seyrân ederek kâh şarka ve kâh cânib-i garba ve kah cenûba ve kâhîce cânib-i şi …
Kurâ ve kasabât ve büleydeleri deverân ve seyrân ederek kâh şarka ve kâh cânib-i garba ve kah cenûba ve kâhîce cânib-i şimâle gitdiğimiz menâzilleri beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b ·
metinde göster ·
… dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda
deverân ve
seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp …
Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
… erref olup andan kalkup lokmacılık iderek yemîn ü yesârda kurâları muharrir-vâr
deverân ve
seyerân ve tahrîr ederek netîce-i kelâm on gün Çubukovası kazâsında gezdik. Azî …
Andan aşağı bu kûh-ı bâlânın dibinde karye-i Hüseyin Gâzî'de sâhib-i devlet efendimize buluşup "Bre Evliyâ Çelebi, hoş geldin. Biz seni gâ’ib etdik". "Hemçünân Sultânım!" dedikde hazz edüp şeref-i sohbetleriyle müşerref olup andan kalkup lokmacılık iderek yemîn ü yesârda kurâları muharrir-vâr deverân ve seyerân ve tahrîr ederek netîce-i kelâm on gün Çubukovası kazâsında gezdik. Azîm bâzârı durur yüz elli akçe kazâdır ve yedi nâhiye ve yetmiş pâre köydür ve subaşılıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 355b ·
metinde göster ·
… u çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda
deverân ve
seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedî …
Yine paşa nüdemâlarından niçe kimesneler eydür: "Yavaşça Mehemmed Ağa'yı biz biliriz. Bir Oğuz ve sâhib-i sülûk âdem idi. Ol altun anın helâl mâlı olmağıla buldu" dediler. Hemân paşa dahi bu altun kıssasına "şâhidim" deyü nâfile şehâdet edüp Yahyâ Efendi-yi kezzâbı tasdîke çıkardı. Hâlâ ki Murtezâ Paşa ol asırda Revân seferine giderken ol sefer-i berzahda dünyâ ve âhireti bilmez bir karakaşlı sekiz yaşında sarıkçı şâkirdi idi. Sefere gitmeğe iktidârı olmayup anlar Haleb'de kalmışlar idi. Yahyâ-yı Kizbî Efendi'nin bu Revân hikâyeti sahîh olduğuna hakîr dahi vâkıf-ı esrârım. Ammâ Yavaşça Mehemmed Ağa ol zemistânda karı eşüp yine altun defn edüp âsumândaki ebr-i kebûdu nişân etdüğü kelâm-ı dürûğu istimâ‘ edince hakîr güftâra gelüp eyitdim: "Bre cânım, o seferde niçe bin tüvânâ yiğitler hayme vü hargâhların ve bâr-ı bengâhların bozup ester-i üştürlerine tahmîl edüp niçe bin âdemler bellerinde tîrkeş ve kılıçların ve altun ve guruş kemerlerin bellerinden çıkarmadan selâmete çıkdılar. Ya Yavaşça Mehemmed Ağa ol seferde iki katar, katır ile vara gele 52b belindeki kemerinden âciz oldu ise hüddâmlarının heybesine ve katarları üstüne kodu yâhûd bir tevâbi‘ine verdi, selâmete çıkarup geldi. İş temâm oldu, bitdi. Altun dedikleri mâl cândandır, cânın âdem katarı üzre kosa ne olur. Beyâbânda kar içine niçe akıl ile {altununu} gömer dedim. Ya ol zemistânda el dutmaz ayak dutmaz, zemîn polâd-ı Nahşivânî gibi olmuş. Hançer ile değil ferhâdî külünkler ile bir kırat kopmayan zemîni hançer ile niçe kazup altun kemerin defn eder ve on aydan sonra varup nişân etdüğü âsumândaki buludu ber-karâr bulup bulut altındaki zemînden altunu çıkara. Bu ne kizbdir kim ilâ mâşâallah cemî‘i ebr-i kebûdlar vech-i âsumânda deverân ve seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. Niçe ber-karâr bulut ola" dedim. Hemân nedîmin birisi "Ol sene eyle şiddet-i şitâ oldu kim bir kaç ay âfitâb-ı âlemtâbın ziyâsı müncemid olup rûy-ı zemîne pertev vermez olup ol şitâda bulutlar dahi ber-hevâ donup ber-karâr kaldığından Yavaşça Mehemmed Ağa nişân koduğu buludu bulup nişânıyla zemînde altunu bulmasının sebebi oldur" deyü bu gûne hüsn-i teveccüh etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa-yı sâde-dil "Belî ol sene eyle kış olup gökde bulutlar birkaç ay yürümeyüp yerinde kaldı" deyü Molla Yahyâ Efendi'nin kelâm-ı dürûğun tasdîk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a–52b ·
metinde göster ·
… tları vec‘i hâlinde zikr olunan Yahûdîlerin gûristânında ol atları birkaç def‘a
deverân ve
seyerân etdirseler bi-emrillahi Ta‘âlâ ol hayvânların sancısı def‘ olur, gâyet …
İbret-i garîbe-i acîbe: Bu şehr-i Kazvîn halkının bir atı ve gayrı hayvânât-ı devâbâtı şikeminde merg-i mafâcânı olsa helâk mertebesinde iken mezkûr hayvânâtları vec‘i hâlinde zikr olunan Yahûdîlerin gûristânında ol atları birkaç def‘a deverân ve seyerân etdirseler bi-emrillahi Ta‘âlâ ol hayvânların sancısı def‘ olur, gâyet mücerrebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… ûretlerin başları içre sâ‘at çarhı gibi çarhlar olup gözleri sâ‘at rakkâsı gibi
deverân ve
seyerân edüp elleri ve kolları dahi hareket eder sihr-i mübîn mertebesi sûretle …
Meğer bu sûretlerin başları içre sâ‘at çarhı gibi çarhlar olup gözleri sâ‘at rakkâsı gibi deverân ve seyerân edüp elleri ve kolları dahi hareket eder sihr-i mübîn mertebesi sûretler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14a ·
metinde göster ·
Hattâ ricâl-i gayb gibi küffârın inhizâmına sebeb olan niçe kerre yüz bin develer kim var anların hakkında Cenâb-ı Kibriyâ hadîs-i kudsîsinde Arapça buyurdukları şütürlerin hatab u havudları üzre sârbânlar ve şütürbânlar balmûmları ve her şütürün kec gerdânlarına fânûslar asup katâr katâr develeri ve katâr katâr katırları dahi cümle semerleri üzre mûmlar yakup ve ardala ve bin burc nâm çanların takup ordu içr[e] hüddâmları bu hayvânlar deverân ve seyerân etdirdiklerinde gûyâ ordu-yı bâzâr içre bir âteş deryâsı gezüp semâvâtda olan kevâkibân-ı nücûmânların şu‘leleri muzmahil oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 107b ·
metinde göster ·
… ı senedir kim seyyâh-ı âlem olup ekâlîm-i seb‘a seb‘a-i seyyâre-v[â]r seyerân u
deverân ve
geşt [ü] güzâr etdiğim İslâm pâdişâhları ve gayri müslim krallarının on yedi pâ …
Ammâ böyle bir kal‘a-i Kahkahâ mânendi kâmil pey-ender-pey otuz altı senedir kim seyyâh-ı âlem olup ekâlîm-i seb‘a seb‘a-i seyyâre-v[â]r seyerân u deverân ve geşt [ü] güzâr etdiğim İslâm pâdişâhları ve gayri müslim krallarının on yedi pâdişâhlık yerlerin seyr [ü] temâ[şâ]lar edüp sağîr ü kebîr cümle üç bin yedi yüz altmış aded kal‘aların im‘ân-ı nazar ile nazar etdim, ammâ bu kal‘a-i Kandiye gibi bir sûr-ı üstüvâr-ı bî-hemtâ görmedim. Meğer bu kal‘aya mânend Alman diyârında Nemse çâsârının hükmünde nehr-i Tuna kenârında ciğer yakan Yanık kal‘ası ve çâsârın tahtı olan Beç ü Piç ve pîç-ender-pîç kal‘ası ola. Hudâ-yı Bîçûn Yanık ile Beç ü Piç kal‘alarının dahi fethleri müyesser ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 308a ·
metinde göster ·
… bâb-ı atşân ve tokuz tekye-i dervîş-i dilrîşân ve bin iki yüz sâkıye-i dollâb-ı
deverân ve
iki bin çâh-ı mâ‘-i âb-ı hayvân. Ve iki hammâmı var. Biri,
Ve yedi medrese ve üç dârü'l-kurrâ ve iki dârü'l-hadîs ve on sekiz mekteb-i sıbyân-ı tılfân-ı ebcedhân ve yedi sebîl-i erbâb-ı atşân ve tokuz tekye-i dervîş-i dilrîşân ve bin iki yüz sâkıye-i dollâb-ı deverân ve iki bin çâh-ı mâ‘-i âb-ı hayvân. Ve iki hammâmı var. Biri,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y376a ·
metinde göster ·