… âbdânlar ile pençe-i âfitâb gılmânlar gülâb nisâr edüp ardı sıra niçe mahbûblar
dahi tarafeyne
buhûr [u] ûd-ı mülebbes ve amber-ı hâm yakarak ubûr ederler.
Bunların alayından sonra emîn ağanın alayı mevc mevc ve fevc ü fevc gelüp şâhrâhın iki tarafında olan âdemlerin bay [u] gedâsına cevâhir gülâbdânlar ile pençe-i âfitâb gılmânlar gülâb nisâr edüp ardı sıra niçe mahbûblar dahi tarafeyne buhûr [u] ûd-ı mülebbes ve amber-ı hâm yakarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178b ·
metinde göster ·
nâhiyelerinden gâyetü'l-gâye ma‘mûr [u] âbâdân Laz kurâları vardır. Başka ze‘am …
Evsâf-ı kal‘a-i Kiliye : Bu dahi Tarabefzûn nâhiyelerinden gâyetü'l-gâye ma‘mûr [u] âbâdân Laz kurâları vardır. Başka ze‘amet subaşıları vardır. Kal‘ası leb-i deryâda bir âlî püşte üzre Ceneviz binâsı bir köhnedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248a ·
metinde göster ·
hükmünde nâhiye ve subaşılıkdır. Etrâf [u] eknâfında niçe yüz pâre ma‘mûr ü âbâ …
Evsâf-ı Polata bâzârı : Bu dahi Tarabefzûn hükmünde nâhiye ve subaşılıkdır. Etrâf [u] eknâfında niçe yüz pâre ma‘mûr ü âbâdân kurâlar olmağıla bu vâdîde haftada bir bâzâr-ı azîm olur kim on bin âdem cem‘ olur ve bu mahalde olan büleyde-i ma‘mûre-i Tarabefzûn'da Hâtûniyye nâmıyla ma‘rûf Selîm Hân-ı Evvel vâlidesinin evkâfıdır. Mütevellî subaşısı hükm eder. Ve bunda bir limân-ı azîm vardır. Bahr-i siyâh mellahları mâbeyninde Polata limanı demekle meşhûr-ı âfak liman-ı ma‘mûredir. Ve sekiz rûzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı liman-ı latîfdir. (---) Andan (---) mil
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248b ·
metinde göster ·
… ş olmadan hâm iken tenâvül olunur. Ve siyâh kiraza benzer bir gûne meyvedir. Bu
dahi Tarabefzûn'a
mahsusdur. Ve Tarabzon hurması derler bir meyvedir, fırında kurudup vilâyet vil …
Evvelâ meşrûbâtında (---) âb-ı hayâtdan nişân verir mâ-i zülâldir. Ve Bozdepe bâğlarının turna kanı şîre-i engûru gâyet latîf şıralı, bahâ eder metâ‘dır kim nûş edene asla humârı yokdur. Ve müselles-i şer‘iyyesi ve karanfiliyyesi ve misketi gâyet lezîz şerbetlerdir. Me’kûlâtından niçe bin hadâ’ık [u] bostânının envâ‘-ı fevâkihât [u] müsmirrât-ı nefîse ve gürûmundan, gûnâ-gûn engür-i lezîzesinden, âbdâr [u] hoş-hâr meyvelerinden dilberlebi kirazı ve Lahîcân emrûdu ve beğ emrûdu ve gülâbî emrûdu ve Sinop elması ve nâmık üzümü ve melikî üzümü ve frenk üzümü ni‘met-i nefîsedir. Ve bâdencân inciri eyle lezîz ve mümessek incirdir kim misli diyâr-ı Nâzilli'de olmaz. Husûsan limonının gûnâ-gûnu ve turunc-ı âlgûnunun envâ‘ı ve rummânı ve zeytûnu cihânı dutmuşdur kim yedi gûne zeytûnu olur. Misli meğer Şâm-ı cennet-meşâm ve Kuds-i Şerîf'de ola. Ammâ bu Tarabefzûn zeytûnunun bir hûrdesi vardır. Perveriş olmadan hâm iken tenâvül olunur. Ve siyâh kiraza benzer bir gûne meyvedir. Bu dahi Tarabefzûn'a mahsusdur. Ve Tarabzon hurması derler bir meyvedir, fırında kurudup vilâyet vilâyet müstevlî olur. İçinde iki üç çekirdeği olur, lezîz meyvedir. Ve ezhâr [u] şükûfesinde niçe bin elvân çiçekleri vardır. Ammâ bir gûne hoş-bû la‘l-gûn karanfili olur kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her dânesi mutabbak verd-i hamrâ gibi olup râyihası âdemin damağın mu‘attar eder. Ve her biri şapsız beşer altışar dirhem gelir karanfili hâsıl olur. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252b ·
metinde göster ·
hükmündedir. Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth fethidir. Rûm keferesi binâsı ve a …
Evsâf-ı kal‘a-i Sürmene : Bu dahi Tarabefzûn hükmündedir. Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth fethidir. Rûm keferesi binâsı ve anların destinden bedest-i Hersekoğlu Ahmed Paşa serdâr olup feth etmişdir. Subaşısı ve yüz elli akçe kadısı ve dizdârı ve neferâtı vardır. Ammâ a‘yânı yokdur. Ve altı rüzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı liman-ı azîmi vardır. Lâkin batı ve yıldız rüzgârından emîn değildir. Üç dörd demir bırakmağa muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 254a ·
metinde göster ·
kadîm Kâşî çîn ile inşâ olunmuş bir minâreli câmi‘dir. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile …
Andan câmi-i Mütevekkil Alallah: Bu dahi tarz-ı kadîm Kâşî çîn ile inşâ olunmuş bir minâreli câmi‘dir. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile sâhibü'l-hayrâtlar ta‘mîr u termîm ederek nâmı güm olmuşdur. {Hâlâ Dımışkiyye derler}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 298b ·
metinde göster ·
… kapu cânib-i garba nâzırdır ve Demir kapu semt-i kıbleye meftûhdır ve Kiçkapusu
dahi taraf-ı
kıbleye mekşûfdur. Ve Ereğli kapusu cânib-i cenûba nâzırdır ve Konya kapusu tar …
Evvelâ şehr-i Rûmdan add olunur bir vâsi‘ düz fezâda kal‘ası nehr-i Uluırmak kenarında şekl-i murabba‘ seng-i mutarraş ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir kim tâ şehrin vasatında vâki‘ olmuşdur. Ammâ burc [u] bârûları ol kadar âlî değildir. Lâkin selef-i mi‘mârî mühendisleri yine cümle ebrâcların ve dendân-ı bedenlerin ve mazgal deliklerin cümle hendese ile binâ etmiş bir kal‘a-i müzeyyendir ve cümle (---) aded kulleleri birbirlerine nâzırdır kim hîn-i muhâsarada her kullenin ceng-âver bahâdırları tüfeng ile kulleleri muhâfaza ederler ve bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr etrafı (---) aded germe adımdır. Van ve Diyârbekir ve Erzurûm kal‘aları kadar büyük değildir ve cânib-i erba‘asında handakı (---) bu cirmde olan sûr-ı üstüvârın cümle etrâfında beş kapudur. Evvelâ Küçük kapu cânib-i garba nâzırdır ve Demir kapu semt-i kıbleye meftûhdır ve Kiçkapusu dahi taraf-ı kıbleye mekşûfdur. Ve Ereğli kapusu cânib-i cenûba nâzırdır ve Konya kapusu taraf-ı garba manzûrdur. Mezkûr kapuların dîdebânları ve bâcdâr [u] muhtesib âdemleriyle mâl-â-mâldır. Bu cirmde olan kal‘a içinde cümle (---) aded tahtânî ve fevkânî bâğ u bâğçesiz hâne-i mergûblardır. Ve derûn-ı hisârda her hayrât [u] hasenâtdan mevcûd olduğundan mâ‘âdâ zamân-ı Celâlî'de gılâl anbârları vardır, ammâ cebehânesi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 70a ·
metinde göster ·
… Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar
dahi tarîk-i
âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelle …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
… u Emîr Şâh Beğ şâha bi'z-zarûrî amân ile kal‘a-i Âmid'i teslîm edüp Şâh İsmâ‘îl
dahi tarafından
eyâlet-i Diyârbekir'i İstac(ul)lu Muhammed Hân'a verüp andan kal‘a-i Mardin'i f …
Şâh İsmâ‘îl bu yüzden mâlik-i Irâk oldu kim Şâh İsmâ‘îl Diyârbekir'i muhâsara edüp derûn-ı Âmid'de mahsûr olan Karakoyunlu Emîr Şâh Beğ şâha bi'z-zarûrî amân ile kal‘a-i Âmid'i teslîm edüp Şâh İsmâ‘îl dahi tarafından eyâlet-i Diyârbekir'i İstac(ul)lu Muhammed Hân'a verüp andan kal‘a-i Mardin'i feth idemeyüp kal‘a-i Musul'u ve kal‘a-i Şehrezûl'u cümle peymân ile feth edüp âzim-i Irâk-ı Bağdâd olup geldikde merhûm Uzun Hasan neslinden olan hâkim-i Bağdâd Emîr-i Kebîr Yâr Beğ Hân şâhın cengine mukâvemete kâdir olamayacağın bilüp Uzun Hasan evlâdlarından Sultân Murâd ibn Ya‘kûb ile Bağdâd çölünden Ane kal‘ası ve Selme kal‘ası üzre Şâm'da Mısır Sultânı Gavrî'nin vezîri Sünyâl Hân'a varup dahil düşerler. Beri tarafda Şâh İsmâ‘îl kal‘a-i Bağdâd'ı tehî bulup bilâ ceng [ü] cidâl mutasarrıf olup hükûmetin Hâdim Emîr nâm bir hân-ı benâma verüp Bağdâd'ı imâr eder. Ba‘dehû Hükûmet-i Bağdâd Şâh İsmâ‘îl tarafından sene 939 târîhinde Zülfikâr Hân'a değüp meğer derûn-ı dilden Sünnî mezheb imiş. Pes-i perdeden Sultân Süleymân Hân'a haber gönderüp derhâl ulaklarla Şâm ve Haleb ve Diyârbekir ve Mar‘aş vâlîlerine haber gidüp anlar da azîm asker ile ılgar edüp şâh-ı gümrâh bu işden âgâh olup şâhın ilkâ vü tahrîkiyle fakîr Zülfikâr Hân'ın tevâbi‘leri Zülfikâr Hân'ı zülfikâr-ı Alî ile şehîd edüp yine Şâh müceddeden mâlik-i Irâk olup hânlığı Eleşkir Hân'a ihsân edüp halîfetü'l-hulefâ lakabıyla telkîb edüp Eleşkir Hân'ın destine yarlığ-ı belîğ-i şâhî verir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 333b ·
metinde göster ·
… n kırk yedi âdem tahrîr eder. Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem
dahi tarafeynden
yazup vakt-i sabâh olunca Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Mu …
Sene 1032 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘in henüz tahta cülûs etdiği sene Murâd Hân'dan ve müftî-i zamân Hüseyin Efendi'den ve Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Doğanî Efendi ve Kapânî Geysûdâr Mehemmed Efendi ve hakîrin pederi Dervîş Mehemmed Zıllî'den me’zûn olup sıla-i rahm etmeğe Üsküdar'a geçüp taban kakup Bostâncıbaşı nâm cisre varup tecdîd-i vudû edüp vakt-i zuhur ezânın tilâvet edüp görse kim cisrin yemîn ü yesârında asker-i deryâ-misâl, asker hayme vü hargâhlarıyla meks etmişler. Ammâ bir beğ ve paşa askerine ve benî Âdeme benzemez asker, Üsküdar tarafında beyâz çadırlı ve beyâz hil‘atli âdemler ammâ karşu tarafda siyâh haymeli ve siyâh çerde ve siyâh geysûlu ve eli hıştlı âdemlerdir. Bu Mehemmed Efendi {bunları görüp} "Sübhânallah ayâ bu ne asker ola." deyü ta‘accüb-künân olup vakt-i zuhuru edâ idem derken başına niçe âdem üşüp "Tiz bize imâmet eyle, bu kerre bu namâzı benî Âdem imâmetiyle kılmış olavuz." dediklerinde edâ-yı salâta mübâşeret mahallinde "Biz ehl-i seferiz, iki rek‘at kıl." derler. Mehemmed Efendi ben dahi ehl-i seferim deyü bunlar salât-ı zuhuru kılıverüp ba‘de's-salât ta‘âmları meydâna getirüp tenâvül mahallinde Armağanî görse kim aslâ bu dünyâ ta‘âmından değil, cümle hubûbât ve nebâtât kökleri. Mehemmed Efendi bi'z-zarûrî yerken görse kim lezzetde dahi dünyâ ta‘âmı lezzeti yok, ta‘accüb edüp ba‘de't-ta‘âm bunların serçeşmesi Melik Şiyam eydür: "Âdem sen eyi âdemsin, bizler tâ‘ûn askerinin ervâh-ı tayyibesiyiz. Bizim urduğumuz bi-emrillah halâs olur ammâ karşu kara çadırlılar ervâh-ı habîselerdir, anların urduğu şehîd olur." dedikde Mehemmed Efendi eydür: "Sultânım, şimdi İslâmbol'da uracak âdemler var mıdır?" dedikde, "Çok vardır, istersen uracağımız âdemleri defter eyle." dedikde Armağanî'nin cân başına sıçrayup derdest devât ve kalem alınca melik eydür "Tiz habîse meliğin dahi çağırın. Şehîd olacakları da yazasın." dedikde habîse meliği dahi gelüp kâmil ahşama dek tayyibe vü habîseden vurulacaklardan üç bin kırk yedi âdem tahrîr eder. Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem dahi tarafeynden yazup vakt-i sabâh olunca Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Murâd Hân'a gelüp "Beğim sana müjde olsun. İslâmbol içine yarın tâ‘ûn askeri girüp kıyâmet kopar ammâ senin hâsodanda Hazret-i Risâlet hırka-i şerîfi ve dendân-ı şerîfi vardır ve anda aslâ cimâ‘ olmadığından tâ‘ûn hâsodaya girmese gerek, ammâ yarınki gün bu şehr-i tayyıbeyene kıyâmet kopar!" deyü tâ‘ûn defterin Murâd Hân'ın eline verüp kaziyye-i sergüzeştin bir bir Murâd Hân'a nakl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396b ·
metinde göster ·
… acar taburunun cânib-i garbîsinde nehr-i (---) öte tarafında meks eyleyüp anlar
dahi tarfetü'l-ayn
içre rûy-ı zemîni köstebek gibi kazup 43b tabur-ı azîm kazup içine kamanup et …
El-hâsıl kırk gûne Kazak kavminden seksen bin aded sâfî âteş-i tüfeng-endâz Rus-ı menhûs Hân'a imdâd gelüp Macar taburunun cânib-i garbîsinde nehr-i (---) öte tarafında meks eyleyüp anlar dahi tarfetü'l-ayn içre rûy-ı zemîni köstebek gibi kazup 43b tabur-ı azîm kazup içine kamanup etrâflarına karavullar kodular ve Rakofçi taburuna havâle bir bayır üzre bir kat handak kesüp kırk elli top ile tabya yapup yedi bin aded arabaların kendü taburları etrâfına zincirler ile bağlayup aralarına Kazak tüfenglileri mâl-â-mâl olup mütehhassın oldular, zîrâ bu Kazak kavmi mukaddemâ Leh kralının re‘âyâsı idi. Hân'a kardaş olmağile Hân ile Kazak yedi yıl Leh memleketin urup âbâdân yer komadıklarından anıniçün Kazak Leh'den havf edüp etrâflarına tabur çatup içine girüp Leh'den emîn oldular, ammâ yine birbirlerinin adû-i cânîleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 43a–43b ·
metinde göster ·
… âlis âvânî hedâyâları ve sîm ü zer-i hâlis münakkaş arabalar ile gelmek üzre ve
dahi tarafeynin
elçilerine beher yevm yüz altmışar aded riyâl guruş harc-ı ma‘kûl verilüp taraf …
Ve beher sene kânûn-ı Süleymân Hân üzre (---) bin Ungurus altunu harâcların ve yetmiş aded gümüş kupa birer vukıyye olmak üzre iki bin vukıyye gümüş âvânî sandûka gibi ve havz u şâzrevân gibi ve gümüş leğenler ve gümüş mescid ve gümüş servî ve gayri sîm-i hâlis âvânî hedâyâları ve sîm ü zer-i hâlis münakkaş arabalar ile gelmek üzre ve dahi tarafeynin elçilerine beher yevm yüz altmışar aded riyâl guruş harc-ı ma‘kûl verilüp tarafeynin elçileri mu‘azzez ü mükerrem varup geleler. Elçilerin vücûdlarına dîvân-ı pâdişâhîde bir zarar gelmeyüp bir yerleri rahnedâr olmaya, ya‘nî elçinin burnu ve kulağı kesilmeye" deyü çâsâr ricâ etdikde hemân elçi paşa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65b ·
metinde göster ·
… de kazmış. Minâresi câmi‘in solunda bir alçak beyâz taş minâre-i zîbâdır. Câmi‘
dahi tarz-ı
kadîm alçacık toprak örtülü bir ma‘bedgâh-ı kadîmdir kim gazâ mâlıyla binâ olma …
Sitâyiş-i taşra kal‘a içre yüz aded toprak örtülü evleri olup çârsû-yı bâzâr hammâm ve hân bu kal‘ada yokdur. Ancak kal‘a bânîsi Sâhib Geray'ın bir câmi‘i var, tûlen yüz elli ayakdır ve arzen yüz aded kademedir. Mihrâbı üzre "Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün resûlullâh" tahrîr olunup bu hat üzre âyetü'l-kürsî tahrîr olunmuşdur kim üstâd-ı mermer-bür bu hatları taşa eyle yazmış kim cidden sikkeyi mermerde kazmış. Minâresi câmi‘in solunda bir alçak beyâz taş minâre-i zîbâdır. Câmi‘ dahi tarz-ı kadîm alçacık toprak örtülü bir ma‘bedgâh-ı kadîmdir kim gazâ mâlıyla binâ olmağın gâyet rûhâniyyetli ve cemâ‘at-i kesîreli dâru't-tevhîd bir musallâ-yı atîkdir. Hattâ bu câmi‘in sol tarafında maşrık cânibine nâzır kal‘anın bir küçük kapucuğu var, ammâ atlı(?) gücile girir çıkar. Bu kapucuğun önündeki handakı üzre makaralar ile asma köprüsü var. Karşu handak kenârında Mehemmed Geray Hân'ın bir küçük hoş hevâ ve hoş binâ hammâm-ı rûşinâsı var, varoşda vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… r, yüklü at giremez. Andan taşra cümle dahi tabbağ dükkânlarıdır. Ve bir kapusu
dahi taraf-ı
şarkda iç kal‘a altında müslimler kapusudur kim yalçın kayaları kesüp yol etmiş …
Ammâ bu taşra kaya kal‘anın iki aded kapusu var, biri bu çufudların küçük kapusudur kim cânib-i şimâle meftûhdur, yüklü at giremez. Andan taşra cümle dahi tabbağ dükkânlarıdır. Ve bir kapusu dahi taraf-ı şarkda iç kal‘a altında müslimler kapusudur kim yalçın kayaları kesüp yol etmişlerdir. Ve bu yoldan içeri bir küffâr kenîsesi var. Kapusu üzre çâr-kûşe beyâz mermerden cesediyle bir at üzre eli mızraklı bir âdem atının ayağı altında bir ejde[r]hâyı öldürmüş şekilli taşdan oyulmuş bir tasvîrdir kim gûyâ sihr-i i‘câzdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122a ·
metinde göster ·
… e üç aded kapulardır. Biri tâ iç kal‘a kapusu cânib-i cenûba nâzırdır. Bir kapu
dahi taraf-ı
şimâle meftûh kapudur. Bu dahi iç kal‘a kapusudur. Bir kapu dahi aşağı kat kapu …
Ve cümle üç aded kapulardır. Biri tâ iç kal‘a kapusu cânib-i cenûba nâzırdır. Bir kapu dahi taraf-ı şimâle meftûh kapudur. Bu dahi iç kal‘a kapusudur. Bir kapu dahi aşağı kat kapudur kim çömlekçiler tarafına açılır, ammâ bu mezkûr kapular hünkârlara mahsûs kapulardır kim yukaruda pâdişâh sarâyı vardır. Bir kapu dahi cânib-i garba nâzır Köprü kapusu derler. Bir kapu dahi semt-i kıbleye nâzır Çârsû kapusu derler, iki kat metîn ve kavî kapulardır, cümle halk bundan girüp çıkarlar, ammâ bu iki kat kapu mâbeyni dahi bir bölme küçük hisârcık gibi vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205b ·
metinde göster ·
… ıbleye enüp karye-i Loksad'ı ve sahrâ içre niçe ma‘mûr kurâları geçüp bir sâ‘at
dahi taraf-ı
kıbleye âbâdânda gidüp,
"Bunlar tâ‘ûnlu ölü yanına varup ölü yaykadılar" deyü cümle tevâbi‘ [ü] levâhıklarıyla bizden kaçup bir hânedân-ı azîmde bizler yalnız kalup ertesi ale's-sabâh biz dahi andan kalkup hânedân sâhiblerinden Paşazâde ve Muslu Ağalar ile vedâlaşup ziyâret-i Hüsâm Efendi'yi ve Evliyâ Kadın Ana'yı ziyâret edüp andan aşağı bir sâ‘atde bu dağdan yokuş aşağı cânib-i kıbleye enüp karye-i Loksad'ı ve sahrâ içre niçe ma‘mûr kurâları geçüp bir sâ‘at dahi taraf-ı kıbleye âbâdânda gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 241b ·
metinde göster ·
… a‘dehu sarı sarı dağlara çıkup ve ma‘mûr u âbâdân yaylaklı kurâlar içre 3 sâ‘at
dahi taraf-ı
cenûba gidüp sarp dağlar geçüp,
Andan 3 sâ‘at dahi deryâ kenârınca gidüp, ba‘dehu sarı sarı dağlara çıkup ve ma‘mûr u âbâdân yaylaklı kurâlar içre 3 sâ‘at dahi taraf-ı cenûba gidüp sarp dağlar geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 259b ·
metinde göster ·
… Lâkin yalçın kayalar üzre olmak ile her tarafında aslâ handakları olmayup bunun
dahi taraf-ı
garba nâzır bir kapusu var.
Ve iç kal‘ası içinde ancak dizdâr evi ve cebehâne ve gılâl anbârı ve su sarnıçları var, gayri ma‘mûrâtdan bir şey yokdur. Ammâ cânib-i erba‘asındaki odalar üzre kireç ile sıvalı bârân-ı rahmetden akan su yolları olup su sarnıçlarına gider. Ammâ bu iç kal‘anın ortası bir vâsi‘ meydân olup altında su sarnıcı ve bir servi ağacı olup cânib-i şimâle nâzır bir iç kal‘a kapusu var. Ammâ taşra kal‘ası bu iç kal‘aya muttasıl çâr-kûşe bir kal‘a-i metîndir. Lâkin yalçın kayalar üzre olmak ile her tarafında aslâ handakları olmayup bunun dahi taraf-ı garba nâzır bir kapusu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 263a ·
metinde göster ·
… -ceng kâfirlerinin yatak yerleri olduğundan kâfir havflerin çekerek (---) sâ‘at
dahi taraf-ı
kıbleye gidüp,
Andan Körfez deryâsı kenârına çıkup nîm sâ‘at ileri bayırlar başlarına karavullar koyup leb-i deryâ ile sengistân yerleri geçerdik. Bu mahallerde Manya ve Çuka adalarının Freng-i bed-reng pür-ceng kâfirlerinin yatak yerleri olduğundan kâfir havflerin çekerek (---) sâ‘at dahi taraf-ı kıbleye gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 265b ·
metinde göster ·
… k namâzgâh kapusudur kim cânib-i garba nâzırdır. Ve biri çârsû kapusudur kim bu
dahi taraf-ı
garba mekşûfdur. Ve biri Zâl kapusudur kim semt-i şarka manzûrdur. Ve biri Kurd …
Cümle yalçın seng-i hârâ kayalar üzre binâ olunmuşdur kim cümle sekiz aded kapuları var. Biri küçük namâzgâh kapusudur kim cânib-i garba nâzırdır. Ve biri çârsû kapusudur kim bu dahi taraf-ı garba mekşûfdur. Ve biri Zâl kapusudur kim semt-i şarka manzûrdur. Ve biri Kurd Ağa câmi‘i kapusudur kim şimâl tarafına meftûhdur. Ve biri dahi aşağı çârsû kapusu cânib-i kıbleye nâzırdır. Ammâ şehir içre bunlardan mâ‘adâ niçe gizli küçük kapular dahi vardır, ammâ bu mezkûrlar şâhrâh-ı bâb-ı kebîrlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
… hadîdlerden içeri sehel gidüp bir meydândan içeri kendü iç kal‘a kapusudur. Ol
dahi taraf-ı
cenûba meftûh kavî demir kapudur.
Eşkâl-i zemîn-i kal‘ası: Leb-i deryâdan bir top-ı tavîl menzili ba‘îd evce berâber bir yalçın püşte-i âlî üzre havâlesiz şekl-i murabba‘ Şeddâdî seng-binâ bir sûr-ı üstüvâr-ı zîbâ olup cânib-i cenûba nâzır bir kapusu var. İki kat metîn derveze-i hadîdlerden içeri sehel gidüp bir meydândan içeri kendü iç kal‘a kapusudur. Ol dahi taraf-ı cenûba meftûh kavî demir kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 278b ·
metinde göster ·
… ded kapusu var. Biri kara tarafında cânib-i cenûba nâzır büyük kapudur. Ve biri
dahi taraf-ı
şimâle mekşûf büyük liman kapusudur, ammâ ikişer kat bâb-ı hadîdlerdir. Ve bir …
Leb-i deryâda şekl-i muhammes beş tabyalı bir kal‘a-i bâlâdır kim cümle iki aded kapusu var. Biri kara tarafında cânib-i cenûba nâzır büyük kapudur. Ve biri dahi taraf-ı şimâle mekşûf büyük liman kapusudur, ammâ ikişer kat bâb-ı hadîdlerdir. Ve bir küçücük uğrın kapucuk dahi limana açılır ammâ ağaç kanatlı kapudur, demirli değildir ve hâss u âmm kapusu değildir. Ammâ büyük kapular demirli olup cümle memerr-i nâs kapuları olup cemî‘i halk bu kapulara muhtâc olup mâbeynleri mâl-â-mâl âlât-ı silâh ile müzeyyen olup şeb [ü] rûz dîdebânlar pür-silâh olup nigâhbânlık edüp âyende vü revendelere nazar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 284a ·
metinde göster ·
cenûba nâzırdır. Varoşa açılan büyük kapunun solunda vâki‘ olup bu uğrın kapucu …
Ve bir kapu dahi küçük uğrın kapudur kim bu dahi taraf-ı cenûba nâzırdır. Varoşa açılan büyük kapunun solunda vâki‘ olup bu uğrın kapucukdan aşağı göle kayadan kesme yüz ayak nerdübân ile enilüp gölden su alınır. Bu iki aded mezkûr kapulardan mâ‘adâ sekiz aded küçücük su kapucukları var kim anlardan göle nerdübânlar ile enilüp su alınır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 346b ·
metinde göster ·
acîbdir. Ve enderûn-ı câmi‘de encüm-âsâ niçe bin billûr kanâdîller ile müzeyyen …
Ve mü’ezzinler mahfili dahi tarz-ı acîbdir. Ve enderûn-ı câmi‘de encüm-âsâ niçe bin billûr kanâdîller ile müzeyyendir. Ve gûnâ-gûn zî-kıymet maslûbât eşyâlar ile pîrâste olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y119a ·
metinde göster ·
Ve ziyâretgâh-ı Hazret-i Nûn bin Hazret-i Efrâyim bin Hazret-i Yûsuf bin Hazret-i Ya‘kûb aleyhimüsselâmdır. Bunlar dahi Tarabulus hâricinde cânib-i şarkîde Yûşa‘ Nebî civârında Cebelü'l-Lübnân-ı sağîr üzre medfûndur. Ammâ Mısır ulemâsı zu‘munca İmâm Şâfi‘î hazretlerinin âsitâne-i sa‘âdetlerinden kıble cânibinde râvî-i hadîs Sahâbe-i kirâmdan Şeyh Ukbe-i Cüheynî hazretleri civârında âsûde olan Hazret-i Zannûn oldur derler. Ammâ hilâf fehm etmişler. Hakka Zannûn'dur ammâ ol Zannûn'dur kim Melik Mukavkıs bu Mısır'da medfûn olan Zannûn'u bir Habeş'e ve bir Kıbtî câriyesi ve bir katır ve bir tîğ ile Hazret-i Risâlet'e hedâyâ ile gönderdikde hemân Zannûn Hazret-i Risâlet'in cemâl-i bâ-kemâlin müşâhede edince İslâm ile müşerref olup Sahâbe-i kirâm oldu. İlm-i tıbda Lokmân ve ilm-i şi‘irde Hassân akrân idi. Mısır'a Amr ibnü'l-Âs ile varup anda merhûm olup Şeyh Ukbe-i Cüheynî civârında defn olunan Zannûn-ı Mısrî'dir yohsa Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim oğlu Nûn Nebî değildir. Bu Nûn Nebî be-kavl-i tevârîh-i Kabâbıta bu Şâm-ı Tarabulus'da bu âsitânede medfûndur ve kavl-i sahîh budur. El-uhdetü ale'r-râvî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y187b ·
metinde göster ·
kadîm câmi‘dir. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir ki cümlesi otuz yedi mihrâbdır. …
Ve biri dahi câmi‘ü'l-Amrî'dir. Bu dahi tarz-ı kadîm câmi‘dir. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir ki cümlesi otuz yedi mihrâbdır. Cümlesinde talebe ve fukarâ vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y190b ·
metinde göster ·
… yle karınca üşer kim cemapur (---)(---)(---)(---) hurûc edince asâkir-i neml
dahi taraf
taraf yürüyüş ederler. P 149a Derhâl cemâ‘at-i mevtâ ol merhûmu hânesinden ta …
Fî beyân-ı mevtâ-yı ehl-i Mekke: Fîrûzâbâdî nâm bir mü’ellif Mekke-i mükerreme esmâların (---)(---)(---)(---) Mekke cem‘ etmiş. Ol isimlerden biri Mekke'ye Karyetü’n-neml derler. (---)(---)(---)(---) Ve pîr [ü] fetâ merhûm olsa ol ân eyle karınca üşer kim cemapur (---)(---)(---)(---) hurûc edince asâkir-i neml dahi taraf taraf yürüyüş ederler. P 149a Derhâl cemâ‘at-i mevtâ ol merhûmu hânesinden taşra havlıya çıkarup teneşir üzre hâzır edüp nısfu'l-leyl dahi olursa techîz ü tekfînin ve germâbın hâzır ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y360a ·
metinde göster ·
Ve buna karîb on ikinci, Kantaratü'l-Büyût, nev-binâ bir cisirdir. Ammâ bu dahi tarîk-ı âm değildir, hâsdır, ammâ hâssu'l-hâs cemî‘i ehl-i dilânın ârâmgâhı ve safâgâhı bir hâne-i zîbâdır kim âyende vü revendeye ni‘meti mebzûl Kâtib Çelebi'nin hâne-i bî-minnetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y131a ·
metinde göster ·
Burhânî'de ulu sultândır. Tûb dîvârlı kal‘a-misâl bir kubbe-i âlîde medfûndurla …
Ziyâret-i eş-şeyh Seyyid Atıyye: Bunlar dahi tarîk-ı Burhânî'de ulu sultândır. Tûb dîvârlı kal‘a-misâl bir kubbe-i âlîde medfûndurlar. Bunların dahi çok kerâmâtları âşikâre olmuşdur. Ve Mevlûd bâzârı içinde hûrmâlık dırahtı sâyesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y308b ·
metinde göster ·
… ırdır. Ve yine şehr içinde üç göz bir cisr dahi Sûku'l-hubûb kurbundadır. Bunun
dahi tarafeyninde
ma‘mûr dükkânlardır, pençereleri tur‘aya nâzırdır. Bu mahalde iskele vardır, ka …
Ve bâlâda zikr olunan mehterhâne çalınan cisrin iki tarafı dahi dükkânlardır, pençereleri Nîl'e nâzırdır. Ve yine şehr içinde üç göz bir cisr dahi Sûku'l-hubûb kurbundadır. Bunun dahi tarafeyninde ma‘mûr dükkânlardır, pençereleri tur‘aya nâzırdır. Bu mahalde iskele vardır, kayıklar gemiler yanaşup gılâl ve gayrı metâ‘ götürüp getirirler. Ba‘zı âdem bundan kayığa binüp şehr içinde murâd edindiği yere gider. Bir cisr dahi şehrin kıblesi hâricinde Sâbûniyye tur‘ası üzre Ca‘fer Ağa cisri derler üç göz kantara-i azîm cümle taş-binâdır, ammâ gayrılar tula-binâdır. Bu sırâtın vasatında çâr-gûşe mermer üzre celî hüsn-i hat ile yazılan târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y358a ·
metinde göster ·