… na erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi
devenin
südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizele …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… meyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup
devenin
köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… 108b⟧ beş kîse ve bin sakkâ ve üç yüz meş‘alciyân ve üç yüz akkâm ve bin katâr
devenin
bin sârbânına dahi bu cümle esnâfa onar kelbî guruş verildi. Ve yüz nefer iç ağ …
Ve yüz aded vacîbü'r-ri‘âyeye ellişer guruş ve yüz aded müteferrikaya kırkar guruş ve yüz deli ve yüz gönüllü ve yigirmi bayrak sekbân ve sarıca cümle iki bin levend atlıya yüzer guruş mahâfe-süvârlara ellişer guruş ve iki Tatar bayrağı iki yüz pür-silâh yığitlere dahi yüzer guruş ve elli sarrâcîn ve elli aşbâz ve elli çâşnigîr ve elli kilarciyân ve elli mehterân-ı hayme, bu esnâflara dahi ellişer guruş verildi. Ve otuz mehterân-ı çalıcıyâna P 108b beş kîse ve bin sakkâ ve üç yüz meş‘alciyân ve üç yüz akkâm ve bin katâr devenin bin sârbânına dahi bu cümle esnâfa onar kelbî guruş verildi. Ve yüz nefer iç ağalarına dahi yüzer guruş ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y257b ·
metinde göster ·
… up iki şakk edüp "Yâ cibâle ıhfız hâzihi nâkatullâh" deyince kaya iki pâre olup
devenin
köçeği içeri mağârada kalup hâlâ mübârek kanadıyla kayayı şakk etdüği zâhir ü b …
Bu kayaların mâbeyne-hümâsı kâmil elli adım bir enli yoldur. Zamân-ı kadîmde bu kayalar mâbeyninde kapu var imiş, zîrâ Mısır'dan tâ Hicâz'a varır. Bu dağlar sedd olmuşdur, gayri yerden usret ile güzer olunur. Ve bu kayalar eyle mücellâdır kim bir tuyûr ve bir zenbûr tırnak ilişdirecek yer yokdur. Ancak Hazret-i Cibrîl-i Emîn taraf-ı Hak'dan nâzil olup Medîne tarafına ol kayadan giderken yolun sol tarafındaki kayaya bir kanat urup iki şakk edüp "Yâ cibâle ıhfız hâzihi nâkatullâh" deyince kaya iki pâre olup devenin köçeği içeri mağârada kalup hâlâ mübârek kanadıyla kayayı şakk etdüği zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y270a ·
metinde göster ·
… ânından korkmaz mısın?" deyü vâfir itâb edüp bir deve ihsân eyledi. Bizim kalan
devenin
bir dev[e] idi ki ta‘bîr olunmaz. İşte on beşine değer şâm beledîsi bir şütür-i …
"Be efendi! Siz bu Arabistânı Rûm seyâhati gibi mi sanırsın? Bir deve içün gerü kalırsın, cânından korkmaz mısın?" deyü vâfir itâb edüp bir deve ihsân eyledi. Bizim kalan devenin bir dev[e] idi ki ta‘bîr olunmaz. İşte on beşine değer şâm beledîsi bir şütür-i ner idi kim gûyâ Dâbbetü'l-arz idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368a ·
metinde göster ·
… azlarlar yâhûd dip diri aşağı atarlar. Ammâ bu yokuşda bir kerre û‘ deyüp kalan
devenin
binde biri halâs olup Akabe'yi aşmaz. Bu Akabe derelerinde Ka‘be-i şerîf farz o …
"Bire, benim devem sağdır, bu dağı aşar" deyü feryâd ederken gerüden "Bire yolu kapama" deyü feryâd edüp fakîr deve çıkmak ümîdinde iken anı dahi boğazlarlar, dahi cânı çıkmadan aşağı atarlar, kuş gibi uçarak fakîr deve pâre pâre olarak derk-i esfele ener. Ba‘zısı yüküyle izdihâmdan aşağı uçup sâhibi âlem-i hayretde kalır. Ba‘zı deve halâs olurken yükün yıkup anı dahi yâ boğazlarlar yâhûd dip diri aşağı atarlar. Ammâ bu yokuşda bir kerre û‘ deyüp kalan devenin binde biri halâs olup Akabe'yi aşmaz. Bu Akabe derelerinde Ka‘be-i şerîf farz olaldan berü at ve katır ve deve ve hımâr sünükleri ol Akabe'nin dere ve depelerinde Y 379b mâl-â-mâl üstühânlar olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y379a–Y379b ·
metinde göster ·
… şerîf devesi yanına varup yüzün ve gözün mahmel-i şerîfe sürüp bismillâh deyüp
devenin
gümüş zencîrin eline alup birkaç kerre ol Kara Meydân'da deveyi devr etdirüp şü …
Andan paşa hazretleri bismillâhirrahmânirrahîm deyüp yerinden kalkup etek dermeyân kılup piyâde mest ile yürüyerek mahmel-i şerîf devesi yanına varup yüzün ve gözün mahmel-i şerîfe sürüp bismillâh deyüp devenin gümüş zencîrin eline alup birkaç kerre ol Kara Meydân'da deveyi devr etdirüp şütürbân-ı Resûlullâh olup hizmet eder. Ve cümle beğler dahi yalın ayak paşa ile bile gezdirüp asker içre bir gırîv ü feryâd kopup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y200b ·
metinde göster ·
Paşa (---)(---)(---) mahmel-i şerîfi emîr-i hacca alâ-mele‘i'n-nâs teslîm etdi, ammâ emîr-i hac Kara Meydân'dan taşra mahmel-i şerîfi çıkarınca Q 233aP 230a şeyh Merzûk-ı Kifâfî hazretleri tarîkının ser-çeşmesi şeyh Mustafâ Rûmî ile Seyyid Ahmed el-Bedevî meşâyihleri ve Burhânî tarîkında şeyh Rufâ‘î evlâdları emîr-i hacca sarılup cümle meşâyihûn emîr-i haccın elinden mahmel-i şerîfi alup devenin licâmın Merzûk-ı Kifâfî halîfesi şeyh Mustafâ çeker. Zîrâ cemî‘i meşâyihe ser-çeşme-i şeyhü'ş-şüyûhdur. Emîr-i hac mahmel-i şerîfi bu şeyh Mustafâ Rûmî'ye teslîm edüp alayile gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y201a ·
metinde göster ·
"Yâ Hayy, yâ Kayyûm ve yâ Kavî ve yâ Metîn" esmâlarına meşgûl olup
devenin
altına girüp dağ pâresi deveyi omuzuna alup şehirden taşra bâd-ı sabâ sür’ati g …
"Yâ Hayy, yâ Kayyûm ve yâ Kavî ve yâ Metîn" esmâlarına meşgûl olup devenin altına girüp dağ pâresi deveyi omuzuna alup şehirden taşra bâd-ı sabâ sür’ati gibi yola revâne olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299a ·
metinde göster ·
… Allâhu Rabbü'l-âlemîn dahi kabûl etdi. Ve benim şefâ‘atim seninledir. Ve hedâyâ
devenin
rûhu Hakk'a teslîm oldu. Var yâ İbn Zeyn, şimdengerü devene ot su şa‘îr kaydınd …
"Yâ Muhammed ibn Zeyn, Allâhu Rabbü'l-âlemîn dahi kabûl etdi. Ve benim şefâ‘atim seninledir. Ve hedâyâ devenin rûhu Hakk'a teslîm oldu. Var yâ İbn Zeyn, şimdengerü devene ot su şa‘îr kaydında olmayup devenin meyyitine süvâr olup Mekke-i mükerremeye ve Arafât ve Merve'ye varup Umre ve Safâlar eyle. Andan kırk günde vatan-ı aslîn olan Nehâriyye'ye varup cemelini anda defn edüp sen yine bana gel" buyururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299b ·
metinde göster ·
… 'a teslîm oldu. Var yâ İbn Zeyn, şimdengerü devene ot su şa‘îr kaydında olmayup
devenin
meyyitine süvâr olup Mekke-i mükerremeye ve Arafât ve Merve'ye varup Umre ve Sa …
"Yâ Muhammed ibn Zeyn, Allâhu Rabbü'l-âlemîn dahi kabûl etdi. Ve benim şefâ‘atim seninledir. Ve hedâyâ devenin rûhu Hakk'a teslîm oldu. Var yâ İbn Zeyn, şimdengerü devene ot su şa‘îr kaydında olmayup devenin meyyitine süvâr olup Mekke-i mükerremeye ve Arafât ve Merve'ye varup Umre ve Safâlar eyle. Andan kırk günde vatan-ı aslîn olan Nehâriyye'ye varup cemelini anda defn edüp sen yine bana gel" buyururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299b ·
metinde göster ·
… na binerdin. şimdi merhûm olıcak bi-emrillâh sana binerim" deyüp bismi-ilâh ile
devenin
na‘şına süvâr olup,
"Kâr ber nevbetest, ey cemel. Sen hay iken bana binerdin. şimdi merhûm olıcak bi-emrillâh sana binerim" deyüp bismi-ilâh ile devenin na‘şına süvâr olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299b ·
metinde göster ·
… a iki yerden boğazlayup cereyân eden kanın pehlivân cümle nûş etdi. Ve der-akab
devenin
cildin soyup deveyi pâre pâre edüp cildi üzre lahmin başka ve uzuvların ve kell …
Der-akab melik âdemleri bir semîn ü cesîm cemel getirdiler kim gûyâ dâbbetü'l-arz idi. Derhâl âteş kenârında iki yerden boğazlayup cereyân eden kanın pehlivân cümle nûş etdi. Ve der-akab devenin cildin soyup deveyi pâre pâre edüp cildi üzre lahmin başka ve uzuvların ve kelle ve paçasın başka ve şirdeni ve bağırsağı ve yüreği ve ciğeri ve şikenbesin başka ve batnında olan muzahrefâtın başka yığdılar. Ve deveyi boğazlayan zebbâhlar alarkaya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y419b ·
metinde göster ·
… eyle hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz edüp mukaddemâ boğazlanan
devenin
üstühânlarından ve postundan ve muzahrefâtından bakâyâyı cümle necisiyle bile t …
"Su âteş kusana gerekdir" deyü ricâ etdiler. Melik dahi eyle hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz edüp mukaddemâ boğazlanan devenin üstühânlarından ve postundan ve muzahrefâtından bakâyâyı cümle necisiyle bile tenâvül edüp beş kırba suyu beklemeden [yenilmeden?] bilâ-cür‘a nûş etdi. Et kusan pehlivân-ı evvel feryâd edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421a ·
metinde göster ·