… i. Hatta Şâm'da anın Nakura Boğazı'nda Dürzî ile bir ceng-i Alî etmişdir kim az
değil bu
abd-i hakîr kırk iki yıldan berü niçe cenglerde niçe bin gâzîler görmüşüm ammâ …
Eğer su‘âl olunursa bir âdem kendüyi bir kayadan deryâya atmış ve bir kenâre çıkmış, katl etmişler. Ya bu dibâceyi tûl u dırâz medh etmeden murâd ne ola denirse {cevâb oldur kim} gerçi bir sarıca haşerâtı idi ammâ kapu yoldaşımız olup nân u nemek hakkı olduğundan dahi {değil hakku'l-insâf oldur ki} bir sâlih ü mütedeyyin ve mü’min ü muvahhid ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb Malatıyye kurbünde İzoli Kürdlerinden şehbâz u yarar u bahâdır bir er-i server-i hünerver idi. Hatta Şâm'da anın Nakura Boğazı'nda Dürzî ile bir ceng-i Alî etmişdir kim az değil bu abd-i hakîr kırk iki yıldan berü niçe cenglerde niçe bin gâzîler görmüşüm ammâ Seydî Ahmed Paşa ve Ketagaç Paşa ve bu Çomar Bölükbaşı gibi nefsinde bahâdır ü şecî‘ er görmedim. {Anınçün medh etdim}. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282b ·
metinde göster ·
… kırıntı altından gerüdeki taburlarına gidecek yollar etmiş, taburlarına varmak
değil bu
kırıntıdan girmek muhâl-ender-muhâl benî Âdem değil gayri zî-rûh kısmı dahi bu …
Ve bu tabur üzre yedi sıra altmış yetmiş pâre şâhî toplar komuş ve bu taburdan hâric bizden tarafa nîm sâ‘at yer dere ve depelere ve dağlara ve bâğlara ol kadar dıraht-ı serâmedleri kırup bu derece içine döküp eyle domuz damalar(?) ve hûk-i beyâbân bâmları ve gûnâ-gûn kemîngâhları kefereler ile pür eyleyüp bir paçarızlıklar ve gûnâ-gûn hiyel ve şeytanatlar edüp dağı taşı kırıntı edüp kırıntı altından gerüdeki taburlarına gidecek yollar etmiş, taburlarına varmak değil bu kırıntıdan girmek muhâl-ender-muhâl benî Âdem değil gayri zî-rûh kısmı dahi bu kırıntılardan geçmek muhâl.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
… bu gürûh-ı müslimînin hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir kim bu câmi‘ derûnu
değil bu
evvel cum‘ada kal‘anın şâhrâhları ve der [ü] dîvârları ve sakafları üzre cemâ‘a …
Andan aşağı câmi‘de nev-binâ mahfilimize urûc edüp devr-i şerîfe başlayup ba‘dehu hakîr devr-i şerîfi itmâmdan sonra ba‘de't-tarziye ve tasliye hatîb-i necîb belîğu'l-ayân ve'l-beyân elinde bir şemşîr-i âteş-tâb-ı uryân ile meşîh-vâr minber-i hûb-manzara urûc edüp seccâde-i Resûlullâh üzre karâr-dâde olup bu hakîr cümle tarîk-i Bilâliyân, ya‘nî zümre-i mü’ezzinânlar ile kıyâma gelüp yekgâh ve dügâh ve segâh ve çârgâh ve pençgâh-ı Muhammedî makâmlarında gûnâ-gûn şu‘abât ve terkîbâtlarda tahrîrât ederek Dâvûdî hoş-elhânlar ile kavl-i Edvâr kitâbı üzre rehâ buldurup 121b gülbâng-ı Muhammedîye müselsel âğâzeler edüp ezân-ı Muhammedî tamâm oldukda cümle cemâ‘at ve dükeli guzât-ı müslimîn ve a‘yân-ı kibâr u sığâr ve muvahhidîn âsûde-hâl oturup hutbe-i şerîfi gûş-ı hûşlarıyla istimâ‘ etmeğe sâmi‘înden olup andan imâm-ı âdil hutbeye bed' edüp ibtidâ hamd-i Hâlık-ı Bîçûn ve ba‘dehu Resûlü's-sakaleyn içün tasliye ve Çâryâr-ı bâ-safâlar içün tarziyelerden sonra nâm-ı hümâyûn-ı pâdişâh-ı zıllullâh hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn-i cem-cenâbın sefer-i meserretin yâd eyledikde cemî‘i guzât-ı müslimînin mürde dilleri şâd olup hayr du‘âda iken cümle cüyûş-ı muvahhidîn kâffe-i ümem, ki cemâ‘at-i kesîre idi, bu gürûh-ı müslimînin hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir kim bu câmi‘ derûnu değil bu evvel cum‘ada kal‘anın şâhrâhları ve der [ü] dîvârları ve sakafları üzre cemâ‘at-i kesîre hınc-â-hınç olup hisâbdan bîrûn idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a–121b ·
metinde göster ·
… ğıyla dinleyüp gördüm ki bu sergüzeşt hikâyelerin biri de şer‘-i şerîfe mutâbık
değil. Bu
bana dâğ-ı derûn olup,
Ammâ hakîr-i pür-taksîr bu hikâyât-ı acîbe vü garîbelerini cân kulağıyla dinleyüp gördüm ki bu sergüzeşt hikâyelerin biri de şer‘-i şerîfe mutâbık değil. Bu bana dâğ-ı derûn olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178b ·
metinde göster ·
kal‘a binâ olunduğu cezîrede bir kimse tebevvül ü tegayyuz etmeğe kâdir değille …
Bu azîzin havfından cümle ehl-i kal‘a taşrada sâkinlerdir. Derûn-ı kal‘ada aslâ bir âdemî-zâd yokdur. Ziyâretine varanlar kal‘a kapusundan içeri dâhil olunca pây-bürehne varırlar. Kal‘ada değil bu kal‘a binâ olunduğu cezîrede bir kimse tebevvül ü tegayyuz etmeğe kâdir değillerdir. Tekâzâ-yı hâceti gelirse de üç gün ve beş gün olursa da kabız durur, tâ ki Nîl kenârına varmayınca def‘-i hâcet edemez. Bu hâk-i amber-pâkde koyundan ve at ve deveden gayrı hayvân besleyemezler, zîrâ necâsetleri necâset-i galîzadır. Tâ bu mertebe ulu sultândır kim bu cezîrede bir kimesne fi‘l-i şenî‘ edemez ve harâmî ve zâlim giremez ve kimse teşelşül edemez. Meşhûr-ı âfâk kutb-ı ale'l-ıtlâk mutasarrıfînden ulu sultândır. Ve halkı mü’min ü muvahhidîn Berberî kavmidir. Hastaları ve ma‘sûmları def‘-i hâcet etdükde mecurlara eder, ba‘dehu tâ Nîl'e dökerler. Bu derd-i elîmi dâ’imâ çekerler. Bunu ziyâret edüp yine cenûba Y 403a Nîl çetince sekiz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y402b–Y403a ·
metinde göster ·