Der-sitâyiş-i top kâlıbı yerleri: Mezkûr tuç kubbelerinin önünde
derk-i
gayyâdan nişân verir çukurlar içre ağızları yukaruya top kâlıbların koyup eğer …
Der-sitâyiş-i top kâlıbı yerleri: Mezkûr tuç kubbelerinin önünde derk-i gayyâdan nişân verir çukurlar içre ağızları yukaruya top kâlıbların koyup eğer balyemez top ise her ocağa onar top kâlıbı koyup yigirmi top eder. Eğer kolumburuna top ise yigirmişer kâlıb, eğer şâhîler ise yüzer kâlıb, eğer içine âdem sığar şayka toplar ise beşer [yüzer] kâlıb koyup cümlesinin ağızların Kâğızhâne balçığıyla sıvayup meselâ bostânları ray etmeğiçün su yolları ederler, hemân eylece yollar edüp yolları tuç eriyecek kubbenin yolu ağzında nihâyet bulup bu gûne tedârükle hâzır-bâş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a ·
metinde göster ·
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… âke ser çekmiş kayalardır. Kal‘aya çıkarken bu Kebân kayaları sağ cânibe düşmüş
derk-i
esfel-vâr câh-ı gayyâ gibi uçurumdur. Ve ayn-ı Munzır dedikleri nehrcik, bu mah …
Karye-i Marik: Ma‘mûr Ermeni köyüdür kim Erzurûm kal‘ası kulunun hâssıdır. Hikmet-i Hudâ bu köydeki mağaraların içinde mâh-ı temmûzda cereyân eden âb-ı zülâller donup buz olur. Kış günleri hammâm suyu gibi ıssı olur. Aceb hikmet-i Perverdigârdır. Ve cümle vilâyet halkı bu mağaralarda katık peyniri ta‘bîr etdikleri peynirlerin bu gârlarda hıfz ederler. Bir serdâb-ı gâr-ı yetîmânlardır. Ve bu yerlere Erzurûm'dan gelirken nehr-i Furât üzre bir göz cisr-i azîmden ubûr edüp beş yüz âdem yokuş yukaru gidüp Keban nâm kayalı yerleri aşup eflâke ser çekmiş kayalardır. Kal‘aya çıkarken bu Kebân kayaları sağ cânibe düşmüş derk-i esfel-vâr câh-ı gayyâ gibi uçurumdur. Ve ayn-ı Munzır dedikleri nehrcik, bu mahalde nehr-i Furât'a mahlût olur. Bu nehr-i Munzır'ın menba‘ı cebel-i Munzır'dan tulû‘ edüp şehrin bâğçeleri içre olan Satır deresiyle bir olup Keban altında nehr-i Furât'a karışır, Âb-ı hayât-ı berrâk bir âk âb-ı nâbdır. Ve Keban kayası nâm mahal kal‘a dibidir, bir âb-ı hayât su kaynar ve bu mahalle karîb Alî kayası derler bir kaya vardır. Bu şehir halkının zu‘munca 340a Hazret-i Alî gelüp belin dayayup istirâhat etdiğiyçün hâlâ bel ağrısına mübtelâ olan kimesne ol kayaya bellerin koysa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur, ammâ hâssası Allah'dandır. Bi-emrillah seng-i mıknatıs gibi bir taşdır. Bu şehr ahâlîsi bu kayaya Eğerli kaya derler. Bu kayadan yokuş yukaru gidip varoş kefere mahallesidir. Cümle (---) aded toprak ile mestûr bâğsız ve bâğçesiz hânelerdir. Ve cümle re‘âyâsı Ermenilerdir. Ve cümle çârsû-yı bâzâr bu varoşdadır. Cümle sağîr [u] kebîr üç yüz dükkândır. Ammâ kârgîr binâ bezzâzistânı yokdur. İki hânları var ve iki hammâmı, biri ulu câmi‘ ile mahkemeye muttasıl Çorbacı hammâmı derler ve Keban'a karîb nehr-i Furât kenarında Kethüdâyeri hammâmı; âb [u] hevâsı ve binâsı latîf hammâm-ı tarz-ı kadîmdir. Ve bu varoş etrâfında ribât yokdur. Ancak bu varoşdan yukaruda kal‘a-i azîmdir kim evce kad çekmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b–340a ·
metinde göster ·
… ‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve
derk-i
esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
esfelden ve "veylün" deresinden nişân verir kûh-ı bâlâdır. Hattâ deryâ tarafı e …
Leb-i Bahr-i sefîd'de evc-i âsumâna çıkmış peyâz sa‘b kayalardır kim berhevâ tayerân eden mürğ-i zeyrek bu cebel-i bülendin üzerinden pervâz urup geçmede âcizdir. Hattâ cemî‘i müfessirîn sûre-i (---)Arapça âyeti bu Nakura Boğazı hakkına nâzil olmuşdur, derler" Akka kal‘asında medfûn Hazret-i Sâlih'in du‘âsı berekâtıyla bu kûh-ı bâlâ üzre teng ü zıyk yol açılmış ammâ yine deve ve katır ve yüklü hımâr geçmek ihtimâli yokdur, ancak piyâde âdem geçer. Ba‘dehû Melikü't-Tâhir Akka kal‘ası fethine gitdikde sehel yolların tathîr etmiş. Niçe mülûkler dahi bu Nakura Boğazı'n açmışlar, ammâ yine sa‘bdır. Leb-i deryâ tarafına âdem bakmağa cür’et edemez. Zîrâ çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden ve "veylün" deresinden nişân verir kûh-ı bâlâdır. Hattâ deryâ tarafı evc-i semâyâ ser çekmiş kayalarının altları kûh-ı bî-sütûn gibi boşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
… ir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ibret-nümâ kal‘a-i ra‘nâdır. Cânib-i erba‘aları
derk-i
esfelden nişân verir gayyâ dereleri olmağıla aslâ ve kat‘â bir tarafında handak …
Eşkâl-i kal‘a-i Pirevadi: Kal‘ası şehrin maşrık tarafında evc-i âsumâne ser çekmiş yalçın kesme dîvâr gibi kaya üzre bir tarz-ı acîb ü garîb kal‘a-i bâlâdır. Cümle der-i dîvâr mücellâ ve musaykal, mutarraş seng-i musanna‘ ile mebnî bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ibret-nümâ kal‘a-i ra‘nâdır. Cânib-i erba‘aları derk-i esfelden nişân verir gayyâ dereleri olmağıla aslâ ve kat‘â bir tarafında handakı yokdur. İllâ cânib-i garba mekşûf iki kat demir kapusu vardır. Ol tarafda on zîrâ‘ kadar arîz ü tavîl kesme kaya handakı vardır. Bu tarafa nâzır metîn kulleleri vardır. Bu kal‘anın zerre mikdârı bir tarafında havâlîsi yokdur. Ve bir tarafdan aslâ zafer mümkin değildir. Derûn-ı kal‘ada bir mescid ve gılâl anbarı ve dizdârhânesi ve imâm ü mü’ezzin hânesi var. Dizdârı ve on aded neferâtları ve kifâyet mikdârı ve şâhî topları var. Ve derûn-ı kal‘ada bir azîm âb-ı hayât câh-ı mâsı var kâmil yüz kulaçtır. Bir seng-pâre ilkâ ile seng sadâsı âdemin zehresin çâk eder. Bu kal‘a içre bundan gayri âsâr-ı binâlar yokdur. Ve bu kal‘anın dâ’iren-mâdâr burc [u] bârûları üzre cirmi yedi yüz adımdır. Kıbleden şimâle vâkı‘ olup kapusundan kıbleye tûlu iki yüz adımdır, arzı kâmil elli adımdır ve gâyet ensiz kal‘acıkdır, ammâ kal‘a-i Kahkahâ'dır. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 109b ·
metinde göster ·
… ûzda mezkûr depe kayalara âfitâb-ı âlemtâbın harâreti te’sîr edüp derûn-ı şehir
derk-i
esfel-misâl olup şiddet-i hârdan ekseriyyâ ehl-i tab‘ alan kimesneleri kasaba-i …
Lâkin bu depe addetdiğimiz mahallelerin cümlesi türâbsız yalçın yalçın kayalardır. Hevâsı şiddet-i şitâda gâyet latîfdir. Ammâ mâh-ı temmûzda mezkûr depe kayalara âfitâb-ı âlemtâbın harâreti te’sîr edüp derûn-ı şehir derk-i esfel-misâl olup şiddet-i hârdan ekseriyyâ ehl-i tab‘ alan kimesneleri kasaba-i Istanimaka ve Despot yaylasına çıkup iki üç ay kesb-i hevâ ederler. Ammâ şitâ faslında bu şehrin letâfetine ve halkının hoş sohbetine doyulup inkâr olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 134b ·
metinde göster ·
… nus aleyhisselâm andadır. Andan aşağı âdem nazar etmeğe cür’et idemez. Gûyâ bir
derk-i
esfeldir. Nehr-i azîm cereyân edüp tarafeyni gül-i gülistân u bâğ u müşebbek bo …
Evvelâ kal‘a-i Kara Âmid: Eyle meşhûr-ı âfâk kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olan sûr-ı üstüvâr Şattu'l-Arab kenârında evc-i semâya ser çekmiş Fızkayası bu rûy-ı arzda meşhûr-ı âfâk olan püşte-i bülend üzre siyâh seng-i hârâ ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir kim bu gerdiş-i devâyir-ı kecrev-i felekde bir kal‘a-i ser-bülenddir. Gerçi yalçın kaya üzredir, ammâ ol kûh-i azîmün zirve-i a‘lâsı vâsi‘ sahrâ-yı çemenzâr-ı lâle-izârdır. Kal‘anın cânib-i şarkîsi ve şimâlî tarafına meyyal semti evc-i âsumâna kad çekmiş kayalar üzredir kim Fız mağâraları bu kal‘a-i bâlânun altındadır. Ve makâm-ı Hazret-i Yûnus aleyhisselâm andadır. Andan aşağı âdem nazar etmeğe cür’et idemez. Gûyâ bir derk-i esfeldir. Nehr-i azîm cereyân edüp tarafeyni gül-i gülistân u bâğ u müşebbek bostân ve reyhânistândır kim her sene beş altı ay ahâlî-i Diyârbekr'ün Şattu'l-Arab faslı idecek teferrücgâhlarıdır kim rûy-ı arzda mesîregâhlar içre bu dahi meşhûr-ı âfâk bir seyrângâh-ı işretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200a ·
metinde göster ·
… al‘ada kaht [u] galâ olup kal‘ayı teslîm ideler. Ve şekl-i murabba‘ının şarkîsi
derk-i
esfel olmağile handak lâzım değildir.
Bu kal‘anın burc [u] bârûları üzre aşağıda cereyân eden Şatt-ı azîme nazar olundukda mezkûr nehir gûyâ bir tur‘acik gibi nümâyândır. Bu kal‘anın ol tarafı tâ bu mertebe kulle-i feleğe kad-keşân olmuşdur. Ammâ yıldız tarafı ve garb u cenûb ve kıble tarafları düz zemîndir. Ve dîvârınun kaddi cümle kırk zirâ‘-ı melikî-i âlîdir ve onar arşın arîz esâs-ı dîvârı vardır. Ve dâ’iren-mâdâr cümle kulle-i bülendlerdir. Ve cümle (---) aded dendân-ı bedendir. Ve bu kal‘a-i müzeyyen siyâh seng-i tırâş ile mebnî olduğundan "Kara Âmid" derler. Ve üstâd-ı sâhib-hendese bu kal‘ayı şekl-i murabba‘dan şimâl [u] cenûba tûlânîce binâ edüp cümle kulleleri ve dendân-ı bedenleri birbirine nâzırdır. Hîn-i muhâtarada birbirini korudur. Ve seng-i hârâdan inşâ olunmak ile zemîni dahi yalçın kaya üzre binâ olunmağın düşman muhâsara etse bir tarafından lâğım [u] meteris sürüp zafer bulmak mümkin değildir. Meğer bir sene muhâsara olunup derûn-ı kal‘ada kaht [u] galâ olup kal‘ayı teslîm ideler. Ve şekl-i murabba‘ının şarkîsi derk-i esfel olmağile handak lâzım değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200a ·
metinde göster ·
… rafı gâyet âlî olup evc-i âsumâna ser çekmiş bir burc-ı âlîsi olup aşağı deresi
derk-i
esfelden nişân verir bir çâh-ı gayyâ olduğundan mezkûr kulle-i bülendden hânlar …
Evvelâ bu kal‘a-i ser-bülend kûh-ı Dehdîvân ile kûh-ı Âvîh mâbeyninde bir vâsi‘ sengistân uz içinde Âvîh deresi solunda ve İskender deresi sağında bu nehreyn-i zülâleyn bir yere mahlût olduğu mahalde evce ser çekmiş bir yalçın kaya üzre Şeddâdî binâ-misâl seng-tıraşlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir kim her seng-i hârâsı pil-i Mengurûsî cüssesi kadardır. Bu kal‘a vaz‘ olduğu püşte-i bâlâ iki nehir mâbeyninde gûyâ cezîre-misâl vâki‘ olmuşdur. Ammâ gâyet serâmed kanâre-i âlîdir kim kal‘anın dervezesine altı yüz adımda urûc olunur, sa‘b yolu vardır. Cirm-i kal‘a oldur kim şarkdan garba şekl-i murabba‘dan tulanîce vâki‘ olmuşdur, ammâ şark tarafı gâyet âlî olup evc-i âsumâna ser çekmiş bir burc-ı âlîsi olup aşağı deresi derk-i esfelden nişân verir bir çâh-ı gayyâ olduğundan mezkûr kulle-i bülendden hânlar ba‘zı vâcibü'l-izâle olan âdemleri ol kulle-i bâlâdan aşağı endâht edüp pâre pâre olur. Anınçün ol şark tarafında kulle-i âlîye "Kanlı kulle" derler. Bir kulle dahi cânib-i garbda hân sarâyı köşesinde kulle-i azîmdir kim içinde cebehâne-i gûnâ-gûnlar vardır ve cümle altı yüz yetmiş aded dendân-ı bedendir ve her bedende birer mazgal deliği vardır ve anlardan aşağı birer kat mazgal delikleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… bu Deliklikaya kapusundan aşağı âdem bakmağa cür’et idemez. Gûyâ câh-ı gayyâ ve
derk-i
esfeldir. Andan,
Binâ-yı ibret-nümâ-yı râbi‘: Bu hân-ı azîmi ve önündeki cisr-i kadîmi binâ eden Hümâ Hâtûn Sultân'dır kim Âl-i Abbâsiyân'ın ırk-ı tâhirinden Sultân Evhadullah'ın duhter-i pâkîze-ahteridir kim şehr-i Bitlîs'de niçe yüz hayrât-ı mütekâsireleri vardır. Ol hâtûn-ı Adeviyye'nin bir hayrât-ı ibret-nümâsı dahi oldur kim şehr-i Bitlîs'den cânib-i cenûba meyyâl dere aşağı giderken Kefindir kal‘ası kurbünde Deliklikaya nâm bir kaya-yı seng-i hârâda bir kapu vardır. Cemî‘i tüccârân ü züvvârân-ı seyyâhân-ı berr u bihâr bu bâbdan geçmeyince şehr-i Bitlîs'e gelemez ve kal‘a-i Hazzo'ya varamaz. Ol Deliklikaya mahalli evc-i âsumâna ser çekmiş çakmak taşından nişân verir bir seng-i hadîddir. Ol hâtûn-ı hümâcân niçe yüz aded hazîne-i mâl-ı firâvân sarf edüp bu seng-i hârâyı üstâd-ı kûhkenlere nakb etdirüp memerr-i nâs ve tarîk-ı âmm [u] hâss-ı ünâs etdirmişdir kim görenin aklı perîşân olur. Makdûr-ı beşer değildir. Bir kâr-ı akâriyetdir kim âdem dem-beste ve hayrân olur. Hattâ bu kapu mahallinde bir âdem hû deyü bir na‘ra etse cemî‘i dağlardan bir sâ‘ika-i mehîb istimâ‘ olunur kim âdem gaşş u mebhût olur. Ve bu Deliklikaya kapusundan aşağı âdem bakmağa cür’et idemez. Gûyâ câh-ı gayyâ ve derk-i esfeldir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve
derk-i
esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak ş …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
… hammâm kubbeleri gibi sahrâ-i kebîrler var ve niçe yüz bin mülhid çukurları ve
derk-i
esfel ve gayyâ dereleri ve sakarr belleri ve gayyâ yokuşları ve usret paçarizle …
Sergüzeşt-i diğer garâ’ib: Mâh-ı Ramazân'ın yine (---) günü bin mikdârı güzîde asker ile paşa yine hân meterislerinin cenûb taraflarında olan meterisleri seyr etmeğe gidüp cümle meterislerin önleri ve ardları yığın yığın fil cüssesi kadar seng-i hârâlar ve hammâm kubbeleri gibi sahrâ-i kebîrler var ve niçe yüz bin mülhid çukurları ve derk-i esfel ve gayyâ dereleri ve sakarr belleri ve gayyâ yokuşları ve usret paçarizleri etmişler kim niçe bin kepân u akabeler var kim vasfı kâbil değildir. Ve niçe bin çukur dûzah yerleri ve niçe bin pusu yerleri etmişler kim "Hîn-i ma‘rekede Osmânlı yürüyüş etmesin." deyü niçe bin muhîl şeytanatlı dıraht-ı müntehâlar ve kırıntılar ve çarh-ı felekler döküp şehr-i Bitlîs'i bu günkü cenge mâni‘ olacak paçarizler ile kat-ender-kat kuşatmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
Andan paşa ile yine cânib-i şarka leb-i deryâ ile giderken sol tarafı Van deryâsı, kim bir halîc-i sağîre gibi nümâyândır, ol kayaların altlarına serâpâ Van deryâsı girüp mezkûr kûhların altları cümle boşdur. Sağ tarafımız ise evc-i âsumâne çıkmış Kepân kayası nâm bir kûh-ı benâmdır kim seng-i hârâsı çakmak taşı gibi âteş verir. Bu diyârda sarp yollar ve bellere kepân derler. Rûm u Arab u Acem'de Van deryâsı kenârında Kuskunkıran yolunda Hakkarî dağlarında kepân meşhûr-ı cihândır. Bir âdem yukaru kayalardan bir taş yuvarlasa bin âdemi helâk eder. Aşağısı çâh-ı derk-i esfel-i gayyâ deryâdır. Yukarusu yalçın kayadır. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 281b ·
metinde göster ·
… ndakı yokdur ve ancak şimâle nâzır bir kapusu vardır, ammâ kapusunun iç yüzünde
derk-i
esfelden nişân verir bir handakı var, üzre, top tahtalarından cisrdir.
Bitlîs hânı cenginde hâkimi İbrâhîm Beğ ile cengde bulunduğumuzdan kal‘ada hakîre ve refîklerimize ziyâfet edüp {bu kal‘a-i Hoşâb'ı} bir hoş temâşâ etdik. Cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan nişân verir. Aslâ handakı yokdur ve ancak şimâle nâzır bir kapusu vardır, ammâ kapusunun iç yüzünde derk-i esfelden nişân verir bir handakı var, üzre, top tahtalarından cisrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286a ·
metinde göster ·
… (---) urûc olunur. Ancak bir yolu vardır ve cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan ve
derk-i
esfelden nişân verir mahsûldâr âb-ı revânlı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir …
Bu gûne ta‘rîf u tavsîfden murâd oldur kim bu kal‘a-i İmâdiyye cemî‘i Kürdistân'ın ve Arab u Acem'in tâ ortasında vâki‘ olmuş kal‘adır kim cânib-i etrâfında olan seng-i hârâlarında niçe kerre yüz bin gûne murg-ı vahşî âşiyân dutmuş İmâdeddîn kal‘asıdır. Cânib-i (---) urûc olunur. Ancak bir yolu vardır ve cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden nişân verir mahsûldâr âb-ı revânlı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir tarafından kal‘aya zafer mümkin değildir. Bu derelerin mâbeyninde vâki‘ olmuş seng-i hârâlar üzre bir kal‘a-i yed-i kudretdir kim her tarafından aşağı nazar edenin zehresi çâk olur. Gerçi böyle seng-i bâlâ üzre niçe sa‘b hisâr-ı metîneler var ammâ daracık kal‘a-i sağîrelerdir. Ammâ bu İmâdiyye şâhikası bir vâsi‘ sahrâlı ve çemenzâr yerli ve hân sarâylı ve bâğlı u bâğçeli ve servî dırahtlı ferah-fezâ yalçın kayalı zemîndir kim bu kûh-ı bülendi bir âdem (---) sâ‘atde devr eder. Niçe yeri 378a arz-ı hâlî olduğundan mâ‘adâ şehrin cümle mezâristânı kal‘a içindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 377b–378a ·
metinde göster ·
… vâ bir sûr-ı bâlâdır kim kehkeşân-âsâ semâya ser çekmişdir. Ve cânib-i erba‘ası
derk-i
esfelden nişân verdiğinden aslâ handak olacak yeri yokdur. Cümle etrâfı şahin v …
Kal‘ası bir püşte-i bülend üzre şekl-i (---) bir şeddadî beyâz seng-tırâş ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir, ammâ ol kadar büyük değildir. Dâ’iren-mâdâr cirmi beş bin altmış adımdır. Cânib [u] etrâfında burc [u] bârûlarıyla ârâste ve musanna‘ dendân-ı bedenler ile pîrâste etrâfında aslâ handakı yok bî-bâk u bî-pervâ bir sûr-ı bâlâdır kim kehkeşân-âsâ semâya ser çekmişdir. Ve cânib-i erba‘ası derk-i esfelden nişân verdiğinden aslâ handak olacak yeri yokdur. Cümle etrâfı şahin ve kartal ve zağanos âşiyânlı elvân reng kayalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 20a ·
metinde göster ·
Hakîrin cân başına sıçrayup {eyitdim}: "Sultânım, bu vâkı‘anın ta‘bîri eyle değildir. Siz enfüsî ta‘bîr etdiğiniz vâkı‘a âfâkî olmak vardır. Azîz başınçün bu vâkı‘ayı ben görüp sen ta‘bîr edüp şimdi enseni yararsın, yaran müştedd olursa ‘Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayla Paşa yarasın yardırup helâk oldu’ deyü bu hakîri âteşe yakdırırsın. ‘Senin düşünle Paşa böyle etdi, yohsa böyle olmazdı’ deyü beni kebâb etdirirsin. Amân sultânım, cerrâh getirüp mâddeyi yarman. Benim ne cennetde ve cehennemde ve ne a‘râfda ve ne gayyâda ve ne derk-i esfelde yerim kalmaz" deyü paşanın hâk-i pâyına sarıldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33a ·
metinde göster ·
… l cengde hâk-i yeksân olup "Küllü şey'in yerci‘u ilâ aslih"e vâsıl olup yerleri
derk-i
esfel oldu. Ve bakıyyetü's-seyfi ortaya alınup topa tutulmuş maymuna ve oka tut …
Hemân Tatar bir kerre "Dönek batırlar" deyince el-azametullâh Macar küffârı taburdan da çıkmış bulunup meydânda kalup köpek cengine başlayup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî hücûm-ı ikdâm-ı tâm ile bir âlî ceng-i perhâş ve bir Rüstemâne savaş ve bir dilîrâne uğraş olmuşdur kim Âl-i Cengiz Hân ve Hülâgu Hân ve Timur Hân ve Tohtamış Hân ve Suyuncı Hân ve Mengli Giray Hân'dan berü böyle ceng [u] cidâl ve harb [u] neberd-kıtâl olmamışdır. Hattâ küffârın meydânda nâmdâr kapudanları cenge yarar Nemse soltatları ve cümle bî-dîn kaltabanları ol cengde hâk-i yeksân olup "Küllü şey'in yerci‘u ilâ aslih"e vâsıl olup yerleri derk-i esfel oldu. Ve bakıyyetü's-seyfi ortaya alınup topa tutulmuş maymuna ve oka tutulmuş hınzîrlara döndüler. Ve ol kadar benî Âdem katl olundu kim dem-i benî Âdem dem nühûr-misâl cereyân edüp hayâtda olanları Arapça deyü ricâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44a ·
metinde göster ·
… bu Okna mağârâları cahîmin mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek gûyâ çâh-ı gayyâ-yı ve
derk-i
esfeli vasf eylemiş oluruz. Allâhümme âfinâ.
Kûh-ı Okna: Cümle dağı ve taşı tuzdur kim dağları esîr ve mücrimler delüp mağârâlardan kaya kaya tuz çıkarırlar. Başka vâmoş kefere hâkimi vardır. Bunda iki yüz aded ümmet-i Muhammed esîr bulup cümlesin mağârâlardan çıkarup halâs etdik, ammâ niçesi güneş görünce merhûm olup anda defn etdik. Niçesi bizimle atlara binüp giderken merhûm olup anlardan az kimesne halâs oldu. Eğer bu Okna mağârâları cahîmin mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek gûyâ çâh-ı gayyâ-yı ve derk-i esfeli vasf eylemiş oluruz. Allâhümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 102b ·
metinde göster ·
… zindânı var kim gûyâ çâh-ı Gayyâ ve çâh-ı Kahkaha ve çâh-ı Bâbil'dir. Bu çâh-ı
derk-i
esfele kefere zamânı ümmet-i Muhammed'i kemendler ile indirüp 113a dollâb sap …
Ve bu nârin kal‘ada elli kulaç amîk bir çâh-ı mâsı var kim tâ umkunda bir suyu vardır. Nehr-i Sava'ya lağım ile gidüp su gelir âb-ı hayatdır ve aşağı kal‘adan dahi nehr-i Tuna'ya gider lağım yollarından su alınur ve nârin kal‘ada bir çâh-ı cahîm zindânı var kim gûyâ çâh-ı Gayyâ ve çâh-ı Kahkaha ve çâh-ı Bâbil'dir. Bu çâh-ı derk-i esfele kefere zamânı ümmet-i Muhammed'i kemendler ile indirüp 113a dollâb sapanlarıyla esîrleri çıkarırlarmış. Üç bin âdem alır kesme çakmak kayasıdır derler. Hâlâ bu kadar yüz yıldan berü muhâsara havfinden bu çâh darı ile ve kabuklu pirinç çeltiği ile leb-ber-lebdir kim gûyâ tarladan henüz gelüp der-anbâr olmuşdur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112b–113a ·
metinde göster ·
… ledüp on bir yük akçe iltizâmlı hükûmetdir, ammâ latîf gümüş çıkar kim bir azîm
derk-i
esfel-misâl gârlardan mücrimler ve kanlılar kazup çıkarırlar. Ve bir hâkimi dah …
Bu kal‘a-i atîk sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Sânî fethidir. Bosna eyâletinde olup gümüşhânesi ve emâneti ve harâcları cümle Budin kal‘ası kullarının aklâmları olmağile Budin tarafından her sene bir müdebbir hâkimleri gelüp gümüşhânesin işledüp on bir yük akçe iltizâmlı hükûmetdir, ammâ latîf gümüş çıkar kim bir azîm derk-i esfel-misâl gârlardan mücrimler ve kanlılar kazup çıkarırlar. Ve bir hâkimi dahi yüz elli akçe kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b ·
metinde göster ·
… -i Milaçka'ya varınca bir çâh-ı cahîm gayyâ deresi gibi iki minâre-i bâlâ kaddi
derk-i
esfeldir. Bu tarafdan havâlesi gâyet çokdur, ammâ aslâ zarar etmez, lâkin Mokra …
Der-beyân-ı zemîn-i kal‘a-i Sarây: Bir kûh-ı bülend üzre havâleli bir küçük seng-i tırâş ile mebnî kal‘acıkdır kim dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil dörd yüz adımdır. şimâl tarafına sehel handakı var, ammâ kıblesi ve cenûbu cânibi aşağı nehr-i Milaçka'ya varınca bir çâh-ı cahîm gayyâ deresi gibi iki minâre-i bâlâ kaddi derk-i esfeldir. Bu tarafdan havâlesi gâyet çokdur, ammâ aslâ zarar etmez, lâkin Mokra yolu tarafından ve değirmenler tarafındaki havâlelerden bu kal‘anın hâli harâbdır. Aslâ darebât-ı top-ı kûpa dayanmaz bir kal‘acıkdır. İçinde dizdârı ve (---) aded neferâtları ve cânib-i maşrıka nâzır bir metîn demir kapusu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… lâkin nehr-i (---) aşrı mağrib cânibine sehel havâlesi vardır, ammâ dörd cânibi
derk-i
esfel gibi uçuru[m] kayalı yerler olduğundan bu kal‘aya ol havâleden yürüyüş ol …
Ve derûn-ı hisârda ancak seksen aded hâne-i fukarâlardır, lâkin bunda bir Hünkâr câmi‘i ve cebehâne ve anbâr mahzenleri var. Çârsû-yı hammâmdan bir imâret yokdur, ammâ metîn kal‘a oldu, lâkin nehr-i (---) aşrı mağrib cânibine sehel havâlesi vardır, ammâ dörd cânibi derk-i esfel gibi uçuru[m] kayalı yerler olduğundan bu kal‘aya ol havâleden yürüyüş olup yanına varılmaz. Ancak kıble cânibinde bir büyük demir kapusu varoşa açılır ve bir uğrın kapucuğu dahi var. Andan hîn-i muhâsarada tâ suya inilir nihânî yolu vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 133b ·
metinde göster ·
… nzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve
Derk-i
esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna se …
Bu kal‘anın cânib-i erba‘ası çep çevre birer top menzili ba‘îd havâleli dağlardır, ammâ Gırıblan dağı pek yakın havâledir kim Melek Ahmed Paşa'nın bir gulâmı bu kayadan derûn-ı hisârda olan küffârın birisinin başına bir ok urup kâfiri depeledi. Tâ bu mertebe karîb bir ok menzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna ser çekmiş gûnâ-gûn yalçın kayalar üzre şekl-i müseddes bir şeddadî seng-i tırâş ahcârât-ı mücellâlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Gerçi havâleleri çokdur, ammâ aşağı kal‘a dibine varıldıkda kal‘anın zirve-i a‘lâsı semâda kalır. Bir vecih ile bu kal‘aya yürüyüş olmayup zafer mümkün değildir. İllâ muhâsara ile yâhûd havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân ile vere edüp feth ola, ammâ bu kal‘a gûyâ bir kâse içindedir. Etrâfları kâse kenârları havâlesi yerleridir. Kal‘anın kendisi kâse içinde bir sivri pilav depesidir. Ancak bir yolu ve bir kapusu var. İçinde küffâr mâl-â-mâl olup hamd-i Hudâ asker-i İslâma bir top atmayup etrâf [u] eknâfların guzât-ı müslimîn nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular, ammâ kal‘a döğülmedi ve bu Kilis'in cânib-i garbındaki dağ başlarından leb-i deryâda kâfirin İspilet kal‘ası nümâyân idi. Andan kalkup bir azîm dereler içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138a ·
metinde göster ·
… rmüş değildir, zîrâ gâyet mahûf u muhâtara ka‘r-ı zemîne varmış her bir ma‘deni
derk-i
esfele ermiş çâh-ı gayyâdan nişân verir gâr-ı yetîmânlardır kim Allâh saklaya. …
Erdel kralına tâbi‘dir, ammâ başka emânetdir kim bir Mısır hazînesi hâsıl olur. Cümle serhadlere ve gayrı vilâyetlere tuz bu şehirden gider. Cümle kefereleri tuzculardır. Ve bunda tuz çıkan mağâraları görmeyen dünyâda bir şey-i ibret-nümâ görmüş değildir, zîrâ gâyet mahûf u muhâtara ka‘r-ı zemîne varmış her bir ma‘deni derk-i esfele ermiş çâh-ı gayyâdan nişân verir gâr-ı yetîmânlardır kim Allâh saklaya. Esîr olan ümmet-i Muhammed'i bu tuz ma‘denine korlar, aslâ halâs olmak yokdur. Ve bu mahalde tuz kayaları dağlar gibi yığılmış idi. Cümle askerin atları ve katır ve develeri ve sığır ve koyunları bu tuzları yeyüp yalayup safâlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5b ·
metinde göster ·
… în ve huld-i irem ve ılliyyîn ile bir dâr-ı cahîm ve sa‘îr ve sakar ve gayyâ ve
derk-i
esfel veyl ve tamu tasvîrlerin yazmağa kâdir değillerdir.
Netice-i kelâm bu cennet ve cehnnem ve mîzân ve sırât tasvîrlerin üstâd-ı nakkâş eyle tahrîr ve tasavvur etmiş kim gûyâ sihr-i i‘câz Fireng-pesend nakş-ı Fireng-i Mânî etmişler. Eğer nakkâşân-ı Acem ve Rûm'dan Erjeng ve Bihzâd ve Şâhkulu ve Ağa Rızâ ve Murdâr âleng(?) nâm nakkâşân-ı benâm cümle bir yere gelüp böyle Fireng pesende Firdevs ve Adn-i berîn ve huld-i irem ve ılliyyîn ile bir dâr-ı cahîm ve sa‘îr ve sakar ve gayyâ ve derk-i esfel veyl ve tamu tasvîrlerin yazmağa kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
Ve bu iç kal‘anın iki kapusu arasında çâh-ı gayyâ ve
derk-i
esfelden nişân verir bir zindânı var kim el-iyâzu billâh cümle mücrimleri ve cü …
Ve bu iç kal‘anın iki kapusu arasında çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir bir zindânı var kim el-iyâzu billâh cümle mücrimleri ve cümle kanlıları ve cümle şehir a‘yânlarının üsârâların bunda haps ederler. Her sabâh yine lâzım olan üsârâları ve salb u katl olunacak kâtil ve harâmîleri kemend ve dollâblar ile sicinden çeküp esîrleri sâhiblerine ve kâtilleri cellâdlara teslîm edüp cellâdlar da kâtilleri teslîm-i rûh etdirirler. Cemî‘i serhadlerin sicinlerinde Budin sicni gibi amîk ve muzlim ve seccânları gibi zâlim ve gaddâr ve bî-rahm ve bî-amân kâtı‘u'r-rahm zindânbânlar yokdur. Ve cümle paşa cellâdları da bunda sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·
… içerden ve taşradan bu iki aded cisirleri hüddâmlar kaldurup içerde ve taşrada
derk-i
esfel-vâr handaklardan deyyâr zî-rûh kısmı ubûr edemez.
Andan bu mezkû[r] Su kapusundan teper aşağı Tabahâne varoşuna bu kapudan kâmil bin adımda Tabahâne'ye gider, şâhrâh yoludur, ammâ bu Suluk kapusunun iç yüzünde ve taşra yüzünde zincîrler ile asma haşeb cisirleri var. Her gece içerden ve taşradan bu iki aded cisirleri hüddâmlar kaldurup içerde ve taşrada derk-i esfel-vâr handaklardan deyyâr zî-rûh kısmı ubûr edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 83b ·
metinde göster ·
… ilîr Gâzî Hüseyin Paşa bu zindânı açup kemendleri dollâblar ile çeküp bu sicn-i
derk-i
esfelden kâmil bin altmış aded ümmet-i Muhammed çıkup Allâhümme âfinâ her biri …
Bunda bir çâh-ı cahîm-i hamîm-vâr kesme kayadan bir zindânı var kim Allâhümme âfinâ görenin aklı gider. İçine girüp mahpûs olanın aklı ve cânı gider. Hattâ vezîr-i dilîr Gâzî Hüseyin Paşa bu zindânı açup kemendleri dollâblar ile çeküp bu sicn-i derk-i esfelden kâmil bin altmış aded ümmet-i Muhammed çıkup Allâhümme âfinâ her biri riyâzât u cû‘ ile za‘îf ve nahîf ve zerd-rû olmuşlar kim gûyâ her biri birer gûl-beyâbânîye dönmüşler. Kaşları ve bıyıkları ve sakalları biribirine mergûle mergûle olup gözlerini ve kulakları ve burunları deliklerini kehleler yaralayup sakallarında kevâhileler âşiyân etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123a ·
metinde göster ·
… e handak olacak ve kazılacak yerleri olmayup cânib [ü] etrâfları çâh-ı gayyâ ve
derk-i
esfelden nişân verir uçurum yerlerdir. Ve cümle kayalarında gûnâ-gûn vahşî hûş …
Etrâfında aslâ handakı yokdur ve handak olacak ve kazılacak yerleri olmayup cânib [ü] etrâfları çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurum yerlerdir. Ve cümle kayalarında gûnâ-gûn vahşî hûş [u] tuyûrlar âşiyân etmişler kim birinin saydları mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 135a ·
metinde göster ·
esfel gibi bir vâsi‘ dere içre bâğlı ve bâğçeli yerde cümle yedi mahalle-i müsl …
Der-vasf-ı eşkâl-i varoş-ı Rodnik: Mezkûr kal‘anın yalçın kayasının cânib-i garbîsinde derk-i esfel gibi bir vâsi‘ dere içre bâğlı ve bâğçeli yerde cümle yedi mahalle-i müslim ve kefere mahallâtlarıdır. Ve cümle sekiz yüz aded tahta şindire örtülü tahtânî ve fevkânî müfîd ü muhtasar hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 137b ·
metinde göster ·
esfel-vâr bir dâr-ı diyârdır. Ve havâsı dahi gâyet sakîldir. Ancak bu rabtanın …
El-hâsıl derk-i esfel-vâr bir dâr-ı diyârdır. Ve havâsı dahi gâyet sakîldir. Ancak bu rabtanın şarkîsi tarafındaki kal‘a kayası dibinde niçe yüz yerden âb-ı hayât buz pâresi gibi suları cereyân edüp âsiyâb-ı mâları deverân etdirir mâ-i kevserlerdir kim mâh-ı Temmûz'da bu uyûn-ı zülâllerden üç yudum huzûr ile mük. 137a içilmez. Tâ bu mertebe sovuk suları var kim iki âdem bir toklu kuzuyu yemeğe kâdir olur, bu serî‘u'l-hazm âb-ı sâfî suları nûş etmeğile bu kasaba halkı ten-dürüstlerdir. Yohsa havâsı sakîldir, ammâ halkı gâyet halîm ve selîm ve oğuz ve garîb-dost ve sofra sâhibi âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 137b–137a ·
metinde göster ·
… âle olan dağlar ile bu kal‘a-i bâlâ mâbeyninde nehr-i Diçina cereyân etdiği bir
derk-i
esfel-misâl bir deredir kim aşağı bakmağa âdem cür’et edemez.
Cümle etrâfında kırk bir kulle ve dörd yüz aded dendân-ı bedendir ve dîvârının kaddi kırk yedi arşın-ı âlîdir. Cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâ-misâl kanara uçurum kayalar olmağile bir tarafında handakı yokdur. Gerçi cânib-i garbî ve şimâlî ve cenûbîsi tarafında havâleleri vardır, ammâ hayli mesâfe-i ba‘îdede dağlardır ve ol dağlardan bu kal‘aya yürüyüş mümkün değildir, zîrâ havâle olan dağlar ile bu kal‘a-i bâlâ mâbeyninde nehr-i Diçina cereyân etdiği bir derk-i esfel-misâl bir deredir kim aşağı bakmağa âdem cür’et edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 140a ·
metinde göster ·
Ve bu dağların uçurum olan muhâtara dereleri gûyâ gayyâ dereleri ve derk-i esfel dereceleridir. Hudâ hakkiyçün âdem bu derelere bakmağa cür’et edemeyüp gözleri kararır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
… kat demir kapudur. Etrâfında aslâ handakı yokdur. Neretva tarafı çâh-ı gayyâ ve
derk-i
esfelden nişân verir uçurum kayalardır.
Eşkâl-i zemîn-i sûr-ı üstüvârı: Nehr-i Neretva'nın cânib-i şarkîsi kenârında, ya‘nî Bolagay kal‘ası tarafında bir hayli bâlâ bir püşte-i a‘lâ yalçın kaya üzre bir küçücük sûr-ı esfeldir, ammâ gâyet sa‘b ve metîn kal‘adır. Cânib-i şarka mekşûf bir kat demir kapudur. Etrâfında aslâ handakı yokdur. Neretva tarafı çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurum kayalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161b ·
metinde göster ·
… n âdem geçerken aşağı nazar etse zehresi çâk olur. Üç bin adım aşağısı gayyâ ve
derk-i
esfel deresinden nehr-i Yadra sâ‘ika gibi gürleyüp cereyân eder.
Ve kal‘a hâricinde bir su sarnıcı var ve ancak bir yolu var, gâyet sarp yol olmağile yolun yemîn ü yesârına Şeddâdî binâ ile korkuluk binâ etmişler, zîrâ bu yolda niçe kerre atların ve âdemlerin ayakları sıyrılup niçe yüz hayvânâtlar hezâr-pâre olmuşlardır. Ol ecilden yolun tarafeynine korkuluk yapmışlardır. Bu yoldan âdem geçerken aşağı nazar etse zehresi çâk olur. Üç bin adım aşağısı gayyâ ve derk-i esfel deresinden nehr-i Yadra sâ‘ika gibi gürleyüp cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168b ·
metinde göster ·
… ken bu iki hisâr mâbeyni ta‘bîr olunmaz çâh-ı gayyâdan nişân verir bir handak-i
derk-i
esfeldir kim kaddi elli arşındır ve handak içinde âb-ı hayât sular kaynar. Hatt …
Freng hisârdan cânib-i garba elli adım enli handak üzre bir kârgîr binâ Şeddâdî cisrden geçerken bu iki hisâr mâbeyni ta‘bîr olunmaz çâh-ı gayyâdan nişân verir bir handak-i derk-i esfeldir kim kaddi elli arşındır ve handak içinde âb-ı hayât sular kaynar. Hattâ bu iki kal‘a ahâlîleri sularını bu handakdaki uyûnlardan alırlar. Ve bu mezkûr kârgîr binâ cisr ile geçilen Macar hisârı kapusu üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36b ·
metinde göster ·
Ve bu cennete karşılık bir muzlim küncde elli adım mikdârı tûlı bir dîvâr yüzüne bir cehennem tasvîri yazmış kim hakîr gördükde sûre-i Fâtiha'da Arapça okudum. Ve mîzân ve terâzûyi görüp sûre-i Rahmân'da 61aArapça âyetin okudum. Ve derk-i esfel deresin gördükde sûre-i (---)Arapça âyetin tilâvet etdim. Ve çâh-ı gayyâyı gördükde sûre-i veylün li-külli âyetin kırâ’at etdim. Veyl deresi ve Sakar yokuşu ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sa‘îr beli ve gayri gûnâ-gûn cehennem derecelerin üstâd nakkaş-ı Freng-pesend bir nakş-ı Freng-i Mânî etmiş kim bir kerre ol cehennem içinde ibâdullâhın neft ü katrân ve âteş içinde büryân olup zebânîler elinde giryân olup mâlikler kırbaçlar ile halkı urarak akreb ve yılan ve çıyan ve develer boynu kadar engerekler âdemleri sokarak bu âlâm-ı şedâi’dlerin tasvîrâtların görenler tabî‘at-i Nemrûdiyyetden ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâdiyyet tabî‘atinden ve hümeze ve lüzeme ve zemmâm ü nemmâm u fâsık u fâcir ü zânî ve lûtî ve ribâhor ve hamir-nûş olup cemî‘i ahlâk-ı zemîmelerden tâ’ib ve tâhir olur, ol azâb-ı elîm tasvîrlerin görüp yemeden içmeden berî olup bir künc-i mihnetde savma‘asında bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘atla geçirüp çirkef-i dünyâdan el çeküp "Emir Allâh'ın, cennet olmazsa bârî cennet ve cehennem ortasında a‘râf olsun" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60b–61a ·
metinde göster ·
… ile geçilir handak içinde bir metîn ve kavî zindân kullesi var, çâh-ı gayyâ-yı
derk-i
esfelden nişân verir. Cümle şehir halkının esîrleri bu sicinde mahpûs olup yine …
Ve bu kal‘anın şark tarafında kal‘a bedeni üstünden taş cisr ile geçilir handak içinde bir metîn ve kavî zindân kullesi var, çâh-ı gayyâ-yı derk-i esfelden nişân verir. Cümle şehir halkının esîrleri bu sicinde mahpûs olup yine bevvâblar bekler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 120a ·
metinde göster ·
… âhîn ve kartal yuvalı kuş tırnağı ilinmez kayalardır kim aşağısı çâh-ı gayyâ ve
derk-i
esfelden nişân verir uçurumlardır.
Ammâ bu kal‘a aşağı eski Salâcık kal‘asının üstünde bu kal‘a evc-i âsumâna su‘ûd etmiş bir kırmızı yalçın kaya üzre şekl-i bâdemî bir kudret kal‘asıdır kim cirmi sekiz bin adım bir kayadır. Cânib-i erba‘asında aslâ kal‘a dîvârı yokdur, zîrâ her tarafı biner arşın şâhîn ve kartal yuvalı kuş tırnağı ilinmez kayalardır kim aşağısı çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurumlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122b ·
metinde göster ·
Dest-i Âl-i Osmân'da olan sa‘b hisârlardan bu kal‘a-i ibret-nümâ ne kal‘a-i Van'a benzer ve ne kal‘a-i Mardin'e ve ne kal‘a-i Dühek'e ve ne kal‘a-i İmâdiyye ve ne Akra'ya ve ne Sincâr'a ve ne Birecik ve ne Mekü ve ne Kırım'da Menkûb kal‘alarına benzer bir kal‘a-i dest-i kudretdir, zîrâ cânib-i erba‘ası kûh-ı Bî-sütûn-misâl çâh-ı gayyâlar ve derk-i esfelli dereli ibret-nümâ kal‘a-i bî-hemtâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
… cem‘ edüp bu Irâk-ı Dâdyân'a bir hafr-i azîm ve amîk handak kazmışdır kim gûyâ
derk-i
esfeldir.
Dördüncü Irâk bu Irâk-ı Dâdyân'dır kim {ibtidâ bânîsi ba‘de't-Tûfân Menûçehr Şâh yüz yigirmi yıl pâdişâh olup Mûsâ Nebî asrında bu Irâk-ı Dâdyân'ı binâ edüp hükmünde olan pâdişâh askerlerin cem‘ edüp bu Irâk-ı Dâdyân'a bir hafr-i azîm ve amîk handak kazmışdır kim gûyâ derk-i esfeldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 160b ·
metinde göster ·
Ammâ bu kazılan Or'u temâşâ etdim. Gûyâ sakar dereleri ve
derk-i
esfel gayyâları var kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. İki yanları eflâke se …
Ammâ bu kazılan Or'u temâşâ etdim. Gûyâ sakar dereleri ve derk-i esfel gayyâları var kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. İki yanları eflâke ser çekmiş dağlar gibi yığılmış topraklar var. Hâlâ bu Or'un içinde iri dıraht-ı müntehâlar hâsıl olup ba‘zı zamân kış katı olsa bu handak içinde Kalmık sâkin olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175a ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i varoş-ı şehr-i Zihne: Bu belde sâfî gayyâ ve
derk-i
esfel-misâl uçurum ve bayırlı mahûf u muhâtara yerlerde ve bir kırmızı topraklı …
Sitâyiş-i varoş-ı şehr-i Zihne: Bu belde sâfî gayyâ ve derk-i esfel-misâl uçurum ve bayırlı mahûf u muhâtara yerlerde ve bir kırmızı topraklı zemîn-i bâlâ-yı cihân-nümâda cümle iki aded mahalle-i bülendedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 218b ·
metinde göster ·
Bu kayalardan aşağı bakanın zehresi çâk, yeri hâk olur. Ne‘ûzü billâh
derk-i
esfel ve çâh-ı cahîm u hamîm ve sakar dereleridir. Ammâ bu şehrin niçe tüvânâ f …
Bu kayalardan aşağı bakanın zehresi çâk, yeri hâk olur. Ne‘ûzü billâh derk-i esfel ve çâh-ı cahîm u hamîm ve sakar dereleridir. Ammâ bu şehrin niçe tüvânâ fetâlârı ve zehredâr çâpük ü çâlâk, şehbâz u dilâver-i server-i hünerverleri da‘vâ-yı merd edüp kendüyi bir kayadan bir kayaya pertâb edüp geçer, ammâ el-ıyâzu billâh makdûr-ı beşer değildir. Hakkâ ki zehredârlığ u bahâdırlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 222a ·
metinde göster ·
esfel-misâl uçurumdur ve dereli ve depeli yerlerdir. Şehir dahi bir dereli ve d …
Ve bu kal‘anın iki tarafı çâh-ı gayyâ ve derk-i esfel-misâl uçurumdur ve dereli ve depeli yerlerdir. Şehir dahi bir dereli ve depeli vâsi‘ öz içinde cümle 4.000 aded kiremitli ve bâğ u bâğçeli ve her hânede birer âb-ı hayât cârî olmuş tahtânî ve fevkânî kârgîr binâlı ma‘mûr u müzeyyen hânedân-ı zîbâlardır. Cümleden Bekir Efendi sarâyı ve Mustafâ Ağa sarâyı ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) meşhûr büyûtlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 233a ·
metinde göster ·