… sel-i Îsâ içre nâ-dürüst olan ma‘sûmları bu tekne içinde bir kerre gasl etseler
dem-i
nefesi ve teni dürüst olup gûyâ dem-i Îsâ'ya mazhar olup hayât bulur meşhûr-ı â …
Mağsel-i Hazret-i Îsâ: Yine Mehd-i Îsâ['ya] karîb bir taş çâr-kûşe teknedir. Îsâ Nebî rahm-ı Meryem'den {(---) sene târîhinde} sâdır olunca Meryem Ana Hazret-i Mesîh'i bu teknede gasl etmişdir. Kostantîn-i kadîm mezkûr beşiği ve mağsel tekneyi Kudüs-i Şerîf'in cenûbî tarafında Beytüllahm'den getirddiği muhakkakdır. Ammâ hakîr Beytüllahm'de mağsel-i Îsâ manzûrumuz olmuşdur. Ammâ bu Ayasofya'daki mağsel-i Îsâ içre nâ-dürüst olan ma‘sûmları bu tekne içinde bir kerre gasl etseler dem-i nefesi ve teni dürüst olup gûyâ dem-i Îsâ'ya mazhar olup hayât bulur meşhûr-ı âfâk bir taş teknedir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 39a ·
metinde göster ·
… rı bu tekne içinde bir kerre gasl etseler dem-i nefesi ve teni dürüst olup gûyâ
dem-i
Îsâ'ya mazhar olup hayât bulur meşhûr-ı âfâk bir taş teknedir. Andan,
Mağsel-i Hazret-i Îsâ: Yine Mehd-i Îsâ['ya] karîb bir taş çâr-kûşe teknedir. Îsâ Nebî rahm-ı Meryem'den {(---) sene târîhinde} sâdır olunca Meryem Ana Hazret-i Mesîh'i bu teknede gasl etmişdir. Kostantîn-i kadîm mezkûr beşiği ve mağsel tekneyi Kudüs-i Şerîf'in cenûbî tarafında Beytüllahm'den getirddiği muhakkakdır. Ammâ hakîr Beytüllahm'de mağsel-i Îsâ manzûrumuz olmuşdur. Ammâ bu Ayasofya'daki mağsel-i Îsâ içre nâ-dürüst olan ma‘sûmları bu tekne içinde bir kerre gasl etseler dem-i nefesi ve teni dürüst olup gûyâ dem-i Îsâ'ya mazhar olup hayât bulur meşhûr-ı âfâk bir taş teknedir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 39a ·
metinde göster ·
… m her biri deyr-i Mesîh'de dem urup makâm-ı rehâvîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ
dem-i
Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem, dem-i cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîn …
Eşkâl-i deyr-i Çanlı: Muş sahrâsının şimâlinde bir sık hıyâbân ve çengelistân ve ormanistân-ı gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke kadd çekmiş kubbe-i mehîbli bir deyr-i Mığdısiyândır. Bânîsi Ermenîlerin dahi ma‘lûmları değildir. Ba‘zılar Şeddâd binâsıdır derler. Hakkâ ki Şeddâdî binâdan nişân verir. Havlısının cânib-i erba‘asında niçe yüz ruhbân u bıtrîk ve papas u kıssîs hücreleri ve imâretinde beher yevm niçe bin sahn-ı ta‘âmı âyende vü revendeye mebzûldür. Bed-nâm günlerinde yüz koyun ve beş sığır ve ellişer somar buğday pişüp misâfirine bezl olur. Üçyüzden mütecâviz ruhbânları ruhbânları ve mûğpeçeleri var kim her biri deyr-i Mesîh'de dem urup makâm-ı rehâvîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ dem-i Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem, dem-i cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîne ol kadar ri‘âyet edüp şîr-hurmâ ve katr-ı nebât-i Hamevîler yedirüp her şeb niçe yüz dibâ ve şîb ve zerbâf câme-i hâbler getürüp misâfirîne hizmet ederler. Evkâf-ı azîmdir. Paşaya beş kîse ve hâna beş kîse ve Atak beğine iki kîse hizmet edüp bî-hadd hedâyâlar verirler. Ammâ her sene gelen âdemlerden bin kat o kadar ziyâde mâl tahsîl ederler ve cemî‘i kâfiristâna papasları giderler. Niçe bin gurûş nezerât dib-i Frengistân'dan tahsîl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… vîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ dem-i Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem,
dem-i
cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîne ol kadar ri‘âyet edüp şîr-hurmâ ve katr-ı nebâ …
Eşkâl-i deyr-i Çanlı: Muş sahrâsının şimâlinde bir sık hıyâbân ve çengelistân ve ormanistân-ı gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke kadd çekmiş kubbe-i mehîbli bir deyr-i Mığdısiyândır. Bânîsi Ermenîlerin dahi ma‘lûmları değildir. Ba‘zılar Şeddâd binâsıdır derler. Hakkâ ki Şeddâdî binâdan nişân verir. Havlısının cânib-i erba‘asında niçe yüz ruhbân u bıtrîk ve papas u kıssîs hücreleri ve imâretinde beher yevm niçe bin sahn-ı ta‘âmı âyende vü revendeye mebzûldür. Bed-nâm günlerinde yüz koyun ve beş sığır ve ellişer somar buğday pişüp misâfirine bezl olur. Üçyüzden mütecâviz ruhbânları ruhbânları ve mûğpeçeleri var kim her biri deyr-i Mesîh'de dem urup makâm-ı rehâvîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ dem-i Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem, dem-i cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîne ol kadar ri‘âyet edüp şîr-hurmâ ve katr-ı nebât-i Hamevîler yedirüp her şeb niçe yüz dibâ ve şîb ve zerbâf câme-i hâbler getürüp misâfirîne hizmet ederler. Evkâf-ı azîmdir. Paşaya beş kîse ve hâna beş kîse ve Atak beğine iki kîse hizmet edüp bî-hadd hedâyâlar verirler. Ammâ her sene gelen âdemlerden bin kat o kadar ziyâde mâl tahsîl ederler ve cemî‘i kâfiristâna papasları giderler. Niçe bin gurûş nezerât dib-i Frengistân'dan tahsîl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… k {köçek} abdallar fasıllar eylemişlerdir kim ol demimiz gûyâ Hüseyin-i Baykara
demi
olup andan meydân-ı muhabbete deste hân gelüp bir sommât-ı Muhammedî çekildi ki …
Andan yine mü’eddebâne taşra çıkup fukarâ meydânında yüz elli mikdârı pîr ü cüvân cân-ı cânânları ile öpüşüp görüşüp hakîri posta geçirdiler. Bu dahi tahtânî meydân-ı dervîşândır kim cânib-i erba‘ası kurbân postlarıyla döşelidir ammâ acâ’ib ü garâ’ib pâk musallî sâhib-i vera‘ ârif-i billah cânları var. Ve niçe âfitâb-ı mehtâb pâ-bürehne ve ser-bürehne köçekleri var. Meydâncı Dede fermânıyla cümle köçekler meydân-ı muhabbete gelüp kimi müfredât ve kimi dü-beyt ve kimi müselles ü murabba‘ ve muhammes ü müseddes u müsebba‘ ve müsemmen ve mu‘aşşer ü müstezâd ve çâr-ender-çâr u tercî‘-i bend ve mersiye ü kasâyid ve reddü'l-acz ale's-sadr misilli eş‘âr ve bahr-i tavîl ü mukatta‘ât (---)(---)(---)(---) Ve letâ’ife müte‘allık tekerlemeleri tilâvet edüp birbirlerine nazîreler ile bu köçek {köçek} abdallar fasıllar eylemişlerdir kim ol demimiz gûyâ Hüseyin-i Baykara demi olup andan meydân-ı muhabbete deste hân gelüp bir sommât-ı Muhammedî çekildi kim ta‘bîr olunmaz. 129a Ba‘de't-ta‘âm cümle fukarâ-yı Bektâşiyân iki yüzden mütecâviz hâzır olup hakîri bâb-ı selâma durgurup "Es-selâmü aleyke yâ ehl-i şerî‘at ve ehl-i tarîkat ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma‘rifet!" deyüp huzzâr-ı meclise dörd kapu selâmın verüp cümle huzzâr-ı meclis "Ve aleykümü's-selâm ey âşık-ı billah!" deyüp bir bir selâmımız aldıklarında hakîr eyitdik "Ey sâhib-i nazar olan, hamd-i Hudâ bu âsitâne-i sultâna yüz sürüp siz erenlerin mübârek cemâllerin görüp nân u nemek hakkı müyesser oldu. Sizlerden temennâmız oldur kim bu hakîre bir gülbang-ı Muhammedî çekesiz kim cenâb-ı Bârî yarı kılup dünyâda sıhhat-i beden, seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân müyesser ede" deyü gülbang-ı Nebî ricâ etdiğimizde cümle âşıkân-ı sâdıkân-ı dervîş-i dil-rîşân ve fukarâ-yı zî-şân-ı pür-nişân ve gayri huzzâr-ı meclis-i pîr u cüvân el açup Allah deyüp cemî‘i hayr murâdâtımız hâsılıyçün gülbâng-ı Muhammedî çekilüp cümlesiyle dest-bûs edüp vedâlaşup meydâncı dede ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b–129a ·
metinde göster ·
… urup ibtidâ düvâzde imâm aşkına on iki dem ü zemzeme urup bu hakîr ve paşa anın
dem-i
sûrundan dem-beste ü hayrân kaldık. Garâbet bunda kim "Kapuda bu kadar bevvâbla …
Anı gördük, kapudan içeri Telhîsî Hasan Ağa gelüp üç kişi olduk. Esnâ-yı kelâmda İpşir Paşa deryâ-misâl Cemâpur askeri gibi eşkıyâ ve zorbalar ile geliyor, denildi. Aya rikâb-ı hümâyûna bu kadar haşerât ile geldikde ne evzâ‘ [u] etvâr ide ve Kapudan Murâd Paşa ile ve Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ol iki fitne dağarcıklarıya ne mu‘âmele ide, denildikde paşa eyitdi "Hele bizim vezâretimizde İpşir Şâm valisiyken Dürzî Mustafâ Ağa ile emîrler gönderüp, bre Dürüzi üzre gitme, ırz-ı vezâreti pâymâl edersin" deyü nasîhatnâmeler ile emr-i şerîf dönderüp emr-i pâdişâhîye amel etmeyüp sû-ı tedbîr ile Dürüzî üzre gidüp Bukâ‘ Boğazı'nda boğazı ele verüp bu kadar askerin Dürzî'ye kırdırup ve bu kadar mâl-ı hazâ’inden ayrılup kendüsü uyluğundan akra hançer ile Dürüzî elinde mecrûh olup kendüsü 175a ancak bir atıyla ve altı huddâmıyla halâs olup Şâm'a bî-cân düşüp ol nasîhat-âmîz mektûblarımızdan berü "Bizim adüvvi cânımızdır. Hele gelsin, görelim!" deyüp evhâm-ı garibeler ile müşevveşü'l-hâl olup bu gûne ahvâlât-ı âlâyiş-i dünyâ ile müşâvere ederken anı gördük, hemân kapudan içeri demin "Allah Hak!" diyen fukarâ-yı Bektâşî yine "Allah Hak dost illallah!" deyüp ol cân-ı bî-bâk ü bî-pervâ içeri girüp "Aşk ola ey âşıkân-ı sâdıkân-ı zarîfân!" deyüp nefîr-i Mûsâ çobanîsine dest urup ibtidâ düvâzde imâm aşkına on iki dem ü zemzeme urup bu hakîr ve paşa anın dem-i sûrundan dem-beste ü hayrân kaldık. Garâbet bunda kim "Kapuda bu kadar bevvâblar var. Bu sarây kâ’im-i makâm sarâyı olduğundan izdihâm-ı benî Âdem olmağıla bevvâblar kapulardan kuş değil zerre uçurmazlar. Bu dervîş ü dilrîş ne takrîb ile dâhil-i savma‘a oldu?" deyü engüşt ber-dehen edüp ta‘accüb etdik. Ammâ hakîr bu dervîşe im‘an-ı nazar ile nazar etdim. (Selâ) pây-bürehne ve ser-bürehne bir mülevves-şekil ammâ yüzünde gözünde nûr lem‘a urur. Sözünde letâfet u zarâfet u nezâfet olup dürr-i şehvâr-vâr tekellüm eder. Gâyetü'l-gâye fesâhat u belâgât sâhibi cân-ı cânân bir sâhib-i iz‘ân ve serinde âfitâbe-i bozdoğan kisbeti üzre âfitâbesi var. Tâcın kec kılup serinde muhibb-i hânedân alâmetlerinden on iki imâm aşkına on iki tarîk-i Bektâşiyân pîrleri alâmeti olmak içün on iki aded la‘l-gûn dâğları gül-i mutabbak-misâl serinde zeyn kılmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174b–175a ·
metinde göster ·
… ermemek içün hân üzre gelüp ceng etdiği ve Mehemmed Beğ'in ibtidâ müttehem olup
demi
heder olduğu ve yeniçerilerin hân üzre gulüvv edüp haklarından geldiklerinin ar …
{Matlab-ı nâme-i hân kırâ’at olundukdan sonra "Mefhûmu ma‘lûm olunduğu yazıla"} deyü bu nâme-i nüvâzişi kal‘a-i Van'da hânın bir ağasıyla ve niçe a‘yân-ı Bitlîs ile gelüp Malazgird Beği Mehemmed Beğ yayla koyunu hakkın hâna vermemek içün hân üzre gelüp ceng etdiği ve Mehemmed Beğ'in ibtidâ müttehem olup demi heder olduğu ve yeniçerilerin hân üzre gulüvv edüp haklarından geldiklerinin arz-ı mahzarları gelüp ve paşanın mektûbun götüren Cânpolat Ağası da mektûblarla gelüp dîvân-ı Van'da hânın nâmeleri kırâ’at olunup paşa bu iltiyâm-âmîz mektûbdan hazz edüp eydür: "Ammâ niçün kendüsü cem‘iyyet-i Van'a ve şer‘-i Resûl-i sultâna gelmedi." dedikde hânın ağası eydür: "Sultânım sehel şikeste-hâtırdır. Sultânımdan ricâsı oldur kim yeniçeriler ile mâbeynlerin sulh idesüz deyü bu hakîri {vekîl edüp} hâk-i pâye gönderdi." deyince hemân Van a‘yânları "Devletli vezîr sultânıma hâb-ı hargûş verüp hâlâ beş on bin asker yazmışdır. Göririz bir gün kim ale'l-gafle 262a ilimiz memleketimiz Malazgird Beği Mehemmed Beğ diyârı gibi vilâyetimiz harâb u yebâb ve hânelerimiz türâb edüp dedesi Şeref Hân gibi diyâr-ı Acem'e firâr eder. Zîrâ kadîmen ocak dostumuzdur. Elbette bu kadar asâkir-i İslâm Van derneğinde âmâdeler iken sefer edüp hakkından gelelim, deyü yetmiş bin hıyel ü şeytanat ile paşanın ırkına girüp hâh nâ-hâh hân üzre sefere gitmeğe karâr verilüp altı bin güzîde asker-i Mahmûdî ile Van altından paşanın tâk-ı nüh-tâkı Karaçay başında meks edüp paşa Van altında sefer tedâriklerine mukayyed olup şehir içre münâdîler nidâ edüp herkes âmâde olmağa başladı ve yetmiş aded kapucubaşılar eyâlet-i Van'da otuz sancak yerde olan beğlerine ve askerî tâ’ifelerine ve yetmiş aded kazâlara emr-i şerîfler ile ağalar gidüp yine iki kıt‘a emr-i şerîf üzre paşa tuğrâ-yı garrâ çeküp ağalarıyla Erzurûm Vâlîsi Tavukçu Mustafâ Paşa'ya gönderüp eyâlet-i Erzurûm'dan Hınıs beği ve Tekman beğin ve Kuzucân beğin ve Avnik beğin ve Pasin beğin ve hânın gâret etdiği Malazgird beğin emr-i pâdişâhî ile taleb edüp Erganeli Ahmed Ağa gitdi. Ve Diyârbekir Vâlîsi Firârî Mustafâ Paşa'ya kendüsü tuğrâ çeküp eyâlet-i Diyârbekir'de olan Mifârıkîn beğin ve Tercil beğin ve Kulp beğin ve Mihranî ve Pertek beğin ve Sağman beğlerin güzîde asker ile Diyârbekir tarafından hânın ardın alup gelmeleriyçün vâlî-i Diyârbekir'e bir ağa gönderdi. Ve'l-hâsıl günden güne Van kal‘ası altında hân üzre gitmeğe deryâ-misâl asker cem‘ olup hemân paşa-yı müdebbir kal‘a-i Van'dan elli pâre şâhî toplar ve altı pâre balyemez topları cümle mühimmâtlarıyla âmâde eyleyüp Van deryâsının yigirmi pâre gemilerine bu kadar topları ve bu kadar bî-hisâb cebehâneleri ve niçe bin kantar peksimat ve barûd-ı siyâhı ve cümle piyâde azebistân ve cebeciyânları ve topçuları cümle ma‘ûnetleriyle keştîlere koyup şâdımânlıklar edüp gülbâng-ı Muhammedî çekerek Van deryâsıyla cânib-i garba mütevekkilen alallah deyüp kal‘a-i Âdilcevâz limanına gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261b–262a ·
metinde göster ·
… verleri var imiş. Bunlar münhezim oldukları ma‘lûmları oldukdan sonra benî Âdem
demi
dem-be-dem nühûr gibi cereyân ederken hân askerinin "Benem diğer nîst!" diyen a …
Bu minvâl üzre paşa huzûruna yigirmi kulak ve on burun ve on beş ve yigirmi burun ve kırk kulak ile gelmiş ulak u solak yiğitler var idi. Ammâ hakku'l-insâf budur kim bozmak, bozulmak Allah elindedir. Hakkâ ki Hân askerinin Rujikiyân'ında dahi bahâdır u şehbâz u şehnâz u dilâver fetâ ve server-i hünerverleri var imiş. Bunlar münhezim oldukları ma‘lûmları oldukdan sonra benî Âdem demi dem-be-dem nühûr gibi cereyân ederken hân askerinin "Benem diğer nîst!" diyen aşîret beğlerinden Mahmûd beği ve Manur beği ve Güvaz ve Kesvatil ve Tanahlı ve Kendir dereli kefenleri der-gerden edüp Güzeldereli Muslı Ağa güzel hempâ olup Hayderîler ile Haydâr-ı kerrâr-vâr kerrât-be-kerrât Hakkarî ve Ercîş ve Malazgirdli üzre selle seyf olup seyf-i Rujikî urmuşlardır kim bizim Hakkarî Çeluların ol kayalar içre demet demet edüp kırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269b ·
metinde göster ·
… bâğ u bâğçelerinde üç gün ayş [u] nûş ve zevk u safâlar eyledik kim her demimiz
dem-i
İsî olup her meclisimiz Hüseyin-i Baykara meclisleri olup cân u cihân sohbetler …
Arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at (---) ve derice ve (---) dakîkada bulunmuşdur. Ve şeb-i yeldâsı kezâlik eyledir. Ekseriyyâ halkı ilm-i usturlâba ve ilm-i hisâba mukayyiddir, Aristo âdemleri vardır. Ammâ cümlesi Şî‘î mezheblerdir. Bu şehrin bâğ u bâğçelerinde üç gün ayş [u] nûş ve zevk u safâlar eyledik kim her demimiz dem-i İsî olup her meclisimiz Hüseyin-i Baykara meclisleri olup cân u cihân sohbetleri etmişiz, ammâ yârân-ı bâ-safâya hafî olmaya kim Kızılbaş-ı bed-ma‘âş diyârı olmağile ayş [u] ışret etdik dediğimizden bir nakş-ı gayr anlanmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b ·
metinde göster ·
… muna ve oka tutulmuş hınzîrlara döndüler. Ve ol kadar benî Âdem katl olundu kim
dem-i
benî Âdem dem nühûr-misâl cereyân edüp hayâtda olanları Arapça deyü ricâ eder …
Hemân Tatar bir kerre "Dönek batırlar" deyince el-azametullâh Macar küffârı taburdan da çıkmış bulunup meydânda kalup köpek cengine başlayup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî hücûm-ı ikdâm-ı tâm ile bir âlî ceng-i perhâş ve bir Rüstemâne savaş ve bir dilîrâne uğraş olmuşdur kim Âl-i Cengiz Hân ve Hülâgu Hân ve Timur Hân ve Tohtamış Hân ve Suyuncı Hân ve Mengli Giray Hân'dan berü böyle ceng [u] cidâl ve harb [u] neberd-kıtâl olmamışdır. Hattâ küffârın meydânda nâmdâr kapudanları cenge yarar Nemse soltatları ve cümle bî-dîn kaltabanları ol cengde hâk-i yeksân olup "Küllü şey'in yerci‘u ilâ aslih"e vâsıl olup yerleri derk-i esfel oldu. Ve bakıyyetü's-seyfi ortaya alınup topa tutulmuş maymuna ve oka tutulmuş hınzîrlara döndüler. Ve ol kadar benî Âdem katl olundu kim dem-i benî Âdem dem nühûr-misâl cereyân edüp hayâtda olanları Arapça deyü ricâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44a ·
metinde göster ·
… â fakr [u] fahrı zevk u şevkinden ırmayup zevk-i derûnumuz ziyâd-ber-ziyâd ola.
Dem-i
Alî ve Sultân Hacı Bektaş Velî ve Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî himmetleri …
Zirâ bu hakîr bu âsitâneye bin yetmiş bir şehr-i Ramazân'ının leyle-i Kadrinde bu âsitâne-i sa‘âdetde mihmân olup cümle cân [u] cânânlarla cân sohbetleri edüp summât-ı Muhammedî'den sonra gülbâng-ı Muhammedîler çekdik ve def ve kudûm ve nefîr ve nakkarelere darbler ve sur ve nefîrlere zemzeme ve demler urup dem-be-dem demler urup Hak Te‘âlâ fakr [u] fahrı zevk u şevkinden ırmayup zevk-i derûnumuz ziyâd-ber-ziyâd ola. Dem-i Alî ve Sultân Hacı Bektaş Velî ve Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî himmetleri hâzır u nâzır ola. Kerem-i evliyâ hû diyelim hû ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
… ı Hudâ'ya şak-â-şak eyle bir ârâyiş-i rimâh-ı nîze-i tığ-ı bî-dirîğ urdular kim
dem-i
insân nehr-i revân gibi cereyân ederdi.
Hattâ hakîrin hüddâmları üç aded Macar keferesi diyâkları getirdiler, ya‘nî keferenin okumuş yazmışlarına "diyâk" derler, ammâ biri gâyet tevârîh-şinâs vagonsa idi, ya‘nî cihânı geşt [ü] güzâr etmiş idi, ammâ bu mahalde gelen üsârânın kesret ve vefretinden ordu-yı İslâm içinde havf olunup serdâr-ı mu‘azzamın fermânıyla muğpîçeleri ve duhter-i pâkîzeler ve kâlîm nisvânları alıkoyup eli kılıca yarar iş bilir kâfirin tokuz bin mikdârın nehr-i Şamos kenârında harbende ve aşçı ve başcı ve oğlan ve uşak bu kadar bin eli bağlı mahlûk-ı Hudâ'ya şak-â-şak eyle bir ârâyiş-i rimâh-ı nîze-i tığ-ı bî-dirîğ urdular kim dem-i insân nehr-i revân gibi cereyân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 7a ·
metinde göster ·
… ov hûn-ı insân ile deryâ-yı Nîl-vâr sürh-reng olup pây-ı esb ve pây-i benî âdem
dem-i
nühûrda şinâverlik ederdi.
Hamd-i Hudâ bâd-ı zafer, Hân hazretleri cânibine esüp küffâr-ı hâksârlar dendân-ı tîğdan meydân-ı ma‘rekede kaldı. Ve mağlûb ve menkûb olup vakt-i sabâhdan tâ ba‘de'l-asra dek eyle bir ceng-i savaş-ı perhâş olmuşdur kim sahrâ-yı Maskov hûn-ı insân ile deryâ-yı Nîl-vâr sürh-reng olup pây-ı esb ve pây-i benî âdem dem-i nühûrda şinâverlik ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… lerinde kızlar dahi ol gece budları arasından geçen hâdisâtları ve cereyân eden
dem-i
fâsid-i mâcerâyı bir bir nakl etdiklerinde cümle kapudanlar ve elçiler ve gayri …
Ale's-sabâh bu hâli cümle küffâr görürler kim cemî‘i bikr-i nâ-şüküfte kızların sinirlerinden kanları cereyân eder. Cümle küffâr bir yere cem‘ olup kızlardan bu hâl-i pür-melâli su’âl etdiklerinde kızlar dahi ol gece budları arasından geçen hâdisâtları ve cereyân eden dem-i fâsid-i mâcerâyı bir bir nakl etdiklerinde cümle kapudanlar ve elçiler ve gayri küffârlar melûl olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319a ·
metinde göster ·
… n evvelinde de etseler efdaldir. Ammâ eyyâm-ı nahirden sonra etseler mekrûhdur.
Dem-i
cedîd lâzım olur.
Ve bu tavâf-ı ziyâretin vakti eyyâm-ı nahirde ve eyyâm-ı nahrin evvelinde de etseler efdaldir. Ammâ eyyâm-ı nahirden sonra etseler mekrûhdur. Dem-i cedîd lâzım olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y325a ·
metinde göster ·
… hâkim [ü] hükemâya muhtâc olmaz. Ammâ i‘tikâd-ı tâm ile nûş etmek gerek. Hattâ
dem-i
fâsidi vücûdda olan ahlâtı ve ra‘şe ve beras ve cüzâmı def‘ eder. Mezkûr ayn se …
Ve bu su mevlûdun üç gününde cüllâb-misâl su cereyân eder. Ve lezzeti Hudâ hakkıyçün gûyâ âb-ı Zemzem'dir. Ve tabî‘atı sehel müshildir. Yetmiş yedi emrâz-ı muhtelifeye dâ‘-i devâdır. Bu âbdan bir kerre nûş eden sene-i âtiyeye varınca aslâ ve kat‘â bir marîze mübtelâ olmayup Hakîm-i Lem-yezel'den gayrı hâkim [ü] hükemâya muhtâc olmaz. Ammâ i‘tikâd-ı tâm ile nûş etmek gerek. Hattâ dem-i fâsidi vücûdda olan ahlâtı ve ra‘şe ve beras ve cüzâmı def‘ eder. Mezkûr ayn sene-i âtiyeye varınca bayağı turna gözü âb-ı latîf cereyân eder. Ve yine mâh-ı Temmûz'da kırk gün kırk gece kan akar. Yevm-i mevlûdda kan dinüp mücellâ cüllâb-misâl cereyân eder. Bi-emrillâh ilâ mâşaallâh âdetullâh bunun üzerine cârîdir. Ve bu mevlûd-ı şerîfde bu ayn içün ol kadar yüz kerre yüz bin cerre ve bardak ve mecur ve çanak bey‘ olunur kim hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür. Ve yine ol gün ol kadar mecur Cîze yoğurdu ve kaymağı fürûht olunur kim cemî‘i züvvârın derûn [u] bîrûnu beyâz yoğurd olur. Ve Heremeyn dağları bu cânibde olmağile beş on yârân bir yere cem‘ olup kimi piyâde ve kimi har-süvâr olup Fir‘avn dağların temâşâya giderler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y271b ·
metinde göster ·
Nehûr'dan galat Demenhûr derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Ömer hilâ …
Dem-i Nehûr'dan galat Demenhûr derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Ömer hilâfetinde be-dest-i Amr ibnü'l-Âs hazretleri Mısır'ı feth edüp yedi yıldan sonra Mağrib huccâcı selâmet ile ubûr etsünler, deyü bu Buhayre vilâyeti üzre otuz bin asker ile gelüp Melik Mukavkıs karındaşı Kıbtî Tav[t]îs melik iken bu Buhayre'yi muhâsara edüp yetmiş gün ceng-i azîm edüp kuvvet-i bâzû ile kılıc urarak Kıbtî ve Rûm keferelerini kırarak cümle cüyûş-ı küffârı dendân-ı tîğden geçirüp demleri nehir gibi cereyân etdiğiyçün ba‘de'l-feth bu şehire Dem-i Nehûr dediler. Hâlâ galat-ı meşhûr evlâ olup Dem-i Nehûr'dan galat Y 305a Demenhûr derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y304b–Y305a ·
metinde göster ·
… n-ı tîğden geçirüp demleri nehir gibi cereyân etdiğiyçün ba‘de'l-feth bu şehire
Dem-i
Nehûr dediler. Hâlâ galat-ı meşhûr evlâ olup Dem-i Nehûr'dan galat Y 305a Dem …
Dem-i Nehûr'dan galat Demenhûr derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Ömer hilâfetinde be-dest-i Amr ibnü'l-Âs hazretleri Mısır'ı feth edüp yedi yıldan sonra Mağrib huccâcı selâmet ile ubûr etsünler, deyü bu Buhayre vilâyeti üzre otuz bin asker ile gelüp Melik Mukavkıs karındaşı Kıbtî Tav[t]îs melik iken bu Buhayre'yi muhâsara edüp yetmiş gün ceng-i azîm edüp kuvvet-i bâzû ile kılıc urarak Kıbtî ve Rûm keferelerini kırarak cümle cüyûş-ı küffârı dendân-ı tîğden geçirüp demleri nehir gibi cereyân etdiğiyçün ba‘de'l-feth bu şehire Dem-i Nehûr dediler. Hâlâ galat-ı meşhûr evlâ olup Dem-i Nehûr'dan galat Y 305a Demenhûr derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y304b–Y305a ·
metinde göster ·
… iyçün ba‘de'l-feth bu şehire Dem-i Nehûr dediler. Hâlâ galat-ı meşhûr evlâ olup
Dem-i
Nehûr'dan galat Y 305a Demenhûr derler.
Dem-i Nehûr'dan galat Demenhûr derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Ömer hilâfetinde be-dest-i Amr ibnü'l-Âs hazretleri Mısır'ı feth edüp yedi yıldan sonra Mağrib huccâcı selâmet ile ubûr etsünler, deyü bu Buhayre vilâyeti üzre otuz bin asker ile gelüp Melik Mukavkıs karındaşı Kıbtî Tav[t]îs melik iken bu Buhayre'yi muhâsara edüp yetmiş gün ceng-i azîm edüp kuvvet-i bâzû ile kılıc urarak Kıbtî ve Rûm keferelerini kırarak cümle cüyûş-ı küffârı dendân-ı tîğden geçirüp demleri nehir gibi cereyân etdiğiyçün ba‘de'l-feth bu şehire Dem-i Nehûr dediler. Hâlâ galat-ı meşhûr evlâ olup Dem-i Nehûr'dan galat Y 305a Demenhûr derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y304b–Y305a ·
metinde göster ·
… r. Eğer mezkûr herîf-i müttehem cür’et edüp Bâb-ı Dâvûd'a el urduğu ân ol demde
demi
dutulup helâk olur, deyü şöhre-i şehir olmuşdur. Beher sene niçe bin âdemin hak …
Hakîkatü'l-hâl eğer medyûn herîf veyâhûd mazınna olan sârik herîf mücrim ise cür’et edemeyüp yemîn etmeden ve kapusına el urmadan cürmüne mu‘terif olup hâkimü'l-vakt andan mâlı tazmîn ederler. Eğer mazınna olan kimesne kendüyi bilüp mücrim değilse Bâb-ı Dâvûd'a el urup yemîn edüp halâs olur. Eğer mezkûr herîf-i müttehem cür’et edüp Bâb-ı Dâvûd'a el urduğu ân ol demde demi dutulup helâk olur, deyü şöhre-i şehir olmuşdur. Beher sene niçe bin âdemin hakkı bu âsitânede bilâ-cidâl hakları ihkâk-ı hak olunmuşdur. Hâlâ âhar diyârlardan ve etrâf kurâlardan niçe âdemler gelüp bu âsitânede hakları icrâ olur azîm dergâh-ı mu’allâdır, kuddise sırruh. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y309b ·
metinde göster ·