… yevm kırkar akçe vazîfe ta‘yîn edüp ve niçe ihsân [ü] in‘âmlar edüp yine tulum
derisin
alup ser ber-zemîn-bûs edüp semtine gitmede.
"Ben Abaza âsîyi dutar mıyım ve Revân'ı alır mıyım ve Bağdâd'ı alır mıyım?" deyü yedi şey su’âl eder, yine "Kabru kabru hafru" deyü önüne bakup lisân-ı hâlile cümlesin feth edersin, deyü anladır. Ve bu gulâmın pederi Koca Hacı Envâr, oğlunun çiçek çıkardığı tulum deriyi Murâd Hân'a gösterüp temâşâ edüp "Sübhâne'l-Hallâk" deyüp âlem-i hayrette kalup ol ma‘sûma ve pederine gümrükten beher yevm kırkar akçe vazîfe ta‘yîn edüp ve niçe ihsân [ü] in‘âmlar edüp yine tulum derisin alup ser ber-zemîn-bûs edüp semtine gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… re nâzır kapusunun iç yüzünde kapu üzre bir taht-ı revân-ı vâsi‘ ile bir arslan
derisin
pembe ile doldurup gözlerine iri turunç komuşlar ve ağzın ejder-i heft-ser gibi …
{Der-vasf-ı Esed-i Kûhî} şehre nâzır kapusunun iç yüzünde kapu üzre bir taht-ı revân-ı vâsi‘ ile bir arslan derisin pembe ile doldurup gözlerine iri turunç komuşlar ve ağzın ejder-i heft-ser gibi açup dili yerine bir kırmızı keçe pâresi komuşlar. İri dişleri var, her biri hançer-i Türkmândan ve sinân-ı Urbân'dan nişân verir. Burnundan kuyruğunun nihâyetine varınca kırk beş karış bir mefret subû‘ esed-i dağî, bir mehîb arslan-ı âsî imiş. Yedi sene bu dağlarda yaban koyunu ve keçisi ve sığını tenâvül ide ide pîl-i Mahmûdî-misâl olup dağlarda hayvânâtların ırkın kesüp dağlardan kurâ ve kasabâtlara nüzûl edüp at ve katır ve deve ve hımâr ve benî Âdem sayd [u] şikâr etmeğe başlayup âhir-i kâr kolu kuvvetli cânın birisi çatal kurguşum ile şikâr yerken urup kellesi hûrd olup ale'l-fevr mürd, ölüdür, postun yüzüp Tapan Ahmed Ağa'ya getirüp ol dahi ibret-i âlem içün bu taht-ı revân üzre koyup bezzâzistânının kapusunun iç yüzünde asmışdır. Ammâ Hudâ âlimdir, anı gören zî-rûh zann eder. Dörd ayakları sütûna benzer. Pençeleri arvana deve tabanına benzer. Kellesi husrevânî küp'e mânend bir gazanfer-i nerrende, lâkin Bağdâd ve Hille ve Cevâzir ve Kurna arslanları gibi mahbûb değildir. Yine asfaru'l-levndir amma Engürü keçisi gibi yünleri birer karış burma burma sakmış bir mehîb ve acebe- 343b likâ, garîbü'ş-şekl bir esed-i dağîdir. Arslan çölde halk olunmuşdur. Bu dağda hâsıl olmağıla bu gûne halk olunmuşdur. Hiç ol kıyâfetde arslan görülmemişdir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Karahisâr dağları Rûm, Arab ve Acem'de meşhûr sarp dağlar ve beller ve sengistân ve çengelistân ormanlar olmağıla kaplanı ve vaşakı ve yaban gûsfendi ve sığını ve zerdeva ve sansarı ve sırtlan kurdu ve andık kurdu ve kara kurdu ve tilki ve çakalı gâyet çokdur. Dağlarına oduncular gitmeğe âcizlerdir. Tâ bu mertebe hayvânât-ı gûnâ-gûn ile memlû azîm kûh-ı bülendlerdir. Bir kerre "Karadeniz'den Kazaklar çıkup bu dağları ubûr edüp niçe kurâ ve kasabâtları nehb u gâret etmeğe dağlara çıkup cümlesini dağlarda kaplanlar ve kurdlar ve ayılar ve sâ’ir yırtıcı hayvânlar yırtup helâk edüp şikâr almak sadedinde iken kendüleri yırtıcı hayvânlara şikâr olup cân kurtarmadılar. Ol zamandan berü Kazak-ı Ak'dan şehrimiz emn [ü] emândır", deyü nakl etdiler. Zîrâ Karadeniz sâhilinde (---) şehri bu Karahisâr-ı Şarkî'ye (---) merhale yer karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a–343b ·
metinde göster ·
… e kârları memdûhdur, ammâ dağlarında mazusu gâyet çok olduğundan dabbâğlar keçi
derisin
dibâğet edüp sarı sahtiyânı olur kim gûyâ altun sarısıdır kim âdemin reng-i rûy …
Sitayiş-i kâr [u] kisb-i sanâyi‘ât: Bu şehrde gerçi cemî‘ ehl-i hıref mevcûd olup cümle kârları memdûhdur, ammâ dağlarında mazusu gâyet çok olduğundan dabbâğlar keçi derisin dibâğet edüp sarı sahtiyânı olur kim gûyâ altun sarısıdır kim âdemin reng-i rûyı nümâyândır. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim Kayserî sahtiyânı gibi kıcır kıcır öter derler. Pabucu ve mesti ve içi dârâyîli sarı tabanlı cizmesi rub‘-ı meskûnda yokdur. Cemî‘i vüzerâlara hedâyâ gider. (---)(---)(---)(---)66b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 66a–66b ·
metinde göster ·
… cirminde İslâmbol içre yer istedikde Alina Kral rızâ verüp Hârûnu'r-Reşîd sığır
derisin
incecik sırım dilüp Koca Mustafâ Paşa Câmi‘i yerinde Kızlar Manastırı nâm mahal …
Bu ceng 193a ü cidâlden on altı sene mürûr edüp hicret-i nebeviyyenin iki yüz kırk dört senesinde Hârûnu'r-Reşîd müstakil halîfe-i Bağdâd olup yüz elli bin asker ile bu Malatıyye'yi mukaddemâ serdârlıklarında bî-feth avdet etdüğinden bu Malatıyye'de muhabbeti kalmış idi. Seydi Battâl Gâzî hâtıriyçün niçe hazâ’in-i Irâk masraf edüp Malatıyye'ye bir sûr-ı üstüvâr inşâ etdi. Ba‘dehû iki kerre yüz bin asker ile İslâmbol'u {Hârûnu'r-Reşîd} muhâsara edüp âhir bilâ feth avdet müşkildir deyü sulha rağbet eyleyüp bir sığır postu cirminde İslâmbol içre yer istedikde Alina Kral rızâ verüp Hârûnu'r-Reşîd sığır derisin incecik sırım dilüp Koca Mustafâ Paşa Câmi‘i yerinde Kızlar Manastırı nâm mahalde bir kal‘a binâ edüp içine kifâyet mikdârı cebehâne ve asker koyup beher sene küffârdan ellişer bin altun harâc gelmek üzre Hârûnu'r-Reşîd Bağdâd'a avdet edüp Malatıyye'de meştâ edüp imâr ederken İslâmbol'da Alina Kral-ı dâll isyân edüp İslâmbol içindeki ümmeti Muhammed'i katl-i âm ederken içlerinde ashâb-ı güzînden iş görmüş şecî‘ âdemler var idi. Ceng-i azîm ide ide niçe küffârları dendân-ı tîğdan geçirüp âhir kendiler de bî-hisâb küffâr içinde cümle şehîd olup Ebü'l-Makassıd nâm bir hümâm-ı be-nâm kalup bi-emrillah Alina Kral'ı katl edüp kendiyi de şehîd etdiler. Bu ahvâl-i pür-melâli Hârûnu'r-Reşîd ve Seyyid Battâl Gâzî Malatıyye'de istimâ‘ edüp İslâmbol'da şehîd olanlara bedel iki o kadar olmak üzre diyâr-ı İslâmda bulunan üsârâ küffârlardan yigirmi bin kefere ve fecere katl ederler. Hâlâ Malatıyye hâricinde nehr-i Deyr-i Mesîh ve nehr-i Pül sâhilinde çâh-ı gayyâlar içre üstühân-ı kefereler leb-ber-lebdir. Netîce-i kelâm mürûr-ı eyyâm ile bu Malatıyye üzre niçe ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl olup âhir ibtidâ Rûm'a kadem basan Âl-i Selçukiyân'dan Sultân Alâeddîn sene 76 târîhinde ceng-i azîm ile Ermenî destinden dest-i kuvvetle feth edüp cümle küffârı dendân-ı tîğdan geçirüp kal‘asın hâke berâber etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192b–193a ·
metinde göster ·
… e bir avuç Venedik altunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi altunlar dâ’irenin
derisin
yakup cümle altunlar yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb edüp bu ahvâli, v …
Hemân Hazret-i Mevlânâ dahi elçilerimizin gözleri önünde mübârek sağ kolın yeşil hırkası yeniyle cânib-i garba ‘Bismillâhi’ deyüp el uzadup tarfetü'l-ayn içre hânende ve sâzendegân ve mutrıbânların dâ’iresine bir avuç Venedik altunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi altunlar dâ’irenin derisin yakup cümle altunlar yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb edüp bu ahvâli, vakt [ü] sâ‘ati ve derecesiyle yazarlar. Mutrıblar dahi altunları alup giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… i ederse böyle esîr etmem. Elime girirse yetmiş bundan artık eyle öldürüp sonra
derisin
yüzerim" dedikde,
"Çıkarsınlar, Mariya Ana'yı şâhid dutup bir dahi bizim vilâyetimizi yakup yıkup harâb etmeye. Eğer bir dahi ederse böyle esîr etmem. Elime girirse yetmiş bundan artık eyle öldürüp sonra derisin yüzerim" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b ·
metinde göster ·
… r ve kızgın tasları başına geydirdiler ve at dağlağılarıyla vücûdun dağladılar,
derisin
yüzüp kal‘a kapusuna çarmıha gerüp mıhladılar. Esîrlerin nakli üzre meğer bu ka …
Ba‘dehu kapudanı meydân-ı siyâsetde en en doğrayup niçe kıt‘a lahmından kendüye yedirdiler ve kızgın tasları başına geydirdiler ve at dağlağılarıyla vücûdun dağladılar, derisin yüzüp kal‘a kapusuna çarmıha gerüp mıhladılar. Esîrlerin nakli üzre meğer bu kapdan-ı mel‘ûn gâyet cebbâr ve anîd mel‘ûn-ı pelîd imiş kim niçe esîr olan ümmet-i Muhammed'e böyle îzâ ve işkenceler edermiş. Herkes aleyhi mâ yestahık deyü mel‘ûna la‘net tekrâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23b ·
metinde göster ·
kendüye post etdirüp hâlâ ol ayunun kellesi iç kal‘a kapusunda mıhlı durup gele …
Ba‘dehu ol Moğol çinganesinin yâr-ı gâr-ı ser-i kârı olan ayusu mürd olup firâk hasretinden ayunun kellesin yapduğu kal‘anın kapusu tahtasına mıhlayup ve derisin kendüye post etdirüp hâlâ ol ayunun kellesi iç kal‘a kapusunda mıhlı durup gelen giden Macarlar bu ayu kellesine şapkaların çıkarup ta‘zîm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133a ·
metinde göster ·
… in usturayı eline alup herîf-i mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının
derisin
iki kulaklarına varınca başının derisin çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel …
Hemân hekîmbaşı cümle kefereleri taşra kovup bir hüddâmı ve hakîr ile bir ıssı câmlı odada kalup hemân mecrûha bir filcân za‘ferân gibi bir su içirüp kefere kendüden geçüp mest-i medhûş olunca oda içre bir mankal âteş yakup bir köşede kodu ve hemân ol ân mecrûhun vücûdun hekîmin hüddâmı kucağına alup cerrâh mecrûhun başına kelle-pûş kenârı olan yerin etrâfına bir dizge bağı gibi bir tasma kayış bağlayup bir keskin usturayı eline alup herîf-i mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınca başının derisin çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel yüzüp kafâ kemiği bembeyâz nümâyân olup zerre kadar bir katre kan akıtmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınca başının
derisin
çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel yüzüp kafâ kemiği bembeyâz nümâyân olup …
Hemân hekîmbaşı cümle kefereleri taşra kovup bir hüddâmı ve hakîr ile bir ıssı câmlı odada kalup hemân mecrûha bir filcân za‘ferân gibi bir su içirüp kefere kendüden geçüp mest-i medhûş olunca oda içre bir mankal âteş yakup bir köşede kodu ve hemân ol ân mecrûhun vücûdun hekîmin hüddâmı kucağına alup cerrâh mecrûhun başına kelle-pûş kenârı olan yerin etrâfına bir dizge bağı gibi bir tasma kayış bağlayup bir keskin usturayı eline alup herîf-i mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınca başının derisin çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel yüzüp kafâ kemiği bembeyâz nümâyân olup zerre kadar bir katre kan akıtmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… i mezkûr yerden el-hâsıl iki el ve iki ayakdan bu beş yerden herîfin tulum gibi
derisin
delüp birer karış tûlı yağlı 63a çıra ağaçlarına bir kırmızı merhem sürüp her …
Ba‘dehu herîfin iki ayaklarının topuklarının iç yüzlerinden ve iki ellerinin nebz yerlerinden ve dübürünün ardında kuyruk sokumu ta‘bîr etdikleri mezkûr yerden el-hâsıl iki el ve iki ayakdan bu beş yerden herîfin tulum gibi derisin delüp birer karış tûlı yağlı 63a çıra ağaçlarına bir kırmızı merhem sürüp herîfin kolları ve ayaklarının ve kuyruk sokumunun yardığı yerlere sokup durdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b–63a ·
metinde göster ·
… ât kanını şurba gibi içerler. Dâ’imâ yedikleri atdır, etin yerler. Her hayvânın
derisin
geyerler, ya‘nî kürkün geyerler. Ve ekmek yeseler yüreklerine yapışup ölürler. …
Hîn-i zarûretde gayri mahalde zî-rûh nesli olup anın cânı ola ve kanı çıka, elbette anı yerler ve kanına darı potğası karışdırup cemî‘i hayvânât kanını şurba gibi içerler. Dâ’imâ yedikleri atdır, etin yerler. Her hayvânın derisin geyerler, ya‘nî kürkün geyerler. Ve ekmek yeseler yüreklerine yapışup ölürler. Dâ’imâ yedikleri darı ve geydikleri deri. Evleri saz kendüleri nâ-sâz bir alay kavm-i gâziyân-ı mücâhidândır. Dâ’imâ hekîmâne bir gûne ta‘âm yerler, gayri şey yemezler ve bilmezler. Âb [u] hevâlarının hükmünden mi‘deleri gâyet serî‘u'l-hazmdir. Hattâ bir Tatar üç dör[d] günlük ta‘âmı bir fıçı bozayı yeyüp içüp yine üç dörd gün ta‘âm yemese mümkindir. Bulur[sa] polad-ı Nahşevânî'yi yer ve yağın [i]çer(?).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 107b ·
metinde göster ·
Ve yaban sığır dutup arabaya koşarlar. Arıkladığı zamân âzâd edüp bir gayrısın dutarlar. Ve cümle arabaların develer çeküp develer ile çift sürüp ekin eküp darı yerler, gayri buğday ve arpa nedir bilmezler. Ve hıll [u] hurmetden bir şey bilmezler, cümle mübâhîlerdir. Zî-rûh kısmıyla olup kanı çıka elbette etin yeyüp derisin geyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176a ·
metinde göster ·
… ilim etmek ve silâh düzmek ve ibrîşim peydâ edüp elvân boya boyamak ve hayvânât
derisin
dibâğat edüp kürk etmek ve gavvâslık etdirüp deryâdan incü çıkarmak ve şehirden …
Ve bahs-ı ilim etmek ve silâh düzmek ve ibrîşim peydâ edüp elvân boya boyamak ve hayvânât derisin dibâğat edüp kürk etmek ve gavvâslık etdirüp deryâdan incü çıkarmak ve şehirden şehire yol açmak ve kireç ve üstübec yakmak ve misk öd gülâb ve reyhân ve kalyemisk ve envâ‘-i ıtrıyâtları ve nefîr ve zurna ve davul ve kiriş yapmak bu Cemşîd peydâ etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a ·
metinde göster ·
… emi ve Şeyh Bayram civârında Köse Şeyh Mehemmed ve Nesîmî hazretlerinin şer‘ile
derisin
yüzdüren müftîyyü's-sakaleyn ya‘nî ins [ü] cinne fetvâ verir Şeyh Şehâbeddîn ve …
Ve Dellâllar mahallesi tedribesinden taşra Şeyh İbrâhîm ve civârında Şeyh Arabî ve Kırklar makâmı ve Şeyh Ebûbekir'den aşağı Şeyh Yaprak ve civârında Şeyh Memi ve Şeyh Bayram civârında Köse Şeyh Mehemmed ve Nesîmî hazretlerinin şer‘ile derisin yüzdüren müftîyyü's-sakaleyn ya‘nî ins [ü] cinne fetvâ verir Şeyh Şehâbeddîn ve pîşvâ-yı tarîkat Hazret-i Şeyh Cemâleddîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174b ·
metinde göster ·
… amı içün gussa yemezler. Rûy-i arzda ne kadar zî-rûh kısmı var ise etin yerler,
derisin
geyerler. Su içmemişler ve ekmek yememişlerdir. Hastalık ve tâ‘ûn zâtülcenb ve …
On kerre yüz bin Kalmah ile nehr-i Edil'i beri Kıpçağ'a geçüp anda sâkindir. Küfr [ü] dalâlet ve haşr [ü] neşr ve âyet [ü] hadîs ve cennet ü cehennem bilmezler. Dünyâ gamı içün gussa yemezler. Rûy-i arzda ne kadar zî-rûh kısmı var ise etin yerler, derisin geyerler. Su içmemişler ve ekmek yememişlerdir. Hastalık ve tâ‘ûn zâtülcenb ve ısıtma ve ağrı hastalığı makûlesi cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden berîlerdir. Pire ve kehle ve tahta biti nedir bilmezler. Boza ve kımız ve at südü içerler. Üç yüz sene mu‘ammer oluru vardır. Ednâ mertebe yüz yüz elli sene mukarrerdir. Bâlâda Dağıstân'dan gelirken evsâfları mufassal tahrîr olunmuşdur. Andan Timurleng mîli kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y36b ·
metinde göster ·
tırnağıyla koparup çekince başdan başa soyulup gûyâ evvelden dahi derisi âriyet …
Ol dahi alup yılanın derisin tırnağıyla koparup çekince başdan başa soyulup gûyâ evvelden dahi derisi âriyetî imiş, deriden zırpadak bir beyâz et çıkar, ammâ yılan yine pertâb eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122a ·
metinde göster ·
… üseyin Beğ'in kal‘asıdır, ol kal‘anın kapusuna demir yerine bir timsâh-ı azîmin
derisin
kapu kanadına üçer vukiyye demir mismârlar ile mıhlamışlar. Başı ve kuyruğu yok …
Kırk elli ayak kaddi olur timsâhın vardır. Hakkâ bu İsne ve İsvân vilâyetlerinde olan mefret timsâh Nîl'in gayrı yerinde yokdur. Hattâ Hafîr-i Kebîr derler bir kal‘a vardır, Fûncistân melikinin vezîri mesâbesinde Kör Hüseyin Beğ'in kal‘asıdır, ol kal‘anın kapusuna demir yerine bir timsâh-ı azîmin derisin kapu kanadına üçer vukiyye demir mismârlar ile mıhlamışlar. Başı ve kuyruğu yokdur, hemân gevdesi derisidir. Hakîr kasden zirâ‘ ile ölçdürdüm; on dörd zirâ‘ kaddi ve yedi zirâ‘ arzı idi. Ben ta‘accüb etdim, ba‘zı Fûncistân ihtiyârları dahi mefretleri olur, dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y161b ·
metinde göster ·
yüzerken birkaç lûle duhân içüp şecâ‘at ü fetâlığına göre savt-ı a‘lâ ile maval …
Buğ ta‘bîri oldur kim eğer mansar ya‘nî harâmî ve eğer neşşâl ya‘nî hemyânkesici hırsız ve eğer sâhib-i lümûm ya‘nî fitne askeri ve cem‘iyyet sâhibi vâcibü'l-katl herîflerdir ve eğer benî Harâm'dan ve eğer benî Cüzâm'dan ve eğer sâ’ir hırsız fellâhlardan kâşif bu makûle vâcib- Y 283a -ü'l-izâleleri katl etmeyüp akrabâlarının ricâsiyle beşer onar kîselerin alup meydân-ı siyâsetde derisin yüzerken birkaç lûle duhân içüp şecâ‘at ü fetâlığına göre savt-ı a‘lâ ile mavaller okuyarak ve akrabâları ile tekellüm ederek min-endâmih derisi yüzülüp göbeğine geldikde mürd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y282b–Y283a ·
metinde göster ·
"Kan Cercîs buyururlar kim bunlar niçün böyle akdır? Yoksa yüzlerinin
derisin
yüzenlerden şikâyete mi geldiler? Bunları böyle beyâz çiğ edenin hakkından gelü …
"Kan Cercîs buyururlar kim bunlar niçün böyle akdır? Yoksa yüzlerinin derisin yüzenlerden şikâyete mi geldiler? Bunları böyle beyâz çiğ edenin hakkından gelüp bunların hakkı hak olsun, dedi", deyü tercümân hakîre bu kelimât-ı eblehi nakl edince hakîr âlem-i hayretde kalup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y409b ·
metinde göster ·
… abbü'l-âlemîn sizi böyle siyâh, bizi böyle beyâz halk etdi. Yohsa bizim yüzümüz
derisin
kimse yüzümedi. Eyle olsa (ve) yüzümüzden kan cereyân Y 410a ederdi. Yohsa bi …
"Biz Mekke ve Medîne sultânı mevlânâ mülûkü'l-Arab ve'l-Acem ve'r-Rûm Kostantıniyye kayseri Sultân Mehemmed Hân'ın kullarındanız ve anın hükmündeki türâbda sâkiniz. Bi-emrillâhi ta‘âlâ ol diyârlarda âdetullâh bunun üstüne cârîdir kim ol diyârların kavmi bizim gibi beyâz ola. Ve bu sizin Fûncistân ve Berberistân ve Sûdân ve Bağanıskı ve'l-hâsıl bu cezîre-i Mısır içinde olan halk Hazret-i Nûh oğlu Hâm evlâdlarındandır, cümle sizin gibi yüzleri gözleri ve sözleri bile böyle karadır. Allâhu Rabbü'l-âlemîn sizi böyle siyâh, bizi böyle beyâz halk etdi. Yohsa bizim yüzümüz derisin kimse yüzümedi. Eyle olsa (ve) yüzümüzden kan cereyân Y 410a ederdi. Yohsa biz şikâyete gelmedik. Yüzümüz dü-cihânda ak eden Hak'dır, Hak'dan hakkı kim alıvermeğe kâdirdir?" deyü vâ‘ızâne böyle kelimâtlar edüp tercümân bir bir Kan Cercîs-i nâ-cinse bir bir takrîr edince
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y409b–Y410a ·
metinde göster ·
… u şehirde Fûncistân meliki karındaşı ki bize "Ne çiğ âdemler olursuz, yüzünüzün
derisin
kim yüzdü" diyen oğuz cânda mihmân olup melikin bize refîk verdiği kan hakîrden …
Bu şehirde Fûncistân meliki karındaşı ki bize "Ne çiğ âdemler olursuz, yüzünüzün derisin kim yüzdü" diyen oğuz cânda mihmân olup melikin bize refîk verdiği kan hakîrden, edâ-yı hizmet etdi, deyü kâğızlar alup avdet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y432a ·
metinde göster ·