… sağ cânibinde beyâz mermer-i hâm {minber} binâ olunmuşdur. Ve kıble kapusu üzre
dahi serâmed
nîm kubbe-i azîm ile mebnîdir.
Bu kubbe-i zer-kârdan mâ‘adâ kıble cânibinde bir nîm kubbe içinde andan dahi alçak bir küçük nîm kubbe içinde mihrâb ve sağ cânibinde beyâz mermer-i hâm {minber} binâ olunmuşdur. Ve kıble kapusu üzre dahi serâmed nîm kubbe-i azîm ile mebnîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… -ı Evvel'in bir kasrı ve bir havzı vardır. Gayrı âsâr-ı binâ yokdur. Ammâ bunda
dahi serâmed
sun‘-ı Hudâ serv-i azîmler var kim ta‘bîr olunmaz. Başka bâğçe üstâdı ve iki yü …
Evvelâ Dolmabâğçe: Mâ-tekaddem bir küçük servili bâğ idi, sene (---) târîhinde Sultân Osmân Gâzî fermân edüp cemî‘i Âl-i Osmân donanması ve cümle tüccâr keştîlerinin sandalları ve filika ve firkateleri ve İslâmbol'un yigirmi bin pereme ve kayık ve mavunaları ale'l-umûm gemilerin taşlar ile doldurup Dolmabâğçe önündeki deryâya döküp bir liman-misâl bir boğaz iken kâmil dörd yüz arşın deryâyı doldurup ismine Dolmabâğçe dediler. Bir meydân-ı azîm olup Osmân Hân cirit oynar idi. Ba‘dehu ol fezâyı bâğçe etdiler. Selîm Hân-ı Evvel'in bir kasrı ve bir havzı vardır. Gayrı âsâr-ı binâ yokdur. Ammâ bunda dahi serâmed sun‘-ı Hudâ serv-i azîmler var kim ta‘bîr olunmaz. Başka bâğçe üstâdı ve iki yüz nefer şehbâz bostâncıları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 134b ·
metinde göster ·
… çe-i Sultâniyye: Bâyezîd-i Velî Hân binâsı bir cinân-ı bâğ-ı gülistândır. Bunda
dahi serv-i
serâmedler var kim kehkeşân-âsâ semâya ser çekmişdir. Ve sene (---) târîhinde A …
Bâğçe-i Sultâniyye: Bâyezîd-i Velî Hân binâsı bir cinân-ı bâğ-ı gülistândır. Bunda dahi serv-i serâmedler var kim kehkeşân-âsâ semâya ser çekmişdir. Ve sene (---) târîhinde Allâhu a‘lem Murâd-ı Sâlis asrında Özdemiroğlu Osmân Paşa, Gence ve Şirvân-ı Şamâkı yâhûd Tebrîz-i Dilâvîz'i harâb [ü] yebâb etdükde anda bir kasr-ı ibret-nümânın kubbesi ve pençere ve revzenleri ve câm u bâmları ve pençere kapakların bi'l-cümle huzûr-ı pâdîşâha gönderüp anlar dahi bu ibret-nümâ kâr-ı üstâd zâyi‘ olmasın içün bu Sultâniyye bâğçesi'nde leb-i deryâ üzr[e] bir kasr-ı İrem etmişlerdir kim ilâ yevminâ hâzâ cemî‘i üstâd-ı nakkâşân-ı Mânî ve Erjeng, Bihzâd, Velîcân-misâl nakkâş-ı cân gelüp seyr [ü] temâşâ edüp engüşt ber-dehen ederler kim bu kadar seneden berü leb-i deryâ hevâsından cemî‘i nukûş-ı garîbe ve acîbelerine fenâ gelmemişdir. Ve cemî‘i rû-yı arzda ve beyne's-semâ’i ve'l-arzda mevcûd olan mahlûkât-ı zî-rûh bu kasırda mevcûddur kim kerrûbiyân kalemin çekmede âcizdir. Ekseriyyâ sayd [u] şikârı acâyib sihr-i mübîn tasvîr eylemişdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Bunun dahi bâğçe üstâdı ve yetmiş aded neferâtları vardır. Ve bu bâğın cenûbunda muttasıl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139b ·
metinde göster ·
… kmak urarak pembe atarak gülüp oynayarak üzre oturarak ubûr ederler. Bir sınıfı
dahi serâpâ
elvân elvân pembelerden muvahhidî ferrâce ve hil‘atlar ve çakşırlar ve pembe de …
"Tır tıka tır tık tır tır tık tıka" deyü düyek usûlünde tokmak urarak pembe atarak gülüp oynayarak üzre oturarak ubûr ederler. Bir sınıfı dahi serâpâ elvân elvân pembelerden muvahhidî ferrâce ve hil‘atlar ve çakşırlar ve pembe destâr-ı gûnâ-gûnlar ve pembe topuz ve teberler ve tüfengler ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192a ·
metinde göster ·
semmûr ve balık dişi ta‘bîr etdikleri sülük dişleriyle seyishâneleri ve tahtıre …
Esnâf-ı bâzergân-ı semmûr: Neferât 1000, bunlar cümle Rûmeli'nde Serfice ve Filorunya ve Liçista ve Gölikesri şehirlerinde sâkin bir alay bî-dîn ve bî-pîr Urumlardır. Her sene Maskov diyârından semmûr ve zincâb ve gayrı kürk getürür ankâ bâzergânlardır. Cümle semmûrlarını tersin geyüp seyishâne ve atların dahi serâpâ semmûr ve balık dişi ta‘bîr etdikleri sülük dişleriyle seyishâneleri ve tahtırevânların zeyn edüp ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… l-feth'dir. Zîrâ ol asrda ol taraflar serhad idi. Hakîkatına nazar olunsa henüz
dahi serhaddir
. Ve dörd mevleviyyet yere mehterân-ı bîrûn cümle neferât 1000.
Kârhâne-i mehterân-ı Yedikulle: Neferât kırk, bunlarda ba‘de'l-ışâ ve ale's-sabâh üç fasl ederler, kânûn-ı Ebü'l-feth'dir. Ve İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde Eyyûb'da ve Kâsımpaşa'da ve Galata'da ve Tophâne'de ve Beşiktaş'da ve Rûmeli Hisârı'nda ve Yeniköy'de ve Rûmeli Yenihisârı'nda ve Kavak Yenihisârı'nda ve Beğkoz'da ve Anatolu Hisârı'nda ve Üsküdar'da ve Kızkullesi'nde, bu zikr olunan on üç yerde her vakt-i ışâ ve her vakt-i seher mehterhâneler çalınup subaşılar ve kadılar ve dizdârlar dîvân durmaları kânûn-ı Ebü'l-feth'dir. Zîrâ ol asrda ol taraflar serhad idi. Hakîkatına nazar olunsa henüz dahi serhaddir. Ve dörd mevleviyyet yere mehterân-ı bîrûn cümle neferât 1000.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
… r mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gayrı takâlîdlerde
dahi serî‘ü'l-kelâm
idi. Ve,
Mukallid Şebek Çelebi: Allâhümme âfinâ şebek desen şebek, bir mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gayrı takâlîdlerde dahi serî‘ü'l-kelâm idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
nâhiyesinde nehr-i Serâvrûd kenarında bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve câmi‘ ve h …
Kend-i Çulânduruk: Bu dahi Serâvrûd nâhiyesinde nehr-i Serâvrûd kenarında bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve câmi‘ ve hân ve hammâmlı mahbûbe Ermeni kızlı ma‘mûr kenddir. Andan ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 304b ·
metinde göster ·
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… tmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol
dahi ser-çeşme
destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… r ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri
dahi ser-nigûn
olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellel …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
… ir diyâra mahsûs değildir. İllâ Sivas eyâletinde Köprü şehrinin bacaları 114b
dahi serâmed
dûdkeşleri vardır. Ve bu şehr-i Nigebolı gâyet ganîme şehir olduğundan halkı gâ …
Ve cümle hâne-i âbâdânları dere ve depe ve bayırlara vâkı‘ olup hânedân-ı azîmlerinin iki kapusu vardır. Bundan araba girüp çıkar, ammâ her bâr küşâde değildir. Ve biri küçük kapu büyük kapuya muttasıldır. Da’imâ andan girilüp çıkar, mu‘tâd-ı kadîmeleri ve ihtişâmları budur. Ve mevzûn minâre-misâl dûdkeş bacaları var kim bir diyâra mahsûs değildir. İllâ Sivas eyâletinde Köprü şehrinin bacaları 114b dahi serâmed dûdkeşleri vardır. Ve bu şehr-i Nigebolı gâyet ganîme şehir olduğundan halkı gâyet ganî ve bâbları meftûh ve ni‘metleri mebzûl ve garîbü'd-diyâr kimesneleri hânelerine da‘vet edüp ziyâfet ederler. Ve dâ’imâ a‘yânı re‘âyâ-perver olup fukarâyı himâye edüp birbirleriyle hüsn-i zindegâneleri vardır. Birbirlerine adâvet edüp nemmâm ü zemmâmlık etmeyüp münâfakat edeni şehirde komayıp cümle muhabbet üzre geçinüp akrabâ ve ta‘allukât olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a–114b ·
metinde göster ·
… âme-i hâba nakl etdirüp hekîm paşaya mu‘âleceye şurû‘ etmeğe başladı. Ammâ paşa
dahi serâsîme
idi.
Ba‘dehû paşa yine hâbdan bîdâr olup Hazînedâr Sakallı İmâm Mehemmed Efendi'ye eyitdi: "Yetmiş gündür ben açım ve bir nân-pâreye muhtâcım. Bana bir kifâf-ı rûh" deyüp bir nân-pâre ile piliç çobrası ve bir kâse şerbet tenâvül edüp bi-emri Hayy [u] Kadîr paşa ol ân hayâtda olup ol ân hazînesinden yedi bin altın çıkarıp bin altun iç ağalarına ve bin altun taşra kapucubaşılara ve bin altun vâcibü'r-ri‘âyâlara ve bin altun müteferrikagânına ve bin altun deli ve gönüllülere ve bin altun aşçılara ve çâşnigîrler ve kilârcılar ve akkâm ve sayis meş‘alcilere ve bin altun şehr-i Sofya'nın garîb u gurebâsına verüp hakîre mahsûs üç yüz altun ve bir semmûr kendünün âbdest kürkün ihsân eyleyüp günden güne bi-emri Hudâ ifâkat bulurken Kaya Sultân tarafından bir baltacı ve kapu kethüdâsı Hazînedâr Ahmed Ağa bir Frenk hekîm ile gelüp Kaya Sultân'ın gönderdiği esbâbları paşa giyüp gayrı hücreye ve gayri câme-i hâba nakl etdirüp hekîm paşaya mu‘âleceye şurû‘ etmeğe başladı. Ammâ paşa dahi serâsîme idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 145a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû cümle vüzerâ vü vükelâ ve ulemâ ü sulehâ ve kibâr-ı kübbâr cümle huzûr-ı pâdişâhîye varup müşâvere etdiler. "Ayâ mühri kime versek?" dediler. Ol mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi nümâyân olup atından nüzûl edüp menkale pehlivân-vâr pertâb ederek Çemensoffa nâm mahalde huzûr-ı pâdişâhîye gelüp Hâsodabaşı Rûm Hasan Ağa, paşanın önüne düşüp götürdükde, paşa zemîn-bûs etmek mu‘tâdı olmadığından "es-Selâmu aleyk pâdişâhım!" deyü du‘â vü senâ ederek pâdişâh-ı Cem-haşmet müvâcehesine varup şeref-i takbîl-i enâmil-i pâdişâhî ile şâdkâm olup muhassılu'l-merâma erüp sâ’ir vüzerâlar üzre tekaddüm edüp vaka‘-ı vekârıyla tâ saff-ı âlîde karâr edüp ber-karâr oldu. Derhâl sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-cenâb sa‘âdetle mü’eddebâne ber-zânû olup buyurdular kim "Bak a vüzerâlarım, benim hâssaten murad [u] merâmımdır. Bir merdin ilkâsıyla ve bir ferdin iltimâsıyla değil ancak kendi zâde-i tab‘-ı karîhamdan mühr-i şerîfim Melek Ahmed Paşa lalama sadâret-i uzmâmı ihsân etmişim" deyince hemân Melek Ahmed Paşa efendimiz üç kerre pertâb edüp dest ber-zemîn edüp eydür "Padişâhım, nutk-ı dürer-bârın cân bulsun içün mühr-i şerîfin aldım, kabûl eyledim. Ammâ nitekim Anadolu'da İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve Mirza Paşa ve Kara Hasan Paşa ve sâ’ir aşkıyâ ve Celâlî vü Cemâlîler ve zorba zorba sekbân u sarıca haşerâtları köğden köğe tavuk kırup lokmacılık edüp niçe bin ibâdullahı müte’ezzî edüp ehl [ü] ıyâl-ı re‘âya vü berâyâ pâymâl-i rimâl olup ili vilâyeti anlar harâb u yebâb ederlerken bir vezîrin mühre mâlik olup zabt u rabt edüp adl [u] adâlet edüp tahsîl-i mâl edemez. Mâh be-mâh cemî‘i 174a kullarun mevâcib taleb edüp Tershâne-i âmire mühimmâtı lâzım olup beher sene kırk yedi bin kîse-i Rûmî mesârif lâzım. Anadolu tarafından ise cemî‘i hâs-ı harâclardan bir akçe gelmeyüp cânib-i şark tavâ’if-i mülûke döndü. Pâdişâhım! Bu abd-i kemterin akl-ı kâsırı üzre ve benim hüsn-i rızâm, hüsn-i zannım üzre mühr-i şerîfi İpşir Paşa lalana ihsân eyle. Ale'l-acele der-i devlete gelsin. Anadolu'da cümle ibâdullah zalemelerin şûr-ı şerlerinden emîn olsun. Mâldâr u umûr-dîde bir vezîr-i atîkdir. Gelsin bir azîm donanma inşâ etsin. Anadolu ve Rûmeli'nden cezîr-i Girid'e âdem deryâsın sürüp kendüsü dahi serdâr-ı mu‘azzam olup cezîre-i Girid'i kal‘a-i Kandiyesi'yle feth edüp cezîre-i Korfoz'u ve kal‘a-i Zadra'yı feth edüp berr ü bahrde Mısır yolları emn [ü] emân olup sulh [u] salâhlar olsun. Ve İpşir Paşa lalan da bir kerre mühür sâhibi olup mühr-i Süleymânî ne ma‘nâ idüğün bilüp mührün çaşnisi ne lezzetde idüğün bilsin," deyüp bu mertebe kelâm-ı müşâvereden sonra hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b–174a ·
metinde göster ·
… zırh u zereh-külâhlı ve cebe vü cevşenli ve katlavî ve demir geyimli ve atları
dahi serâpâ
demir geyimli küheylân atların hemân gözleri görünürdü.
Sitâyiş-i eşkâl-i hisâr-ı İlvov: Bu kal‘a altına Tatar Hân ile gelirken bizimle tabur cengi imdâdına gelen vilâyet-i Krakov hâkimi Varşalka Kral elli bin aded güzîde asker ile Hân'a istikbâle çıkup ol kadar alay-ı azîm ve ol kadar mülebbes ve mükellef ü mükemmel ve müretteb ü müzeyyen zırh u zereh-külâhlı ve cebe vü cevşenli ve katlavî ve demir geyimli ve atları dahi serâpâ demir geyimli küheylân atların hemân gözleri görünürdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45a ·
metinde göster ·
Dergâh-ı âlî Defterdârzâde Mustafâ Beğ ve yine hünkâr kapucubaşısı Musâhib Mîr …
Bir gün bu hakîr dahi Ser-bevvâbân-ı Dergâh-ı âlî Defterdârzâde Mustafâ Beğ ve yine hünkâr kapucubaşısı Musâhib Mîr Mehemmed Ağa ve niçe erbâb-ı ma‘ârifân yârân-ı safâlar ile Keşiş dağında Köpürlü vezîrzâde Ahmed Beğ'in hâl [ü] hâtırın su’âl etmeğe atlara süvâr olup 5 sâ‘atde cebel-i Ruhbân'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85a ·
metinde göster ·
… kim tâ Eşek adaların döğer ve Melek Ahmed Paşa efendimizin binâ etdiği kullede
dahi serâmed
toplar vardır kim bu tarafda yel değirmenleri vardır.
Bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr cirmi (---)(---) adımdır ve (---) kat dîvârlı kal‘a-i sedd-i İskender'dir. Cümle (---) aded şâhâne topları var kim tâ Eşek adaların döğer ve Melek Ahmed Paşa efendimizin binâ etdiği kullede dahi serâmed toplar vardır kim bu tarafda yel değirmenleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 92a ·
metinde göster ·
… e sığır çeker arabalara merkûm eşyâları tahmîl edüp âmâde olduklarında bu hakîr
dahi Serdâr
Alî Paşa efendimizle ve gayrı vüzerâ ve a‘yân [u] kibârlar ile vedâ‘ edüp "Teve …
Andan bâlâda zikri sebkat eden ceseden timsâl-i garîbe vü acîbeleri ve niçe bin nâkûs ve çelîpâ çanların ve gûnâ-gûn havân topları ve musanna‘ altunlu münakkaş topları ve gayrı gûnâ-gûn zî-kıymet âlât-ı harbleri yigirmişer ve otuzar çift câmûs ve sığır çeker arabalara merkûm eşyâları tahmîl edüp âmâde olduklarında bu hakîr dahi Serdâr Alî Paşa efendimizle ve gayrı vüzerâ ve a‘yân [u] kibârlar ile vedâ‘ edüp "Tevekkülen-alallâh" deyüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127a ·
metinde göster ·
… elhamdülillâh şükür sağlığa" deyerek ordu-yı İslâmda doğru Melek Paşa'ya anlar
dahi serdâra
gelüp Melek Paşa efendimiz serdâr-ı mu‘azzamdan bir semmûr kürk ve Yûsuf Kethud …
"Bire âdemler nice oldu, bire şükür elhamdülillâh şükür sağlığa" deyerek ordu-yı İslâmda doğru Melek Paşa'ya anlar dahi serdâra gelüp Melek Paşa efendimiz serdâr-ı mu‘azzamdan bir semmûr kürk ve Yûsuf Kethudâmız bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire geyerken serdâr eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
… deki nerdübânların pek ısıcağına tahammül edemezsen birkaç kademe aşağı enersin
dahi sermâ
istersen tâ aşağı kademede yaykanırsın, ammâ hukemâ-yı kudemâ bu hammâmları hik …
Ve dahi tâ kubbe berâberindeki nerdübânların pek ısıcağına tahammül edemezsen birkaç kademe aşağı enersin dahi sermâ istersen tâ aşağı kademede yaykanırsın, ammâ hukemâ-yı kudemâ bu hammâmları hikmet üzre te’lîf edüp her kademede yaykanan âdemlerin çerkâbları aşağı âdemlere dokunmayup ve bir kes bir kesi görmeyüp murâd [u] merâmları üzre herkes yaykanır. Hevâları ve mâları hûb hammâm-ı rûşinâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
… zenâneleri vardır, ammâ yeni feth olmağile ekseriyyâ âdemleri Rûm âdemleridir.
Dahi serhadli
Boşnak kavmi azdır.
Der-beyân-ı âb [u] hevâ-yı câvidân: Hevâsı gâyet letâfet-i i‘tidâlde olduğundan halkı tendürüst olup mahbûb u mahbû[be]leri hüsn-i cemâlde ve hevâsı gibi lütf-ı i‘tidâlde meşhûr Macar zenâneleri vardır, ammâ yeni feth olmağile ekseriyyâ âdemleri Rûm âdemleridir. Dahi serhadli Boşnak kavmi azdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87b ·
metinde göster ·
… görmemişdik. Erdel hükmünde kavm-i Hayduşak kolunda bir küçük kal‘adır. Bunlar
dahi serdâra
itâ‘at etdiler ve serdâra hedâyâlar ve ziyâfetler getirdiler ve top şâdımânları …
Nehr-i Tise kenârında bir kûh-ı serbülend üzre şekl-i murabba‘ Şeddâdî binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Mukaddemâ Alî Paşa asrında bunu dahi görmemişdik. Erdel hükmünde kavm-i Hayduşak kolunda bir küçük kal‘adır. Bunlar dahi serdâra itâ‘at etdiler ve serdâra hedâyâlar ve ziyâfetler getirdiler ve top şâdımânları etdiler. Ammâ nâhiyesi gâyet ma‘mûrdur. Ahâlîsi ve kapudanları cümle Seykelhit kal‘asını yıkdığımıza ağlaşdılar. "Kâşki dest-i Âl-i Osmân'da olaydı" dediler. Hattâ bu Pulgar kal‘asından yukaru nehr-i Tise karşusunda dağlar eteğinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 89b ·
metinde göster ·
… âb [u] hevâsı latîf olduğundan mahbûb u mahbûbesine hadd [ü] hasr yokdur. Bunda
dahi serdâra
azîm hedâyâlar ile ziyâfetler edüp andan cânib-i şimâle dağlar ve korular içre …
Ve âb [u] hevâsı latîf olduğundan mahbûb u mahbûbesine hadd [ü] hasr yokdur. Bunda dahi serdâra azîm hedâyâlar ile ziyâfetler edüp andan cânib-i şimâle dağlar ve korular içre ma‘mûr kurâlar geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90a ·
metinde göster ·
toprak örtülüdür. Ekseriyyâ kamışdan ve çalaş malaşdan mebnî müfîd [ü] muhtasar …
Ve bu varoşun cümle evleri dahi serâpâ toprak örtülüdür. Ekseriyyâ kamışdan ve çalaş malaşdan mebnî müfîd [ü] muhtasar evlerdir kim cümle yedi yüz evlerdir. Ve cümle dîvârları sazlardan örülüdür. Gerçi evleri sazdır, ammâ hevâsı yazdır ve ekseriyyâ halkı beyâzdır, ammâ güzelleri azdır. Ve cânib-i erba‘ası kumsaldır. Ve halkı cümle müslim Çerkesdir. Ve kâr [u] kisbleri balık avlamakdır ve tokmak kayışından Çerkes kamçıları yapmakdır. Gerçi mahbûbları azdır, ammâ uzdur. Hattâ Temrik güzeli deyü vilâyet-i Kazan'da ve vilâyet-i Alatır [ve] vilâyet-i Ejderhân ve şehr-i Sarây'da meşhûr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145b ·
metinde göster ·
Kureyşi evlâdlarından olup Arnavudistân'a giden Cebel-i Elheme'nin karındaşı Se …
Bu kavim dahi Serkis Kureyşi evlâdlarından olup Arnavudistân'a giden Cebel-i Elheme'nin karındaşı Serkis oğullarındandır kim ibtidâ vilâyet-i Çerkez'e kadem basan bu kavm-i Bozoduk ve kavm-i Mamaluk'dur, ammâ bu Bozoduk vilâyeti Abaza kavmi ile gâyet müşâdırlar. Dâ’imâ bey‘ u şirâları Arit ve Cenbe Abazalarıyladır. Hemân Abaza ile bunların aralarında bir küçük dağ vardır. Andan bu ülkede 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
… ığılı toprakdır kim kâmil yigirmi adım enlidir. Ve bu yığın toprakların altları
dahi serâpâ
sıçan yollu lağımlardır kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Ammâ la‘în küffâr bu yığıl …
Ve bu handak içinde kal‘anın temeli dîvârı dibinde dâ’iren-mâdâr kara tarafın ihâta etmiş bir kat yığılı topraklar vardır. Anlar dahi yere berâber onar arşın yüksek tabyacıklardır, ammâ bölük bölük değildir. Hemân kal‘a dibin çepçevre ihâta etmiş yığılı toprakdır kim kâmil yigirmi adım enlidir. Ve bu yığın toprakların altları dahi serâpâ sıçan yollu lağımlardır kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Ammâ la‘în küffâr bu yığılmış toprak siperleri kal‘a temeli önüne ol mülâhaza ile etmiş kim eğer Türk handakdan hâric olan tabyaları üç yıla dak alup handak içine gelüp kal‘a 311b temeline gelüp lağım ederse Türk'ün lağımları bulunsun mülâhazasıyla bu siper tabyaları edüp altlarına kâmil bin aded sokak sokak lağımlar etmiş. Ve aslâ beri İslâm askeri tarafından bir vecih ile kal‘a temeli diplerine lağımlar varmak muhâl idi. Ve lağımlar varsa da kal‘anın cemî‘i temelleri yalçın kanara kayalar üzre varınca kazup kal‘a temellerin bırakmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a–311b ·
metinde göster ·
dırahtlarından kirişleri ve münakkaş tavan zerkârî ve halkârîleri cümle servi l …
Bu câmi‘in dahi servi dırahtlarından kirişleri ve münakkaş tavan zerkârî ve halkârîleri cümle servi levhalarıdır. Ammâ bu câmi‘in sol tarafı nev binâ kârgîr toloz kemerler ile mebnî olup dahi vâsi‘ câmi‘-i metîn olmuşdur. Ve bir nev-binâ bir serâmed minâre-i ra‘nâsı var kim gûyâ bir serâmed servidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 313b ·
metinde göster ·
… îrâ âteşe yakdıkları odunları bile servi dırahtları olup 326a cümle libâsları
dahi servi
kokup bunların reng-i rûyları şiddet-i şitâdan esmerü'l-levn humret-gûndur.
Hergiz bu hânelerde yılan ve çıyan ve akreb ve bö ve güve olmaz, zîrâ âteşe yakdıkları odunları bile servi dırahtları olup 326a cümle libâsları dahi servi kokup bunların reng-i rûyları şiddet-i şitâdan esmerü'l-levn humret-gûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b–326a ·
metinde göster ·
… Pılak Mustafâ Paşa cezîreye asker döküp germâ-germ cenge âheng ederler. Karadan
dahi Serdâr-ı
zafer-şi‘âr Lütfî Paşa seksen bin askerle Hayreddîn Paşa'ya imdâd yetişüp kemâ- …
Bu kal‘a Süleymân Hân asrında binâ olunmuşdur. Hattâ sene 943 târîhinin mâh-ı Zilhiccesi'nin yedisinde bizzât Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân deryâ-misâl asker ile Körfös gazâsına geldikde bu Dalyan kal‘ası yerinden deryâyı doldurmağı başlayup Körfös'e nîm mîl kalup üzerine balyemez toplar koyup kal‘ayı döğmeğe mübâşeret edüp hemân ol gün donanma-i hümâyûn ile Hayreddîn Paşa ve Kapudan Pılak Mustafâ Paşa cezîreye asker döküp germâ-germ cenge âheng ederler. Karadan dahi Serdâr-ı zafer-şi‘âr Lütfî Paşa seksen bin askerle Hayreddîn Paşa'ya imdâd yetişüp kemâ-kân savaş-ı perhâş ederler. Akîblerince Süleymân Hân yüz bin asker ile ve Şehzâde-i âzâd[e] Sultân Mehemmed ve Şehzâde Sultân Selîm ile ma‘an bu Körfez kal‘ası gazâsına gelüp cezîre içre bir ma‘mûr kurâlar koymayup âteşlere urup bî-nihâye esîr ve mâl-ı ganâ’imler alup kâmil bir ay kal‘ayı döğüp hevâya tağayyür gelüp asâkir-i İslâmın cenge iktidârları kalmayüp sa‘âdetlü pâdişâha Budin tarafından âdemler gelüp Ungurus kralının ısyân [u] tuğyânı haberleri gelince hemân sa‘âdetlü pâdişâ[h] Sadrıa‘zam Ayas Paşa'ya haber gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 351b ·
metinde göster ·
… dur. Ammâ cümle kurâlarında hân u hammâm ve câmi‘ ve mesâcid mukarrerdir. Bunun
dahi serdârından
yigirmi yeniçeri refîk alup sarp topraklı ve çamlı dağlar ve beller ve mahûf yo …
Dizdârı ve neferâtı ve içinde âdemî zâdı yokdur. Ancak bir kazâ kurâ kurâ ma‘mûr u âbâdân yerlerdir. Kadısının müte‘ayyin merkezi yokdur. Ve ba‘zı kurâlarında hafta bâzârı durup kadı ve subaşı bâzâr bâzâr gezüp hükm [ü] hükûmât ederler. Yohsa hân ve câmi‘ ve imâret ve esvâklı kasabası yokdur. Ammâ cümle kurâlarında hân u hammâm ve câmi‘ ve mesâcid mukarrerdir. Bunun dahi serdârından yigirmi yeniçeri refîk alup sarp topraklı ve çamlı dağlar ve beller ve mahûf yollar içre giderken sekizinci sâ‘at musîbet-i kübrâdır kim beyân olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y65b ·
metinde göster ·
… îfde câmi‘-i Ümeyye ola. Hemân tarzı hendesesiyledir. Kârgîr kubbe değildir, bu
dahi servi
levhalar üzre kurşum örtülü harpüşte sütûhdur. Ve cemî‘i Y 68b kirişleri dahi …
Bir câmi‘-i azîm ve ma‘bedgâh-ı kadîm-i vâcibü't-ta‘zîm bir nazargâhdır kim rub‘-ı meskûnda misli meğer Şâm-ı şerîfde câmi‘-i Ümeyye ola. Hemân tarzı hendesesiyledir. Kârgîr kubbe değildir, bu dahi servi levhalar üzre kurşum örtülü harpüşte sütûhdur. Ve cemî‘i Y 68b kirişleri dahi cümle serâmed servi ağaçlarıdır. Ammâ cirmi Ayasofya kadar büyükdür ve lâkin ensizdir. Ve bu câmi‘in haremi dahi câmi‘dendir. Ol hisâb üzre Ayasofya kadar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y68a–Y68b ·
metinde göster ·
… tma dutup fakîr hımârın segâh makâmında sadâsı çıkmayup dembeste olur. Ve halkı
dahi serâpâ
mahmûm olup reng-i rûyları zerdgûndur.
Ve âb [u] hevâsı be-gâyet sakîldir kim serçe ve hımârı ısıtma dutup fakîr hımârın segâh makâmında sadâsı çıkmayup dembeste olur. Ve halkı dahi serâpâ mahmûm olup reng-i rûyları zerdgûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y72a ·
metinde göster ·
… ın bir dârü'l-kurrâsı vardır. Gâyet büyük kubbe-i âlîdir ve etrâfında hücreleri
dahi serâpâ
kurşumlu binâ-yı âlîdir. Şâhrâh üzre garba nâzır bir kapusu vardır. Altı kademe …
Ve Sultân Selîm Hân'ın bir dârü'l-kurrâsı vardır. Gâyet büyük kubbe-i âlîdir ve etrâfında hücreleri dahi serâpâ kurşumlu binâ-yı âlîdir. Şâhrâh üzre garba nâzır bir kapusu vardır. Altı kademe mermer hacer nerdübân ile su‘ûd olunup bir bâb dâr-ı Kur’ândır. Haftada iki gün cümle hamele-i Kur’ân ve huffâz talebeleri cem‘ olup ilm-i Hafz ve İbn Kesîr ve Seb‘a ve Aşere ve Takrîb kırâ'atları tilâvet olunur. Ve Şeyh Şâtıbî ve İmâm-ı Cezerî kitâbları tilâvet olunur. Şeyh İmâm-ı Verş ve İmâm-ı Bezzî ve Kâlûn ve Ebû Amr ve Sûsî ve Nâfi‘ kavilleri dahi me’hazleriyle mahâric-i hurûfa ri‘âyet ederek Kur’ân-ı azîm ve Furkân-ı kerîm kırâ’at olunur. Ve mukaddemâ evsâfı tahrîr olunan Cum‘a-âbâd kasabası bu dârü'l-kurrânın evkâfıdır kim metîn ü kavî vakfullâhdır. Ve bu dârü'l-kurrâ kapusu üzre manzûm târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y82a ·
metinde göster ·
Ve bu kafeslerden içeri bir kat dahi servi ahşâbâtından hurde sadefkârı doğramacı işgâli parmaklıklar Sahra-i şerîfi dâ’iren-mâdâr dirâgûş etmişdir. Bunun kapusu bacası yokdur. Bundan içre bir ferd duhûl etmeğe kâdir değildir. Ancak hasîb ü nesîb (---) zâde yılda bir kerre girüp menşefe ile süpürüp gubârdan tathîr eder. Ve cümle züvvâr taşradan tavâf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y213a ·
metinde göster ·
… ânesinin atebe-i âlîsi ve tahtânîsi serâpâ sîm-i hâlisdendir. Ve kapu kanatları
dahi serteser
gümüş ile pûşîdedir. Ve dahi ser-i sa‘âdetleri önündeki pençerenin dahi kafesle …
Ve âsitânesinin atebe-i âlîsi ve tahtânîsi serâpâ sîm-i hâlisdendir. Ve kapu kanatları dahi serteser gümüş ile pûşîdedir. Ve dahi ser-i sa‘âdetleri önündeki pençerenin dahi kafesleri serâpâ sîm-i sâfîdir. El-hâsıl vasfında lisân kâsır bir âsitâne-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y229a ·
metinde göster ·
… râpâ sîm-i hâlisdendir. Ve kapu kanatları dahi serteser gümüş ile pûşîdedir. Ve
dahi ser-i
sa‘âdetleri önündeki pençerenin dahi kafesleri serâpâ sîm-i sâfîdir. El-hâsıl v …
Ve âsitânesinin atebe-i âlîsi ve tahtânîsi serâpâ sîm-i hâlisdendir. Ve kapu kanatları dahi serteser gümüş ile pûşîdedir. Ve dahi ser-i sa‘âdetleri önündeki pençerenin dahi kafesleri serâpâ sîm-i sâfîdir. El-hâsıl vasfında lisân kâsır bir âsitâne-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y229a ·
metinde göster ·
… gâyet musanna‘dır. Tûlen ve arzan yüz elli ayakdır. Ve taşra yan soffaları üzre
dahi serâpâ
kurşum örtülü kubbelerdir. Gerçi Mısır câmi‘leri gibi ruhâm-ı hâm-ı rengâreng i …
Rûm tarzı yekpâre müdevver kârgîr kubbesi rusâs ile mestûr bir câmi‘-i nûrdur. Mihrâbı ve minberi gâyet musanna‘dır. Tûlen ve arzan yüz elli ayakdır. Ve taşra yan soffaları üzre dahi serâpâ kurşum örtülü kubbelerdir. Gerçi Mısır câmi‘leri gibi ruhâm-ı hâm-ı rengâreng ile müzeyyen değil, sâde güzeli bir binâ-yı latîfdir kim hâlâ Mısır mi‘mârları gördüklerinde pesend ederler kim Rûm üstâdları böyle yekpâre kubbe-i azîmi nice ber-karâr etdi, deyü ta‘accüb ederler. Zîrâ Mısır kubbeleri ekseriyyâ santa ağacından müdevver-binâdır yâhûd tavandır yâhûd Cânpûlâdiyye câmi‘i kubbesi gibi arşın taşından küçük kubbelerdir. Ammâ bu Sinân Paşa kubbesi tula-binâ bir müdevver kubbe-i ra‘nâdır kim gûyâ çarh-ı felekden çıkmışdır. Ammâ leb-i Nîl'de olmak ile haremi yokdur, ammâ yanında âbdesthâne ve muslukları vardır. Ve Rûm tarzı bir tabaka bir minâre-i mevzûnu var. Ve mihrâbı önünde gül [ü] gülistân ve nahlistânlı bâğçesi var. Hâlâ evkâf-ı metîn bir câmi‘-i ra‘nâdır. Ve Gülşenî tekyesi önünde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y134b ·
metinde göster ·
… dem gibi beynisi vardır, anı kat‘ etsen hûrmâ kurur, ammâ gayrı dalların kessen
dahi serâmed
olur. Ve hûrmâ beynisine kalbü'l-belah derler, gâyet lezîz ve mukavvîdir. Mısır …
Her sene diyâr-ı Mısır'da dişi hûrmânın kalbi ya‘nî beynisi üzre erkek hûrmânın bir dalın sokup cimâ‘ etdirirler. Ol sene ol dişi hûrmâ on beş yigirmi salkım hûrmâ verir. Eğer böyle cimâ‘ etdirmeseler hûrmâ vermez. Ve hûrmâ ağacı ayda bir hayız görür. Âdem gibi beynisi vardır, anı kat‘ etsen hûrmâ kurur, ammâ gayrı dalların kessen dahi serâmed olur. Ve hûrmâ beynisine kalbü'l-belah derler, gâyet lezîz ve mukavvîdir. Mısır'da cimâ‘dan kalmış âdemler isti‘mâl edüp ol gece ehlini hayli müsta‘mel edüp bîzâr eder. Bir gûne beyâz katı peynir gibi süd lezzetinde bir gûne lezîz şeydir. Nahl-i hûrmânın tâ depesindeki dalları içindeki iliflerin mâbeyninde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b ·
metinde göster ·
… sa‘âdetin Şâm'a gönderüp andan zîr-i hükmünde olan Mısır sultânına gönderdi, ol
dahi ser-i
sa‘âdeti Rûmeli meydânında Sultân Hasan câmi‘i yerinde bırağup İmâm Hüseyn'in b …
Ulemâ-yı Mısır eyle hikâyet ederler kim kaçan kim Yezîd-i bî-mezîd İmâm Hüseyn'in ser-i sa‘âdetin Şâm'a gönderüp andan zîr-i hükmünde olan Mısır sultânına gönderdi, ol dahi ser-i sa‘âdeti Rûmeli meydânında Sultân Hasan câmi‘i yerinde bırağup İmâm Hüseyn'in başın Yezîdîler püşt-i pâ ile galtân etdiler. Zîrâ Yezîdîler ol asırda Mısır içre vefret üzre idiler. Ammâ re’s-i İmâm Hüseyn'e depme ile her kim urdu ise urduğu ayağı tulum gibi olup hâlâ Mısır'da birer ayakları tulum gibi olanlar ol Yezîdîlerin veled-i nâ-bekârlarındandır, deyü ulemâ-yı Mısır böyle nakl ederler. Ve yine bu âdemlerin birer ayakları şişdiğinden mâ‘adâ yüzleri ve gevdeleri fıska fıska şişmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y242a ·
metinde göster ·
… i‘in haremi cümle acîb ü garîb musanna‘ ruhâm döşelidir. Ve kıble dîvârı tarafı
dahi serâpâ
ruhâm sun‘-ı Hudâ musaykal u mücellâ gûnâ-gûn mevcli mermerler ve sommâkî ve ba …
Bu câmi‘in haremi cümle acîb ü garîb musanna‘ ruhâm döşelidir. Ve kıble dîvârı tarafı dahi serâpâ ruhâm sun‘-ı Hudâ musaykal u mücellâ gûnâ-gûn mevcli mermerler ve sommâkî ve balgamî ve yeşim ve yerekânî kebûtî ve ebrî hacer-i zî-kıymetler kaplıdır. Ve minberi levha ve haşebdir, ammâ gâyet musanna‘ Hind püsûskârîsi gibi hurde doğramacı kârlı minber-i serâmeddir. Gûyâ Fahrî oymasıdır kim vâcibü's-seyr mihrâb u minber-i dilberdir. Ve yine çârsû içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y375b ·
metinde göster ·