Hikâye: Mecûsî mezhebinden çıkup Mesîh mezhebine girmesinin sebebin Tevârîh-i Yûnâniyân'da eyle tahrîr etmişler kim Kostantîn gâyet cimâ‘ edici idi. Roma şehrinde cüzâm zahmetine mübtelâ olup kaş ve kirpik ve saç ve sakal cümle dökülüp burnunun orta direği düşeyazup Şâm cinine döneyazdı. Cemî‘i Frengistân ve Alman vilâyetin ve Sırf u Bulgar ve Arab u Acem hukemâları cümle bir yere gelüp aslâ birisi derdine bir devâ edemeyüp âhir Kostantîn cümlenizi kırarım dedikde bir nâ-hekîm-i mel‘ûn Mecûsî, dîn-i Îsâ'ya hıyâneten eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13a ·
metinde göster ·
içün tenâvül ederler. Hakkâ ki bin kerre nef‘i müşâhede olunmuşdur kim cemî‘i z …
Ma‘âdin-i sâdis: Mesîregâh-ı Kâğızhâne nâm ferah-fezâda bârûdhâne çarhların deverân etdiren uyûn-ı Cendereci nâm âb-ı hayât Hind ü Sind ve Arab u Acem seyyâhânı içre meşhûr-ı âfâkdır. Anda bir gûne eğir kökü hâsıl olur kim Azak eğirinden ve Gerede {şehri} ve Kanije kal‘ası halîci eğirinden nâfi‘ bir eğirdir. Tenâvül edeni bin kerre geğirdir, aceb hâssası vardır ammâ nâdirdir. Ekseriyyâ su kaplıbağası mahlûku ol eğiri yiyüp semîn ve semiz olurlar. Galata'dan Freng tâ’ifeleri gelüp mezkûr kaplıbağaları sayd edüp cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye dâ’-i devâ içün tenâvül ederler. Hakkâ ki bin kerre nef‘i müşâhede olunmuşdur kim cemî‘i zamânda ol bağaların me’kûlâtları eğir köküdür. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
bulmayup âhirete intikâl, yerine Melek Ahmed Paşa tekrâr mühre mâlik oldu. Ammâ …
Âhir-i kâr (---) sene vezâretinde maraz-ı felce devâ bulmayup âhirete intikâl, yerine Melek Ahmed Paşa tekrâr mühre mâlik oldu. Ammâ yedi sâ‘atden cümle ulemâ ve sulehâ ile Melek Paşa meşveret edüp mührün İpşir Paşa'ya gitmesin evceh görüp Ahmed Paşa'nın re’y [ü] tedbîriyle mührü Haleb'de İpşir Mustafâ Paşa'ya gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80a ·
metinde göster ·
mazmûnu üzre anda olan üstâd-ı kâmil ü amâmil-i hâzik fassâd-ı âmil hukemâlar ehl-i derde dâ’-i devâ edüp elbette ifâkat bulur bir âsitâne-i cân-bahşdır. El-hâsıl ibret-nümâ mûristân ve bîmâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 91a ·
metinde göster ·
… za çıkmağa me’mûrum ve beni Cenâb-ı Bârî maraz-ı hummâya mübtelâ olanlara dâ’-i
devâ
halk etmişdir. Elbette beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bi …
{Menâkıb-ı Pîr Merkez Efendi}: Ve pîr-i azîzi Merkez Efendi hayâtda iken fukarâsına buyururlar kim "Şu yerde bir kerre secde ederken zîr-i zemînden bir sadâ geldi kim, 'Ya Şeyh ben şu yerde yedi bin yıl mahpûs bir kırmızı-gûn zülâlden lezîz bir aynü'l-hayâtım senin sebebinle vech-i arza çıkmağa me’mûrum ve beni Cenâb-ı Bârî maraz-ı hummâya mübtelâ olanlara dâ’-i devâ halk etmişdir. Elbette beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bir sadâ geldi. Gelin ey ahibbâ sizinle şu seccâdemiz mahallinde bir hafr kazalım" deyüp bism-i İlâh ile ibtidâ {kendiler} zemîne bir püşt-i pâ urup {ba‘dehu} cümle fukarâ üşüp bir bi’r-i mâ kazarlar kim hâlâ ahmerü'l-levn bir ayn-ı azîmdir. Bu âb-ı hoş-güvârı üç kerre ale's-sabâh tahte'l-kahve tenâvül etmeden nûş etseler bi-emrillâh hummâ-yı rub‘dan ve hummâ-yı muhrikden halâs olur. Merkez Efendi ayazması nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir câh-ı mâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 110b ·
metinde göster ·
… ab şîşeleri ve çifteler ile zeyn edüp {ba‘zı emrâzlı âdemlerin nabızların dutup
devâ
ederek} ubûr ederler. Bu esnâf hakkında Hazret-i Resûl hadîs buyurmuşlardır:
Esnâf-ı dekâkîn-i hukemâ: 700, neferât 1000, niçe yüz bin dükkânları yokdur. Ammâ hîn-i alayda bunlar tahtırevânlar üzre dükkânların âlât-ı hukemâ ve eşribe hokkaları ve gûnâ-gûn hab şîşeleri ve çifteler ile zeyn edüp {ba‘zı emrâzlı âdemlerin nabızların dutup devâ ederek} ubûr ederler. Bu esnâf hakkında Hazret-i Resûl hadîs buyurmuşlardır:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
: Dükkân 500, neferât 600, pîrleri Tîb Alî bin Süfyân-ı Sevrî'dir. Kabri Yemen A …
Esnâf-ı meşrûbât-ı devâ: Dükkân 500, neferât 600, pîrleri Tîb Alî bin Süfyân-ı Sevrî'dir. Kabri Yemen Adeni'ndedir. 158b Bu tâ’ifenin ekseriyyâ dükkânları Sultân Bâyezîd'de ve Hocapaşa kurbünde Meydâncık mahallesi'nde ve Galata'da vâkı‘ olmuşdur. Bu esnâfın kârları lisân-ı servi ve hindibâ ve koknâr ve na‘nâ ve zâter misilli edviyelerin arakın çıkarup ve gayrı giyâhâtdan araklar çıkarup gûnâ-gûn şişelerle dükkânların zeyn edüp ubûr eder. Guzâta gazâda bu mâ’-i edviyeler gâyet lâzım olmağile bu tâ’ife dahi kâlâ-yı metâ‘ın arz edüp pür-silâh ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a–158b ·
metinde göster ·
… ızlı demir zencîrler ile hekîmbaşı halîfeleri ellerinde şîşeler içre mecnûnlara
devâ
olacak eşribeler verüp ba‘zısın ser-tîmârhâneci gülâbîler al aşağı edüp deyenek …
Esnâf-ı tîmârhâneciyân: Pîrleri Dîvâne Hurûm'dur, Selmân-ı Pâk nazar-gerdesidir, Hazret-i Hamza yâr-ı gârlarıdır. Kabri (---) medfûndur. İslâmbol içre beş aded tîmârhânenin ne kadar dîvâneleri var ise iki yüz aded bîmârhâneciler iki üç yüz yeri göğü bilmez dîvâne zir-zop bel-hop dîvâneleri altun ve gümüş yaldızlı demir zencîrler ile hekîmbaşı halîfeleri ellerinde şîşeler içre mecnûnlara devâ olacak eşribeler verüp ba‘zısın ser-tîmârhâneci gülâbîler al aşağı edüp deyenek çalup sille-i pehlivânîler urarak her bir dîvâne ejder-misâl zencîr kırarak herbiri birer evzâ‘ [u] etvâr ile kimi uryân ve kimi giryân ve kimi nâlân ve kimi handân olup halt-ı kelâm ederek seyirciler üzre hücûm edüp halkı gürûh gürûh kaçırarak kimi na‘ra urarak âdem ejderhâsı-misâl ubûr ederler. Eğer bunların evsâfların ol alay gününde tahrîr etsek bir mücelled olur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
… mum değildir. Bu tâ’ife niçe tahtırevânlar üzre haste-hâllere tîmâr ve ta‘âm ve
devâ
vererek ubûr ederler. Bunlara cümle evkâf tarafından harc-ı râh verüp mahâfe ve …
Esnâf-ı huddâm-ı bîmâristân [u] mûristân: Beş tımârhânede huddâm 700, bunların pîri Ashâb-ı güzînden (---), Selmân-ı Pâk belin bağladı. Kabri ma‘lûmum değildir. Bu tâ’ife niçe tahtırevânlar üzre haste-hâllere tîmâr ve ta‘âm ve devâ vererek ubûr ederler. Bunlara cümle evkâf tarafından harc-ı râh verüp mahâfe ve tahtırevânlar götürüp râh-ı gazâda hasta olanlara hidmet eder bir alay pâk ü pâkîze sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir. Bu hastaların mâbeyninde hekîmbaşı ve cerrâhbaşı halîfeleri pür-silâh olup alayköşkü dibinden ubûr edüp sekizer kat mehterhâne çalarak ubûr ederler. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
otcuyân: Dükkân 70, neferât 105, pîrleri Hazret-i Lokmân'dır kim rû-yı arzda Ce …
Esnâf-ı ispençerân ya‘nî devâ otcuyân: Dükkân 70, neferât 105, pîrleri Hazret-i Lokmân'dır kim rû-yı arzda Cenâb-ı izzet ne kadar nebâtât halk etdi ise cümlesi lisânlarıyla "Ben falân derde devâyım" deyü Hazret-i Lokmân'a söylerler idi. Ba‘dehu Hazret asrında bu otcu attârların pîri Hidâyetullâh ibn Zünnûn-ı Mısrî'dir. Fahr-i âlem'in izniyle kemerin babası Zünnûn bağlayup devâ otcularına pîr oldular. Kabri Hicâz dağlarındadır. Ahşâbât değşirirken yılan sokup şehre mu‘âleceye erince merhûm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a ·
metinde göster ·
… h ibn Zünnûn-ı Mısrî'dir. Fahr-i âlem'in izniyle kemerin babası Zünnûn bağlayup
devâ
otcularına pîr oldular. Kabri Hicâz dağlarındadır. Ahşâbât değşirirken yılan so …
Esnâf-ı ispençerân ya‘nî devâ otcuyân: Dükkân 70, neferât 105, pîrleri Hazret-i Lokmân'dır kim rû-yı arzda Cenâb-ı izzet ne kadar nebâtât halk etdi ise cümlesi lisânlarıyla "Ben falân derde devâyım" deyü Hazret-i Lokmân'a söylerler idi. Ba‘dehu Hazret asrında bu otcu attârların pîri Hidâyetullâh ibn Zünnûn-ı Mısrî'dir. Fahr-i âlem'in izniyle kemerin babası Zünnûn bağlayup devâ otcularına pîr oldular. Kabri Hicâz dağlarındadır. Ahşâbât değşirirken yılan sokup şehre mu‘âleceye erince merhûm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a ·
metinde göster ·
otcuları gâyet çokdur. İslâmbol içre haftanın sekiz gününde on dörd bâzâr durur …
Bu devâ otcuları gâyet çokdur. İslâmbol içre haftanın sekiz gününde on dörd bâzâr durur. Meselâ Cum‘abâzârı ve Salıbâzârı ve Çehârşenbebâzârı ve Sebtbâzârı günlerinde bu otcular bâzâr kurup labada kökü ve güneyik kökü ve lisân-ı sevr kökü ve hayyı'l-gârikûn kökü ve miyan kökü ve zâter kökü ve niçe bin isimli devâ otların cem‘ edüp ispençer attârlarına mezkûr otları satup kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a ·
metinde göster ·
… evr kökü ve hayyı'l-gârikûn kökü ve miyan kökü ve zâter kökü ve niçe bin isimli
devâ
otların cem‘ edüp ispençer attârlarına mezkûr otları satup kâr ederler.
Bu devâ otcuları gâyet çokdur. İslâmbol içre haftanın sekiz gününde on dörd bâzâr durur. Meselâ Cum‘abâzârı ve Salıbâzârı ve Çehârşenbebâzârı ve Sebtbâzârı günlerinde bu otcular bâzâr kurup labada kökü ve güneyik kökü ve lisân-ı sevr kökü ve hayyı'l-gârikûn kökü ve miyan kökü ve zâter kökü ve niçe bin isimli devâ otların cem‘ edüp ispençer attârlarına mezkûr otları satup kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a ·
metinde göster ·
Bunlar dahi dükkânsız beş yüz neferdir. Bunlar dahi arkalarındaki zenbiller içre gûnâ-gûn edviye otlarıyla ubûr edüp andan ispençer attârları seyishâneler üzre niçe bin devâ otların zeyn edüp silâhlarıyla geçerler, seferlerde lâzımlı esnâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a ·
metinde göster ·
içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebel …
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35a–35b ·
metinde göster ·
… yle niçe kerre yüz bin ağaç kalmazdı. Ammâ herkes birer kantarav kal‘ edüp dâ-i
devâ
edüp bi-emrillah ol çürük yeri gâ’ib olup ke'l-evvel durur. İlâ-mâşâallah, hakî …
Hikmet-i Hudâ: Bu şecere-i tayyibenin çürüğün cihân halkı dörd yüz yıldan berü alırlar. Eyle niçe kerre yüz bin ağaç kalmazdı. Ammâ herkes birer kantarav kal‘ edüp dâ-i devâ edüp bi-emrillah ol çürük yeri gâ’ib olup ke'l-evvel durur. İlâ-mâşâallah, hakîr dahi eyle gördüm ve bir şemme pâresin teberrüken alup hıfz etdik ve bu şecere-i mu‘teberenin bir tarafı eyle lezîz ü âbdâr dud verir kim gûyâ misk râhiyası şemm olunur. Zîle şehrinin a‘yân [u] eşrâfına bu duddan dervîşân hedâyâ götürüp ihsân alırlar. Bu tekyeden yine cânib-i şimâle sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 91a ·
metinde göster ·
… dâvendigâr bir müfîd ü ihtisâr kubbe-i üstüvâr inşâ etmişdir. Ammâ yetmiş derde
devâ
bir humma-i germâbdır kim cemî‘i dîvârlardan nikrîs zahmına ve gûnâ-gûn sızılar …
Evsâf-ı mesîregâh-ı germâb-ı ibret-nümâ Örencik: Bu dahi Rûm u Arab u Acem'de hâssa-i kesîreli bir ılıcadır ammâ binâ cihetinde ol kadar mükellef ve mükemmel değildir. Zamân-ı kadîmde selâtin-i Âl-i Osmân'dan Gâzî Hudâvendigâr bir müfîd ü ihtisâr kubbe-i üstüvâr inşâ etmişdir. Ammâ yetmiş derde devâ bir humma-i germâbdır kim cemî‘i dîvârlardan nikrîs zahmına ve gûnâ-gûn sızılara mübtelâ olan sâhib-i özr alîl kimesne gelüp ılıcasına girüp çamurundan veca‘ olan yerlere sürünüp bi-emri Hakîm [u] Kâdir ifâkat bulup tendürüst olur. Husûsen şehir a‘yânları mâh-ı Temmûz'da sürü sürü haymeleriyle gidüp bir hafta anda bana faslı edüp tâze cân bulurlar, meşhûr-ı âfâk bir germâb-ı Hâlık-ı Rezzâk'dır. Andan Sofya şehrinin cânib-i garbında nîm sâ‘at ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141a ·
metinde göster ·
… r biri ilm-i tıbda kütüb-i mu‘teberelere i‘tibâr edüp benî Âdem'in derdine dâ-i
devâ
etmeğe mu‘âlece istihrâc ederler. Anda bir dâr-ı şifâ var kim diller ile 165b …
Her biri ilm-i tıbda kütüb-i mu‘teberelere i‘tibâr edüp benî Âdem'in derdine dâ-i devâ etmeğe mu‘âlece istihrâc ederler. Anda bir dâr-ı şifâ var kim diller ile 165b ta‘bîr ü kalemler ile tahrîr olmaz, ammâ alâ kadri'l-imkân evsâfın beyân edelim. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165a–165b ·
metinde göster ·
… merhûm u mağfûrun leh sâhibü'l-hayrât Bâyezîd Hân, hastalara şifâ ve derdlilere
devâ
ve dîvânelerin rûhuna gıdâ ve def‘-i sevdâ olmak içün on aded hânende ve sâzend …
Hattâ merhûm u mağfûrun leh sâhibü'l-hayrât Bâyezîd Hân, hastalara şifâ ve derdlilere devâ ve dîvânelerin rûhuna gıdâ ve def‘-i sevdâ olmak içün on aded hânende ve sâzendegândan gulâm-ı şâdî-misâl üç hânende ve bir neyzen ve bir kemânî ve bir musikârî ve bir sıntûrî ve bir çengî 166a ü santûrî ve bir ûdî ta‘yîn edüp haftada üç kerre gelüp bu on aded üstâd-ı hânende ü sâzendegânlar hastalara ve deli birâderlere fasl çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i devâ bulmayan dîvânelere bîmârhâneci babalar ol kadar kızılcık hoş-âbı kütüğü çalarlar kim her biri deyenek darbından Ahfeş keçisi yâhûd Deli Mehemmed maymunları gibi perende atarlar. Bi-emri Hayy [u] Kadîr niçesi âvâz-ı sâzdan hoş-hâl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b–166a ·
metinde göster ·
… deli birâderlere fasl çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i
devâ
bulmayan dîvânelere bîmârhâneci babalar ol kadar kızılcık hoş-âbı kütüğü çalarl …
Hattâ merhûm u mağfûrun leh sâhibü'l-hayrât Bâyezîd Hân, hastalara şifâ ve derdlilere devâ ve dîvânelerin rûhuna gıdâ ve def‘-i sevdâ olmak içün on aded hânende ve sâzendegândan gulâm-ı şâdî-misâl üç hânende ve bir neyzen ve bir kemânî ve bir musikârî ve bir sıntûrî ve bir çengî 166a ü santûrî ve bir ûdî ta‘yîn edüp haftada üç kerre gelüp bu on aded üstâd-ı hânende ü sâzendegânlar hastalara ve deli birâderlere fasl çalarlar. Hâlâ bu mutrıbân dâ’imdir. Bu fasıllardan dâ-i devâ bulmayan dîvânelere bîmârhâneci babalar ol kadar kızılcık hoş-âbı kütüğü çalarlar kim her biri deyenek darbından Ahfeş keçisi yâhûd Deli Mehemmed maymunları gibi perende atarlar. Bi-emri Hayy [u] Kadîr niçesi âvâz-ı sâzdan hoş-hâl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b–166a ·
metinde göster ·
… n şehridir ammâ abâ vü ecdâdlarından istimâ‘ etdükleri edviye-i mücerrebler ile
devâ
eder hâzıkları var kim diyâr-ı Alman u Karaman'da eyle üstâd yokdur. Cümleden ü …
Der-beyân-ı ulemâ-yı ebdân-ı hâzıkân: Gerçi Türkmanistân ve Kürdistân şehridir ammâ abâ vü ecdâdlarından istimâ‘ etdükleri edviye-i mücerrebler ile devâ eder hâzıkları var kim diyâr-ı Alman u Karaman'da eyle üstâd yokdur. Cümleden üstâd (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 194b ·
metinde göster ·
içün cihân-geşt olup cemî‘i nedim-i musâhibleriyle ve hukemâlarıyla ve niçe yüz …
Sebeb-i âmeden-i İskender-i Kübrâ, Încâ (---) bi-kavli tevârîh-i Mıkdısî-i Yarmenî "İskender-i Zülkarneyn'in iki et parçasından pekçe iki boynuzları var idi. Lisân-ı Arab'da karn boynuza derler. Ya‘nî iki boynuz sâhibi demekdir. İskender bu iki boynuzların veca‘ından bir sâ‘at hâb-ı râhata varamazdı. Âhir veca‘ı karneynine dâ-i devâ içün cihân-geşt olup cemî‘i nedim-i musâhibleriyle ve hukemâlarıyla ve niçe yüz bin askeriyle tâ zulumâta gidüp ‘âb-ı hayâtdan derdine bir dermân bulam’ deyü âb-ı hayât arardı. Hikmet-i Hudâ meğer ol asırda Hızır İskender'in askerî tâ’ifesinden idi. Hızır âb-ı hayâtı bulup ilâ hâze'l-ân zinde-i peygamberândır, ammâ nübüvvetinde ihtilâf-ı kalîl-i za‘îf de vardır. Âhir İskender âb-ı hayât bulmadan el yuyup hâ’ib ü hâsir yine boynuzlarının veca‘iyle yine cihânı geşt [u] güzâr ederek şehr-i Basra'ya gelüp Şattu'l-Arab'ı nûş idince karneyninin veca‘ayni teskîn olup sehel hâb-ı râhata varır. Netîce-i kelâm kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek nehr-i Batmân ile nehr-i Şatt'ın birbirleriyle mahlût olduğu mahalle gelüp ikisinden dahi nûş eder. Ammâ âb-ı Şatt'ın nef‘in müşâhede edüp boynuzunun vec‘i teskîn olduğundan sâhil-i Şatt'ı kovarak Diyârbekir'e gelüp andan yukaru bu Palu kal‘ası kurbünda Şatı bâğına gelüp nûş edüp karneyn veca‘ayni teskîn olur. Anınçün bu mahalde çetr-i mülammâ‘ın kurup bu mahalde bir sedd-i İskender-i neşimin binâ eder. Hâlâ ber-devâm bir mastaba-i hâss u âmdır. Anınçün İskender bu mahalle gelmişdir." deyü müverrih Mıkdısî böyle tahrîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
içün yine hukemâ ve ulemâlarının ilkâsıyla derdine devâ ararken {İskender'e Haz …
Âhir-i kâr veca‘-ı karneynine dâ-i devâ içün yine hukemâ ve ulemâlarının ilkâsıyla derdine devâ ararken {İskender'e Hazret-i Allah tarafından bu âyet-i şerîfe nâzil oldu}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a ·
metinde göster ·
… veca‘-ı karneynine dâ-i devâ içün yine hukemâ ve ulemâlarının ilkâsıyla derdine
devâ
ararken {İskender'e Hazret-i Allah tarafından bu âyet-i şerîfe nâzil oldu}
Âhir-i kâr veca‘-ı karneynine dâ-i devâ içün yine hukemâ ve ulemâlarının ilkâsıyla derdine devâ ararken {İskender'e Hazret-i Allah tarafından bu âyet-i şerîfe nâzil oldu}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a ·
metinde göster ·
… be hâsiyetli germâb-ı latîf görmedim. Yetmiş yedi gûne emrâz-ı muhtelifeye dâ-i
devâ
olduğundan mâ‘adâ Allahümme âfinâ burnu ve dudakları düşmüş fireng zahmetine mü …
Hâsıl-ı kelâm her lisânda birer gûne ismi vardır. Ve Rûm u Arab u Acem'de niçe yüz ılıcalara girüp seyr [ü] temâşâ etmişiz ammâ menâfi‘ cihetinde bu mertebe hâsiyetli germâb-ı latîf görmedim. Yetmiş yedi gûne emrâz-ı muhtelifeye dâ-i devâ olduğundan mâ‘adâ Allahümme âfinâ burnu ve dudakları düşmüş fireng zahmetine mübtelâ olmuş kimesneler kırk gün girüp âb-ı germâbında aç karnına nûş etse bi-emrillah vücûdu kırk günde dürr-i beyz-âsâ olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Alî'nin nazargâhı olduğundan ve bir kubbe-i havzını Hazret-i Alî binâ etdiğinden Alî Hammâmı derler. Öbir kıbâblarını Âl-i Abbâsiyân selâtînleri binâ etmişlerdir. Her sene cânib-i etrâfında niçe bin kara çadırlı Kürd ve gûye-i Türkman u Urbân ve Acem-i uryân gelüp meks edüp her bir milel kırk gün meks edüp cümle marîzleri dâ-i devâ bulup giderler ammâ garâbet andadır kim bu germâbların havzları içre cümle zift döşenmişdir. Aslâ mermer ve ruhâm döşeli değildir. Zift ısıcak sudan eriyüp fenâ bulmak ihtimâli yokdur ve eyle suhûniyyet üzre sudur kim yumurta pişer ve koyun paçası ve kellesi ütülenir. Ve bu zemînin şehr-i Şat aşrı karşusu (---) hâkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404b ·
metinde göster ·
… m-i uryân gelüp meks edüp her bir milel kırk gün meks edüp cümle marîzleri dâ-i
devâ
bulup giderler ammâ garâbet andadır kim bu germâbların havzları içre cümle zift …
Hâsıl-ı kelâm her lisânda birer gûne ismi vardır. Ve Rûm u Arab u Acem'de niçe yüz ılıcalara girüp seyr [ü] temâşâ etmişiz ammâ menâfi‘ cihetinde bu mertebe hâsiyetli germâb-ı latîf görmedim. Yetmiş yedi gûne emrâz-ı muhtelifeye dâ-i devâ olduğundan mâ‘adâ Allahümme âfinâ burnu ve dudakları düşmüş fireng zahmetine mübtelâ olmuş kimesneler kırk gün girüp âb-ı germâbında aç karnına nûş etse bi-emrillah vücûdu kırk günde dürr-i beyz-âsâ olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Alî'nin nazargâhı olduğundan ve bir kubbe-i havzını Hazret-i Alî binâ etdiğinden Alî Hammâmı derler. Öbir kıbâblarını Âl-i Abbâsiyân selâtînleri binâ etmişlerdir. Her sene cânib-i etrâfında niçe bin kara çadırlı Kürd ve gûye-i Türkman u Urbân ve Acem-i uryân gelüp meks edüp her bir milel kırk gün meks edüp cümle marîzleri dâ-i devâ bulup giderler ammâ garâbet andadır kim bu germâbların havzları içre cümle zift döşenmişdir. Aslâ mermer ve ruhâm döşeli değildir. Zift ısıcak sudan eriyüp fenâ bulmak ihtimâli yokdur ve eyle suhûniyyet üzre sudur kim yumurta pişer ve koyun paçası ve kellesi ütülenir. Ve bu zemînin şehr-i Şat aşrı karşusu (---) hâkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404b ·
metinde göster ·
El-hâsıl yetmiş iki derde devâ bir âb-ı germâbdır. Hattâ Süleymân Hân kesret-i seferden nikrîz zahmetine mübtelâ olup Pılak Mustafâ Paşa kapudan paşa iken Süleymân Hân hekîm Kaysûnîzâde ile başdarda-i hümâyûna süvâr olup İslâmbol'dan bir gecede eyyâm-ı muvâfık ile bu ılıcaya gelüp serâperdesinde meks edüp bu hummâya yedi kerre girdikde bi-emrillâhi Te‘âlâ iki ayaklarındaki nikrîzi aşağı topuklarına enüp yığıldı, ammâ Süleymân Hân veca‘ından bî-tâb ü bî-mecâl kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 28b ·
metinde göster ·
… lâk ve Boğdan'dan cerrâh ve hekîm-i hâzık fassâdlar getirüp her biri birer gûne
devâ
edüp aslâ ilâc-pezîr olmayup günden güne paşanın hâli mükedder olup niçe yüz ad …
Hikmet-i Hudâ-yı Lem-yezel paşa-yı deryâ-dil Varna cenginde ve kal‘a ta‘mîr ü termîminde şiddet-i hârda başı açık durduğundan Mankalya şehrinde mizâc-ı şerîfleri şikeste olup günden güne bî-tâb ü bî-mecâl olup gerdeninin sol tarafında bir mâdde zâhir olup beş on günde gerdeniyle ensesi dolup bir somun kadar kırmızı mâdde çıkup cemî‘i kurâ vü kasabâtlardan ve tâ Erdel ve Eflâk ve Boğdan'dan cerrâh ve hekîm-i hâzık fassâdlar getirüp her biri birer gûne devâ edüp aslâ ilâc-pezîr olmayup günden güne paşanın hâli mükedder olup niçe yüz aded ağalar hemân berren ve bahren firârî tahallüs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32a ·
metinde göster ·
etmek [içün] bir bîmârhânesi var kim bî-rûh gelse mu‘cize-i zû-emîn ile zî-rûh …
Sitâyiş-i dâr-ı şifâ-yı şehr-i Kaşa: Cemî‘i derdlilere devâ etmek [içün] bir bîmârhânesi var kim bî-rûh gelse mu‘cize-i zû-emîn ile zî-rûh gider, zîrâ bu deyr-i dilâvîzde tekmîl-i fünûn etmiş Eflâtûn ve Bokrât ve Sokrât ve Feylekos ve Feylesof ve Fisagores-i Tevhîdî-misâl bî-tevhîd hukemâ-yı bî-mezhebler andadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14b ·
metinde göster ·
… diyârına mahsûsdur. Gerçi cümle fireng uyuzlardır, ammâ bunların bu derdlerine
devâ
olmağiçün Cenâb-ı Hak bu nilva ağacın halk edüp meyvesinin yağın sürünürler ve …
Hikmet-i Hudâ fireng uyuzu dedikleri bu Fiyameng diyârına mahsûsdur. Gerçi cümle fireng uyuzlardır, ammâ bunların bu derdlerine devâ olmağiçün Cenâb-ı Hak bu nilva ağacın halk edüp meyvesinin yağın sürünürler ve yaprağının suyun yüzlerine ve gözlerine dürtünürler. Hattâ hakîr teberrüken berk-i bârından getirüp esvâblar içine kodum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… ‘zı hücrelerde kehhâllerin bisâtları ve gayri edviyeleri ve niçe bin gûne derde
devâ
içün ma‘âcin makûleleri ve müshilât ve sümûmât makûlesi bile mevcûddur.
Ve bunda fevkânî ve tahtânî cümle otuz aded odalardır. Her birinin içinde birer gûne eşyâlar ile mâl-â-mâldır. Ve hîn- mahalde bulunsun içün enderûn-i hânelerde her ne var ise kapular üzre cümle eşyâların esmâları tahrîr olunmuşdur. Hattâ ba‘zı hücrelerde kehhâllerin bisâtları ve gayri edviyeleri ve niçe bin gûne derde devâ içün ma‘âcin makûleleri ve müshilât ve sümûmât makûlesi bile mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
… anlara bu dellâk karılar hacamatlar edüp gûnâ-gûn şîşeler ve yakılar koyup dâ-i
devâ
ederler, ammâ bir garîb temâşâdır kim bu hammâma giren keferelerin ihtiyârları …
Temâşâ-yı garîbe: Bu hammâmların cümle hüddâmları ve dellâkleri cümle kocakarılardır kim her biri gûyâ Restâlîs ve Câlinûs ve Bokrât ve Sokrât misilli pîrezen hukemâ karılardır. Kîseyi anlar sürüp şerbetler ve ihtikânlar ve kırık ve çıkık olan kimselere mu‘âlece edüp cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olanlara bu dellâk karılar hacamatlar edüp gûnâ-gûn şîşeler ve yakılar koyup dâ-i devâ ederler, ammâ bir garîb temâşâdır kim bu hammâma giren keferelerin ihtiyârları beyâz fota kuşanırlar, ammâ ne kadar dilberân-ı sıbyânları var ise cümle uryân hammâma girüp beyâz billûr-misâl tenleri var kim gûyâ vücûdları pâlûde-i ter gibi dir dir ditrerler. Tâ şol mertebe nerm ü râm şahme gibi yumuşak vücûdları vardır. Cümlesi geysû-yı müşkbârların çîm-ender-çîm mergûle mergûle edüp hammâmda zevk u safâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
"Benim ecdâdlarımın dâr-ı şifâlarında bu kadar vazîfe-i mu‘ayyene yer cerrâh-ı kâmiller ve fassâd-ı âmiller var. Elbette benim bu akrabâma bir dâ-i devâ etsinler, yohsa cümlesini kat‘-ı erzâk ederim", dedikde İstifani deyrinin cerrâhbaşısı ilâc edecek olduğun hakîr istimâ‘ edüp cerrâhbaşıya varup hüsn-i ülfet etdikde ol ân mecrûh kefereyi getirüp bir çârpâlı serîr-i harîr üzre darîr-misâl a‘mâ gibi yatırdılar, ammâ başı Adana kabağı gibi gözleri Mardin encâsı gibi burnu Mora patlıcanı gibi cümle şişmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… çok mecnûn yokdur. Lâkin meshûr kefereler bu tîmârhânelerde çokdur. Anlara dâ-i
devâ
eder dahi yokdur.
Ve her tîmârhânenin ma‘âcinhânesinde hekîmbaşı oturup yevmiyye birer kantâr sükkerî ma‘âcinleri ehl-i derde ve fukarâlara bezl ederler. Niçe yüz bin hokka ve kavanos ma‘âcin ve me’kûlât [ü] meşrûbâtı hulviyyâtları vardır. Ve her tîmârhânede müte‘addid yazlı ve kışlı hücrelerinde gûnâ-gûn havz u şâzrevânları var. Kış odalarında hammâm gibi sobalar yaz odalarında şâzrevânları olup pençereleri bâğçelere nâzır olup her hastanın tabî‘atine göre sâzendeler gelüp gûnâ-gûn sâz çalup fasl ederler, ammâ aceb hikmet-i Hudâ'dır kim bu Alman diyârında Rûm'da ve Arabistân'daki gibi çok mecnûn yokdur. Lâkin meshûr kefereler bu tîmârhânelerde çokdur. Anlara dâ-i devâ eder dahi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
… l kehhâl imiş, hakîre gûnâ-gûn şâflar ve gûnâ-gûn müncîler ile gözlerime 204a
devâ
edüp hamd-i Hudâ gözlerim Arab meş‘ali gibi münevver oldu, ammâ Hudâ âlimdir gö …
Hikmet-i Bârî bir hafta içinde tâ‘ûndan altı nefer ad[ed] abd-i memlûklarımın güzîdeleri merhûm olup hakîr kâmil iki ay göz ağrısı çeküp Allâh âkıbetin hayr eyleye Dahkî Efendi hazretleri meğer üstâd-ı kâmil kehhâl imiş, hakîre gûnâ-gûn şâflar ve gûnâ-gûn müncîler ile gözlerime 204a devâ edüp hamd-i Hudâ gözlerim Arab meş‘ali gibi münevver oldu, ammâ Hudâ âlimdir gözlerimden ol kadar cerâhat ve ol kadar ahlât ve ol kadar sarı sular akdı kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 203b–204a ·
metinde göster ·
… cemî‘i vilâyetlerden hukemâ ve etıbbâlar bu kûha gelüp cem‘ etdikleri nebâtât-ı
devâ
içün yüz bin altun gümrük hâsıl olurmuş. Hâlâ yine niçe yüz yük edviyeler hâsıl …
Ve bu şehir İşpanya 255a kralı elinde iken cemî‘i vilâyetlerden hukemâ ve etıbbâlar bu kûha gelüp cem‘ etdikleri nebâtât-ı devâ içün yüz bin altun gümrük hâsıl olurmuş. Hâlâ yine niçe yüz yük edviyeler hâsıl olup cemî‘i Frengistân'a gider, aslâ bir akçe gümrük vermezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254b–255a ·
metinde göster ·
… karırlar. Sabâh ve ahşam birer kâse nûş ederler. Cemî‘i ehl-i Mısır bundan dâ-i
devâ
bulup ismine ırk-ı sûs derler. Vücûd-ı insânda olan cümle ahlâtı ve sevdâyı ve …
Bu edviyeyi değirmenlerde döğüp bir gece suda yatırup şerbetin çıkarırlar. Sabâh ve ahşam birer kâse nûş ederler. Cemî‘i ehl-i Mısır bundan dâ-i devâ bulup ismine ırk-ı sûs derler. Vücûd-ı insânda olan cümle ahlâtı ve sevdâyı ve safrâyı ve balgamı ve mâlihulyâyı ve sadrda olan zıykü'n-nefes marazını ve öksürüğü def‘ eder. Ve şiddet-i hârda nûş edenin harâretin def‘ eder. Husûsâ haps-i bevle mübtelâ olan kimseler nûş etse mesâne yolun açup tathîr edüp safâ-yı hâtır ile tebevvül olunur gâyet müdrir şeydir. Hattâ mesânede olan taşı dahi eridüp mahv eder. Hakîm Dâvûd Tezkere-i Müfredât'ında yetmiş nev‘a hâssasını yazmış, mücerreb şeydir. Ammâ bu Balat şehrinde lezîzdir ve kalındır, zîrâ kumsal yerlerde kök kök olup zîr-i zemîne müstevlî olur. Balat halkı ekseriyyâ bu biyanköküyle kifâflanlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y72b ·
metinde göster ·
… dan içenlere tâc-ı nübüvvet ver ve garîk garîk rahmet eyleyüp cemî‘i derdlerine
devâ
ver, deyü du‘â eder. Hakkâ ki âb-ı Zemzem nisâ tâ’ifesine gâyet nâfi‘dir. Ve gâ …
Tercüme-i lisân-ı İbrî: İlâhî bundan nûş eden tâ’ife-i nisvânı mahbûbe eyle ve hüsn-i hulk ver. Ve rahmetinle yarlığa kim âcizelerdir. Ve evlâdlarımdan içenlere tâc-ı nübüvvet ver ve garîk garîk rahmet eyleyüp cemî‘i derdlerine devâ ver, deyü du‘â eder. Hakkâ ki âb-ı Zemzem nisâ tâ’ifesine gâyet nâfi‘dir. Ve gâyet mahbûbe olurlar. Ve cümle zenânesi hüsn-i hulk ile meşhûre-i âlemdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y347a ·
metinde göster ·
… ak hukemâ mahremdir, anlar bî-pâk [ü] bî-pervâ girüp emrâz-ı muhtelifesine göre
devâ
ederler. Ammâ bu hikmetdeyim, Y 120b ba‘zı havâtîn-ı marîze ve mecnûne bu bîm …
Ve ve bu dârü'ş-şifânın bir tarafında nisvân bîmârhânesi vardır. Bu dahi azîm tekellüflü binâdır. Cümle huddâmları yine avretlerdir. Ancak hukemâ mahremdir, anlar bî-pâk [ü] bî-pervâ girüp emrâz-ı muhtelifesine göre devâ ederler. Ammâ bu hikmetdeyim, Y 120b ba‘zı havâtîn-ı marîze ve mecnûne bu bîmârhânede evlâd hâsıl ederler, aceb hikmetdir. Hattâ İbrâhîm Paşa asrında bir gulâm tevellüd edüp ismini Şifâyî kodular. Hulâsa-i kelâm böyle bir binâ-yı azîm dârü'ş-şifâ geşt [ü] güzâr etdiğimiz diyârlarda manzûrumuz olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y120a–Y120b ·
metinde göster ·
… rengistân hukemâlarına götürüp cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye her uzvun başka başka
devâ
ederler kim tarfetü'l-ayn içre te’sîr eder" dedi.
"Bunda Y 123a Freng balyozları vardır, anlar bizden iştirâ edüp Frengistân hukemâlarına götürüp cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye her uzvun başka başka devâ ederler kim tarfetü'l-ayn içre te’sîr eder" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122b–Y123a ·
metinde göster ·
… nlara ve hastalara hânende ve sâzendeli P 203b bir dâr-ı şifâ, Q 205b kân-ı
devâ
, hâne-i bî-hemtâdır kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her husûsda ta‘rîf [ü] t …
Ve bu mahalde tiryâk-ı fârûk'un evsâfı ve münâsibiyle gayrı ibret-nümâlar tahrîr olunup Kalavân bîmârhânesi dahi temdîh ü tavsîf olunup Mısır içre Kalavân bîmârhânesinden latîf binâ-yı azîm ve evkâf-ı metîn yokdur. Hattâ mecnûnlara ve hastalara hânende ve sâzendeli P 203b bir dâr-ı şifâ, Q 205b kân-ı devâ, hâne-i bî-hemtâdır kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her husûsda ta‘rîf [ü] tavsîfden müberrâ bir hayrâtdır. {İbtidâ tiryâk-ı fârûk'u peydâ eden Ranûş ibn Manâfiyûş'dur [Vanûş ibn Manâkyûş] kim Kıbtî melikleridir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y126b ·
metinde göster ·
… en gözün çıkarup cüzâm zahmetine mübtelâ olan kimesne boynuna assa, bi-emrillâh
devâ
bulur. Baş bölükbaşı oğlanı Mısır Bâbullûğ'una vara gele, cüzâm zahmetine mübte …
Hâssa-i diğer: Timsâh diri iken gözün çıkarup cüzâm zahmetine mübtelâ olan kimesne boynuna assa, bi-emrillâh devâ bulur. Baş bölükbaşı oğlanı Mısır Bâbullûğ'una vara gele, cüzâm zahmetine mübtelâ olup yüzü ve gözü şişüp burnunun orta direği düşüp şâm cinine döneyazdı. Birkaç vukiyye timsâh eti yiyüp ve gözlerin çıkarup yanında taşıyup oğlanın vücûdu mukaşşer beyza döndü. Bu hakîrin manzûru olmuşdur. Hakîr gulâmdan su’âl etdim, "Vallâh timsâh eti misk gibi kokar", deyü cevâb etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y164a ·
metinde göster ·
… nüfûs kabza-i ecelde makbûzdur. Hîç-kes ve nâ-kes ve bî-kes ve var-kes ol derde
devâ
bulup rehâ bulmamışdır. Rûy-ı arz cihângîrleri ve gedâları bu emirde yeksânlard …
Mezkûr Mollâ Zahîreddîn cemî‘i ulûm-ı şettâya mâlik olup yüz kıt‘a mücelled te’lîfâtları vardır. Çi fâ’ide, ancak bir nâmı kalur. Yohsa cümle nüfûs kabza-i ecelde makbûzdur. Hîç-kes ve nâ-kes ve bî-kes ve var-kes ol derde devâ bulup rehâ bulmamışdır. Rûy-ı arz cihângîrleri ve gedâları bu emirde yeksânlardır. Hâs u âm ol Kantara-i celîlü'ş-şândan ubûr etmek mukarrerdir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y274b ·
metinde göster ·