seva[d-ı] mu‘azzamaya su lâzımdır deyü İslâmbol'a su getirmeğe bezl-i himmet ed …
Ve bu İslâmbol'un yedinci bânîsi Vezendo Kıral'ın ammisi Yanvan Kıral ki Tevârîh-i Yûnân sâhibidir, ol asırda Erdel Macaristân'ında Yanova nâm şehirde makarr edinüp tahtgâh edinmiş idi. Çünki bürâderzâdesi Vezendon Kıral babasının tahtgâhı olan Makdonya şehrini ta‘mîr [u] termîm edüp her pâdişâh İslâmbol içre birer âsâr-ı hayrât etdüklerin istimâ‘ edince Yanvan Kıral dahi eyle seva[d-ı] mu‘azzamaya su lâzımdır deyü İslâmbol'a su getirmeğe bezl-i himmet edüp var makdûrun sarf eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11a ·
metinde göster ·
… nda yigirmi elvân üzüm nihâli aşlayup yigirmi gûne engûr verir. Ve dud ağacında
dahi eyle
aşlamalar edüp yedi sekiz elvân dud-ı lezîz hâsıl olur. Pîrleri yine Baba Reten …
Esnâf-ı aşlamacıyân-ı eşcâr-ı müsmirât: Neferât 500, bunlar bir alay sulehâ-yı ümmetden mübârek âdemlerdir kim her şecerin güzîdesinden birer nev-nihâlleri bî-semer dırahtlara aşlayup âbdâr meyve verir. Hattâ bir üzüm asmasında yigirmi elvân üzüm nihâli aşlayup yigirmi gûne engûr verir. Ve dud ağacında dahi eyle aşlamalar edüp yedi sekiz elvân dud-ı lezîz hâsıl olur. Pîrleri yine Baba Reten hazretleridir. Bunlar dahi gûnâ-gûn libâslar ile tabla tabla meyveleri başlarında götürüp halka bezl ederek ellerinde aşlama fidânları ve bıçkıları ve keserleri ve gayrı âletleri ile ubûr edüp du‘â ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159a ·
metinde göster ·
… ve Pîjen-i Menûçehr'i ve Ferîdûn'u ve Demirci Kâve ve Dahhâk'ı bu pehlivânları
dahi eyle
tasvîr edüp yazarlar kim her biri gûyâ birbirlerine hamle etmededirler.
Ve selef pehlivânlardan Şâhnâme'de yazduğı üzre Sâm ü Nerîmân'ı ve Zâl ü Köstehem'i ve Rüstem [ü] Efrâsiyâb'ı ve Şagât'ı ve Pîjen-i Menûçehr'i ve Ferîdûn'u ve Demirci Kâve ve Dahhâk'ı bu pehlivânları dahi eyle tasvîr edüp yazarlar kim her biri gûyâ birbirlerine hamle etmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol
dahi eyle
yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altınd …
Nâsır Habîb-i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır Habîb bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır Habîb taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır Habîb Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba tekerleği gibi tekerlenerek, Nâsır ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır Habîb bir kîse ihsân aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
… düp bi-emrillah ol çürük yeri gâ’ib olup ke'l-evvel durur. İlâ-mâşâallah, hakîr
dahi eyle
gördüm ve bir şemme pâresin teberrüken alup hıfz etdik ve bu şecere-i mu‘tebere …
Hikmet-i Hudâ: Bu şecere-i tayyibenin çürüğün cihân halkı dörd yüz yıldan berü alırlar. Eyle niçe kerre yüz bin ağaç kalmazdı. Ammâ herkes birer kantarav kal‘ edüp dâ-i devâ edüp bi-emrillah ol çürük yeri gâ’ib olup ke'l-evvel durur. İlâ-mâşâallah, hakîr dahi eyle gördüm ve bir şemme pâresin teberrüken alup hıfz etdik ve bu şecere-i mu‘teberenin bir tarafı eyle lezîz ü âbdâr dud verir kim gûyâ misk râhiyası şemm olunur. Zîle şehrinin a‘yân [u] eşrâfına bu duddan dervîşân hedâyâ götürüp ihsân alırlar. Bu tekyeden yine cânib-i şimâle sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 91a ·
metinde göster ·
… kdir. Bir kerre sana Van'ın iç kal‘asında böyle bir nân-pâre verdim. Al imdi bu
dahi eyle
bir nân-pâredir, safâ-yı hâtır ile tenâvül edüp mansûr u muzaffer olup ye" deyü …
Ve min'l-bedâyi‘-i rü’yâ-yı sâliha: Bu gice menâmımda merhûm ve mağfûrun leh tâbe serâh ve ce‘ale'l-cenneti misvâh efendim Sultân Murâd merhûmu gördüm ki elinde bir hâs ve beyâz Tophâne somunu var. "Ahmed bu somunu gördün mü, hayli lezîz nân-pâredir. Bunu Kürdistânlı bir âdem pişirir. Bu ekmeği bir kerre İpşir ol Kürd'den istedi, ol âdem İpşir'e bu ekmeği vermedi. Ammâ gâyet lezîz ekmekdir. Bir kerre sana Van'ın iç kal‘asında böyle bir nân-pâre verdim. Al imdi bu dahi eyle bir nân-pâredir, safâ-yı hâtır ile tenâvül edüp mansûr u muzaffer olup ye" deyü elime ol hubuz pâresin verüp dest-i şerîfin bûs edüp "Pâdişâhım bu ekmeğe kan bulaşmış, niçe tenâvül olunur?" dedim. "Ol kanlı pâreden kızım İsmihân Kaya'm hâtûnuna gönder, yıkayup tenâvül etsin ve bir parçasın Bitlis Hânı'na ver, mâ‘adâsın sen ye" dediler. Ve aceb vâkı‘adır, hayr ola, dediler. Hakîr dahi ta‘accüb edüp "Seyecîü inşâallah hayrun"dur, dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182a ·
metinde göster ·
… ertebe mümessek kavun zerdesi olur. Ammâ karpuzu memdûh değildir. Lâkin reyhânı
dahi eyle
iri ağaçlar olur kim yedi-sekiz ayda çadırlara direk ve kazık yaparlar. Âteşe y …
Ulemâ-yı Diyârbekir: "Bizim Şat kavunu râyihasında ola", demişler. Tâ bu mertebe bir gûne râyihası var kim tenâvül edenün yâhûd teşemmüm edenün dimâğı pür-anber olur. Ve bu Diyârbekir kavunu kırkar ellişer vukiyye geliri de vardır ve cümle sebz-gûndur. Diyâr diyâr erdiği mahalle dek hedâyâ götürürler. Ve niçe kişiler dârçîn ve karanfil ve pirinç ile Hazret-i Mu‘âviye te’lîfi zerde ta‘âmı yaparlar kim diyâr-ı Rûm'da Atina balından eyle mümessek zerde olmak ihtimâli yokdur, tâ bu mertebe mümessek kavun zerdesi olur. Ammâ karpuzu memdûh değildir. Lâkin reyhânı dahi eyle iri ağaçlar olur kim yedi-sekiz ayda çadırlara direk ve kazık yaparlar. Âteşe yaksalar sünbül-i Hıtayî gibi kokar. El-hâsıl ahâlî-i Diyârbekr'ün bu Şattu'l-Arab kenârında yedi sekiz ay zevk ü safâlarına halk-ı cihân reşk ederler, zîrâ geceleri Kadîr, rûzları ıyd-ı adhâ olup Hüseyin-i Baykara fasılları edüp, "Fânî cihândan sehel kâm aldık" zann ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208a ·
metinde göster ·
Ol eyitdi: "Hân dedikleri pis, bir at vermedi, ben
dahi eyle
etdim. Vallahi billahi sarâyî firâşî bâğıd u kâfire tebessüm gerek idi. Ammâ Os …
Ol eyitdi: "Hân dedikleri pis, bir at vermedi, ben dahi eyle etdim. Vallahi billahi sarâyî firâşî bâğıd u kâfire tebessüm gerek idi. Ammâ Osmânlı alâyı geldi, meni lâğlarlar deyü bu tormuğa binmişem." deyü aslâ inkâr etmedi. "Munlar kimdir?" deyü hakîr içün çâşnigîrbaşıdan su‘âl etdi. Ol dahi henüz ülfet etmişdi. Hâfız-ı Kelâmullah ve paşanın nedîm-i hem-celîsidir." dedikde vâfir hazz edüp bizimle yârân oldu. İnşâallah mahalliyle dahi niçe ibret-nümâ ma‘rifetlerin beyân ederiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a ·
metinde göster ·
… bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu
dahi eyle
musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşi …
Ammâ 230a bunun kubbe-i mînâsı kâşî ile rengîndir ve niçe bin âvîzeler ile müzeyyen olmuş bir kubbe-i metîndir. Andan içeri hammâm-ı germâbdır kim âdem dâhil olsa gûyâ nûr içre girmiş olur. Zîrâ eflâke ser çekmiş kubbe-i âlîsinin etrâfında aslâ der-i dîvârdan eser yokdur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i müdevverdir ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken bülbüller pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân-ı hoş-elhân-ı hoş-nevânın âşiyânları seyr olunur. Zemîninde olan nebâtât-ı giyâhât ve sâ’ir şükûfelerin kadd-i kâmet-i renkleri temâşâ olunur. Ve bu hammâmın ortasında bir havz-ı azîmi var, cânib-i erba‘asında fevvâreler pertâb edüp ortadaki fıskiyye ta kubbedeki tasda nihâyet bulup andan aşağı ser-nigûn mâ-i germâ havz içre dökülür. Bu havz içre la‘l-gûn gül varakları ve karanfil bergleri gâsilîn vücûdlarına yapışup râyiha-i tayyibeden bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu dahi eyle musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve aynu's-semek ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâm-ı rûşenâdır. Ve mezkûr camlar mâbeyninde olan amûdlarda muttasıl balgamîden ve somakîden ve seng-i yarekandan ve seng-i ferahdan ve fağfûr-ı Çîn'den kurnalar var kim her üstâd-ı mermer-bür her birinde birer gûne tîşe-kârlık etmiş kim âdem hayrân olur. Cümle lüleleri altun ve gümüşdür ve taslar kezâlik ve fevvâreler dahi cümle sîm-i hâlisdendir. Ve âb u hevâsı ol kadar latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve gûnâ-gûn âvîzelere ve çarhlara ve tıhtab-ı maslûb tas-ı ser-nigûnlara şadırvânlar isâbet etdikçe ol dollâb-ı musanna‘âtlar deverân etmededir. Bu dahi bir temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b–230a ·
metinde göster ·
… yüzüne bir kerre el urdu ve eli dîvâra yapışdı. Obir elin dahi yukaru atdı. Ol
dahi eyle
yapışup bu tarîk ile "Yâ Hayy, yâ Hâyy" deyü feryâd ederek yarasa kuşu gibi rûy …
Bu ibret-nümâları paşa ve cümle asker seyr ü temâşâ ederken paşa efendimizin yanında zânû-be-zânû oturmuş Hakkarî hâkiminin akra[bâ]larından sulehâ-yı ümmet bir âlim u fâzıl çelebi idi, ammâ ismi Allahu a‘lem ya İsmâ‘îl veya Monlâ Alî idi, hemân ol zât-ı lecûc Kürdlüğü dutup paşaya ve hâna eydür: "Böyle hırsız ve harâmî kemendbâz ve mismârbâz senin hareminin sütûhuna çıhar. Murâd idinse gice haremine girüp harâm-zinâlık ve harâmzâdelik etmez mi? Munu fikr etmeyüp eynine semmûr lipâçe verüp bir kise guruş verüp başına zer-i mümessek nisâr edersüz. Men de ecdâdımdan gördiğim ma‘rifetleri gösterem. Mena ne verirsiz, görem!" deyüp kasr-ı kasîrden aşağı "Yâ Hay!" deyüp kendüyi atup derhâl eyninden semmûr kürkün çıkarup meydân-ı muhabbetde serserî "Yâ Hayy!, yâ Kayyûm" {deyü} gezüp eydür: "Ol pehlivân dîvârlara mismârlarla çıkar. Görem ki men de niçe çıkaram" deyü hemân karşu dîvârın yüzüne bir kerre el urdu ve eli dîvâra yapışdı. Obir elin dahi yukaru atdı. Ol dahi eyle yapışup bu tarîk ile "Yâ Hayy, yâ Hâyy" deyü feryâd ederek yarasa kuşu gibi rûy-ı dîvâra yapışarak asılup gezerdi. Başında kohık-i şanpur destârı ve ayaklarında poçilli pâbucu ile sarây meydânının cânib-i erba‘asında dîvâr ki seksener doksanar arşın âlî dîvârlardır, birkaç kerre bu rûy-ı dîvârı "Yâ Hây, yâ Kayyûm ve yâ Vâhid ve yâ Mâcid ve yâ Ferd ve yâ Samed!" deyüp devr ederek paşanın başı ucundaki dîvârdan köşke nüzûl edüp yine zânû-be-zânû meks etdükde paşadan vâfir özürler diledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233a ·
metinde göster ·
tahrîr olunmuşdur. Eğer eyle ise be-kavl-i Muhammed ibn İshâk Nemrûd-ı la‘în bu …
Bunun evsâfın Şeyh Mustafâ Ahlatî'den istimâ‘ edüp "Sahîh, Hazret-i İbrâhîm ümmetidir" deyü niçe tevârihde gördük, buyurdular ve Mıkdısî târîhinde dahi eyle tahrîr olunmuşdur. Eğer eyle ise be-kavl-i Muhammed ibn İshâk Nemrûd-ı la‘în bu mü’mine bu ihâneti etdiği ta Hazret-i İbrâhîm asrıdır. Hazret-i İbrâhîm'den vilâdet-i Mefhar-i Mevcûdât'a gelince sene 3070 olmuşdur. Hicretden bu üstühânları temâşâ etdiğimiz mahalde sene 1065 idi. Hicretden mukaddemde vilâdet-i Server-i Enbiyâ elli bir sene idi. Müddet-i ömürleri de 63 sene oldu. Bu hesâb-ı dırâzdan murâd-ı merâmım merkûm üstühânlar dörd bin yedi yüz elli bir sene olmuş olur kim mezkûr kayalarda ol kemikler hâlâ beyâz ter ü tâze durur, asla çürümemiş ve {Nemrûd-ı la‘înin âteşi te’sîr etmemiş} hakkâ ki devr-i kıyâmete dek durup Sûr-ı İsrâfîl nefh olundukda hayât bulmasına şüphemiz kalmadı. Sübhânü'l-Hallâk. Bu temâşâyı edüp yine cânib-i şimâle Van deryâsı sâhiliyle 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
… cellî-i cemâl-i Rabbü'l-İzzet'den niçe pâre pâre olmuşsa bu Hazret-i Alî kayası
dahi eyle
pâre pâre olmuşdur. Ammâ bu kayanın niçe kerre yüz bin pâre olması sebebi oldur …
Ve mine'l-garâ’ib sun‘-ı İlâh vâcibü's-seyr: Bu Âdilcevâz kal‘asının şimâlinde Sübhân dağı dâmeninde Hazret-i Alî kayası nâm bir sahrâ-i benâm vardır. Bi-emrillahi Ta‘âlâ ol kayalar Mısr'ın Süveys deryâsı kenârı kurbünde Tur dağı tecellî-i cemâl-i Rabbü'l-İzzet'den niçe pâre pâre olmuşsa bu Hazret-i Alî kayası dahi eyle pâre pâre olmuşdur. Ammâ bu kayanın niçe kerre yüz bin pâre olması sebebi oldur kim bu kaya içre bi-emrillahi Ta‘âlâ iki ejderhâ sâkin idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243b ·
metinde göster ·
… urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir
dahi eyle
şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa …
Hemân paşa-yı bâ-vakar eyitdi: "Kani bunların nâbaş-ı nâtıraşları" dedikde serdârların ileri çekdiler. Paşa gördü kim serdâr-ı bî-dârı bir siyâh çehre Kara Alî nâm murdâr-ı vâcibü'd-dâr bir eşkıyâ çehreli nâbekâr, ammâ paşa buna pek dikkatle nigerân etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd" deyüp ol ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp tarfetü'l-ayn içre yetmiş danesin kelle paça edüp na‘şların püşte püşte yığup {hikmet-i Hudâ} Abaza Mehter Receb birine yedi kerre kılıç urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir dahi eyle şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa! Bî-günâhım ve garîbü'd-diyârım. Babam merhûm Haleb'de saçım içine bir kurguşumlu heykel içre bir varak yazup koymuşdur. Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde herîfi paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
… eri vardır. Her birinde câmi‘ ve hân u hammâm ve çârsûları vardır. Kend-i Sirâv
dahi eyle
ma‘mûr kend-i azîmdir.
Menzil-i nâhiye-i kend-i Sirâv: Şehr-i Sirâh değildir. Ol Sirâh Tebrîz ile Erdebil beyninde şehr-i Serâh'dır. Bu bir kend-i Sirâv'dır. Acem ve Moğol kavmi buna Sarây dahi derler. Tebrîz bâğlarıyla Serâv bâğları müşâdır. Ammâ mâbeynleri üç konak yerdir ve bu nâhiye-i Sirâv kâmil seksen pâre avadan rabâtlar gibi ma‘mûr kendleri vardır. Her birinde câmi‘ ve hân u hammâm ve çârsûları vardır. Kend-i Sirâv dahi eyle ma‘mûr kend-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300b ·
metinde göster ·
… kim Batlamyus, bu şehr-i Rey 19 iklîm-i örfiyyede bulunmuşdur. Ve Monlâ Tâc Şâh
dahi eyle
dedi ammâ hakîr irtifâ‘ almadım. Ve arz-ı beledi (---)(---)(---) ve tûl-ı neh …
Ve ekâlîm-i arz-ı büldân: Be-kavl-i Hâkim Batlamyus, bu şehr-i Rey 19 iklîm-i örfiyyede bulunmuşdur. Ve Monlâ Tâc Şâh dahi eyle dedi ammâ hakîr irtifâ‘ almadım. Ve arz-ı beledi (---)(---)(---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘atdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 326a ·
metinde göster ·
… gibi hayz görür. Ve üç bin sene hurma mu‘ammer olur, derler ve şecere-i zeytûn
dahi eyle
mu‘ammer olur. Ve hurma ağacının üç yüz aded menfa‘ati ve üç yüz hâssası vardır …
Netîce-i hilkat-i nahl-i hurma: Çünki Cenâb-ı İzzet benî Âdeme hayât verüp civârına da‘vet etdikde tîn-i Âdem'den hâk-i amber-pâk-i zemîn-i Kûfe'de kalup emr-i Hak ile ibtidâ nahl-i hurma hâk-i Kûfe'de Tennûr suyu kenârında halk olunmuşdur. Anınçün hâk-i Kûfe ve Irâk'da ve Medâyin'de ve Ummân'da hurma ormanı cihânı zeyn etmişdir. Kaddi benî Âdem gibi serâmeddir ve başı vardır, bergleri târumâr olmuş kâkülleridir. Haşeblerin kat‘ etsen asla zarar etmez dahi ziyâde biter. Meselâ benî Âdem'in lıhye ve kâküllerin kat‘ etsen dahi dırâz olur. Ammâ hurmanın başın kat‘ etsen yahûd başında beynîsi var, anı kat‘ etsen âdem başı kat‘ etmiş gibi kanlı suyu akup ol nahl kurur. Ve bi-emri Hudâ hurma erkek ve dişidir. Erkek hurma aslâ meyve vermez ve erkek hurmadan bir haşebi dişi hurmanın kalıba sokulsa cimâ‘ etmiş kadar dişi hurma hazz edüp yigirmi ve otuz salkım hurma verir ve her hoşe salkımı kırkar ve ellişer batman gelir. Ve dişi hurma gûyâ nisâ gibi hayz görür. Ve üç bin sene hurma mu‘ammer olur, derler ve şecere-i zeytûn dahi eyle mu‘ammer olur. Ve hurma ağacının üç yüz aded menfa‘ati ve üç yüz hâssası vardır. Dıraht-ı hurmanın bir şey’i hebâya gitmez, niçe yüz elvân haşeb olup hâneler içün levha ve amûd ve giranlar olur. Diyâr-ı Mısır'da haşeblerinin kabuğun soyup niçe yüz gûne habl-i kavîler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… n kavm-i Alkamî munkatı‘ olduğu ecilden harâb olmuşdur. Ammâ yine inşâallah bir
dahi eyle
ma‘mûr ola kim bir zirâ‘ yeri bin altuna bey‘-men-yezîd ola. Vallahi Ta‘âlâ a‘l …
Tevârîh-ı Hıtat-ı Mıkdısî kavli üzre mastûr u mezkûrdur kim Kûfe şehri kırk kerre ma‘mûr u âbâdân ve kırk kerre harâb u yebâb oldu. 348b Kırk birinci kerre Emîrü'l-mü’minîn Hazret-i Ömerü'l-Fârûk radıyallahu anh hilâfetleri zamânında fermân-ı şerîfleri ile ma‘mûr u âbâdân oldu ki hicret-i Nebeviyye'nin on yedi senesinde ve bir rivâyetde on altısında idi. Ba‘dehû yüz on beş sene ma‘mûr u müzeyyen durdu. Andan kavm-i Alkamî munkatı‘ olduğu ecilden harâb olmuşdur. Ammâ yine inşâallah bir dahi eyle ma‘mûr ola kim bir zirâ‘ yeri bin altuna bey‘-men-yezîd ola. Vallahi Ta‘âlâ a‘lem.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 348a–348b ·
metinde göster ·
… lar ve yigirmi bin dahi gayrı Tâbi‘în şehîd olmuş demişler ve niçe Hadîka'larda
dahi eyle
yazmışlar. Beyt:
Netîce-i kelâm bu hâdise-i Kûfe niçe Hadîka'larda ve siger-i tevârîhlerde mastûrdur. Tafsîli lâzım değildir. Âhirü'l-emr sene 61 târîhinin yevm-i Âşûrasında İmâm Hüseyin askeri cümle Kerbelâ'da şehîd olup İmâm Hüseyin giriftâr olup müddet-i ömrü 56 seneye bâliğ iken (---)(---)(---) bî-dîn şehîd edüp re’s-i şerîfin kat‘ etdi. Ve dahi İmâm Hüseyn'in iki evlâdı ve dörd nefer bürâderleri ve bir karındaşı evlâdı ve beş aded ammîsi evlâdları cümle şehîd olup re’s-i şerîfleri kat‘ olundu. Ammâ be-kavl-i İbn Şahne Ravzatü'l-Menâzır nâm kitâbda tahrîr etmiş kim ınde ehli'l-hadîs mu‘temedün anh muktezâsınca {Hazret-i İmâm Hüseyin tarafında olan cümle asâkir-i Hüseyin} yüz on dörd bin nefer Sahâbe-i güzîndir. Ammâ yigirmi bin Sahâbe-i kirâm ve Muhâcirîn ü Ensâr ve Erbâb-ı Soffa "Bu sâha-i mesâfe-i Kerbelâ-yı pür-belâda şehîd olmuşlardır." deyü yazmışlar ve yigirmi bin dahi gayrı Tâbi‘în şehîd olmuş demişler ve niçe Hadîka'larda dahi eyle yazmışlar. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349b ·
metinde göster ·
… Paşa Abaza ile âsî olup Erzurûm'da kapanan Kara Hasan değil midir? İşte Haleb'i
dahi eyle
istîlâ etmeğe kasd etmişlerdir. Hemân bu gece tedârik görmek gerek. Yohsa Haleb …
"Nice olsa gerek? Eğer bu geceyi savarsak yarın gece celâlîler ale'l-gafle şebhûn edüp cümlemiz kırup Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Cânpoladoğlu Haleb'e ne etdi ise bunlar dahi edüp Âl-i Osmân'a karşu durup istediklerin edüp her biri zor bâzûlarıyla birer mansıb-ı âlî ile birer vilâyete gidüp Devlet-i Âl-i Osmân tavâ’if-i mülûk gibi olur. Erzurûm'da Abaza Paşa kıssası dahi karîbü'l-ahddir. Ne aceb ferâmûş etdiniz? Bunlar dahi cümle Abaza değil midir ve bu Hasan Paşa Abaza ile âsî olup Erzurûm'da kapanan Kara Hasan değil midir? İşte Haleb'i dahi eyle istîlâ etmeğe kasd etmişlerdir. Hemân bu gece tedârik görmek gerek. Yohsa Haleb elden giderse evlâd [u] ensâbımız ve bizlerin cümle başları gidüp devr-i kıyâmete dek bednâmlık ile anılırız. Ve eğer bizi celâlîler kırmayup kal‘ayı alırsa sağ kalanlarımız Âl-i Osmân pâdişâhına ne cevâb verelim?" dediklerinde, birkaçı eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74a ·
metinde göster ·
… altına "Tevekkülen-alallâh" deyüp giderken hikmet-i Hudâ kar tûfân üzre bir kar
dahi eyle
yağdı kim serçe kellesi kadar kar nâzil olur.
Ale's-sabâh ki oldu, cümle yalı askeri ve bizim beğin Rûm camapur askeri tabur altına "Tevekkülen-alallâh" deyüp giderken hikmet-i Hudâ kar tûfân üzre bir kar dahi eyle yağdı kim serçe kellesi kadar kar nâzil olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101b ·
metinde göster ·
… edi yerde rasâs-ı hâs nîlgûn kurşum ile mestûr imâretler vardır. Hattâ bedâstân
dahi eyle
metîndir, ammâ biz bu şehirde iken bir gece Yano nâm bir haydûd beş yüz keferel …
Hâlâ bu şehir içre kırk yedi yerde rasâs-ı hâs nîlgûn kurşum ile mestûr imâretler vardır. Hattâ bedâstân dahi eyle metîndir, ammâ biz bu şehirde iken bir gece Yano nâm bir haydûd beş yüz kefereler ile şıpka dağından meş‘aller ile gelüp bî-bâk ü bî-pervâ bezzâzistânın kapuların kırup yetmiş bin nakid riyâl ve bu kadar akmişe-i kâlâ-yı vâlâ-yı fâhireler alup sâlimîn ü gânimîn tüfeng şâdumânı ederek sek ber-sahrâ gitdiler. Böyle bir şehr-i mu‘azzamda bir ferd-i âferîdeden kimesne çûn [u] çirâ diyemediler. Garîb temâşâ oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 177b ·
metinde göster ·
… bu mîr-i merhûmun ve kal‘a-i Novigrad'ın ahvâlin böyle takrîr etdiler. Ve hakîr
dahi eyle
tahrîr etdim.
Çâre olmayup derûn-ı hisârdan amân ile üç bin kadar asker-i İslâm pür-silâh kal‘adan çıkup salt [u] sebükbâr Budin'e geldiklerinde Budin vezîri Hasan Paşa Novigrad beğini "Niçün kal‘ayı kâfire verdin?" {deyü} çârsû başında {beği} salb eder, ammâ "Fuzelâyi'd-dehrden gâzî ve âlim ve zâhid bir mîr-i muhterem idi" deyü bu mîr-i merhûmun ve kal‘a-i Novigrad'ın ahvâlin böyle takrîr etdiler. Ve hakîr dahi eyle tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134a ·
metinde göster ·
… r-i Öziçe'den gelen elbette bu cisrden ubûr edüp kasaba-i Roda'ya girir. Bizler
dahi eyle
etdik, ammâ nehr-i Lim (---)(---)(---)(---)(---)
Sitâyiş-i cisr-i azîm-i memerr-i nâs-ı ünâs: Bu kantara-i kebîr vâsi‘ tavîl püll-i kavî nehr-i Lim üzre (---)(---)(---) hayrâtıdır kim cümle beş gözdür, ammâ pâyeleri beş yerden su içre kârgîr binâ-yı azîmelerdir. Üzerleri kalın gemi direkleri üzre haşeb tahta örtülü kavî cisirdir. El-hâsıl hemân bu kasaba bu cisir hâtırıyçün amâr olmuşdur ve şehr-i Öziçe'den gelen elbette bu cisrden ubûr edüp kasaba-i Roda'ya girir. Bizler dahi eyle etdik, ammâ nehr-i Lim (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 142a ·
metinde göster ·
… ‘[y]în verirler imiş kim eğer azacık ta‘[y]înâtı elçi kabûl ederse kral yanında
dahi eyle
ta‘yîn verirlermiş. Mel‘ûnlar gâyet hisâbîdirler. Ve bu küffârlardan elçi olanl …
Meğer küffâr her elçiye bu mahalde böyle kıllet üzre ta‘[y]în verirler imiş kim eğer azacık ta‘[y]înâtı elçi kabûl ederse kral yanında dahi eyle ta‘yîn verirlermiş. Mel‘ûnlar gâyet hisâbîdirler. Ve bu küffârlardan elçi olanlarının ihtirâz etmek gereklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46b ·
metinde göster ·
… kesüp karıncanın başı iki deri kenârların ısıra kaldı. Anın yanına bir karınca
dahi eyle
edüp hâsıl-ı kelâm bir kulakdan bir kulağa varınca seksen aded karıncaların baş …
Temâşâ-yı hikmet-i cerrâhân: Hemân herîfin mukaddemâ başının derisi iki kulaklarına varınca çizilmiş idi. Hemân ol derileri birbirlerine yakın getirüp mezkûr kutu içre iri atlı karınca dediklerinin birini demir hokkaya ile kutudan alup herîfin kafâsı derisinin kesilen yerlerine karıncanın başın koyunca hemân aç karınca iki deriyi bir yerden ısırınca cerrâh karıncanın belinden makâs ile kesüp karıncanın başı iki deri kenârların ısıra kaldı. Anın yanına bir karınca dahi eyle edüp hâsıl-ı kelâm bir kulakdan bir kulağa varınca seksen aded karıncaların başlarına mecrûh başın derilerini ısırdup merhemler sürüp sarup sarmalayup herîf-i mezbûru pupula döşek üzre bir bucağa dayayup iki yanlarına yasdıklar koyup herîfin kellesinde olan kurşum deliğine bir fetîle sokup üzerine anın dahi merhem sürüp sardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… akkaş tavan üzre gûnâ-gûn münakkaş sırçalı kiremit örtülüdür. Ve gayri düyûrlar
dahi eyle
münakkaş kiremitlidir. Ve cümle şehrin amâristân olan dâr-ı menhûsları ve niçe …
Cümle manastırlar bu mahalde tamâm oldu. 64a Mâ‘adâ mahalle kiliseleridir, ammâ bu mezkûr manastırların cümlesi kurşum örtülü değildir ve İstifani kenîsesinin dahi niçe yerleri kurşum örtülü kubbe değildir, hemân harpüşte tahta münakkaş tavan üzre gûnâ-gûn münakkaş sırçalı kiremit örtülüdür. Ve gayri düyûrlar dahi eyle münakkaş kiremitlidir. Ve cümle şehrin amâristân olan dâr-ı menhûsları ve niçe yüz sarâyları cümle elvân reng kiremit ve kurşum ve sarı pirinç ve kırmızı bakır ve kalaylı teneke ve câ-be-câ şindire tahta örtülü ma‘mûr u âbâdân hâne-i menhûslardır. Ve eğer
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b–64a ·
metinde göster ·
… Uzun Hasan Şâh'ı yayan yanısıra yürüdüp konakdan konağa musâhebet edermiş, anı
dahi eyle
mermere kazmış.
Ve bu deşt-i Kıpçak'da Beşdepe nâm mahalde bir yığma depe üzre bir kalın mermer amûd-ı müntehâ var. Bunu Timur Hân alâmet içün ihdâs edüp cemî‘i harâb etdiği şehirleri ve kılâ‘-ı metîneleri ve on sekiz aded pâdişâhları mutî‘ [u] münkâd ve emrine râm edüp önü sıra on sekiz pâdişâhları etek der-meyân etdirüp yayan konakdan konağa yayan yürütdüğü pâdişâhlar esmâların ol mezkûr amûda yazmış. Ammâ Âzerbâycân şâhı Uzun Hasan Şâh'ı yayan yanısıra yürüdüp konakdan konağa musâhebet edermiş, anı dahi eyle mermere kazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 170b ·
metinde göster ·
… eri olup aralarında yumurta kadar bir delikli elmâsı var idi. Oğlu Moyinçak Şâh
dahi eyle
libâs geymişdi, ammâ tâcı üzre püsküller ve elmâs taş yok idi. Bunlar pâdişâhla …
Bizzât Taysı Şâh ol şiddet-i şitâda sığın derisi kürkünü üzerine ters geymiş idi. İçinde yine sığın yavrusu derisinden Özbek libâsı gibi peşli deriden haftanı var idi. Ve kuşağı at derisi kayışından idi. Ve çakşırı mâvî keçeden idi. Mest yerine yine çakşırla yapılmış keçe idi. Başında kalpağı kırmızı tilki kürkünden olup üzeri bir beyâz deri idi. Lâkin kalpağının depesinde gûnâ-gûn harîr pâreciklerinden püskülleri olup aralarında yumurta kadar bir delikli elmâsı var idi. Oğlu Moyinçak Şâh dahi eyle libâs geymişdi, ammâ tâcı üzre püsküller ve elmâs taş yok idi. Bunlar pâdişâhlarına kendi ıstılâh lugâtları üzre Taysı Şâh derler. Oğluna ve vezîri makâmında olanlara Moyinçak Şâh derler. Obaları ve derimleri cümle deve yünü keçedendir. Ve cümle sığın ve kaplan ve at ve koyun postlarıyla döşeli bârgâhları var. Yanlarında tuzdan ve katrândan azîz ve lezîz bir şey yokdur. Kendüleri ve cümle hayvânâtları tuzsuz olmaz. Ve katrânı karıları zebat ve kala-misk yerine kulaklarının ardlarına sürerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175b ·
metinde göster ·
olup bu şehir Selânik'in cânib-i şarkîsi ve cenûbî tarafına meyyâlcedir. Bu şeh …
İlm-i usturlâb muktezâsınca be-kavl-i müneccimîn bu şehr-i Sidirkapsi iklîm-i örfiyyenin 28'sindedir, zîrâ şehr-i Selânik dahi eyle olup bu şehir Selânik'in cânib-i şarkîsi ve cenûbî tarafına meyyâlcedir. Bu şehrin Selânik ile mâbeyni iki konakdan eksikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 211b ·
metinde göster ·
… âm diyârında eyle hendese üzre bir bânghâne görülmemişdir. Ve bir üstâd-ı selef
dahi eyle
bir kârgerlik etmemişdir. Bu minâre-i zîbâ-yı musanna‘ın içinde aslâ misli yokd …
Der-vasf-ı minâre-i ibret-nümâ: Bu Ömer Beğ câmi‘inin bir vâcibü's-seyr mîl minâresi var kim cemî‘i İslâm diyârında eyle hendese üzre bir bânghâne görülmemişdir. Ve bir üstâd-ı selef dahi eyle bir kârgerlik etmemişdir. Bu minâre-i zîbâ-yı musanna‘ın içinde aslâ misli yokdur kim garîb temâşâdır. Aşağı kapusundan nazar etsen yukaru şerîfe kapusu görünür, içi bomboş bir minâre-i serâmeddir. Üstâd-ı bennâ-yı kudemâ bu minâre-i serâmede var kuvvet-i bâzû-yı ma‘rifetin sarf edüp minârenin iç yüzünde dîvârı etrâflarına bir gûne hendese ile taş kademeler edüp minârenin tâ zirve-i a‘lâsına urûc olunup ortası boş münkesir bir minâre-i refî‘u'l-bünyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 236a ·
metinde göster ·
… kabâları koltukları altında hammâl semeri gibi yumru olup arkaları ve göğüsleri
dahi eyle
yumru olup bellerinden yukarusu tâ koltuklarına varınca eğer karınları ve eğer …
Der-eşkâl-i kabâ-yı bintân-ı ehl-i ısyân: Cümle Rûm avretleri dahi mahbûbe-i zamâne olup âşıkperestlerdir, ammâ libâsları gâyet kabîhdir. Meselâ fisdân ta‘bîr etdikleri harîr-i gûnâ-gûn kabâları koltukları altında hammâl semeri gibi yumru olup arkaları ve göğüsleri dahi eyle yumru olup bellerinden yukarusu tâ koltuklarına varınca eğer karınları ve eğer sîneleri ve eğer memeleri ve eğer mû-miyân kemerleri aslâ görünmeyüp hemân koltuklarından yukaru omuzları ve kolları ve gerdân ve yüzleri ve başlarında kâtibî sarıkları altında siyâh saçları görünüyor. Gayri endâmları gûyâ bir harar gibi fisdân içinde olup hemân koltuklarından aşağı bir Mevlevî dervîşi tennûresi geymiş Yezîd libâslı mahbûbe zenâneleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 285a ·
metinde göster ·
… ine geçüp kâfirleri kancalar ile beri tarafa çeküp dil alırlar idi. Ve kâfirler
dahi eyle
ederlerdi. Ammâ bu Süleymân Ağa handakı gayyâ olmak ile meterisleri aslâ basılm …
Ve bu Süleymân Ağa meterisinden şehbâ[z] yoldaşları bir uzun direk cisr ile kâfirin karşu meterislerine geçüp kâfirleri kancalar ile beri tarafa çeküp dil alırlar idi. Ve kâfirler dahi eyle ederlerdi. Ammâ bu Süleymân Ağa handakı gayyâ olmak ile meterisleri aslâ basılmayup lağımdan emînlerdir. Bu hâl üzre bu meterisde bu Süleymân Ağa odası lağımdan halâs oldular, ammâ yine taş ve kumbara şerrinden halâs olmazlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290a ·
metinde göster ·
… lâ bir zirâ‘at edecek yeri yokdur. Ve ispirlonka adamız Karambusa cezîresimizde
dahi eyle
zirâ‘at edecek yerler yokdur üçü dahi bî-hâsıl yerlerdir. Sizden ricâmız oldur …
"Vallâhi evvellerde size bir elçimiz gönderüp, Tamaş dağından ötesi Hanya tarafları sizin olsun, Tamaş dağından beri Kandiye tarafları bizim olsun, demişdik. Geçen sene elçimizi kovup hâlâ Hanya kal‘anız içre elçimiz mahpûsdur. Ammâ şimdi Kandiye'yi size verelim, ammâ sizden ricâ ve temennâmız oldur kim Şibenik'de ve İspilet'de ve Zadra ve Marina ve Ribniçse ve Mandalina ve Kamin nâmân kal‘alarımızda sizin Bosna vezîri tarafından birer gümrük emînleriniz oturup gümrük mâlı tahsîl ederler. Ve sizin dahi cemî‘i bender iskelelerinizde meselâ Mısır İskenderiyyesi'nde ve Akye ve Sayda ve Berut ve Şâm-ı Tarabulus ve Haleb ve İskenderûn, Alanya ve İzmir ve'l-hâsıl cemî‘i iskelelerinizde dostluk içün bizim birer balyoz ve konsoloz ve beğzâdelerimiz otururlar. Bizim dahi bu Kandiye kal‘ası içinde bir beğimiz otursun ve liman kurbunda bir mahalle beğimizin tevâbi‘ât [u] levâhıkâtları sâkin olsunlar. Ve bir ricâmız dahi oldur kim bizim Suda kal‘amız bir cezîre taşlık yerdedir. Aslâ bir zirâ‘at edecek yeri yokdur. Ve ispirlonka adamız Karambusa cezîresimizde dahi eyle zirâ‘at edecek yerler yokdur üçü dahi bî-hâsıl yerlerdir. Sizden ricâmız oldur kim bu zikr etdiğimiz üç pâre adalarımıza Girid adasından anlara karşu yerlerde altışar mîl tûlen ve arzen topraklar verin, zirâ‘at etsinler, sizin dostluğunuzdan kesilmesinler. İşte bir ricâ ve temennâmız budur" deyüp hâmûş-bâş oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 302a ·
metinde göster ·
pâk ve latîf ve nazîf bâzâr-ı hüsndür kim bunda olan mahbûb-ı pençe-i âfitâb ga …
Ve Gazzâzlar çârsûsu dahi eyle pâk ve latîf ve nazîf bâzâr-ı hüsndür kim bunda olan mahbûb-ı pençe-i âfitâb gazzâz cüvânlarının parmaklarında özdekleri(?) ilikleri seyr olunup cemâl-i bâ-kemâlleri müşâhede olunur. Cemî‘i çârsû-yı bâzârından sular cereyân etdiğinden ol kadar pâk bâzârları var kim âdem yollar üzre oturup 359b temâşâ-yı cemâl etmek ister, zîrâ cümle dükkânlar içre olan dilberânları aslâ güneş yakmayup her biri gûyâ gün görmez pâdişâhlarının evlâdlarıdır. Ve bu iki taraf dükkânlarının ekseriyyâ sokakları üzre tahta örtülü dükkânlardır. Cemî‘i yârân-ı erbâb-ı ma‘ârif sâdıkân-ı âşıkânlar cümle dükkânlarda dilberânlar ile musâhebet ederler, ayıb değildir, zîrâ üstâdları ve peder [ü] mâderleri tefâhür kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 359a–359b ·
metinde göster ·
… ir aynı âdem bâzûsı kadar cereyân eder berd-i hâlis mâ-i tâhirdir. Ve bu hareme
dahi eyle
iki tarafdan on beşer kademe taş nerdübân ile urûc olunur. El-hâsıl mecma‘-ı zu …
Ve bu haremden câmi‘ye iki tarafdan dîvânhâne nerdübânları gibi taş nerdübân ile câmi‘e urûc olunur. Ve mezkûr âb-ı hayât çeşme nerdübân altından üçer lüle çeşmelerdir. Her bir aynı âdem bâzûsı kadar cereyân eder berd-i hâlis mâ-i tâhirdir. Ve bu hareme dahi eyle iki tarafdan on beşer kademe taş nerdübân ile urûc olunur. El-hâsıl mecma‘-ı zurefâ ve yârân-ı bâ-vefâ yeri bir nazargâh haremdir. Ve cümle binâları serâpâ kurşum ile mestûr Y 35b bir câmi‘-i meşhûrdur. Ve kıble kapusu üzre terkîm olunan târîhi böyledir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y35a–Y35b ·
metinde göster ·
… lur. Husûsâ kal‘asının binâsı rûy-i arzda misli Şâm'da Ba‘albek kal‘ası ola. Bu
dahi eyle
fîl cüssesi kadar mücellâ mermer ve gayri taşlar ile binâ olunmuşdur. Aslâ kire …
Ve bu şehr kadîm-i evvelde eyle âbâdân imiş kim bir sâ‘at yerde binâ-yı azîm âsârları var kim âdem vâlih [ü] hayrân olur. Husûsâ kal‘asının binâsı rûy-i arzda misli Şâm'da Ba‘albek kal‘ası ola. Bu dahi eyle fîl cüssesi kadar mücellâ mermer ve gayri taşlar ile binâ olunmuşdur. Aslâ kireç binâ değildir. Serâpâ taş taş üzre demir kinedli binâdır. Ve cümle taşları birbirine eyle imtizâç etmişler kim gûyâ yekpâre sanarsın bir kal‘a-i mu‘azzam ve müzeyyen imiş. Ve hâlâ her tarafında niçe bin havz u şâzrevân ve tâk kubbe âsârları var kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y101a ·
metinde göster ·
… kırmızı kayalardır. Aşağı bakanın zehresi çâk olur. (---)(---) Ve kıble cânibi
dahi eyle
yalçın kanara kayalardır. Ve şark cânibi liman-ı azîmdir ki iki bin pâre gemi a …
Ve kal‘ası leb-i deryâda evc-i âsumâna ser çekmiş yalçın kırmızı kaya üzre şekl-i muhammes sedd-i İskender-misâl bir kal‘a-i azîmdir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi (---)(---) on bir bin yüz niçe bin adımdır. Ve garb cânibi yüksek kayalar üzredir ki evce ser çekmişdir. Şark cânibi liman cânibine ilhâkdır. Cümle evleri biribiri üzerlerine (---)(---) biri biri üzre kat-ender-kat şarka nâzırdır ve birbiri üzerine yapılmışdır. Ancak şimâl cânibinde handak vardır. Mâ‘adâ gayri taraf el-iyâzenbillâh evc-i âsumâna berâber ser çekmiş yalçın kûh-ı Bîsütûn-vâr kırmızı kayalardır. Aşağı bakanın zehresi çâk olur. (---)(---) Ve kıble cânibi dahi eyle yalçın kanara kayalardır. Ve şark cânibi liman-ı azîmdir ki iki bin pâre gemi alur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y139a ·
metinde göster ·
… Arabistân hükmünde Halebü'ş-şehbâ civârında [[(---) (---) (---)]] P 74b halkı
dahi eyle
tefâhür kesb ederler. Ve hakîkatü'l-hâl iklîm-i râbi‘dir. Arz-ı Mukaddes hükmün …
Ve bu şehre "Arabistân'ın gelinciği" deyü tavsîf etmişlerdir. Ve ehl-i hikmet Arabistân hükmünde Halebü'ş-şehbâ civârında [[(---) (---) (---)]] P 74b halkı dahi eyle tefâhür kesb ederler. Ve hakîkatü'l-hâl iklîm-i râbi‘dir. Arz-ı Mukaddes hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y164b ·
metinde göster ·
… çıkarırken derhâl kapadup başın bir kaç yerden vetâh ederlerken meğer civârında
dahi eyle
huccâclar var imiş. Anlar Evrâm âdemi sadâsın istimâ‘ etdikleri gibi taşra çıku …
Ve halkı gâyet akûr tabî‘at ve âsîlerdir. Huccâc-ı müslimîne Karamanî yâ kara îmânî ve Evlâdu'n-nasârâ deyü sebb ederler. Ehl-i beledden bir fellâh Arab gayri zamâna kıyâs edüp bir garîbi "Gel beksumât al" deyü hânelerinin içine korlar. Fakîr garîb dahi belinde kemerinden altunların çıkarırken derhâl kapadup başın bir kaç yerden vetâh ederlerken meğer civârında dahi eyle huccâclar var imiş. Anlar Evrâm âdemi sadâsın istimâ‘ etdikleri gibi taşra çıkup ol hâneyi basup cümle kâtilleri kayd-bend P 114b edüp mecrûh kimesne ile paşa huzûruna getirüp birin katl etdi, yedisin haps edüp şeyhü'l-beled'i ve on iki Y 273a bî-beled zinâ-yı veledi dest ber-kafâ haps edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y272b–Y273a ·
metinde göster ·
sâde bir haremsiz ve minâresiz mesciddir. Huccâc-ı müslimîn geldikde cemâ‘atler …
Mescid-i Hazret-i Alî: Bu dahi eyle sâde bir haremsiz ve minâresiz mesciddir. Huccâc-ı müslimîn geldikde cemâ‘atleri çok olur. Bu mesâcidlere iki kerre gelüp ibâdet edüp Medîne-i münevverenin şimâl cânibinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y301b ·
metinde göster ·
… gibi sür‘at etmeye. Hırâmânî hırâmânî reftâr ederek tavâf ede. Safâ ve Merve'de
dahi eyle
sür‘at ile sa‘y etmeye.
Ammâ huccâc-ı bâ-safâya ma‘lûm ola kim Mîne bâzârından dönüp bu tavâf-ı sadrı edüp Medîne'ye ve Cidde'ye ve Yenbû‘ ve Mısır'a giderim dersen tavâf-ı vedâ‘ olmuş olur. Eğer kırk elli gün mütekâ‘id olup tavâf-ı sadr ederim P 137b ve niçe gün dahi tavâf edüp giderim dersen tavâf-ı sadr olmuş olur. Ammâ bu tavâfda evvelki tavâflar gibi sür‘at etmeye. Hırâmânî hırâmânî reftâr ederek tavâf ede. Safâ ve Merve'de dahi eyle sür‘at ile sa‘y etmeye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330a ·
metinde göster ·
… i sakalsız çehre idi. Ve Selîm Hân her ne gûne ata binüp esbâb geyse Sinân Paşa
dahi eyle
geyerdi. Öbür Kertbay dahi bir vezîri pâdişâh sanup ol dahi anı atından yıkar. …
"Bu Osmânlı ile biz nice ceng edüp kırılırız. Hemân sancak dibinde Selîm'i katl edelim" deyü ahd [ü] emân edüp Sebîl-i Allâm'da ceng germ-â-germ iken biri Tumanbay biri Kertbay biri (---) Bay, üçü sancağ-ı İslâm dibine varup Tumanbay vezîr-i a‘zam Hâdım Sinân Paşa'yı Sultân Selîm sanup bir nîze havâle edüp atdan yıkar. Zîrâ Sinân Paşa Selîm Hân gibi sakalsız çehre idi. Ve Selîm Hân her ne gûne ata binüp esbâb geyse Sinân Paşa dahi eyle geyerdi. Öbür Kertbay dahi bir vezîri pâdişâh sanup ol dahi anı atından yıkar. Hâsıl-ı merâm üçü birer vezîri yıkup Selîm yoluna üç vezîr gidüp vezîr-i a‘zam (---) Paşa olup vakt-i gurûba dek savaş-ı azîm olup âl-i Osmân Âdiliyye'de meks edüp cümle Mısırlı Mısır'a girüp kapanırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y51b ·
metinde göster ·
… Ve üç kapusu var, kıble kapusu dörder ayak nerdübân ile enilir ve yan kapuları
dahi eyle
nüzûl olunur.
Câmi‘-i Emîr Âmir: Câmi‘-i kebîrdir ve cemâ‘at-i kesîreye mâlik bir câmi‘-i kadîmdir. Tûlen ve arzan orta ayak mest ile kâmil yüzer ayak vâsi‘ câmi‘dir. Ve otuz iki mermer sütûnlar üzre tâklardır. Dahi mâ-fevkı münakkaş levha tavandır. Sutûhu kirec ile mestûrdur. Ve üç kapusu var, kıble kapusu dörder ayak nerdübân ile enilir ve yan kapuları dahi eyle nüzûl olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y305b ·
metinde göster ·
… l‘a-i azîm imiş. Tevârihâtda vilâyet-i Sâh derler. Hâlâ mahkeme sicillâtlarında
dahi eyle
merkûmdur. Hâlâ binâ-yı kadîm âsârları zâhirdir. Cümle iki bin ma‘mûr büyûtlard …
İltizâmdır. Bunda Hazret-i Alî kuyusu derler bir âb-ı hayât suyu vardır. Ve bu şehir zamân-ı kadîmde bir kal‘a-i azîm imiş. Tevârihâtda vilâyet-i Sâh derler. Hâlâ mahkeme sicillâtlarında dahi eyle merkûmdur. Hâlâ binâ-yı kadîm âsârları zâhirdir. Cümle iki bin ma‘mûr büyûtlardır ve iki câmi‘i ve yigirmi zâviyesi ve iki kahvehânesi ve bir vekâlesi var, gayrı imâret yokdur. Andan bir mîl yukaru yine Nîl kenârında Buhayre hâkinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y338b ·
metinde göster ·
… ‘attar olup câna safâ verdi. İşâret edüp gulâm hokkayı muvâceheme getirüp hakîr
dahi eyle
eyledim. Bir gubâr-ı ebyaz, ammâ ol kadar mü’essir râyihası var kim müşk [ü] an …
Ba‘de'lletî ve'l-letâ meydân-ı mahabbete summât-ı Muhammed gelüp âyîn-i Fûnc üzre ta‘âmların tenâvül edüp ellerimiz leğen ibrîk sâbûn ile gusl edüp ba‘dehu bir siyâh-çerde gulâm bir hokka ile sultânın huzûruna bir şey getirdi, sultân içinden alup ellerine sürüp yüzüne gözüne sürdüğü ân otağın içi râyiha-i ıtr-ı Cennet ile mu‘attar olup câna safâ verdi. İşâret edüp gulâm hokkayı muvâceheme getirüp hakîr dahi eyle eyledim. Bir gubâr-ı ebyaz, ammâ ol kadar mü’essir râyihası var kim müşk [ü] anber ü abîr anın yanında kâfûr değildir. Hakîr ta‘accüb etdikde der-ân tercümân-ı Fûncistân'ı çağırup tabur ıtrı derler, deyü cevâb etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y412b ·
metinde göster ·
… e Bağanıskı kavmi gibi bed-asıl değildir, herkes küffün gözedir. Zîrâ melikleri
dahi eyle
bed-çehre ve bî-behre kavm değillerdir. Dîv-ser ve şütürleb ve pîl-pây ve gûl-e …
Ve bu kavm kavm-i Bankala ve Donkola ve Afnu ve Bornu ve Kırmanka ve Bağanıskı kavmi gibi bed-asıl değildir, herkes küffün gözedir. Zîrâ melikleri dahi eyle bed-çehre ve bî-behre kavm değillerdir. Dîv-ser ve şütürleb ve pîl-pây ve gûl-endâm değillerdir; gâyet mevzûn ve şîrîn-rûy ve şîrîn-kelâm ve nüktedân ve hokka-dehân ve esmerü'l-levn gerdân u gabgab-ı çâh-ı zenehdânlı ve hûrmâ-burun, dürr-dehen, siyâh-vech ile gülfâm dudaklar arasında eyle berrâk ü pâk hemvâr dizilmiş dürdâne beyâz dişleri var kim gûyâ herbiri birer dürr-i Hürmüz'dür. Sâni‘-i Bârî'ye ma‘lûmdur kim bunlarda olan nergis ü merâlî kudret vesmesiyle mükahhal çeşm-i gazâller var kim herbir nigehi bir nigehde bir nigâh-ı âşinâyî ile nigâh âgâh işâreti eder kim vücûd-ı âşık âgâh olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y415b ·
metinde göster ·
"Su âteş kusana gerekdir" deyü ricâ etdiler. Melik
dahi eyle
hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz edüp mukaddemâ boğazlanan deven …
"Su âteş kusana gerekdir" deyü ricâ etdiler. Melik dahi eyle hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz edüp mukaddemâ boğazlanan devenin üstühânlarından ve postundan ve muzahrefâtından bakâyâyı cümle necisiyle bile tenâvül edüp beş kırba suyu beklemeden [yenilmeden?] bilâ-cür‘a nûş etdi. Et kusan pehlivân-ı evvel feryâd edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421a ·
metinde göster ·