… a'yı, Paşa kethüdâsında haps olunup katl olunacak mahalde kırk kîsesi ve yetmiş
devesi
alınup hapsden ıtlâk olunup hakîre dahi bir atı müyesser oldu. Andan 2 sâ‘atde,
Menzil-i Taban Ahmed Ağa Çiftliği: Ahmed Ağa bunda bir ziyâfet-i azîm edüp paşaya bir tavla küheylân at ve tevâbi‘lere yigirmi at ve üç bin koyun ve yedi katar katır ve yedi katar maya bevli deve ve on kîse nakid akçe paşaya hedâyâ verüp bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim Âl-i Osmân pâdişâhına lâyık ziyâfet-i uzmâ olmuşdur kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ertesi gün ale's-seher Ahmed Ağa'nın ziyâfetine karşılık Ahmed Ağa'yı, Paşa kethüdâsında haps olunup katl olunacak mahalde kırk kîsesi ve yetmiş devesi alınup hapsden ıtlâk olunup hakîre dahi bir atı müyesser oldu. Andan 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar
devesi
ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla A …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… hakîre verdi ve hakîrden temessük aldı. Ve iki tavla kısrak ve elli katâr urbân
devesi
ve yedi katâr katır ve on aded mahbûb Gürcî gulâmı ve yüz elli aded tengtir çad …
Ertesi gün Gâzî Mustafâ hakîri da‘vet edüp mâl-ı ganâ’imden Melek Ahmed Paşa efendimize borcun edâ etmeğiçün otuz yedi kîse hakîre verdi ve hakîrden temessük aldı. Ve iki tavla kısrak ve elli katâr urbân devesi ve yedi katâr katır ve on aded mahbûb Gürcî gulâmı ve yüz elli aded tengtir çadır ve onbeş aded nohûdî segbân u sarıca ve karakullukçu çergeleri ve on aded münakkaş âğavât çergeleri ve iki bin mikdârı Urbân gönderleri kim her birisi Bağdâd kargılarıdır. Ve hakîre bir kîse guruş ve bir küheylân at dahi verüp cümle eşyâları paşanın develerine tahmîl edüp üç bayrak segbân-ı refîkler ta‘yîn eyleyüp hedâyâları ile ve tahrîr olan mektûb-ı muhabbet-üslûbları ile bu hakîri paşa efendimize yollayup kendisi bile av tarîkile Şat cisrin ubûr edüp ol mahalde paşa ile ve cümle Diyârbekir a‘yâniyle vedâ‘laşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217b ·
metinde göster ·
Andan şehr-i Erdebil'in a‘yânı ve Şeyh Safî türbedârı Şeyh Vâcid ile ve Erdebil hânıyla vedâlaşup bir katar tâvûsî devesi yükü ile zahîre ihsân edüp cânib-i cenûba Erdebil'e hâyil kûh-ı Seylân, seylân taşı ma‘deni bunda olur, kûh-ı la‘l-i Bedahşândır, ammâ hâsılı harâcın ihâta etdirmediğinden Şâh Abbâs-ı Evvel'den berü mu‘attaldır. Bu kûh-ı Seylân'dan tulû‘ eden nehr-i zülâller şehr-i Erdebil'i reyy edüp mâbâkîsi Rûmiyye buhayresine rîzân olur. Bu dahi sene 1057 târîhinde tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 306b ·
metinde göster ·
… ıh'a râst gelmedik. Bu mahalde dahi asker-i İslâm sayd u şikâra çıkup iki yaban
devesi
ve iki asğul ya‘nî yaban sığınları urulup şikârlar alındı.
Bu mahalle kavm-i Tatar altı su boyu deyü cân verirler, zîrâ Azak deryâsından girme altı aded su kenârlarıdır kim yaz günlerinde bu altı aded suların kenârları ol kadar nebâtât u çerâgâh u giyâhâtlardır kim atlar ve develer niçe kerre yüz bin gûne şükûfezâr otlar içinde hayvânâtlar gâ’ib olur. Anıniçün kavm-i Tatar bu cây-ı fezâlara cân verirler. Ammâ Kalmık Tatarları kabza-i tasarrufa alup mesken-i dâru'l-bevâr edinmişlerdir. Anıniçün kış günleri bile bu mahalde karâr ederler, zîrâ Azağ'ın memer-i nâsıdır, ammâ sad şükr-i Hudâ bu mahalde Kalmıh'a râst gelmedik. Bu mahalde dahi asker-i İslâm sayd u şikâra çıkup iki yaban devesi ve iki asğul ya‘nî yaban sığınları urulup şikârlar alındı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 189b ·
metinde göster ·
… er onar kerre tülemiş toykun ve sunkur nâm doğanlar var kim yaban atın ve yaban
devesi
ve yaban dombayların alup yer. Eğer su’âl olunursa bir kuş bir atı ve bir devey …
Ve bu sahrâ-yı Edil'de olan karçığa ya‘nî doğan ve toykun ve sunkur ve albay va lâçîn ve bödene ve topalken ve kırgı ve küykenek nâm yırtıcı doğan gibi şâhin kuşlar bu dünyâda yokdur. Hattâ kaz kadar beşer onar kerre tülemiş toykun ve sunkur nâm doğanlar var kim yaban atın ve yaban devesi ve yaban dombayların alup yer. Eğer su’âl olunursa bir kuş bir atı ve bir deveyi ve câmûsu nice alup yer derse eyle yaranup tülemişdir kim gözleri kırmızı mercân gibi olup kendüye gıdâ olacak mertebe bir şikâr bulmayıcak hemân yaban atı ve devesine hücûm edüp ibtidâ atı sağrısından nâhunlayup ya‘nî tırnak urup arkasın yere yere atın başına konup kanatlarıyla atların ve develerin gözlerin kapayup seğirtmeğe komayup iki gözlerin oyup çıkarup amânı ve kuvvetin kesüp hâh nâ-hâh atı ve dombayı ve her ne ise yeyüp kasığından yırtup yer, ka[r]nı doyup pervâz urdukda sâ’ir kurdlar ve tilki ve çakallar ve gayri hayvânâtlar at leşlerin yemeğe başlarlar. Ammâ bu toykun ve sunkur nâm kuşlar ayu ve kurd ve tilki ve çakala ve arslana sunmazlar, zîrâ anlar yırtıcı mahlûklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·
… innetdir ve azîm evkâfdır. On binden mütecâviz koyunu ve bin câmûsu ve on katâr
devesi
ve yedi katâr katırı ve binden mütecâviz sığırı ve yedi yüz kulunlu kısrağı ve …
Ve eyle hikâyet ederler kim Mûsâ Baba bu âsitâne’i inşâ edeli matbahında âteş sönmemişdir. Ve Hudâ söndürmeyüp inkırâzü'd-devrân mü’ebbed ola. Aceb hâne-i bî-minnetdir ve azîm evkâfdır. On binden mütecâviz koyunu ve bin câmûsu ve on katâr devesi ve yedi katâr katırı ve binden mütecâviz sığırı ve yedi yüz kulunlu kısrağı ve yedi değirmeni ve bu kadar bâğ u bâğçe ve tarlası ve dağlarında korusu var. Ve her [biri] bir sâhib-i hayrâtın ihsânıdır, zîrâ bu Anatolu vilâyeti halkı bu sultâna Y 130a gâyet mu‘tekidlerdir. Yigirmi otuz konak yerden berr ü bahrden nüzûrât gelür gâyet ulu sultândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y129b–Y130a ·
metinde göster ·
… keçi tulumu su ola ve bin deve dahi arpa ve bakla ola. Ve paşanın iki yüz katâr
devesi
sâ’ir mühimmâtı içün ve elli katâr katır dahi kendi ma‘ûneti içün yüklenürdü. ş …
Ve paşa hazretleri bu meşâyihlerden üç bin salma deve alup iki bin deve su içün ki her bir devede dörder keçi tulumu su ola ve bin deve dahi arpa ve bakla ola. Ve paşanın iki yüz katâr devesi sâ’ir mühimmâtı içün ve elli katâr katır dahi kendi ma‘ûneti içün yüklenürdü. şâm'dan Mekke'ye katır gâyet mütehammildir. Ve iç ağalarının ve ba‘zı askerin dahi cümle binidleri küheylân kısraklar idi. Ammâ aykır at müşkil tahammül eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b ·
metinde göster ·
… mâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök
devesi
ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in …
"Devletli vezîr! Biz bu ordunun cânib-i erba‘asını hep devr etdik. şu yolumuz üzre bir göl kenârında Tarra köğü derler bir çemenzâr ve bir cânibi kumsal yerler vardır. Huccâc-ı müslimîni bu çamurdan çıkarup anda nakl edin. Yer yerden kutludur. İnşâallâh, ola kim hevâ dahi yahşi ola" deyince Paşa hazretleri derhâl cümle Türkmân beğlerine ve boylarına ve Acem hânlarına fermânlar yazup mübâşir ağalar ta‘yîn eyleyüp cümle huccâc-ı müslimîn içre ne kadar tâvûsî ve arvana ve beserek ve ner ü mâye tülü develer var ise yedi bin kadar deve cem‘ olup nefîr-i şedd-i rahile dem urulup cümle huccâc harekete şurû‘ edüp paşanın cemî‘i bâr [u] büngâhın ref‘ edüp niçe kerre yüz bin derd [ü] belâ ile gark [u] müstağrak-ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in tâvûsî mâye develeri çamur deryâsın sökerek cemî‘i bârları selâmete çıkarup paşa bizzât iç ağaları ile menzil mahalline gelüp yine cümle develeri gerü dönderüp yurd yerinde kalan bî-kes huccâcın bâr [u] büngâhı ve hayme [vü] hargâhın yükledüp yurd yerine gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y262a ·
metinde göster ·
"Devletli vezîr! Biz bu ordunun cânib-i erba‘asını hep devr etdik. şu yolumuz üzre bir göl kenârında Tarra köğü derler bir çemenzâr ve bir cânibi kumsal yerler vardır. Huccâc-ı müslimîni bu çamurdan çıkarup anda nakl edin. Yer yerden kutludur. İnşâallâh, ola kim hevâ dahi yahşi ola" deyince Paşa hazretleri derhâl cümle Türkmân beğlerine ve boylarına ve Acem hânlarına fermânlar yazup mübâşir ağalar ta‘yîn eyleyüp cümle huccâc-ı müslimîn içre ne kadar tâvûsî ve arvana ve beserek ve ner ü mâye tülü develer var ise yedi bin kadar deve cem‘ olup nefîr-i şedd-i rahile dem urulup cümle huccâc harekete şurû‘ edüp paşanın cemî‘i bâr [u] büngâhın ref‘ edüp niçe kerre yüz bin derd [ü] belâ ile gark [u] müstağrak-ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in tâvûsî mâye develeri çamur deryâsın sökerek cemî‘i bârları selâmete çıkarup paşa bizzât iç ağaları ile menzil mahalline gelüp yine cümle develeri gerü dönderüp yurd yerinde kalan bî-kes huccâcın bâr [u] büngâhı ve hayme [vü] hargâhın yükledüp yurd yerine gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y262a ·
metinde göster ·
"Devletli vezîr! Biz bu ordunun cânib-i erba‘asını hep devr etdik. şu yolumuz üzre bir göl kenârında Tarra köğü derler bir çemenzâr ve bir cânibi kumsal yerler vardır. Huccâc-ı müslimîni bu çamurdan çıkarup anda nakl edin. Yer yerden kutludur. İnşâallâh, ola kim hevâ dahi yahşi ola" deyince Paşa hazretleri derhâl cümle Türkmân beğlerine ve boylarına ve Acem hânlarına fermânlar yazup mübâşir ağalar ta‘yîn eyleyüp cümle huccâc-ı müslimîn içre ne kadar tâvûsî ve arvana ve beserek ve ner ü mâye tülü develer var ise yedi bin kadar deve cem‘ olup nefîr-i şedd-i rahile dem urulup cümle huccâc harekete şurû‘ edüp paşanın cemî‘i bâr [u] büngâhın ref‘ edüp niçe kerre yüz bin derd [ü] belâ ile gark [u] müstağrak-ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in tâvûsî mâye develeri çamur deryâsın sökerek cemî‘i bârları selâmete çıkarup paşa bizzât iç ağaları ile menzil mahalline gelüp yine cümle develeri gerü dönderüp yurd yerinde kalan bî-kes huccâcın bâr [u] büngâhı ve hayme [vü] hargâhın yükledüp yurd yerine gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y262a ·
metinde göster ·
… ‘asın dolaşup pârekende ve perîşân konanı bir yere cem‘ edüp her kankı huccâcın
devesi
bir kerre iki kerre gerüde kalan ibâdullâhın mâlın getiren deve sâhiblerine bir …
Menzil-i sahrâ-yı Balka: Bu mahal bir çemenzâr ve kumsal yerlerdir, ammâ yine yağmur yağmada. Derhâl Hüseyin Paşa atına süvâr olup ordunun cânib-i erba‘asın dolaşup pârekende ve perîşân konanı bir yere cem‘ edüp her kankı huccâcın devesi bir kerre iki kerre gerüde kalan ibâdullâhın mâlın getiren deve sâhiblerine birer altun verüp cümle bin iki yüz yetmiş altun ihsân edüp aceb adl-i Ömer edüp cemî‘i huccâc hayır du‘â etdiler. Ve bu şiddet-i şitâda on kazan çorba bişirüp ba‘zı huccâca bezl etdirdi. Ammâ Müzeyrib'den ne kadar zahîre ile salma develeri var ise Balka başında ol bârânı çekdiğimiz gece üç bin yük mâlı Urbân-ı uryân bırağup ba‘zısının devesi ve bazı kendüleri kırılup firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
… ında ol bârânı çekdiğimiz gece üç bin yük mâlı Urbân-ı uryân bırağup ba‘zısının
devesi
ve bazı kendüleri kırılup firâr ederler.
Menzil-i sahrâ-yı Balka: Bu mahal bir çemenzâr ve kumsal yerlerdir, ammâ yine yağmur yağmada. Derhâl Hüseyin Paşa atına süvâr olup ordunun cânib-i erba‘asın dolaşup pârekende ve perîşân konanı bir yere cem‘ edüp her kankı huccâcın devesi bir kerre iki kerre gerüde kalan ibâdullâhın mâlın getiren deve sâhiblerine birer altun verüp cümle bin iki yüz yetmiş altun ihsân edüp aceb adl-i Ömer edüp cemî‘i huccâc hayır du‘â etdiler. Ve bu şiddet-i şitâda on kazan çorba bişirüp ba‘zı huccâca bezl etdirdi. Ammâ Müzeyrib'den ne kadar zahîre ile salma develeri var ise Balka başında ol bârânı çekdiğimiz gece üç bin yük mâlı Urbân-ı uryân bırağup ba‘zısının devesi ve bazı kendüleri kırılup firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
… ksumât iki paraya olup çöl ü çölistan ve berr [ü] beyâbândan gelmiş aç susuz ve
devesi
kalmış huccâc tâze cân bulurlar. Ve eyle bâzâr olur kim gûyâ şâm'ın Müzeyrib ka …
Emîr-i hac dahi cümle askeri ile bir yaylım tüfeng ve altı pâre top şenliği edüp vâdî-i Ezlem bârûd-ı siyâh dûdundan yevm-i muzlim olur. Ve kol kol nâdîler nidâ edüp iki gün tekâ‘üd fermân olunur. Anda Ezlem askeriyle gelen on bin deve yükü me’kûlât [u] meşrûbât metâ‘ların ve etrâf kurâlarında olan Urbânlar dahi metâ‘ların meydân-ı mahabbete çıkarup huccâc-ı müslimîn eyle ganîmet olur kim bir yem bir paraya ve bir vukıyye beksumât iki paraya olup çöl ü çölistan ve berr [ü] beyâbândan gelmiş aç susuz ve devesi kalmış huccâc tâze cân bulurlar. Ve eyle bâzâr olur kim gûyâ şâm'ın Müzeyrib kal‘ası bâzârıdır kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y374a ·
metinde göster ·
ve katırı ve çemenderi kalanlar cümle yeniden hayvânâtlar alup râha tedârük gör …
Ve huccâc-ı müslimînin at ve devesi ve katırı ve çemenderi kalanlar cümle yeniden hayvânâtlar alup râha tedârük görürler. Ve Mısır'dan cümle huccâca ahibbâlarından ol kadar me’kûlât [u] meşrûbât ve hulviyyât gelir kim sahrâ-yı Ezlem helvâ vâdîsi olup cümle şütürbân ve harbendegân helvâ delisi olurlar. Ve ba‘zı müte‘addid kimesnelere boğça boğça hedâyâ esvâblar getirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y374a ·
metinde göster ·
… , diyâr-ı Mısır'da meşhûr-ı âfâkdır. Ve Emîrü'l-hac Rıdvân Beğ'in dahi kırk bin
devesi
olduğu müsbetdir. Hâlâ yine Mısır içre sakkâ develerinden ve sakkâ hımârlarında …
Bir kerre Circeli Alî Beğ'in kâmil kırk bin eşeği var imiş, yevmiyye onar paraya gılâl taşırmış, diyâr-ı Mısır'da meşhûr-ı âfâkdır. Ve Emîrü'l-hac Rıdvân Beğ'in dahi kırk bin devesi olduğu müsbetdir. Hâlâ yine Mısır içre sakkâ develerinden ve sakkâ hımârlarından geçilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y64a ·
metinde göster ·
… üp yerinden kalkup etek dermeyân kılup piyâde mest ile yürüyerek mahmel-i şerîf
devesi
yanına varup yüzün ve gözün mahmel-i şerîfe sürüp bismillâh deyüp devenin gümüş …
Andan paşa hazretleri bismillâhirrahmânirrahîm deyüp yerinden kalkup etek dermeyân kılup piyâde mest ile yürüyerek mahmel-i şerîf devesi yanına varup yüzün ve gözün mahmel-i şerîfe sürüp bismillâh deyüp devenin gümüş zencîrin eline alup birkaç kerre ol Kara Meydân'da deveyi devr etdirüp şütürbân-ı Resûlullâh olup hizmet eder. Ve cümle beğler dahi yalın ayak paşa ile bile gezdirüp asker içre bir gırîv ü feryâd kopup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y200b ·
metinde göster ·
… îfi ortaya almışlar. Bir hây hûdur kim gûyâ gulgule-i Mısır'dır. Mahmel-i şerîf
devesi
ise zer-ender-zere müstağrak olup tâvûs-ı bağ-ı Cennet-misâl hırâmânî hırâmânî …
Bunların akabince bir azîm (---)(---)(---) kıyâmet kopup bir hatîf-i Rabbânî sadâsı gibi bir mehîb sadâ zâhir olup içinde aslâ (---)(---) cümle (---)(---)(---) böyle yüz kırk tarîk meşâyihleri niçe bin sancağ u bayrağ u alemleri altına girdiklerinde rızâ-yı [[(---) (---) (---)]] ehl-i hâl ve ehl-i sülûk meşâyihlerin yanları sıra halîfeleri ve nakîbler ve çavuşları cümle Q 234aP 231a meşâyihler ile cem‘ olup tevhîd-i sultânî ile ubûr edüp niçe bin alemler içinde mahmel-i şerîfi ortaya almışlar. Bir hây hûdur kim gûyâ gulgule-i Mısır'dır. Mahmel-i şerîf devesi ise zer-ender-zere müstağrak olup tâvûs-ı bağ-ı Cennet-misâl hırâmânî hırâmânî iki cânibe reftâr ederek ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y203b ·
metinde göster ·
… la‘net gibi yağdırup yedi harâmî mürd olup ancak çorbacının taşra hareminde bir
devesi
gâyib olup bakıyyetü's-seyf mansarlar firâr etdiler.
El-hâsıl sevâd-ı mu‘azzam şehirdir. Ammâ mansarı ya‘nî harâmîsi havfından her gece bir âdem hânesinde âsûdehâl râhat yatmayup pür-silâh olup "Allâh yeğdir yeğ" deyüp nevbet beklerler. Hattâ hakîr anda iken bir azeb çorbacısının hânesin harâmîler alâ-mele’i'n-nâs basup bir hayli ceng edüp meğer çorbacı tevâbi‘âtiyle âmâde imiş, harâmîlere kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup yedi harâmî mürd olup ancak çorbacının taşra hareminde bir devesi gâyib olup bakıyyetü's-seyf mansarlar firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y307a ·
metinde göster ·
… e üçer kerre hâsıl olur. Ve güvercini tavuk kadar semîn ü cesîm olur. Atları ve
devesi
ve balığı şöhre-i şehr olmuşdur.
Evvelâ gül-penbe-misâl beyâz Y 377b ekmeği ve böreği ve çöreği ve kâhiki ve mutabbakı ve leben-i hâlisi ve kışta kaymağı ve buğday firiki ve yağı ve balı ve hûrmâsı, limonu ve turuncu ve kebbâtı ve âbdâr engûrü ve nârı ve şeftâlûsü lezîzdir. Husûsân cânım bir cânibi la‘lgûn nevbâve et şeftâlûsü ola, mürde cisme hayât-ı tarî verir. Ve beyâz incîrinin ahseni ve cerm bâbında a‘zamı ve şahm yüzünden en‘amı lezzeti bir diyârın tînine müşâbeheti yokdur. Lâkin gâyet ter ü tâze olduğundan bir sele incîri şehirden taşra götürseler lezzetinden çıkar, gâyet terdir, ve tabî‘atde serî‘u'l-hazm ve gâyet mukavvîdir. Ve dahi koyunu ve kuzusu senede üçer kerre hâsıl olur. Ve güvercini tavuk kadar semîn ü cesîm olur. Atları ve devesi ve balığı şöhre-i şehr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y377a–Y377b ·
metinde göster ·