… : Bir kerre yine şecâ‘ati tamarları hareket edüp bir hişt-nîze ile on aded deve
derileri
ile müddakıl(?) Felemenk ve Nemse çâsârından gelme kalkanları elçinin önünde ze …
Diğer alâmet-i Murâd Hân: Bir kerre yine şecâ‘ati tamarları hareket edüp bir hişt-nîze ile on aded deve derileri ile müddakıl(?) Felemenk ve Nemse çâsârından gelme kalkanları elçinin önünde zerk edüp bilâ tereddüd güzer edüp Nemse çâsârı gönderdiği kalkanları {yine Nemse'ye} hedâyâ gönderdi. Hâlâ Beçkapusu'nun kemeri altında hişti ile maslûbdur kim hakîrin manzûru olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
Bu kerre Hacı Nâsır eydir: "Bildim ki beni balık yudup giderek vücûdum mahv olup ana gıdâ olurum. İbtidâ dübürüm kaynakları ve kaba uyluklarımın derileri soyulup erimeğe başladı. Ammâ derûnumdan Feyyâz-ı Mutlak'a teveccüh edüp halâsım ricâ etdim. Ammâ yine balık karnında aslâ hareket etmeyüp bir vâsi‘ sıyrıncak yerde iki ellerimle yoklayup dururken anı gördüm, olduğum balık karnı ra‘d gibi gürleyüp cân havliyle elimdeki bıçağın sabıyla ucunu berk dutdum, bir zamândan gördüm ki berk-i hâtif gibi gitdiğim hayâllendim, bir zamândan sonra gördüm ki kâhî baş aşağı kâhî baş yukaruya takla ata ata bî-tâb kaldım. Ba‘dehu yine ke'l-evvel balığın karnında asûde-hâl oldum. Ammâ cânım sıkılmağa başlayup gördüm ki benim karnında olduğum balığın ciğerleri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at durduğumu, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldir' diyerek elimle uyluklarıma yapışdım, benim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b ·
metinde göster ·
… e cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları
derileri
tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnakların …
Âhir-i kâr, fakîr gulâmın beden-i batlimusu günden güne tulum gibi olmadan sönüp tulum cildi buruşup vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm bu derd-i serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki küreği arasından ve enseden yine depesine gelince cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gulâmın vücûd-ı nâzenîni kıp kırmızı akîk-i yemenî-vâr çıkup eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları
derileri
dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gu …
Âhir-i kâr, fakîr gulâmın beden-i batlimusu günden güne tulum gibi olmadan sönüp tulum cildi buruşup vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm bu derd-i serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki küreği arasından ve enseden yine depesine gelince cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gulâmın vücûd-ı nâzenîni kıp kırmızı akîk-i yemenî-vâr çıkup eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… urup pederinin intikâmın aldı. Hâlâ ol sahrâya "Taşak ovası" derler. Zîrâ Tatar
derileri
kîrleri ve horde ve türtelleriyle yüzülüp sâyebân olduğundan "Taşak sahrâsı" de …
Ba‘dehû hicret-i Nebevî'nin sekiz yüz beşinci senesinde sû’-i tedbîr ve bed-hâh huddâmân re’yiyle Timur Hân, Hind [u] Acem diyârlarından hurûc edüp Yıldırım Hân ile cenge âheng etdükde Yıldırım Hân gördü kim cümle askeri kendüden yüz çevirüp Timur yanına firâr etdiler. Kapu kullarıyla kendüsü yalnız kalup meydân-ı ma‘rekede serbâzlık ve kâr-cengârlık edüp niçe yüz Tatar askerine kılıç yetişdürüp dilâverlik, servlik ve emîrlik ve bahâdırlık ederdi. Lâkin kendüleri iş görmemiş, yara bere yimemiş ve ark atlamamış nâ-tamâm tay ata süvâr olup bir dahi Tatar içre at sürünce atdan tekerlenüp at firâr edüp Tatar içinde piyâde kalup kâmil bir sâ‘at piyâdece Tatar ile ceng edüp tîrkeşinde hadengi kalmayup destinden kılıcı düşünce Tatar, Yıldırım Hân'ın başına üşüp dest ber-kafa kayd-bend ile Timur-ı bî-nûr huzuruna getürüp Timur ayağ üzre kalkup ta‘zîm edüp yanına oturdup "Safâ geldin, felek hâlidir, böyle olur, gam yeme" deyü niçe musâhabet 235a edüp esnâ-yı kelâmda Timur eyitdi "Ey birâder Yıldırım Hân! Senin destinde biz senin gibi ne‘ûzü billah münhedim olup beni senin yanına bu hâl ile getirseler, beni neylerdin" deyince hemân Yıldırım Hân gazabından "Seni demir kafes içine koyup Bursa şehrine götürürdüm" deyince hemân Timur âteş-pâre olup bir demir kafes içinde Yıldırım Hân'ı haps edüp diyâr-ı Acem'e götürmeğe azimet etdi. Üçüncü gün Yıldırım Hân dâğ-ı derûnundan hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olup demir kafes içre merhûm oldu. Akîbince Çelebi Sultân Mehemmed, kırk bin benâm ve güzîde asker ile cünd-i Timur'a yetişüp eyle bir satûr-ı Muhammedî urup cümle Tatar dendân-ı tîğdan geçüp Timur, Amasiyye câniblerine firâr edüp bakıyyetü's-süyûf olan esîr Tatarlara mürdelerin derilerin yüzdürüp derilerin sâyebân edüp Çelebî Mehemmed Hân, Tatar derilerinin sâyesinde oturup pederinin intikâmın aldı. Hâlâ ol sahrâya "Taşak ovası" derler. Zîrâ Tatar derileri kîrleri ve horde ve türtelleriyle yüzülüp sâyebân olduğundan "Taşak sahrâsı" derler. Ba‘dehû pederinin na‘şını Tatarlar elinden alup, ılgar ile Bursa'ya getirüp babası câmi‘i sahasında defn edüp bir kubbe-i âlî binâ etmişdir, ziyâretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234b–235a ·
metinde göster ·
… z deli ve iki yüz gönüllü askerleri dahi pür-silâh kustaniçse sırıklarında kurd
derileri
sarılmış elvân filandıra bayraklarıyla ve yelken-i şeb-külâh ve Sâlihli takyele …
Andan iki yüz deli ve iki yüz gönüllü askerleri dahi pür-silâh kustaniçse sırıklarında kurd derileri sarılmış elvân filandıra bayraklarıyla ve yelken-i şeb-külâh ve Sâlihli takyeleri çelenkler ile cümle pür-silâh at başı beraber ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b ·
metinde göster ·
… m kafası ve kaplan u arslan ve bebr ü pelenk {kafası} ve'l-hâsıl cümle hayvânın
derileri
ta semmûr u zerdevâ ve kakum [u] vaşak derisine varınca cümle post-ı gûnâ-gûn m …
{Der-beyân-ı ummân-ı kerâme-i simyâ}: Ba‘dehû Monlâ Muhammed'in harârı meydân-ı muhabbetde kalup hân eydür: "Getirin şu harârı, Monlâ Muhammed'in cihâz-ı fakrın temâşâ idelim." dedikde paşa eydür: "Hey hân gider şu mel‘ûnun şeylerini." dedi. Hân eydür: "Cığıcığı paşa! Hele bir temâşâ edelim." deyince harârın ağzın küşâde edüp ekser koyun ve deve yününden alaca ince ipler ve kendir sicimleri ve kutular içre gûnâ-gûn edviyeler ve kara çalı dikenleri ve kâfûrî ve asel-i bend ve kara günlük ve öd u anber ve zift u katran ve yelisan u zakkum ve gûnâ-gûn kâfûrî mum mâl-â-mâl ve eski bezler ve alaca bezler ve Keşân katîfesi ve Şâm kutnîsı ve pâreler ki asla bir münkeratımız (?) ve hokkalar içre gûnâ-gûn dühniyyât ü ma‘âcin-i hulviyyât ve kavun ve karpuz ve hıyar ve kabak çekirdekleri ve bunun emsâli niçe bin gûne tohm-ı mekûlât ve kalay-ı kumkumalar içre mürekkeb ü arak ve sirke vü şarâb ve neft ü sandaloz ve koyun ve keçi kelleleri ve paçaları tüğleriyle tuzlanmış ve bir arslan kellesi ve bî-hisâb yılan ve sakankur ve kertenkele ve akrep ve çıyan mürdeleri ve eşek ve at ve katır ve deve ve hınzîr ayakları ve dişleri ve niçe hokkalarda hayâtda kara sülük ve çıyan ve domuzlan böceği ve yer solucanı ve iri karıncalar ve kutularda diri yılanlar ve akrepler ve sümüklü böcekler, Van deryâsında hâsıl olur gûnâ-gûn böcek haşerâtları ve hatta bir kurumuş âdem kafası ve kaplan u arslan ve bebr ü pelenk {kafası} ve'l-hâsıl cümle hayvânın derileri ta semmûr u zerdevâ ve kakum [u] vaşak derisine varınca cümle post-ı gûnâ-gûn mevcûd idi. Ammâ cümlesi bir nükre etmez, lâkin cemî‘i mevcûdât bu harâr-ı ummân-ı kerâmede mevcûd idi. Ve bunda olan edviye-i ahşâbât ispeçer dükkânlarında ve sûk-ı fehhâmînde bulunmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232a ·
metinde göster ·
… a gönderirim" deyü cümle kafâ kelleleri yine esîr olan kâfirlere yüzdürüp cümle
derileri
tuzladılar. Hemân ol ân cümle gâzîyân-ı ehl-i îmân paşaya ricâ edüp eyitdiler k …
Ba‘dehû paşanın otağı önünde cümle üsârâlar ve mâl-ı firâvânlar dağlar gibi yığılup mezâd-ı sultânîde bir beş ve bin beş deyüp her eşyâ fürûht olunmada, ammâ paşaya öşür verilen üsârâları paşa birer birer huzûrundan ubûr etdirüp cümle avrat ve oğlanları ve kızları bir tarafa koyup yetmiş kat taşdan geçmiş semm-i helâhil gibi kattâl harâmîlerden iki yüz adedi 136b benim hissemdir. Bu kâfirleri ve bin yüz otuz aded kâfir kelleleri ile bu dilleri rikâb-ı hümâyûna gönderirim" deyü cümle kafâ kelleleri yine esîr olan kâfirlere yüzdürüp cümle derileri tuzladılar. Hemân ol ân cümle gâzîyân-ı ehl-i îmân paşaya ricâ edüp eyitdiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136a–136b ·
metinde göster ·
… ulasız da sakınasız, yâ ben sakınmam mı? İşte koyunların başları ve paçaları ve
derileri
" deyü gulâmlarıma gösterüp Ma‘ânoğlu hapsinden çıkar gibi aç çıkmış ve niçe eyy …
"Hey hınzîr oğlu hınzîr, hınzîr eti olsun şişde olsun, dedikleri işte bu kebâb hakkına denmişdir. Siz kâfir evlâdı belinden gelesiz, domuz etiyle perveriş bulasız da sakınasız, yâ ben sakınmam mı? İşte koyunların başları ve paçaları ve derileri" deyü gulâmlarıma gösterüp Ma‘ânoğlu hapsinden çıkar gibi aç çıkmış ve niçe eyyâm aç kalmış hüddâmlarımla koyun kebâbının birisin Ma‘dî-kereb-vâr gulâmlarımızla yedik ve fi'l-hâl pîr [ü] pâk etdik ve bir koyun kebâbın meşin sağrıya sarup hıfz eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
Andan Sadrıa‘zam Ciğerdelen kal‘ası imâretine Kayseriyyeli Dilâver Paşazâde'yi me’mûr edüp andan nefîr-i rıhletler çalınup ba‘dehu Ciğerdelen sahrâsından kalkılup sene-i sâbıkda kırdığımız küffâr lâşeleri içinden asâkir-i İslâm ubûr edüp azamet-i Hudâ cümle küffâr leşleri kuruyup kadîd olup ve cümle îmânsız olup derileri kemiklerine yapışup çakıl taşı gibi sahrâ-yı Ciğerdelen'de dizin dizin sürü sürü olup yatırlar, ammâ merhûm ve mağfûrun leh Kadızâde İbrâhîm Paşa ile kâfire sekiz hov edüp kâfirleri kırdığımız meydân-ı ma‘rekemize vardık. Anda dahi küffâr leşi cüste cüste ve püşte püşte olup yatırlardı, ammâ bir yıldan berü bunları ne kurd ve ne kuş ve ne mûr-ı mâr yemeyüp hemân bunlar dahi kadîd-i mahz kalmışlar. Ammâ şehîd olan atlarımızı bir yere yığmışdık. Anlar dahi ter ü tâze durur gibi dururlardı. Andan cümle şehîd olan refîklerimiz bir yere defn etmişdik, anları da ziyâret edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsîn-i şerîfe tilâvet edüp savâbın rûh-ı pür-fütûhlarına hibe edüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 29a ·
metinde göster ·
… herîfin mukaddemâ başının derisi iki kulaklarına varınca çizilmiş idi. Hemân ol
derileri
birbirlerine yakın getirüp mezkûr kutu içre iri atlı karınca dediklerinin birin …
Temâşâ-yı hikmet-i cerrâhân: Hemân herîfin mukaddemâ başının derisi iki kulaklarına varınca çizilmiş idi. Hemân ol derileri birbirlerine yakın getirüp mezkûr kutu içre iri atlı karınca dediklerinin birini demir hokkaya ile kutudan alup herîfin kafâsı derisinin kesilen yerlerine karıncanın başın koyunca hemân aç karınca iki deriyi bir yerden ısırınca cerrâh karıncanın belinden makâs ile kesüp karıncanın başı iki deri kenârların ısıra kaldı. Anın yanına bir karınca dahi eyle edüp hâsıl-ı kelâm bir kulakdan bir kulağa varınca seksen aded karıncaların başlarına mecrûh başın derilerini ısırdup merhemler sürüp sarup sarmalayup herîf-i mezbûru pupula döşek üzre bir bucağa dayayup iki yanlarına yasdıklar koyup herîfin kellesinde olan kurşum deliğine bir fetîle sokup üzerine anın dahi merhem sürüp sardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… rgîr üzre tokmak kayışlarıyla bağlı olup ve birkaç bârgîrler üzre koyun ve keçi
derileri
içre yüz(?) pastırması, ya‘nî kavrulmuş darı ve keşkurutları var, gayri me’kû[l …
Ve hânlar iki tuğlu ve iki sancağ u bayraklı ve yedişer kat mehterhâne çalmağa ruhsat verilmiştir, ammâ kendülerinin askeri önünde ecdâdlarından kalma tarz-ı Efrâsiyâbî boruları ve tarz-ı Cemşîdî sû[r]nâ ve tablları döğülür. Hakkâ ki azîm vezni üzre hâzır-bâş askere mâlikdir kim ne seyishâne ve ne bârhâne ve ne kilar ve ne matbah ve ne araba ve ne deve ve ne katâr u mehâr ve ne top ve ne tüfeng ve ne hayme ve ne hargâh-ı bâr [u] büngâhdan bir nişân olmayup hemân seksen bin aded salt atlı sadaklı ve savatlı ve elleri şıdaklı askerin altı kerre ve yedi kerre yüz bin atları ve alaşaları koş koş cümle atlar[ı] birbirlerinin kuyruklarına bağlayup her koşda, ya‘nî yüz adımda bir hoşçı nâm kazanları bir bârgîr üzre tokmak kayışlarıyla bağlı olup ve birkaç bârgîrler üzre koyun ve keçi derileri içre yüz(?) pastırması, ya‘nî kavrulmuş darı ve keşkurutları var, gayri me’kû[lâ]tları yok bir alay Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikârlardır kim dâ’imâ mu‘tâdları budur kim on konak yeri bir günde alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125b ·
metinde göster ·
döşelidir. Altun guruş bu deriler üzre dîvân günleri dağlar gibi yığılup sarrâf …
Ve bu dîvânhânenin nısfından ziyâde ibrîşim hâlîçelerle döşelidir ve hâlîçeler üzre telâtîn derileri döşelidir. Altun guruş bu deriler üzre dîvân günleri dağlar gibi yığılup sarrâf Yahûdîler add ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y83a ·
metinde göster ·
ve bağırsakları ve ciğerleri ve yumurtaların tuzlayup küpler içinde salamura ed …
"Bu yılanların derileri ve bağırsakları ve ciğerleri ve yumurtaların tuzlayup küpler içinde salamura edüp hıfz etdiniz, bunları neylersin" dedim. Hekîmbaşı:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122b ·
metinde göster ·
… erdir kim yüzlerinde nûr yokdur. Ve bu kârhânede ne kadar hayvânât boğazlanırsa
derileri
mîrîdir, Alî Cellâd nâmında bir fellâhın iltizâmındadır.
Esnâf-ı salhâneci: Bâb-ı Fütûh'dan taşra bir kârhânedir. Mısır'ın cümle koyunları ve sığır ve keçi ve deve ve câmûsları anda zebh olunur, zîrâ mîrîdir. Üstünde emîni ve bir yeniçeri çorbacısı vardır. Gayrı yerde koyun boğazlansa tecrîm ederler. Bu kârhânede iki yüz neferdir kim yüzlerinde nûr yokdur. Ve bu kârhânede ne kadar hayvânât boğazlanırsa derileri mîrîdir, Alî Cellâd nâmında bir fellâhın iltizâmındadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y170a ·
metinde göster ·
… ûkı mismârlarla mıhlayup üstüne ve içine keçeler kaplayup dahi üstüne yaş sığır
derileri
çekerler ve Frengî habiller ile muhkem sarup kırmızı kilimler ile setr ederler.
Dîvân-ı Mısır'da telatin köseleler döşenüp cümle üç yüz sarrâf sarrâflayup ve cümle veznedârlar tartup birer birer sayılup dîvân mührüyle defterdâr paşa âsâf-ı Mısır muvâcehesinde mühürleyüp hâsıl-ı harca teslîm olup anlar dahi Gavrî dîvânhânesi içre hâzır çam sandûklar içre üçer kîse koyup her sandûkı mismârlarla mıhlayup üstüne ve içine keçeler kaplayup dahi üstüne yaş sığır derileri çekerler ve Frengî habiller ile muhkem sarup kırmızı kilimler ile setr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y194a ·
metinde göster ·
… viyesi var. Ve kırk aded bozası var. Ve kapularının tahta kanatları üzre timsâh
derileri
mıhlıdır. Ve cümle halkı esmerü'l-levn mahbûb Berberî kavmidir.
Nîl'in garbında bir sedd-i Ye’cûc-vâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Sâhil-i Nîl'de kal‘a-i İbrîm'den sonra memdûh-ı âlem kal‘a budur. Bânîsi Azrak Câdûdur. Gerçi taş kal‘a değildir, serâpâ kâr-ı kadîm tula ile mebnîdir, ammâ gâyet metîn ü müstahkemdir. İki kapusu var, biri garba bir cânibe, biri Nîl'e açılır. Şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘dır. Ve içinde iki yüz mikdârı tula-binâ büyûtlar vardır. Ve bir câmi‘i var. Ammâ kal‘a hâricinde bin mikdârı top ve çim ü çalaşdan evleri ve yedi câmi‘i ve zâviyesi var. Ve kırk aded bozası var. Ve kapularının tahta kanatları üzre timsâh derileri mıhlıdır. Ve cümle halkı esmerü'l-levn mahbûb Berberî kavmidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406b ·
metinde göster ·
… gibi pür pütur olup rimâl-i türâb ve hâr [u] hâşâk içre evgâr olup ba‘zı yerden
derileri
yüzülüp kızıl kızıl etleri zâhir oldu. Bu meydânda sürüye sürüye merhûmun na‘şı …
Evvelâ bu pehlivân-ı sânî melikden bir yüğrük at alup merhûm olan pehlivânın na‘şı yanına varup atın kuyruğuna bir habl-i metîn bağlayup hablin bir ucun merhûm pehlivânın boğazına bağlayup kendüsi ata süvâr olup fakîr ata ol kadar taziyâneler urdu kim at cânı acısından ve kuyruğu derdinden bu sahrâ içre seğirddikçe kuyruğundaki pehlivân-ı garîbin leşi doğancı pefteresi gibi pür pütur olup rimâl-i türâb ve hâr [u] hâşâk içre evgâr olup ba‘zı yerden derileri yüzülüp kızıl kızıl etleri zâhir oldu. Bu meydânda sürüye sürüye merhûmun na‘şın melik huzûruna getürüp kodu. Derhâl melik,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421b ·
metinde göster ·