… raclar altında kutular ile zarâfet edüp âteşler gezdirüp bir elinde dahi ortası
delik
tablalar üzre fağfûrî ve çini Kütâhiyye filcânların zeyn edüp çârsû-yı bâzâr iç …
Esnâf-ı ısıcak pâlûdeciyân-ı kavvâfân: Cümle neferât sekiz yüz bunların aslâ dükkânları yokdur, hemân bâlâda tahrîr olunan ıssı pâlûde kârhânelerinden niçe bin bakrac pâlûde alup bakraclar altında kutular ile zarâfet edüp âteşler gezdirüp bir elinde dahi ortası delik tablalar üzre fağfûrî ve çini Kütâhiyye filcânların zeyn edüp çârsû-yı bâzâr içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
… azîm dıraht-ı müntehânın çatal dalına mıhlayup korlar. Başı ucundan sandûka bir
delik
delüp zu‘m-ı fâsîdlerince ol delikden cennete nazar ide. Niçe yüz bin bal arısı …
Evsâf-ı Üsüviş : Leb-i deryâda bir yalçın kaya üzre bir köhne harâb kal‘ası var. Bir gice eyyâm-ı muhâlif olup cümle tüfenk-endâz yoldaşlarımızla gâfil olmayup anda mihmân olup beş koyun ile Süviş beği yanımıza gelüp ikrâm etdi. Bu kavm ağaçdan yay yaparlar ve aldıç ağacından ok yaparlar ve tüfenk kullanır cümle üç bin piyâde kavmdir. Beğlerinin ismi (---) ve iskelesi irmen-Süviş'dir. Dağlarında 258a ayu ve hınzır ve tilki ve çakal ve semmûr-misâl sansar ve zerdeva ve sarı sığın ve koz tavuğu olur ulu dağlardır. Garâbet bu kim bu Abaza tâ’ifesinin ekseri beğlerinin leşini bir sandûk-misâl ağaç içine koyup bir azîm dıraht-ı müntehânın çatal dalına mıhlayup korlar. Başı ucundan sandûka bir delik delüp zu‘m-ı fâsîdlerince ol delikden cennete nazar ide. Niçe yüz bin bal arısı dahi ol delikden girüp Abaza leşinin koltukları ve budu arasında bal yapup mevsiminde sandûkının kapakların açup kıllı kıllı balları tulumlara doldurup satarlar. Halk Abaza balıdır deyü pâre pâre olup alırlar. Ammâ kubhunu bilmezler. Abaza balından gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu Abaza diyârında niçe bin acâ’ibât ve garâ’ibâtlar vardır ammâ tahrîri mümkün değildir. Bunda dahi birkaç mahbûb Abaza civânları alınup yine cânib-i garba iki gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b–258a ·
metinde göster ·
… â yüz yigirmi yerde, kayalarda mücellâ ve musaykal delikler vardır. Yüz yigirmi
delik
, yüz yigirmi dörd mürsel peygamber ervâhı sadâsı geldüğün alâmetdir. Anınçün hâ …
Bu cebele geldikde "Es-selâmü aleyke yâ Cebelü'l-Lübnân" dedikde cemî‘i ervâh-ı enbiyâ "Ve aleykümü's-selâm yâ Muhammed"! deyü aleyk sadâsı geldüğü mahal hâlâ yüz yigirmi yerde, kayalarda mücellâ ve musaykal delikler vardır. Yüz yigirmi delik, yüz yigirmi dörd mürsel peygamber ervâhı sadâsı geldüğün alâmetdir. Anınçün hâlâ ol mahalle "Selâm kayası" derler. Bu Hızır makâmının yanında Makâm-ı Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâ‘îl ve Hazret-i İshâk ve Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i İsâ makâmâtları vardır. Ve'l-hâsıl cemî‘i mürsel nebîlerin makâmât-ı aliyyeleri vardır. Her bir mağaralara birer hayrât sâhibleri kayalar üzre târîhler de yazmışlar, hakkâ ki sikke-i mermerde kazmışlar. Ve bu makâmâtlar kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35b ·
metinde göster ·
… üteveccih olup bu Urfa'ya geldiklerinde bu dırahtın Bağdâd tarafından kırk aded
delik
delinip andan kanlı su cereyân etmeğe başlayup Bağdâd'da kırk bin âdemden kan a …
Hikmet-i ibret-nümâ-yı garîb: Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi kurbunda bir dıraht-ı müntehâ vardır kim acîbe-i dehrden bir şecer-i garîbdir. Her bâr kim ekâlîm-i seb‘ada iki pâdişâh birbirile ceng [u] cidâle ve harb-i kıtâle âheng etseler bi-emri Hudâ ol mağlûb cânibine dırahtın bir cânibi oyulup kırmızı kanlı su cereyân etmeğe başlar. Hattâ Murâd Hân-ı Râbi‘ Bağdâd-ı bihişt-âbâdı kızılbaş-ı kallâş destinden feth etmeğe müteveccih olup bu Urfa'ya geldiklerinde bu dırahtın Bağdâd tarafından kırk aded delik delinip andan kanlı su cereyân etmeğe başlayup Bağdâd'da kırk bin âdemden kan akması alâmet derler. Hâlâ cereyân eden kanlı suyu "Ol sene gördük", diyen âdemler ile kelimât etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b ·
metinde göster ·
… diner kurna" derler, havz-ı kebîrin sol cânibindedir. Kurnaya ba‘îd dîvârda bir
delik
vardır, ol deliğe bir âdem parmağın soksa yâhûd ol deliğe ağzıyla üflese ol kur …
Amma beşinci ılıca-i kebîr tâ şehrin ayne'l-fi‘linde vâki‘ olup bir kubbe-i azîm câmekânı vardır. Bin aded âdem alur ortasında havz [u] şadırvanı var, andan içeri bir kubbe-i azîmi var kim âdem birbirin güç ile teşhîs eder. Kubbenin cânib-i erba‘asında altı aded kemerler vardır. Her kemer altında birer hanefî kurnaları kol kalınlığı suları cereyân etmededir. Ve iki halveti var, birine akhalvet derler bir kurnası var. Kurnasında bir kurbağı resmi var, ana işâretdir kim "Sen benî Âdem'sin, kurbağı gibi suda çok durma" demekdir. Ve halvet gâyet rûşen ve beyâz mermer-i hâmlar ile döşendiğinden "akhalvet derler. Ve birine "karahalvet derler, hakkâ ki muzlimdir. Ve bir kurnaya "diner kurna" derler, havz-ı kebîrin sol cânibindedir. Kurnaya ba‘îd dîvârda bir delik vardır, ol deliğe bir âdem parmağın soksa yâhûd ol deliğe ağzıyla üflese ol kurnanın suyu akmaz olur. Parmağın çeküp üflemese yine akmağa başlar, aceb temâşâdır. Bu kubbe-i azîmin ortasında halîc kadar bir havz-ı azîm vardır kim âdem kaddinde aşren fe-aşren pâk mâ-i suhn ile leb ber-lebdir. Dâ’iren-mâdârında altışar kademe nerdübânları var ve mermer ejder ve arslan kellelerinden âb-ı hayât sular cereyân edüp havza rîzân olur ammâ gâyet ıssıdır. Bu havz içre cemî‘i âşıkân-ı sâdıkân müştâkân-ı ma‘şûka ve yârân-ı bâ-safâlarıyla bilâ-vâsıta koç-kucağ olup mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp kimi perendebâzlık, kimi rakkâslık edüp el ele verüp semâ‘ ederler. Niçesi el ele olup turna katarı olup "kur kur" deyü turna sadâsı ederek deverân ederler. Kimisi bir yire cem‘ olup birbirlerin derâğûş edüp omuzlarına ayak üzre bir kat âdem dahi birbirlerin kucaklayup eyle semâ‘ ederler. Bir hây-hûydur kim ta‘bîr olunmaz. Hakîr bu havza "mecma‘-i dilberân" dedim. Zîrâ herkes dilber-i ra‘nâlar ile bîlâ vâsıta koç-kucağ ba‘dehû bir genc künci bucâğ isterse ol çağ; istemezse öbür çağ eder. Böyle bir havz-ı vâsıtadır. Ve niçe yüz garîb ü gurebâ kurnalarda câmekânda, câme vü câmehâbın gasl edüp pâk eder. Ve niçe yüz âdem dahi mahbûb dellâklare kese ve sabun sürdürüp kendi dahi dellâke sabun gibi sürünüp kimi pâk ve kimi şerâ’it-i guslü bilmeyüp nâ-pâk olur. Bir cah-cahûn hengâme-i hâl-i diyer-gûndur kim akl-ı kâsır hayrân olur. Ve bu ılıcada bây [u] gedâ birdir. Eğer peştemâlın var ise hammâmcıya bir akçe vermeden çıkarsın, meğer esbâbın hıfz edene bir penez veresin. Zîrâ Camâpur askeri gibi bî-hisâb ecnâs-ı mahlûkât haşerâtlar gelüp gitmededirler. Ve eğer peştemâlın yok ise hammâmdan peştemâl alup kise sabun sürünürsen iki akçe verirsin. Ve ba‘zı şehir a‘yânı şeb-i yeldâlarda yetmiş seksen aded yârân u pîr [ü] cüvân banayı halvet edüp niçe yüz aded kanâdiller ile ve gûnâ-gûn şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân edüp âlem-i ağyârdan bî-haber tâ sabâha dek cân-ı cânân sohbetleri edüp gûnâ-gûn et‘ıme-i nefîse ve mümessek hoşâblar ve gülâb ü ûd-ı anberler ile derûn-ı hammâm hoş-bû olup hoşâb zevkleri ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
… ına yağ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım
delik
delik olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân e …
Ammâ başında havâlesi çokdur, dediğü dağdağa-i âleme uğrayup tevâbi‘ çokluğu ve başım havâleli olup şişdiğidir. Ve gemi içinde safrası yokdur, dediği hâlâ perhiz ile karnım açdır ve fırtınaya dayanamaz dedüğü halk üzerime hücûm edüp teklîf-i mâlâ yutâk mu‘âleceler etdikleridir, ve fırtına-i rûzgâra paşayı çıkarman işâretidir ve bu geminin altına yağ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım delik delik olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân edüp kan akıtmak gerek, dediği başım vücûdum gemisinin dümenidir. Hekimler hacamat edüp kan akıdup sıhhat buldukda kurbân eylemek işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği bir müdebbir âdemimin vücûdu amûdu keslüp benim sıhhatim alâmetidir, ve geminin yedi demirinin beşi kırılması beş aded sâhib-i lenger âdemlerim merhûm olup iki müdebbir âdemim kalması işâretidir ve gemi içinden gemiciler 'gemi batıyor' deyü feryâd etdikleri iç ağalarım havfe düşüp 'Paşa ölür' deyü feryâd etdikleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
… ğ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım delik
delik
olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân edüp ka …
Ammâ başında havâlesi çokdur, dediğü dağdağa-i âleme uğrayup tevâbi‘ çokluğu ve başım havâleli olup şişdiğidir. Ve gemi içinde safrası yokdur, dediği hâlâ perhiz ile karnım açdır ve fırtınaya dayanamaz dedüğü halk üzerime hücûm edüp teklîf-i mâlâ yutâk mu‘âleceler etdikleridir, ve fırtına-i rûzgâra paşayı çıkarman işâretidir ve bu geminin altına yağ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım delik delik olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân edüp kan akıtmak gerek, dediği başım vücûdum gemisinin dümenidir. Hekimler hacamat edüp kan akıdup sıhhat buldukda kurbân eylemek işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği bir müdebbir âdemimin vücûdu amûdu keslüp benim sıhhatim alâmetidir, ve geminin yedi demirinin beşi kırılması beş aded sâhib-i lenger âdemlerim merhûm olup iki müdebbir âdemim kalması işâretidir ve gemi içinden gemiciler 'gemi batıyor' deyü feryâd etdikleri iç ağalarım havfe düşüp 'Paşa ölür' deyü feryâd etdikleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
… şeklinde ol sûretlerin nergis gözlerin Etrâk bıçağıyla hakk ederken her varağı
delik
delik delmiş ve ba‘zı tasvîrleri bıçağıyla boğazladım zu‘mıyla boğazlarından çi …
{Ve mine'l-acâ‘ib da‘vâ-yı udhike-i garîbe}: Bir mürâ’î muta‘assıbîn ü sabî-perest ya‘nî mahbûb-dostların Kadızâdeli fırkasından geçinen bir nâmerd-i zemmâm ü nemmâm ve fassâl u deccâl u ribâ-hor u cüvân-dost ve cüvân-merg afacan u mezmûm cehele-i cihân olan bir hümel ü mühmel ü müsta‘mel ve mânend-i nuhtâ-güm(?) tâ’ife-i münkerînden iken tama‘-ı hâma düşüp bir sihr-âsâr Şâhnâme'yi mezâd-ı sultânîde bey‘-i men-yezîd edüp bin altı yüz guruşa {Şâhnâme} alup üzerine yazılmışken {herîf-i zarîf} haymesine varup "Tasvîr harâmdır." deyüp cümle sahâyiflerde olan tasvîrâtları temâşâ ederken ba‘zı tasvîr-i sihr-âsârların gözlerin çıkarır şeklinde ol sûretlerin nergis gözlerin Etrâk bıçağıyla hakk ederken her varağı delik delik delmiş ve ba‘zı tasvîrleri bıçağıyla boğazladım zu‘mıyla boğazlarından çizmiş ve ba‘zı mahbûb u mahbûbe tasvîrâtların ol musanna‘ çehrelerin ve cümle libâsların ağzındaki mekrûh balgamı ve tükrüğüyle telvîs edüp böyle zî-kıymet kitâbın her varakın üstâd bir ayda hâsıl etmemişken bir ânda ağzı salyârıyla mülevves eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
… nde ol sûretlerin nergis gözlerin Etrâk bıçağıyla hakk ederken her varağı delik
delik
delmiş ve ba‘zı tasvîrleri bıçağıyla boğazladım zu‘mıyla boğazlarından çizmiş v …
{Ve mine'l-acâ‘ib da‘vâ-yı udhike-i garîbe}: Bir mürâ’î muta‘assıbîn ü sabî-perest ya‘nî mahbûb-dostların Kadızâdeli fırkasından geçinen bir nâmerd-i zemmâm ü nemmâm ve fassâl u deccâl u ribâ-hor u cüvân-dost ve cüvân-merg afacan u mezmûm cehele-i cihân olan bir hümel ü mühmel ü müsta‘mel ve mânend-i nuhtâ-güm(?) tâ’ife-i münkerînden iken tama‘-ı hâma düşüp bir sihr-âsâr Şâhnâme'yi mezâd-ı sultânîde bey‘-i men-yezîd edüp bin altı yüz guruşa {Şâhnâme} alup üzerine yazılmışken {herîf-i zarîf} haymesine varup "Tasvîr harâmdır." deyüp cümle sahâyiflerde olan tasvîrâtları temâşâ ederken ba‘zı tasvîr-i sihr-âsârların gözlerin çıkarır şeklinde ol sûretlerin nergis gözlerin Etrâk bıçağıyla hakk ederken her varağı delik delik delmiş ve ba‘zı tasvîrleri bıçağıyla boğazladım zu‘mıyla boğazlarından çizmiş ve ba‘zı mahbûb u mahbûbe tasvîrâtların ol musanna‘ çehrelerin ve cümle libâsların ağzındaki mekrûh balgamı ve tükrüğüyle telvîs edüp böyle zî-kıymet kitâbın her varakın üstâd bir ayda hâsıl etmemişken bir ânda ağzı salyârıyla mülevves eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
… üvânâ hânı altına alup ol nâzenîn vücûdı birkaç yerde dahi bârûtçı galburı gibi
delik
delik bırakdı.
Ammâ bu hakîr gâfil değil iken ve ol kadar cüst ü çâpük hâzır-bâş iken yerimden hareket etmeğe iktidârım olmayup gaş[y] olmuşum. Hemân fakîr hân cân havliyle bir âh-ı serd çeküp Nûruddehr ile ikisi küştegîrlik ederken bir tarafdan Rüstem dahi sarılup ol Nûruddehr-i bî-rahm hünkâr-ı tüvânâ hânı altına alup ol nâzenîn vücûdı birkaç yerde dahi bârûtçı galburı gibi delik delik bırakdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13a ·
metinde göster ·
… hânı altına alup ol nâzenîn vücûdı birkaç yerde dahi bârûtçı galburı gibi delik
delik
bırakdı.
Ammâ bu hakîr gâfil değil iken ve ol kadar cüst ü çâpük hâzır-bâş iken yerimden hareket etmeğe iktidârım olmayup gaş[y] olmuşum. Hemân fakîr hân cân havliyle bir âh-ı serd çeküp Nûruddehr ile ikisi küştegîrlik ederken bir tarafdan Rüstem dahi sarılup ol Nûruddehr-i bî-rahm hünkâr-ı tüvânâ hânı altına alup ol nâzenîn vücûdı birkaç yerde dahi bârûtçı galburı gibi delik delik bırakdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13a ·
metinde göster ·
… çadırları bir gayrı yere nakl etdiklerinde mezkûr avrat handa[k] kenârından bir
delik
deldürüp on kulaç yerde bir azîm demir kapu zâhir olup kıflların kırup halkalar …
"Aşağı ovadaki Türk çadırları kalksınlar, zîrâ bu deryâ boşanınca aşağı ova deryâ olup Türk çadırları ve atları ve âdemleri gark olur" deyü kapuyu ol ân sahrâdaki çadırları bir gayrı yere nakl etdiklerinde mezkûr avrat handa[k] kenârından bir delik deldürüp on kulaç yerde bir azîm demir kapu zâhir olup kıflların kırup halkalarına top palamarları bağlayup bu kadar guzât-ı müslimîn ise "Tıramola" deyü halatları çekince el-azametullâh ol su kırılup {bir gürüldü ve sâ‘ika peydâ olup gûyâ Nil-i mübârek Şelâl boğazından atlar gibi fevvârevâr} bir minâre kaddi bir nehr-i azîm havâya pertâb edüp aşağı sahrâya cereyân edince ol gece sabâha dak handakda bir katre su kalmayup âdem kaddi kadar balıklar çamur içre kaldılar kim hisâbın Allâh bilir, ammâ aşağı sahrâda çok at ve âdemler gark-ı âb oldular, ammâ guzât-ı müslimîn de balık yemeden müstağnî oldular. Ol ân mezbûr avrata oğlun verüp oğluyla Yanova'ya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b ·
metinde göster ·
… l dahi niçe kılâ‘lardan Sadrıa‘zama feryâdcılar ve kan ile yazılmış ve âteş ile
delik
delik yanmış mektûblar vezîr-i dilîre gelince hemân ol Âsaf-ı şecî‘ [ü] dilîr o …
Andan taraf-ı garba yine Semendire sancağı hâki içre niçe yüz aded ma‘mûr kendleri 12 sâ‘atde ubûr edüp menzil-i Belgrad-ı hoş-bilâda dâhil {olup} yine efendilerimizle ol meştâda cân sohbetleri edüp zevk u safâlar ederken sene 1074 târîhi mâh-ı Recebü'l-ferdin gurresinde eyyâm-ı şiddet-i şitânın zemherîrinde cihânı kar rahmeti kaplayup bir âdem kapusundan taşra çıkmağa iktidârları olmaduğu günlerde hikmet-i Hudâ Sadrıa‘zama ol günlerde kal‘a-i Kanije vâlîsi Yentür Hasan Paşa'dan ve Seğitvar kal‘ası beğinden ve kal‘a-i Bobofça ve kal‘a-i Berezense ve kal‘a-i Şıklofça ve kal‘a-i Valpova ve kal‘a-i Birnivar ağalarından ve kal‘a-i Ösek beğinden ve kal‘a-i Mohaç beğinden ve kal‘a-i Peçoy beğinden ve kal‘a-i Segsâr beğinden ve kal‘a-i Şimatorna beğinden ve kal‘a-i Nadaj ağasından ve kal‘a-i Kuban beğinden ve kal‘a-i Kapoşvar beğinden, el-hâsıl dahi niçe kılâ‘lardan Sadrıa‘zama feryâdcılar ve kan ile yazılmış ve âteş ile delik delik yanmış mektûblar vezîr-i dilîre gelince hemân ol Âsaf-ı şecî‘ [ü] dilîr ol şiddet-i şitâda du‘â vü senâ ile tuğları sarây havlısına çıkarup nâdîler şehr-i Belgrad içre nidâ edüp cümle kışlalarda olan vüzerâlara ve mîr-i mîrânlara ve ümerâlara ve cümle yedi bölük kapu kullarının kışlalarına birer vezîria‘zam ağaları evâmir-i şerîfeler ile ılgar edüp ağalar pârekende ve perîşân oldular, ammâ şehr-i Belgrad içre erbâb-ı dîvândan ve mevcû[d] kapu kullarından ve vezîr ağalarından on bin kadar asker bulunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138a ·
metinde göster ·
… niçe kılâ‘lardan Sadrıa‘zama feryâdcılar ve kan ile yazılmış ve âteş ile delik
delik
yanmış mektûblar vezîr-i dilîre gelince hemân ol Âsaf-ı şecî‘ [ü] dilîr ol şidd …
Andan taraf-ı garba yine Semendire sancağı hâki içre niçe yüz aded ma‘mûr kendleri 12 sâ‘atde ubûr edüp menzil-i Belgrad-ı hoş-bilâda dâhil {olup} yine efendilerimizle ol meştâda cân sohbetleri edüp zevk u safâlar ederken sene 1074 târîhi mâh-ı Recebü'l-ferdin gurresinde eyyâm-ı şiddet-i şitânın zemherîrinde cihânı kar rahmeti kaplayup bir âdem kapusundan taşra çıkmağa iktidârları olmaduğu günlerde hikmet-i Hudâ Sadrıa‘zama ol günlerde kal‘a-i Kanije vâlîsi Yentür Hasan Paşa'dan ve Seğitvar kal‘ası beğinden ve kal‘a-i Bobofça ve kal‘a-i Berezense ve kal‘a-i Şıklofça ve kal‘a-i Valpova ve kal‘a-i Birnivar ağalarından ve kal‘a-i Ösek beğinden ve kal‘a-i Mohaç beğinden ve kal‘a-i Peçoy beğinden ve kal‘a-i Segsâr beğinden ve kal‘a-i Şimatorna beğinden ve kal‘a-i Nadaj ağasından ve kal‘a-i Kuban beğinden ve kal‘a-i Kapoşvar beğinden, el-hâsıl dahi niçe kılâ‘lardan Sadrıa‘zama feryâdcılar ve kan ile yazılmış ve âteş ile delik delik yanmış mektûblar vezîr-i dilîre gelince hemân ol Âsaf-ı şecî‘ [ü] dilîr ol şiddet-i şitâda du‘â vü senâ ile tuğları sarây havlısına çıkarup nâdîler şehr-i Belgrad içre nidâ edüp cümle kışlalarda olan vüzerâlara ve mîr-i mîrânlara ve ümerâlara ve cümle yedi bölük kapu kullarının kışlalarına birer vezîria‘zam ağaları evâmir-i şerîfeler ile ılgar edüp ağalar pârekende ve perîşân oldular, ammâ şehr-i Belgrad içre erbâb-ı dîvândan ve mevcû[d] kapu kullarından ve vezîr ağalarından on bin kadar asker bulunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138a ·
metinde göster ·
… r iki taraf kal‘aların altları nehr-i Tuna'ya nâzır kûh-ı Bî-sütûn gibi kayalar
delik
delik mağâralardır. Ve İnlik beli tarafında olan kal‘a bir kayalı burun üzre ol …
Andan bu mezkûr iki taraf kal‘aların altları nehr-i Tuna'ya nâzır kûh-ı Bî-sütûn gibi kayalar delik delik mağâralardır. Ve İnlik beli tarafında olan kal‘a bir kayalı burun üzre olmak ile yine Yanvan Kral bu kal‘a kayasının dağı ardını bir hayli kesüp nehr-i Tuna'yı akıdup kal‘ayı bir cezîre gibi etmek murâd edinmiş, ammâ ömr vefâ etmeyüp hâlâ [hâli] üzre kalmış, ammâ bu kayayı dahi bu mertebe kesüp Tuna akıtmak himmeti dahi makdûr-ı beşer değildir. Eğer eyle olsa bu İnlik kal‘ası Sedd-i İskender olurdu. Hattâ kefere zamânı bu boğazda cümle gemilerden gümrük alınırmış. El-hâsıl im‘ân-ı nazar ile görüp acâ’ib ü garâ’ib temâşâgâh yerlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95b ·
metinde göster ·
… taraf kal‘aların altları nehr-i Tuna'ya nâzır kûh-ı Bî-sütûn gibi kayalar delik
delik
mağâralardır. Ve İnlik beli tarafında olan kal‘a bir kayalı burun üzre olmak il …
Andan bu mezkûr iki taraf kal‘aların altları nehr-i Tuna'ya nâzır kûh-ı Bî-sütûn gibi kayalar delik delik mağâralardır. Ve İnlik beli tarafında olan kal‘a bir kayalı burun üzre olmak ile yine Yanvan Kral bu kal‘a kayasının dağı ardını bir hayli kesüp nehr-i Tuna'yı akıdup kal‘ayı bir cezîre gibi etmek murâd edinmiş, ammâ ömr vefâ etmeyüp hâlâ [hâli] üzre kalmış, ammâ bu kayayı dahi bu mertebe kesüp Tuna akıtmak himmeti dahi makdûr-ı beşer değildir. Eğer eyle olsa bu İnlik kal‘ası Sedd-i İskender olurdu. Hattâ kefere zamânı bu boğazda cümle gemilerden gümrük alınırmış. El-hâsıl im‘ân-ı nazar ile görüp acâ’ib ü garâ’ib temâşâgâh yerlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95b ·
metinde göster ·
… dan bir kişi gelüp bu mahalde tavattun edince obasının yerine obası gibi depesi
delik
bir gözlü ev binâ edüp hevâsının letâfet ve tarâvetinden bu ev sâhibi âdem tenâ …
Sebeb-i tesmiyesi oldur kim sene (---) târîhinde bu sâhil-i bahre Tohtamış Geray Hân Tatarlarından bir kişi gelüp bu mahalde tavattun edince obasının yerine obası gibi depesi delik bir gözlü ev binâ edüp hevâsının letâfet ve tarâvetinden bu ev sâhibi âdem tenâsül bularak niçe gözlü evler inşâ ederek bir mu‘azzam köy olup ismine Gözlü Ev derler. Gözlü Ev'den galat meşhûr olup hâlâ Gözlev derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118a ·
metinde göster ·
… oyup ölülerin koyup ağzını muhkem berk edüp sandûkun başı ve ayağı ucuna birer
delik
delüp ulu ağaçların dalları arasına bu sandûku ağaca sarup sarmalayup mıhlayup …
Ve bu kavim gayri Çerkes gibi ölülerini yere gömüp toprağı yığın yığın etmezler. İri meşe ve pelîd ağaçlarını sandık gibi içlerini oyup ölülerin koyup ağzını muhkem berk edüp sandûkun başı ve ayağı ucuna birer delik delüp ulu ağaçların dalları arasına bu sandûku ağaca sarup sarmalayup mıhlayup korlar. Ba‘dehu ol deliklerden bal arıları girüp bal yaparlar. Bilürler kim ölüleri cennetlikdir. Eğer arılar bal yapmazsa "Vay ölümüz cehennemlikdir" deyü ağlaşırlar. Ve gâyet müte’ellim olup ol ölünün rûhiyçün beş on domuz boğazlayup kabaklara üleşdirirler. Ve zu‘m-ı bâtıllarınca mürdeleri başı ucundaki delikden cenneti temâşâ ede ve ayağı ucundaki delikden cehennemi seyr edüp azâbı anınla def‘ ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
… sı latîf ve musanna‘ hammâm-ı râhat-ı cândır. Ve bir musanna‘ kemer altında bir
delik
vardır, ol kemer altındaki kurna başında bir âdem otursa ve öte başında bir âde …
Ve cümle üç aded hammâm-ı rûşenâları var. Köprü başındaki hammâm kâh işler ve kâh harâb durur. Ammâ Fısıldı hammâmının âb [u] hevâsı ve binâsı latîf ve musanna‘ hammâm-ı râhat-ı cândır. Ve bir musanna‘ kemer altında bir delik vardır, ol kemer altındaki kurna başında bir âdem otursa ve öte başında bir âdem oturup ol deliğe bir âdem ağzın koyup söyleşirler, delikden kelâmları birbirlerine be-dürüstî işidilüp söyleşirler. Anıniçün Fısıldı hammâmı derler. El-hâsıl âşık ve ma‘şûkların kelimât edüp murâd alup her murâdı verecek delikdir kim Fısıldı deliği ve Fısıldı hammâmı derler. Ve Ulu câmi‘in önündeki hammâmın târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205b ·
metinde göster ·
… a etdi, bi't-temâm. Ammâ bu serv-i ibret-nümânın tâ zirve-i a‘lâsında bir köhne
delik
vardır. Andan bal arıları âşiyân edinüp bal yaparlar. Her sene bu serv sâhibi b …
Büyük servi: Bu edîm-i arzın akâlîm-i seb‘asında ve rub‘-ı meskûnunda misli yokdur, zîrâ Cenâb-ı Hallâk-ı Sannâ‘-ı Lem-yezel bâğbân Rabbi'l-izzet'in nazarı ta‘alluk etmiş bir serv-i ahdar-gûn zümürrüd-vâr bir dıraht-ı azîmdir kim bu kevn-i atlâs-ı bûkalemûn-ı felekde nazîri yokdur. Lâkin gayri servler gibi serâmed değildir. Cümle dörd çataldır ve cümle üç yüz altmış aded şâhaları evc-i âsımâna ve yemîn ü yesâra nihâller salup zıll-ı himâyesinde kırk elli tavla at bağlayup kırk elli bin koyun sâyelenir. Ve her haşebesi kâmil ellişer ve altmışar karış ihâta eder. Ve aşağıda büyük vücûdun yedi nefer gulâmla gücile dirâğûş etdik. Bir âdem dahi başından destârın bozup bu serv-i serâmedi dülbendiyle ihâta etdi, bi't-temâm. Ammâ bu serv-i ibret-nümânın tâ zirve-i a‘lâsında bir köhne delik vardır. Andan bal arıları âşiyân edinüp bal yaparlar. Her sene bu serv sâhibi bal mevsiminde bu dırahta çıkup yüz vukıyye bal çıkarup vilâyet vilâyet a‘yân-ı kibârlara hedâyâ gönderir ammâ Hudâ âlimdir bu vech-i arzda eyle bir râyiha-i tayyibeli asel-i musaffâ sun‘-ı Hudâ halk olunmamışdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 261b ·
metinde göster ·
… üzre sekiz yerden pâyendâzlar üzre tâk-i kuzahlar binâ edüp kuyu üstünde ortası
delik
bir kubbe-i âlî edüp etrâfını alçacık dîvârcık edüp dahi etrâfına incecik merme …
Der-çâh-ı mâ-i imârât: Bu âb-ı hayât kuyu bir musanna‘ temâşâgâhdır kim üstâdân-ı Freng-i asfer-reng bu bi’r-i mâya var makdûrun sarf edüp kuyu üzre sekiz yerden pâyendâzlar üzre tâk-i kuzahlar binâ edüp kuyu üstünde ortası delik bir kubbe-i âlî edüp etrâfını alçacık dîvârcık edüp dahi etrâfına incecik mermer sütûncuklar edüp dahi üstüne asma kameriyyeleri edüp câ-be-câ etrâfında soffalar ve dikkeler etmiş kim gûyâ bir kasr-ı âlî olup mezkûr kuyu bu kubbe altında binâ olunmuş bu kasr-ı a‘lânın taşrasından yokuş yukaru atlar ile çıkılır bir yolu vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 269b ·
metinde göster ·
Bu kasrın kubbesi ortasındaki mezkûr kuyu üzre olan
delik
üzre üstâd-ı Freng gûnâ-gûn çarh-ı musanna‘lar ile su dollâbları îcâd eylemiş k …
Bu kasrın kubbesi ortasındaki mezkûr kuyu üzre olan delik üzre üstâd-ı Freng gûnâ-gûn çarh-ı musanna‘lar ile su dollâbları îcâd eylemiş kim niçe engâzları cümle demirdir. Ve dollâb kovalarının ipleri dahi zencîrlerdir. Bu dollâba atları koşup çarhları deverân etdirdikçe kubbede olan mezkûr delikden kovalar aşağı kuyudan suyu yukaru kasra çeküp andan aşağı minâre kaddi 270a su uçup terâzûler ile şehrin hânedânlarına ve sarnıçlarına ve hammâm ve amâristânlarına gider, bir ibret-nümâ çâh-ı mâdır. Lâkin ba‘zı zamân atları olmayup işlemez, ammâ aşağıda kuyusu şeb [ü] rûz mu‘attal durmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 269b–270a ·
metinde göster ·
… u kal‘a kapusundan taşra ibâdet etdiği kaya üzre azîzin gözü yaşı seng-i hârâyı
delik
delik etdiği ve mübârek dizleri yeri taşa te’sîr edüp yer eylemişdir. Anıniçün …
Makâm-ı eş-Şeyh Hazret-i Akşemseddîn: Bu kal‘a kapusundan taşra ibâdet etdiği kaya üzre azîzin gözü yaşı seng-i hârâyı delik delik etdiği ve mübârek dizleri yeri taşa te’sîr edüp yer eylemişdir. Anıniçün "Mizistre kal‘asın Akşemseddîn'in gözü yaşı aldı" derler. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
… a kapusundan taşra ibâdet etdiği kaya üzre azîzin gözü yaşı seng-i hârâyı delik
delik
etdiği ve mübârek dizleri yeri taşa te’sîr edüp yer eylemişdir. Anıniçün "Mizis …
Makâm-ı eş-Şeyh Hazret-i Akşemseddîn: Bu kal‘a kapusundan taşra ibâdet etdiği kaya üzre azîzin gözü yaşı seng-i hârâyı delik delik etdiği ve mübârek dizleri yeri taşa te’sîr edüp yer eylemişdir. Anıniçün "Mizistre kal‘asın Akşemseddîn'in gözü yaşı aldı" derler. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
… e çıkarup gördüler kim sağ kolu yemyeşil, bir kol kim avucunun tâ ortasında bir
delik
var. Cümle yeşil ve mâvî ve kırmızı alev-ber-alev âteşler ol avucundaki delikde …
Kimisi dedi kim "Kâfir bir müselmân meyyitine sihir etmişdir, sakının âteş hîlesinden" deyü her kafâdan bir sadâ güft [ü] gû olup âhır-ı kâr bu na‘ş-ı şerîfi sâhil-i bahre çıkarup gördüler kim sağ kolu yemyeşil, bir kol kim avucunun tâ ortasında bir delik var. Cümle yeşil ve mâvî ve kırmızı alev-ber-alev âteşler ol avucundaki delikden çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… dan Şem‘ûn-ı Safâ'ya isnâd ederler. Bir taşa mübârek parmağıyla işâret edüp bir
delik
zâhir olur. Hikmet-i Bârî yârî kılup ol delikden bir su cereyân eder. Hikmet bu …
Mâ-tekaddem Hazret-i Îsâ havâriyyûnlarından Şem‘ûn-ı Safâ'ya isnâd ederler. Bir taşa mübârek parmağıyla işâret edüp bir delik zâhir olur. Hikmet-i Bârî yârî kılup ol delikden bir su cereyân eder. Hikmet bu kim hayızlı avret ve hıyânet kefere-i sermest ol taşa varup su almağa mübâşeret etse hemân ol ân ol su kan revân olup cereyân eder, ammâ eğer pâk âdem alsa bir şû[r]luca ya‘nî sehel tuzluca şekilli su akar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 373b ·
metinde göster ·
… ve bu balı bu çamlarda bir gûne kurdcuğaz hâsıl olup çamların Y 65a dalların
delik
delik delüp tenâvül eder. Ba‘dehu mezkûr kurdlar çam kabukları ve nihâlleri üzr …
Ve re‘âyâsının bir mahsûlleri dahi cemî‘i dağlarında olan çamlarda balısıra derler bir balı hâsıl olur. Cemî‘i çam dallarında beyâz beyâz ve diş diş olup biter ve bu balı bu çamlarda bir gûne kurdcuğaz hâsıl olup çamların Y 65a dalların delik delik delüp tenâvül eder. Ba‘dehu mezkûr kurdlar çam kabukları ve nihâlleri üzre sıçup beyâz beyâz ballar dallar üzre bitişüp kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y64b–Y65a ·
metinde göster ·
… balı bu çamlarda bir gûne kurdcuğaz hâsıl olup çamların Y 65a dalların delik
delik
delüp tenâvül eder. Ba‘dehu mezkûr kurdlar çam kabukları ve nihâlleri üzre sıçu …
Ve re‘âyâsının bir mahsûlleri dahi cemî‘i dağlarında olan çamlarda balısıra derler bir balı hâsıl olur. Cemî‘i çam dallarında beyâz beyâz ve diş diş olup biter ve bu balı bu çamlarda bir gûne kurdcuğaz hâsıl olup çamların Y 65a dalların delik delik delüp tenâvül eder. Ba‘dehu mezkûr kurdlar çam kabukları ve nihâlleri üzre sıçup beyâz beyâz ballar dallar üzre bitişüp kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y64b–Y65a ·
metinde göster ·
… zâde-misâl şâh-ı hûbân sarrâc cüvânânları var kim müjeleri tîğıyle dil-i uşşâkı
delik
delik delüp arz-ı cemâl etmededirler.
Ve bir şîrîn sarrâchâne çârsûsu var. Tûlânî bir sûk-ı sultânîdir kim her dükkân içinde şâhzâde-misâl şâh-ı hûbân sarrâc cüvânânları var kim müjeleri tîğıyle dil-i uşşâkı delik delik delüp arz-ı cemâl etmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y76b ·
metinde göster ·
… isâl şâh-ı hûbân sarrâc cüvânânları var kim müjeleri tîğıyle dil-i uşşâkı delik
delik
delüp arz-ı cemâl etmededirler.
Ve bir şîrîn sarrâchâne çârsûsu var. Tûlânî bir sûk-ı sultânîdir kim her dükkân içinde şâhzâde-misâl şâh-ı hûbân sarrâc cüvânânları var kim müjeleri tîğıyle dil-i uşşâkı delik delik delüp arz-ı cemâl etmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y76b ·
metinde göster ·
Ve bu zindânın garb cânibinde yalçın kayada bir musaykal ve mücellâ
delik
vardır. gûyâ hakkâk elinden henüz çıkmış, eyle berrâkdır. Andan bir leyle-i Kad …
Ve bu zindânın garb cânibinde yalçın kayada bir musaykal ve mücellâ delik vardır. gûyâ hakkâk elinden henüz çıkmış, eyle berrâkdır. Andan bir leyle-i Kadir'de ol mezkûr kaya iki şakk olup Mısır'dan Seyyid Ahmedü'l-Bedevî'nin dest-i şerîfleri zâhir olup kırk esîrin bend-i zencîrlerin alup kırkı dahi halâs olurlar. Hâlâ ol mahal ziyâretgâhdır. Koca Süleymân Hân feth edüp ibâdullâhı halâs etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114b ·
metinde göster ·
… kûb kırk yıl firâk-ı Yûsuf'dan bükâ ederek a‘mâ olup seyl-âb-ı çeşminden taşlar
delik
delik olmuşdur. Kütüb-i tevârîhlerde hüzn-i Ya‘kûb mastûrdur.
Ve bu mağârada Hazret-i Ya‘kûb kırk yıl firâk-ı Yûsuf'dan bükâ ederek a‘mâ olup seyl-âb-ı çeşminden taşlar delik delik olmuşdur. Kütüb-i tevârîhlerde hüzn-i Ya‘kûb mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y200a ·
metinde göster ·
… rk yıl firâk-ı Yûsuf'dan bükâ ederek a‘mâ olup seyl-âb-ı çeşminden taşlar delik
delik
olmuşdur. Kütüb-i tevârîhlerde hüzn-i Ya‘kûb mastûrdur.
Ve bu mağârada Hazret-i Ya‘kûb kırk yıl firâk-ı Yûsuf'dan bükâ ederek a‘mâ olup seyl-âb-ı çeşminden taşlar delik delik olmuşdur. Kütüb-i tevârîhlerde hüzn-i Ya‘kûb mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y200a ·
metinde göster ·
anda bir kandîl-i azîm Leyle-i Mi‘râc'dan beri sönmemişdir. Huddâmları dâ’imî d …
Ve Hazret-i Risâlet'e Cibrîl-i Emîn geldikde Sahra gârının yanından çıkmayup gârın üstündeki Sahra şakk olup taşra çıkdıkları delik anda bir kandîl-i azîm Leyle-i Mi‘râc'dan beri sönmemişdir. Huddâmları dâ’imî dühnün koyup fitîlin tecdîd edüp bu hidmete me’mûrlardır. Bu gârın içi anınla pür-envârdır. Bu kandîl-i rûşenin altında iki rek‘at namâz kılan Hudâ hakkıyçün mahrûm kalmaz, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y214a ·
metinde göster ·
… ları nümâyândır. Ve bu ziyâretin cânib-i erba‘asındaki sengistân serâpâ göz göz
delik
delik sünger-vâr olmuşdur kim Hazret-i Ya‘kûb'un gözü yaşından pâre pâre dîde d …
Ve bu ziyâretin cânib-i cenûbîsinde cibâlde şehr-i Sıfet'dir ve Beytü'l-hazen hıyâbânının ağaçları nümâyândır. Ve bu ziyâretin cânib-i erba‘asındaki sengistân serâpâ göz göz delik delik sünger-vâr olmuşdur kim Hazret-i Ya‘kûb'un gözü yaşından pâre pâre dîde dîde nümâyândır. At ve âdem basmada usret çeker. Ve bu vâdîlere Ken‘ân eli derler. Bu ziyâreti edüp yine şimâl cânibine bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y237b ·
metinde göster ·
… ümâyândır. Ve bu ziyâretin cânib-i erba‘asındaki sengistân serâpâ göz göz delik
delik
sünger-vâr olmuşdur kim Hazret-i Ya‘kûb'un gözü yaşından pâre pâre dîde dîde nü …
Ve bu ziyâretin cânib-i cenûbîsinde cibâlde şehr-i Sıfet'dir ve Beytü'l-hazen hıyâbânının ağaçları nümâyândır. Ve bu ziyâretin cânib-i erba‘asındaki sengistân serâpâ göz göz delik delik sünger-vâr olmuşdur kim Hazret-i Ya‘kûb'un gözü yaşından pâre pâre dîde dîde nümâyândır. At ve âdem basmada usret çeker. Ve bu vâdîlere Ken‘ân eli derler. Bu ziyâreti edüp yine şimâl cânibine bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y237b ·
metinde göster ·
… sin alup mübârek tenine geyüp elindeki asâ ile ol taşı on iki kerre urup on iki
delik
oldu. Derhâl ol taş bi-emrillâh lisâna gelüp
Cümle halk yavuz gümân etdiklerine peşimân oldular. Hazret-i Mûsâ ol taşa erüp üstünden hırka-i peşmînesin alup mübârek tenine geyüp elindeki asâ ile ol taşı on iki kerre urup on iki delik oldu. Derhâl ol taş bi-emrillâh lisâna gelüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y244a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ bu mahalde zîr-i arzda tavattun edinen sıçanların cây-ı menâsı kalmayup çadırlardaki esbâblar içine girüp cemî‘i esbâbları delik delik kesegenler kesüp pâre pâre eyleyüp mûşlar bîhûş oldu. Ammâ havâyic sâhibleri medhûş oldu. Ve ba‘zı yatan atların yelilerin ve kuyrukların Y 261a fâre yeyüp kâmil küheylân iken nâ-kâmil deste kuyruk tay eylediler. Hudâ âlimdir, sehel hâba varanın burnun kulağın kemirdiler. Bu dahi bir musîbet idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b–Y261a ·
metinde göster ·
kesegenler kesüp pâre pâre eyleyüp mûşlar bîhûş oldu. Ammâ havâyic sâhibleri me …
Hikmet-i Hudâ bu mahalde zîr-i arzda tavattun edinen sıçanların cây-ı menâsı kalmayup çadırlardaki esbâblar içine girüp cemî‘i esbâbları delik delik kesegenler kesüp pâre pâre eyleyüp mûşlar bîhûş oldu. Ammâ havâyic sâhibleri medhûş oldu. Ve ba‘zı yatan atların yelilerin ve kuyrukların Y 261a fâre yeyüp kâmil küheylân iken nâ-kâmil deste kuyruk tay eylediler. Hudâ âlimdir, sehel hâba varanın burnun kulağın kemirdiler. Bu dahi bir musîbet idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b–Y261a ·
metinde göster ·
… ederlermiş. Ana Mihrâb-ı Mekşûf derler. Bu mihrâbda bir küçük pençere-misâl bir
delik
vardır, Mekke cânibine nâzırdır. Hazret bu delikden dâ’ima Mekke tarafına nazar …
Ve bu câmi‘in sol tarafı köşesinde bir küçük mihrâb vardır. Anda Hazret-i Resûl dâ’imâ ibâdet edüp tilâvet-i Kur’ân ederlermiş. Ana Mihrâb-ı Mekşûf derler. Bu mihrâbda bir küçük pençere-misâl bir delik vardır, Mekke cânibine nâzırdır. Hazret bu delikden dâ’ima Mekke tarafına nazar edüp vatan-ı aslîsi olan Mekke ârzûsun def‘ edermiş. Bu mihrâbda iki rek‘at namâz kılan elbette ve elbette sâlimen ve gânimen vatanına vâsıl olur. Ve bu câmi‘in kıblesi tarafına kırk adım karîb yol kenârında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y300b ·
metinde göster ·
Ve bu makâm-ı şâfi‘î'nin altı âb-ı Zemzem kuyusu olmak ile bu kasırda bir
delik
vardır. Ol mahalde dâ’imâ bir kova âmâde durur. Her kimin murâdı âb-ı Zemzem nû …
Ve bu makâm-ı şâfi‘î'nin altı âb-ı Zemzem kuyusu olmak ile bu kasırda bir delik vardır. Ol mahalde dâ’imâ bir kova âmâde durur. Her kimin murâdı âb-ı Zemzem nûş etmek ise ol delveyi mezkûr delikden resen ile sarkıdup âb-ı Zemzem kuyusundan su çeküp nûş eder ve bu kasır üzre olan cemâ‘ate bezl eder. Bir garîb tarz üzre tarh olunmuş mahfildir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y346a ·
metinde göster ·
… ir cân halâs olmak mümkin değildir. Bu deryâ suyu bir sâ‘atde âdemin etin yeyüp
delik
delik eder. Ve kırıç balığı derler, bir mel‘ûn balık vardır, âdemi lop incîri g …
Allâhümme âfinâ emr-i ber-aks olup gemiye bir rahne isâbet ederse bir cân halâs olmak mümkin değildir. Bu deryâ suyu bir sâ‘atde âdemin etin yeyüp delik delik eder. Ve kırıç balığı derler, bir mel‘ûn balık vardır, âdemi lop incîri gibi yudar. Be-kavl-i müverrihîn-i Arab bu mezkûr balık bu deryâ içre Hazret-i Mûsâ asrında Fir‘avn, Kolundur boğazında bu deryâ içre Fir‘avn gark olalı hâsıl oldu, derler. Bir mehîb ü azîm Y 370b balıkdır. Eğer bu balık vartasından halâs olup bu bahrin iki cânibine çıksan, Arab, Urbân-ı uryân evlâdu'n-nasârâ deyü emân vermeyüp âdemi katl ederler. Eğer Araba râst gelmesen uryân şiddet-i hârdan biryân olursun. Bundan halâs olsan âbâdân olmaduğından cî‘an helâk olursun. Allâhümme âfinâ. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370a–Y370b ·
metinde göster ·
… halâs olmak mümkin değildir. Bu deryâ suyu bir sâ‘atde âdemin etin yeyüp delik
delik
eder. Ve kırıç balığı derler, bir mel‘ûn balık vardır, âdemi lop incîri gibi yu …
Allâhümme âfinâ emr-i ber-aks olup gemiye bir rahne isâbet ederse bir cân halâs olmak mümkin değildir. Bu deryâ suyu bir sâ‘atde âdemin etin yeyüp delik delik eder. Ve kırıç balığı derler, bir mel‘ûn balık vardır, âdemi lop incîri gibi yudar. Be-kavl-i müverrihîn-i Arab bu mezkûr balık bu deryâ içre Hazret-i Mûsâ asrında Fir‘avn, Kolundur boğazında bu deryâ içre Fir‘avn gark olalı hâsıl oldu, derler. Bir mehîb ü azîm Y 370b balıkdır. Eğer bu balık vartasından halâs olup bu bahrin iki cânibine çıksan, Arab, Urbân-ı uryân evlâdu'n-nasârâ deyü emân vermeyüp âdemi katl ederler. Eğer Araba râst gelmesen uryân şiddet-i hârdan biryân olursun. Bundan halâs olsan âbâdân olmaduğından cî‘an helâk olursun. Allâhümme âfinâ. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370a–Y370b ·
metinde göster ·
… hırka-i peşmînesin geyüp elindeki asâ ile ol taşa on iki kerre darb edüp on iki
delik
oldukda derhâl ol hacer-i rahnedâr bi-emrillâh lisâna gelüp,
Bir gün Mûsâ aleyhisselâm Nîl sâhilinde uryân olup havâyicin bir küçük taş üzre koyup Nîl'e girüp gasl etdükde taşra çıkup esvâbın taş üstünden alam derken bi-emrillâh ol taş yerinden kopup Mûsâ'nın esvâbıyla Mısır içine taş gitmede. Mûsâ uryân kalmamak içün taşın ardına düşüp tâ Mısır içine uryânen Mûsâ girüp cümle ahâlî-i Mısır Hazret-i Mûsânın dürr-i beyz-âsâ vücûd-ı şerîfin ve yed-i beyzâsın görüp etdikleri Y 383a bed-gümâna peşîmân olup Hazret-i Mûsâ taşa erüp üstündeki hırka-i peşmînesin geyüp elindeki asâ ile ol taşa on iki kerre darb edüp on iki delik oldukda derhâl ol hacer-i rahnedâr bi-emrillâh lisâna gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y382b–Y383a ·
metinde göster ·
vardır, âdem parmağı sığar, içi boşdur, andan dahi acâyib mehîb sadâlar çıkar. …
Ve iki kanadı altında birer delik vardır, âdem parmağı sığar, içi boşdur, andan dahi acâyib mehîb sadâlar çıkar. Ve karnı Q 189a bir sâhib-i şikem âdem karnı kadar vardır, tüğler nakşı yerinde, gûyâ tâ göbeğinde bir delik dahi vardır, bir âdem eli sığar azîm delikdir, içinde kâğıd mühreleyecek deryâ böceği mühre böcekleri var. Kaçan kim poyraz rûzgârı esse, bir mühlik sadâ zâhir olurdu. Ba‘zı yârân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y79b ·
metinde göster ·