uzlar içre cereyân eden yigirmi yedi aded uyûn-ı câriyelerdir. Bunlardan mâ‘adâ …
Evvelâ cümle on yedi aded kayalı dereler ve uzlar içre cereyân eden yigirmi yedi aded uyûn-ı câriyelerdir. Bunlardan mâ‘adâ her derede üç yüz altmış aded kaynak-ı âb-ı hoş-nâb-ı berrâk add olunur. Ammâ her birinin tulû‘ [u] gurûbuyla beyân eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak kaynak ta‘bîr olunan uyûnlar cümle uyûn-ı sağîrelerdir. Lâkin,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… ının vefretinden ordu-yı İslâm'dan bir alây şikârcı âdemler dağ taş ve kemîngâh
dereler ve
râh bilmezler birer mağaracı kimesneler ale'l-ittifâk şehr-i Bitlîs'in etrâfın …
Âhir "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" deyüp yanında olan Ekrâd ümerâlarıyla ol kûh-ı bülendin zirvesinde meşveret edüp "İnşâallah hücûm günü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu depeden ve sen şu püşteden atlı ve yayan yürüyüş edersüz." deyü on sekiz aded ümerâlara hücûm idecek yerlerin gösterüp "Şehr-i Bitlîs'in etrâfında sizler hâzır olup biz aşağı Rahova sahrâsında Van askeriyle ve Hakkarî askeriyle ve benim on iki bin askerimle büyük meterislere hücûm edüp "Allah Allah" deyüp balyemez toplara âteşler etdikde sizler dahi bu me’mûr etdiğim on sekiz yerden şehr-i Bitlîs'e hücûm edin, ammâ askerinize tenbîh ü te’kîd edin, evvel hân arısın söndürelim, sonra hânın balın yiyelim. Gayri re‘âyâ vü berâyâya ve ehl [ü] ıyâle vaz‘-ı yed edüp hâneleri nehb ü gâret etmesinler. Ancak hemân hânı ele getirsinler ve hânın bâğını kabz edüp kal‘ayı muhâsara etsinler" tenbîh etdikde cümle be-ser [ü] çeşm deyüp bu müşâvere-i hayr üzre yemîn billah ile Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup paşa ile ordu-yı İslâm cânibine giderken Rahova sahrâsının bir köşesinde bir çemenzâr yerde tahte'l-kahve tenâvül etmeğe nüzûl edüp cânib-i erba‘aya karavullar koduk. Hikmet-i Hudâ asker-i bî-pâyânın kesretinden ve yağmacı ve kavm-i talancının vefretinden ordu-yı İslâm'dan bir alây şikârcı âdemler dağ taş ve kemîngâh dereler ve râh bilmezler birer mağaracı kimesneler ale'l-ittifâk şehr-i Bitlîs'in etrâfın nehb ü gâret etmeğe giderken meğer hân tarafından kemîngâh içre altı yüz aded güzîde asker-i Rujikiyân var imiş. Bizim asker yağmacısı bu hân askeri üstüne uğrayup bir azîm ceng edüp biz paşa ile otururken bir tüfeng sadâsı istimâ‘ etdik, ammâ ne idüğü ma‘lûmumuz olmayup paşa-yı müdebbirden ol mahalle âdem varınca bizim yağmacılardan iki yüz âdemi hân askeri amân vermeyüp kılıçdan geçirüp cümlesi câm-ı şehâdeti nûş ve gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp kellelerin hâna götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b ·
metinde göster ·
… bîsi nihâyetinde Karabağdala nâm bir bayır-ı mürtefi‘ zeylinde ensesi bâğlar ve
dereler ve
depeli yere vâki‘ havâlesi azacık iki iç kal‘ası vardır, ammâ ol havâle mülâhaz …
Evvelâ cânib-i şarkîsi ve cânib-i kıblesi ve cânib-i cenûbîsi tarafları köy köy üzre ma‘mûr u âbâdân sahrâ-yı mahsûldârın cânib-i garbîsi nihâyetinde Karabağdala nâm bir bayır-ı mürtefi‘ zeylinde ensesi bâğlar ve dereler ve depeli yere vâki‘ havâlesi azacık iki iç kal‘ası vardır, ammâ ol havâle mülâhaza olan yerlerden bu kal‘aya zevâl yokdur, zîrâ ol havâle add olunan mahallerden bu kal‘aya top atılsa gülleleri aşırı gider ve topları aşağı atsalar toplar kendülerin kundakdan taşra atar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36a ·
metinde göster ·
… edüp ba‘dehu 3 sâ‘atde cânib-i garba baş aşağı enüp mahûf u muhâtara kayalar ve
dereler ve
depelerli yolları kar örtmüş yerleri yüz bin renc-i anâ ile ubûr edüp karye-i i …
Bu kurâlardan sonra yine baş yukaru gidüp Hızır-ilyâs gediği yolun aşup azîm derd-i ser çeküp hattâ Kızılyumurta günleri olup cemî‘i rûy-ı arz şiddet-i hâr üzre olmuşken bir azîm dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çeküp ellerimiz ve ayaklarımız donayazup seyishânemizin biri boranda gark olup gücile halâs edüp ba‘dehu 3 sâ‘atde cânib-i garba baş aşağı enüp mahûf u muhâtara kayalar ve dereler ve depelerli yolları kar örtmüş yerleri yüz bin renc-i anâ ile ubûr edüp karye-i inobası'nı geçüp cümle (---) sâ‘atde gidüp Eğribucak kazâsı içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 234a ·
metinde göster ·
… ürr-i beyz-âsâ kal‘a-i serâmeddir kim burc-ı bârû-yı üstüvârlarından âdem aşağı
dereler ve
kayalara bakmağa cür’et edemez. Ve bundan cümle zemîn nümâyân olduğundan mâ‘adâ …
Bu kal‘adan yukaru iç kal‘a bir küçük bölme hisârdır. İçinde aslâ bir hâne yokdur, ancak bir tophâne ve bir su sarnıcı ve birkaç şâhî topları var. Ve bu orta hisârdan yukaruda bir bölme hisâr dahi var, asıl iç kal‘a odur. Bunda kral sarâyından gayri eser-i binâdan bir âsâr yokdur. Cümle zemînin dizdâr bâğçe etmişdir, zîrâ evler olsa her bâr âdem çıkup enmeğe âciz-mânde olurlar. Ammâ hakkâ ki ayyûka kad keşân olmuş bir sahra-i âlî üzre bir dürr-i beyz-âsâ kal‘a-i serâmeddir kim burc-ı bârû-yı üstüvârlarından âdem aşağı dereler ve kayalara bakmağa cür’et edemez. Ve bundan cümle zemîn nümâyân olduğundan mâ‘adâ Bahr-i Ebyaz bir buhayrecik gibi görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246a ·
metinde göster ·
Mezbûr kal‘adan taşra yedi aded dağlar üzre ve yedi aded
dereler ve
depeler içre beyâz taşlık içinde mâl-â-mâl biri biri üzre kat-ender-kat bâğsız …
Mezbûr kal‘adan taşra yedi aded dağlar üzre ve yedi aded dereler ve depeler içre beyâz taşlık içinde mâl-â-mâl biri biri üzre kat-ender-kat bâğsız ve bâğçesiz ve havlısız dıyk ve daracık eniş ve yokuşlu yerlerde cümle der-i dîvârları sâfî kârgîr binâ taşdır. Ve cümle kiremit ile mestûr gâyet ma‘mûr evlerdir kim birbirlerinin pençerelerine nâzırlardır. Ammâ Muslihiddîn mahallesi evleri cânib-i şarka nâzır ve aşağıca evlerdir. Ve Karşı mahalle hâneleri cümle taraf-ı garba nâzırlardır kim cümle 7 aded müselmân mahallesidir. Cümleden ma‘mûr Muslihiddîn mahallesi ve Karşı mahalle ve Aşağı mahalle ve Çârsû mahallesi ve Voyvada mahallesi ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246a ·
metinde göster ·
depe içre cümlesi yetmiş yedi bin aded müfîd [ü] muhtasar tahtânî ve câ-be-câ f …
Kal‘anın şimâli ve garbîsi tarafında dereler ve depe içre cümlesi yetmiş yedi bin aded müfîd [ü] muhtasar tahtânî ve câ-be-câ fevkânî evler ve bekârhâne odalardır. Ve cümle yedi aded câmi‘-i pür-müfîd ü sefîd hâk-i pâk ile mestûr minâresiz câmi‘-i ma‘mûrlar ve cümle kırk aded mesâcidler ve cümle üç aded medreselerdir. Ve cümle beş aded mekteblerdir. Ve cümle iki aded tekyelerdir. Ve cümle altı aded küçücük hammâmlardır. Ve cümle yedi aded hânlardır. Ve cümle iki bin aded dükkânlardır, ammâ bu binâların cümlesi ahşâbât-ı hâr-ı hâşâk ile amâr olmuş müfîd [ü] muhtasar kârhânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287b ·
metinde göster ·
… uzât-ı müslimîn ve cemî‘i sıbyân ve re‘âyâ vü berâyâlar ol kadar top güllelerin
dereler ve
depeler ve dağlarda ve bâğlarda yakın [u] ırağlarda bulup gülleleri, güle güle …
Ba‘dehu Defterdâr Ahmed Paşa-yı müdebbir dellâl nidâ edüp "Her kim gülle getirirse birer Mısır parası ihsân olunur" deyince azamet-i hudâ cemî‘i guzât-ı müslimîn ve cemî‘i sıbyân ve re‘âyâ vü berâyâlar ol kadar top güllelerin dereler ve depeler ve dağlarda ve bâğlarda yakın [u] ırağlarda bulup gülleleri, güle güle getirüp yigirmi yerde gülleler dağlar gibi yığılup bu dahi bir hazîne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 307a ·
metinde göster ·
bayırlar üzre etrâf kasaba ve kurâlar ahâlîlerinin bâğları cümle bu Kayacık'dad …
Ve şehrin şimâl tarafında dereler ve bayırlar üzre etrâf kasaba ve kurâlar ahâlîlerinin bâğları cümle bu Kayacık'dadır, zîrâ ekin kânı değildir. Âb [u] hevâsı, bâğ u bâğçesi gâyet latîf olduğundan âbdâr ve dânedâr şîrîn Q 15bP 15b bey‘ [u] şirâsı olur. Ve bu bâğlarda hâsıl olan la‘lgûn kirazın her biri birer esedî riyâle berâber vezn etdik, ammâ niçe bin kirazdan intihâb edüp vezn etdik. Hattâ Anatolu'da kırmızıya müte‘allik bir şey medh olunsa "Kayacık sahtiyânı ve kirazı gibi kırmızıdır" derler. Ve dilberânların yanakları ve lebleri medh olunsa "Kayacık kirazı dudaklı bir serfirâz-ı cihân dilberdir" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y28b ·
metinde göster ·
… im at ve katır ve piyâde âdem adım basacak yer bulamaz. Yetmiş seksen yerde dar
dereler ve
mukassî sengistân boğazlar vardır kim bir âdem taş ile bin âdemi geçirtmemeğe k …
Bu Alman boğazı değildir, Alaman-ı bî-amân boğazıdır ve eyle taşlıkdır kim at ve katır ve piyâde âdem adım basacak yer bulamaz. Yetmiş seksen yerde dar dereler ve mukassî sengistân boğazlar vardır kim bir âdem taş ile bin âdemi geçirtmemeğe kâdirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y67a ·
metinde göster ·
… havf etmen" deyü 4 sâ‘at semâya ser çekmiş dağlar ve derk-i esfele enmiş gayyâ
dereler ve
mahûf u muhâtara kısık kayalı Y 150b boğazlar ve sa‘b ve uçurum yollar ile ve …
"Bundan böyle gayri havf etmen" deyü 4 sâ‘at semâya ser çekmiş dağlar ve derk-i esfele enmiş gayyâ dereler ve mahûf u muhâtara kısık kayalı Y 150b boğazlar ve sa‘b ve uçurum yollar ile ve gâh leb-i deryâ sengistânı ile yüz bin renc [ü] anâ çekerek ve Hudâ âlimdir, atlar ayak basacak yer keff-i mîzân kadar toprak bulmayup düşe kalka piyâde ve bî-dermân cânımızdan ol şiddet-i harâretde bî-zâr olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y150a–Y150b ·
metinde göster ·
… mâret yokdur. Ancak nebâtât [u] giyâhâtlı ve muğaylân ve ılgın ağaçlı bir vâsi‘
dereler ve
büklerli yerlerdir. Y 275a Ba‘zı dereler içre âb-ı rahmetden cem‘ olmuş sular …
Bu mahalde imâret yokdur. Ancak nebâtât [u] giyâhâtlı ve muğaylân ve ılgın ağaçlı bir vâsi‘ dereler ve büklerli yerlerdir. Y 275a Ba‘zı dereler içre âb-ı rahmetden cem‘ olmuş sular bulunup def‘-i atşân etdiler. Ammâ zemîni arz-ı şûre olmağın suya te’sîr edüp sular dahi şûrca olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y274b–Y275a ·
metinde göster ·