… yı bî-riyâ'dan su’âl olunursa bu kadar sâzları ve mü’elliflerini neden bilirsiz
denirse
Arab u Acem'de ve İsfeç ve Nemse ve Leh u Çeh [ve] Donkarkız ve Danimarka ve Da …
Eğer bu abd-i hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ'dan su’âl olunursa bu kadar sâzları ve mü’elliflerini neden bilirsiz denirse Arab u Acem'de ve İsfeç ve Nemse ve Leh u Çeh [ve] Donkarkız ve Danimarka ve Daniska kırallıkların geşt [ü] güzâr etdiğimizde zikr olunan cümle (---) aded sâzlar ve niçe bin o kadar ziyâde gûnâ-gûn sâzlar görmüşüzdür kim inşâ’allâhu Te‘alâ seyâhat etdiğimiz kurâ ve kasabât ve şehr-i mu‘azzamları evsâflarının kitâbetine mübâşeret etdiğimizde cümle sâzlarıyla ve sâzlarının eşkâl [u] sûretleriyle tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
… ya hafî olmaya kim bu câmi‘-i Selîm Hân niçün şehr-i İslâmbol'da binâ olunmadı,
denirse
bir gice Selîm-i Sânî İslâmbol'da Üsküdar tarafında Fenerbâğçesi nâm mahalde hâ …
İhvân-ı vefâya hafî olmaya kim bu câmi‘-i Selîm Hân niçün şehr-i İslâmbol'da binâ olunmadı, denirse bir gice Selîm-i Sânî İslâmbol'da Üsküdar tarafında Fenerbâğçesi nâm mahalde hâb-âlûd iken bî'z-zât Hazret-i Fahru'l-âlemîn'i menâmında görüp ol Mefhar-i Mevcûdât eydür: "Yâ Selîm, Allah ile ahd [u] mîsâk etmiş idin kim ‘Eğer fâtih-i cezîre-i Kıbrıs olursam, gazâ mâlından bir câmi‘ binâ edeyim’ demiş, idin. Cenâb-ı Bârî sana Kıbrıs adasının yedi yüz yetmiş mil arzında yüz yetmiş pâre kal‘a ihsân etdi. Niçün ahde vefâ edüp bakıyye-i ömrünü hayrât [u] hasenât yolunda geçirmezsin. Tiz Kıbrıs'da Magosa kal‘asında alınan mâl-ı ganâ’imi vezîr-i müdebbirin Kara Mustafâ Paşa'dan taleb edüp benim himâyemde olan Sedd-i İslâm Edirne'mde bir câmi‘ inşâ edüp alemim dibine gel!" dedikde hemân Selîm Hân hâbdan bîdâr olup "Tiz vezîri kığırın!" dedikde vezîr-i Âsaf-dilîr geldikde "Tiz Lala! Sende olan Kıbrıs ganâ’imi mâlından bana mâl verüp cânın halâs eyle!" deyince vezîr-i hüsn-tedbîr eydür "Sadaktü yâ Resalullah" dedi. Selîm Hân eydür: "Neden sadaktü yâ Resûlallah dedin" deyü su‘âl etdikde "Pâdişâhım, ahşâm Resûl-i Kibriyâ'yı vâkı‘amda gördüm. Yâ Mustafâ, Selîm'e tenbîh etdim. Sendeki mâl-ı ganâ’imi Selîm'e verip Edirne'ye bile gidüp bir câmi‘-i latîf ve bir ma‘bedgâh-ı nazîf inşâ edin, dedi. İşte pâdişâhım gazâ mâlından on bir bin kîse gurûş cem‘ etdim ve baban Süleymân asrında üç bin kîse hâsıl etdim. Ol dahi efendim Risâlet-penâhın uğuruna fedâ olsun. Ammâ pâdişâhım Kıbrıs gazâsından sana üç bin kîse Venedik kralının San Marka mühriyle bundukanî mümessek altun hedâyâ getirdim. Pâdişâhım! Dahi onları Edirne'ye götürüp masrûf edesiz" deyü feth-i kelâm edüp vezîr-i pür-tedbîr cümle 154b mezkûr hazîneleri pâdişâha teslîm edüp sene 972 târîhinde cemî‘i asâkir-i İslâm ile Edirne'ye dâhil olup onda meştâ verilüp yine Resûlü's-sakaleyn'i Selîm-i Sânî vâkı‘asında görüp "Câmi‘i şu Kavak meydânında binâ eyle!" deyü câmi‘in esâsını ve vaz‘-ı kıblesini bizzât Hazret-i Risâlet-penâh işâret etdüğünden derûn-ı şehr-i Edirne'de Selîm Hân câmi‘i mihrâbından dürüst ve Eski câmi‘den râst kıblegâh yokdur. Andan Bismillah ile nice kerre yüzbin âdem cem‘ olup du‘â u senâ ile üç bin aded kurbânları temel yerlerinde hâzır edüp sa‘d-sâ‘at duhûl edince tekbir ile cümle kurbânları zebh edüp esâsına mübâşeret olunduğuna zîbâ târîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 154a–154b ·
metinde göster ·
… em ve nedîm-i âdemsin, ammâ her şehrin bu mertebe evsâfları neden ma‘lûmundur?"
denirse
cevâb "Bu abd-i ahkar, âlem-i sabâvetden berü seyâhate tâlib [u] râgıb olup vâk …
Eğer su‘âl olunursa "Ey Evliyâ, gerçek seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdemsin, ammâ her şehrin bu mertebe evsâfları neden ma‘lûmundur?" denirse cevâb "Bu abd-i ahkar, âlem-i sabâvetden berü seyâhate tâlib [u] râgıb olup vâkı‘amda Resûl-i Hudâ'nın izn-i şerîfiyle evliyâ ü enbiyâ ziyâretine me’mûr olduğumuz cihetden cemî‘i memâlik-i mahrûseleri kırk bir yıldan berü geşt [u] güzâr ederken ve zâbitleriyle ve müsinn [ü] umûr-dîde ihtiyârlarıyla ülfet edüp ahvâlât-ı şehri su‘âl edüp niçe sicillâta ve evkâfnâmelere mürâca‘at edüp cümle hayrât [u] hasenâtların târîhleriyle zabt [u] kayd edüp bu gûne tahrîr ederiz. Selîkamız bu semte düşüp tesellî-i hâtırımız vardır. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166a ·
metinde göster ·
… âre çıkmış, katl etmişler. Ya bu dibâceyi tûl u dırâz medh etmeden murâd ne ola
denirse
{cevâb oldur kim} gerçi bir sarıca haşerâtı idi ammâ kapu yoldaşımız olup nân u …
Eğer su‘âl olunursa bir âdem kendüyi bir kayadan deryâya atmış ve bir kenâre çıkmış, katl etmişler. Ya bu dibâceyi tûl u dırâz medh etmeden murâd ne ola denirse {cevâb oldur kim} gerçi bir sarıca haşerâtı idi ammâ kapu yoldaşımız olup nân u nemek hakkı olduğundan dahi {değil hakku'l-insâf oldur ki} bir sâlih ü mütedeyyin ve mü’min ü muvahhid ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb Malatıyye kurbünde İzoli Kürdlerinden şehbâz u yarar u bahâdır bir er-i server-i hünerver idi. Hatta Şâm'da anın Nakura Boğazı'nda Dürzî ile bir ceng-i Alî etmişdir kim az değil bu abd-i hakîr kırk iki yıldan berü niçe cenglerde niçe bin gâzîler görmüşüm ammâ Seydî Ahmed Paşa ve Ketagaç Paşa ve bu Çomar Bölükbaşı gibi nefsinde bahâdır ü şecî‘ er görmedim. {Anınçün medh etdim}. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282b ·
metinde göster ·
Bu Tımış nehrinin batağı çatağı içre gûyâ bir su içinde kaplıbağa yatır gibi durur, dörd ayakların germiş, dörd aded tabya-i azîmleridir ve kaplıbağanın başı gûyâ iç kal‘adır ve kaplıbağanın vücûdu gûyâ kal‘anın cirmidir. Bu hisâb üzre şekl-i muhammesdir, lâkin ne taşdır ve ne tuladır. Cümle kalın meşe ve pelîd ağaçlarından mebnî bir palankadır. Taşra yüzü çit örme bir kat ince beyâz ve mücellâ dîvâr şekilli çitdir. Üstâd-ı kâmil bu çiti yaban asmalarından örüp üzerine alçı ve beyâz kireç sürüp nûr-ı mücellâ kuğu-misâl bir kal‘adır, ammâ iç kat dolma palankası iki kat sütûn-ı bâlâlardır kim mâbeynini üstâd-ı kâmil bennâ horasan ve kireç ve alçı ile eyle rıhtım etmiş kim bin yıl niçe yüz bin top-ı kûp gülleleri ursan palanka direklerinin aralarına gülleler girüp gâ’ib olur. Taş kal‘alar gibi topdan aslâ havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl sudan ve bataklardan yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç kal‘adan ve dörd aded makas tabyalardan şayka toplar âdem gezdirmez, değil ki palankasın âteşe uralar. Bir vech ile kabza-i teshîre almak mümkün değildir, illâ muhâsaradan gayrı ilâc yokdur, zîrâ gâyet metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Eğer denirse "Ağaç kal‘a mürûr-ı eyyâm ile çürümez mi?" denirse, belî çürüyen sütûn-ı müntehâların kırk elli yılda bir çıkarup yerine bir dıraht-ı müntehâ korlar, zîrâ bu kal‘anın ta‘mîr ü termîmine me’mûr yetmiş aded ma‘mûr köyler me’mûrlardır, ammâ her dırahtı bataklık içre dura dura abanos olup polad-ı Nahçivânî olmuşdur. Ve dolma rıhtım dîvârı dahi sedd-i şirvanî olmuşdur kim bu dîvârın enniliği kâmil elli ayak ve ba‘zı yerleri altmış ayak âriz dîvârlardır kim üzerlerinde fârisi'l-hayl olanlar cirid oynasalar yerleri dar değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118a ·
metinde göster ·
… al‘a-i hısn-ı hasîndir. Eğer denirse "Ağaç kal‘a mürûr-ı eyyâm ile çürümez mi?"
denirse
, belî çürüyen sütûn-ı müntehâların kırk elli yılda bir çıkarup yerine bir dırah …
Bu Tımış nehrinin batağı çatağı içre gûyâ bir su içinde kaplıbağa yatır gibi durur, dörd ayakların germiş, dörd aded tabya-i azîmleridir ve kaplıbağanın başı gûyâ iç kal‘adır ve kaplıbağanın vücûdu gûyâ kal‘anın cirmidir. Bu hisâb üzre şekl-i muhammesdir, lâkin ne taşdır ve ne tuladır. Cümle kalın meşe ve pelîd ağaçlarından mebnî bir palankadır. Taşra yüzü çit örme bir kat ince beyâz ve mücellâ dîvâr şekilli çitdir. Üstâd-ı kâmil bu çiti yaban asmalarından örüp üzerine alçı ve beyâz kireç sürüp nûr-ı mücellâ kuğu-misâl bir kal‘adır, ammâ iç kat dolma palankası iki kat sütûn-ı bâlâlardır kim mâbeynini üstâd-ı kâmil bennâ horasan ve kireç ve alçı ile eyle rıhtım etmiş kim bin yıl niçe yüz bin top-ı kûp gülleleri ursan palanka direklerinin aralarına gülleler girüp gâ’ib olur. Taş kal‘alar gibi topdan aslâ havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl sudan ve bataklardan yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç kal‘adan ve dörd aded makas tabyalardan şayka toplar âdem gezdirmez, değil ki palankasın âteşe uralar. Bir vech ile kabza-i teshîre almak mümkün değildir, illâ muhâsaradan gayrı ilâc yokdur, zîrâ gâyet metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Eğer denirse "Ağaç kal‘a mürûr-ı eyyâm ile çürümez mi?" denirse, belî çürüyen sütûn-ı müntehâların kırk elli yılda bir çıkarup yerine bir dıraht-ı müntehâ korlar, zîrâ bu kal‘anın ta‘mîr ü termîmine me’mûr yetmiş aded ma‘mûr köyler me’mûrlardır, ammâ her dırahtı bataklık içre dura dura abanos olup polad-ı Nahçivânî olmuşdur. Ve dolma rıhtım dîvârı dahi sedd-i şirvanî olmuşdur kim bu dîvârın enniliği kâmil elli ayak ve ba‘zı yerleri altmış ayak âriz dîvârlardır kim üzerlerinde fârisi'l-hayl olanlar cirid oynasalar yerleri dar değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118a ·
metinde göster ·
Andan cümle mîrîye müte‘allık cebehâne makûlesi eşyâları paşa-yı âdil Hilevne kal‘ası cebehânesine gönderüp cümle guzât mâbeyninde cemî‘i mâl-ı ganâ’im fürûht olup cümle tahsîl olan mâlın cemî‘i guzât-ı müslimîn bayrak ve bayrak karındaş payı berâber edüp öşr-i sultânîsin kanûnları üzre Melek Ahmed Paşa'ya hisse verdiler. şundan ma‘lûm ola kim ne kadar mâl Melek Paşa'ya öşr-i pençik verildi denirse cümle sağîr ü kebîr üsârâlardan paşaya hemân (---)(---)(---) aded pençe-i âfitâb ve mehtâb gulâm ve bintân ve nisvân 148a ve yedi aded kapudan kefereleri penc-i yek düşdü ve âlet-i silâh ve akmişe-i fâhire ve harîr-i nâdire ve sîm ve nühâs âvânî mâllarından paşaya öşr-i Hazret-i Ömer dokuz kîse vâsıl oldu. Ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147b–148a ·
metinde göster ·
… zîre-i Kırım ve cezîre-i Taman ve cezîre-i Balısıra, bunlar cezîre değil midir?
denirse
belî cezîrelerdir, ammâ kara câniblerine şehr zemîn ittisâlleri vardır, niçe yü …
Cezîre-i Eyne: (---) mîl ihâta eder her cânibi yatak limandır. Zamân-ı keferede gâyet ma‘mûr cezîre olup fâhir yatak limanları var imiş. Sene 856 târîhinde Ebü'l-feth gâzîlerinden Eyne Koca nâm bir gâzî-i benâm feth etmek ile ol isimile müsemmâ Eyneada derler. Bir harâb küçük kal‘ası var. İçinde oduncu Rûmları sâkin olur. Karadeniz içre bundan gayri cezîre aslâ yokdur. Gerçi kal‘a-i Özü kurbunda Tentere cezîrecikleri vardır, ammâ Ölü denizi kurbunda olup sapa yerde vâkı‘ olmağile memerr-i keştîbân değildir ve anda düşen gemi Ölü denizine düşerlerse çamura gark olup ölürler. Ve eğer Karadeniz'de cezîre-i Kırım ve cezîre-i Taman ve cezîre-i Balısıra, bunlar cezîre değil midir? denirse belî cezîrelerdir, ammâ kara câniblerine şehr zemîn ittisâlleri vardır, niçe yüz kerre manzûrumuz olmuşlardır, ammâ bu Eyneada bir cânibe muttasıl değil, cezîre halk olmuşdur, ammâ İskender-i Zülkarneyn Karadeniz boğazın kesdikden sonra ayân olmuşdur. Andan yine taraf-ı garba Karadeniz kenârınca sun‘-ı Hudâları temâşâ ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50b ·
metinde göster ·
… r. İllâ Hazret-i şu‘ayb olmuşdur. Eğer su’âl olunursa Ya‘kûb Nebî dahi a‘mâ idi
denirse
, Hazret-i Ya‘kûb firâk-ı Hazret-i Yûsuf ile zâr [u] giryân olarak kesret-i bükâ …
Be-kavli tevârîh, yüz yigirmi dörd bin peygamberden a‘mâ peygamber olmamışdır. İllâ Hazret-i şu‘ayb olmuşdur. Eğer su’âl olunursa Ya‘kûb Nebî dahi a‘mâ idi denirse, Hazret-i Ya‘kûb firâk-ı Hazret-i Yûsuf ile zâr [u] giryân olarak kesret-i bükâdan a‘mâ oldu. Ammâ sonra Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'ın Feyyûm şehrinde Hazret-i Yûsuf ile mülâkat oldukda bi-emrillâh nûr-ı dîdesi Yûsuf'un görüp çeşmi rûşen oldu. Ammâ şu‘ayb Nebî mâderzâd a‘mâ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y202b ·
metinde göster ·
bâlâda Sultân Murâd-ı Râbi‘ fermânı ile tahrîr olunan kuyuları ve çeşme ve sâkı …
Bu çeşmelerden gayrı Mısır içinde ve iç kal‘ada âb-ı hayât çeşme yokdur. Eğer su’âl olunursa, bu yigirmi bir çeşme böyle bir sevâd-ı mu‘azzam âdem deryâsı Ümmü Dünyâ Mısır-ı Kâhire-i Mu‘izziyye'ye nice kifâyet eder, denirse bâlâda Sultân Murâd-ı Râbi‘ fermânı ile tahrîr olunan kuyuları ve çeşme ve sâkıyeleri zikr eder, ammâ bâğ u bâğçe ve besâtîn sâkıyeleri müte‘addid değildir, anlar bâğçeler ile hisâb olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y128b ·
metinde göster ·
… dükkânı vardır. Böyle âdem deryâsı dünyâ anası oğullarına nice kifâyet olunur,
denirse
ağniyâ ve a‘yânın sarâylarında birer furun mukarrerdir ve her fukarânın hânesin …
Evsâf-ı esnâf-ı habbâzân ve tüccârân-ı gılâl: Mısır gibi Ümmü P 218a Dünyâ'da cümleten yetmiş etmekçi dükkânı vardır. Böyle âdem deryâsı dünyâ anası oğullarına nice kifâyet olunur, denirse ağniyâ ve a‘yânın sarâylarında birer furun mukarrerdir ve her fukarânın hânesinde birer tennûr küçük furun vardır, herkes hânesinde beyâz hâs etmekleri bişirüp çârsû-yı bâzârın her köşesinde tabla tabla hubzları sıbyân ve nisvân ü bintân fürûht ederler. Anıniçün Q 221a yetmiş aded etmekçi dükkânları kifâyet eder. Ve bu dükkânlarda neferât cümle altı yüzdür. Ammâ cümle furunlarda at tezeği ile etmek bişirirler. Mezheb-i şâfi‘îde necis harâm iken bi'z-zarûrî odun kıtlığından at fışkısı yakup etmeğin yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y169b ·
metinde göster ·