kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… üç kol asker edüp biri sağ ve biri sol olup bir kolu pusuda saklı koyup bizler
dahi âheste
âheste giderken,
"Bire âdemler dahi kâfir görmedik ve bir elbeşti kadar ceng etmedik ve asker-i İslâm yakın iken bir haber almadık. Hemân bi'z-zarûrî cümlemiz kırılınca ceng ederiz" deyü yemîn billâh ve kasem tallâh edüp tuza ve etmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e el urup cümle heybelerimizi ve terkide yağmurluk ve esvâblarımızı cümle bir yere yığup birez atı kalmış âdemler ile hakîrin gulâmların koyup cümle bin dörd yüz 8a aded salt atlı gâzîler cümle atlarımızın zîr-i zeber tenklerin berk edüp cümle helâlleşüp dal-sâtûr-ı Muhammedî ve balta ve külüng ve tüfeng-i Frengî ile âmâde olup üç kol asker edüp biri sağ ve biri sol olup bir kolu pusuda saklı koyup bizler dahi âheste âheste giderken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7b–8a ·
metinde göster ·
… îlden beş yüz pâre top şâdımânı etdi kim nehr-i Tuna cûş u hurûşa geldi. Ve biz
dahi âheste
âheste bir sâ‘at mağrib tarafına Tuna kenârıyla gidüp,
Ve hemân bu mahalde küffârın Komaran kal‘ası dahi bizim paşa askerin mehterhâne-i Âl-i Osmân ile ubûr etdiğin görünce bir fitîlden beş yüz pâre top şâdımânı etdi kim nehr-i Tuna cûş u hurûşa geldi. Ve biz dahi âheste âheste bir sâ‘at mağrib tarafına Tuna kenârıyla gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45b ·
metinde göster ·
Biz dahi gördüğümüz gibi paşaya haber verdikde hemân paşa
dahi âheste
âheste ayak ayak yürüyerek kralın hâs dîvânhânesinden içeri girince hemân kral …
Biz dahi gördüğümüz gibi paşaya haber verdikde hemân paşa dahi âheste âheste ayak ayak yürüyerek kralın hâs dîvânhânesinden içeri girince hemân kral on adım ileri elçi paşaya gelince elçi paşa dahi apul apul yürüyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
… ıkarırken cümle tablhâneler fâriğ olup va‘z [u] hutbeye muntazır olurlar. Mollâ
dahi âheste
âheste alay-ı ulemâ-yı meşâyihân ile bu kadar yüz bin huccâc içre iki cânibine …
Huccâc-ı zevi'l-ihticâca ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim yevm-i arefede vakt-i zevâl ki ola ya‘nî beyne's-salâteyn olup şems-i âlem-tâb cânib-i zevâle nüzûl etdükde Mekke mollâsı örf-i izâfetiyle bir beyâz kınalı bir nâka-i müzeyyene üzre süvâr olup kethudâsı licâmın çekerek ve cemî‘i huddâmıyla Hazret-i Âdem matbahından çıkup nümâyân oldukda boğazında rıdâsıyla ve örfünde bir arşın taylesân-ı Muhammedî sarkıdup ol mükehhal gözler ile cemî‘i ulemâ-yı Mekke tazîm, tevkîr [ü] ihtirâm ile cebel-i Arafât'a çıkarırken cümle tablhâneler fâriğ olup va‘z [u] hutbeye muntazır olurlar. Mollâ dahi âheste âheste alay-ı ulemâ-yı meşâyihân ile bu kadar yüz bin huccâc içre iki cânibine selâm vererek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y321b ·
metinde göster ·