarz-ı Rûm câmi‘-i dilküşâ imiş. Ve Câmi‘-i Özdemirzâde, hâlâ medresedir; şehrin müftîsi ders takrîr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 312b–313a ·
metinde göster ·
… vardır. Bir kûşesi zemînde üç kûşesi hevâya nâzır mücellâ bir seng-traşdır. Bir
dîv
karısı bu taşı Ba‘albek kal‘asına götürür imiş. Kal‘a tamâm oldu, bu taşı nerey …
Elhâsıl bu hakîrin bu seyâhatinde im‘ân-nazar etdüğü kılâ‘larda böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn görmedim. Meğer diyâr-ı acemde kal‘a-i Kahkahâ ve kal‘a-i Van ve Mardin ola. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr ü bihâr felek-i atlas-ı bukalemûnda görmedik derler. Zîrâ benî Âdem binâsı değildir. Hazret-i Süleymân dîvlere yapdırmışdır. Zîrâ ol kubbe-i mu‘azzam-misâl taşları benî Âdem'den Âd [u] Semûd ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa kâdir değildir ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’îlî ve kavm-i Amalâk hod ilm-i cereskal ile bu kal‘anın bir taşın bir yerden bir yire vaz‘-ı hacer etmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Ba‘albek kal‘asının hâricinde bir çemenzâr sahrâda çâr-kûşe dağ pâre bir sahrâ-i azîm vardır. Bir kûşesi zemînde üç kûşesi hevâya nâzır mücellâ bir seng-traşdır. Bir dîv karısı bu taşı Ba‘albek kal‘asına götürür imiş. Kal‘a tamâm oldu, bu taşı nereye götürürsün, dediklerinde taşı kitifinden bu çemenzâ[r] yire bırağup gider. Anınçün bu seng-i hârâ ol mahalde kalmış, tâ bu mertebe sahrâ-i azîmleri vardır. Bu kal‘a Hazret-i Süleymân'dan sonra niçe bin mülûk eline girüp Âl-i Emeviyyûn'da bu kal‘a-i Ba‘albek sahrâsı ol kadar imâr oldu kim bâğ-ı İremden nişân verirdi. Zîrâ Ba‘albek sahrâsı ve Bukâ‘ fezâsı bir vâdî-i mahsûldârdır kim gûyâ sahrâ-yı Busrâ ve vâdî-i Havrân'dır. Ba‘dehû Âl-i Ekrâd'dan Şâm Halîfesi Nûreddîn Şehîd hazretleri imâr etdi. Andan Şâm hilâfeti, Mısır'da kal‘a binâ eden Yûsuf Selâhaddîn eline girüp Ba‘albek kal‘asına kul koyup imâr edüp ba‘dehû sene 922 târîhinde Sultân Gavrî destinden Selîm Hân-ı Evvel feth edüp Şâm eyâletinde subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) pâre kurâdır. Kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘asında dizdârı ve neferâtları (---) ve derûn-ı kal‘ada (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)36b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36a–36b ·
metinde göster ·
El-hâsıl üç kerre sa‘âdetlü pâdişâh tarafından kapucular kethüdâsı ve baş haseki ağa ve hâsodabaşı gelüp paşayı da‘vet etdiler. Paşa sûre-i (---) âyetinde Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre ben kendümü tehlikeye ilkâ edüp bu Cemâpur askeri cem‘iyyeti içinden huzûr-ı pâdişâhîye varamam, umûma muhalefet kuvvet-i hatâdandır, elbette gidemem dedikde dördüncü def‘ada kapucular kethüdâsıyla Hâsodabaşı Hasan Ağa gelüp "Ya huzûr-ı pâdişâhîye gelirsin, size zarâr yokdur; ya mührü verirsin!" deyince paşa hamd-i Hudâ edüp paşa eydür "Ağalar! Vallahi ben mührü pâdişâhıma üç kerre verdim, almadılardı. Bana bir nân-pâre ihsân eylesinler, bir eyâletine gideyim" deyü mührü kapucular kethüdâsına verüp birer kise altun ve birer hil‘at-ı semmûr verüp "Pâdişâhımın pây-ı sa‘âdetine yüzüm sürerim" deyüp anlar giderken "İşte mührü vezîrden aldık. Dağılın ümmet-i Muhammed" dediklerinde feryâd [u] figânların dahi ziyâde edüp "Biz yetmiş âdemin katlin isteriz" dediler. Hemân Bâb-ı hümâyûn açılup Şeyhülislâm Azîz Efendi'yi içeri huzûr-ı pâdişâha da‘vet edüp yüz elli mikdârı ulemâ ve ser-i kârda olan ihtiyârlar ile muvâcehe-i şehriyârîye varup müşâvere edüp mührü Siyâvuş Paşa'ya verüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa Bâb-ı hümâyûn'dan taşra çıkınca "Allah mübârek eyleye. Hemân defterimizde olan yetmiş aded âdemleri katl edüp müstakil vezîria‘zam olasın" dediler ve cümle guluvv-i âm halkı dağılup gitdiler. Hemân ol dem Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı beşer altışar yüz küheylân atlı pür-silâh askerleriyle paşaya gelüp buluşduklarında "Sultânım, niçün bize haber etmeden mührü verdiniz? Senin uğuruna cümle kırılırdık" deyü paşaya ıtâb-âmîz sözler söyleyüp ağladılar. Paşa eyitdi "Bak a ağalar! Allah sizden râzı ola. Sizler ile hüsn-i ülfet edüp on dörd ay sadrıa‘zam olup dîn-i mübîne alâ kadri'l-imkân hizmet eyledik. Hamd-i Hudâ selâmetle halâs oldum. Ammâ sizler şimden gerü başınıza tedârik görün" dedikde "Biz bize bir su‘ûb ne etdikse kendi kendimize etdik" deyüp ağlaşarak paşa ile nân u nemek hakkın helâlleşerek çekilüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa'ya rağmen kapusu önünden ubûr edüp mübârek-bâda varmadıklarından Siyâvuş Paşa müte’ellim oldu. Ertesi gün Hâsodabaşı'yla hatt-ı şerîf gelüp "Benim lalam Melek Ahmed Paşa! Sana Mısır'ı ve Bağdâd'ı ve Budin'i ve Özi eyâletini ihsân etmişimdir. Kankı eyâleti murâd edinirsen bilâ-kalemiyye sadaka olunmuşdur, arz edesin" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî gelince paşa Özi eyâletin arz edüp üç kise altun ve elli katar-ı katır ve elli katar-ı deve ve bir otak ihsân olunup sa‘âdetlü pâdişâha vedâ‘a varup andan Sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa'ya varup birbirleriyle ol kadar ca‘lî âşinâlık etdiler kim âdem hayrân kalırdı. Niçe bin nasîhat-âmîz kelimâtları birbirlerine söyleyüp ba‘dehû şerbet ve buhûr gelüp ba‘dehû bir semmûr kürk ve iki kîse altun Siyâvuş Paşa bizim paşaya verüp birbirleriyle öpüşüp vedâlaşup andan şeyhülislâma varup andan paşa ortak sarâya gelmeyüp Bismillah ile doğru Edirne kapusundan taşra çıkup paşanın Otakçılar nâm sarâyında meks etdikde paşanın tuğlarıyla ve cümle askeriyle Kudde Mehemmed Kethüdâ mehterhâne-i paşayı döğerek topçulara gelüp meks etdiler. Paşa efendimizin akîbince Kaya Sultân efendimiz dahi göç edüp sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar görülürken 104b işbu sene 1061 târîhinin şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin altıncı çihârşenbe günü idi, İslâmbol içre bir gulgule-i azîm olup İslâmbol kapuları kapanup Bektâş Ağa'ya Bursa sancağı ve Yeniçeri ağasına Erzurûm, Çelebi Kul Kethüdâsına (---) ihsân olunup (---)(---)(---)(---) iken Bektâş Ağa'yı kayd-bend ile bir hammâlın semerli bârgiri üzre Siyâvuş Paşa katl etdi ve Yeniçeri ağasını katl etdi. Sarı Kâtib bu ahvâl-i pür-melâli felâketi istimâ‘ edüp kendüyi bıçağıyla urup katl etdi ve yüz âdemleri katl edüp Bektâş Ağa ve Çelebi Kethüdâ ve (---) Yeniçeri ağasının cemî‘i mülk-i emlâklerin zabt edüp ka‘r-ı zemînden niçe mâl-ı defâyin çıkarup hazîne-i pâdişâhîye teslîm olundu. Yine ol sâ‘atde ümm-i dünya olan Sultân Ahmed Hân hâtûnu olan Osmân Hân'ın, Orhân Hân'ın ve Bâyezîd Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlidesi olan Koca Kösem Vâlide'nin Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa, vâlidenin gîsûların gerdenine bağlayup ma‘nûkan katl edüp ol sâhibü'l-hayrât hâtûnı şehîde eylediler. Ahâlî-i İslâmbol bu hâli istimâ‘ edüp üç gün üç gice derûn-ı İslâmbol'da câmi‘ler ve çarsû-yı bâzârlar kapanup gulgule-i azîm olup pes ü perdeden ve âşikâre niçe yüz âdemler katl olunup İslâmbol içi helc ü melc oldu. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu ahvâlât-ı pür-melâlât-ı çîlât işleri istimâ‘ edince Siyâvuş Paşa hakkında eydür: "Elli altmış gün vezîria‘zam olmak içün ümm-i dünyâ olan efendimiz Murâd Hân ve İbrâhîm Hân vâlidesi fakîreyi mazlûmen bi-gayrı hakkın katl etdi. Ammâ Siyâvuş Paşa iflâh [u] ber-hurdâr olmaz. Hemân Cenâb-ı Bârî anasını ağlatmayup birâderi Hüseyin Beğ sağ ola ve Hudâ selâmetle vezâretden kurtara. Azîm vartada vezîr oldu" deyü Melek Paşa'nın gözleri tas-ı pür-hûna döndü. Andan ertesi gün Siyâvuş Paşa tarafından on aded habbâr mübâşir çavuşlar gelüp "Elbette Özi eyâletine gidersiz!" deyü ibrâm [u] ilhâh edüp paşa "Emir pâdişâhın. Tiz tuğlar gitsin!" deyü çavuşlar huzûrunda tuğları Çekmece'lere gönderüp çavuşlara ihsân edüp gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 104a–104b ·
metinde göster ·
… kalkup vâlide sultâna ve sa‘âdetlü pâdişâha ve kızlarağası kâtil-i koca vâlide
Dîv
Süleymân Ağa'ya varup niçe yerlere dahi devr-i ebvâb edüp sarâyına geldi. Üçünc …
Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim. Uruscuk şehrinin zevk [u] safâsın ederken Âsitâne-i sâ‘atdet'den Serbevvâbân-ı âlî Bayrâm Ağa kırk kapucıyla paşaya hatt-ı şerîfler getirüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı hümâyûn olup Melek Ahmed Paşa efendimiz "Emir pâdişâhımın" deyüp Kudde Kethüdâ'yı Uruscuk kal‘asına haps edüp ol ân mektûblar tahrîr olunup "Hâzır ol Evliyâm, Kaya Sultân'ıma gidersin" deyüp yüz altun harçlık alup ol ân mektûbları alup şehir kenarında âlem-i ağyârdan bî-haber atlarıma süvâr olup Ruscuk'dan cânib-i kıbleye bir gicede kal‘a-i Piravadi, andan bir günde şehr-i Kırkkenîse, andan Topcular'da Kaya Sultân'a varup bu hakîri hareme alup verâ-yı perde-i zenbûrîden hakîri söyleyüp paşanın Eflâk 117a tarafına ubûr edüp hedâyâlar aldığın ve adl-i adâletin nakl edüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile kapucubaşı berberbaşı Bayrâm Ağa mübâşeretiyle Uruscuk kal‘asında haps olunduğun Kaya Sultân'a bir bir takrîr etdikde Kaya Sultân gırîv yerine saçın perîşân edüp gûyâ bir Husrevânî küpe binüp azrak câdûya dönüp "Vallahi Evliyâ Çelebi, benim paşamın kethüdâsı uğuruna iki bin kisem giderse her çi bâd-âbâd ben bunu Siyâvuş Kazağa komam" deyüp koçusuna binüp doğru Siyâvuş Paşa hâtûnu Receb Paşa kerîmesi hânıma sultâna varup "Tiz kocan çağır gelsin!" dedikde Siyâvuş Paşa hareme girüp "Safâ geldin sultânım!" dedikde hemân Kaya Sultân "Bre zâlîm Siyâvuş! Efendin Sultân Murâd'ın vâlidesi, benim büyük vâlidemi şehîd etdin. Kocam her kankı mansıb-ı âlî alırsa üstünden alırdın. Âhir mührü dahi alup şimdi kethüdâsın haps edüp katl etmek mi istersin? Paşam ile akrabâ değil misiz ve babam Murâd Hân tâbe serâhın sen çukadârı, paşam silâhdârı olup kırk ellişer yıllık hukûkunuz yok mu? Paşamın kethüdâsın hapisden ıtlâk eyle. Yoksa ceddim rûhiyçün seni melâmet ederim, bu mühürden selâmet bulamazsın" deyü gazab ile cevâb verdikde Siyâvuş Paşa eydür: "Sultânım, senin paşanda pâdişâhın bin kisesi vardır. Kudde Kethüdâ yediyle alınmışdır. Gelsin, muhâsebesin görüp yine paşasına gitsin" deyince "Benim paşam üç bin kise kalemiyye avâ’idin kapu arası hazînesine koyup edâ-yı deyn edüp bin kîse geçmişi vardır. Defter-i pâdişâhîye mürâca‘at olunsun. Fi'l-vâkı‘ ehlimin hazîne-i pâdişâhîye deyni var ise ben edâ edeyim. Ne istersin benim paşamın kethüdâsından?" deyüp gazab-âlûd olup andan kalkup vâlide sultâna ve sa‘âdetlü pâdişâha ve kızlarağası kâtil-i koca vâlide Dîv Süleymân Ağa'ya varup niçe yerlere dahi devr-i ebvâb edüp sarâyına geldi. Üçüncü gün Kudde Kethüdâ'yı koçu içre kayd-bend ile Silâhdâr ocağına teslîm edüp haps edüp bin kise taleb etdiklerinde ol gün Kaya Sultân'ın tahrîkiyle Siyâvuş Paşa'nın başına kıyâmet kopup Siyâvuş Paşa dîvân-ı pâdişâhîye varınca Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa "Ver mührü bre sefîh oğlan!" deyüp zor-ı bâzû ile mührü Süleymân Ağa Siyâvuş Paşa'dan alup Gürcî Mehemmed Paşa'ya mührü verüp Gürcî müstakil vezîria‘zam olup Siyâvuş Paşa'yı bostâncıbaşı kayığıyla Akdeniz'e nefy edüp sarâyında cümle mâl [u] menâlin zabt edüp kendüleri uryân kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 116b–117a ·
metinde göster ·
… şa'nın başına kıyâmet kopup Siyâvuş Paşa dîvân-ı pâdişâhîye varınca Kızlarağası
Dîv
Süleymân Ağa "Ver mührü bre sefîh oğlan!" deyüp zor-ı bâzû ile mührü Süleymân A …
Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim. Uruscuk şehrinin zevk [u] safâsın ederken Âsitâne-i sâ‘atdet'den Serbevvâbân-ı âlî Bayrâm Ağa kırk kapucıyla paşaya hatt-ı şerîfler getirüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı hümâyûn olup Melek Ahmed Paşa efendimiz "Emir pâdişâhımın" deyüp Kudde Kethüdâ'yı Uruscuk kal‘asına haps edüp ol ân mektûblar tahrîr olunup "Hâzır ol Evliyâm, Kaya Sultân'ıma gidersin" deyüp yüz altun harçlık alup ol ân mektûbları alup şehir kenarında âlem-i ağyârdan bî-haber atlarıma süvâr olup Ruscuk'dan cânib-i kıbleye bir gicede kal‘a-i Piravadi, andan bir günde şehr-i Kırkkenîse, andan Topcular'da Kaya Sultân'a varup bu hakîri hareme alup verâ-yı perde-i zenbûrîden hakîri söyleyüp paşanın Eflâk 117a tarafına ubûr edüp hedâyâlar aldığın ve adl-i adâletin nakl edüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile kapucubaşı berberbaşı Bayrâm Ağa mübâşeretiyle Uruscuk kal‘asında haps olunduğun Kaya Sultân'a bir bir takrîr etdikde Kaya Sultân gırîv yerine saçın perîşân edüp gûyâ bir Husrevânî küpe binüp azrak câdûya dönüp "Vallahi Evliyâ Çelebi, benim paşamın kethüdâsı uğuruna iki bin kisem giderse her çi bâd-âbâd ben bunu Siyâvuş Kazağa komam" deyüp koçusuna binüp doğru Siyâvuş Paşa hâtûnu Receb Paşa kerîmesi hânıma sultâna varup "Tiz kocan çağır gelsin!" dedikde Siyâvuş Paşa hareme girüp "Safâ geldin sultânım!" dedikde hemân Kaya Sultân "Bre zâlîm Siyâvuş! Efendin Sultân Murâd'ın vâlidesi, benim büyük vâlidemi şehîd etdin. Kocam her kankı mansıb-ı âlî alırsa üstünden alırdın. Âhir mührü dahi alup şimdi kethüdâsın haps edüp katl etmek mi istersin? Paşam ile akrabâ değil misiz ve babam Murâd Hân tâbe serâhın sen çukadârı, paşam silâhdârı olup kırk ellişer yıllık hukûkunuz yok mu? Paşamın kethüdâsın hapisden ıtlâk eyle. Yoksa ceddim rûhiyçün seni melâmet ederim, bu mühürden selâmet bulamazsın" deyü gazab ile cevâb verdikde Siyâvuş Paşa eydür: "Sultânım, senin paşanda pâdişâhın bin kisesi vardır. Kudde Kethüdâ yediyle alınmışdır. Gelsin, muhâsebesin görüp yine paşasına gitsin" deyince "Benim paşam üç bin kise kalemiyye avâ’idin kapu arası hazînesine koyup edâ-yı deyn edüp bin kîse geçmişi vardır. Defter-i pâdişâhîye mürâca‘at olunsun. Fi'l-vâkı‘ ehlimin hazîne-i pâdişâhîye deyni var ise ben edâ edeyim. Ne istersin benim paşamın kethüdâsından?" deyüp gazab-âlûd olup andan kalkup vâlide sultâna ve sa‘âdetlü pâdişâha ve kızlarağası kâtil-i koca vâlide Dîv Süleymân Ağa'ya varup niçe yerlere dahi devr-i ebvâb edüp sarâyına geldi. Üçüncü gün Kudde Kethüdâ'yı koçu içre kayd-bend ile Silâhdâr ocağına teslîm edüp haps edüp bin kise taleb etdiklerinde ol gün Kaya Sultân'ın tahrîkiyle Siyâvuş Paşa'nın başına kıyâmet kopup Siyâvuş Paşa dîvân-ı pâdişâhîye varınca Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa "Ver mührü bre sefîh oğlan!" deyüp zor-ı bâzû ile mührü Süleymân Ağa Siyâvuş Paşa'dan alup Gürcî Mehemmed Paşa'ya mührü verüp Gürcî müstakil vezîria‘zam olup Siyâvuş Paşa'yı bostâncıbaşı kayığıyla Akdeniz'e nefy edüp sarâyında cümle mâl [u] menâlin zabt edüp kendüleri uryân kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 116b–117a ·
metinde göster ·
… erken elli dörd günde sezinmedüğü yerden, Cenâb-ı İzzet'den kendüye Kızlarağası
Dîv
Süleymân Ağa gibi bir zişt-i akûr eliyle kendüye bir sille-i pehlivânî urup Siy …
Melek Paşa eyitdi "Dünyada ve âhiretde mestûr olmak istersen bu Haleb'den getirdiğin yüz bin kadar eşkiyâ ve eşirrânın ığvâsına uymayup bir kes’e adâvet edüp mâlına ve emvâl [u] erzâkına tama‘ edüp kan eyleme. Ve herkes ile hüsn-i ülfet edüp kulûb yap. Bu karındaşından ibret al kim benim zamân-ı sadâretimde on yedi vezîria‘zam var idi. Biri ibtidâ Bektâş Ağa ve Ömer Çelebisi ve İkinci Çelebi Kethüdâ ve Halîl Yazıcısı ve üçüncü Yeniçeri Ağası Kara Çavuş ve Kâtibi Yûsuf Çelebi ve Alahoz Mehemmed Efendi ve Sarı Kâtib ve Mi‘mâr Mustafâsı ve Vâlide Sultân ve Koca Mi‘mâr, bunların emsâli niçe yüz vüzerâlık peresesinde âdemlerden bî-zâr olmuşdum, ammâ ızdırârî mudârâ ederek on altı ay vezîria‘zam olup halâs oldum. Benden sonra Siyâvuş Paşa karındaşım vezîria‘zam olup cümleden melik olmak içün hazz-ı nefsiyçün 180a bu zikr olunan vüzerâ pâyesinde olanları, hattâ efendisi vâlidesi Kösem Vâlide'yi dahi cümle katl edüp ‘Hamd-i Hudâ cümle devlet bana münhasır kaldı’, derken elli dörd günde sezinmedüğü yerden, Cenâb-ı İzzet'den kendüye Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa gibi bir zişt-i akûr eliyle kendüye bir sille-i pehlivânî urup Siyâvuş Paşa'dan mührü alup Gürcü Mehemmed Paşa'ya verdi. İmdi benim birâderim! Hamûl olup katl-i nefs etmeyüp başından bu kadar haşerâtı def‘ edüp taraf-ı devletde ol. Benim birâderim, seksen bin, toksan bin askerle gelüp anlar cümle Üsküdar'da kalup sen ancak öz başın ile iki yenlerine yapışup huzûr-ı pâdişâhîye vardın.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179b–180a ·
metinde göster ·
… mez amân, vermez amân câna kıyar / Pire bir heybet ile halka hücûm eyledi kim /
Dîv
bu yerde eğer bâğlasalar ide firâr / Kâşiyânlı diyeler akrebe rahmet her bâr / …
Ne pire her biri bir zerk idici dîv-i hücûmNe pire bilmez amân, vermez amân câna kıyarPire bir heybet ile halka hücûm eyledi kimDîv bu yerde eğer bâğlasalar ide firârKâşiyânlı diyeler akrebe rahmet her bârOlsalar muhbir eğer bu pireden ehl-i bihârBalıkesrî'de Hudâ ıydiyye kılmazsa mededPireler anı şehîd eyleyeler zâr [u] nizâr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 323b ·
metinde göster ·
… le bu Aydıncığ'ı eyle amâr etdiler kim yedi yılda ins [ü] cin ve hûş u tuyûr ve
dîv
ü periler çalışmadan bî-tâb ü bî-mecâl kalup İremezâtü'l-imâd misilli bir şehr- …
Andan yine Hazret-i Süleymân yele emr edüp niçe zemînleri seyr [ü] temâşâ ederek Bursa zemînine gelüp, Bursa, ‘Bulursa’dan galatdır, anda Bursa şehrin tûfân-ı Nûh kumu içinden çıkarup Süleymân Nebî Bursa'da meştâ edüp, andan bu Kapudağı zemîninde bu Aydıncık nâm âb [u] havâsı latîf cây-ı hoş-fezâyı beğenüp Belkıs'ın re’y [ü] tedbîriyle bu Aydıncığ'ı eyle amâr etdiler kim yedi yılda ins [ü] cin ve hûş u tuyûr ve dîv ü periler çalışmadan bî-tâb ü bî-mecâl kalup İremezâtü'l-imâd misilli bir şehr-i azîm olup hâlâ eser-i binâları Kapudağı boğazına ve Erdek sahrâlarına varınca ibret-nümâ amûd-ı müntehâlar ve tâk-ı kisrâlar ve kubbe-i gûnâ-gûnlar hisâbın Sâhibü't-tedbîr Sannâ‘-ı Lem-yezel bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 87b ·
metinde göster ·
… -i mu‘teberde yatır, anıniçün hâlâ ba‘zı balıkçılar nehr-i Tise'den kazan kadar
dîv
kelleleri ve bedensiz sekiz arşın tavîl diz kemikleri çıkar.
Lisân-ı Macar'da lafz-ı Kaşa (---) demekdir. Bu şehrin ibtidâ bânîsi Acem diyârından gelen Menûçehr evlâdlarından Kaşa Ban binâsıdır kim sâhil-i Tise'de dîvler ile ceng edüp dîvleri kıra kıra nehr-i Tise'ye döküp âhir kendüsü dahi nehr-i Tise âbıyla gark olup hâlâ bânîsi Kaşa sâhil-i nehr-i Tise'de bir deyr-i mu‘teberde yatır, anıniçün hâlâ ba‘zı balıkçılar nehr-i Tise'den kazan kadar dîv kelleleri ve bedensiz sekiz arşın tavîl diz kemikleri çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 13a ·
metinde göster ·
inşâ edüp eyle müzeyyen etmiş kim ol asırda bu kârhâne içre beş altı bin kîseye …
Ve cümle altı aded hân-ı tüccârân-ı sevdâgerânları var. Cümleden Gâzî Mihal Beğ hânı, münhedim etdiği kâfirden kalma kal‘anın taşından bezzâzistân-ı dîv inşâ edüp eyle müzeyyen etmiş kim ol asırda bu kârhâne içre beş altı bin kîseye mâlik hâceler var imiş. Bin beş târîhinde Eflak küffârı Tuna nehri tonunca buz üstünden ubûr edüp bu şehri ıhrâk bi'n-nâr edüp bu bezzâzistândan beş Mısır hazînesi mâl alup dârü'l-bevârlarına gider. Ba‘dehu bu bezzâzistânı Mihaloğulları yetmiş ocak bir hân-ı azîm binâ etmişler kim hâlâ kal‘a-misâl bir vekâle-i bî-misâl-i pür-me’âldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 56a ·
metinde göster ·
palasına benzer zeber-dest ve tüvânâ hünerver ü server ü dilâver erleri olar, n …
Dîv palasına benzer zeber-dest ve tüvânâ hünerver ü server ü dilâver erleri olar, niçe yiğitleri ser-bürehne sîne-çâk bî-pîrehen abdâlâne âşık-ı şeydâları var kim kellelerinde gül gül olmuş dâğlar ve teslîm dâğları var ve sîne-i çâklerinde sırım sırım birer karış ve yarım karış şerhalı sîneleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69a ·
metinde göster ·
… puları ve niçe bin fıskıyye ve havuz ve fevvâreleri ve tuçdan altun ile mutallâ
dîv
ü cin ve perî sûretlerin ve tuçdan selef kralları timsâllerin ve hâlâ {İslâmbol …
Ba‘de'z-ziyâfe Süleymân Hân pederimiz merhûmun nakli üzre hazîne-i Lagoş['u] cümle Budin'den çıkarup yedi bin aded deriler sarılı sandûkalara mâl-ı hazâ’ini doldurup bu kadar cebehâne ve bu kadar ibret-nümâ zî-kıymet eşyâları ve murassa‘ tahtları ve niçe yüz aded murassa‘ pençere kapakları ve kapuları ve niçe bin fıskıyye ve havuz ve fevvâreleri ve tuçdan altun ile mutallâ dîv ü cin ve perî sûretlerin ve tuçdan selef kralları timsâllerin ve hâlâ {İslâmbol'da} Ayasofya câmi‘i mihrâbının yemîn ü yesârında olan mutallâ şem‘dânların ve niçe bin bunun emsâli ibret-nümâ eşyâların cümle yerlerinden kal‘ edüp İslâmbol'a gemilerle gönderüp cümle sûretleri temâşâ içün Atmeydânı'na korlar. Ve Budin'den niçe zî-kıymet balyemez topları Belgrad'a gönderirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 74b ·
metinde göster ·
kellelerinden her bâzâr günleri ve her bed-nâm rûzlarında ve îd-i Nasârâ'da mü[ …
Hattâ kefere zamânında bu şazrevânın dîv kellelerinden her bâzâr günleri ve her bed-nâm rûzlarında ve îd-i Nasârâ'da mü[me]ssek eşribeler cârî olup cümle küffâr nûş edüp def‘-i atşân ederlermiş. Hâlâ şeker şerbeti mahzenleri durur. Bu mahzenlerde gûnâ-gûn eşribeleri yapup aşağıda bu havzın fevvârelerinden pertâb edüp havzdan âyende vü revendegânlar nûş ederlermiş, ammâ yılda 82a bir kerre küffârın haçların suya bırakdıkları günler İsvet Nikola rûhiyçün bu havz [u] şazrevânlarından la‘lgûn bâde-i nâb pertâb edüp nûş edenler mest-i medhûş [u] bî-tâb olurlarmış. Ammâ bu havzdan hâlâ cereyân eden âb-ı sâfîler bu Sarây meydânı altındaki su sa[r]nıçlarına gidüp leb-ber-leb oldukda mâh-ı Temmûz'da nûş eden hayât-ı câvidân bulur, ammâ isrâf üzre sarf etmezler, zîrâ "Hîn-i muhâsarada ahâlî-i kal‘aya su lâzımdır" deyü imsâk üzre sarf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b–82a ·
metinde göster ·
… getirüp yüz aded yiğit şehîdlerin dahi getirdiler, ammâ mezkûr şehîd-i mukaddem
Dîv
Ali meyyitin alamayup hâlâ ter ü tâze görmüşler ve kâfirler dahi vaz‘-ı yed etm …
Ve yine ol gün cümle serdengeçdilere ok ve yay ve kılıç ve tüfeng ve harba tevzî‘ olup yürüyüş fermân olunmadan Ali Paşa kolundan beş yüz aded gâziyân-ı serbâzân topların münhedim etdiği yerlerden yürüyüş edüp Aktabya üstünde elli aded küffâr kesüp kellelerin ve dörd aded kâfir bayrakların Sadrıa‘zama getirüp yüz aded yiğit şehîdlerin dahi getirdiler, ammâ mezkûr şehîd-i mukaddem Dîv Ali meyyitin alamayup hâlâ ter ü tâze görmüşler ve kâfirler dahi vaz‘-ı yed etmemişler. Bu gazâyı eden dörd yüz nefer yiğitlere Sadrıa‘zam ellişer guruş ve birer mahlûl tîmâr u ze‘âmetler ihsân edüp cümle guzâtı cenge tergîb ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116b ·
metinde göster ·
… n cemâ‘at-i kesîreler ile namâzları kılınup defn olundu, ammâ zikri sebkat eden
Dîv
Ali Beşe ile alaybeği birbirlerine sarılmış Aktabya üzre yigirmi yedi gün ter ü …
Ve yine yevm-i mezbûrda küffârın Pojon tarafına gidenler gelüp çâsâr leşkeri Uyvar'ın feth olduğun işidüp cümle küffâr "Ba‘de harâbi'l-Basra" deyüp Uyvar imdâdına gelmeden ferâğat edüp cümle küffâr dâr-ı menhûslarına firâr etdikleri haberi gelüp henüz cünûd-ı müslimîn emn [ü] râhatda olup ol gün yevm-i çehârşenbe idi, cemî‘i şehîdân-ı müslimînin cemâ‘at-i kesîreler ile namâzları kılınup defn olundu, ammâ zikri sebkat eden Dîv Ali Beşe ile alaybeği birbirlerine sarılmış Aktabya üzre yigirmi yedi gün ter ü taze kanları akarak kalmış anın ikisin dahi Aktabya üzre defn edüp anların üzerlerine Sührâb Mehemmed Paşa bir haşeb kasr-ı cihân-nümâ inşâ edüp hâlâ ziyâretgâh-ı gâziyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120b ·
metinde göster ·
… re hâtır-mânde olup bu Hersek dağlarına ol dîvleri sürüp kavm-i Uskok kâfiri ol
dîv
[ü] ifrîtlerin neslinden olup bu Hersek kavmi ve bu Gabele kavmi dahi anlardan …
Hattâ Hazret-i Süleymân birkaç nefer dîvlere hâtır-mânde olup bu Hersek dağlarına ol dîvleri sürüp kavm-i Uskok kâfiri ol dîv [ü] ifrîtlerin neslinden olup bu Hersek kavmi ve bu Gabele kavmi dahi anlardan tenâsül bularak hakkâ ki Dâbbetü'l-arz kadar tüvânâ-yı zeber-dest gâzî yiğitleri olur. Hattâ ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl mahallinde kâfirlere hücûm edüp kılıç çıkarmayup tüfeng atmadan sağ eline ve sol eline birer kâfiri alup birbirlerine kâfirleri ura ura serâsîme edüp kâfirleri dest ber-kafâ bağlar, eyle güçlü ve kuvvetli yarar yiğitleri olur, cümlesi kal‘a neferâtlarıdır. Bu şehirde ecnebîden gayri âdem duramaz, gâyet cezîre yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163a ·
metinde göster ·
ve cinnî ve şeytân-ı vesvâs ve deli ve hannâs ve zarrât ve zebânîler ve perîler …
Ve gûnâ-gûn mahûf ve bed-çehre ve bed-likâ dîv ve cinnî ve şeytân-ı vesvâs ve deli ve hannâs ve zarrât ve zebânîler ve perîler ve melekler ve ejdehâlar ve dâbbetü'l-arzlar ve deccâl ve hameletü'l-arş ve hameletü'l-arz ve hût ve hamele-i arz sevr ve niçe bin aded ecnâs-ı mahlûkâtdan evrenk ve neheng ve fîl ve ger[ge]dân ve zürefâ ve kepçekuyruk ve yılan ve çıyan ve akreb ve kaplıbağa ve timsâh ve deniz mâliki ve niçe bin sıçan ve kedi ve arslan ve kaplan ve bebr ve pars ve şak ve gûlbeyâbân ve gûnâ-gûn Kerrûbiyân ve Cebrâ’il ve İsrâfîl 253a ve Azrâ’îl ve Mîkâ’îl ve Arş u Kürsî ve Sırât u Mîzân ve cennet ü cehennem ve a‘râf u meydân-ı haşrde cem‘ olan cemî‘i ecnâs-ı mahlûk-ı Hudâ'nın ehl-i cenneti, cennete melâ’ike-i Kerrûbiyânlar sürüp götürürken şâdımân ederek gider tasvîrlerin yazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252b–253a ·
metinde göster ·
… kefere Freng karısının hayrâtıdır, bir acâ’ib şarâb çeşmesi vardır. Bir mermer
dîv
kellesinden hamr-ı ahmer-gûnu cereyân edüp altı ay kâmil şîre-i engûr zamânı he …
Bu liman-ı amelînin dâ’iren-mâdâr etrâfı bin adımdır. Ve cümle on dörd aded göz kârgîr binâ tersâhâne kemerleri var kim cümlesinin üstleri serâpâ horasânî kireç örtülüdür. Anlardan dahi cereyân eden âb-ı rahmet cümle su sarnıçlarına nâzil olur. Ammâ dörd aded tershâne gözlerine üçer ve ikişer aded kadırgalar sığar tershâne gözleri var gâyet uzundur. Ve bir tershâne gözünde bir kefere Freng karısının hayrâtıdır, bir acâ’ib şarâb çeşmesi vardır. Bir mermer dîv kellesinden hamr-ı ahmer-gûnu cereyân edüp altı ay kâmil şîre-i engûr zamânı her bâzâr günleri cemî‘i kefere levendâtlarına şarâb-ı hamr tevzî‘ olurmuş. Hâlâ bir büyük şîre sarnıcı vardır, ammâ şarâbı değil suyu kalmamış, tershânenin orta gözlerinde mu‘attal durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 316b ·
metinde göster ·
… i aceblü keferelerdir. Libâsları cümle koyun yapağısından şâllardır, ammâ gâyet
dîv
tüvânâ zeber-dest ve rencber Ferhâd-vâr çalışır re‘âyâları vardır ve gâyet ankâ …
Der-câme-i eşkâl-i aceblü-yi re‘âyâ vü berâyâ: Cümle re‘âyâsı Rûm ve Arnavud kefereleri olup başlarında bir sivri 349b siyâh takye geyerler. Anın sivri ucuna bir karış yüksek Arnavud kalabağı geyerler, ammâ başlarına aslâ fâ’ideleri olmayup hemân geymemiş gibi durur. Ol kalaba[k] bir pirincli zencîr-i musanna‘lar ile başlarına boğazlarından bağlarlar. Başları Adana kabağı kadar büyük olup üzerlerinde kalabakları küçük olup tepelerinde durduğiyçün gûyâ kîr-i hara kelebek kuşu konmuş gibi durur. El-hâsıl bir turfe-hey’et mecmû‘a-i aceblü keferelerdir. Libâsları cümle koyun yapağısından şâllardır, ammâ gâyet dîv tüvânâ zeber-dest ve rencber Ferhâd-vâr çalışır re‘âyâları vardır ve gâyet ankâlardır. Ve cümle (---) aded kenîseleri vardır. (---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 349a–349b ·
metinde göster ·
… olan hisâr dîvârının taşları her biri fîl cüssesi kadar taşlardır. Gûyâ bu binâ
dîv
binâsıdır.
Ve bu orta hisârdan aşağı büyük hisâra enecek ancak şarka nâzır gön kaplı ağaçdan üç kat kapular ve bu kapular mâbeyninde olan hisâr dîvârının taşları her biri fîl cüssesi kadar taşlardır. Gûyâ bu binâ dîv binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y139b ·
metinde göster ·
ve perî üstühânları mâl-â-mâldır. Bir incik üstühânı yedi karış geldi ve ba‘zı …
Ve bu gârın Y 217a sağında bir küçük mağâra deliği vardır. Andan içeri ba‘zı cânlardan cân baş terk edenler girüp seyr [ü] temâşâ ederler. Ammâ ol kadar muzlim mahal değildir, âdem âdemi seçer. Tâ mescid-i Aksâ altına dak gâr-ı azîmdir. Meğer dîv-i Süleymânîlerin mahbeshâneleri imiş bir muzlim küncdür. Dîv ve perî üstühânları mâl-â-mâldır. Bir incik üstühânı yedi karış geldi ve ba‘zı kafâlar Rûm kîlesi kadar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y216b–Y217a ·
metinde göster ·
… m ve yâ Bâkî" misilli esmâlar tahrîr olunmuş kim esmâlar yazılmış ve ba‘zısında
dîv
pençe alâmeti var ibret-nümâdır deyü deyü (---)(---) ve bu otuz sütûndan mâ‘ad …
Hakîr ol zamândan berü "Seng-i sommâkî amelî midir yohsa ma‘âdin midir?" deyü şübhede kalup müşkilim idi. Hamd-i Hudâ bu Beytü'l-lahm'de müşkilim hall olup bu amûdlarda müşâhede etdim ki seng-i sommâkî dîvlerin kârı ile amel olunmuş alçı-misâl dökmedir ve murâd edindikleri cüssede ve kâmetde inşâ ederlermiş. Zîrâ bu sütûnlarda dahi tâze iken Hazret-i Dâvûd'un dest-i hattıyla Zebûr esmâullâhı yazılmış mu‘cizesinde mübârek parmakları hamîre girir gibi girüp "Yâ Dâ'im ve yâ Kâ'im ve yâ Bâkî" misilli esmâlar tahrîr olunmuş kim esmâlar yazılmış ve ba‘zısında dîv pençe alâmeti var ibret-nümâdır deyü deyü (---)(---) ve bu otuz sütûndan mâ‘adâ hurde sütûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y226a ·
metinde göster ·
… kapuların atebe-i âlîleri üzre mehîb iki cenâhlı kuş timsâlleri yâhûd ucbe-likâ
dîv
sûretleri tasvîr olunmuş. Ve'l-hâsıl her birinde birer ibret-nümâ âsârlar vardı …
Ve bu şehrin kapuları üzre birer ikişer satır İbrî ve Süryânî lisânı üzre târîhleri mastûrdur. Mümkin olduğu mertebe ol hatlara nazar eyleyüp nakş almışızdır. İnşâallâh bu müsevveddâtımız tas[h]îha geçdikde tahrîr olunur. Ve ba‘zı kapuların atebe-i âlîleri üzre mehîb iki cenâhlı kuş timsâlleri yâhûd ucbe-likâ dîv sûretleri tasvîr olunmuş. Ve'l-hâsıl her birinde birer ibret-nümâ âsârlar vardır. Eğer manzûrumuz olduğu mertebe tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y272a ·
metinde göster ·
… e kal‘a-i [[(---) (---) (---)]] ve feres ve hımâr ve kelb ve papas ve Yahûdî ve
dîv
ve cemâl sûretleri ki eşkâl-i garîbe ve Q 135a acîbe-i gûnâ-gûn fişengler ve …
Beri tarafdan dahi Şâm âteşbâzları çatal [[(---) (---) (---)]] Mısır huccâcı üzre atınca tarakı ve delice fişekler Mısır'ın şerrânî atları içine düşünce âdem âdeme girüp bir hây ve bir hûy ve bir hande ve şâdumânî oldu kim diller ile ta‘bîr olunmaz. [[(---) (---) (---)]] ve hevâyî ve kestâne ve tarakı ve kelebek ve ra‘dî ve fişeng-i bahrî ve koç ve kal‘a-i [[(---) (---) (---)]] ve feres ve hımâr ve kelb ve papas ve Yahûdî ve dîv ve cemâl sûretleri ki eşkâl-i garîbe ve Q 135a acîbe-i gûnâ-gûn fişengler ve niçe âteş-pâre hıyel-i musanna‘lara âteş edüp bu ordu-yı İslâm içinde bir hengâme ve bir şâdumân olmuşdur kim ehl-i Mekke değil belki hubût-ı Âdem'den berü böyle bir temâşâ olmamışdır. Cümle ehl-i Mekke "Lehhe’ât yâ Osmâniyân" derlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y328a ·
metinde göster ·
… lardan dollâblar ile çeküp her bir sâkıyede üçer yerden arslan kellelerinden ve
dîv
kellelerinden ve ejder kellelerinden sular cereyân edüp havuzlar leb-ber-leb ol …
Ve her sokak başında ve ba‘zı atfeler içre âyende vü revende müsâfirînin atları ve sevr ve cemâl ve hımârların sulamak içün her köşede birer havuz-ı tavîller vardır kim her biri musanna‘ sütûnlar üzre münakkaş tavanlar ile mebnî sâkıyelerdir. İç yüzünde kuyulardan dollâblar ile çeküp her bir sâkıyede üçer yerden arslan kellelerinden ve dîv kellelerinden ve ejder kellelerinden sular cereyân edüp havuzlar leb-ber-leb olup cümle hayvânâtlar nûş edüp def‘-i atşân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y129a ·
metinde göster ·
… u hırmen cirmi vaz‘ olunan Q 321aP 318a seng-i hârâ üzre tucdan bir kancık
dîv
timsâli etmişler kim âdem görünce zehresi çâk olur. Başı eflâke serçekmiş, geys …
Bu hırmen cirmi vaz‘ olunan Q 321aP 318a seng-i hârâ üzre tucdan bir kancık dîv timsâli etmişler kim âdem görünce zehresi çâk olur. Başı eflâke serçekmiş, geysûların fitîle fitîle perîşân etmiş, gözleri âfitâb-ı âteş-tâba karşı meş‘al gibi şu‘le verir. Ve kucağında yine tucdan bir oğlun dizi üstüne oturdup gûyâ dirâgûş edüp sağ memesiyle süd verir şeklinde bir mahûf u mehîb ucûbe timsâldir. Ve memeleri kös-i Bağdâd kadar vardır. Sağ elin kaldırup Nîl'in cânib-i cenûbdan tarafa geldüği mahalle kolun uzadup bir parmağile gösterir şeklinde durur. Ve iki ayakları ol mîl minârelerin üstünden aşağı amûdların temelinde olan seng-i hârâlara kadem basmış durur. Ammâ eyle musaykal u mücellâ tuc sûretdir kim gûyâ zeheb-i hâlisdir. Ve ayağı önünde bir havz-ı azîm var kim seng-i hârâdan oyulmuş aşren fe-aşren havz-ı kebîrdir, içinde bir kişi şinâverlik etse mümkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406a ·
metinde göster ·
… ederken bu buhayreyi görüp vezîri Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve ba‘zı musâhib ecinne ve
dîv
ü perîlerden,
Bu câmi‘ cenbinde bir buhayre-i lezîz vardır kim mürde cism üzre ilkâ eyleseler belki hayât bulurdu. Hazret-i Süleymân ins [ü] cin ve hûş [u] tuyûr ile taht-ı Süleymânî ile tayy-i mekân edüp ber-havâ tayrân ederken bu buhayreyi görüp vezîri Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve ba‘zı musâhib ecinne ve dîv ü perîlerden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406b ·
metinde göster ·
… âmi‘-i Hazret-i Süleymân büyükdür. Zîrâ kuvvet-i mu‘cize ile ve hizmet-i ins ve
dîv
ü perî ile binâ olunmuşdur. Ve ilm-i hendese ve ilm-i mi‘mârîden haberdâr olan …
Ve bu câmi‘ tûlen ve arzan kâmil beşer yüz germe adımdır. Bu hisâb üzre Mekke'nin Mîne bâzârında olan Câmi‘ü'l-hayf ve cebel-i Arafât'da olan câmi‘-i İbrâhîm ve Arafât ve Mîne bâzârı beynehümâsında cebel-i Ferah dibinde câmi‘-i Müzdelife ya‘nî Meş‘arü'l-harâm ve Mısır'da câmi‘-i Amr ibnü'l-Âs ve Şâm'da câmi‘-i Ümeyye ve Kostantıniyye'de Ayasofya bu zikr olunan cevâmi‘-i kebîrin cümlesinden bu Sûdân vilâyetinde olan câmi‘-i Hazret-i Süleymân büyükdür. Zîrâ kuvvet-i mu‘cize ile ve hizmet-i ins ve dîv ü perî ile binâ olunmuşdur. Ve ilm-i hendese ve ilm-i mi‘mârîden haberdâr olan berhordâr olmuş âdem bu câmi‘-i azîmi görse hakkâ ki Süleymân Nebî üstâd-ı kâmil olup mu‘cizesin ızhâr eylemiş, der. Bu hakîr edîm-i arzda kırk sekiz sene cihânbîn olup on yedi pâdişâhlık yerde ve ma‘mûr u âbâdân olan memâlik-i mahrûselerde böyle bir câmi‘-i nebiyyullâh-ı kebîr görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y407a ·
metinde göster ·
Beyâz mermerdendir, âdem cüssesinde. Ammâ iki başı var, bir kellesi
dîv
şekli ve bir başı ukkâb başlı. Ve ayakları deve tabanlı ve kulakları hımâr kula …
Beyâz mermerdendir, âdem cüssesinde. Ammâ iki başı var, bir kellesi dîv şekli ve bir başı ukkâb başlı. Ve ayakları deve tabanlı ve kulakları hımâr kulaklı bir gûne mahlûkdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y427a ·
metinde göster ·
Süleymân Ağa; bunlar arzlar ile Âsitâne'ye revâne oldular. Allâh hayrlar vere.
Ve paşanın cümle hükûmâtı elli yedi gün oldu. Ve kâ’immâkam Ramazân Beğ ve şâhbender ebü'l-kelâm ebü'ş-şevârib Mehemmed Beğ ve çavuşlar kethudâsı Mar‘aşlı Şâtır Hüseyin Beğ oldu. Ve cümle ahâlî-i Mısır arz-ı mahzarlar mühürleyüp pâdişâha arzları yedi bölükden birer ihtiyâr çorbacı ve ümerâ-yı Mısır'dan Cündî Mehemmed Beğ ve sâbıkan dârü's-sa‘âde ağası, kâtil-i Kösem Vâlide, Tavâşî Dîv Süleymân Ağa; bunlar arzlar ile Âsitâne'ye revâne oldular. Allâh hayrlar vere.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·