… , Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri
döne
. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… kapusu garba meyyâldir. Ve Eflatar kapusu cenûba makşûfdur. Ve cânib-i kıbleye
Döne
kapusu ve taraf-ı şarka İslâmbol kapusu ve yine semt-i şarka Dâye kapusu ve yin …
Cümle yedi adet kapularının cisir yerleri ma‘lûmdur. Evvelâ Namâzgâh kapusu cânib-i garba nâzırdır. Ve Mustafâcık kapusu garba meyyâldir. Ve Eflatar kapusu cenûba makşûfdur. Ve cânib-i kıbleye Döne kapusu ve taraf-ı şarka İslâmbol kapusu ve yine semt-i şarka Dâye kapusu ve yine cânib-i şarka Darağacı kapusu. Hâlâ bu mezkûr kapuların yerleri ma‘lûm olup memer-gâh-ı hâs [u] âmdır. Bu varoşun cümle etrâfı dâ’iren-mâdâr on bin altmış hatve-i bî-aceledir. Bu mezkûr handakdan taşra çayır ve çemenzâr teferrüçgâh yerlerdir. Her rûz bu giyâhât üzre ba‘de'l-asr ihvân-ı bâ-safâ cem‘ olup gûnâ-gûn lu‘bede-bâzlıklar edüp zevk ve safâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 119a ·
metinde göster ·
değirmânları: Kırk elli aded âsiyâb-ı mâlardır kim her biri birer ze‘âmetden a‘ …
Mesîregâh-ı Döne değirmânları: Kırk elli aded âsiyâb-ı mâlardır kim her biri birer ze‘âmetden a‘lâdır. Niçesi Nasûh Paşazâde Celâlî olan Hüseyin Paşa'nındır. Dobruca vilâyetinde değirmânlar olmamak ile cümle Dobruca halkı bu değirmânlara muhtâc âb-ı hayât sulu çarh-ı âsiyâblardır. Cemî‘i ehl-i beledîn zu‘mları üzre bu değirmânların suları Tuna'dandır, derler. Zîrâ birkaç kerre Tuna mâhîleri bu değirmânlardan çıkmışdır. 124a Andan yine menzil-i Batova, andan cânib-i şimâle karye-i Mumculu, bir câmi‘li Müselmân köyüdür ve ze‘âmetdir. Andan yine şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123b–124a ·
metinde göster ·
… ıkarup gözlerine sürüp yine koynuna koyup alnındaki necâseti dahi kar ile silüp
döne
döne paşanın yanına geldi. Ve paşayı nehr-i Kuban kenârında ayak üzre bulduk.
Ve ağzından bir ceviz kadar sarı bir taş çıkarup gözlerine sürüp yine koynuna koyup alnındaki necâseti dahi kar ile silüp döne döne paşanın yanına geldi. Ve paşayı nehr-i Kuban kenârında ayak üzre bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
… p gözlerine sürüp yine koynuna koyup alnındaki necâseti dahi kar ile silüp döne
döne
paşanın yanına geldi. Ve paşayı nehr-i Kuban kenârında ayak üzre bulduk.
Ve ağzından bir ceviz kadar sarı bir taş çıkarup gözlerine sürüp yine koynuna koyup alnındaki necâseti dahi kar ile silüp döne döne paşanın yanına geldi. Ve paşayı nehr-i Kuban kenârında ayak üzre bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
… ne cânibe varırsa deryâdır. El-hâsıl yigirmi nefer âdemler buz üzre Mevlevî-vâr
döne
döne buz ile Karadeniz ummânına ol şiddet-i şitâda âh u fiğân ve enîn [ü] feryâ …
Ammâ meğer ol mahalde lodos rûzgârı esüp buz deryâsın pâre pâre edüp ân-ı vâhidde buz hırmen hırmen cirmi kadar pâre pâre olup cereyân etmeğe başlayup Karadeniz'e doğru buzlar harekete başlayınca yigirmi nefer kimesne atlarıyla buz pâreleri üzre kaldılar. Ve yetmiş seksen kadar âdemler dahi piyâde yeh-pâreler üzre kalup büyük hırmen cirmi kadar buzlar üzre seğirdüp her ne cânibe varırsa deryâdır. El-hâsıl yigirmi nefer âdemler buz üzre Mevlevî-vâr döne döne buz ile Karadeniz ummânına ol şiddet-i şitâda âh u fiğân ve enîn [ü] feryâd ederek gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194b ·
metinde göster ·
buz ile Karadeniz ummânına ol şiddet-i şitâda âh u fiğân ve enîn [ü] feryâd ede …
Ammâ meğer ol mahalde lodos rûzgârı esüp buz deryâsın pâre pâre edüp ân-ı vâhidde buz hırmen hırmen cirmi kadar pâre pâre olup cereyân etmeğe başlayup Karadeniz'e doğru buzlar harekete başlayınca yigirmi nefer kimesne atlarıyla buz pâreleri üzre kaldılar. Ve yetmiş seksen kadar âdemler dahi piyâde yeh-pâreler üzre kalup büyük hırmen cirmi kadar buzlar üzre seğirdüp her ne cânibe varırsa deryâdır. El-hâsıl yigirmi nefer âdemler buz üzre Mevlevî-vâr döne döne buz ile Karadeniz ummânına ol şiddet-i şitâda âh u fiğân ve enîn [ü] feryâd ederek gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194b ·
metinde göster ·
… i tarafına çıkmışlar. Ancak yedi nefer âdem gözümüz önünde buz üzre Karadeniz'e
döne
döne gitdiler.
Ve yedi nefer âdemler dahi yüze yüze Kerç kal‘ası tarafına çıkdılar. Ve yedi âdem dahi karşu Taman cezîresi tarafına çıkmışlar. Ancak yedi nefer âdem gözümüz önünde buz üzre Karadeniz'e döne döne gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 195a ·
metinde göster ·
… afına çıkmışlar. Ancak yedi nefer âdem gözümüz önünde buz üzre Karadeniz'e döne
döne
gitdiler.
Ve yedi nefer âdemler dahi yüze yüze Kerç kal‘ası tarafına çıkdılar. Ve yedi âdem dahi karşu Taman cezîresi tarafına çıkmışlar. Ancak yedi nefer âdem gözümüz önünde buz üzre Karadeniz'e döne döne gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 195a ·
metinde göster ·
… uçup karşu tarafa giderken üç pâre gemileri bu kadar bin avret ve oğlanlarıyla
döne
döne üç pâre gemileri gark oldular. Eyle bozulup târumâr olmuş gemileri var idi …
"Devletli vezîr! Kânûn-ı sultânî üç gündür. Bunlar yigirmi beş günde kal‘ada top ve tüfeng ve cebehâne komayup cümle gemilere taşırlar" deyü feryâd etdiklerinde feryâdları mesmû‘a olmayup yigirmi beş günde kal‘anın cümle zî-kıymet esbâb-ı eşyâların ve cemî‘i girân-bahâ âlât-ı silâh cebehâneleri ve mahbûb ve muhakkaş serâmed topların ve niçe kerre yüz bin güllelerin gülle gülle taşıyup ve cemî‘i sağîr ü kebîr avret ve oğlanlar gemilerle karşu Istandiye adasına taşırken meğer kalyonlara topları korken ku[r]nal nâm iplerden toplar gemilerinin içine uçup karşu tarafa giderken üç pâre gemileri bu kadar bin avret ve oğlanlarıyla döne döne üç pâre gemileri gark oldular. Eyle bozulup târumâr olmuş gemileri var idi kim içinde aslâ cengcisi olmayup ve kürekçileri kalmayup iki gemileri dahi avret ve oğlanları ile gark oldular. Ve cemî‘i tahmîlât mühmelât mâl-â-mâl iken karaya vurdular. Ve ba‘zı soltat gemileri doldurup anbâr ağızlarına dak yükledüp bu neferâtsız gemileri donanmış gemilerinin ortasına alup yelken açup üçer üçer gemiler bu hâl üzre karşu Istandiye adasına geçerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 303b ·
metinde göster ·
… karşu tarafa giderken üç pâre gemileri bu kadar bin avret ve oğlanlarıyla döne
döne
üç pâre gemileri gark oldular. Eyle bozulup târumâr olmuş gemileri var idi kim …
"Devletli vezîr! Kânûn-ı sultânî üç gündür. Bunlar yigirmi beş günde kal‘ada top ve tüfeng ve cebehâne komayup cümle gemilere taşırlar" deyü feryâd etdiklerinde feryâdları mesmû‘a olmayup yigirmi beş günde kal‘anın cümle zî-kıymet esbâb-ı eşyâların ve cemî‘i girân-bahâ âlât-ı silâh cebehâneleri ve mahbûb ve muhakkaş serâmed topların ve niçe kerre yüz bin güllelerin gülle gülle taşıyup ve cemî‘i sağîr ü kebîr avret ve oğlanlar gemilerle karşu Istandiye adasına taşırken meğer kalyonlara topları korken ku[r]nal nâm iplerden toplar gemilerinin içine uçup karşu tarafa giderken üç pâre gemileri bu kadar bin avret ve oğlanlarıyla döne döne üç pâre gemileri gark oldular. Eyle bozulup târumâr olmuş gemileri var idi kim içinde aslâ cengcisi olmayup ve kürekçileri kalmayup iki gemileri dahi avret ve oğlanları ile gark oldular. Ve cemî‘i tahmîlât mühmelât mâl-â-mâl iken karaya vurdular. Ve ba‘zı soltat gemileri doldurup anbâr ağızlarına dak yükledüp bu neferâtsız gemileri donanmış gemilerinin ortasına alup yelken açup üçer üçer gemiler bu hâl üzre karşu Istandiye adasına geçerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 303b ·
metinde göster ·
… kâse-i mesmûmundan hûn-ı ciğer nûş etmişim ve çarh-ı bûkalemûnun elinde ciğerim
döne
döne kebâb ve hûn-ı dilden kabağım pür-şerâb olmuşdur. Beyt:
"Ey birâder ü cân-berâberim, bu gerdiş-i dehr-i dûnun çok âlâm-ı şedâyidinden ve endûh-u sedâyidinden pertâb edüp geçmişim ve kâse-i mesmûmundan hûn-ı ciğer nûş etmişim ve çarh-ı bûkalemûnun elinde ciğerim döne döne kebâb ve hûn-ı dilden kabağım pür-şerâb olmuşdur. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3a ·
metinde göster ·
… i mesmûmundan hûn-ı ciğer nûş etmişim ve çarh-ı bûkalemûnun elinde ciğerim döne
döne
kebâb ve hûn-ı dilden kabağım pür-şerâb olmuşdur. Beyt:
"Ey birâder ü cân-berâberim, bu gerdiş-i dehr-i dûnun çok âlâm-ı şedâyidinden ve endûh-u sedâyidinden pertâb edüp geçmişim ve kâse-i mesmûmundan hûn-ı ciğer nûş etmişim ve çarh-ı bûkalemûnun elinde ciğerim döne döne kebâb ve hûn-ı dilden kabağım pür-şerâb olmuşdur. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3a ·
metinde göster ·
… an bu kadar cândan bîzâr olmuş ümmet-i Muhammed bir yaylım kurşum urunca filika
döne
döne kenâra geldi. İçinde bir kefere-i fecere kalmış. On ikisi mürd olup yedisi …
Netîce-i kelâm bu hâl üzre tâ vakt-i gurûba dek ceng edüp ibâdullâha hizmet eyledik. Ba‘de'l-mağrib küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr gemisin fânûslar ile çerâğân edüp tâ nısfu'l-leyle Y 344a varınca top u tüfeng atmadan hâlî olmadılar. Âhir vakt nısfu'l-leyl olunca kâfirin filikası âheste-reviş gelüp gemiyi ihrâk edecek mahalde gemiden ve karadan bu kadar cândan bîzâr olmuş ümmet-i Muhammed bir yaylım kurşum urunca filika döne döne kenâra geldi. İçinde bir kefere-i fecere kalmış. On ikisi mürd olup yedisi mecrûh kenâra gelince filikayı zabt edüp mecrûhların kellelerin kesüp hakîr bir gülbâng-i Muhammedî çeküp cümle Urbân ve keştîbân pîr [ü] civân derûn-ı dilden üç nevbet sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurunca küffâr gördü kim eli ayağı olan filikası ahz olundu. Tâ sabâha dek aslâ durmayup bize âteş-i Nemrûdî saçup âteşbâzlık gösterdi, ammâ bir kimseye aslâ zarar isâbet etmeyüp ba‘de salâti'l-fecr yıldız rûzgârı şedîd olup küffâr kenâra düşme havfından bâdbânların açup ve turompete boruların çalup hâyib ü hâsir bu kadar bârûd [u] gülleden ve bu kadar kelleden çıkup gitdi. Biz dahi ibâdullâhdan me’zûn olup gidelim, dedükde re’îsi ve sâyir tüccâr ü züvvâr [u] huccâc üç yüz âdem,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y343b–Y344a ·
metinde göster ·
… kadar cândan bîzâr olmuş ümmet-i Muhammed bir yaylım kurşum urunca filika döne
döne
kenâra geldi. İçinde bir kefere-i fecere kalmış. On ikisi mürd olup yedisi mecr …
Netîce-i kelâm bu hâl üzre tâ vakt-i gurûba dek ceng edüp ibâdullâha hizmet eyledik. Ba‘de'l-mağrib küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr gemisin fânûslar ile çerâğân edüp tâ nısfu'l-leyle Y 344a varınca top u tüfeng atmadan hâlî olmadılar. Âhir vakt nısfu'l-leyl olunca kâfirin filikası âheste-reviş gelüp gemiyi ihrâk edecek mahalde gemiden ve karadan bu kadar cândan bîzâr olmuş ümmet-i Muhammed bir yaylım kurşum urunca filika döne döne kenâra geldi. İçinde bir kefere-i fecere kalmış. On ikisi mürd olup yedisi mecrûh kenâra gelince filikayı zabt edüp mecrûhların kellelerin kesüp hakîr bir gülbâng-i Muhammedî çeküp cümle Urbân ve keştîbân pîr [ü] civân derûn-ı dilden üç nevbet sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurunca küffâr gördü kim eli ayağı olan filikası ahz olundu. Tâ sabâha dek aslâ durmayup bize âteş-i Nemrûdî saçup âteşbâzlık gösterdi, ammâ bir kimseye aslâ zarar isâbet etmeyüp ba‘de salâti'l-fecr yıldız rûzgârı şedîd olup küffâr kenâra düşme havfından bâdbânların açup ve turompete boruların çalup hâyib ü hâsir bu kadar bârûd [u] gülleden ve bu kadar kelleden çıkup gitdi. Biz dahi ibâdullâhdan me’zûn olup gidelim, dedükde re’îsi ve sâyir tüccâr ü züvvâr [u] huccâc üç yüz âdem,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y343b–Y344a ·
metinde göster ·
… r ṭavullar çalındı burması altun tuç borılar çalındı ol gün cılasun big erenler
döne
döne ṣavaşdı ol gün ḳara polat öz ḳılıçlar
hayḳırdı at ṣaldı ḳarşu vardı ḳılıç urdı gümbür gümbür ṭavullar çalındı burması altun tuç borılar çalındı ol gün cılasun big erenler döne döne ṣavaşdı ol gün ḳara polat öz ḳılıçlar
… ullar çalındı burması altun tuç borılar çalındı ol gün cılasun big erenler döne
döne
ṣavaşdı ol gün ḳara polat öz ḳılıçlar
hayḳırdı at ṣaldı ḳarşu vardı ḳılıç urdı gümbür gümbür ṭavullar çalındı burması altun tuç borılar çalındı ol gün cılasun big erenler döne döne ṣavaşdı ol gün ḳara polat öz ḳılıçlar
döne bir zamān yaḫşı ṣavaş eyledi kāfiri alam didi alamadı bir sa'atda kāfire ü …
döne döne bir zamān yaḫşı ṣavaş eyledi kāfiri alam didi alamadı bir sa'atda kāfire üç kerre at depdi nāgāh gözi ḳapaġına ḳılıç toḳındı ḳara ḳanı şorladı gözine indi
bir zamān yaḫşı ṣavaş eyledi kāfiri alam didi alamadı bir sa'atda kāfire üç ker …
döne döne bir zamān yaḫşı ṣavaş eyledi kāfiri alam didi alamadı bir sa'atda kāfire üç kerre at depdi nāgāh gözi ḳapaġına ḳılıç toḳındı ḳara ḳanı şorladı gözine indi
gördüŋ-mi men maŋa nitdüm oġlana ḳorhınç ḫaberler vereyim ola kim gitmeye
döne
didi kaŋlı ḳoca burada ṣoylamış görelüm ḫanum ne ṣoylamış aydur oġul sen varaça …
gördüŋ-mi men maŋa nitdüm oġlana ḳorhınç ḫaberler vereyim ola kim gitmeye döne didi kaŋlı ḳoca burada ṣoylamış görelüm ḫanum ne ṣoylamış aydur oġul sen varaçaḳ yirüŋ ṭolamaç ṭolamaç yollan olur
… di ḳazan aydur yā beyrek var bigüŋe ayıt gelsün didi bunı gördi eylik ḳoca oġlı
döne
bilmez dülek evren meydana girdi
çomaġını elinden aldı beyregüŋ eŋsesine bir çomaġ urdı beyrek at boynın ḳuçaḳladı ḳayıda döndi ḳazan aydur yā beyrek var bigüŋe ayıt gelsün didi bunı gördi eylik ḳoca oġlı döne bilmez dülek evren meydana girdi