ulûfe serasker-i nekbânların(?) dernekleri bozuldu. Niçesi kılıçdan halâs olup …
Muhassal-ı kelâm böyle derinti ulûfe serasker-i nekbânların(?) dernekleri bozuldu. Niçesi kılıçdan halâs olup kal‘aya çözüldü ve cümle Yezîdî eşkiyâlarının kelleleri kesildi. Ve Salamân-ı la‘înin dahi kelle-i bî-devleti fitrkâke asıldı ve bâzû-yı nâ-baht-ı kemânları yasıldı. Hakkâ ki Âl-i Osmân'ın Van kulu gâzîleri bu meydân-ı ma‘reke-i şecâ‘atde sâhib-i nâmûs olan bahâdırları ol kadar server-i hünerverlikler etdiler kim hân askerlerinin kanlarından kayalar içre halîcler olup kimi şehâdet getirir, kimi amân der. Asker-i bî-amân-ı Van bunlara amân u zamân vermeyüp kellelerin tenlerinden cüdâ edüp zemîne salarlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
İbtidâ bânîsi Keyûmers'in Âvend nâmında ciğer-kûşesi binâ etdi. Ve sebeb-i tesmiyyesi oldur kim Âl-i Abbâsiyân sene (---) târîhinde iştihâr bulup İrân Turan'a ve Hindistân u Luristân ve Moltân u Horasân ve Belh [u] Buhârâ ve Dağıstân u Şâm ve Mısr u Habeş'e mâlik olup şa‘şa‘a-i Abbâsî alemler saldıklarında kavm-i Tatar'dan Hulâgû Hân Moğol u Kumuk ve Kaytak u Kozak ve Bulgar u Kılmah kavimleriyle Hulâgû yek-dil ü yek-cihet olup Çamapur askeri gibi derinti ceyş-i pîş ile diyâr-ı Acem'i urdukda Âl-i Abbâsiyân'dan El-Mustansır Billah'ın Sehend nâm bir vezîr-i dilîri bu şehr-i Âvend'de hâkim idi. El-Mustansır Billah Sehend'e fermân edüp bir kal‘a binâ edüp ismine Sehend deyü vech-i tesmiyye olmuşdur. Ammâ yine Hulâgû {Hân} harâb etmişdir. Ba‘dehû yine imâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 306b ·
metinde göster ·
… ân haşerâtlarından Elkas Mirzâ'ya seksen bin mikdârı yâğî ü dağî ve zâğî ü bâğî
derinti
asker verüp Elkas Mirzâ kat‘-ı menâzil ederek Bağdâd hudûduna varup diyâr-ı Hem …
Sebeb-i harâbî-i şehr-i Kum: Oldur kim Elkas Mirzâ'nın bürâder-i mihteri Şâh Tahmasb şâh-ı İrân-zemîn olunca bürâderi Elkas-ı kihtere Şirvân-ı Şâmakı hükûmetin verüp Elkas şâhlık iddi‘âsında olur. Âhir Mirzâ Elkas'ın Tahmasb Şâh ile hüsn-i zindegânesi olmayup vilâyet-i Kaytak'dan ve Deşt-i Kıpçak'dan vilâyet-i Kırım'a andan gemiyle Rûm'da Süleymân Hân'ın pây-ı serîrine yüzler sürüp bir sarây-ı azîmde meks eder. Andan Türkman u Kürdistân ve sâ’ir Türkmaniyân haşerâtlarından Elkas Mirzâ'ya seksen bin mikdârı yâğî ü dağî ve zâğî ü bâğî derinti asker verüp Elkas Mirzâ kat‘-ı menâzil ederek Bağdâd hudûduna varup diyâr-ı Hemedân ve Dergezîn ve Mihribân ve Bâğ-ı Cinân ve Cem-cenâb ve Şehribân ve Kum ve Kâşân ve Isfahân-ı nısf-ı cihâna varınca sekiz ayda diyâr-ı İrân [u] Turan [u]] Âzerbaycân'ı harâb u yebâb edüp ol kadar mâl-ı hazâ’in ve genc-i Kârûn {defâ’in} alırlar kim "Hadden bîrûndur." deyü müverrihler dilinde dâstân-ı dûstân olup meştâ-yı Haleb'de Elkas Mirzâ nâm eşhâs gelüp pây-ı serîr-i Süleymân Hân'ı bûs edüp niçe Mısır hazînesi tefârûk hedâyâlar arz eder. Ol asırdan berü bu şehr-i Kum Elkas Mirzâ'nın rahnesinden ol kadar ma‘mûr u âbâdân ve müzeyyen değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 320b ·
metinde göster ·
… "Bire bunu kim etdi" deyince üç âsî ve üç tâbi‘ vezîrlerin camapur askeri gibi
derinti
haşerât askerleri var kim kime söylemeğe ve sormağa kâdirler.
Bu hâl üzre el vilâyet elden gidüp avrat ve oğlan alâ mele’i'n-nâs karanlık kuyuda if‘âl bâbına çekilmeğe başlandı. Ve niçe ehl-i ırz âdemlerin hâneleri her gece taşlandı. "Bire bunu kim etdi" deyince üç âsî ve üç tâbi‘ vezîrlerin camapur askeri gibi derinti haşerât askerleri var kim kime söylemeğe ve sormağa kâdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73a ·
metinde göster ·
… amân ve beş bin kadar esb-i gulâmân dahi cem‘ olup böyle bir cemapur kavmi gibi
derinti
askeri hakîr görünce "Fursat ganîmetdir" deyü memlûklarımla "Evvelü'r-refîk süm …
Hikmet-i Hudâ kal‘a-i Uyvar ta‘mîr ü termîm ve amâr olurken bu hakîrin atlara zahîreleri kalmayup bir yevm-i menhûsda Gürcî Mehemmed Paşa nâm nüfûsun tâli‘-i menhûsunda mutasarrıf olduğu Haleb eyâletiyle kal‘a-i Komaran altına ota otluğa ve zahîreye giden cünûd-ı muvahhidîne talî‘a-i asker olup on bin kadar asker ile mehterhânesin döğerek kal‘a-i Uyvar altından çıkup azm-i râh-ı Komaran etdikde hakîr dahi iki re’s seyishâne ve dörd at ile dörd aded gulâmlarımla Gürcî Paşa ile giderken yolumuz üzre meks eden Eflak ve Boğdan ve Tatarlardan dahi yigirmi bin aded asâkir-i bî-amân ve beş bin kadar esb-i gulâmân dahi cem‘ olup böyle bir cemapur kavmi gibi derinti askeri hakîr görünce "Fursat ganîmetdir" deyü memlûklarımla "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" deyüp cümle bu kadar haşerât ile Uyvar'dan cânib-i cenûba nehr-i Litre kenârıyla dörd sâ‘at gitdikde hemân Gürcî Mehemmed Paşa nehr-i Litre kenârında bir hıyâbân-ı çemenistânda atından enüp kethudâsı (---) Ağaya sancağ u bayrağ u mehterhânesin verüp "Varın siz gidin" deyüp kendüsi ol mezkûr mesîregâhda kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123b ·
metinde göster ·
… ber olup etrâf [u] eknâfa karavullar komadan nefîr-i hâba başladıklarında cümle
derinti
asker mûr [u] mâr gibi taraf taraf pârekende ve perîşân olup "Ota otluğa gideri …
Andan cümle başsız ve buğsuz asker üç sâ‘at dahi Komaran tarafına sahrâ-yı giyâhât içre revâne olup kal‘a-i Komaran Tuna nehri içinde bir cezîre-i âbâdânda beyâz kuğu gibi nümâyân oldukda Gürcî Paşa kethudâsı da bir püşte üzre atından enüp mehterhânesin çalmadan fâriğ olup cümle paşalılar zîr-i zeber olup etrâf [u] eknâfa karavullar komadan nefîr-i hâba başladıklarında cümle derinti asker mûr [u] mâr gibi taraf taraf pârekende ve perîşân olup "Ota otluğa gideriz" deyü câ-be-câ kurâları nehb ü gâret etmeğe ve mâl-ı ganâ’im almağa ve mahsûlât dermeğe mukayyed olduklarında serdârımız kethudâsı bir sâ‘at gerüde kalup korsa(?) asker-i İslâm'a dîdebânlık ederdi. Bu mahalde dahi hakîr gulâmlarımla ve birkaç refîklerimle bir ma‘mûr köğe girüp {mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123b ·
metinde göster ·
… iler. Hakîr anda anlar ile bir gün tekâ‘üd edüp ertesi gün cemapur askeri-misâl
derinti
kavim ile gâh leb-i deryâ ile ve gâh sengistân ve cibâl ile mahûf u muhâtara yo …
Hakîr, müsellime, bu Karpuz nehri kenarında şehîd olan garîb tüccârların ahvâlâtın takrîr etdiğimde, fî'l-hâl baş bölükbaşısı ile üç bayrak asker gönderüp teftîş ve tefahhus etmeğe gitdiler. Hakîr anda anlar ile bir gün tekâ‘üd edüp ertesi gün cemapur askeri-misâl derinti kavim ile gâh leb-i deryâ ile ve gâh sengistân ve cibâl ile mahûf u muhâtara yollarla, her kayanın zirve-i i‘lâsından âdem aşağı deryâya baksa zehresi çâk olur, eyle bir musîbet akabenin nihâyetine çıkdık. Gûyâ ebrler serimiz üzre güzer edüp sadâ-yı kerrûbiyân istimâ‘ olunurdu. Bu kûh-ı bâlâdan kal‘a-i Alâ’iyye leb-i deryâda nümâyân oldu. Anı serber-zemîn nüzûl edüp bir sâ‘at dahi kumsal düz yerde yürüyüp mecmû‘u altıncı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y138b ·
metinde göster ·