şer‘ile hükm etdiğime rızâ vermeyüp zerre kadar şerî‘atdan nükûl edeydin şu sec …
"Eğer beğim sen dahi benim şer‘ile hükm etdiğime rızâ vermeyüp zerre kadar şerî‘atdan nükûl edeydin şu seccâde altındaki ejdere seni helâk etdirirdim" deyü seccâdeyi küşâde edince bi-emrillâh seccâde altından bir ejdehâ kıjğırup dehânından âteş-feşânlık ederken Monlâ hazretleri ejdere "Epsem ol" deyü hitâb edüp seccâdeyi yine setr edince hemân Sultân Mehemmed (---) hazretlerinin dest-i şerîfin bûs edüp du‘â-yı hayrları ile şeref-yâb olup sarâyına müteveccih oldular. Böyle bir pâdişâh-ı azîmü'ş-şân iken bâb-ı şerî‘ate gelüp itâ‘at etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41a ·
metinde göster ·
{"ilâhî Osmân yakın zamânda sen dahi benim yanıma gelüp haps olasın" dediği müsbetdir. Hikmet-i Hudâ sene 42 sinden Yedikulle'de haps olup şehîd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 61a ·
metinde göster ·
… dır" deyü cümle silâhları askerî tâ’ifelerinden alup âsûde-hâl oldu. Meğer Paşa
dahi benim
gördüğüm Er Sultân vâkı‘asın gördüğün hakîre nakl edüp vâkı‘alarımız vâkı‘ olup …
buyurmuşdur. Bu nasîhatlarımı tut ve hukûk-ı vâlideyni ve bizi hayr du‘âdan unutma, pîrlere ri‘âyet eyle. Yürü Allah işin râst getirüp âkıbetin hayr ola." Bu niyyete el-Fâtiha deyüp Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp dest-bûs ederken türbe-i pür-envâr kapusundan bir kütürdü kopup "Ya bu türbenin türbedârı yok a" derken hâbdan bîdâr olup Er Sultân'ın sandûkası sûfu altından çıkup mest [u] medhûş sır sıklam tere gark olmuşum. Meğer türbe-i şerîfe vâfir zâ’irler gelüp "Siz türbedâr mısız" dediler. "Belî bu âsitânenin huddâmı olduk" deyü anlar dahi ziyâret edüp hakîr vedâ‘-ı Fâtiha'yı tilâvet edüp yine bâb-ı sa‘âdetin sedd edüp bükâ-âlûd olarak konağıma gidüp dosdoğru bu vâkı‘ayı paşaya dedim. Hemân paşa "Estağfirullah Arapça " deyüp "Tiz bölükbaşılara ve sekbân ve sarıca askerlerine verilen cebehâne tüfenkleri ve silâhların getirsinler. Bize kal‘a-i Engürü'ye kapanup celâlî olmak şimden gerü harâmdır" deyü cümle silâhları askerî tâ’ifelerinden alup âsûde-hâl oldu. Meğer Paşa dahi benim gördüğüm Er Sultân vâkı‘asın gördüğün hakîre nakl edüp vâkı‘alarımız vâkı‘ olup mutâbık geldi. Meğer paşanın dimâğında Engürü'de kapanup celâlî olmak râyihacığı var imiş. Ba‘dehû bu Er Sultân'ı ve Hacı Bayrâm-ı Velî Sultân'ı ziyâret etmeği üzerime iltizâm edüp şürû‘ etdiğim hatm-i 359a şerîfleri temâm edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358b–359a ·
metinde göster ·
… ur. Ve Bitlis Hânı'na dahi ol kanlı ekmekden ver, yesin, dediği Allahu a‘lem ol
dahi benim
elimde şehîd ola. Zîrâ anın hakkında Sultân Murâd merkûm "Ahmed sana Diyârbekir …
{Vâkı‘a-i Melek Ahmed Paşa ve ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâlih}: İmdi Evliyâm bu vâkı‘anın ta‘bîri min kıbeli'l-Hak ilhâm ile eyledir kim Allahu a‘lem ve Resûluhû bu gice vâkı‘amda bu hakîre ekmek verüp "Bu ekmeği Kürdistân'da bir Kürd âdemîsi pişirir. Sana Van'ın iç kal‘asında verdiğim beyâz nân-pâre-i lezîzdir" dediği Allahu a‘lem bize sa‘âdetlü pâdişâh eyâlet-i Van'ı vere. Ve ol ekmeği bir kerre İpşir istedi, ekmeği pişiren Kürd, İpşir'e ekmeği vermedi, dediği saltanat-ı İbrâhîm Hân'da İpşir'e eyâlet-i Van'ı verdiler. Van ekrâdları İpşir'e ekmeği yedirmeyüp balyemez toplar ile şehre komayup hâ’ib u hâsır gelüp gitdi. Ve ekmekde olan kanlı pâre Kaya'ma gönder, yıkayup yesin, dediği Allahu a‘lem Kaya Sultân ehlim bir hâliyle kanlı şehîd olur. Ve Bitlis Hânı'na dahi ol kanlı ekmekden ver, yesin, dediği Allahu a‘lem ol dahi benim elimde şehîd ola. Zîrâ anın hakkında Sultân Murâd merkûm "Ahmed sana Diyârbekir'i verdim. Bolay kim Bitlis Hânı'ndan intikâm alasın. Zîrâ Revân'dan gelirken sarâyına konup yüz kîse ihsân etdim. Ve on yedi aded evlâdlarına serbeser ze‘âmetler in‘âm edüp Van kulunun Muş harâcın kendüye mü’ebbed ocaklık tarîkiyle hîbe eyledim. Bağdâd'a giderken ve gelirken gazân mübârek ola, demeğe istikbâlime gelmedi. Elbette Ahmed, Bitlis 182b Hânı'ndan intikâm al, demiş idi. Bu gice vâkı‘amda kanlı ekmekden Bitlis Hânına ver, dedüğü belki benim elimde hân şehîd ola, dedi. Ve vâkı‘amda Murâd Hân'ın "Sen de ol ekmekden ye" dediğü Allahu a‘lem ecel-i müsemmâmız tamâm olduğu günlerde biz de şehîd olmak görünür. Bu vâkı‘ayı Melek Paşa kendüsü görüp kendüsü ta‘bîr etdi. Hakîr eyitdim "Sultânım, bu vâkı‘ayı bana söylediniz. Eğer âfâkî ve eğer enfüsî ilhâm-ı Rabbânî ile yâhûd kavl-i İbn Sîrîn ta‘birnâmesi üzre ta‘bîr etmek bana düşerdi. Ammâ beni ta‘bîr etmeğe komayup yine kendiniz ta‘bîr edersüz" deyü gördüğü rü’yâ-yı sâlihaları bir gayri hüsn-i tevcîh ile ta‘bîr etdim. "Yok Evliyâm, bu vâkı‘a hüsn-i tevcîh kabûl etmez. Hemân min kıbeli'l-Hak ilhâm-ı Rabbânî ile ta‘bîr etdim. Elbette biz Van ve yâhûd Erzurûm u Diyârbekir {valisi} olup Bitlis Hânına bir gûşmâl ederim ve Kaya Sultân da ol kanlı ekmekden yeyüp şehîd-i hurre olur. Ve ben de şehîd olurum. Bu vâkı‘anın ta‘bîri budur. Elbette olacak olur" deyüp bu beyti terennüm etdi, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182a–182b ·
metinde göster ·
… şiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi
dahi benim
beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] …
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… rtaran derler. Biz Beç'den bu mahalle asâkir-i İslâmla gelüp cân kurtardık. Bir
dahi benim
askerimden ve evlâd-ı zevi'l-ihtirâmlarımdan nehr-i Raba'yı ve kal‘a-i Yanık'ı …
"Yok bu mahalle cân kurtaran derler. Biz Beç'den bu mahalle asâkir-i İslâmla gelüp cân kurtardık. Bir dahi benim askerimden ve evlâd-ı zevi'l-ihtirâmlarımdan nehr-i Raba'yı ve kal‘a-i Yanık'ı ubûr eden evlâdlarım Yanık'da yanalar ve Beç'de peç ve pûç ve işleri hiç ve pîç pîç olalar bencileyin bu Cânkurtaran'a gelüp cân kurtaralar" deyü Beç kal‘ası ve Yanık kal‘ası altına varanlara beddu‘â edüp ba‘dehu buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 71b ·
metinde göster ·
… Senin kralın Yanoş benim çerâğım ve ma‘nâ oğlum idi. Bu küçük oğlu Zidmon Yanoş
dahi benim
çerâğım oğlu olmak ile bu da benim oğlum olsun. Bu oğlana Erdel vilâyeti banlığ …
"Senin kralın Yanoş benim çerâğım ve ma‘nâ oğlum idi. Bu küçük oğlu Zidmon Yanoş dahi benim çerâğım oğlu olmak ile bu da benim oğlum olsun. Bu oğlana Erdel vilâyeti banlığını ihsân etdim. Sen anın anasısın, yine Erdel kralının kızısın. Baban hâlâ Erdel'de kocayup kötürüm olup vilâyet-i Erdel'in zabt u rabtına kâdir olmaz oldu. Sen oğlunun vekîli olup vilâyete nâzıru'n-nuzzâr olup her sene Erdel diyârı harâcını gönderesin ve kocanın anası olan kayınananı bile alup Erdel'e gidesin" deyü İzarila Ason nâm avrete niçe nasîhat [u] vasiyyetler edüp oğlu olan küçük Zidmon Yanoş gulâma bir sorguç kuka-yı zerdûz ve bir murassa‘ iskemle ve bir topuz-ı murassa‘ ve bir çetr-i mülammâ‘ ihsân edüp İzarila Ason melikenin başına bir tâc-ı murassa‘-ı kiyânî geydirüp zer-ender-zer hil‘atleri kayınanasına dahi geydirüp, "Yürü Allâh işini âsân ede" dedikde hemân müdebbire âkıle avret eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77b ·
metinde göster ·