… ûr-ı âfâk eyle" deyü du‘â edüp Bâyezîd-i Velî ve Kara Şemşeddîn hazretleri âmîn
deyüp ol
sâ‘at kuru kızılcık çubuğu yeşerüp berk [u] bâr verir. Her dâne-i 140a kızılc …
"Yâ Rabbî bu kuru ağaca meyve ver ve meyvesin meşhûr-ı âfâk eyle" deyü du‘â edüp Bâyezîd-i Velî ve Kara Şemşeddîn hazretleri âmîn deyüp ol sâ‘at kuru kızılcık çubuğu yeşerüp berk [u] bâr verir. Her dâne-i 140a kızılcığı beşer dirhem gelir kerâmet-i Bâyezîd mi, Kara Şemseddîn mi, Şehzâde Selîm mi böyle bir kuru çubuk meyve verdiğiyçün hâlâ Çubuklu Bâğçe derler. İlâ mâşâallâh, bunda olan kızılcık bir diyârda yokdur. Her biri beşer dirhem gelir la‘l-gûn Medîne hurmâsı kadardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139b–140a ·
metinde göster ·
niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp …
"Benim oğlum! İbrâhîm Hân vezîri Hezârpâre Ahmed Paşa on bir vezîri katl etmişdir. Bizi dahi eyâlet-i Sivas'dan ma‘zûl edüp İpşir Paşa'nın hâtûnu, Gürcîstân Hâkimi Mavrol Hân kızı Perî Hân'ı İbrâhîm Hân'a göndermediğim içün üç kerre başıma kapucubaşılar ve hasekîler gelüp hamd-i Hudâ başım vermeyüp Âsitâne-i sa‘âdetde cümle vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârdan ve yedi ocak halkından mektûblar ve Vâlide Sultân'dan tezkireler gelüp ayak sürüyerek deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a gelüp şer‘ile da‘vâm vardır deyüp Vezîr'i ve Cinci'yi ve Müfti'yi ve Mülakkab kadı‘asker'i ve Bektâş Ağa'yı ve Çelebi Kethüdâ'yı ve Muslihiddîn Ağa'yı ve Kara Çavuş'u isteyesin, demişler. İşte benim oğlum! Ben azîm asker ile Sivas'dan ma‘zûl olup der-i devlete Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve halâlin İbrâhîm Hân'a vermediğim İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâr oğlu Gâzî Paşa oğlum ve Kütahiyye Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsıl-ı kelâm üç vezîr ve yedi mîr-i mîrân ve on bir mîr-i livâ ordu-yı İslâmıma cem‘ olup Âsitâne tarafına müteveccih olmak üzreyiz. Eğer sen de Ahmed Paşa'dan başın kurtarmak murâdın ise Tokat kal‘ası altında senin ile mülâkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ taht ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldikde kırâ’at edüp mefhûm-ı ma‘lûm-ı şerîfleri oldukda cümle ağavâtlarıyla meşveret edüp cümle levendât makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı ve matbah emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî Paşa'ya mektûblar tahrîr olunup "İnşâallahu'r-Rahmân senin ile Âsitâne tarafına gitmek üzreyiz" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur" deyü teşvîşe düşüp "Ayâ! Bâr-ı sakîli bu erba‘în ve zemherîr günlerinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
… m. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım"
deyüp ol
dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrî …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
Bu kasabada bu temâşâları edüp cem‘iyyet-i benî Âdemden nâm u nişân kalmayup âsûde-hâl dururken paşa kapusunda bir hây hûy kopdu. Meğer Âsitâne tarafından yigirmi kapucu ile ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden bir kapucubaşı gelüp paşaya haber etdiler. Cümle asker kat-ender-kat olup paşa huzûruna kapucubaşı kığırup geldikde yüz bin ta‘vîz ile girüp zemîn bûs edüp cümle keçeli kapucular kelb-i sarîh gibi taşrada kalup kapucubaşı yalnız paşa yanında kaldı. Zîrâ Çorum şehrinde paşaya hücûm eden Berber Bayrâm kapucubaşıdan ibret alındı. Ba‘dehû kapucubaşı emirleri paşanın kapucular kethüdâsı Alî Ağa'ya verüp meğer Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından emr-i şerîf gelüp "Düstûr-ı mükerremim Mehemmed Paşasın, emr-i şerîfim vardıkda bir ân ve bir sâ‘at durmayıp Erzurûm Karsı eyâletin sana ihsân etmişim. kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ol taraflarda ısyân u tuğyânı zâhir olmağıla ol serhadlere gitmek elzem-i levâziminden olmağıla ağırlığın bırağup ılgar ile varup eyâlet-i Kars'a mutasarrıf olup alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılasın" deyü bu mü’ekked emr ile Mustafâ Ağa gelüp emr-i pâdişâhî kırâ’at olundukdan sonra paşa "Emr pâdişâhındır, nola" deyüp ol ân İmâd Ağa'ya bir kîse-i guruş verüp "Tiz tûğlar gitsin" deyü fermân edüp İmâd Ağa'yı yolladı. Meğer Engürü'de paşanın katline nefîr-i âm getiren bu Mustafâ Ağa imiş. Paşa emre aslâ itâ‘at etmeyüp Istanoz'dan Murtat 360b ova câniblerine doğr[u] gitmek fermân olup ol sâ‘at Varvar Alî Paşa'dan muhabbetnâmeler ile kapucubaşılarından Melanlı Huseyin Ağa geldi. Netîce-i mektûb-ı muhabbet-üslûb budur kim "Benim veliyyi ni‘amın oğlu efendim, sultânım! Mesmû‘umuz oldu kim Erzurûm'dan ma‘zûl olalı bu şiddet-i şitâda niçe berzahlar çeküp meşakkat-i râh çekerek Kızılırmak geçidinde azîm hasâreler çeküp vâfir âdemleriniz gark-ı âb olmuşdur. El-hükmülillah. Hemân sizler sağ olasız. İnşâallahu Te‘âlâ an karîbi'z-zamân Cenâb-ı Bârî yârı kılup ivazın eder. Bizim ahvâl-i pür-melâlimizden su‘âl ederseniz Âsitâne tarafından bir kapucubaşı hatt-ı şerîf ile Sivas'a gelüp İpşir Paşa oğlumuzun hâtûnu ki Gürcîstân'da Mavrol Hân'ın kerîmesi Perîhân'dır, anı bizden emr-i şerîf ile Sultân İbrâhîm Hân vezîri Ahmed Paşa ilkâsıyla kerreteyn evâmir u hatt-ı şerîfler vârid olup nâ-şer‘îdir deyü vermeyüp Tokat kal‘asında dizdâra verüp cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlere emânetullah deyü sicille kayd edüp verdim. İpşir Paşa oğlum bu ahvâli istimâ‘ edüp mektûb-ı dürerbâr gönderüp buyurmuş kim ‘benim efendim ve peder-i azîzim, Allah senden râzî ola. Ehlimi vermemişsin. Eğer verirsen dü cihânda iki elim yakandadır ve rûz-ı mahşerde mes’ûl olursun ve eğer bu husûs içün pâdişâh tarafından bir ser-encâm çekersin. Her ne gûne maksûd [u] merâmına göre yoluna bin cân ile yüz bin baş ve İpşir oğlunun başı yoluna fedâdır’ deyü mektûbları geldi. Bu mahallerde İpşir'in hâtûnun pâdişâha nâ-şer‘î vermediğim pâdişâhın mesmû‘-ı hümâyûnları olıcak Sivas'dan bizi ma‘zûl edüp iki def‘a katlimize hatt-ı şerîfler gelüp avret hatıriyçün avret sözüne uyan avretden kötüdür, deyü hamd-ı Hudâ başımız vermeyüp Sivas'dan ma‘zûlen yedi bin asker ile hâlâ Turhal sahrâsında basîret üzre olup meks edüp günden güne tevâbî‘lerimiz gelüp cem‘ olmadadır. Ve İpşir Paşa oğlum Karaman eyâletiyle gelüp ve niçe ma‘zûl mîr-i mîrânlar ve sâ’ir ümerâlar gelüp cem‘iyyet-i kübrâ ile Üsküdar'a varup şer‘ ile da‘vâmız görüp yetmiş kimesnenin katlin isteriz. Bir vezîr oğlu vezîrsin, mührü sana, Mısr'ı bana, İpşir oğluma Şâm'ı, Süleymân Paşa oğluma Bağdâd'ı, Çavuşzâde oğluma Haleb'i, Melek Ahmed Paşa oğluma Erzurûm'u isteriz. İmdi benim efendim oğlu efendim, bu mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz varup vüsûl buldukda bir ân ve bir sâ‘at durmayup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek biri birimizle haberleşerek deryâ-misâl asker ile gelüp Bursa altında cem‘ olavuz ve yedi vezîr ve on mîr-i mîrân ve bî-hisâb mîr-i livâlar ile yek-dil [ü] yek-cihet olup adl-i adâlet edüp bir beyza-i mürğu bir akçeye alarak Âsitâne-i sa‘adet tarafına varup murâfa‘a-i şer‘ olavuz", deyü eblehâne mektûblar tahrîr eylemiş. Paşa mektûbları kırâ’at edüp hakîre eydür: "Ne ahmak herifdir. Mektûbunda cemî‘î hamâkatin ve bî-tedbîrliğin ifşâ etmek içün hâl-i dilin i‘lâm eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360a–360b ·
metinde göster ·
… Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar"
deyüp ol
ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr- …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
gice Murtezâ Efendi cümle mektûbları yazup ale's-sabâh cümle yârânlar ile vedâl …
Hikmet-i Hüdâ, Şâm-ı cennet-meşâmda Murtezâ Paşa efendimizle şeb [u] rûz Hüseyin-i Baykara fasılları edüp sohbet-i hâs ederken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından paşanın ulağı gelüp Mevlevî vezîria‘zamı ma‘zûl edüp Malkara'ya nefy edüp Kara Murâd Paşa vezîria‘zam olduğu haberin getirince Paşa gâyet müte’ellim oldu. Zîrâ Koca Mevlevî Mehemmed Paşa çerâğı olup harem-i hâsdan doğru Koca Vezîr sarâyına çıkup anın müsâfiri ve nazar-kerdesi idi. Ol gice Paşa ile sohbet ederken Paşa efendimiz eydür "Bir hazînedârı çağırın" dedikde hazînedâr gelüp "Var Evliyâ Çelebi'ye üç yüz altun ve bir semmûr paçası serhaddî ve üç gulâmına üç kat esbâb kürkleriyle ve gulâmlarına ellişer gurûş [ver]" deyüp fi'l-hâl hazînedâr üç yüz altunu hakîre verüp paşa eydür: "Birâderim Evliyâ'm! Allah âsân getire. Der-i devlete yolcusun!" dedikde aklım başımdan gidüp ne çâre "el-Emrü emrüküm" deyüp ol gice Murtezâ Efendi cümle mektûbları yazup ale's-sabâh cümle yârânlar ile vedâlaşup üç gulâmımla,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 29b ·
metinde göster ·
… ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah"
deyüp ol
topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
ân paşaya varup Kâğızhâne'ye gitmeğe izn alup kırk altun masrûf ve iki koyun ve …
deyüp ol ân paşaya varup Kâğızhâne'ye gitmeğe izn alup kırk altun masrûf ve iki koyun ve gayri me’kûlât [u] meşrûbât-ı bî-kıyâs alup hakîrin yâr-ı gâr-ı münâsiblerinden beş altı ağa ile haymelerimiz alup Kâğızhâne nehrinin sâhilinde dıraht-ı çınar sâyesinde meks edüp gice ve gündüz sohbet-i hâssa başlayup gûyâ her şeb [u] rûz Hüseyin-i Baykara zevki ederdik. Mâh-ı Recebü'l-müreccebin gurresinden tâ şehr-i Ramazânu'l-mübârekin hilâli nümâyân olunca kâmil iki ay bu sahrâ-yı çemenzâr [u] lâlezâr-ı Kâğızhâne'de eyle îyş u ışretler olmuşdur kim diller ile ta‘bîr ü kalemler ile tahrîr olunmaz. İslâmbol'un cemî‘i a‘yân [u] eşrâfları ve mîrâsyedi hoppa çelebileri bu Kâğızhâne fezâsında üç bin mikdârı münakkaş hayme vü hargâhlar ve çerge ü sahâbe ve nâmûsiyyeler ile vâdî-i hâmûnu zeyn edüp her şeb cümle hayemâtları niçe kerre yüz bin kanâdiller ile ve şem‘-i asel ve şem‘-i rîch ve meşâ‘il ü fânûs-ı me’nûs-ı ahterân ile çerâğân ederlerdi. Ve her serâperde-i a‘yânda her şeb hânende ü sâzende ü mutrıbân ve Ahmed kolu ve Cevâhir kolu ve Nazlı kolu ve Garibânî kolu ve Akîde kolu ve Zümrüd kolu ve Postâlcı kolu ve Potakoğlu kolu ve Haşota kolu ve Semmûrkaş kolu nâmân kol kol mezkûr çengiler çeng u rebâb ve santur ve tanbûr ve ud ve çertây ve kânûnları üzre her şeb gânâgûn fasl-ı Fâryâbî edüp tâ sabâha dek bir hây hu olurdu kim gûyâ Deccâl hurûc etmişdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 172b ·
metinde göster ·
… çeri demin "Allah Hak!" diyen fukarâ-yı Bektâşî yine "Allah Hak dost illallah!"
deyüp ol
cân-ı bî-bâk ü bî-pervâ içeri girüp "Aşk ola ey âşıkân-ı sâdıkân-ı zarîfân!" de …
Anı gördük, kapudan içeri Telhîsî Hasan Ağa gelüp üç kişi olduk. Esnâ-yı kelâmda İpşir Paşa deryâ-misâl Cemâpur askeri gibi eşkıyâ ve zorbalar ile geliyor, denildi. Aya rikâb-ı hümâyûna bu kadar haşerât ile geldikde ne evzâ‘ [u] etvâr ide ve Kapudan Murâd Paşa ile ve Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ol iki fitne dağarcıklarıya ne mu‘âmele ide, denildikde paşa eyitdi "Hele bizim vezâretimizde İpşir Şâm valisiyken Dürzî Mustafâ Ağa ile emîrler gönderüp, bre Dürüzi üzre gitme, ırz-ı vezâreti pâymâl edersin" deyü nasîhatnâmeler ile emr-i şerîf dönderüp emr-i pâdişâhîye amel etmeyüp sû-ı tedbîr ile Dürüzî üzre gidüp Bukâ‘ Boğazı'nda boğazı ele verüp bu kadar askerin Dürzî'ye kırdırup ve bu kadar mâl-ı hazâ’inden ayrılup kendüsü uyluğundan akra hançer ile Dürüzî elinde mecrûh olup kendüsü 175a ancak bir atıyla ve altı huddâmıyla halâs olup Şâm'a bî-cân düşüp ol nasîhat-âmîz mektûblarımızdan berü "Bizim adüvvi cânımızdır. Hele gelsin, görelim!" deyüp evhâm-ı garibeler ile müşevveşü'l-hâl olup bu gûne ahvâlât-ı âlâyiş-i dünyâ ile müşâvere ederken anı gördük, hemân kapudan içeri demin "Allah Hak!" diyen fukarâ-yı Bektâşî yine "Allah Hak dost illallah!" deyüp ol cân-ı bî-bâk ü bî-pervâ içeri girüp "Aşk ola ey âşıkân-ı sâdıkân-ı zarîfân!" deyüp nefîr-i Mûsâ çobanîsine dest urup ibtidâ düvâzde imâm aşkına on iki dem ü zemzeme urup bu hakîr ve paşa anın dem-i sûrundan dem-beste ü hayrân kaldık. Garâbet bunda kim "Kapuda bu kadar bevvâblar var. Bu sarây kâ’im-i makâm sarâyı olduğundan izdihâm-ı benî Âdem olmağıla bevvâblar kapulardan kuş değil zerre uçurmazlar. Bu dervîş ü dilrîş ne takrîb ile dâhil-i savma‘a oldu?" deyü engüşt ber-dehen edüp ta‘accüb etdik. Ammâ hakîr bu dervîşe im‘an-ı nazar ile nazar etdim. (Selâ) pây-bürehne ve ser-bürehne bir mülevves-şekil ammâ yüzünde gözünde nûr lem‘a urur. Sözünde letâfet u zarâfet u nezâfet olup dürr-i şehvâr-vâr tekellüm eder. Gâyetü'l-gâye fesâhat u belâgât sâhibi cân-ı cânân bir sâhib-i iz‘ân ve serinde âfitâbe-i bozdoğan kisbeti üzre âfitâbesi var. Tâcın kec kılup serinde muhibb-i hânedân alâmetlerinden on iki imâm aşkına on iki tarîk-i Bektâşiyân pîrleri alâmeti olmak içün on iki aded la‘l-gûn dâğları gül-i mutabbak-misâl serinde zeyn kılmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174b–175a ·
metinde göster ·
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir
deyüp ol
dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Pa …
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
… etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd"
deyüp ol
ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp …
Hemân paşa-yı bâ-vakar eyitdi: "Kani bunların nâbaş-ı nâtıraşları" dedikde serdârların ileri çekdiler. Paşa gördü kim serdâr-ı bî-dârı bir siyâh çehre Kara Alî nâm murdâr-ı vâcibü'd-dâr bir eşkıyâ çehreli nâbekâr, ammâ paşa buna pek dikkatle nigerân etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd" deyüp ol ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp tarfetü'l-ayn içre yetmiş danesin kelle paça edüp na‘şların püşte püşte yığup {hikmet-i Hudâ} Abaza Mehter Receb birine yedi kerre kılıç urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir dahi eyle şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa! Bî-günâhım ve garîbü'd-diyârım. Babam merhûm Haleb'de saçım içine bir kurguşumlu heykel içre bir varak yazup koymuşdur. Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde herîfi paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
vakt-i zuhr olunca at temâşâsı edüp âhir murassa‘ zeynli ata süvâr olup havlıda …
Kaçan kim murassa‘ eğerli ve pâk rahtlı bisâtlı eşheb cılgıdan iki başdan küheylân atları görünce koca kırçıl Kaytmaz Hân'ın aklı gidüp eydür: "Hân karındaşımız yahşılık etdi. Hak berekât versin." deyü birkaç kerre atın zîr ü pestine nazar edüp aklı gitdi. Andan öbür dibâ çullu yelegendez hurmâyî doru seylâvî atı görünce, "Bârekallah sad bârekallah!" deyüp ol vakt-i zuhr olunca at temâşâsı edüp âhir murassa‘ zeynli ata süvâr olup havlıda birkaç kerre turayl u cevelân kılup safâsından gûyâ cihân anın oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302a ·
metinde göster ·
ân Paşa'ya beş esîr ve beş tüfeng hedâyâlar çeküp haymeme gidüp istirâhat etdim …
{Hakîr eyitdim:} "Bu gazâ senin himmetinle olmuşdur, efendim, zîrâ ibtidâ kâfire imdâda geden Eflâk Boğdan askerin kırup sâ’ir küffârlar dahi andan ibret alup Rakofçi'ya aslâ imdâd gelmediğinden mel‘ûn kral münhezim oldu" deyüp ol ân Paşa'ya beş esîr ve beş tüfeng hedâyâlar çeküp haymeme gidüp istirâhat etdim. Hamd-i Hudâ sâlimîn ve gânimîn ordu-yı İslâma vâsıl olup cümle ehibbâ ve dostân ve yârânlar ile görüşdük.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b ·
metinde göster ·
Hân eydir: "Bu söz çındır" {deyüp gulâmlarından} Necatî ve şâh Polad {nâm gulâmlarına}, "şu kîseleri getür" deyüp ol mahalde ayak üzre Paşa'ya seksen bin altun verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 51b ·
metinde göster ·
gün Eflâk ve Boğdan ve Bender beğlerine mektûblar yazılup Özü kal‘ası meremmâtı …
Paşa eyitdi: "Bunda dahi bize asker lâzımdır" deyüp ol gün Eflâk ve Boğdan ve Bender beğlerine mektûblar yazılup Özü kal‘ası meremmâtıyçün on bin kıt‘a belvân direkler ve mismâr ve şindire tahta ve sâ’ir top tahtaları ve gayrı elvân keraste ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar ile bin aded mi‘mâr ve çerâhor ve iki bin Eflâk ve üç bin Boğdan ale'l-acele gelsin" deyü buyurdular mü’ekkeden tahrîr olunup Ensesi Yamalı şâmlı Halîl Ağa mübâşir olup katar-ı mehâr ile Halîl Ağa Eflâk ve Boğdan'a gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53b ·
metinde göster ·
ân tuğlar otak önüne du‘â ve senâ ile çıkup kurbânlar kesilüp fukarâlara bezl o …
Paşa efendimiz, "El-emrü emrüküm" deyüp ol ân tuğlar otak önüne du‘â ve senâ ile çıkup kurbânlar kesilüp fukarâlara bezl oldukda taraf-ı saltanatdan gelen kapucubaşıya on kîse ihsân olunup yine Der-i devlet tarafına gönderildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 142b ·
metinde göster ·
… düp Bihke kapudanın Zirinoğlu'ndan halâs [için] bu kadar mâl ile bizi gönderdi"
deyüp ol
gece kal‘a-i Vokin'de niçe gâzîler ile sohbetleri etdik.
"Fermân pâdişâh vekîlinindir. Bizim cânımız başımız anın yoluna. Anlar da sa‘âdetlü pâdişâhdan gelen hatt-ı şerîfe amel edüp Bihke kapudanın Zirinoğlu'ndan halâs [için] bu kadar mâl ile bizi gönderdi" deyüp ol gece kal‘a-i Vokin'de niçe gâzîler ile sohbetleri etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160a ·
metinde göster ·
ân tuğları du‘â ve senâ ile sarây meydânına çıkardı.
"Sen ki vezîr-i rûşen-zamîr lalam Melek Ahmed Paşa'sın, hatt-ı şerîfim vusûl buldukda bir ân durmayup Serdâr-ı mu‘azzamım Alî Paşa ile ma‘an Erdel gazâsına Rûmeli sancaklarıyla ale'l-umûm birden bine, binden yüz bine varınca asker-i Rûmeli ile sefer-i hümâyûnuma me’mûrsun ve eyâletinde olan cümle kazâlara emrler pârekende edüp sefer mühimmâtı içün zahîre-bahâ cem‘ edüp mükellef ü mükemmel kapun ile Erdel gazâsına gidüp hatt-ı şerîfime amel edesin" dedikde, paşa-yı müdebbir "El-emrü emrüküm" deyüp ol ân tuğları du‘â ve senâ ile sarây meydânına çıkardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175a ·
metinde göster ·
… Ve sen çerâğı olsan gerek, seni de katl eder. Hele görün dahi neler zuhûr eder"
deyüp ol
ân merhûm Seydî'nin kellesin kafâsıyla sâfî tuz içine bir kutuya koyup ılgar il …
Hemân bizim Melek Ahmed Paşa efendimiz eydir: "Bak a cânım Budin vezîri Muhtesib Ağası İsmâ‘îl Ağacık, eğer Köpürlü altı ay dahi kalırsa bu meclisde hâzır olanlarımızdan cümlemiz Köpürlü şehîd eder. Ve sen çerâğı olsan gerek, seni de katl eder. Hele görün dahi neler zuhûr eder" deyüp ol ân merhûm Seydî'nin kellesin kafâsıyla sâfî tuz içine bir kutuya koyup ılgar ile Âsitâne'ye gönderüp cesed-i şerîfin gasl ederken kurşum zahmından aslâ kan dinmeyüp cereyân ederek sene 1071 şevvâl'inin on dokuzuncu cum‘a gün, "âhir cum‘a" dediği gibi olup ol gün merhûm olup Tımışvâr'da Horos kapusu hâricinde handak kenârındaki câmi‘inin mihrâbı önüne defn ederken hikmet-i Hudâ Nemse çâsârı tarafından Roza nâm kefere elçi gelirken bu vâveylâ ve vâveledâ ağlamasın gördükde hinto arabası başın çeküp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186a ·
metinde göster ·
"Budin serhadleri boşdur, andan muhâfız olan asker bize mukâvemete kâdir değildir" deyü anların serhadlerine müşâ olan kal‘alarımız üzre Nemse ve Donkarkız ve Danimarka ve Çeh ve Leh ve İsfaç ve Korol ve İslovin ve Hırvat keferelerinden kâmil elli bin cünûd-ı cünüb asker-i küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr cem‘ edüp Budin kurbu serhadlerinden kal‘a-i Hamza Beğ, Erçin, Penteli, Cânkurtaran, Cânbeğ, Val, Kızılhisâr, Polta, Çavka, Began, Nadaj nâm palanka ve kılâ‘-ı metînelere ve sâ’ir kurâ vü kasabât-ı İslâmiyyenin tedmîrlerine ve Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu ve Kettanoğlu nâm hersek kâfirlerin başbuğ edüp mezkûr kal‘aları meymene ve meysere alâ mehil bî-bâk ü bî-pervâ döğe döğe kal‘alara istîlâ edüp bu kadar mâl-ı hazâ’in ve defâin ve üsârâ-yı ümmet-i Muhammed'i alup koyun sürüsü gibi bu kadar mahlûk-ı Hudâ'yı sürü sürü sürüp kal‘a-i Belgrad ve kal‘a-i Çakatornalarına gönderüp cümle kılâ‘-ı mezbûrelerimizin cümle cebehâne ve topların alup hamu kal‘aları âteş-i Nemrûd ile ihrâk bi'n-nâr edüp karâr-dâde olamayup karârlari firâra mübeddel olup diyâr-i menhûslarına gitdikleri haberi Serdâr Ali Paşa-yi gayyûra bu haber-i mûhiş gelince hemân ol ânda kendüde tâb [u] tüvân kalmayup gayretinden gûyâ bî-cân olup "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp ol demde dem çekmeyüp dâmen der-miyân edüp dîvân-i pâdişâhîye Budin vezîri İsmâ‘îl Paşa'yi katina kiğirdup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26a ·
metinde göster ·
… ıkup kanları Tuna'ya varınca hâlâ Tuna ol kandan aşağı kırmızı kan gibi akıyor"
deyüp ol
gün üç bin kâfir dîn-i Îsâ'ya girüp Hıristiyan mezhebin kabûl edüp mezkûr papas …
"Bu eyi alâmet değildir ve bu kralzâde ile bu papası öldürdük. Bunlar tekin değildir. Bizi Îsâ dinine da‘vet etdiler. Hak dîn imiş ve dürüst Hıristiyanlarmış. Kanları düşdüğü yerden ılıca çıkup kanları Tuna'ya varınca hâlâ Tuna ol kandan aşağı kırmızı kan gibi akıyor" deyüp ol gün üç bin kâfir dîn-i Îsâ'ya girüp Hıristiyan mezhebin kabûl edüp mezkûr papası ve kralzâdenin lâşelerin Gerz İlyâs dağına çıkarup anda defn edüp üzerlerine Kanadin nâm bir manastır ve bir tekye ve mukaddemâ mürd olan İştivan Kral mâlıyla bir kal‘a yaparlar. Kefere zamânı bir ma‘bedgâh [u] ziyâretgâh-ı millet-i Mesîhiyye imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 89a ·
metinde göster ·
cânibe müteveccih olup çarhacıları ve piyâdeleri ileriye koduk ve savaş-ı perhâ …
"Bire küffâr bu cânibden zuhûr etdi" deyüp ol cânibe müteveccih olup çarhacıları ve piyâdeleri ileriye koduk ve savaş-ı perhâş tedbîrine bezl-i himmet etdik, ammâ küffâr ile mâbeynimiz iki top menzili kadar dahi ba‘îd bir sahrâ-yı medîd bezm-i arsagâh ve arbedegâh yeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102a ·
metinde göster ·
Andan Uyvar'ın Komaran kapusu tarafında "Kaplan Paşa yalnızdır"
deyüp ol
cânib Eflak ve Boğdan'dan birkaç bin kefere hatmanlarıyla kodular ki "Kal‘a içi …
Andan Uyvar'ın Komaran kapusu tarafında "Kaplan Paşa yalnızdır" deyüp ol cânib Eflak ve Boğdan'dan birkaç bin kefere hatmanlarıyla kodular ki "Kal‘a içine Komaran tarafından çaşıt ve imdâd gelmeye ve kal‘adan taşra feryâdcı ve çaşıt kefereler girüp çıkmayalar" deyü muhâfazacılar kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117b ·
metinde göster ·
… üşenme kethudâm ile bu imdâda sen bile git" deyü fermân edince el-emrü emrüküm
deyüp ol
ân atlanup,
"Evliyâm, bu hazîneyi çıkarmağa ve bu hazîneden üç bin yiğide ulûfe vermeğe sen me’mûr idin. Lütf eyle, üşenme kethudâm ile bu imdâda sen bile git" deyü fermân edince el-emrü emrüküm deyüp ol ân atlanup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159b ·
metinde göster ·
… hi Seğitvar'ın iç kal‘ası alınmadı ise işte henüz benim vücûdum kal‘ası alındı"
deyüp ol
gün kasâvetinden Süleymân Hân sene 974 mâh-ı Safer'in 22 günü serîr-i saltanatı …
"Dahi Seğitvar'ın iç kal‘ası alınmadı ise işte henüz benim vücûdum kal‘ası alındı" deyüp ol gün kasâvetinden Süleymân Hân sene 974 mâh-ı Safer'in 22 günü serîr-i saltanatın terk edüp dâr-ı bâkîye irtihâl etdikde hemân âkıl u müdebbir Sokollu Vezîr na‘ş-ı Süleymân Hân'ı Silihdâr Ca‘fer Ağa ve Ferîdûn Beğ ve bizim pederimiz ve Kuzu Ali Ağa ve Abdî Efendi ile na‘ş-ı Süleymân Hân'ın karnını yarup ûd u amber ve müşg ü za‘ferân ile tuzlayup Süleymân Hân'ın obası içre, vücûd-ı Süleymân Hân'ı "Amâneten" deyü yere defn edüp kalbini ve muzahrafât ve ciğerini hâlâ Türbe kal‘ası olan yere defn edüp Sokollu Vezîr bizim peder ile 173b beş ad[ed] musâhiblere yemîn verüp pâdişâhın merhûm olduğun ifşâ etmeyeler ve na‘ş-ı şerîfin defn olunduğu yerden taşra çıkmayup gûyâ Süleymân Hân hayâtda gibi yine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173a–173b ·
metinde göster ·
… edeyiz, hemân bizi âzâd edecek olun, görün size ne kadar mâl-ı ganâ’im alırsız"
deyüp ol
gün seğirdüp bir ormanlık içre yatup vakt-i seherde cümle atlanup bir sâ‘at dah …
Kelle-i küffâr galtân olunca olanca küffârların akılları başlarından gidüp sâ’irleri bu hâli görüp "Hâşâ biz size hıyânet edeyiz, hemân bizi âzâd edecek olun, görün size ne kadar mâl-ı ganâ’im alırsız" deyüp ol gün seğirdüp bir ormanlık içre yatup vakt-i seherde cümle atlanup bir sâ‘at dahi seğirdüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
ân beş yüz pâre toplar atup şâdımânlar edüp ba‘dehu paşaya beş kîse ve bu kadar …
"Vallâhi sultânım, alayınıza çıkup mehâbet [ü] salâbetinizden unutduk" deyüp ol ân beş yüz pâre toplar atup şâdımânlar edüp ba‘dehu paşaya beş kîse ve bu kadar tuhaf hedâyâlar verüp özrün ricâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50b ·
metinde göster ·
… e Kâsım günleri oldukda bu Kâsım Voyvada askerleri üzre bir hây hûy Allâh Allâh
deyüp ol
gece bunların üstlerine gökden alaca alaca nûr yağar" deyü kefereler şehâdet et …
"Her sene Kâsım günleri oldukda bu Kâsım Voyvada askerleri üzre bir hây hûy Allâh Allâh deyüp ol gece bunların üstlerine gökden alaca alaca nûr yağar" deyü kefereler şehâdet etdiler. Hamd-i Hudâ cümlesin ziyâret edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 74b ·
metinde göster ·
… iristânda geze geze kâfirlere mahabbet etmişsin. Bu elçiden sana icâzet alırım"
deyüp ol
ân hakîre yüz altun ve bir sâ‘at ve bir kat esvâb ve bir Azak cılkavası kırmızı …
"Bire yabana söyleme, Kâfiristânda geze geze kâfirlere mahabbet etmişsin. Bu elçiden sana icâzet alırım" deyüp ol ân hakîre yüz altun ve bir sâ‘at ve bir kat esvâb ve bir Azak cılkavası kırmızı kürk kontuş ve gulâmlara ve refîkânlara cümle esvâblar ve ihsânlar edüp andan elçiden Mehemmed Paşa hakîr içün izin alup fakîr elçi hayli müteellim olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 187b ·
metinde göster ·
… usu pâkdir. Ak akçene bakmam. Senden bir şey saklamam. Sana pek ri‘âyet ederim"
deyüp ol
kadar dilnüvâzlık edüp mazbût gönülleri uğurlayup hâh nâ-hâh seni istediği yeri …
"Ağa benim evime kon. Bak benim ekmeğim ak pakdır ve evimin aşağısı ve yukarusu pâkdir. Ak akçene bakmam. Senden bir şey saklamam. Sana pek ri‘âyet ederim" deyüp ol kadar dilnüvâzlık edüp mazbût gönülleri uğurlayup hâh nâ-hâh seni istediği yerine kondurup ta‘zîm edüp kılınırlar, ammâ bir Girid mankırı bağışlamazlar. Eğer hakların vermezsen cümle avretler başına üşüp bir ey kötek çekerler, zîrâ mu‘âf u müsellem derbend-i azîmdir. Ve ba‘de'l-ışâ hakların alup cümle kızlar ve avretler kaçarlar. Eğer senden râzılar ise sabâh tahte'l-kahve ta‘âmlar getirüp yedirüp içirüp yola yollarlar. Bu dahi Sultân Bâyezîd-i Velî evkâfıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 206b ·
metinde göster ·
… Hân huzurunda ta‘âm yerlerken sofra başında ikisi "Pâdişâhım biz bu ân gideriz"
deyüp ol
ân ân-ı vâhidde ikisi bir ânda cân teslîm edüp bu mahalde defn edüp üzerlerine …
Evvelâ şehir hâricinde Kütâhiyye râhı üzre Yahşi Baba ve Bahşi Baba: İkisi tev‘eme bürâderler imiş. Selîm Hân huzurunda ta‘âm yerlerken sofra başında ikisi "Pâdişâhım biz bu ân gideriz" deyüp ol ân ân-ı vâhidde ikisi bir ânda cân teslîm edüp bu mahalde defn edüp üzerlerine bir tekye binâ etmişler. Kendüleri Horasân erenlerden olmağile yine türbedârları ve tekyenişînleri Hindî ve Özbekî ve Mogolî ve Dagıstânî fukarâları sâkinlerdir. Ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y17b ·
metinde göster ·
mahalde bir nehir ubûr edüp ayn-ı misk deyüp ol nehrin üstüne iki göz bir cisr- …
"Bire benim mümessek Gökâbâd'ım" deyüp ol mahalde bir nehir ubûr edüp ayn-ı misk deyüp ol nehrin üstüne iki göz bir cisr-i latîf inşâ edüp Miskli cisir ve Misk suyu deyü tesmiye olunmuşdur. Ammâ mezkûr yağ Dârâhiyye kazâsında cümleden a‘lâ ve kuvvetli hâsıl olur, zîrâ âb [u] hevâsının letâfetinden azîm dıraht-ı müntehâlardan hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128b ·
metinde göster ·
… Bire benim mümessek Gökâbâd'ım" deyüp ol mahalde bir nehir ubûr edüp ayn-ı misk
deyüp ol
nehrin üstüne iki göz bir cisr-i latîf inşâ edüp Miskli cisir ve Misk suyu deyü …
"Bire benim mümessek Gökâbâd'ım" deyüp ol mahalde bir nehir ubûr edüp ayn-ı misk deyüp ol nehrin üstüne iki göz bir cisr-i latîf inşâ edüp Miskli cisir ve Misk suyu deyü tesmiye olunmuşdur. Ammâ mezkûr yağ Dârâhiyye kazâsında cümleden a‘lâ ve kuvvetli hâsıl olur, zîrâ âb [u] hevâsının letâfetinden azîm dıraht-ı müntehâlardan hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128b ·
metinde göster ·
gece çerâğ ve meş‘aller yakup deff ü kudümlerin döğüp ve sûr [u] tabılların çal …
"N'ola güllerim" deyüp ol gece çerâğ ve meş‘aller yakup deff ü kudümlerin döğüp ve sûr [u] tabılların çalup hâlâ âsitânesine havâle olan taşlı tağa tevhîd-i erre ile varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130a ·
metinde göster ·
… ndeki [[(---) (---) (---)]] ba‘dehu "Ümm-i enbiyâ Hacer Ana rûhiyçün el-Fâtiha"
deyüp ol
yeşil mihrâb taşın Q 141aP 143a sağ cânibine işâret buyurup du‘â ederlermi …
Hazret-i Resûl bûs edüp bu beyt [[(---) (---) (---)]] 'l-Esved biri 'l-Esved biri mahall-i Ma‘cene biri Hatîm içinde imâmet edüp secde yerindeki [[(---) (---) (---)]] ba‘dehu "Ümm-i enbiyâ Hacer Ana rûhiyçün el-Fâtiha" deyüp ol yeşil mihrâb taşın Q 141aP 143a sağ cânibine işâret buyurup du‘â ederlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y344a ·
metinde göster ·
… nce hayât-ı câvidân bulup ol sâ‘at boynuzun biri düşüp biri kalır. Hamd-i Hudâ,
deyüp ol
nehir kenârınca gider. Görse kim ol mahalde bu nehir bir kayadan çıkar. Anda an …
Bitlîs şehri içinden gelen nehirden nûş edince hazz edüp atf-ı ınânı ol cânibe çevirüp Bitlîs şehrine geldikde kal‘a altında nehir yine iki kol olur. Çârsû içinden gelenden nûş edüp safâ etmez, ammâ kal‘a altından gelen nehr-i (---) nûş edince hayât-ı câvidân bulup ol sâ‘at boynuzun biri düşüp biri kalır. Hamd-i Hudâ, deyüp ol nehir kenârınca gider. Görse kim ol mahalde bu nehir bir kayadan çıkar. Anda andan cümle askeriyle meks edüp kırk gün ol ayn-ı zülâlden nûş edüp öbür karnı dahi düşüp İskender boynuzlarından halâs olup veca‘ından berî oldu."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y11a ·
metinde göster ·
kisveden ziyâde Ka‘be-i mükerremenin kapusunun yeşil atlas üzre zer-ender-zer p …
"Ammâ biz Mekke ve Medîne'ye ne hayrât edelim," deyüp ol kisveden ziyâde Ka‘be-i mükerremenin kapusunun yeşil atlas üzre zer-ender-zer perde-i şerîfin ve Makâm-ı İbrâhîm'i müceddeden binâ edüp sandûka-i şerîfin zer-ender-zere müstağrak etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y57b ·
metinde göster ·
… ve'l-cemâ‘at abdâlândır kim âyende vü revendeye hizmet edüp "Safâ geldin, cân"
deyüp ol
müsâfir cânın yoluna cân baş üzre kulluk edüp cânlar fedâ ederler.
Bu dergâhın cânib-i erba‘asında kurbân postları döşelidir. Mihrâb dibinde Şeyh Mehemmed Dede, alt yanında baş halîfe, andan imâm, andan mü’ezzin, andan du‘âcı, andan şerî‘atçı, andan tarîkatçı, andan asâdâr, andan alemdâr, andan meydâncı, andan mihmândâr, andan aşçıbaşı, andan etmekçibaşı, hâsıl-ı kelâm cümle fukarâ postları üzre yollu yollarınca ber-karâr olup tâcların kec kılup her biri kendü işgâllerinde olup kimi ders ile mukayyed ve kimi tilâvet-i Kur’ân, kimi kesb-i irfân edüp bir alay ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at abdâlândır kim âyende vü revendeye hizmet edüp "Safâ geldin, cân" deyüp ol müsâfir cânın yoluna cân baş üzre kulluk edüp cânlar fedâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y112b ·
metinde göster ·
mahalde yine çöküp oturdu kim kırk yedi senedir ol amûd dibinde sâkindir. Bu ke …
"Yâ imâme'l-vezîr el-vezîr, ünzül ünzül bi'l-acele ile'l-Mısır, ruh ile'r-Rûm bi's-selâme yâ imâm" deyüp ol mahalde yine çöküp oturdu kim kırk yedi senedir ol amûd dibinde sâkindir. Bu kelâmı istimâ‘ eden:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y222b ·
metinde göster ·
… ı nazar ile nazar ederdim: ol nâr-ı elîm içinde oturup "en-nâr fâkihetü'ş-şitâ"
deyüp ol
hâr vilâyetde nâr yerken iki ellerin gâhîce iki bagalleri ya‘nî koltukları altı …
Ammâ hakîr hayretde kalup im‘ân-ı nazar ile nazar ederdim: ol nâr-ı elîm içinde oturup "en-nâr fâkihetü'ş-şitâ" deyüp ol hâr vilâyetde nâr yerken iki ellerin gâhîce iki bagalleri ya‘nî koltukları altına sürüp andan ellerin yüzüne ve gözüne ve cemî‘i uzvuna sürerdi, ve ol mahalde kendü vücûdundan ba‘zı dûd-ı siyâh alev zâhir olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y420a ·
metinde göster ·
makramayı ve koynumdan iki makrama dahi hâzır etmişdim. Ve bir Dervîş Alî hattı …
"Ne acâyib musanna‘ makrama olur" deyüp ol makramayı ve koynumdan iki makrama dahi hâzır etmişdim. Ve bir Dervîş Alî hattıyle müzehheb ve halkârî En‘âm-ı şerîf ve bir sâ‘at-ı latîf verdim. Gâyet haz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·