… ha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire
dahi onar
fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişân …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… Ağa yüz altun ve bir köle ve bir kafâ kürk ve bir at ve bir kılıç, gulâmlarıma
dahi onar
altun ihsân edüp kal‘anın evsâfına mukayyed olmağa şurû‘ etdik.
Bir gün Özü beği hakîre donanma müjdesiyçün bir kîse guruş ve bir semmûr kafâsı kürk ve iki donluk saya çuka ve iki Rus kölesi ve üç re’s küheylân Sâlihli atları verdi. Ve Özü kal‘alarının beşinden dahi bir kîse guruş ve beş gulâm-ı be-nâm ve beş re’s at-ı cilfidâm verdiler. Andan Paşa kethüdâsı Yûsuf Ağa yüz altun ve bir köle ve bir kafâ kürk ve bir at ve bir kılıç, gulâmlarıma dahi onar altun ihsân edüp kal‘anın evsâfına mukayyed olmağa şurû‘ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54b ·
metinde göster ·
… üz guruş ve bir at ve bir âsî Arnavud gulâmı ve bir kılıç ihsân edüp hüddâmlara
dahi onar
altun ihsân etd[i]. Biz yine zevk [u] şevkimize mukayyed olup anlar dahi asker …
Der-fasl-ı tetimme-i şehrengîz-i külliyât-ı şehr-i Ohri: Evvelâ bunda dahi Manya vilâyeti muhâfazasıyçün getirdiğimiz emr-i pâdişâhî dîvân-ı pâdişâhîde Ohri beği Alî Beğ huzûrunda tilâvet olunup "El-emrü emrüküm" deyüp cümle asâkir-i İslâm Manya vilâyetine gitmeğe âmâde oldular. Bu hakîre beğ iki yüz guruş ve bir at ve bir âsî Arnavud gulâmı ve bir kılıç ihsân edüp hüddâmlara dahi onar altun ihsân etd[i]. Biz yine zevk [u] şevkimize mukayyed olup anlar dahi asker cem‘ine cidd [ü] ihtimâm etdiler. (---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 371b ·
metinde göster ·
… 72a⟧ kondurmaz Kuşadası'nın bir mendirek kal‘asıdır. Ve her gece beri kal‘adan
dahi onar
nefer tüfeng-endâz şehbâz yiğitler imdâda giderler. Ve Kuşadası denmeğe bâ’is b …
Ve bu liman içinde bir küçük adacık vardır. Bir yalçın kaya üzre şekl-i müdevver metîn bir kal‘acığı vardır. Cirmi yüz adımdır. Başka dizdârı ve kırk aded neferâtları ve on pâre balyemez topları vardır kim limanın cânib-i erba‘asında kuş Y 72a kondurmaz Kuşadası'nın bir mendirek kal‘asıdır. Ve her gece beri kal‘adan dahi onar nefer tüfeng-endâz şehbâz yiğitler imdâda giderler. Ve Kuşadası denmeğe bâ’is bu adacıkdır kim her sene bu cezîreyi niçe kerre yüz bin tuyûr gelüp ziyâret etmeyince ubûr etmezler, mutalsam bir cezîrecikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y71b–Y72a ·
metinde göster ·
Ve meş‘alcibaşı dahi elli neferâtiyle leyle-i ıydda sarây meydânında iki yüz meş‘al ile ve Kayıtbay ve Gavrî dîvânhânesin niçe bin kanâdîller ile çerâğân eder. Bunların bu hizmetleri mukâbelesinde hil‘at-ı fâhireler ile behremend olurlar. Bunlardan sonra alay çavuşları dahi onar altun ihsânlar alup cümle ağavâtlar selâmlayup giderler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y182b ·
metinde göster ·