… r, ammâ garâ’ib andadır kim ol azamet ıssı Allah bunlara hışm etdikde sârbânlar
develerin
taş olduğun gördüklerinde keç gerdân ve keç rû olup yüzlerin hevâya çevirüp el …
İbret-nümâ-yı sanâyi‘-i Lem-yezel: Mukaddemâ zikri sebkat eden Van deryâsı zemîninde Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği kûh-ı bâlâya Nemrûdîler develer ile taş taşırlarken bi-emri Hâlık-ı Kahhâr yetmiş kadar develeri yükleri gibi taş eyleyüp şütürbânları dahi cümle seng-i hâr olup cümle develer katar katar tertîb üzre yükleriyle dizilmişler. Kimi çökmüş durur, kimi ber-pâ durur. Sârbânları kezâlik kimi ber-pâ kimi münhedim olmuş durur. Hâlâ cümle şekl [ü] şemâ’illeriyle ve kadd [ü] kâmetleriyle âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne isâbet etmeyüp mesâfe-i ba‘îdeden bir kârbân-ı şütürbân cânib-i Revân'a revân olunur zann olur. Cümle seng-i hârâdan nişân verir çakmak taşlarıdır, ammâ garâ’ib andadır kim ol azamet ıssı Allah bunlara hışm etdikde sârbânlar develerin taş olduğun gördüklerinde keç gerdân ve keç rû olup yüzlerin hevâya çevirüp el açup dergâh-ı Hakk'a tazarru‘ [u] nâliş eder şekilli birer hey’et-i garîbe vü acîbe eşkâle varmışlar kim kimi secde etmiş, kimi ser-nigûn yatmış, kimi yan yatup bir gözüyle âsumâna nigerân eder şekilli seng-i hârâ olmuş âdemler var kim âdem em‘an nazar ile nazar etse hayrân kalup Hak Celle ve Alâ'nın gazabı ne idüği müşâhede olunur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
alup bir sığın dahi minkârına alup yine kûh-ı Elburz'da âşiyânına gidüp piçeler …
Ve yine ber-hevâ mahlûk-ı Hudâ kavm-i ukâb dahi kavm-i kadîmdir. Hâlâ kûh-ı Elburz dağında ukâb kuşları var kim Heyhât sahrâsına şikâra nüzûl edüp tırnaklarına birer yaban atları yahûd yaban develerin alup bir sığın dahi minkârına alup yine kûh-ı Elburz'da âşiyânına gidüp piçelerine {ya‘nî yavrularına} şikâr götürür. Ekseriyyâ Heyhât sahrâsında sâkin olan Kalmak kavmi bu ukâblardan korkarlar. Hakîr Moskov diyârında Dağıstân Pâdişâhı Şamhal Şâh'a gelirken birkaç ukâb görüp zehrelerimiz çâk olup ba‘zı yerde bıldırdan kalmış otları yaka yaka ubûr ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
Kaplanlı Beli: Ne‘ûzubillâh bir şiddet-i şitâ ve bir berf ü dipi ve boran çekerek cümle develerin ayaklarına keçe pâreleri bağlayarak ve cümle bâr-ı şütürleri katırlara yükledüp bir günde bu Kaplanlı Beli nâm belâyı gücile aşup ol gece kar üzre cümle askerle yatup dıraht-ı müntehâları âteşe urup orman kebâbı fasılları etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19a ·
metinde göster ·
Üç gün Topçular'da meks edüp ertesi gün Haydar Ağazâde mâlından cümle atları ve
develerin
ve yetmiş kîse mâlın sa‘âdetlü pâdişâh Bostâncıbaşı İdrîs Ağa eliyle Melek Ahme …
Üç gün Topçular'da meks edüp ertesi gün Haydar Ağazâde mâlından cümle atları ve develerin ve yetmiş kîse mâlın sa‘âdetlü pâdişâh Bostâncıbaşı İdrîs Ağa eliyle Melek Ahmed Paşa efendimize teslîm etdikde paşa dahi beş kîsesin bostâncıbaşıya ihsân edüp mâ-bâkîsin cümle karakullukçulara ve iç ağalarına ve taşra tevâbi‘lere bahşîşler ihsân olunup altmış altı şevvâl'inin on yedinci bâzâr günü Topçular'dan kalkup Kaya Sultân bile koçu arabalar ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 27b ·
metinde göster ·
… fereleri eyle oğuz ve bülühlerdir kim niçe sıbyân ve şebâbları asker-i İslâm'ın
develerin
görüp havflerinden ditreyüp mürd oldular. Ve bunların bâğ u bâğçelerine asker b …
Temâşâ-yı acîbe: Hattâ bu şehrin kefereleri eyle oğuz ve bülühlerdir kim niçe sıbyân ve şebâbları asker-i İslâm'ın develerin görüp havflerinden ditreyüp mürd oldular. Ve bunların bâğ u bâğçelerine asker bir zarar isâbet etmediler. Anıniçün askere kefereler mahabbet edüp şarâb ile ziyâfet etdiler. Ve halkı dahi gâyet ankâlardır. Ve ganîmet şehr-i mu‘azzamdır kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26b ·
metinde göster ·
… ile geride âhen-pûş çârkâb tîrkeşli iç ağaları hazîne katârları ve arabaları ve
develerin
ardala ve nâkûsların çalarak ve cümle katârların havud ve hatablarına bayraklar …
Sene 1074 mâh-ı zilka‘desinin (---) gününde Cum‘aertesi gün cümle ağırlıklar ile tuğları konakçıbaşı Beç'e götürüp konaklarımıza cümle hüddâmlarımız konup meks edüp ba‘dehu cümle hüddâmân pür-silâh olup mükellef ü mükemmel hazînedâr ağa ile geride âhen-pûş çârkâb tîrkeşli iç ağaları hazîne katârları ve arabaları ve develerin ardala ve nâkûsların çalarak ve cümle katârların havud ve hatablarına bayraklar zeyn edüp köslerin çalarak cümle çâşnigîrân ve kilarciyânlar pür-silâh küheylân atlar üzre ellerinde mızrakları üzre gûnâ-gûn harîr bayrakların zeyn edüp ve cümle ağırlık[lar]ı olan Nemse arabaların dahi bayraklar ile donadup konağa gidüp cümle ağırlıkları yerleşdirüp ale's-sabâh bâzâr gün konağa gidüp yerleşirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… p ya‘nî tırnak urup arkasın yere yere atın başına konup kanatlarıyla atların ve
develerin
gözlerin kapayup seğirtmeğe komayup iki gözlerin oyup çıkarup amânı ve kuvvetin …
Ve bu sahrâ-yı Edil'de olan karçığa ya‘nî doğan ve toykun ve sunkur ve albay va lâçîn ve bödene ve topalken ve kırgı ve küykenek nâm yırtıcı doğan gibi şâhin kuşlar bu dünyâda yokdur. Hattâ kaz kadar beşer onar kerre tülemiş toykun ve sunkur nâm doğanlar var kim yaban atın ve yaban devesi ve yaban dombayların alup yer. Eğer su’âl olunursa bir kuş bir atı ve bir deveyi ve câmûsu nice alup yer derse eyle yaranup tülemişdir kim gözleri kırmızı mercân gibi olup kendüye gıdâ olacak mertebe bir şikâr bulmayıcak hemân yaban atı ve devesine hücûm edüp ibtidâ atı sağrısından nâhunlayup ya‘nî tırnak urup arkasın yere yere atın başına konup kanatlarıyla atların ve develerin gözlerin kapayup seğirtmeğe komayup iki gözlerin oyup çıkarup amânı ve kuvvetin kesüp hâh nâ-hâh atı ve dombayı ve her ne ise yeyüp kasığından yırtup yer, ka[r]nı doyup pervâz urdukda sâ’ir kurdlar ve tilki ve çakallar ve gayri hayvânâtlar at leşlerin yemeğe başlarlar. Ammâ bu toykun ve sunkur nâm kuşlar ayu ve kurd ve tilki ve çakala ve arslana sunmazlar, zîrâ anlar yırtıcı mahlûklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·
… ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe
develerin
çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî …
"Devletli vezîr! Biz bu ordunun cânib-i erba‘asını hep devr etdik. şu yolumuz üzre bir göl kenârında Tarra köğü derler bir çemenzâr ve bir cânibi kumsal yerler vardır. Huccâc-ı müslimîni bu çamurdan çıkarup anda nakl edin. Yer yerden kutludur. İnşâallâh, ola kim hevâ dahi yahşi ola" deyince Paşa hazretleri derhâl cümle Türkmân beğlerine ve boylarına ve Acem hânlarına fermânlar yazup mübâşir ağalar ta‘yîn eyleyüp cümle huccâc-ı müslimîn içre ne kadar tâvûsî ve arvana ve beserek ve ner ü mâye tülü develer var ise yedi bin kadar deve cem‘ olup nefîr-i şedd-i rahile dem urulup cümle huccâc harekete şurû‘ edüp paşanın cemî‘i bâr [u] büngâhın ref‘ edüp niçe kerre yüz bin derd [ü] belâ ile gark [u] müstağrak-ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in tâvûsî mâye develeri çamur deryâsın sökerek cemî‘i bârları selâmete çıkarup paşa bizzât iç ağaları ile menzil mahalline gelüp yine cümle develeri gerü dönderüp yurd yerinde kalan bî-kes huccâcın bâr [u] büngâhı ve hayme [vü] hargâhın yükledüp yurd yerine gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y262a ·
metinde göster ·
… di güft [ü] gûsu oldu. Bu havfden huccâcın ba‘zısı yine ulu yola sapup niçe yüz
develerin
çatıları ayrılup helâk olunca yükleri meydânda kaldı. Cümle huccâc bu vâdî içre …
Bu mahalden huccâc güzer ederken huccâc içre Arab geldi güft [ü] gûsu oldu. Bu havfden huccâcın ba‘zısı yine ulu yola sapup niçe yüz develerin çatıları ayrılup helâk olunca yükleri meydânda kaldı. Cümle huccâc bu vâdî içre pârekende ve perîşân herbiri fırka fırka ta‘allukâtı ile cân bâzârına düşüp herkes emvâl [ü] erzâkdan ayrılmada. Cümle at ve katır ve deve ve hımâr gark olup niçe kerre yüz bin guruşluk mâllar harâr gırâr pâymâl olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
ayakları altına niçe bin kilim ve keçeleri pâyendâz ederek boş develeri derkenâ …
Beri cânibde gark olan develerin ayakları altına niçe bin kilim ve keçeleri pâyendâz ederek boş develeri derkenâr etdiler. Ammâ kilar-ı âmire ve surre-i pâdişâhî meydânda kaldı. Hemân paşa bu batağı ubûr edüp ileri geçen Acem huccâcının ve Türkmân a‘yânının huccâcının önlerin alup "Tîz bu mahalde konakdır" deyü paşanın otağını yüz bin renc [ü] anâ ile tarfetü'l-ayn içre kurup halkın yüzü güldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
sâhibleri ile gerü dönderüp sahrâ içinde pâymâl olan ibâdullâhın mâllarından bi …
Cümle huccâcın yarar develerin sâhibleri ile gerü dönderüp sahrâ içinde pâymâl olan ibâdullâhın mâllarından bir habbe-i hardal kalmayup cümle pâymâl olan garîb gurabâları dahi selâmete çıkarup Balka sahrâsı üç sâ‘atlik yer iken on sâ‘atde bu zikr olunan âlâm-ı şedâyid ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
… îf ve i‘tidâl üzre olup kumsal yollar ve ısıcak çöller olmağa başladı. Ve cümle
develerin
ve gayri hayvânâtların yüzü gözü ışıladı.
Hamd-i Hudâ bu mahallerde günden güne hevâlar latîf ve i‘tidâl üzre olup kumsal yollar ve ısıcak çöller olmağa başladı. Ve cümle develerin ve gayri hayvânâtların yüzü gözü ışıladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265a ·
metinde göster ·
… s-sübût paşa anın boynun urdu. Cümle ehl-i beled havf u haşyete düşüp dağlardan
develerin
getirüp iki bin deve mikdârı huccâca ucuz kirâları ile tâ Ulâ'ya Y 266b on ko …
Ve bu şehrin halkı gâyet âsîlerdir. Beş âdemden ahâlî-i vilâyet şikâyet edüp zencîre uruldu. Ve bir âdem bir huccâcın devesin serîka edüp bir hânda saman içinde deveyi pinhân etmiş. Bulunup ba‘de's-sübût paşa anın boynun urdu. Cümle ehl-i beled havf u haşyete düşüp dağlardan develerin getirüp iki bin deve mikdârı huccâca ucuz kirâları ile tâ Ulâ'ya Y 266b on konak yer götürmek şartıyla develerin verüp huccâca hidmet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y266a–Y266b ·
metinde göster ·
… ârı huccâca ucuz kirâları ile tâ Ulâ'ya Y 266b on konak yer götürmek şartıyla
develerin
verüp huccâca hidmet etdiler.
Ve bu şehrin halkı gâyet âsîlerdir. Beş âdemden ahâlî-i vilâyet şikâyet edüp zencîre uruldu. Ve bir âdem bir huccâcın devesin serîka edüp bir hânda saman içinde deveyi pinhân etmiş. Bulunup ba‘de's-sübût paşa anın boynun urdu. Cümle ehl-i beled havf u haşyete düşüp dağlardan develerin getirüp iki bin deve mikdârı huccâca ucuz kirâları ile tâ Ulâ'ya Y 266b on konak yer götürmek şartıyla develerin verüp huccâca hidmet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y266a–Y266b ·
metinde göster ·
Ve cümle huccâcın zebûn develerin değişdirüp Akabe'yi aşmağa dinc-â-dinc develer dutup âb-ı zülâl sular ve zahîreler yükledüp ikinci gün direk şeyhleri vesîle olup göç tablına turralar urulup ibtidâ toplar gider. Andan akabe başı P 155b çarkacı olup dündâr ile ileri gidüp yeniçeri ve azebistân ve sâ’ir asker ile mukaddem Akabe'ye varup Dîvdâr belinde çadırlar kurup cümle askeriyle pür silâh âmâde dururlar. İhtimâldir Akabe boğazın bir düşmen ala yâhûd ol teng [ü] târ yerde huccâc askeri ile ceng [ü] cidâl ola. Anların mâbeynini ıslâh içün ibtidâ Akabe askeri gider. Andan Emîrü'l-haccın bârhânesi ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y379a ·
metinde göster ·
… ri vardır, anda dururlar. Ayda bir kerre Mısır'ın cemî‘i hımârların Q 224b ve
develerin
makâs ile kırkarlar. Neferât iki yüz. Eyle kırkarlar kim gûyâ ustura ile tırâş …
Esnâf-ı hımâr-tırâş: Dükkânları yokdur, ammâ ba‘zı cây-ı ma‘hûdeleri vardır, anda dururlar. Ayda bir kerre Mısır'ın cemî‘i hımârların Q 224b ve develerin makâs ile kırkarlar. Neferât iki yüz. Eyle kırkarlar kim gûyâ ustura ile tırâş olmuşdur, tüğünden aslâ bir alâmet kalmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y178b ·
metinde göster ·
tebdîl ederler. Ve huccâc-ı müslimîn eyle ganîmet olur kim bir yem bir Mısrî pa …
Andan huccâc-ı müslimîn Akabe'de Y 208a kalmış develerin tebdîl ederler. Ve huccâc-ı müslimîn eyle ganîmet olur kim bir yem bir Mısrî paraya olur. Andan huccâc âheste âheste Mısır'a gelmek üzre iken Mısır'ın cümle erbâb-ı dîvânları paşadan kânûn üzre dîvândan âzâd olmak taleb edüp huccâc-ı müslimîn istikbâline me’zûn olup giderler. Bu günlerde altı dîvân summâtı masrûfu altı kîse paşaya kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y207b–Y208a ·
metinde göster ·