… arâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz
damları
çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… üsemmâ birer mahalle mescidleri olduğundan mâ‘adâ meşhûr olan mezgitler ve eyne
damları
ya‘nî âzîne günî mescidleri vardır. Bu diyârın re‘âyâsı mescidlere eyne damı de …
Cümle otuz iki aded mahallede toksan sekiz mahalle mezgitleri vardır. Bu diyârda mescidlere mezgit 70b dahi derler. Evvelâ bâlâda tahrîr olunan mahallelerin esmâlarıyla müsemmâ birer mahalle mescidleri olduğundan mâ‘adâ meşhûr olan mezgitler ve eyne damları ya‘nî âzîne günî mescidleri vardır. Bu diyârın re‘âyâsı mescidlere eyne damı derler kim ol mesâcidler bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 70a–70b ·
metinde göster ·
… ristândır. Câ-be-câ tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hânedânlar vardır. Ammâ yine
damları
şındıra tahta örtülülür.
Sitâyiş-i Aşağı şehr: (---) Hânı kenarında bir dere ve depeli ve iki tarafı kayalı ve kal‘a şehre hâyil kaya üzre bâğlı ve bâğçeli, ma‘mûr u müzeyyen ve şîrîn bir şehr-i işret-karîndir, kim cümle on yedi mahalle ve üç bin aded sütûhları serâpâ çam tahtası ile mestûr serâpâ ahşâb elvâh ile ma‘mûr [u] âbâdân bir şehr-i imâristândır. Câ-be-câ tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hânedânlar vardır. Ammâ yine damları şındıra tahta örtülülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95a ·
metinde göster ·
… â sizin olsun" deyü alay çavuşları nidâ edince anbarları bizim asker âteşe urup
damları
delüp yedi sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm olup üç yüz kâfir esîr ve dörd yüz kelle …
Balçıkbaşı nâm bir mahalde hayme ü hargâhlarımızla meks edüp hâb-ı râhatda yatarken re‘âyâdan bir recül-i sâlih gelüp paşaya mülâkî olup eydür "Sultânım, deryâda otuz altı pâre Kazak-ı Ak şaykaları gezer, ihtimâldir muvafık eyyâm ile vakt-i Şâfi‘îde bu Balçık iskelesin nehb ü gâret ede" deyü paşayı haberdâr edüp gitdi. Paşa dahi Zıpır Bölükbaşı ve Gırbo ve Çento ve Hüseyin Bölükbaşıları yüzer yiğitleriyle piyâde ve bin aded güzîde esb-i tâzî-süvâr Abaza ve Çerkes ve Gürcî yiğitlerin ileri nısfu'l-leylde gönderüp bir kemîngâhda karâr etdiler. Hikmet-i İlâh ile vakt-i Şâfi‘îde Kazak karaya âdem döküp Balçık şehrinin cânib-i erba‘asından âteşe urup ahâlî-i belede telâş el verüp halk vâveylâda iken Kazak-ı Ak şehri nehb ü gârete başlayup "poz yoz" deyü feryâd ederken deryâda olan otuz altı pâre şaykaları dahi vakt-i Hanefî'de imdâda gelüp kenara çıkup anlar dahi imdâd-ı gârete gidüp gemilerinde ancak beşer onar kefere ve fecere kaldı. Hemân vakt-i sabâh olunca bizim kemîngâhda olan piyâde sekbân ve sarıca arıları dağdan teper aşağı "Allah Allah" sadâsına rehâ buldurup der-ceng-i evvel kâfirin leb-i deryâda olan firkatelerine sarılup ân-ı vâhidde amân vermeyüp on yedi adedin kabza-i tasarrufa alup içinde olan esir ümmet-i Muhammed'i halâs edüp anlara kürek çekdirerek deryâya alarga olup firâr eden kayıkları dahi ahz edüp içindeki beşer onar küffârı kayd-bend edüp esîrlikden halâs olan ibâdullah ile ba‘zı paşa efendimiz levendâtları deryâda levarime edüp demir bırakdılar. Bu kerre şehri gâret eden küffârlar bu hâli görüp karada kalup cânlarından Balçık iskelesindeki buğday anbarlarına girüp cenge âhenge başlayup kimi dağlara firâr ederken efendimiz Melek Ahmed Paşa ılgar ile Balçık başından imdâda gelirken bu firâr eden küffârlar râst gelüp kimin esîr ve kimin kelle paça edüp kimi dağlarda Dobruca Çıtağı eline girüp esir olmada. Ammâ beri tarafda Balçık şehri içre mahzenlere kapanan Kazaklar cân havliyle ceng [ü] cidâl edüp hemân paşa, askerine bezl-i mâl ihsân ederek "Koma şehbâzlarım, cümle mâl-ı ganâ’im [ü] üserâ sizin olsun" deyü alay çavuşları nidâ edince anbarları bizim asker âteşe urup damları delüp yedi sâ‘at-i nücûmî ceng-i azîm olup üç yüz kâfir esîr ve dörd yüz kelle ve paça ve otuz altı pâre şayka feth olup cümle bölükbaşılar çelenkler ve hil‘at-i fâhireler ile behremend oldular. Üç yüz kâfirden yüz kadarın der-i devlete Rûmeli şaykalarıyla gönderüp telhîs etdi. Mâ‘adâ kâfirleri ağavâtlara bezl edüp otuz altı pâre Urus şaykalarında olan mâl-ı ganâ’imi içinde esîr olan ibâdullaha mâlların teslîm edüp şaykaları Özü ve Kili ve Akkirmân kal‘aları ta‘mîr ü termîmine gönderüp âmedânî böyle bir gazâ-yı garrâda bulunduğumuza bu hakîrin şikeste beste târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
Ve hevâ-yı bâd-ı sabâ-yı diyâr-ı İrân: Bu Rey şehrinin hevâsı gayrı diyâr hevâsı gibi memdûh değildir, şiddet-i hâr üzredir. Ammâ sayf u şitâda cemî‘i halkı damları üzre her gice serîrler üzre yatup kisb-i tarâvet ederler, gicesi latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 326a ·
metinde göster ·
… ra taraf-ı şarka Acem şâhı hudûdudur. Hâlâ bu boğaz ağzında Şâh Gediği'nde deve
damları
kadar tavîl mahzen ve mağaralar vardır. Kaçan Acem Bağdâd'ı muhâsara etmek murâ …
Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ Bağdâd'ı feth edüp Dârü's-saltanati'l-aliyyelerine avdet etdikde vezîria‘zam Kara Mustafâ Paşa ile Diyârbekir Silahdârı Melek Ahmed Paşa bu Derteng mahalline gelüp Acem şâhıyla bu Derteng boğazında hudûd kesilüp hâlâ bu boğaz ağzında bir amûd-ı müntehâya hudûdnâme yazılmış ve celî hat ile sikke-i mermerde kazılmış bir mil-i mermerdir. Andan içeri cânib-i kıbleye Âl-i Osmân'ın Bağdâd hudûdudur. Ol amûddan taşra taraf-ı şarka Acem şâhı hudûdudur. Hâlâ bu boğaz ağzında Şâh Gediği'nde deve damları kadar tavîl mahzen ve mağaralar vardır. Kaçan Acem Bağdâd'ı muhâsara etmek murâd edindikde bu mağaralara zahîre doldurup andan Bağdâd'a sarılır. Allahümme'l-hafız.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 328a ·
metinde göster ·
… de vâki‘ olup Derbend-i Mâşa dağlarından çam ağacı oluklarıyla bu Sine şehrinin
damları
üzre sular cereyân etdiği ve iç hisârı taş binâ kal‘a-i ra‘nâ olup şehr-i imâr …
Sitâyiş-i kal‘a-i Sine: Sene 616 târîhinde Luristân hâkimlerinden Emîr Gıyâseddîn binâsı olduğu ve Âl-i Osmân'a ve Acem'e tâbi‘ olup Luristân hâkimi tahtı olduğu ve şehri bir çukur yerde vâki‘ olup Derbend-i Mâşa dağlarından çam ağacı oluklarıyla bu Sine şehrinin damları üzre sular cereyân etdiği ve iç hisârı taş binâ kal‘a-i ra‘nâ olup şehr-i imâr olduğu bâlâda diyâr-ı Tebrîz ü Erdebil ve Hemedân u Dergezîn'e gitdiğimizde bu şehr-i Sine mufassal tahrîr olunmuşdu. Ammâ şimdiki hâlde Murtezâ Paşa kethudâsı Yûsuf Ağa ile geldiğimizde Luristân hâkimi Süleymân Hân beş bin güzîde askerle istikbâle çıkup alây-ı azîm ile Sine şehrine dâhil olduk. Ba‘de'z-ziyâfe Murtezâ Paşa'nın hedâyâsı bir mücevherli küheylân atın ve bir külçe lepanı destârın verüp kabûl etdi. Ve mektûb-ı dürer-bârların bûs edüp mahzûz olup cümlemize birer mesîregâh-ı hıyâbânlı konaklar verüp üç gün şehri seyr [ü] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 370b ·
metinde göster ·
içre niçe yüz bin âveng üzümün bu damlarda asup niçe yerde bezir yağı kandiller …
Memdûhâtından âveng üzümü, damları içre niçe yüz bin âveng üzümün bu damlarda asup niçe yerde bezir yağı kandilleri yakup ne kadar şiddet-i şitâ olursa üzümleri donmayup çürümeden İslâmbol'a getirüp satarlar ve zeytûnu ve emrûdu ve elması latîf olur, ammâ üzümü memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83b ·
metinde göster ·
… ğımlar ve meterisler sürüp niçe bin güzîde dıraht-ı müntehâları kat‘ edüp domuz
damları
çatup Haleb kal‘ası üzre havâleler ederek ceng-i azîmler edüp bu kadar ümmet-i …
Seydî Paşa dahi, "Pâdişâhım bana Haleb kal‘asın ihsân ede. Beni niçün kabûl etmezsiz?" deyü otuz kırk bin âdem ile kal‘a-i Haleb'i muhâsara edüp Kızılkapu nâm mahalden kal‘aya lağımlar ve meterisler sürüp niçe bin güzîde dıraht-ı müntehâları kat‘ edüp domuz damları çatup Haleb kal‘ası üzre havâleler ederek ceng-i azîmler edüp bu kadar ümmet-i Muhammed pâymâl ü rimâl ve perîşân olduğu mahalde Köpürlü Mehemmed Paşa dahi şâm-ı Trablus'dan ma‘zûlen Haleb'e gelüp bu ma‘rekeye râst gelüp mâbeyni ıslâh içün tarafeynden varup gelirken Köpürlü Seydî Ahmed Paşa'ya nasîhat-âmîz kelimâtlar esnâsında Seydî Paşa ise gazûb bir vezîr-i dilîr Köpürlü'ye bir alay zebân-dırâzlık edüp şütûm-ı galîzalardan sonra yine Haleb kal‘asın darebât-ı top-ı kûplar ile taraf taraf döğüp câ-be-câ yerlerin münhedim ederken âhirü'l-emr Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Seydî Paşa'ya eyâlet-i Sivas ihsân olup Köpürlü Paşa'nın derûnunda Seydî Paşa etdiği evzâ‘lar kalmışdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184a ·
metinde göster ·
sarı pirinç ve niçesi kalaylı teneke ve yeşil ve kırmızı ve sarı ve yeşil ve la …
Ba‘zı sarâyın damları sarı pirinç ve niçesi kalaylı teneke ve yeşil ve kırmızı ve sarı ve yeşil ve la‘lî gûnâ-gûn kiremitler ile mestûr hâne-i ma‘mûrlar idi. Ve ocaklarının cümlesi sobalıdır ve bacalarının ağızları cümle ejder ağzı tasvîrinde serâmed bacalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22b ·
metinde göster ·
sarı pirinç ve beyâz kalaylı teneke örtülü damları ve kulle-i serâmed-misâl çâr …
Ve cümle yetmiş aded düyûrları var, ammâ yigirmi ikisi manastır-ı mansabıklardır kim her biri birer kralın ve birov [ve] irşeklerin kal‘a-misâl binâlarıdır. Cümlesinde yüzer ikişer yüzer ladika ve irşekler mukarrerdir. Cümlesinin damları sarı pirinç ve beyâz kalaylı teneke örtülü damları ve kulle-i serâmed-misâl çâr-kûşe evce ser çekmiş çan kullelerinin altun ile mutallâ haçları şa‘şa‘a verir, ammâ (---)(---)(---)(---) "Cümle kırk bin odadır" deyü birovlar nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 28a ·
metinde göster ·
… kler mukarrerdir. Cümlesinin damları sarı pirinç ve beyâz kalaylı teneke örtülü
damları
ve kulle-i serâmed-misâl çâr-kûşe evce ser çekmiş çan kullelerinin altun ile mu …
Ve cümle yetmiş aded düyûrları var, ammâ yigirmi ikisi manastır-ı mansabıklardır kim her biri birer kralın ve birov [ve] irşeklerin kal‘a-misâl binâlarıdır. Cümlesinde yüzer ikişer yüzer ladika ve irşekler mukarrerdir. Cümlesinin damları sarı pirinç ve beyâz kalaylı teneke örtülü damları ve kulle-i serâmed-misâl çâr-kûşe evce ser çekmiş çan kullelerinin altun ile mutallâ haçları şa‘şa‘a verir, ammâ (---)(---)(---)(---) "Cümle kırk bin odadır" deyü birovlar nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 28a ·
metinde göster ·
… anın üstüne toprak doldururdu. Kal‘anın iç yüzünde gûnâ-gûn paçarızlar ve domuz
damları
çatardı. İki yerden cüyûş-ı müslimînler üzre lağımlar atardı. Hamd-i Hudâ asker …
Âhir-i kâr ba‘zı rahnedâr dîvârlarından Defterdâr Ahmed Paşa kal‘a toprağın uğurlayarak münhedim 187b olurdu. Derhâl la‘în küffâr-ı dâl anın üstüne toprak doldururdu. Kal‘anın iç yüzünde gûnâ-gûn paçarızlar ve domuz damları çatardı. İki yerden cüyûş-ı müslimînler üzre lağımlar atardı. Hamd-i Hudâ askere zararı isâbet etmeyüp yine gerü deperdi. Derhâl yine anın ardına dizmeler dizerdi ve anda küffâr şîrînlenüp bî-bâk ü bî-pervâ her bâr gezerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187a–187b ·
metinde göster ·
… zâr ve imâretden aslâ bir şey olmayup ancak bir müfîd ü muhtasar kenîse ve deve
damları
gibi uzun uzun soltat ve murtat odaları ve Kanije tarafına ancak bir kapusu var …
Hulâsa-i kelâm bu kal‘a feth oldu, ammâ dahi nev binâ olmağile içinde aslâ çârsû-yı bâzâr ve imâretden aslâ bir şey olmayup ancak bir müfîd ü muhtasar kenîse ve deve damları gibi uzun uzun soltat ve murtat odaları ve Kanije tarafına ancak bir kapusu var idi, ammâ nehr-i Morava tarafında aslâ der [ü] dîvârdan bir alâmet yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188a ·
metinde göster ·
… sarâylar ve bâğ u bâğçe ve manastırlar ve çanlık kulleleri ile ârâste ve cümle
damları
rusâs-ı hâs ile pîrâste olup her bir menhûshâne sarâyları serâpâ gûn-â-gûn elvâ …
Kat-ender-kat beşer ve altışar tabaka ma‘mûr sarâylar ve bâğ u bâğçe ve manastırlar ve çanlık kulleleri ile ârâste ve cümle damları rusâs-ı hâs ile pîrâste olup her bir menhûshâne sarâyları serâpâ gûn-â-gûn elvân kiremitler ile mebnî olup her biri dürr-i beyz-âsâ sarâyları var. Ve şehir içre âyende vü revende küffârları cemapur askeri gibi cünûd-ı cünübleri çok idi. Bu Graviçe şehrin ubûr edüp ertesi gün yine taraf-ı şimâle gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5b ·
metinde göster ·
… şâdımânlıklar edüp oruç dutdurup hemân beş vakti kılmak içün mezgitler ve eyne
damları
yasadırım, der. Ve Allâhu Te‘âlâ zekât verin demiş. Hakkâ güzel buyurmuş. Bu em …
"Vallâhi emr-i Hak ile yolda gidüp ziyâret etmek lisânım üzre eyi seyâhatdir, ammâ bu benim Balıkhân'ımız şehrinden tâ Bahr-i Kulzum kenârında Beytullâh'a varınca bir yıllık yoldur. Ve tarîk-i âm üzre benim yedi aded pâdişâhlar hasm-ı kavî adû-i hâ’inlerimdir. Anların vilâyetlerin atlayup nice geçüp Mekke'ye gidüp geleyim. Bu dahi zekerin kesmek gibi müşkil teklîfdir. Ammâ yılda bir kerre oruç dutmak farzını kabûl eyledim, zîrâ hakîmâne emrullâhdır. Bir âdem müddet-i medîd-i ömründe yiye içe vücûdunda niçe gûne safrâ ve sevdâ ve balgam ve ahlât-ı fâsideler cem‘ olur, ammâ yılda bir kerre bir ay sâ’im olunca on bir aylık emrâz-ı muhtelifeler mahv olup ten-dürüst olur. Yarın inşâallâh sâ’im olurum. Poh ne güzel emr-i hakdır. Ve cemî‘i vilâyetlerimin halkına car salup mâh-ı Ramazân'da şenlik şâdımânlıklar edüp oruç dutdurup hemân beş vakti kılmak içün mezgitler ve eyne damları yasadırım, der. Ve Allâhu Te‘âlâ zekât verin demiş. Hakkâ güzel buyurmuş. Bu emrullâhı da kabûl eyledim. Hakkâ ki bir âdem mâl-ı Kârûn'a mâlik olup yığa yığa kayda götürür. Müstahak olan fukarâlara mâlının zekâtın vermek ne güzel dîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
… e sekdirme balyemez toplarımız dahi küffârın siperleri ve şaranpavları ve domuz
damları
ve bâmların târumâr edüp küffârları dahi kırup geçirmede.
Kumbaraların âteşine şeb [ü] rûz aslâ ardları ve araları kesilmeyüp vücûd-ı insân hevâda semender kuşu gibi kumbaraların âteşinden hevâda tayerân etmede. Ve her guzât şühedâ-yı gurebâ birer gûne zahm ile cân vermede. Lâkin bizim dahi kumbaralarımız ve sekdirme balyemez toplarımız dahi küffârın siperleri ve şaranpavları ve domuz damları ve bâmların târumâr edüp küffârları dahi kırup geçirmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290a ·
metinde göster ·
… yerleri sâfî taşlık olmak ile kırkar ve ellişer kat şarampav kazıklar ile domuz
damları
ve niçe kerre yüz bin aded paçarız direkleri ve niçe hiyel ü şeytânatlar ihdâs …
Ve bu yeni kal‘a dîvârının handak olacak yerleri sâfî taşlık olmak ile kırkar ve ellişer kat şarampav kazıklar ile domuz damları ve niçe kerre yüz bin aded paçarız direkleri ve niçe hiyel ü şeytânatlar ihdâs edüp ardlarını gûnâ-gûn meterisler etmiş kim bunun dahi vasfında lisân kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 295a ·
metinde göster ·
… handakın iki cânibi kenârlarında niçe kerre yüz bin şaranpav direkleri ve domuz
damları
, bunlardan mâ‘adâ yerleri meydân-ı azîmler olup Acem vilâyeti tarzı çevgân oyna …
İçinde iki yüzden mütecâviz soltat ve mortat odaları olduğundan mâ‘adâ yigirmi adım enli bu tabya üzre derin handakı var. İçerisi niçe kerre yüz bin âlât-ı hıyel [ü] mekr-i şeytânat ile memlû olup handakın iki cânibi kenârlarında niçe kerre yüz bin şaranpav direkleri ve domuz damları, bunlardan mâ‘adâ yerleri meydân-ı azîmler olup Acem vilâyeti tarzı çevgân oynayacak niçe (yerleri) boş yerleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 310b ·
metinde göster ·
… rşın derin handakları var. Yine böyle iken handakları içinde yere berâber domuz
damları
var kim handak içinden kal‘anın yanına âdem varmak muhâldir.
Ve bu Aktabya'nın kat-ender-kat kırkar arşın enli ve kırkar arşın derin handakları var. Yine böyle iken handakları içinde yere berâber domuz damları var kim handak içinden kal‘anın yanına âdem varmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312a ·
metinde göster ·
… tabyanın etrâf [u] cevânibi kat-ender-kat parmaklıklar ve şaranpavlar ve domuz
damları
ve zîr-i hâkde cengci tabyaları ve ka‘r-ı zemînde beşer altışar kat lağımları â …
Evvelâ hamd ol Hâlık-ı Bîçûn'a kim bu sene-i mübârekde Kandiye kal‘asının fethi müyesser olup der-i devlet-masîre bu yüzden fetihnâme-i küstâhâne tahrîr olundu kim hâliyâ cezîre-i Girid ahvâl-i hasret-me’âli istihbâr olunur ise zîr-i nîlgûn tâk-ı lem-yekün mislühâ fi'l-âfâk olan Kandiye kal‘asının ibtidâ muhâsarasından 326b kemend-i feth-i teshîre gelince vâki‘ olan cidâl ü harb [ü] kıtâl ve darb ma‘lûm-ı cümle-i âlem ve mefhûm-ı kâffe-i ümem olup lâkin ol kal‘a-i metîne Deryâ-yı Sefîd'in sedd-i sedîdi ve umûmen Frengistân'ın âhenîn kilîd-i mekîni olmağla vâki‘ olan gazâ-yı kebîreyn ve cihâd-ı azîmeyn nakl-i takdîr-i bedîde gelüp muvahhidîn tahsîl-i sürûr-ı lâ-yuhsâ ve cünûd-ı zafer-karîn tekmîl-i hubûr-ı gayr-i ihsâ etmek muhakkak olmağla bir ay ceng-âşûbdan mıkatta-ı husûmet ü adâvete değin sûret-pezîr olan harb ü darbdan mümkinü't-takrîr olan vech üzre ihtisâr-ı ahbâr olunup ve'l-hâsıl kal‘a-i mezbûre bin yetmiş yedi senesinde vâki‘ olan mâh-ı Zilhicce'nin gurresinde cevânib-i erba‘asında muhâsara ve ma‘rûf olan Yüksek tabyadan garb (garb) tarafında leb-i deryâda vâki‘ olan metânet ile iştihâr bulan Kızıl tabyaya varınca meterislere mübâşeret ve mevâzı‘ adî(?) sekiz yerden mütecâviz kal‘a-kûb ra‘d-âşûb balyemez toplar tabya dîvârlarına havâle olup yevmen fe-yevmen meterisler handaklara doğru sürülüp ejder-dem ve âteş-fem top-ı serâmedler ile leylen ve nehâr kal‘a dîvârı ve tabyaları döğülüp lâkin kal‘a-i üstüvârın cânib-i berrîsi husûsan meterisler önünde nakş-ı dîvâr-ı kal‘anın esâs-ı ibret-nümâsı ekseriyyâ kemerler üzre mebnî olunup âlât-ı harb ile müştemil sanâyi‘-i garîbeler ile memlû olduğundan mâ‘adâ handakı iki yüz zirâ‘-ı Mekkî'den mütecâviz âriz ve kemâl mertebe amîk olup ale'l-ittisâl parmaklık cengleri vefret üzre olup kal‘adan munfasıl ve handak-ı kebîrden hâric tabya-i azîmeler dahi birbirlerine mukârin olup her birisi birer kal‘a-i metîn ve kûh-ı Demâvend-vâr temkîn mânendi olup cehâresin ve ka‘r-ı zemînlerin feth [u] teshîre her dirsek tabyaları mâni‘ olup ale'l-husûs sa‘âdetlü sadr-ı âlî-mikdâr hazretlerinin kolunda vâki‘ metânet ve istihkâm ile meşhûr [u] müte‘ârif olan Kanlı tabyanın etrâf [u] cevânibi kat-ender-kat parmaklıklar ve şaranpavlar ve domuz damları ve zîr-i hâkde cengci tabyaları ve ka‘r-ı zemînde beşer altışar kat lağımları âteş-i harbile memlû ve mâ-fevki top ve kumbaralar ile meşhûn olup vech-i meşrûh üzre mevâni‘-i garîbelerin ta‘tîl ü teshîr ve zîr-i hâkde olan düşmen-i dînin lağımları ibtâl ve mânend-i kal‘a-i metîn olan Kanlı tabya lağımlarıyla ma‘dûmu'l-eser ve zemîni zabt [u] rabta girüp handaklarına duhûl müyesser olunca vâki‘ olan ceng [ü] cidâl ve tarafeynden atılan lağım ve kazan kumbaraların tahrîr [ü] tavsîfi kalem-i serî‘u'l-beyân kendü lâl ve kemâ yenbağî takrîri emr-i muhâl olup bu esnâda vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ erişmeğile alâ tarîkı'l-muhâfaza kalmak müşâvere olunup meterisler handak kenârlarında karâr-dâde olup cemî‘i meterislerde i‘tidâl-i hevâ olunca meks ü ârâm ve ikdâm [u] ihtimâm ile meterislerde kıyâm olunup cünûd-ı muvahhidîn hiddet-i sermâda ve şiddet-i bürûdetde bilâ-hâ’il nâzil olan berf ü bârân leyl [ü] nehâr meterisler içre revân-ı seyl-i bî-pâyân meşakkatlerin uğur-ı dîn-i mübînde mahz rahmet bilmek[l]e ale'd-devâm peykâr olup bu hâl-i pür-melâl üzre mürûr-ı sermâ ubûr edüp sürûr-ı i‘tidâl-i hevâ mukârin olmağile asâkir-i deryâ-mevc fevc fevc ikdâm-ı cenge kıyâm ve ahz-ı intikâm ve kal‘anın feth [ü] teshîrine bezl-i ikdâm olunup cânib-i bahrden leb-i deryâ ile iki koldan meterislere girilmesin savâb-dîd-i cumhûr-ı asâkir-i zafer-mezâhir olmağla Kızıl tabya mukâbelesinde kadîmî meterislerden leb-i deryâya varınca meterisler ve medd ü tertîb olunup ve şark cânibinde Aktabya kurbunda Göllük ta‘bîr olunduğu mahalde leb-i deryâ ile tershâneye doğru ve ma‘rûf olan Kumlu tabyaya varılmak üzre meterisler mübâşeret olunup lâkin Kızıl tabya câniblerinde vâki‘ olup sa‘âdetlü sadrıa‘zam hazretlerinin kolunda vâki‘ olan meterisler önünde leb-i deryâ ile Taşlık ve Göllük tarafında kumluk olmağile iki koldan gayri dahi leb-i deryâ ile meterisler mübâşereti emr-i muhâl iken mücâhidân-ı gâziyân-ı dîn-i mübîn ve mübârizân-ı zafer-karîn uğur-ı dîn-i mübînde gayret ü hamiyyeti devlet-i uzmâ ve meşakkat ü zahmeti sa‘âdet-i ukbâ müşâhedesiyle cümle huzûr-ı râhatı vücûdlarına harâm mesâbesinde edüp cümle guzât hâb u râhat-ı istirâhati terk ü bî-ârâm edüp iki koldan meterisler içün mesâfe-i ba‘îdelerden zahrlıklarıyla toprak nakliyle meterisler i‘mâl olunup mavâzi‘-i gayriden ra‘d-gerdân-ı su‘bân-demâr balyemez top-ı kal‘a-kûblar getirüp tabya siperlerine vaz‘ edüp kal‘anın rû-yı dîvârlarına ve cümle tabyalarına topları havâle edüp kal‘anın dîvâr-ı tabyaları günden güne vîrân ve ser-nigûn olup limana gemilerinin hurûc [u] duhûlüne toplar mâni‘ olup lâkin a‘dây-ı dîn-i dûzah-karîn dahi zikr olunan iki koldan asıl dîvârdan gayri handaklardan hâric ve leb-i deryâda vâki‘ olan zîr-i hâkde ceng tabyaların püskürme lağımlar ile memlû ve mükemmel edüp bâ-husûs Kızıl tabyayı sanâyi‘-i ebniye ile metânet üzre edüp sedd-i râh olacak hiyel-i harbi müştemil mevâni‘-i acîbeler ile müretteb etmeğile cânibeyn-i mezkûreynde bir mertebe sanâyi‘-i acîbe ve garîbeler ihdâs ve bir derece mevâni‘-i takrîbe 327a îcâd eylemişdir kim zu‘m-ı fâsid ve hayâl-i kâsidleri üzre humâre dîn ve kumâre nusret-i karîn olup guzât-ı dîn yanına varmak ve karîb yanaşmak değil ejder-dehân âteş-feşân topların kesretinden ve lağım ve kumbaraların vefretinden nerre-i dîv-i Süleymânî yanına varmak değil bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden mürûr etmek emr-i muhâl olup zi-dehşet-nişân lağımlar ve kumbaralar vefretinden ankâ-yı lâ-mekân evc-i a‘lâda tayerân-ı adem muhâl tasavvur ile kasd-ı guzât-ı islâmîden bî-bâk ve âheng-i kümât-ı Rahmâniyyeden bî-pervâ olup lâkin cünûd-ı müslimîn-i sâhib-kırân ve asâkir-i gîtî-sitân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a–327a ·
metinde göster ·
üstü serâpâ kayagan döşelidir. Hîn-i muhâsarada dam [u] bâm üzre olan mazgal de …
Ve hânın damları üstü serâpâ kayagan döşelidir. Hîn-i muhâsarada dam [u] bâm üzre olan mazgal deliklerinden ceng olunur bir iç kal‘a hânıdır. Ve bu hânın iki kapusunun mâbeyni kâmil kırk adımdır. Ve bir muzlim bucakda bir demirli kal‘a kapusu vardır, cenûba nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y71a ·
metinde göster ·
… üz üç yüz adım kol kanat misâli yayılup ba‘zı evlerin ve dükkânların ve câmi‘in
damları
üzre perîşân olmuşdur. Lisân-ı hâl ile geysûların âşıkân üzre sâyebân etmişdir.
Hikmet-i Hudâ ba‘zı dalları ol sütûn-ı müntehâlar üzre dura dura mezkûr dalların ağırlığından mermer sütûnlar dalların vücuduna gömülüp mezkûr dallar dahi cüssedâr oldukça hevâya münkalib olup mezkûr sütûnları kucaklayup hevâya mu‘allak dururlar. Sâhib-i hayrlar dahi âyende vü revendeden kimse helâk olmak ihtimâli ola deyü mu‘allak sütûnların altına mermer tabanlar binâ etmişler. Ammâ yine her sene mezkûr çınâr mu‘ammer oldukça ol mermer sütûnları hevâya kaldırup bu hâl üzre bir meydân-ı azîm sâyesi dutup koyah olmuşdur. Ve ba‘zı dalları cânib-i erba‘asına iki yüz üç yüz adım kol kanat misâli yayılup ba‘zı evlerin ve dükkânların ve câmi‘in damları üzre perîşân olmuşdur. Lisân-ı hâl ile geysûların âşıkân üzre sâyebân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y105b ·
metinde göster ·
… ısır-ı Atîk eyle ma‘mûr u müzeyyen imiş kim Nîl kenârında olan sarây-ı âlîlerin
damları
üzre horos damdan dama pertâb ederek Bulak'dan Eski Mısır'dan Makdonya şehri ki …
Ve Mısır-ı Atîk eyle ma‘mûr u müzeyyen imiş kim Nîl kenârında olan sarây-ı âlîlerin damları üzre horos damdan dama pertâb ederek Bulak'dan Eski Mısır'dan Makdonya şehri ki Kademü'n-Nebî olan mahaldir horos ol mahalle varır imiş, böyle ma‘mûr [u] âbâdân imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227b/mük ·
metinde göster ·
üzre niçe bin kanâdîl çerâğân olur. Ve tabl [u] nakâre-i gûnâ-gûnlar sadâsı ist …
"Ba‘zı gecelerde bu sarâyın damları üzre niçe bin kanâdîl çerâğân olur. Ve tabl [u] nakâre-i gûnâ-gûnlar sadâsı istimâ‘ olunur, şâdumânlar olur. Ve ol gecenin sabahısı sarâyın dîvârları hâricinde niçe yüz siyâh ve beyâz keçe pâreleri bulunur, ammâ ol vaslalar ne keçi yüğünden ve ne deve yüğündendir, bir gûne keçedir kim bu cihânda misli yokdur. İşte belîdemiz içre böyle bir belâ musallat olmuşdur, ammâ ehl [ü] iyâlimize ve gayrı kimesneye zararları yokdur ve görünürde dahi bir şey yokdur", deyü hikâyet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y280a ·
metinde göster ·
… ü kebîr yedi bin altı yüz bâğ u bâğçeli kat-ender-kat tula binâlı ve kirec ile
damları
sıvanmış ma‘mûr u müzeyyen hânelerdir. Ammâ Reşîd'in hâneleri dahi ziyâde ma‘mû …
Ve bu şehr-i azîm cümle sagîr ü kebîr yedi bin altı yüz bâğ u bâğçeli kat-ender-kat tula binâlı ve kirec ile damları sıvanmış ma‘mûr u müzeyyen hânelerdir. Ammâ Reşîd'in hâneleri dahi ziyâde ma‘mûr u müzeyyendir. Bu Dimyât hâneleri dahi elvân elvân tûblar ile dîvârları müzeyyen binâ-yı metînlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y345b ·
metinde göster ·