Zurnazan Mustafâ Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Arnavud asl Harem-i hâsda perveriş bulup (---)(---) lıkdan (---)(---)(---)(---) Melek Ahmed Paşa vezâretinde defterdâr olup tama‘-ı hâmından azl olunup niçe pes-pâye eyâlet ve sancaklara hâkim olup el-harîsu mahrûm mazmûnunca bir sâ‘at ya‘nî bir ân çâşnisi helâl lezzetin müşâhede etsin içün mührü verüp lezzeti demâğını mu‘attar etmeden bir sâ‘atde yine mührü alup Sipâhî Mehemmed nâm hâsekî mührü Deli Hüseyin Paşa'ya cezîre-i Girid'e götürüp Menekşe nâm mahalde eyyâm muhâlif olup Girid'e hâsekî geçmek sadedinde iken akîbince Âsitâne'den bir hâsekî dahi gelüp mühr-i şerîfi gerüye avdet etdirüp mührü Özü eyâletine mutasarrıf Siyâvuş Paşa'ya gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 81a ·
metinde göster ·
… an Paşa'nın dahi cânib-i erba‘asın cümle re‘âyâ ve berâyâ çevirüp şiddet-i şitâ
dahi gelüp
mâbeynlerinde kaht-ı azîm olup âhir Kara Hasan Paşa sekbân ve sarıca haşerâtı d …
İnhizâm-ı Serdâr Murtazâ Paşa der-sahrâ-yı Ilgın be-dest-i Celâlî Hasan Paşa: Ba‘dehu Murtazâ Paşa münhezimen kal‘a-i Haleb'e varup Kara Hasan Paşa'nın dahi cânib-i erba‘asın cümle re‘âyâ ve berâyâ çevirüp şiddet-i şitâ dahi gelüp mâbeynlerinde kaht-ı azîm olup âhir Kara Hasan Paşa sekbân ve sarıca haşerâtı derdinden Haleb'de Murtazâ Paşa'ya ve Çerkes Kadrî Paşa'ya ve Vâlî-i Haleb Dutsak Alî Paşa'ya dahl düşüp her bir vezîri birer sarâya i‘zâz [u] ikrâm ile kondurup cürmlerinden afv olunmak içün Der-i devlete arz [u] mahzarlar ile Murtazâ Paşa ve Kadrî Paşa'nın âdemleri ile Abaza Hasan Paşa'nın ve gayrı celâlî paşaların nihânîce yarar âdemleri gitdi. Ammâ bunların Haleb kal‘asına dahl yüzünden girmelerinde bir şeytanatları vardır deyü bir günde cümlesin Haleb içre hânelerinde katl edüp ser-i bî-devletlerin Der-i devlete yollayup sene (---) târîhinde vâsıl olup Köpürlü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 85a ·
metinde göster ·
Praşov dağlarına ve İrşova bellerine varınca küffârı becenelerde ve kemîngâhlar …
Ba‘dehu Tatar askeri dahi gelüp Praşov dağlarına ve İrşova bellerine varınca küffârı becenelerde ve kemîngâhlarda bulup yigirmi binden mütecaviz Eflak esîri ve altmış yedi bin Boğdan esîri alındı deyü tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 85b ·
metinde göster ·
… da ta‘lîmhânecibaşı ve atıcıbaşı ve sâ’ir kemânkeş [u] kemândârân pehlivânânlar
dahi gelüp
hidmet ederler.
Ba‘dehu Okmeydânı tekyesinde kapudan paşa, sadrıa‘zam'a ve sâ’ir vüzerâ ve izâma ziyâfet-i azîm edüp karcıbaşı etek der-miyân edüp cümle tevâbi‘leriyle hidmet eder. Zîrâ bu karlıklar anın direğidir. Lâkin Kâsımpaşa'da olmağile kapudan paşa ziyâfet eder. Ve Okmeydânı, atıcılar hükmünde olmağile yeniçeri ocağından bir oda ta‘lîmhânecibaşı ve atıcıbaşı ve sâ’ir kemânkeş [u] kemândârân pehlivânânlar dahi gelüp hidmet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173a ·
metinde göster ·
… a Limanı'na demir bırağup 259b üç gün ikâmet edüp cemî‘î gerüde olan bârçalar
dahi gelüp
derûn-ı limanda kayd-ı lenger edüp üç günde cümle keştîler sulandı. Gönye ağası …
Evsâf-ı kal‘a-i gevher-pâ Anapa : İskender-i Zülkarneyn, sedd-i Ye‘cüc'ü binâ etmeğe emr-i Hak ile giderken bu mahalle uğrayup âb [u] hevâsından ve sayd [u] şikârgâhından hazz edüp bu Karadeniz'in kenarında bir püşte-i vâsi‘ üzre bu kal‘ayı bir senede tıraş olmuş mücellâ seng-i gûnâ-gûn ile şekl-i muhammes bir Şeddâdî kal‘a-i zîbâ edüp sarây-ı hâssının dîvânhânesinde ayak altına la‘l ve yâkût ve zümrüd ve zeberced ve pîrûze ve cebelü'l-lakım (?) ve sadef ve akîk-i Yemenîler döşeyüp tezyîn etdiğiyçün kal‘a-i gevher-pâ-yı Anapa deyü tevârîhlerde mestûrdur. Ba‘dehû Ceneviz kralının tahtgâh-ı darü'l-bevârı olup behişt-âsâ ma‘mûr etdi. Andan sene (---) târîhinde Timur-ı bî-nûr Irak-ı dâdyânı ve şehr-i Heşdek'i ve Alatur ve Kazan'ı ve'l-hâsıl yedi yüz pâre şehr-i azîmleri harâb u yebâb etdükde Kırım diyârında Tohtamış Hân üzre gelirken bu Anapa kal‘asının varoşun harâb u yebâb edüp ancak kal‘ası kaldı. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî'nin vezîria‘zamı {Gedik Ahmed Paşa} donanma-yı hümâyûn ile Kefe Kal‘ası fethine gelirken deryâ-misâl asker ile bu kal‘ayı Ceneviz küffârı elinden feth edüp içine asker kodu. Abaza ile Çerkes kavmi hudûdu tamâm olduğu burunda Karadeniz kenarında bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuş kal‘a-i metîndir. Lâkin içinde âdemî-zâtdan kimse yokdur. Bir kaç kerre Tün Kazağı harâb etmişdir, ammâ taşrasında, aşîret-i Suğake kavminden yüz elli mikdârı sazdan evleri vardır, bu köye Kabak ta‘bîr edeler. Bu kal‘anın cânib-i şimâli Anapa dağlarıdır. Karadeniz'den aşağa giden gemiler bu dağları özleyüp Azak'a Kazak'a giderler, ulu dağlardır ve bu kal‘a ol kadar musanna‘dır kim gûyâ henüz mi‘mar [u] mühendis elinden çıkmışdır. İçinde Şuğake kavminin koyunları ve keçileri kışlar. Bu mahal Özdemiroğlu Osmân Paşa tahrîri üzre Kefe eyâletinde Taman sancağı hükmünde voyvodalıkdır. Şuğake kavmi harbe ucuyla öşr verir, üç bin mutî‘ şeklinde âsîlerdir. Beğlerinin ismi (---). Bu kal‘anın bir kapulu liman-ı azîmi var kim bin pâre gemi birer iplik ile bağlanup yatarlar. Sekiz rûzgârdan emîn liman-ı kebîrdir. Karadeniz'in cânib-i edvârında böyle liman yokdur, meğer Balıklava limanı ola. Küffâr asrında bu limândan bir gûne incü çıkarmış. Hâlâ sadefleri leb-i deryâda nümâyândır. Anınçün bu kal‘aya Gevher-kân derler. Ve hâlâ her sene Rus-ı menhûs bu limanda lenger-endaht edüp bî-bâk ü bî-pervâ ikâmet edüp gavvâslık ederek incü sadefleri çıkarırlar. Eğer bu kal‘a ta‘mîr u termîm olup mükemmel cebehânesiyle kul konsa cemî‘î Abaza ve Çerkezistân diyârların mutî‘ [u] münkâd edüp harâc-güzâr edüp eyâlet etmek emr-i sehldir. Zîrâ Çerkezistân'da olan Nogay dahi yağları metâ‘ların bu limana getirüp bender-i azîm olup gümrük hâsıl olurdu. Bir cây-ı menâs liman-ı azîmdir. Hakîr bu Anapa kal‘ası limanında Gönye yeniçeri ağasıyla yatarken Karadeniz'den donanma-yı hümâyûn nümâyân olup rûy-ı Bahr-i siyâh bâdbân-ı keştî ile zeyn olmuş. Temevvüc-i deryâ ile hikmet-i Hudâ vakt-i zuhrda bizim sâkin olduğumuz Anapa Limanı'na demir bırağup 259b üç gün ikâmet edüp cemî‘î gerüde olan bârçalar dahi gelüp derûn-ı limanda kayd-ı lenger edüp üç günde cümle keştîler sulandı. Gönye ağasıyla hakîr yeniçeri ağası kâ’immakâmı (---) Ağa'ya ma‘an buluşup cüz’î ve küllî hedâyalar verdik. Andan hakîr serdâr-ı mu‘azzam Deli Hüseyin Paşa'ya varup dest-bûs edüp hakîre bir hayme ve ta’yînât ve bahşîş ihsân edüp mü’ezzin-i enderûn zümresine ilhâk edüp kethüdâsı Veli Ağa kadırgasına süvâr olduk. Ale's-sabâh başdarda-i pâdişâhîde filandıra dikilüp vakt-i zuhrda top-ı rıhlet atılup iş bu bin elli (---) nının (---) günü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259a–259b ·
metinde göster ·
… kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak
dahi gelüp
gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım
dahi gelüp
"Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" dey …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… erü zâhir olunca Şâm Vâlîsi Dervîş Paşa'ya ılgâr ile haber edüp bir günde anlar
dahi gelüp
niçe yüz bin âdem na‘ş-ı Resûl Şîs'i görüp İslâm îmân [u] i’tikâdları dahi ziyâ …
Diğer menâkıb-ı Hazret-i Şîs: Sene (---) târîhinde Sultân Süleymân asrında Dervîş Paşa vâlî-i Şâm iken sahrâ-yı Bukâ‘'da bir bârân-ı rahmet nâzil olur kim yedi gün yedi gice niçe büleydeler ve niçe dağlarda kayalar pâre pâre olup seyl-i matar deryâ gibi tenevvüc edüp bu Hazret-i Şîs'in kabr-i şerîfinin bir cânibin seyl-i âb münhedim edüp cesed-i Hazret-i Şîs'in sağ cânibinde mübârek dest-i şerîfleri ve uylukları keşf olup ter ü tâze altı bin yedi yüz elli seneden berü zâhir olunca Şâm Vâlîsi Dervîş Paşa'ya ılgâr ile haber edüp bir günde anlar dahi gelüp niçe yüz bin âdem na‘ş-ı Resûl Şîs'i görüp İslâm îmân [u] i’tikâdları dahi ziyâde olup niçe bin münkirîn tecdîd-i îmân ederler. Ba‘dehû Dervîş Paşa cümle 37b a‘yân [u] kibârı cem‘ edüp Hazret-i Şîs'in sağ cânibi vücûd-ı şerîfin tevhîd [ü] tezkîr ile gülâb ve müşk-i anber-i hâm râyihalarıyla gasl edüp bu mahalle defn ederler. Ba‘dehû ol seyl harâb etdüğü mahalle bir rasîf-i kavî inşâ edüp âsitânesin imâr eder. Bu ahvâl karîbü'l-ahd olmağıla mahkeme-i Bukâ‘'da ve Zeydâniyye ve Ba‘albek sicillâtlarında mastûrdur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Cüvânapucubaşı Şâm vâlîsiyken Sultân İbrâhîm Hân'ın sadrıa‘zamı olup bu âsitâne-i Şîs Nebî'yi imâr edüp kabr-i tavîli üzre beşyüz zirâ‘ yeşil çuka setr etmişdi. Hakîr ziyâret etdikde ol mestûr çuka hâzır idi. Hakîr bu kabr-i münevver üzre cümle gubârı süyürüp hizmet-i Resûl'de bulunup hasbeten lillah bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp ba‘dehû ziyâret-i vedâ‘ ile yine atlarımıza süvâr olup vakt-i gurûbda Kerk-i Nûh kal‘ası dibinde ordu-yı İslâm'a gelüp vâsıl olduk. Ertesi gün kûs-ı rıhletler çalınup deryâ-misâl asker ile cânib-i garba Bukâ‘ sahrâsı içre (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37a–37b ·
metinde göster ·
Melek Ahmed Paşa efendimiz hayli girye vü nâlân eyledi. Andan bu Yeniköy'den ka …
Bu mahalde âsitâneden ulak gelüp paşaya "Elbetde Özi kal‘ası muhâfazasına gidesin" deyü emr-i şerîfler geldi. Ve yeniçeri ocağında Çelebi Kethüdâ'ya eyâlet-i (---) ihsân olunup ılgar ile mansıba giderken firâr etdi, deyü Defterdârzâde Mehemmed Paşa Mora vâliliğine giderken kul kethüdâsının katline me’mûr olup Rûmeli'nde Gümülcine nâm şehir kurbunda yetişüp şehr-i Gümülcine'de {be-dest-i Anadoluhisârlı Ustazâde Ahmed Çelebi} şehîd eyleyüp na‘şın Gümülcine mezâristânına defn eyleyüp kellesin der-i devlete getirdiklerinin haberi dahi gelüp Melek Ahmed Paşa efendimiz hayli girye vü nâlân eyledi. Andan bu Yeniköy'den kalkup yine çengelistân içre nehr-i Kamçı'yı ahşâb cisr-i azîmden ubûr etdik. Mezkûr nehir Kızan dağlarından ve Şıpka balkanlarından ve Kızanlık ensesindeki Kabrova dağlarından cem‘ olup bu mahalden ubûr edüp Köprülü'ye varır. Anda ağaç cisir altından ubûr edüp geçit vermez bir nehr-i azîm olup Varna kal‘asıyla Galata Burnu mâbeyninde Bahr-i siyâha rîzân olur âb-ı hayâtdır. Şiddet-i şitâda içinde Karadeniz keştîleri kışlar bir nehr-i kebîrdir. Bu nehri, mezkûr Yeniköy dibinden ubûr edüp, ma‘mûr [u] âbâdân kurâları ubûr edüp şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 109a ·
metinde göster ·
… en otur, şimdi seni paşa, huzûruna kığırır, gitme" dedi. Anı gördüm, bir mehter
dahi gelüp
"Evliyâ Efendi derlermiş, bir kadı var imiş, paşa ister" dedi. Fakîr gulâm beni …
Dîvân savulup ortalık izdihâmdan sehel hâlî olup âlem-i ağyârdan bî-haber oldukda bu hakîr makâm-ı segâhda bir âğâze edüp fasl tamâm oldukda bir pencereden taşra bir sadâ ile "Ey Evliyâ, ey Evliyâ! Nân u nemek hakkı bes bu mudur kim benden bî-habersin?" dedi. Hakîr istimâ‘ etdükde bildim ki bizim paşanın kethüdâsı Kudde Kethüdâ'yı İpşir Paşa "Seni silâhdâr ağası ederim" deyü paşadan ayırup mukaddemâ haps etmişdi. Hemân İpşir Paşa kethüdâsı Sâlih Ağa eydür "Evliyâ sizin Kudde Kethüdâ, senin murabba‘ okuduğun işidüp seni çağırır" dedi. Ben de eyitdim: "Ya sultânım anı da huzûrunuza da‘vet edüp dâhil-i meclis eyleseniz lûft idi" dedim. "Evliyâ, ol hapisdir, bu mahalle gelemez" dedi. Hemân ol mahalde bir iç mehteri gelüp kethüdâya "Sultânım, paşa sizi ister" dedikde kethüdâ eydür "Evliyâm, sen otur, şimdi seni paşa, huzûruna kığırır, gitme" dedi. Anı gördüm, bir mehter dahi gelüp "Evliyâ Efendi derlermiş, bir kadı var imiş, paşa ister" dedi. Fakîr gulâm beni mutarraş görüp kadı ve gâzî zan eylemedi. Hakîr eyitdim: "Oğul, bu hakîri istemiş" dedim. "Yok yiğit, bir ihtiyâr Evliyâ Efendi derlermiş, anı ister" dedi. Hele hakîr İpşir Paşa huzûruna hayr du‘â ile varup dest-bûs etdükde "Hâfız Evliyâm, hoş geldin. Bildim ki zî-akıl imişsin. Zîrâ ol hâ’in Melek ile bu kışda Van'a gitmedin" dedi. Hakîr eyitdim: "Hamd-i Hudâ kırk bir yılda sultânımı bu devletde güc ile gördüm. Varvar Alî Paşa Celâlî gazâsında bile sultânımla bu kadar derd çekdik. Şükür Hudâ'ya kim bu günleri gördüm. Ben kande gitsem?" dedim. Hemân İpşir Paşa eyitdi "Evliyâ şimdi sana Kudde Kethüdâ feryâd edüp ne dedi?"? Ben eyitdim "Sultânım Kürd lisânı üzre ‘Hey Evliyâcıh, hey Evliyâcıh, menim hâlime pes kim vâkıf-ı esrâr değil misin. Kanı hukûk-ı ni‘met-i sâbıka’, deyü feryâd etdi, meğer hapis imiş" dedim. Hemân İpşir eyitdi "Var imdi Evliyâ, benim iznimle Kudde'ye ve defterdâra ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'ye buluş. Sizin paşanın {Kudde} yigirmi yıl kethüdâsıdır, mâl-ı Kârûn'a mâliklerdir. Eğer kuş cânın halâs etmek dilerse ak akçe kara gün içündür, beytü'l-mâl-i müslimîne üç bin kîse Kudde ve beş bin kîse defterdâr ve bin kîse mevkûfâtî verüp halâs olsunlar, var söyle" dedikde İpşir kethüdâsıyla varup bir kapu açdılar. Meğer hammâm câmekânı imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184b ·
metinde göster ·
… bir olup şehr-i Malatıyye'den beş mil aşağı mesâfede nehr-i Tohma'dan bir fırka
dahi gelüp
cümle bir ulu çay olup Rûm tarafından ve Divriği tarafından gelen tüccâr-ı sevd …
Evvelâ şehr-i Malatıyye'nin cümle nevâhîlerinden cânib-i erba‘asından sağîr ü kebîr on yedi aded uyûn-ı câriyeler cereyân eder. Cümleden âb-ı hayât nehr-i Simyât'dır, Malatıyye'nin cânib-i (...) ubûr eder. İbtidâ tulû‘u kal‘a-i Simyât cebellerinden hurûc edüp andan Hasan Ziyad'a andan Harrin'e ve andan şehr-i Malatıyye hâricinde nehr-i Tohma'ya mahlût olup bu nehir Rukbe dağlarından gelüp Aspuzan dağlarından üç aded uyûn-ı sağîreler munsabb olup andan aşağıda ayn-ı Bınarbaşı mahlût olur. Andan aşağı Deyr-i Mesîh nehri kavuşup Aspuzu bâğların saky ederek kal‘a-i Malatıyye dîvârı esâsın döğerek ubûr edüp dahi aşağıda Divâl deresi nâm mahalde nehr-i Til ile bir olup şehr-i Malatıyye'den beş mil aşağı mesâfede nehr-i Tohma'dan bir fırka dahi gelüp cümle bir ulu çay olup Rûm tarafından ve Divriği tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerân-ı âyende vü revendegân bu nehirler üzre Sultân Hasan Mansûr'un ibret-nümâ kırk göz cisr-i azîminden ubûr edüp Malatıyye'ye vusûl bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
… ntara-i Birdinic'den aşağı Şatt-ı sâlis ittifâkıyla cereyân ederek Tercil nehri
dahi gelüp
bu Şatt-ı selâse kavuşup ana Şatt-ı Tercil derler. Bu dahi mâ-i kevserden nişân …
Bâlâda terkîm olunan üç aded Şat Birdinic nâm eflâke ser çekmiş bir cisr-i benâm altında mezkûr Şatt-ı sâlis bir olup hayli nehr-i azîm olur. Ba‘dehû mezkûr kehkeşân-âsâ semâya ser çeken kantara-i Birdinic'den aşağı Şatt-ı sâlis ittifâkıyla cereyân ederek Tercil nehri dahi gelüp bu Şatt-ı selâse kavuşup ana Şatt-ı Tercil derler. Bu dahi mâ-i kevserden nişân verir bir sâhib-i şân nehirdir. Şatt-ı Bağın ve Şatt-ı Maşa ve Şatt-ı Demirkapu ve Şatt-ı Tercil, bu dördü bir yere cem‘ olup cereyân ederek Karaköprü altında nehr-i (---) dahi bunlara mahlût olur. Ammâ bu nehir (---)(---) dağdan gelüp Şatt'a rîzân olmağile Şat add olunmaz. Zîrâ hilâf semtden gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205a ·
metinde göster ·
… kat-ender-kat olup yerli yerlerinde karâr etdiler. Ve cümle a‘yân u kibâr-ı Van
dahi gelüp
herkes merkezinde karâr-dâde oldular.
Ve ertesi gün yine dîvân-ı pâdişâhî olup şehr-i Bitlîs'in cümle mîr-i livâları ve cümle ocak ağaları ve a‘yân [u] eşrâf [ve] ulemâ vü sulehâ ve sâ’ir ihtiyârları gelüp otakda kat-ender-kat olup yerli yerlerinde karâr etdiler. Ve cümle a‘yân u kibâr-ı Van dahi gelüp herkes merkezinde karâr-dâde oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 274b ·
metinde göster ·
eydür: "Hânım müjde kim Van vezîri çopduğu Bitlîs hânı kaçmış imiş. Heze yine B …
Van'dan bir çaşıt dahi gelüp eydür: "Hânım müjde kim Van vezîri çopduğu Bitlîs hânı kaçmış imiş. Heze yine Bitlîs'e gelmiş imiş. Yine askerle Melek Hân ol hân-ı bî-cân üzre gitmededir" deyü haber-i meserret-i sahîh getirince,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 303a ·
metinde göster ·
… a gider ammâ âsitâne-i Hazret-i Alî'ye bir kerre yüz süren elbette birkaç kerre
dahi gelüp
ziyâret kasd eder.
Hulâsa-i kelâm Alî hakkında niçe bin gûne ta‘rîf ü tavsîf etmişlerdir. Ammâ kavm-i Acem yüz mücelled kitâb kesret-i muhabbetlerinden "Hazret-i Alî peygamberdir." deyü Kelâm-ı Alî cem‘ edüp "Kâle Hazret-i Alî sallallahu aleyhi ve sellem" derler. Peygamber değildir desek "Cibril-i Emîn şaş getiripdir yohsa nübüvvet Hazret-i Alî'nin hakkı idi." deyü zu‘m-ı bâtıla düşmüşlerdir. Ve cümle teberrâî ve melâhide ve Kalenderî râfizîler otursa ve dursa ve yatsa ve kalksa "Yâ Muhammed, Yâ Alî!" derler ve niçe bin Kızılbaş her sene hacca niyyet edüp niçe bin altun harc edüp şedd-i rihal çekerek Hazret-i Alî ve İmâm Hüseyin'i ziyâret edüp "Hacc-ı ekbereyn etdim." deyü avdet edüp vatanına gider ammâ âsitâne-i Hazret-i Alî'ye bir kerre yüz süren elbette birkaç kerre dahi gelüp ziyâret kasd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 355b ·
metinde göster ·
… beğden Murtezâ Paşa kethudâsı refîkimiz üç bin guruş mâlın alup ve niçe hedâyâ
dahi gelüp
hakîre de bir at ve bir kızıl katır ihsân edüp bir bayrak refîkler verüp beğ il …
Bu ziyâretleri tamâm edüp Hasankeyf beği (---)(---) beğden Murtezâ Paşa kethudâsı refîkimiz üç bin guruş mâlın alup ve niçe hedâyâ dahi gelüp hakîre de bir at ve bir kızıl katır ihsân edüp bir bayrak refîkler verüp beğ ile vedâlaşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 390a ·
metinde göster ·
… abîse meliğin dahi çağırın. Şehîd olacakları da yazasın." dedikde habîse meliği
dahi gelüp
kâmil ahşama dek tayyibe vü habîseden vurulacaklardan üç bin kırk yedi âdem tah …
Sene 1032 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘in henüz tahta cülûs etdiği sene Murâd Hân'dan ve müftî-i zamân Hüseyin Efendi'den ve Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Doğanî Efendi ve Kapânî Geysûdâr Mehemmed Efendi ve hakîrin pederi Dervîş Mehemmed Zıllî'den me’zûn olup sıla-i rahm etmeğe Üsküdar'a geçüp taban kakup Bostâncıbaşı nâm cisre varup tecdîd-i vudû edüp vakt-i zuhur ezânın tilâvet edüp görse kim cisrin yemîn ü yesârında asker-i deryâ-misâl, asker hayme vü hargâhlarıyla meks etmişler. Ammâ bir beğ ve paşa askerine ve benî Âdeme benzemez asker, Üsküdar tarafında beyâz çadırlı ve beyâz hil‘atli âdemler ammâ karşu tarafda siyâh haymeli ve siyâh çerde ve siyâh geysûlu ve eli hıştlı âdemlerdir. Bu Mehemmed Efendi {bunları görüp} "Sübhânallah ayâ bu ne asker ola." deyü ta‘accüb-künân olup vakt-i zuhuru edâ idem derken başına niçe âdem üşüp "Tiz bize imâmet eyle, bu kerre bu namâzı benî Âdem imâmetiyle kılmış olavuz." dediklerinde edâ-yı salâta mübâşeret mahallinde "Biz ehl-i seferiz, iki rek‘at kıl." derler. Mehemmed Efendi ben dahi ehl-i seferim deyü bunlar salât-ı zuhuru kılıverüp ba‘de's-salât ta‘âmları meydâna getirüp tenâvül mahallinde Armağanî görse kim aslâ bu dünyâ ta‘âmından değil, cümle hubûbât ve nebâtât kökleri. Mehemmed Efendi bi'z-zarûrî yerken görse kim lezzetde dahi dünyâ ta‘âmı lezzeti yok, ta‘accüb edüp ba‘de't-ta‘âm bunların serçeşmesi Melik Şiyam eydür: "Âdem sen eyi âdemsin, bizler tâ‘ûn askerinin ervâh-ı tayyibesiyiz. Bizim urduğumuz bi-emrillah halâs olur ammâ karşu kara çadırlılar ervâh-ı habîselerdir, anların urduğu şehîd olur." dedikde Mehemmed Efendi eydür: "Sultânım, şimdi İslâmbol'da uracak âdemler var mıdır?" dedikde, "Çok vardır, istersen uracağımız âdemleri defter eyle." dedikde Armağanî'nin cân başına sıçrayup derdest devât ve kalem alınca melik eydür "Tiz habîse meliğin dahi çağırın. Şehîd olacakları da yazasın." dedikde habîse meliği dahi gelüp kâmil ahşama dek tayyibe vü habîseden vurulacaklardan üç bin kırk yedi âdem tahrîr eder. Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem dahi tarafeynden yazup vakt-i sabâh olunca Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Murâd Hân'a gelüp "Beğim sana müjde olsun. İslâmbol içine yarın tâ‘ûn askeri girüp kıyâmet kopar ammâ senin hâsodanda Hazret-i Risâlet hırka-i şerîfi ve dendân-ı şerîfi vardır ve anda aslâ cimâ‘ olmadığından tâ‘ûn hâsodaya girmese gerek, ammâ yarınki gün bu şehr-i tayyıbeyene kıyâmet kopar!" deyü tâ‘ûn defterin Murâd Hân'ın eline verüp kaziyye-i sergüzeştin bir bir Murâd Hân'a nakl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396b ·
metinde göster ·
… ine beher sene mesâfe-i ba‘îde diyârlardan gelirler imiş ve cemî‘i kavm-i milel
dahi gelüp
seyr ederlermiş. İllâ kavm-i Yahûd gelmeyüp Sıfet şehrine giderlermiş. Hâlâ bil …
Ve Hazret-i Şemuyil ve Şem‘ûn ve Semmûn ve Melik Rac‘im ibn Süleymân Nebî içün bu dörd kimesne içün dahi ihtilâf-ı kesîre edüp nebî ve nebî değildir, demişler. Ammâ müverrihân-ı Acem Hazret-i Hızır'ın peygamber olup hâlâ hayâtda olduğuna zâhib olup bu Dicle nehri sâhilindeki şehirde tevellüd eylediğin tahkîk eylemişlerdir. Ve bu şehr-i Hızır'ın ma‘mûr u âbâdânlığın ol kadar ta‘rîf ü tavsîf etmişler kim şehr-i Medâyin'den ve şehr-i Kûfe'den imâr idi demişler. Hatta du‘â-yı hayr [u] berekât-ı Hızır Nebî ile bu şehir eyle imâr imiş kim Cenâb-ı Kibriyâ rûy-ı arzda ahcârât [u] eşcârât [u] müsmirrâtdan ve sâ’ir hûş-ı elhân [u] hûş-ı tuyûrdan gayret-nemâ sun‘-ı Hudâ'dan her ne var ise bu Hızır Nebî şehrinde mevcût idi. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıblemizdir." deyü ziyâretine beher sene mesâfe-i ba‘îde diyârlardan gelirler imiş ve cemî‘i kavm-i milel dahi gelüp seyr ederlermiş. İllâ kavm-i Yahûd gelmeyüp Sıfet şehrine giderlermiş. Hâlâ bilâ-teşbîh tâ’ife-i Yahûd'un ka‘beleri Sıfet şehridir kim sehel imâr kalmışdır. Ammâ bu şehr-i Hızır Sıfet şehrinden ziyâde ma‘mûr u İremezât misilli ziyâretgâh imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
… meks olunup gerüde kalan kırk elli bin arabalar ile bize imdâd gelen kefereler
dahi gelüp
kara nahır gibi kara çadırlarla konup tarfetü'l-ayn içre etrâflarına tabur hand …
Ammâ bu kal‘a asker-i İslâm'ı görünce azîm top şâdumânları edüp zîr-i kal‘ada meks olunup gerüde kalan kırk elli bin arabalar ile bize imdâd gelen kefereler dahi gelüp kara nahır gibi kara çadırlarla konup tarfetü'l-ayn içre etrâflarına tabur handakı kazmağa başladılar. Meğer Rakofçi kralın Erdel memleketinden çıkup geliyorduğun haber almışlar. Gerçi Tatar askeri dahi haber aldılar, ammâ cümlemiz yağmurluklardan çadırlarımız kurup donlarımız çıkarup cümle atlarımız soyup arkanlarla çayırlara salup atlar dahi bizim gibi râhat olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… e bakkal ve çakkal ve Arnavud bozahâneci kefereleri ve yüz aded Sirem arabaları
dahi gelüp
cümle bin üç yüz arabalar olup cebecibaşı ve topçubaşıdan dahi birkaç çorbacıla …
{Hakîr eyitdim}: "Sultânım, asesbaşı ve subaşıya tenbîh buyurun. On bin meyhâneci ve bakkal ve çakkal ve Arnavud bozahâneci kefereleri ve yüz aded Sirem arabaları dahi gelüp cümle bin üç yüz arabalar olup cebecibaşı ve topçubaşıdan dahi birkaç çorbacılar neferâtlarıyla alaya çıkup cebehâne ve topları alaydan sonra anlara teslîm edelim. Ve Kapudan paşa tarafından birkaç kapudanlar ile elleri kırbaçlı ve Silisreli vardiyânları bile gelüp kâfirler keşân ber-keşân çeküp ba‘de alay Tershâne-i âmireye götüreler" dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 64a ·
metinde göster ·
… lyemez top-ı kal‘a kûplar gelüp ordu-yı İslâma dahil olunca ol gün Tatar askeri
dahi gelüp
vâsıl oldukda sipehsâlâr-ı mu‘azzam Titel kal‘ası kurbunda nehr-i Tisa'yı dahi …
Hâlâ ol gâzîlerin kân-ı mekânlarıdır, ammâ asr-ı Gâzî Hudâvendigâr'da bu kal‘a Erdel Kralı Metayoş Kral hükmünde bir palanka-i sağîr idi. Gâzî Hudâvendigâr'ın tulû‘ [u] hurûcundan küffâr-ı dûzah-karâr-ı füccâr bu kal‘ayı metânet üzre Metayoş Kral-ı dâl istihkâm edüp diyâr-ı Orta Macar'ı ve diyâr-ı Nemçe'yi nehb u gâret etdikde Nemse kralı bu Tımışvâr üzre gelüp yedi ayda amân vermeyüp Erdel kâfiri elinden alup içine yigirmi bin soltat [u] murtat Nemselere Luşancı nâm kapudanı hâkim nasb edüp Nemse çâsârı Ferdinand Kral dâr-ı menhûsu olan Beç kal‘asına varınca beri tarafda Tımışvâr hâkimi Luşancı nâm la‘în nehr-i Tımış'dan elli altmış pâre firkate gemiler ile nehr-i Tuna'ya çıkup tarafeynde olan kılâ‘ları ve Tuna üzre Belgrad'a varup gelen gemileri nehb u gâret edüp Tımışvâr yunakları tecâvüzden hâlî olmayup Belgrad ve Köylüc ve İhram ve Semendire ve Feth-i İslâm kılâ‘ları yolları kapanup Belgrad'da kaht [u] galâ’ olunca fermân-ı şehriyârî sâdır olup bi-fazlillâhi'l-Meliki'l-Mennân kal‘a-i Tımışvâr Memâlik-i Mahrûsa-i İslâmiyye'ye mutazammın kılınmak içün Rûmeli Beğlerbeğisi Mehemmed Paşa düstûr-ı mükerrem ve serdâr-ı mu‘azzam ta‘yîn olunup azm-i râh-ı Tımışvâr diyerek şehr-i Belgrad'a dahil olup andan nehr-i Sava üzre cisr-i azîm ile karşu hâk-i Sirem'e ubûr edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Vulkovar'dan cisirler ile nehr-i Tuna'yı da ubûr edince taraf-ı pâdişâhîden iki bin güzîde yeniçeri ile yüz elli aded şâhî darbzen-i adû-şikâr ve on beş aded balyemez top-ı kal‘a kûplar gelüp ordu-yı İslâma dahil olunca ol gün Tatar askeri dahi gelüp vâsıl oldukda sipehsâlâr-ı mu‘azzam Titel kal‘ası kurbunda nehr-i Tisa'yı dahi ubûr edüp kal‘a-i Peçey'i muhâsara edüp yedi günde feth-i kal‘a-i Peçey, sene 958, be-dest-i Vezîr Mehemmed Paşa vâlî-i Rûmeli.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 117a ·
metinde göster ·
… l-i kal‘a-i İspilet: Ertesi gün âyîn-i bâtıla-i kadîmeleri üzre bir kapudanzâde
dahi gelüp
hakîri ceneral yanına da‘vet edüp, biz dahi cümle kırk altı aded pür-silâh tevâ …
Der-beyân-ı mülâkat-ı ceneral-i kal‘a-i İspilet: Ertesi gün âyîn-i bâtıla-i kadîmeleri üzre bir kapudanzâde dahi gelüp hakîri ceneral yanına da‘vet edüp, biz dahi cümle kırk altı aded pür-silâh tevâbi‘âtlarımızla esb-i sabâ-sür‘at sâfinâtü'l-ciyâd misilli küheylân atlara süvâr olup âheste-reviş zeyl-i hisâra vardıkda kal‘a kapusunda olan pâsbân kapudan huddâmlarımıza der kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149a ·
metinde göster ·
… asan Paşa: Bu gece bunda hırsız bir atımız çalup gitdi. Ba‘dehû yine bir hırsız
dahi gelüp
bir atı çalarken kurşum ile urup hırsız mürd olunca birkaç harâmîler hırsızın l …
Menzil-i palanka-i Hasan Paşa: Bu gece bunda hırsız bir atımız çalup gitdi. Ba‘dehû yine bir hırsız dahi gelüp bir atı çalarken kurşum ile urup hırsız mürd olunca birkaç harâmîler hırsızın leşin almağa 182b hücûm edüp ceng-i azîm oldukda hamd-i Hudâ beş aded harâmî dahi katl olunup bizden ancak bir yiğit mecrûh olup tâ vakt-i sehere dek bîdâr olup sabâha selâmet çıkdık. Bir azîm sergüzeştdir, ammâ biz muhtasar kıldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182a–182b ·
metinde göster ·
… eyr [ü] temâşâ etdikde Kadızâde İbrâhîm Paşa efendimizin gerüde kalan askerleri
dahi gelüp
Vezîria‘zam Köpürlüzâde Ahmed Paşa otağı 64a önünden bir alay ile ubûr etmişd …
Bu şehri tamâm seyr [ü] temâşâ etdikde Kadızâde İbrâhîm Paşa efendimizin gerüde kalan askerleri dahi gelüp Vezîria‘zam Köpürlüzâde Ahmed Paşa otağı 64a önünden bir alay ile ubûr etmişdir kim bizim Nigebolı mansıbıyla gösterdiğimiz alayı Şâm ve Haleb ve Sivas ve Karaman ve Rûmeli ve Bosna eyâleti vezîrleri göstermeğe kâdir olamadılar. Hattâ paşamız dahi iki tuğlu idi. Cümle asâkir-i İslâm bu alayımızı görüp "Bârekallâh" deyü engüşt ber-dehen edüp pesend etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b–64a ·
metinde göster ·
… bürâderi Hüseyin Paşa kolundan Budin ve Üstürgon gâzîleri dörd bin aded esîrler
dahi gelüp
serâperde önünde bu kadar üsârâları getirenlere in‘âmlar olunup "Yine getirenle …
Ba‘dehu Budin vezîri Siyâvuş Paşa bürâderi Hüseyin Paşa kolundan Budin ve Üstürgon gâzîleri dörd bin aded esîrler dahi gelüp serâperde önünde bu kadar üsârâları getirenlere in‘âmlar olunup "Yine getirenler bu esîrin boynun ursunlar" deyü fermân olunca el-azametullâh dörd bin aded ibâdullâhı serâperde önünde çökerüp yüz, yüz elli yerde cellâd-ı bî-amânlar bu kadar mahlûk-ı Hudâ'ya şaka şak taka tak ol kadar seyf-i miczem urdular kim şakırdısı evc-i arâka çıkup her kâfir koyun ve kuzu gibi meleyüp elleri bağlı ve ciğerleri dâğlı bunlara kâmil bir sâ‘at-i nücûmîde eyle şemşîr-i âteş-tâb-ı perrân urdular kim böyle seyf-i zü'l-yezeni Rüstem ü Restân ve Sâm u Nerîmân ve Güstehem ü Tihemten urmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106b ·
metinde göster ·
derûn-ı hisârda olan küffâr "El-amân, ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı Beğ …
Beğko Paşa dahi gelüp derûn-ı hisârda olan küffâr "El-amân, ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı Beğko Paşa'ya verdiklerinde derûn-ı hisârdan ol kadar mâl-ı ganâ’im ve cebehâne ve zahâ’ir makûlesi çıkdı kim asâkir-i İslâm ordusun ganîmet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
… leriyle âmâde oldular ve sipâhdan aşağı bölük ağaları ve bir oda yeniçeri ocağı
dahi gelüp
gelüp Komaran kapusu tarafında meks edüp kâfirleri Komaran'a götürmeğe bunlar d …
Ba‘dehu derûn-ı hisârda olan küffârları Komaran kal‘asına götürmeğe Kaplan Paşa Tire ve Mağnîsa askerleriyle âmâde oldular ve sipâhdan aşağı bölük ağaları ve bir oda yeniçeri ocağı dahi gelüp gelüp Komaran kapusu tarafında meks edüp kâfirleri Komaran'a götürmeğe bunlar da hâzır-bâş oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119a ·
metinde göster ·
"Amân ey asâkir-i Âl-i Cingiziyân, amân" dedikde gerüdeki küffârlar
dahi gelüp
lisân-ı Türkî yazılmış bir mektûb getirdiler. Netîce-i kelâmı budur kim,
"Amân ey asâkir-i Âl-i Cingiziyân, amân" dedikde gerüdeki küffârlar dahi gelüp lisân-ı Türkî yazılmış bir mektûb getirdiler. Netîce-i kelâmı budur kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129a ·
metinde göster ·
… r Ali Paşa tarafına gürûh gürûh asker gelüp azharun mine'ş-şems balyemez toplar
dahi gelüp
ve bî-bâk ü bî-pervâ yeniçeriler alâ melei'n-nâs kat-ender-kat meterislere girü …
Hemân küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr kal‘adan bu asker-i deryâ-misâli görüp karârı kalmayup gördü kim Serasker Ali Paşa tarafına gürûh gürûh asker gelüp azharun mine'ş-şems balyemez toplar dahi gelüp ve bî-bâk ü bî-pervâ yeniçeriler alâ melei'n-nâs kat-ender-kat meterislere girüp evvel gelen askerin meterise girenleri cümle gerüde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133a ·
metinde göster ·
… asman gulâm ile yigirmi suhûn ta‘âm gönderdi. Ale's-seher Pıraçalı Mustafâ Paşa
dahi gelüp
yine dîvân-ı Âsaf-ı 150b Berhayâ olup emr-i pâdişâhîler ile Sadrıa‘zam mektûb …
Hamd-i Hudâ Sührâb Mehemmed Paşa'yı bunda bulup bizi alay ile huzûruna getirdüp müşerref oldukda dîvân-ı pâdişâhî edüp emr-i pâdişâhîler kırâ’at olundukda "Fermân pâdişâhımın" deyüp Kanije seferinden halâs olup Kotur kal‘ası muhâfazasına ve Hersek sancağı muhâfazasına me’mûr olduğuna cihân cihân hazz edüp hakîre bir zer-ender-zer bir hil‘at-i fâhire geydirüp bir eğerli Hersek atı ve bir kîse guruş ihsân edüp ol ân otağ-ı çetr-i mülammâ‘ın kurup tuğların çıkarup hakîre alaybeği hânesin konak verüp ol ân konağıma bir Fireng Lasman gulâm ile yigirmi suhûn ta‘âm gönderdi. Ale's-seher Pıraçalı Mustafâ Paşa dahi gelüp yine dîvân-ı Âsaf-ı 150b Berhayâ olup emr-i pâdişâhîler ile Sadrıa‘zam mektûbları ve İbrâhîm Kethudâ efendimizin mahabbetnâmeleri tilâvet olunup Pıraçalı Mustafâ Paşa'nın dahi ma‘lûmu olup Dobra-Venedik hazînesinden verilmek üzre üç tüfeng-endâz yiğide Mustafâ Paşa pandurbaşı olduğundan ve Raba seferinden halâs olduğundan gûyâ raks edüp hakîre ol dahi bir kîse ve bir at ve bir Fireng gulâmı ve bir kelb-i mu‘allem tazı ve bir çapar zağar ihsân etdi. Ertesi nefîr-i rıhletler çalınup andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150a–150b ·
metinde göster ·
… olan krallarınızın sûretlerin Âl-i Osmân tasvîrleri üzerinden bozun. Yohsa bir
dahi gelüp
eyle bulursam kal‘anız yere berâber edüp cümlenizi kılıçdan geçiririm" deyüp gi …
"Baka kâfirler, sarâyınızda olan krallarınızın sûretlerin Âl-i Osmân tasvîrleri üzerinden bozun. Yohsa bir dahi gelüp eyle bulursam kal‘anız yere berâber edüp cümlenizi kılıçdan geçiririm" deyüp gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153a ·
metinde göster ·
yetişdiklerinde anlara cümle mâl-ı ganâ’imi ve cümle esîrleri ve cemî‘i kâfir k …
Ba‘dehu gerüden yayan(?) olan askerlerimiz dahi gelüp yetişdiklerinde anlara cümle mâl-ı ganâ’imi ve cümle esîrleri ve cemî‘i kâfir kellelerin piyâde pandurlara verüp Sührâb Mehemmed Paşa salt ve sebükbâr olup esîr olan keferelerden on iki esîr kulağızlar alup kâfirin Perast kal‘asına ve Kotur kal‘asına firâr eden küffârları kovarak ve kırarak tâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157a ·
metinde göster ·
Lisân-ı Boşnakça (---)(---) demekdir. Bânîsi Zirin hersekleridir, ammâ fâtihi sene 950 târîhinde Sultân Süleymân Ustolni-Belgrad ve kal‘a-i Üstürgon fetihlerine giderken Anadolu askeriyle İbrâhîm Paşa'yı 171a ve Rûmeli beğlerbeğisi Koca Ahmed Paşa'yı talî‘a-i asker ve pîşvâ-yı cünd-i muzaffer edüp Böğürdelen kal‘ası önünden Sava nehri üzre cisrden cümle asâkir-i deryâ-misâl ubûr edüp cümle cünûd-ı müslimînden mukaddemce Köstendil sancağı Beği Hızır Beğ, Avlonya Beği Mesîh Beğ ve Yahyâ Paşazâde İnebahtı Beği Ahmed Beğ on bin asker ile Ösek kal‘asından birkaç aded balyemez toplar çıkarup bu Valpova kal‘asını muhâsara edüp cenge âheng etdiklerinde bir ceng-i azîm ederken gerüden Serdâr Koca Ahmed Paşa ile Anadolu vezîri dahi gelüp germâ-germ savaş-ı perhâş ederler, ammâ derûn-ı hisârda mahsûr olan küffâr bâtıl dînleri gayretine bezl-i cân edüp yedi gün yedi gece ceng-i azîm edüp kal‘anın handakın guzât-ı müslimîne göstermezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 170b–171a ·
metinde göster ·
meks etdikde bârân-ı rahmet dinüp bir küşâde hevâ olup etrâf-ı eknâfdan teferrü …
Bizler dahi gelüp meks etdikde bârân-ı rahmet dinüp bir küşâde hevâ olup etrâf-ı eknâfdan teferrüc etdik. Mâ-tekaddem bu sahrâ-yı bî-pâyânda Eflak ve Boğdan kralları kırk gün kırk gece ceng-i azîm edüp cümlesi birbirlerin dendân-ı tîğdan geçirüp hâlâ leşleri bir kûh-ı bâlâ gibi yığup üzre toprak örterler, henüz bir kûh-ı ser-bülenddir. Bu püşte zeylinde bir maksûre çit içinde başka bir emîn oturup cümle ol köy re‘âyâları tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf olup ol dağdan 104a re‘âyâ güherçile çıkarup bârûd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b–104a ·
metinde göster ·
… n beş sâ‘at yer yortup anda tohtayup durduk. Ol gece Kırım'dan yigirmi bin atlı
dahi gelüp
yetişdi, ammâ atların izi on iki kat tapkır olup yol oldu. Bu kavm-i Tatar-ı sa …
Evvelâ Or'dan taşra meks olundukda ol gün kırk yedi bin asker-i Tatar cem‘ olup iki kerre yüz bin esb-i tâzî ile Heyhât sahrâsına düşüp şimâl cânibine kâmil on beş sâ‘at yer yortup anda tohtayup durduk. Ol gece Kırım'dan yigirmi bin atlı dahi gelüp yetişdi, ammâ atların izi on iki kat tapkır olup yol oldu. Bu kavm-i Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr eyle yortarlar kim bunlara kuş yetişmez, ammâ Allâhümme âfinâ bu seğirdimde bir âdem {atdan} tekerlense eger atı ve eger kendi davranmayup gerüden gelenlerin atları ayağı altında pâymâl-i rimâl olup âdem herîse olup 110a atı keşkek olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109b–110a ·
metinde göster ·
… yârî kılup bu mahalde 174b Maskov kralı tarafından Âl-i Osmân'a bir azîm elçi
dahi gelüp
mukaddemâ bizimle Terek kal‘asından berü gelen küçük elçi bu elçinin yanında mu …
Nehr-i Cayık'dan azmış gelmiş bir göl kenârında bir sarp ağaç kal‘adır. Kışda kıyâmetde kal‘aya girüp tâze cân bulduk. Bir sebük-rûh kapudanı ve hatmanı var, iki bin askere mâlikdir. Hikmet-i Bârî yârî kılup bu mahalde 174b Maskov kralı tarafından Âl-i Osmân'a bir azîm elçi dahi gelüp mukaddemâ bizimle Terek kal‘asından berü gelen küçük elçi bu elçinin yanında muzmahil olup küçük elçi büyük elçiye kethudâ olup Sorotakirmen'den azîm toplar atılup şâdımânlar olup on bin askeriyle kal‘anın enderûn [u] bîrûnunda meks etdiler. Hakîr yanına varup görüşdükde Alman'dan berü Nemse çâsârına ve iki buçuk yılda yedi krallık yeri geşt [ü] güzâr edüp Erdel'e ve Eflak ve Boğdan'a ve Kırım Hânı Mehemmed Geray Hân ile Dağıstân pâdişâhına gidüp üç yılda çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’id ve sergüzeşt [ü] serencâmım nakl edüp Nemse çâsârının verdiği pasaporta hattını gösterdiğimde ayağa kalkup hattı yüzüne ve gözüne sürüp hakîrden dünyâlar kadar hazz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174a–174b ·
metinde göster ·
… kalem-i afv çekilüp anın da‘vetine dahi bir kapıcıbaşıyla kendi oğlu gitdi. Ol
dahi gelüp
dest-bûs edüp vilâyet-i Kırım âsûde-hâl olup hân dahi henüz Ak Mehemmed Paşa se …
Mehemmed Paşa'ya hedâyâlar varınca memnûn olup Azak'dan gelirken Çerkezistân içre Şîrîn beğinin oğlu ve Sübhân Gâzî Ağa'nın oğlun Nevrûz kal‘asından bile hâna getirüp Kefe'den Bâğçesarây'a dördüncü günde girirken azamet-i Hudâ hân ile bu kadar bin aded müsellah ve mükemmel güzîde asker Mehemmed Paşa'nın istikbâline çıkup paşaya ziyâfet-i azîmler olup cümle tevâbi‘lerine müstevfâ konaklar verüp hân ile Şîrînliyi barışdırup yemîn billâh ile ve emân makremesi ile başkapucubaşı ve Halîm Efendi gidüp Şîrîn beğini getirüp dest-bûs edüp Sübhân Gâzî oğlu dahi dest-bûs edüp babası Sübhân Gâzî Ağa'nın dahi defter-i cerâ’imi üzre kalem-i afv çekilüp anın da‘vetine dahi bir kapıcıbaşıyla kendi oğlu gitdi. Ol dahi gelüp dest-bûs edüp vilâyet-i Kırım âsûde-hâl olup hân dahi henüz Ak Mehemmed Paşa sebebiyle müstakil hân olup ibtidâ ramazân-ı şerîfin gurresinden her gece sohbet-i hâslar edüp ol kadar Hüseyin Baykara meclisleri olup zevk u safâlar eyledik kim ta‘bîr olunmaz, zîrâ Mehemmed Paşa'yı Mehemmed Geray Hân'ın binâ etdiği görünüşüne kondurmuşlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 197b ·
metinde göster ·
ol münkirînlerin emvâl [ü] erzâkların alup ve ehl [ü] ıyâllerin esîr edüp götür …
Meğer bu Mudunuç halkı muta‘assıbînden bir alay Urûmşa kavim olup Sultân Veliyullâh'a ve gayri kibâr-ı evliyâlara kavm-i münkirînlerden imişler, bu tekyenin niçe bâğ u bâğçe ve niçe mezâri‘âtların mülkiyyet üzre alup tasarruf etmişler imiş. Hikmet-i Hudâ küffâr dahi gelüp ol münkirînlerin emvâl [ü] erzâkların alup ve ehl [ü] ıyâllerin esîr edüp götürdükde bunlar dervîşânlara yapışup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 245b ·
metinde göster ·
top-ı kûp zarbıyla bir pataruna ya‘nî kapudana gemisi gark olmuşdur. On milyon …
Andan küffâr bir kerre dahi gelüp top-ı kûp zarbıyla bir pataruna ya‘nî kapudana gemisi gark olmuşdur. On milyon mâl ile ol kalyon olmaz idi. Andan gayri küffâr Çeşme kal‘asından su içmeğe tövbe etdi ve mahkûr [u] müdemmer olup gitdi. Ba‘dehu gark olan keştîsinden bu kadar mâl-ı hazâ’in ve bu kadar cebehâne ve iki pâre yatırtma tuç topları Sönbeki gavvâsları deryâdan çıkarup cümle toplar ile kal‘ayı tezyîn etdiler. Mukaddemâ kal‘adan alduğu mâlın on kat ıvazın Cenâb-ı Bârî dîn-i mübîne ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y53a ·
metinde göster ·
… mûsı görüp hemân fi'l-hâl parça parça edüp ekl etmeğe başlayınca evvelki kaplan
dahi gelüp
birbirleri ile eyle ceng [ü] cidâl edüp ikisi de birbirleriyle ceng ederek birb …
Hemân kaplan ra‘dvâr gürleyüp üzerimize hücûm edüp gelürken hemân hakîrin memlûkleri bir kaç kol tüfengleri atup kaplan bir püşte üzre karâr etdi. Hakîr alarkadan seyr [ü] temâşâ ederken dağlar içinden bir gürüldü zâhir olup mezkûr kaplanın şikârı üzre Kastamonu katırından mefret bir kaplan-ı beyâbân (---)(---) piyâde gelüp mezbûr câmûsı görüp hemân fi'l-hâl parça parça edüp ekl etmeğe başlayınca evvelki kaplan dahi gelüp birbirleri ile eyle ceng [ü] cidâl edüp ikisi de birbirleriyle ceng ederek birbirini helâk etdiler [[(---) (---)]].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y137b ·
metinde göster ·
… in yüzerken üç Türk âdemi gelüp anlar dahi bizlere yardım edüp fi'l-helâl yüzüp
dahi [[(---) (---)]] gelüp
(...) imdâd edüp fî'l-hâl dahi (---)(---) dahi gelüp (...) imdâd edüp fî'l-hâl …
Hakîr bu hâli görüp şükr-i Yezdân eyleyüp kaplanların yanına varup derilerin yüzerken üç Türk âdemi gelüp anlar dahi bizlere yardım edüp fi'l-helâl yüzüp dahi [[(---) (---)]] gelüp (...) imdâd edüp fî'l-hâl dahi (---)(---) dahi gelüp (...) imdâd edüp fî'l-hâl iki kaplan derisi sâhibi olup ve azîm seyr [ü] temâşâ edüp vâlih [ü] hayrân olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y137b ·
metinde göster ·
… lâl yüzüp dahi [[(---) (---)]] gelüp (...) imdâd edüp fî'l-hâl dahi (---)(---)
dahi gelüp
(...) imdâd edüp fî'l-hâl iki kaplan derisi sâhibi olup ve azîm seyr [ü] temâşâ …
Hakîr bu hâli görüp şükr-i Yezdân eyleyüp kaplanların yanına varup derilerin yüzerken üç Türk âdemi gelüp anlar dahi bizlere yardım edüp fi'l-helâl yüzüp dahi [[(---) (---)]] gelüp (...) imdâd edüp fî'l-hâl dahi (---)(---) dahi gelüp (...) imdâd edüp fî'l-hâl iki kaplan derisi sâhibi olup ve azîm seyr [ü] temâşâ edüp vâlih [ü] hayrân olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y137b ·
metinde göster ·
… rler. Bu şehir ibn âdem ile eyle ma‘mûr oldu kim cennet-meşâm olup Hazret-i Nûh
dahi gelüp
tavattun etdi. Tâ Hazret-i Risâlet-penâh'ın zamân-ı bâ-sa‘âdetlerine gelince ni …
Evvelâ ihvân-ı zevi'l-ukûle pûşîde olmaya kim be-kavl-i ibn Abbâs edîm-i arzda bade't-Tûfân-ı Nûh aleyhi's-selâm ibtidâ Musul kurbunda cebel-i Cûdî dâmeninde şehr-i Cûde'yi binâ etdi. Hâlâ bir belîdedir. Andan binâ-yı sânî Haleb'dir. Andan binâ-yı sâlis bu şâm'dır. İbtidâ Sâm bin Nûh binâsıdır. Sâm'dan galat şâm derler. Bu şehir ibn âdem ile eyle ma‘mûr oldu kim cennet-meşâm olup Hazret-i Nûh dahi gelüp tavattun etdi. Tâ Hazret-i Risâlet-penâh'ın zamân-ı bâ-sa‘âdetlerine gelince niçe bin divel mülûk mâlik olup âhir kayâsıralardan Hırkîl nâm bir kralın kabza-i destine girdi. Devletleri mümted olup âlemgîr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y239b ·
metinde göster ·
"Yâ ehl-i Medîne! Elhamdülillâh, ta‘âm kesîr ve hayr [u] berekât kesîr. Dahi fukarâdan kimesne yok mudur ki ol garîbü'd-diyârlar dahi gelüp ni‘metimizle muğtenim olalar" dedi. Ehl-i Medîne eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y284a ·
metinde göster ·
hayme vü hargâhları ve bâr [u] büngâhları ile meks ederler. Ba‘zı kimesneler ar …
Ba‘dehu bu mîllerden yine cânib-i şarka bu Arafât sahrâsı içre üç bin adım gidüp cebel-i Arafât'ın dibinde ol sahrâ-yı bî-pâyân içre meks olunup gürûh gürûh huccâc-ı müslimîn dahi gelüp hayme vü hargâhları ve bâr [u] büngâhları ile meks ederler. Ba‘zı kimesneler arefe günü ale's-sabâh gelirler. Ammâ yevm-i Terviye'de gelüp bir gece sahrâ-yı Arafât'da yatup ibâdet etmek efdaldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y317b ·
metinde göster ·
… olmuş, nergis gözlerinden bûs edüp Semiz Mehemmed Geray Hân cedîd hân olmuş, ol
dahi gelüp
yetmiş seksen bin askerle Edirne cânibine karîb geldikde hikmet-i Hudâ Engürüs …
‘Amân şehzâdem, asker lâzım değildir. Peymânemiz doldu. Bir gün evvel gelesin’ deyü nâmeler yedi günde Selîm Hân'a Tarabefzûn'a vâsıl olunca Selîm Hân yedi yüz pâre şayka ve karamürsel ile yine Kefe'ye geçüp Süleymân'ı bağrına basup görse kim {Süleymân} bir şâhbâz yiğit olmuş, nergis gözlerinden bûs edüp Semiz Mehemmed Geray Hân cedîd hân olmuş, ol dahi gelüp yetmiş seksen bin askerle Edirne cânibine karîb geldikde hikmet-i Hudâ Engürüs tarafından küffâr hareket edince Şehzâde Selîm'i Belgrad câniblerine gönderirler. Selîm Sofya Y 44b tarafına vardıkda asker-i İslâm Bâyezîd Hân'ı İslâmbol'a götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y44a–Y44b ·
metinde göster ·