… rânî budur. Ammâ sâ’ir akmişe metâ‘ları zirâ‘-ı melikî ile füruht olunur. Sâ’ir
devâbât
ve üsârâ-yı zî-rûh kısmına dahi kânûn-ı Safî üzre bir bahâ takdîr etmişlerdir. …
Hüsniyyât-ı sevüm oldur kim Kânûn-ı Şeyh Safî oldur kim cümle çârsû-yı şâhîlerinde bey‘ [u] şirâları bisitî ve Abbâsî ve altun ile bâzâr olunur. Sâ’ir pâdişâh-ı ekâlîmin sikkeleri geçmeyüp kendi sikkeleri râyicîdir. Yedi yerde sikkeleri kesilir. Evvelâ taht-ı kadîmleri "Duribe Erdebîl" ve "Duribe Hemedân" 302b ve "Duribe Bağdâd" ve "Duribe Isfahân" ve "Duribe Tiflis" ve "Duribe Nihâvend" ve "Duribe Tebrîz" deyü sikkelerinde "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah, Aliyyün veliyyullah" yazılır. Bir tarafında her şâhın ismi yazılır kim "Fe ağlân-ı Kelb Alî Şâh Abbas" deyü tahrîr olunur. Ammâ kazbîkîlerinde "Duribe Tiflis" ve "Duribe Tebrîz" yazup bir tarafı münakkaş senesi meskûkdur. Kazbikî mangıra derler. Cümle râyic olan bu sikkelerdir. Ve cemî‘î endâzeleri ucunda ve cemî‘î kilelerinde ve sâ’ir duhte olunan akmişe-i fâhirelerinde "Lâ ilâhe illallah" tahrîr olunmuşdur. Kezâlik derâhimleri terâzülerinde böyle ism-i Celâl terkîm olunmuşdur. Vay ol kesin hâline kim "Lâ ilâhe illallah" üzre bey‘ [u] şirâsında hilâf ide. Gözüne mil ve başına kızmış taş koyup ol âdemi alîl ederler. Ve cemî‘î esvâk-ı şâhîlerinin cümle dükkânçelerinde ve meydân-ı bâzârlarında sarı pirinçden sarı zencirli ve demir zencirli terâzüler maslûbdur. Aslâ âdem eli yapışmaz, dâ’imâ maslûb durur. Kaçan bir kimesne me’kûlât [ü] meşrûbât, nebâtât [ü] giyâhât makûlesinden bir şey murâd edince âlü'l-âl güzîde metâ‘ı keff-i mîzâna koyup mevzûn-ı kâmil oldukda metâ‘ sâhibine hakkın verir. Zîrâ akçesi pâkdir, metâ‘ın güzîdesin alır. Ve cümle güşt ü nân ve sebzevât ve cevv ve gendüm ve dakîk ve tavuk ve güvercin [ve] cevzî ve fındık ve bâzârda suhte olan cümle aşbâz ta‘âmları (---)(---)(---) ve'l-hâsıl cümle me’kûlât [ü] meşrûbât cümle narhı Şeyh Safî üzre terâzü ile bey‘ olunur. Buğday [ve] pirince ve sâ’ir hubûbâta aslâ kile yokdur. Cümle vezne ile bey‘ [u] şirâ olunur. Vây ol merdin hâline kim dirhemlerinde yazılan "Lâ ilâhe" üzre hılâf ide. Ödünü koltuğu altından çıkarırlar, kânûn-ı İrânî budur. Ammâ sâ’ir akmişe metâ‘ları zirâ‘-ı melikî ile füruht olunur. Sâ’ir devâbât ve üsârâ-yı zî-rûh kısmına dahi kânûn-ı Safî üzre bir bahâ takdîr etmişlerdir. Ana göre amel edüp ehl-i Kıble ve muhemmenleri vardır. Her bâr kânûn-ı şâhîleri budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a–302b ·
metinde göster ·
makûlesinden keçi ve koyun ayakdan ubûr eder. Bu nehri biz dahi güzer edüp câni …
Nehr-i Karaçubuğ: Tulû‘u Çûres kûhlarından cem‘ olup niçe kendleri reyy edüp nehr-i Araz'a rîzân olur. Mâh-ı temmûzda endek kalup dükeli devâbât makûlesinden keçi ve koyun ayakdan ubûr eder. Bu nehri biz dahi güzer edüp cânib-i şimâle ma‘mûr kendler içre 7 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307b ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kal‘a-i Erdoğan, ya‘nî sedd-i Türkistân: Evc-i âsumâna ser çekmiş yalçın kesme kayalı sun‘-ı Hudâ üzre sekiz yüz kademe kayadan kesme nerdübân ile urûc olunur. Benî Âdemden gayrı devâbât makûlesi urûc edemez. Mardin-misâl bir kal‘a-i kâr-ı Zü'l-celâl, hisâr-ı üstüvârdır. Yekpâre kaya üzredir. Kıbleye nâzır bir demir kapusu var. Kal‘anın zirve-i a‘lâsı eğrice kayadır, gören anı münhedim olur zann eder. Rûm keferesi elinden fâtih-i Niksâr Melik Gâzî feth edüp ba‘dehû Yıldırım Hân mâlik olmuşdur. Tevârîhde sedd-i Türkmân nâmıyla tahrîr olunan kal‘a-i serâmed budur. Hâlâ derûn-ı kal‘ada yüz elli mikdârı hâne ve bir câmi‘ ve su sarnıçları ve buğday anbârları ve Köprü halkının mahzenleri olup cümle zî-kıymet esbâb [u] âvânîleri bu kal‘ada ve Deşan dağı dibinde Koca kal‘asında mahfûzdur. Dizdârı ve kırk sekiz neferâtları bu hizmete me’mûrlardır. Kapusunun bir asma cisri vardır. Her gice ol cisri makaralar ile ref‘ edüp kal‘a celâlî ve harâmîden emîn olur. Ammâ çârsû-yı bâzârı ve hân u hammâmı yokdur. Lâkin aşağıda Kızılırmak kenarında bâğları çokdur. Bu kal‘a dahi Köprülü kazâsı nâhiyesidir. Andan cânib-i garba 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348b ·
metinde göster ·
sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
… râre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle
devâbât
ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
… n mansıbına ol şitâda gidüp ol râh üzre pâymâl olan re‘âyânın ve gark-ı âb olan
devâbât
[u] benî Âdemin günâhları ulü'l-emr üzredir.
Netice-i mâ-vaka‘a âlâm-ı şedâ’idi beyân eder: Evvelâ der-i devlet-masîrde ser-i kârda olan vü[ze]râ ve vükelâ bî-garaz kimse gerekdir kim hazz-ı nefsîçün bir vezîri ve sâ’ir mîr-i livâyı ve sâ’ir mîr-i mîrânları şiddet-i şitâda bî-mûcib senesi temâm olmadan ol şiddet-i şitâda azl edüp bu kadar askeriyle ol vezîr der-i devlete gelem derken, gelme dinilüp ve bir mansıb ihsân olunmayup başına kasd ideler. Ol dahi cânı havfine düşüp bu kadar bin haşerâtı başına cem‘ edüp beş on ay re‘âyâ vü berâyâ üzre konup göçerek, yiyüp içerek cây-ı menâs arar. Bir vezîr dahi anın mansıbına ol şitâda gidüp ol râh üzre pâymâl olan re‘âyânın ve gark-ı âb olan devâbât [u] benî Âdemin günâhları ulü'l-emr üzredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b ·
metinde göster ·
… iygi aşîretleri ki cümle iki yüz bin âdem-i Ekrâd ve on kerre yüz bin gûsfend-i
devâbât
olup bu cisr üzre Çapakçur beğinin âdemleri kuş uçurmayup öşür alırlar ve yayla …
Bu şehre Palu kal‘asından sekiz sâ‘atde gelirken nehr-i Murâd üzre Çapakçur cisr-i azîminden ubûr ederken Bingöl yaylasına çıkan aşîret-i Hâltî ve aşîret-i Çekvânî ve aşîret-i Yezîdî ve aşîret-i Zâzâ ve Zebârî ve Lolo ve aşîret-i İzoli ve Şakâkî ve Giygi aşîretleri ki cümle iki yüz bin âdem-i Ekrâd ve on kerre yüz bin gûsfend-i devâbât olup bu cisr üzre Çapakçur beğinin âdemleri kuş uçurmayup öşür alırlar ve yayladan avdetleri mahalde hedâyâların alup azîm vezni üzre der-âmed peydâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 85b ·
metinde göster ·
… meğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu beyzaları tahmîl etmeğe ester ü üştür-i
devâbât
lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşveret ederler. Bu kavmin bu ahvâl-i perî …
Sebeb-i harâbî-i şehr-i Ahlad: Zamânı kadîmde bu şehir Mâhân pâdişâhının hükmünde idi. Ol pâdişâh-ı bî-tedbîr Semenkân pâdişâhı üzre sefer etmeğe murâd edindikde bu şehr-i Ahlad ahâlîsinden sefer-imdâd içün yüz bin yumurta ister. Bu fermân ahâlî-i Ahlad'a gelince "Bid‘atdir ammâ ne çâre verelim", deyü bu kavm-i tâ’ife-i Büleh-i Oğuzân yüz bin yumurtayı cem‘ edüp diyâr-ı Mâhân'a götürmeğe âdem lâzım ve harcırâh lâzım ve bu beyzaları tahmîl etmeğe ester ü üştür-i devâbât lâzım. Bunlar âlem-i hayretde kalup meşveret ederler. Bu kavmin bu ahvâl-i perîşânları Mâhân şâhının mesmû‘u olup "Sizden tavuk yumurtası istemezdim, yüz bin gümüş yumurta isterdim. Çünki bir alây büleh kavimsizin. Sizi bu tekâlîfden mu‘âf etdim. Herkes beyzaların alsın, devâm-ı devletim ed‘ıyesine müdâvim olsunlar" deyü afvnâme gelince bunlar mâbeyninde cem‘ etdikleri beyzalara nişân komamışlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… olur. Eğer âdem eğer gayrı hayvânât bu sudan nûş etseler ol ân âdem merhûm olup
devâbât
makûlesi mürd olurlar. Semm-i helâhilden nişân verir bir sudur, dediler. Bu hak …
Ve mine'l-acâ’ib, ibret-nümâ-yı garîb: Kal‘a-i Erzurûm ve kal‘a-i Ahlat ile bu Sübhân dağı mâbeynehümâlarında bir temâşâgâh-ı mahûf vardır. Allahümme afvenâ, ana Ayn-ı Çemenzâr derler, yalçın kayalardan tulû‘ edüp seng-i hârâlardan aşağı ol uyûn pertâb etdikde sâ‘ikasından âdemin kulağı asamm olup sadâsı iki fersah mesâfe-i ba‘îdeden istimâ‘ olunur. Bu ayn bir haylice cereyân edüp gâ’ib olur. Eğer âdem eğer gayrı hayvânât bu sudan nûş etseler ol ân âdem merhûm olup devâbât makûlesi mürd olurlar. Semm-i helâhilden nişân verir bir sudur, dediler. Bu hakîr yakîn geçdik ammâ görmedik. Hatta Kenzikli Hacı Cârullah nâm bir sâhibü'l-hayrât kendi hikâyet etdi kim "Bu ayn-ı hummenin yemîn ü yesârında gurûbuna varınca ol kadar dağî hayvân üstühânları var kim hadd ü hasrın Hudâ bilür. Âhir-ı kâr Hacdan geldiğim sene mâlımdan üç bin guruş hasbeten-lillah harc edüp bu ayn-ı hummenin tulû‘undan gurûbuna varınca iki tarafında kârgîr kireç cibis ile metîn dîvârlar etdim ki hayvânâtlar nûş edüp helâk olmayalar" deyü sâhibü'l-hayrât el-Hacı Cârullah hikâyet etdi. Ve bu aynın yemîn ü yesârında asla nebâtât u giyâhât ve imârâtdan bir nişân yokdur, dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243b ·
metinde göster ·
… alliyle olduğundan cümle ahâlîsinin merd [ü] zenânı ve pîr [ü] cüvânı ve cemî‘i
devâbât
u hayvânı şahm u lahm sâhibi olup ten-dürüst ünâsı ve devâbbı vardır.
Ve hevâ-yı hûb-ı câvidân: Büldânlar içre bu şehr-i Hemedân'ın hevâsı bürûdet üzredir ammâ yây u pâyistânı mahalliyle olduğundan cümle ahâlîsinin merd [ü] zenânı ve pîr [ü] cüvânı ve cemî‘i devâbât u hayvânı şahm u lahm sâhibi olup ten-dürüst ünâsı ve devâbbı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b ·
metinde göster ·
… end'den beş kerre yüz bin koyun sürmüşdü. Hâlâ yine bu yaylada on kerre yüz bin
devâbât
makûlesi vardır. Bu yaylanın şark cânibinde yaylayan Avşarî ve Kehrânî ve Dümbü …
Evsâf-ı yaylağ-ı kûh-ı Demâvend: Bir cebel-i kûh-ı serbülenddir kim zamân-ı kadîmde yedi aded sûr-ı metîneler ile âbâdân hâlâ biri ma‘mûrdur kim kal‘a-i Demâvend nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup sene 995 târîhinde Murâd Hân-ı Sâlis vezîri Cığalzâde Sinân Paşa kal‘a-i Demâvend'i yedi günde feth edüp hâk ile yeksân etmişdi. Ve kûh-ı Demâvend'den beş kerre yüz bin koyun sürmüşdü. Hâlâ yine bu yaylada on kerre yüz bin devâbât makûlesi vardır. Bu yaylanın şark cânibinde yaylayan Avşarî ve Kehrânî ve Dümbülî ve Dümdümî Türkmanânı yayla hakların Acem Şâhı tarafından Rey şehri hânı alur. Ammâ yine bu kûh-ı Demâvend'in cânib-i kıblesinde ve taraf-ı garbîsinde yaylayan Urbân u Türkman u Ekrâd-ı Zıbarı'nın {yaylamakların} İmâdiyye hâkimi ve Akra beği alırlar. Tâ bu mertebe böyle bir kûh-ı azîm-i mahsûldârdır ve ma‘âdin-i hadîd gâyet çokdur. Ol ecilden sularının nef‘i yokdur. Bu kûh-ı Demâvend'in şimâlinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 326b ·
metinde göster ·
… . Ammâ bâğ u bâğçe vü nahlistânı çokdur. Ekseriyyâ bu şehirde atlarına ve sâ’ir
devâbât
makûlesi hayvânâtlarına arpa yerine hurma ve pirinç verirler. Zirâ cemî‘i bâğla …
Evvelâ Hüseyin Paşa Câmi‘i ve (---)(---)(---) Alî Paşa Câmi‘i (---)(---)(---) ve (---) aded hammâmı var (---)(---) ve müte‘addid hânları ve üç yüz aded dükkânları ve kahvehâneleri vardır. Ammâ medrese ve dârü'z-ziyâfe imâretleri yokdur. Ammâ bâğ u bâğçe vü nahlistânı çokdur. Ekseriyyâ bu şehirde atlarına ve sâ’ir devâbât makûlesi hayvânâtlarına arpa yerine hurma ve pirinç verirler. Zirâ cemî‘i bâğlarında ve kendlerinde hurma-yı gûnâ-gûnu dağlar gibi yığılmışdır kim Hindistân'a niçe yüz, 359b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 359a–359b ·
metinde göster ·
Garâbet bunda kim hâlâ cemî‘i âsiyâbların deverânı su ile yâhûd
devâbât
iledir ve altındaki taşı sâbitedir ve üstünde taşı deverândadır ammâ bu âsiyâbı …
Garâbet bunda kim hâlâ cemî‘i âsiyâbların deverânı su ile yâhûd devâbât iledir ve altındaki taşı sâbitedir ve üstünde taşı deverândadır ammâ bu âsiyâbın ne suyu var ve ne tahhâncısı var. Hemân yemîn-i Yûnus Nebî nâmıyla altındaki taş sağına ve üstündeki taş soluna deverân edüp rakîk dakîk hâsıl ederdi ve bu tahhândan "Yâ Ganiyy-i Muğnî!" sadâsı istimâ‘ olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 375a ·
metinde göster ·
… hayl-i Fârisî, fesâhat u belâğat sâhibî Urbân-ı uryânlardır. Ammâ bunlarda olan
devâbât
makûlesi câmûs u cemel ve bakar u ganem ve teys ü küheylân atlar bir Urbân'da y …
Menzil-i Toprakkal‘a: (---) hâkinde nehr-i Şatt kenârında bir toprak yığılı bayır üzre bir harâb kal‘a olduğundan Toprak hisâr derler. Bânîsi Me’mûn Halîfe'dir. Şehrezûl hâkinden beri tarafa geçenlere ârâmgâh olmağiçün binâ olunup ol asırda âbâdân imiş, Timur Hân harâb etmişdir. Hâlâ âbâdânî Benî Sehvân Urbânı kara haymeleriyle sâkin olurlar. Bu kavm-i kabîle dahi kabâ’il-i Mavâl'dan add olunur. Yedi bin aded güzîde fârisü'l-hayl-i Fârisî, fesâhat u belâğat sâhibî Urbân-ı uryânlardır. Ammâ bunlarda olan devâbât makûlesi câmûs u cemel ve bakar u ganem ve teys ü küheylân atlar bir Urbân'da yokdur ve mahbûb u mahbûbeleri gâyet çokdur. Ve zirâ‘atları cümle darıdır ve bükler içre çemenzâr ve alefzâr yeri gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
Andan bir rîh-ı sarsar-ı akîm esüp gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle
devâbât
ve arabalar çamura gark olup cemî‘i ümmet-i Muhammed cânlarından bîzâr oldular.
Andan bir rîh-ı sarsar-ı akîm esüp gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle devâbât ve arabalar çamura gark olup cemî‘i ümmet-i Muhammed cânlarından bîzâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
Yine ol gece Or kal‘amızın kapusun Selîm Geray Sultân ve Hacı Geray Sultân ve Kırım Geray Sultânlar Or kapusun açdırup on bin aded güzîde Badrak ve Şıdak Tatarlarıyla Hân leşkerine erişüp Hân hazretleri yanında cümle iki kerre yüz bin asker olup hemân Hân hazretleri "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp vilâyet-i Maskov'a deryâ-misâl asker ile müteveccih olup azamet-i Hudâ iki kerre yüz bin cüyûş-ı muvahhidînin sekiz kerre ve tokuz on kerre yüz bin alaşa atları olur, deryâ-yı benî âdem ve devâbât Bahr-i Ummân talattumu gibi temevvüc edüp atlandıklarında âdem deryâsı çalkanup fecc-i amîk-vâr bahr-i âdem akup zemînin gubârı evc-i âsumâne peyveste olup bir dırahtın kökleri üzre esb-i sabâ-sür‘at ayakları uğrasa ol ağacın kökleri sofî misvâkı gibi tiftik tiftik olur, allâhümme afûnâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112a ·
metinde göster ·
makûlesi ya‘nî at ve katır ve cemâl ve sığır ve câmûs ve koyun ve keçi çârsû-yı …
Ve bu Mısır'da olan devâbât makûlesi ya‘nî at ve katır ve cemâl ve sığır ve câmûs ve koyun ve keçi çârsû-yı bâzârda sürü sürü gezerler. Ve eşek çokluğu şehr-i Mısır'ı dutmuşdur. Sokaklarda zahrek ve cenbek ve vechek ve yemînek ve yesârek deyü hammârların feryâdından geçilmez. Ve ba‘zı hammârlar, "Tarîk yâ seydî, tarîk" diyerek kasden Rûm âdemlerinin eblehlerin eşeğe çiğnedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y64a ·
metinde göster ·
… in çıkarup sebz-elvân yeşil zümürrüd-vâr kabâların geyüp tâze cüvân olup cemî‘i
devâbât
ve benî âdem tâze cân bulur. Bu mahalde Rûm'da kış kıyâmet iken Mısır'da tâze b …
Fasl-ı sânî: Bâbe ve Henûr [Hetor] ve Keyhek ayları. Lisân-ı Arab'da Safer, Rebî‘ü'l-evvel, Rebî‘ü'l-âhir aylarıdır. Cümle arâzî-i Mısır'dan Nîl çekilüp çamur-ı siyâh müşk [ü] anber-i hâm-misâl bir yıllık yoldan gelmiş cüllâb-misâl süzülmüş yed-i kudret ile tahmîr olunmuş akrabâmız olan tîn-i Âdem üzre re‘âyâ vü berâyâ zirâ‘at etmeğe mübâşeret edüp bu mahalde arz-ı Mısır siyâh hil‘at-ı Abbâsî geyerler. Ve cümle dihkânîlerin ekdikleri bersîm ta‘bîr etdükleri tohum-ı bersîm bir gecede bi-emrillâh bir karış âşikâre olup hayvânât bağlarlar. Yonca gibi bir giyâhâtdır, hayvânâta gâyet nâfi‘ olup semîn ü cesîm eder. Hâk-i Mısır eğninden hırka-i peşmîne-i Abbâsî'sin çıkarup sebz-elvân yeşil zümürrüd-vâr kabâların geyüp tâze cüvân olup cemî‘i devâbât ve benî âdem tâze cân bulur. Bu mahalde Rûm'da kış kıyâmet iken Mısır'da tâze bahâr olup atlar çayıra çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y159b ·
metinde göster ·
… rin keşîde kılup hicâzî heccânlar ile Kara Meydân fezâsı mâl-â-mâl benî âdem ve
devâbât
olup develeri gezdirirler. Ve her devede elli altmış hurde münakkaş bayraklar i …
Andan vakt-ı seherde cümle erbâb-ı dîvân ve ümerâ-yı Çerâkese ve mîrimîrân ve cümle emîrân gelüp paşanın çetr-i mülemmâ‘ı içre sandaliyyelerde karâr ederler. Ve cümle hacca me’mûr olunan çorbacılar ve serdârlar ve çavuşlar ve bayrakdârlar ve teberdârlar ve kılıcdârlar ve a‘yân u eşrâflar ve sahâbe sakkâbaşıları müsellah u müzeyyen ponçaklı ejder-i heft-ser-misâl tâvûsî develer serlerin keşîde kılup hicâzî heccânlar ile Kara Meydân fezâsı mâl-â-mâl benî âdem ve devâbât olup develeri gezdirirler. Ve her devede elli altmış hurde münakkaş bayraklar ile ve gûnâ-gûn sancağ u bayrağlar ile ve münakkaş mahâfe ve sandûka ve havuchâneler ile tezyîn olup deverân etdirirler. Ve taraf taraf tabl u nakâre ve nefîr ü kudüm ve kösler döğülüp (---)(---)(---) Kara Meydân kara donun çıkarup sürûr [u] şâdumân donun geyüp müzeyyen olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y199b ·
metinde göster ·
… fellâhdır, ya‘nî rencberdir. Ferhâd gibi çalışup Mısır'ı ganîmet edüp bu cümle
devâbât
[u] mahlûkât beslendiğiyçün Ümmü Dünyâ derler. Ve cemî‘i dünyâyı ana gibi ⟦Y 22 …
Ve Mısır'ın her kankı şehrine varup im‘ân-ı nazar ile nazar eylesen, âdem deryâsından omuz omuzu sökmeyüp tarîk-ı âmlar içre bir "zahrek" ve "cenbek" ve "hüşşek" ve "yemînek" ve "yesârek" ve "tarîk tarîk" sadâsından geçilmez. Ve çârsû-yı bâzâr içre at ve katır ve deve ve hımâr ve sakâyîn izdihâmından râhat üzre ubûr olunmaz. Zîrâ halkı gâyet fellâhdır, ya‘nî rencberdir. Ferhâd gibi çalışup Mısır'ı ganîmet edüp bu cümle devâbât [u] mahlûkât beslendiğiyçün Ümmü Dünyâ derler. Ve cemî‘i dünyâyı ana gibi Y 228b besleyüp cümle metâ‘ı ekâlîm-i seb‘aya mebzûldür. Allâhümme âfinâ, cümle dünyâ kaht olsa, Mısır mâder gibi dünyâyı besler. Ammâ Hudâ hıfz ede, eğer Mısır kaht olsa, cemî‘i dünyâ Mısır'ı besleyemez. Zîrâ cemî‘i dünyâda ne kadar hayvânât var ise hemân Mısır diyârında andan ziyâde gûnâ-gûn bî-had ü bî-hisâb devâbât u mahlûkât vardır. Ve benî âdem dahi kezâlik eyle bî-had ü bî-pâyândır. Ammâ askerî tâ’ifesi zulmünden re‘âyâsı kavm-i Fir‘avnî olup Yâ Kahhâr ismine mazhar olduklarından fakîr ü hor hakîr ve zelîl olmuşlardır. Cümle tahsîlâtların askerü's-sultân alup fellâh zelîl kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y228a–Y228b ·
metinde göster ·
… hayvânât var ise hemân Mısır diyârında andan ziyâde gûnâ-gûn bî-had ü bî-hisâb
devâbât
u mahlûkât vardır. Ve benî âdem dahi kezâlik eyle bî-had ü bî-pâyândır. Ammâ as …
Ve Mısır'ın her kankı şehrine varup im‘ân-ı nazar ile nazar eylesen, âdem deryâsından omuz omuzu sökmeyüp tarîk-ı âmlar içre bir "zahrek" ve "cenbek" ve "hüşşek" ve "yemînek" ve "yesârek" ve "tarîk tarîk" sadâsından geçilmez. Ve çârsû-yı bâzâr içre at ve katır ve deve ve hımâr ve sakâyîn izdihâmından râhat üzre ubûr olunmaz. Zîrâ halkı gâyet fellâhdır, ya‘nî rencberdir. Ferhâd gibi çalışup Mısır'ı ganîmet edüp bu cümle devâbât [u] mahlûkât beslendiğiyçün Ümmü Dünyâ derler. Ve cemî‘i dünyâyı ana gibi Y 228b besleyüp cümle metâ‘ı ekâlîm-i seb‘aya mebzûldür. Allâhümme âfinâ, cümle dünyâ kaht olsa, Mısır mâder gibi dünyâyı besler. Ammâ Hudâ hıfz ede, eğer Mısır kaht olsa, cemî‘i dünyâ Mısır'ı besleyemez. Zîrâ cemî‘i dünyâda ne kadar hayvânât var ise hemân Mısır diyârında andan ziyâde gûnâ-gûn bî-had ü bî-hisâb devâbât u mahlûkât vardır. Ve benî âdem dahi kezâlik eyle bî-had ü bî-pâyândır. Ammâ askerî tâ’ifesi zulmünden re‘âyâsı kavm-i Fir‘avnî olup Yâ Kahhâr ismine mazhar olduklarından fakîr ü hor hakîr ve zelîl olmuşlardır. Cümle tahsîlâtların askerü's-sultân alup fellâh zelîl kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y228a–Y228b ·
metinde göster ·
… cın Mîne bâzârı şâdumânı mevlûd-ı Bedevî'den savâb cihetinde ve âdem deryâsı ve
devâbât
cem‘iyyet cihetinde Mîne bâzârı cem‘iyyeti âlîdir. Ve ol meydân-ı melâhatda baş …
Ammâ bu cem‘iyyet-i kübrâya mu‘âdil Mekke-i mükerremede cebel-i Arafât'dan avdet edüp üç gün üç gece yetmiş bin huccâcın Mîne bâzârı şâdumânı mevlûd-ı Bedevî'den savâb cihetinde ve âdem deryâsı ve devâbât cem‘iyyet cihetinde Mîne bâzârı cem‘iyyeti âlîdir. Ve ol meydân-ı melâhatda başka inşirâh-ı sadr zevk-ı derûn vardır kim cemî‘i mâsivâ hâtırdan dûr olup herkese Rabb'i ile mâbeyninde bir hicâb perdesi kalır. Zîrâ herkes rahm-ı mâderden müştak olmuş gibi Y 294b ma‘sûmdur. Zîrâ bu hadîs-i şerîf delîldir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y294a–Y294b ·
metinde göster ·
… irbiri ile kâmil altı sâ‘at-i nücûmî bu şehr üzre ceng edüp haymelerimiz önünde
devâbât
makûlesinden bir şey kalmayup cümle halk, azâbullâh nâzil olup eşrât-ı sâ‘ât al …
Hâsıl-ı kelâm bu iki sitâre birbiri ile kâmil altı sâ‘at-i nücûmî bu şehr üzre ceng edüp haymelerimiz önünde devâbât makûlesinden bir şey kalmayup cümle halk, azâbullâh nâzil olup eşrât-ı sâ‘ât alâmetleridir, deyü tazarru‘ ve nâlişler etdiler. Tâ ki vakt-i Şâfi‘î ki olup seher yıldızı ki cânib-i şarkdan lem‘a urdu, mezkûr kevâkiblerin biri şarka ve biri garba gidüp gâ’ib oldular. Ol ecilden bir gün dahi meks edüp cemî‘i hayvânâtlarımız bir iki konak yerlerden getirirdik. Ne‘ûzu billâh kıyâmetden bir alâmet temâşâ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y424a ·
metinde göster ·