Hulâsa-i kelâm derûn-ı kal‘adaki müşrikîn ve kal‘anın metânetine bel bağlayan mağrûr kâfirîn ü hâsirîn ü hâyibîn dalâlet ve fi‘âl-i bî-me’âllerine nâdimîn, âye[t]: Arapça deyü tekur-ı bî-nûr üzre hücûm edüp eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
… ehr-i İslâmbol'um içre dörd mevleviyyet yerde ne kadar hânedânlar ve yalılar ve
dalyanlar ve
cümle imâret makûlesi âsâr-ı binâları var ise tahrîr olunup cümle ahâlî-i mahal …
Ve İslâmbol içre ne mikdâr câmi‘-i selâtîn ve câmi‘-i vüzerâ ve mesâcid ve medrese ve dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîs ve mu‘allimhâne-i sıbyân ve zâviye ve hân ve hammâm [ve] vekâle ve kârbânsarây ve sarây-ı vüzerâ ve sarây-ı a‘yân-ı kibâr ve çeşme-i âb ve sebîlhâne ve musluk-ı âb ve çâh-ı mâ ve hammâm ve mahalle-i müslimîn ve mahalle-i kefere ve mahalle-i Yahûdî ve kenîse ve etmek furunu ve börek furunu ve simit furunu ve beksümât furunu ve değirmen-ı esb ve âsiyâb-ı mâ ve kapan ve emânet, ve'l-hâsıl şehr-i İslâmbol'um içre dörd mevleviyyet yerde ne kadar hânedânlar ve yalılar ve dalyanlar ve cümle imâret makûlesi âsâr-ı binâları var ise tahrîr olunup cümle ahâlî-i mahalle ve ser-çeşme-i ehl-i hırefler ve cemî‘i e’imme ve hutebâ ve mahalle kethudâları meşveretleriyle bir bir yazılup Südde-i sa‘âdetime arz edesiz. Ammâ bî-garaz âdemlerimle bir dahi teftîş edüp tahrîr etdüğimizde hilâf bulunursa tahrîr edenleri dörder pâre ederim" deyü yemîn etdi ve buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 152a ·
metinde göster ·
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
… î Mustafâ Paşa'yı şehîd etdiler. Bu mezkur Kalmak küffârlarıdır. Gerçi küfr [ü]
dalâlet ve
dîn [ü] diyânet nedir bilmezler, ammâ böyle bir behâ’im makûlesi bâğî ve dağî s …
Ve derûn-ı kal‘ada olan imâretleri beyân eder: Evvelâ kal‘anın cümle dîvârında olan taşları cümle fil cüssesi kadar çâr-kûşe taşlardır kim hâlâ zamânemiz benî Âdemleri ol taşın bir dânesin elli âdem ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırmağa kâdir değillerdir. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hak-i pâk ile mestûr bâğ u bâğçesiz bin iki yüz hâne-i tarz-ı kadîmdir. Lâkin kal‘anın cenûb tarafındaki dîvâra muttasıl bir sarây-ı azîm vardır kim bunda olan ilm-i hendese üzre mi‘mâr-ı bennâ hurdekârlığı İrân-zemînin bir sarâyında yokdur. Ve bu sarâya muttasıl bir câmi‘-i kebîr var. Minâresi münhedim olmuşdur. Bu dahi ibret-nümâ bir câmi‘-i ra‘nâdır. Ve bu câmi‘ kurbunda âb [u] hevâsı latîf bir hammâmı vardır. Osmânlı tarzı binâ olunmuş ammâ bânisi ma‘lûm değildir. Ve bir çeşme-i âb-ı hayâtı var. Ve cânib-i şarka mekşûf Kayık kapusu kurbunda Özdemiroğlu câmi‘i ve hânları ve dükkânları vardır. 317b Ve kal‘adan taşra bir varoş-ı müzeyyeni vardır. Cümle bin mikdârı hâne-i zîbâlardır. Cânib-i selâsında bâğ u bâğçesi çokdur ammâ dârü'l-it‘âmı, imâreti yokdur. Câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârı çokdur. Gûnâ-gûn ehl-i sanâyi‘i vardır. Ammâ ekseriyyâ halkı gûnâ-gûn ibrişim mebrûm edüp kifâflanırlar. Ve câ-be-câ Kumuk halkının çoğu göbe gerevge zırh düzerler. Ekseriyyâ cümle halkı Sünnî ve Şâfi‘î-mezheblerdir. Muhteşem ve sâhib-i dârât ankâ kimesneleri yokdur. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesi çokdur. Zirâ İbn Havkal (?) kavli üzre on sekizinci ıklîm-i örfiyyedendir. Ammâ yedinci iklîm-i hakîkînın ıklîm-i hâmisi vasatında ve bahr-i Haraz kenarında vâkı‘ olmağıla hevâsı sevâhile karîbdir. Anınçün mahbûb ve mahbûbesi memdûhdır. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî on yedi sâ‘at ve yedi derece ve iki dakîkadır. Karşu cânibi deryâ aşrı garb tarafına Moskov hükmünde üç yüz mil ba‘îd Heşdek ve Kazan ve Alatar vilâyetleridir, dahi anların mâverâsı Deşt-i Kıpçak ve Heyhât sahrâlarıdır kim hâlâ ol sahrâ-yı ferah-fezâlara yigirmi sâldir kim Kılmah Tatarlarından Taysı Şâh ve Moyoncak Hân ve Koba Kalmah Hân beşer altışar kerre yüz bin kavm ile sahrâ-yı Heyhât'da konup göçerler. Ba‘zı sene tâ Kırım diyârına ılgar edüp şebhûn salanlar Azak kal‘ası kurbunda Gügümlü Suyu kenarında Mısır'dan ma‘zûl Gürcî Mustafâ Paşa'yı şehîd etdiler. Bu mezkur Kalmak küffârlarıdır. Gerçi küfr [ü] dalâlet ve dîn [ü] diyânet nedir bilmezler, ammâ böyle bir behâ’im makûlesi bâğî ve dağî sahrâ-nişîn mahlûk-ı pîl-tenlerdir. Ekser evkâtda bâzârlığa Bahr-i Haraz kenarında Moskov'un Kazan ve Heşdek şehirlerine gelüp emân ile yağların fürûht edüp niçeleri Moskov tüccârlarıyla gemilere süvâr olup bu Demirkapu'ya gelmeğe başladılar. Ve bu Demirkapu bender-i iskele olmağıla ta Çîn [u] Mâçîn'den ve Hıtâ vü Hoten'den ve Fağfûr u Moskov diyârlarından her sene niçe bin keştî gelüp azîm gümrük hâsıl olur. Al-i Osmân hükmünde iken iskelesinden ve eyâlet-i Şirvân'dan senevî iki yüz kırk yedi yük akçe tahsîl olup cümle nökerlerine ve eyâlet-i Şirvân'da yedi sancak sultânlarına ve sulh [u] salâh içün Dağıstân pâdişâhına hâslar ve ulûfeler verilir. Hâlâ bu nizâm [u] intizâmı Özdemiroğlu Osmân Paşa fethinde Dal Mehemmed Efendi tahrîri üzre zabt edüp adâlet ederler. Hâlâ ol tahrîr üzre eyâlet-i Şirvân yetmiş kazâdır ve yedi hânlık ve on iki sultânlıkdır. Ammâ Osmân Paşa tahrîri üzre timar ve ze‘âmet yokdur, ammâ sultânların ve gayrı hâkimlerin hâslarına vaz‘-ı yed olmayup gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân diyâr-ı Şirvândır. "Allahu Te‘âlâ yine Âl-i Osmân'a müyesser ide" deyü cümle ahâlîsi du‘â ederler. Hattâ biz bu Demirkapu'da iken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından bir Gökdolak çaşıt hâna gelüp eydür: "Hânım! Geçen sene Osmânlı Akdeniz içinde cezîre-i Girid'de Yûsuf Paşa nâm serdâr eliyle Hanya derler nâm bu kal‘a-yı benâmı alup asker koyup feth-i meserreti haberi Kayser Şâha gelüp azîm şâdmânlar oldu. Ve İbrâhîm Hânlarının Şehzâde Mehemmed nâm evlâdı dünyâya gelüp yine azîm şâdmânîler olup yedi gün yedi gice azîm çerâğân-ı Kayser-zemîn oldu" deyince kızılbaşlar hazzitmeyüp Şirvân [ve] Şamâkî ve Gîlânî sünnîler zevk [u] safâ edüp raks etdiler. Zîrâ Âl-i Osmân'ın bir yeşil alem-i Resûlullah'ıyla bir serdâr-ı mu‘azzam gelmesine muntazırlardır. Allah müyesser eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 317a–317b ·
metinde göster ·
… -ı Erecik ve sancağ-ı Körladik ve sancağ-ı Çobanlık ve livâ-i Şureger ve livâ-i
Dalegird ve
sancağ-ı Zerikî ve sancağ-ı Van-ı sedd-i îmân, paşa tahtı sancağıdır, bu zikr o …
Evvelâ kânûn-ı Süleymân Hân üzre eyâlet-i Van'da cümle otuz yedi aded sancak hâkimleri vardır. Ammâ Âl-i Osmân'ın azl ü nasb kabûl eder sancakları cümle yigirmi aded güzîde sancaklardır. Evvelâ sancağ-ı Ercîş ve sancağ-ı Âdilcevâz ve sancağ-ı Muş ve Bârgîrî ve sancağ-ı Karkar ve sancağ-ı Kesânî ve sancağ-ı kal‘a-i Bayezid ve sancağ-ı Berda‘ ve sancağ-ı Erecik ve sancağ-ı Körladik ve sancağ-ı Çobanlık ve livâ-i Şureger ve livâ-i Dalegird ve sancağ-ı Zerikî ve sancağ-ı Van-ı sedd-i îmân, paşa tahtı sancağıdır, bu zikr olunan sancakların cümle beğleri Âl-i Osmân tarafından azl u nasb kabûl eder sancak beğleridir ve livâlarında hâs u harâclar cümle Van kulları aklâmlarıdır ve arâzî öşür verir, ze‘âmet ve timâra bâğlanmış yedi yüz pâre ma‘mûr u âbâdân kurâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·
… i ve Hiron ve Karkar ve Ağakis ve Kesân ve Müks ve Berda‘ ve Ladik ve Erecik ve
Dalegerz ve
Çobanlu ve Benî Kutur nâmân on beş aded sancak beğleri tabılların döğerek pür-s …
Bu cüyûş-ı muvahhidînin sağında Kürdistân'ın Espa‘ird ve Şirvi ve Ziriki ve Karni ve Hiron ve Karkar ve Ağakis ve Kesân ve Müks ve Berda‘ ve Ladik ve Erecik ve Dalegerz ve Çobanlu ve Benî Kutur nâmân on beş aded sancak beğleri tabılların döğerek pür-silâh u güzîde deryâ-misâl asker ile Âl-i Osmân'ın sağ tarafında gitmek kânûn-ı Süleymân Şâh'dır. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b ·
metinde göster ·
… lcuları kovarak başlarından serbendlerin boğazlarına geçirüp, "hân hân" diyerek
dal-tîğ ve
dal-mızrak u tüfeng atarak geldiklerinde bizim paşanın ve Van ağalarının atları …
Bizim karavul bunların bizim ordu tarafından geldiklerinden bizim asker sanup batîce hareket ederler. Hemân iki asker birbirlerine karılup katılup birbirlerinden niçe yüz tüfengler atılup hemân Melek Ahmed Paşa, "İşte Fâtiha bunlar içün okundu. Bre silâha el idin!" deyüp at başı berâber kurd lengi ile giderken anı gördüm, bizim karavullar gâfil olmağile yan verüp bize doğru firâra yüz dutunca hemân bunları bozan iki yüz aded atlılar karavulcuları kovarak başlarından serbendlerin boğazlarına geçirüp, "hân hân" diyerek dal-tîğ ve dal-mızrak u tüfeng atarak geldiklerinde bizim paşanın ve Van ağalarının atları yüğrük olanları hân atlılarına girişdiler. Karavulcular da gördüler kim paşalı ve Vanlı hızır gibi yetişüp hemân karavulcular tâze cân bulup kaçarken gerü dönek edüp yeniden cenge âheng edince paşa dahi yedi sekiz yüz atlı ile yetişüp derhâl paşa üç Kürdü mızrağıyla akdardı ve "Koma kurdlarım" deyü na‘ralar haykırdı kim gûyâ ra‘d-ı âsumân-âsâ na‘ralar ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266b ·
metinde göster ·
… beği ve Ağakis beği ve Benî Kutur ve Berda‘ ve Erecik ve Şureger ve Çobanlu ve
Dalegird ve
Zerikî ve Körladik ve Müküs beği bu kadar Van beğlerinden ne imdâdları ve ne ke …
Ammâ garâbet bunda kim bunlardan mâ‘adâ Karkar beği ve Kesân beği ve Ağakis beği ve Benî Kutur ve Berda‘ ve Erecik ve Şureger ve Çobanlu ve Dalegird ve Zerikî ve Körladik ve Müküs beği bu kadar Van beğlerinden ne imdâdları ve ne kendüleri geldi. Bir özürnâme mektûb-ı dürûğları bile gelmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267a ·
metinde göster ·
… yüz bin arabaların tekerleklerin yere dökmüş ve çalıları ve niçe kerre yüz bin
dallı ve
budaklı dıraht-ı müntehâları paçarız içün yere dikmiş ve beş yerde asma cisrler …
Ol gece tabur içre küffârın bir harekât-ı hıyel ü şeytanat etmede cidd ü cehdleri var idi kim tâ sabâha dak aslâ râhat uykusu görmediler. Ale's-seher kim oldu bir mürtefi‘ yerden tabur mahalline nazar etdik. Tabur handakından taşra iki kat handak dahi kazup cereyân eden nehr-i (---) handak 42b içinden akıdup handaklar önüne niçe kerre yüz bin hurde kuyular kazup aralarına çarh-ı felekler şaranpav parmak[lık]lar ve niçe kerre yüz bin arabaların tekerleklerin yere dökmüş ve çalıları ve niçe kerre yüz bin dallı ve budaklı dıraht-ı müntehâları paçarız içün yere dikmiş ve beş yerde asma cisrler edüp etrâf-ı tabura on bir yere dağlar gibi topraklar yığup tabya-i azîmler inşâ eyleyüp her tabyaya kırkar ve ellişer pâre balyemez toplar koyup her cânibinde havân kumbaralar hâzır eylemiş ve handaklardan taşra püskürme bârûdlu lağımlar atmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a–42b ·
metinde göster ·
… lar asup aşlar yeyüp atlara yemler kesüp hemân anda yatmadan yine semt-i cenûba
Dallığ'ı ve
Böremoyin'i 8 sâ‘atde geçüp hamd-i Hudâ,
Hocabay kal‘ası altında meks edüp kal‘a vîrânı altında cümle arabalar ile esîrleri anda gizleyüp yine etrâf [u] eknâfa muhkem karavullar koyup kazanlar asup aşlar yeyüp atlara yemler kesüp hemân anda yatmadan yine semt-i cenûba Dallığ'ı ve Böremoyin'i 8 sâ‘atde geçüp hamd-i Hudâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 62b ·
metinde göster ·
… ûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu
dalyanları ve
sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağ …
Başka balık kassâbları ve sayyâdları vardır kim şeb [ü] rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğaza gelüp bir dahi dönemez. Agreb ve garâ’ibden san‘at-ı şeytândır ve bir Tuna gemisi gelse mezkûr kapanın iplerin koyverüp 66a gemiler tarfetü'l-ayn içre geçerken meğer ol mahalde fakîr balıklar fürce bulup geçüp Karadeniz'de yaylalara varup yumurta döker, ammâ Karadeniz'den balıklar Tuna'ya gelse giremezler. Gerçi ol tarafda kapan yokdur, ammâ cümle çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve keraste ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve iki yüz kîse ve yigirmi kîse ve ba‘de'l-harc ve'l-mesârıf beş kîse kalmamış emîn-i medyûnlar vardır, zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın ol mâyide mahlûku kanında nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ bir dalyan-ı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b–66a ·
metinde göster ·
… m-ı râh-ı şedâ'idlerin çekdiklerinden cümle iç ağaları dahi Ashâb-ı Kehf hâbına
dalmışlardı ve
her biri birer gûne nefîr-i hâb çalmışlardı.
Menzil-i kenâr-ı nehr-i Çetine: Kemâkân cümle mîr-i mîrân ve ümerâ-yı a‘yân ve gayrı asâkir-i bî-pâyân yerlü yerlerinde karâr-dâde oldular, ammâ bu menzile paşa efendimiz gelirken ol sengistân ve çengelistânlardan topları çekdirirken orta kuşak ile kürksüz hareket etdiklerinden gâyet dil-saht olup müte’ellimâne hareket ederek bî-tâb ü bî-mecâl otak-ı nüh-tâkında nüzûl edüp sehel istirâhat ile hâb-âlûd olup yatdıkda cümle iç ağaları dahi "Es-seferu kıt‘atün mine's-sakar velev kâne fersahen" mazmûnu üzre meşakkat-ı âlâm-ı râh-ı şedâ'idlerin çekdiklerinden cümle iç ağaları dahi Ashâb-ı Kehf hâbına dalmışlardı ve her biri birer gûne nefîr-i hâb çalmışlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 143a ·
metinde göster ·
… lleri ber-taraf oldukdan sonra bâğlar içre ve dağlar ve ırağlar içre firâr eden
dalâlet-âyîn ve
melâ‘în ve kefere-i müşrikînlerin akîbine cümle guzât düşüp tavuk yerden daru d …
Ve bu kal‘a tarafı ve gemiler ahvâlleri ber-taraf oldukdan sonra bâğlar içre ve dağlar ve ırağlar içre firâr eden dalâlet-âyîn ve melâ‘în ve kefere-i müşrikînlerin akîbine cümle guzât düşüp tavuk yerden daru değşirir gibi dağlarda ve bâğlarda ol kadar mahbûb u mahbûbe pençe-i âfitâb muğpîçe mehpâreler buldular kim hadd [ü] hasirden efzûn ve hisâb-ı kalemden efzûn esîr-i mihr-i mâhlar alındı, ammâ dağlar içre bir sadâ-yı Allâh Allâh kopunca hemân serdârımız İsmâ‘îl alaybeği ta‘yîn eyledi kim bir şecî‘ tüvânâ-yı bahâdır ve niçe yüz aded cenglerde isbât-ı vücûd edüp akrânı nâdir bir şîr-i merd-i Hudâ'dır. Anı sancağı askeriyle ta‘yîn edüp vardıklarında gördüler kim bir bâğ dîvârı içine beş yüz mikdâr kâfir deryâdan kaçamayup karada kuruya kalmışlar. Cân bâzârlarına düşüp cân u gönülden cenge âhenk ederler. Hemân İsmâ‘îl alaybeği,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145b ·
metinde göster ·
… mebnî olduğu kayaların dibinde on aded balık dalyanları var, cümle mîrîdir, bu
dalyanlarda ve
gölde sayd olunan mâhîler cümle emîn tarafından zabt u rabt olunup mâlı kal‘a n …
Bu mahalden aşağı bu buheyrenin ayağı dörd sâ‘at cânib-i garba akup giderek niçe bâğ u besâtînleri rey ederek körfez deryâsına mahlût olur. Ve kal‘anın mebnî olduğu kayaların dibinde on aded balık dalyanları var, cümle mîrîdir, bu dalyanlarda ve gölde sayd olunan mâhîler cümle emîn tarafından zabt u rabt olunup mâlı kal‘a neferâtlarının aklâmıdır ve câmi‘-i selâtînlerin e'imme ve hutebâlarının vazîfe-i mu‘ayyeneleri bu dalyanların mahsûlünden verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 34b ·
metinde göster ·
papas kıssîs-i bî-dînsiz ve kapudanı olan hınzîrsız. Nâmem vusûlünde vezîria‘za …
Siz ki millet-i Mesîhiyye eşirrâsı bir alay dalâlet-âyîn ve papas kıssîs-i bî-dînsiz ve kapudanı olan hınzîrsız. Nâmem vusûlünde vezîria‘zam ve behrâm-ı âlî-himem hazretlerine kal‘ayı teslîm edesiz ve her ne cânibe isterseniz gidesiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122b ·
metinde göster ·
budakları ve yaprakları var, ammâ gûyâ hemân kehribâdır ve eyle sarıdır kim alt …
Ve servî gibi dalları ve budakları ve yaprakları var, ammâ gûyâ hemân kehribâdır ve eyle sarıdır kim altun ile mutallâ olmuş gibi berk urur. Ve bakla gibi kapuklu bir gûne meyvesi olur, lâkin sâ’ir müsmirât gibi tenâvül olunmaz, lâkin yağın çıkarup cemî‘i cerebden hâsıl olan emrâz-ı muhtelifelere mübtelâ olan kimesneler cereblerine ve cüzâm yerlerine ve hattâ fireng zahmetine mübtelâ olanların illetli yerlerine dürterler, bi-emrillâh şifâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… rı kazmış ve yığılan toprakların ardına niçe bin arabalar ve niçe kerre yüz bin
dallı ve
budaklı dıraht-ı müntehâları dizüp paça[rı]z etmiş ve bu taburun ortasında bir …
Âdem gelince derin küçük küçük kuyular ve çukur çukur çukurlar kazmış kim hîn-i ma‘rekede Türk askeri tabura yürüyüş ederse kuyulara ve çukurlara düşsünler mülâhazasıyla niçe kerre yüz bin aded mülhid çukurları kazmış ve yığılan toprakların ardına niçe bin arabalar ve niçe kerre yüz bin dallı ve budaklı dıraht-ı müntehâları dizüp paça[rı]z etmiş ve bu taburun ortasında bir kat küçük tabur dahi kazup gûyâ iç kal‘a edüp cümle hazîne ve mâl-ı erzâkı bunda idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179b ·
metinde göster ·
… âbâdân olup ve zîr-i varoşu ve câmi‘i ve nehr-i Litre üzre maksûreler ve balık
dalyanları ve
niçe bin âsâr-ı garîbeler ile Uyvar ma‘mûr olmuş. Ve Küçük Mehemmed Paşa nefsin …
Hamd-i Hudâ kal‘a kapusundan içeri kadem basınca kapu arasında "İslâm diyârına kadem basdım" deyü secde-i şükr-i Yezdân edüp andan vâlî-i vilâyet Küçük Mehemmed Paşa efendimizin sarâyında meks edüp şeref-i sohbetleriyle müşerref olup üç gün cân sohbetleri etdik, ammâ kal‘a-i Uyvar feth olduğu mahalden ziyâde binâ cihetiyle ve benî âdem ile gâyetü'l-gâye ziyâdesiyle âbâdân olup ve zîr-i varoşu ve câmi‘i ve nehr-i Litre üzre maksûreler ve balık dalyanları ve niçe bin âsâr-ı garîbeler ile Uyvar ma‘mûr olmuş. Ve Küçük Mehemmed Paşa nefsinde bir yarar ve bahâdır ve şecî‘ server dilâver hünerver gâzî yiğit olmak ile cânib-i etrâfında olan küffârlar Mehemmed Paşa'nın havfinden aslâ çete ve potura ile katanalar bir çeteye çıkmayup hâk-i Uyvar âsûde-hâl olup ucuzluk ve ganîmet olmuş ve her cânibi asker-i İslâm ile pür olmuş. Dördüncü gün Mehemmed Paşa'dan ihsân u in‘âmlar ile refîkler alup cümle ahbâb ile vedâlaşup cânib-i kıbleye 9 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 77a ·
metinde göster ·
… yli ve er süheyli ve sadak gürüldüsü cihânı dutup hemân cümle Tatar bir uğurdan
dalkılıç ve
daltîrkeş ve cân-keş olup kâfir üzre yıldırım gibi dokunup yine bir kerre yan v …
Hemân asker-i Tatar dahi kavl-i ma‘hûdları üzre top ve tüfeng ağzından alarka hücûm ederler şekilli olup kâh yan verüp kâh uğrar şekilli olup yine küffârlar kâmil bir top menzili araba taburlarından ve top ağızlarından küffârın bir hayli alarka oldukların Tatar görünce el-azametullâh asker-i Tatar içre bir ün ve bir sadâ-yı Allâh Allâh kopup evce peyveste olup at ata ve rikâb rikâba olup at süheyli ve er süheyli ve sadak gürüldüsü cihânı dutup hemân cümle Tatar bir uğurdan dalkılıç ve daltîrkeş ve cân-keş olup kâfir üzre yıldırım gibi dokunup yine bir kerre yan verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115a ·
metinde göster ·
… heyli ve sadak gürüldüsü cihânı dutup hemân cümle Tatar bir uğurdan dalkılıç ve
daltîrkeş ve
cân-keş olup kâfir üzre yıldırım gibi dokunup yine bir kerre yan verdiler.
Hemân asker-i Tatar dahi kavl-i ma‘hûdları üzre top ve tüfeng ağzından alarka hücûm ederler şekilli olup kâh yan verüp kâh uğrar şekilli olup yine küffârlar kâmil bir top menzili araba taburlarından ve top ağızlarından küffârın bir hayli alarka oldukların Tatar görünce el-azametullâh asker-i Tatar içre bir ün ve bir sadâ-yı Allâh Allâh kopup evce peyveste olup at ata ve rikâb rikâba olup at süheyli ve er süheyli ve sadak gürüldüsü cihânı dutup hemân cümle Tatar bir uğurdan dalkılıç ve daltîrkeş ve cân-keş olup kâfir üzre yıldırım gibi dokunup yine bir kerre yan verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115a ·
metinde göster ·
Ve bu dıraht-ı azîmin aşağıdan cüssesi yigirmi iki âdem el ele verüp kucakladık. Güc ile el ele kavuşduk. Tâ bu mertebe kalın ağaçdır, ammâ cümle yüz yetmiş aded dalları var kim bu haşeblerin de her birini onar âdem ancak kucaklar. Ve yüz yetmiş aded dalların her birinde olan beşer altışar âdem kucaklar. Dalların ve budakların hisâbın Cenâb-ı Allâh bilür. Niçe bin dalları evc-i âsumâna kad-keşân olmuşdur, ammâ mezkûr büyük dalları kırk elli âdem boyu yükseğinden sonra cânib-i etrâfına doğru doğru yayılmış yüz yetmiş nihâl-i azîmlerdir kim bu dırahtın sâye-i zıll-ı himâyesinde bârgâh-ı Âl-i Osmân kurulsa gölgesinde kalır. Tahmînen bu dırahtın sâyesinde bin sürü koyun avlağılanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… yân-ı vilâyetleri elçiye ricâ edüp bir iki gün oturak edüp bed-âyîn ve küfr [ü]
dalâlet ve
ayş [u] nûş ve tarab u ışret edecek olunca cümle küffâr gemilerden atların çıka …
Bu dahi Maskov hükmünde 181b nehr-i Ten kenârında ağaçdan sarp kal‘adır. Hatmanı yedi bin cünûd-ı cünübe mâlik kavimdir. Derûn-ı hisârda her imâreti mevcûd ve müzeyyen kirmândır. Hikmet-i Bârî hevâlar mu‘tedil olup millet-i nasârâ yılda bir bed-nâm günleri olup cümle kal‘a kapudanları hatmanları ve a‘yân-ı vilâyetleri elçiye ricâ edüp bir iki gün oturak edüp bed-âyîn ve küfr [ü] dalâlet ve ayş [u] nûş ve tarab u ışret edecek olunca cümle küffâr gemilerden atların çıkarup her biri süvâr olup birer cânibe at gezindirmeğe gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181a–181b ·
metinde göster ·
… dârı ve yetmiş aded neferâtları vardır. Dırac kal‘ası emîni hükmünde olup cümle
dalyanları ve
sâ’ir mahsûlâtları cümle mîrîdir, zîrâ iskele-i azîmdir kim karşu İşpanya ve Ka …
Lisân-ı Arnavudca (---)(---) demekdir. Bânîsi Bundukanî Venedik'i Pirinc-pirim kralı binâsıdır. Ba‘dehu sene (---) târîhinde bizzât Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Arnavud İskenderiyyesi gazâsına giderken bu kal‘ayı be-dest-i Gâzî Mahmûd Paşa ve Gâzî Semendireli Balı Beğ feth etmişlerdir. Hâlâ Elbasan sancağı hâkinde leb-i deryâda Venedik körfezinden şark cânibine girmiş bir körfez dahi vardır. Ol küçük körfezin ağzında Elbasan şehri içinden cereyân eder nehr-i Vâ‘ız ve nehr-i Uşkumbi bu Baştova kal‘ası dibinde deryâ-misâl olup deryâya, deryâ-misâl mahlût olduğu mahalde kal‘anın bir dîvârın mezkûr nehr-i azîm münhedim edüp Venedik körfezi bahrine munsabb olduğu mahallin bir kumsal yerinde şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır. Dâ’ir[en]-mâdâr cirmi yedi yüz adımdır. Dizdârı ve yetmiş aded neferâtları vardır. Dırac kal‘ası emîni hükmünde olup cümle dalyanları ve sâ’ir mahsûlâtları cümle mîrîdir, zîrâ iskele-i azîmdir kim karşu İşpanya ve Kalavra ve Pulya ve Körfös [ve] Venedik şehirlerinin bender-âbâd iskelesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 362b ·
metinde göster ·
… mürtefi‘ püşte üzre vâki‘ olmuşdur. Lâkin bu mezkûr kal‘aların dibindeki balık
dalyanları ve
sayyâdları Kütâhiyye müftîsinin meşrûtaları değildir. Bu Simav şehrinde Ulu câm …
Ve yine bu göl kenârında cânib-i garbîde Yenice Hisâr demek ile ma‘rûf bir vîrân kal‘adır. İçinde balık sayyâdları sâkin olurlar. Bu dahi göl içinde ada-misâl bir mürtefi‘ püşte üzre vâki‘ olmuşdur. Lâkin bu mezkûr kal‘aların dibindeki balık dalyanları ve sayyâdları Kütâhiyye müftîsinin meşrûtaları değildir. Bu Simav şehrinde Ulu câmi‘ ki fâtih-i bilâd Babık Beğ câmi‘idir, bu dalyanlar ol câmi‘in evkâfıdır kim cânib-i vakıfdan mütevellî zabt edüp üç yük akçe câmi‘ mürtezikalarına verir. Q 12bP 12b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y22b ·
metinde göster ·
bed-âyîn edecek puthâne-i düyûrları yedi aded kenîselerdir kim içlerinde bıtrîk …
Ve bu Freng mahallesinin çârsû-yı bâzârları gâyet müzeyyen. Anlara mahsûs esvâk-ı dalâlet-âyîndir ve bed-âyîn edecek puthâne-i düyûrları yedi aded kenîselerdir kim içlerinde bıtrîk kıssîs ile mâl-â-mâl bir muzlim yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y47a ·
metinde göster ·
… çe bin tuşe üzümü maslûb durur. Kimi biter kimi yiter. Ve yedi kerre üzüm verir
dalları ve
nihâlleri vardır. Hamd-i Hudâ hakîr dahi teberrüken iki salkım üzümden tenâvül …
Perî Beşe'nin pederi yüz yigirmi sene mu‘ammer olmuş bir müsinn Zâl kimesne idi. "Âlem-i sabâvetimden berü bu ağacı böyle bilirim. Ve pederim dahi yüz yıl mu‘ammer olmuş idi, anlar dahi bu ağacı böyle bilirim, deyü nakl ederdi" deyü Perî Beşe pederi Q 26a böyle hikâye ederdi. Hakîkatü'l-hâl temâşâ etdiğimiz diyârlarda nazîri yok vâcibü's-seyr bir üzüm ağacıdır kim yaz u kış niçe bin tuşe üzümü maslûb durur. Kimi biter kimi yiter. Ve yedi kerre üzüm verir dalları ve nihâlleri vardır. Hamd-i Hudâ hakîr dahi teberrüken iki salkım üzümden tenâvül etmek nasîb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y49b ·
metinde göster ·
… nda çam ağacı nahl-i hurmâ gibi bir nihâl-i serâmed olur ammâ bu çam çınâr gibi
dallı ve
budaklı hâslı olmuşdur.
Ve biri dahi Çatallı çamdır. Cemî‘i zamânda çam ağacı nahl-i hurmâ gibi bir nihâl-i serâmed olur ammâ bu çam çınâr gibi dallı ve budaklı hâslı olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y97b ·
metinde göster ·
Ammâ cemî‘i kuvveti dallarına müstevlî olmuşdur. Cümle şu‘beleri üç yüz
daldır. Ve
her dalın cüssesi birer ve ikişer ve üçer âdem dirâgûş edebilir, eyle kalındır. …
Ammâ cemî‘i kuvveti dallarına müstevlî olmuşdur. Cümle şu‘beleri üç yüz daldır. Ve her dalın cüssesi birer ve ikişer ve üçer âdem dirâgûş edebilir, eyle kalındır. Ve her biri bir gûne sâye salmış nihâl-i sâyebândır. Ve cümle dalları serâperde-i Süleymanî-misâl cevânib-i erba‘asına yayılmışdır. Ve altına âyende vü revende müsâfirîn bir hoş safâ etsünler deyü sâhibü'l-hayrâtlar cümle dalları altına yetmiş yedi sütûn-ı dırahtlar ve mermer ve sommâkî amûdlar diküp cemî‘i dalları bu amûdlar üzre durur. Ba‘zı direkler ardıc ve servi ve mîşe ve çam sütûnlardır. Ammâ gâyetü'l-gâye kalın dalları altına yedi ve sekiz sommâkî amûd-ı müntehâlar dikilmişdir ve ba‘zı dalları altına beyâz mermer sütûnlar dikilmişdir. El-hâsıl cümlesi yetmiş yedi sütûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y105b ·
metinde göster ·
… edreng bunları bulsa esîr edüp kebâb eder. Zîrâ bunlar küffârın gemileri altına
dalup ve
burku ile delüp gark ederler.
Ve bu keferenin cümlesi firkatecidir. Gemilerine aslâ bir korsan gemisi yetişmemişdir. Q 56bP 56b Ve Freng-i bedreng bunları bulsa esîr edüp kebâb eder. Zîrâ bunlar küffârın gemileri altına dalup ve burku ile delüp gark ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y113a ·
metinde göster ·
… bângden sonra cemî‘i P 136b asâkir-i İslâmda ve huccâcda iki üç kerre yüz bin
dalyan ve
kol tüfenglerine def‘aten vâhide âteş edince el-azametüllâh zemîn [ü] âsumân di …
Benî âdem dahi bu gülbângden sonra cemî‘i P 136b asâkir-i İslâmda ve huccâcda iki üç kerre yüz bin dalyan ve kol tüfenglerine def‘aten vâhide âteş edince el-azametüllâh zemîn [ü] âsumân dir dir ditreyüp Mîne vâdîsi ve cebel-i Mürselât güm güm gürleyüp vâdî-i Arafât'ı bârûd-ı siyâhın dûdı ebr-i siyâh-vâr ber-havâ urûc eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y328a ·
metinde göster ·
… Hind karakaları (---)(---)(---)(---) yine vardır muhâlif rûzgâr ile uğrayup
dalı ve
budakların kıra kıra bir selâmete çıkar. Ammâ merkeb za’îf olsa şab (---)(---) …
Ba‘zı Hind karakaları (---)(---)(---)(---) yine vardır muhâlif rûzgâr ile uğrayup dalı ve budakların kıra kıra bir selâmete çıkar. Ammâ merkeb za’îf olsa şab (---)(---)(---) dan helâk olur. Hikmet-i Hudâ böyle taşdan ağaçlardır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y371a ·
metinde göster ·
… dir. Ammâ cemî‘i benî âdem bunlardan havf ederler. Ammâ öbür kavimleri küfr [ü]
dalâlet ve
haşr ü neşr ve cennet ü cehennem nedir bilmezler imiş. Gûyâ bir hayvân-ı nâtıkl …
Ammâ bunu nakl eden âdemler eyle kimesnelerden idi kim Hudâ alîmdir bir maymun ayağ üzre kalkup reftâr etse bi'ş-şekl ana benzerdi. Çekirge bacaklı kara karınca-vâr za‘îf ü nahîf kavimdir. Ammâ cemî‘i benî âdem bunlardan havf ederler. Ammâ öbür kavimleri küfr [ü] dalâlet ve haşr ü neşr ve cennet ü cehennem nedir bilmezler imiş. Gûyâ bir hayvân-ı nâtıklar imiş, ammâ hakîr görmedim. Allâh a‘lemdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y32b ·
metinde göster ·
… re yüz bin Kalmah ile nehr-i Edil'i beri Kıpçağ'a geçüp anda sâkindir. Küfr [ü]
dalâlet ve
haşr [ü] neşr ve âyet [ü] hadîs ve cennet ü cehennem bilmezler. Dünyâ gamı içün …
On kerre yüz bin Kalmah ile nehr-i Edil'i beri Kıpçağ'a geçüp anda sâkindir. Küfr [ü] dalâlet ve haşr [ü] neşr ve âyet [ü] hadîs ve cennet ü cehennem bilmezler. Dünyâ gamı içün gussa yemezler. Rûy-i arzda ne kadar zî-rûh kısmı var ise etin yerler, derisin geyerler. Su içmemişler ve ekmek yememişlerdir. Hastalık ve tâ‘ûn zâtülcenb ve ısıtma ve ağrı hastalığı makûlesi cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden berîlerdir. Pire ve kehle ve tahta biti nedir bilmezler. Boza ve kımız ve at südü içerler. Üç yüz sene mu‘ammer oluru vardır. Ednâ mertebe yüz yüz elli sene mukarrerdir. Bâlâda Dağıstân'dan gelirken evsâfları mufassal tahrîr olunmuşdur. Andan Timurleng mîli kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y36b ·
metinde göster ·
budakları ve yaprakları var, kesme, meyve versin" deyü ricâ etdikçe herîf balta …
"Lutf eyle, kesme, dahi tâze ağacdır. Âh ne güzel dalları ve budakları ve yaprakları var, kesme, meyve versin" deyü ricâ etdikçe herîf balta ile ağacı delik delik etdüği yerlerden kırmızı kan-misâl yaşlar cereyân eder. Aşağıdan yine herîfler ricâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y231a ·
metinde göster ·
… ı bâzârı ve muhtesib ve tershâne neferâtları ve yuva(?) ve kaçkın köle ve balık
dalyanları ve
şehir subaşılığı ve cümle salb siyâset basmak, asmak ve urmak ve tutmak anın hü …
Ve bâc-ı bâzârı ve muhtesib ve tershâne neferâtları ve yuva(?) ve kaçkın köle ve balık dalyanları ve şehir subaşılığı ve cümle salb siyâset basmak, asmak ve urmak ve tutmak anın hükmündedir. İki yüz levendât ile dâ’imâ kâ’immakâmı hükûmet edüp senevî bâd-ı havâ ve cürm [ü] cinâyetden on Mısrî kîse dahi hâsıl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y319a ·
metinde göster ·
budağı çokdur. Deryâ yüzüne dek biter, dahi yukaru çıkmaz, ammâ cüssesi deryâ i …
Ve şab dedikleri Süveys deryâsı içre olan acâyibâtlar var kim ibret-nümâdır. Sübhâne'l-hâlık eyle bir sun‘-ı Hudâ'dır kim hikmetine akıl ermeyüp fikr [ü] ferâset mütehayyir kalır. Deryâ içre gûyâ Rûm'da çınar ağaçlarına benzer azîm dırahtlardır. Lâkin yaprakları yokdur, ammâ dalı ve budağı çokdur. Deryâ yüzüne dek biter, dahi yukaru çıkmaz, ammâ cüssesi deryâ içindedir. Allâhümme âfinâ, ba‘zı gemiler bu şab ağacına uğrayup pâre pâre olur. Eğer gemi kavî-binâ ise şapın dalları ve budakların kırup kütür kütür ubûr eder. İncü bu şapların dibinde olur. Ve bu şablık deryâ içre azîm ormanlıkdır. İçinde kırıc balığı olur. Gark olan gemilerden âdemleri ve incü çıkaran gavvâsları emân vermeyüp yudar. Kırıc balığı gâyet mel‘ûn balıkdır. Bu temâşâları ederek üçüncü gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y435b ·
metinde göster ·
… zı gemiler bu şab ağacına uğrayup pâre pâre olur. Eğer gemi kavî-binâ ise şapın
dalları ve
budakların kırup kütür kütür ubûr eder. İncü bu şapların dibinde olur. Ve bu şa …
Ve şab dedikleri Süveys deryâsı içre olan acâyibâtlar var kim ibret-nümâdır. Sübhâne'l-hâlık eyle bir sun‘-ı Hudâ'dır kim hikmetine akıl ermeyüp fikr [ü] ferâset mütehayyir kalır. Deryâ içre gûyâ Rûm'da çınar ağaçlarına benzer azîm dırahtlardır. Lâkin yaprakları yokdur, ammâ dalı ve budağı çokdur. Deryâ yüzüne dek biter, dahi yukaru çıkmaz, ammâ cüssesi deryâ içindedir. Allâhümme âfinâ, ba‘zı gemiler bu şab ağacına uğrayup pâre pâre olur. Eğer gemi kavî-binâ ise şapın dalları ve budakların kırup kütür kütür ubûr eder. İncü bu şapların dibinde olur. Ve bu şablık deryâ içre azîm ormanlıkdır. İçinde kırıc balığı olur. Gark olan gemilerden âdemleri ve incü çıkaran gavvâsları emân vermeyüp yudar. Kırıc balığı gâyet mel‘ûn balıkdır. Bu temâşâları ederek üçüncü gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y435b ·
metinde göster ·