… binüp alayköşkü dibine vardıkda bir kaç âdemi "Eksik satar mısın?" deyü seksen
deyeneği
çırpup ellerinde terâzûlar ile ubûr ederler. Ve's-selâm.
Ardı sıra emîn ve çorbacı ve nâ’ib ve muhtesib esbâb-ı mu‘ayyeneleri ile pür-silâh cebe ve cevşene gark olup enselerinde kafâdâr çifte köçekler ile gûyâ bu ağalar İslâmbol içre kola binüp alayköşkü dibine vardıkda bir kaç âdemi "Eksik satar mısın?" deyü seksen deyeneği çırpup ellerinde terâzûlar ile ubûr ederler. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
… eder ve bir oda yeniçeri-i Bursa ağası ve cebeci çorbacısı ve yigirmi yeniçeri
deyeneği
kolluğu ve sipâh kethüdâyeri ve Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve mîzân-ı harî …
Âsitâne tarafından yeniçeri çukadârı ve bâzâra gideni ve dergâh-ı bevvâbândan bir keçeli kapucu muhzırbaşısı ru’ûs-i hümâyûn ile hükm eder ve bir oda yeniçeri-i Bursa ağası ve cebeci çorbacısı ve yigirmi yeniçeri deyeneği kolluğu ve sipâh kethüdâyeri ve Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve mîzân-ı harîr emîni ve gümrük emîni ve şehr voyvadası ve çöplük subaşısı ve muhtesib ağası ve ayak nâibi. Bunlar cümle salb [u] siyâset sahibleri hâkimlerdir, zîrâ sevâd-ı mu‘azzam şehr-i kebîrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223a ·
metinde göster ·
… Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık
deyeneği
hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eynind …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… u ref‘ eyle!" dediklerinde hemân paşa tehevvüre gelüp çavuşbaşı elinden hezârân
deyeneği
kapup bir alay ibâdullahı Dîvânhâne'de önüne katup anı anda urarak kimi kendüyi …
Andan azline mâdde-i sânî: Sene (---) târîhinde Karadeniz nihâyetinde kal‘a-i Azak'ı Kazak-ı Ak, Moskov u Potnak, Yunak, [u] Boynak muhâsara edüp Mehemmed Girây Hân imdâdıyla kal‘a-i Azak küffârın muhâsarasından halâs olup kal‘a-i Azak'dan cümle iş erlerinden feryâdcılar gelüp "Zahîre ve cebehâne ve cerâye ve alîkımız kalmayup bir senedir mevâcib yüzü görmedik. Elbette vazîfe-i mu‘ayyenemiz gelmezse kal‘a-i Azak-ı adâyı hâli üzre bırağup târmâr oluruz" deyü kırk yedi bölük ağalarından feryâdcılar gelince Melek Ahmed Paşa cemî‘i erbâb-ı dîvânın ihtiyârlarıyla meşveret-i azîm edüp netîce-i kelâmları oldur kim "Eğer zahîre ve cebehâne ve ulûfelerin Karadeniz'den göndersek, deryânın fırtına hâli dâ’imâ tehlikedir ve Karadeniz'de Azak Kazağı ve Özü Kazağı hâli istîlâ edüp iki yüz pâre kayıklar ile gezmededirler. Azağ'a imdâd etmek müşkildir. Hemân cümle zâhire ve cebehâneyi Kefe eyâletine mutasarrıf İbrâhîm Paşa'ya fermân edüp Kefe'den âsân vech ile Azağ'a vâsıl olur. Mevâciblerin bunda hazîne-i pâdişâhîden yetmiş bin guruş çıkarup cemî‘i ehl-i hırefe akçe tevzî‘ edüp râyic-i sûk-ı sultânî üzre şerîfî altun cem‘ edüp kırk elli aded ulakları bu mahaldan Kırkkilise beğine vâsıl ederiz. Anlar da Özü vezîrine, anlar da Özü beğine, anlar da Kırım hânına, hân dahi Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikâr ile Azağ'a vâsıl olduğu haberi arz-ı muhzırlarla yiğirmi beş günde gidüp geldikleri haberi gelir. Bu re’y-i tedbîr ahsendir" deyü Fâtiha tilâvet olunup hazîne-i pâdişâ 102a hîden yetmiş bin guruş çıkarup cümle ehl-i hırefe ve meşâyihleri ve kethüdâlarına tenbîh edüp Kudde Kethüdâ ve Defterdâr Emir Paşa ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi ve Moralı Mustafâ Çelebi ve gayri ser-i kârda olan efendi hâ’inleri yetmiş bin aded hazîne guruşların tebdîl edüp maksûs kuş gözü kalp Moralı akçesi esnâfa verüp Kudde Kethüdâ Diyârbekir Çermik'inden olması sebebiyle yetmiş deve yükü kırmızı Diyârbekir bezi ve kuyumcu şâbı ve Kayseriyye'nin sarı sahtiyânın cemî‘i esnâfa döküp üçer kat bahâların taleb edüp kuş gözü akçe ile ehl-i sûkdan altın yüz seksen akçeye iken hurde akçe ile yüz yiğirmi akçeye istediler. Cemî‘i ehl-i hırefin ihtiyârları Melek Ahmed Paşa efendimizin kendi dîvânına gelüp hâk-i pâyine yüz sürüp "Sultânım, bize zulmdür. Diyârbekir bezin üç kat bahâsına üzerimize dökdüler. Ve şâb ve sahtiyân döküp kuş gözü akçeyle yüz yiğirmiye Azak mevâcibi deyü altun isterler. Azîz başın içün bu fukarâ-yı sûka zulm-i Haccâc-ı Yûsuf'dur. Men‘ [u] def‘ eyle" deyü ricâ eylediklerinde paşa eydür "Âdemler! Biz size Diyârbekir bezi ve şâb ve sahtiyân vermedik. Yetmiş bin Sivilya riyâl guruş verüp esvâk-ı sultânîde râyic olduğu gibi altun isteriz" deyüp Defterdâr'a ve Kudde'ye Paşa eydür: "Bu ibâdullaha niçe kırmızı bez ve şâb ve sahtiyân vermişsiz" dedikde Defterdâr ve Kudde eyitdiler "Sultânım! Hoca Hânı'nda bir bâzergân âhirete intikâl edüp bu kadar mâlı mîrîye kabz olunup bu aralıkda bezleri ve şâb ve sahtiyânın bu esnâfa seyrü'n-nâs verdik. Ne var, Azak askerine imdâd etseler, ne olur" dediklerinde paşa dahi anların sözlerine tebe‘iyyet edüp eydür: "Yürün ümmet-i Muhammed ile olsun, guzât-ı müslimîne imdâd edin. Azağ'a ulûfe gönderdim" dedikde hemân cümle ehl-i hıref "Vâveylâ ve vâveledâ! Nedir bu zulm, ümmet-i Muhammed, yok mu" deyü cemî‘i ak sakal, mün‘im ü muhteşem ihtiyârlar ve niçe yüz sâdât-ı kirâmdan kimesneler ileri gelüp "Etme vezîr! Bu zulmü def‘ u ref‘ eyle!" dediklerinde hemân paşa tehevvüre gelüp çavuşbaşı elinden hezârân deyeneği kapup bir alay ibâdullahı Dîvânhâne'de önüne katup anı anda urarak kimi kendüyi nerdübândan aşağı atarak, kiminin eli ayağı kırılarak firâr edüp cümle sâdât-ı kirâm "İhtiyâr müzevir herîfler, şâhid olun, bre Yahûdî deyüp üzerimize gelüp asâ ile urup mecrûh edüp zulmümüzü def‘ etmedi. Bunun vezâret [ü] hükûmeti câ’iz değildir. Emr şer‘-i Resûl-i mübînin!" deyü doğru nakîbü'l-eşrâfa ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye varup murâd [u] merâmları üzre fetvâlar aldılar kim paşanın üzerine küfr isbât etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101b–102a ·
metinde göster ·
… ve sarâyı ve bâğları meşhûrdur. Hâkimleri birov kefereleridir kim elinde gümüş
deyeneği
vardır. Lâkin bir eyi hüsn-i hâlleri var. 78b Bu varoşa bir müselmân müsâfir …
Budin vezîri hâssıdır kim bir çölistân-ı bî-amânda binden mütecâviz saz ve kamış örtülü Macar hâneleri ve üç aded kenîseleri ve câ-be-câ dükkânçeleri var, cümle Orta Macar katanası kâfirleri bunda yatup yemlenüp yiyeceklenüp taşra vilâyetlerd[e] şikâr alırlar, ammâ Keçkemet Macarının kızları ve sarâyı ve bâğları meşhûrdur. Hâkimleri birov kefereleridir kim elinde gümüş deyeneği vardır. Lâkin bir eyi hüsn-i hâlleri var. 78b Bu varoşa bir müselmân müsâfir gelse Macar katanasına demezler ve müselmâna Macar katanası var demeyüp birbirlerinden ikisini de hıfz edüp müselmânın yanına refîkler koşup elbette bir selâmete vâsıl ederler, zîrâ Budin vezîrinden eyle fermân olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78a–78b ·
metinde göster ·
… an âdem yoldaşlarınız başları ağaçlara bir olup ol yayan âdemin elinde bir sopa
deyeneği
ve bir elinde kılıcı var ve atlının elinde bir kılıcı var, yollar üzre ağaçları …
"Biz bir alay yolcu kefereleriz, lütf eylen sizin ileride giden büyük atlı ve bir büyük yayan âdem yoldaşlarınız başları ağaçlara bir olup ol yayan âdemin elinde bir sopa deyeneği ve bir elinde kılıcı var ve atlının elinde bir kılıcı var, yollar üzre ağaçları kese kese giderler. Biz sizin ol yoldaşlarınızı görüp aklımız başımızdan bir kenârda kaldık. Ve ol yayan elindeki sopa ile birimizin başına nice urdu ise hurd-ı haşhaş işte leşi" deyü leşini gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 345a ·
metinde göster ·
… sâhibi cellâd-meşreb huddâmları var, anlar deli bürâderlerin ba‘zısına kızılcık
deyeneği
hoşâbı yedirirler, aklı başına gelir.
Ammâ bu Mısır'ın âb [u] havâsı yübûset üzre olduğundan cümle halkı Y 120a sevdâyîdir. Ve mekr-i zenânı çok olmağile ekseriyyâ halkı meshûr ve memkûrdur. Hemân ol âdemi ahâlî-i mahalle paşaya arz edüp buyurdı-yı şerîf ile bîmârhâneye koyup tîmâr ederler. Buyurdı olmasa bîmârhâneye komazlar. Zîrâ rûz-merre bir guruş masrafı vardır. Ol ecilden asrımızda Kalavân bîmârhânesinde üç yüz altı bîmâr u mecnûn kimesneler var idi. İmâretden ta‘am çıkacak mahalde cümle on iki etibbâ telâmîzleri ile herkesin tabî‘atine göre ta‘âmlar ve me‘âcin edviyeler verirler. Ve hukemâların cür’et sâhibi cellâd-meşreb huddâmları var, anlar deli bürâderlerin ba‘zısına kızılcık deyeneği hoşâbı yedirirler, aklı başına gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y119b–Y120a ·
metinde göster ·