… ren Akka kal‘asın Tâhir Baybars muhâsara edüp kâmil yedi sene zîr-i kal‘ada bâğ
dikdiler
. Evlâd [u] ensâb sâhibi oldular. Ammâ yine kal‘anın fethi mümkin olmadı. Zîrâ b …
Ba‘dehû Selâhaddîn {merhûm oldukdan sonra} Tâhir Baybars halîfe iken "Nitekim Akka kal‘ası dest-i küffârdadır, yine Kuds'e istîlâları mukarrerdir" deyü yer götürmez asker-i deryâ-misâl ile berren ve yedi yüz pâre gemiyle bahren Akka kal‘asın Tâhir Baybars muhâsara edüp kâmil yedi sene zîr-i kal‘ada bâğ dikdiler. Evlâd [u] ensâb sâhibi oldular. Ammâ yine kal‘anın fethi mümkin olmadı. Zîrâ bu Akka kal‘ası gibi ol asrda böyle bir kal‘a-i Kahkahâ yok idi. Âhır bir gice Hazret-i Melikü't-Tâhir rü’yâsında görür kim bu gazâda Haleb şehrindeki Şeyh Âbidîn Efendi olmayınca bu kal‘a feth olmaz derler. Hemân Tâhir Baybars, Haleb'e bir muhabbetnâme ile âdem ılgarup üç günde Haleb'e varup mektûb-ı muhabbet-uslûbu şeyhe tapşırınca şeyh me’âl-i kelâm-ı anlayup "el-Emru emrüküm!" deyüp na‘leynin üzre âbdest alırken hemân şeyhin bir gözü şehîd olur. "Sübhânallah der. Var âdem elhamdü lillah. İşte bu ân kal‘a feth olur" deyü sağ ayağından na‘leynin çıkarup gazab ile hevâya atup "Var Melik Tâhir'e bizden selâm eyle. Gazâları kutlu olsun, deyü haber eyle. İşte ol gazâda âlem-i bâtında cenk ederken bir gözceğimiz şehîd oldu" deyü merdüm-i dîdesin bir hokkaya koyup mezkûr kâsıd ile çeşm-i şerîfin kal‘a-i Akka altında Tâhir Baybars'a gönderüp kâsıd üç günde Akka kal‘asına geldikde görse kim kal‘a zîr u zeber olup yerde yitüp cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya dâhil olup ibâdetgâh-ı müslimîn olmuş. Kâsıd Melik Tâhir'e gelüp şeyhin selâmıyla çeşm-i şerîfin 41a verüp cümle guzât-ı muvahhidîn âlem-i hayretde kalır. Meğer mezkûr Şeyh Âbidîn hazretleri "Nola da‘vete icâbet gazâda bulunalım" deyüp âbdest alırken gözü şehîd oldukda ayağından na‘linin hevâya endaht etdükde Akka'yı muhâsara eden fetâ-yı müslimîn azharun mine'ş-şems görürler kim bir na‘lîn ber-hevâ tayrân ederek gelüp sîne-i pür-kîne sûra bir kerre niçe darb ederse bi-emrillah taşra handak kenarında olan kal‘a dîvârına bir zelzele-i azîm isâbet edüp cümle burc [u] bârûları ka‘r-ı zemîne geçüp cümle esâsları hevâya nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40b–41a ·
metinde göster ·
… mız varup bî-bâk u bî-pervâ nûş etdi. Hemân cümle yârân teveccüh-i asâyı hakîre
dikdiler
. Elbette siz de içersiz, deyü ibrâm [u] ilhâh teklîf-i mâlâ yutâk etdiler. Hakî …
Andan Resmî Çelebi Bismillah ile varup bilâ-tereddüd nûş etdi. Andan Muhzırzâde vardıkda kesilüp yine akdıkda alup nûş etdi. Buna cümle yârân bir netîce-i kelâm veremediler. Andan bizim bir gulâmımız varup bî-bâk u bî-pervâ nûş etdi. Hemân cümle yârân teveccüh-i asâyı hakîre dikdiler. Elbette siz de içersiz, deyü ibrâm [u] ilhâh teklîf-i mâlâ yutâk etdiler. Hakîr eyitdim "Bre âşıkân-ı sâdıkân, biz bu gûne âlüfte ve âşüfte hezâr âşinâ seyyâh-ı âlemiz. Bu hakîre bu teklîfi etmen" deyü ricâ etdikçe cümle yârân gülerek musırr olup "Elbette bizim mâhiyyetimize vâkıf oldun. Bir de seni görelim" deyü cebr-i mübrem-i kesîr etdiler. Hakîr dahi kendi hâlimden haberdârım ammâ yine derûnumda bir havf eseri idi. Hemân ecdâd-ı nâmım Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretlerinin rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp Bismillah ile keşkülü ele alup mâ-i tâhirden 143a bu hakîr-i pür-taksîr tâhir sudan nûş etdim. Cümle yârân şâdumân oldular. Andan Sarrâc Mehemmed Çelebi aldı ve şükr-i Hudâ eyledi. Bu kerre bizi bu çeşmeye getiren Yürük kocasına teklîf etdiklerinde "Oğullar, benim tâli‘im yokdur. Belki su kesile" sevdâsında olup vardıkda alamayup ana dahi gülüşüp "Bre koca sen de mef‘ûl imişsin" deyü vâfir şakalar etdiler. Netîce-i merâm bu yalçın kayadaki çeşmeden yetmiş aded kimesne su içmeğe kasd edüp ancak beş kimesne nûş edüp gayriye müyesser olmadı. Bir garâ’ib ve acâ’ib mutalsam-ı ayn-ı câriyedir. Kimesne bu çeşmenin keyfiyyet-i esrârından vâkıf olamayup ertesi kırk birinci gün Sofya'ya dâhil olduk. Ammâ bu Vitoş yaylasında niçe yüz ibret-nümâ alâmetler ve âsâr-ı binâlar var kim âdemin aklı gider. Hatta bir ibret-nümâ binâ-yı kadîm var, cemî‘i mülûk anı Ferhâdî külünkler ile nakb edüp bir isr-i kâr etdirememişler. "Tûfândan sonra Sofya'da sâkin olan Sırfâyil oğlu Sırfa'nın kenzidir ve kabri kendidir" deyü kavm-i Latin ol zu‘mdadır. Ammâ diyâr-ı Rûm'da ve eyâlet-i Rûm-ı merzbûm-ı edna'l-arzda Hâlık-ı Kevneyn'in halk etdiği yetmiş aded kûh-ı serbülend ve yaylağ-ı dil-pesendler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b–143a ·
metinde göster ·
… bir at süheyli zâhir olup cümle atlarımız ol tarafa müteveccih olup kulakların
dikdiler
. Hemân sâ‘at bir süheyl-i ra‘dvâr dahi istimâ‘ olunca Nîl atı oğlu iki ayak üzr …
Hattâ Kûs hâkimi Alî Kâşif'in Y 163b bir Nîl atı oğlu var idi. İki yaşında iken bir gün Nîl kenârında bir mastabada cümle ağavâtlar ile cirid oynayup zevk [u] safâda iken sâhil-i Nîl'de bir at süheyli zâhir olup cümle atlarımız ol tarafa müteveccih olup kulakların dikdiler. Hemân sâ‘at bir süheyl-i ra‘dvâr dahi istimâ‘ olunca Nîl atı oğlu iki ayak üzre kalkup licâmıyla kavvâsın elinden rehâ bulup eğeriyle ve rahtıyla seğirdüp kendüyi Nîl'e urunca cirid meydânında olan atlılar akîbine düşüp vardılar. Ammâ kulun Nîl'e girüp gâ’ib oldu, bir zamândan yine taşra çıkup burnundan kanlar akarak Nîl'in karşı tarafına çıkdı. Hemân P 216a ardı sıra dâbbetü'l-arza benzer bir dâbbetü'l-mâ Nîl'den taşra çıkup tayın ardı sıra kovarak ısırarak tayı yine Nîl'e kovdu. Tay ile ikisi gâ’ib olup tay ol sâ‘at yine taşra Nîl yüzüne çıkup şinâverlik ederek Nîl toparlayup aşağı cereyân Q 219a eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y163a–Y163b ·
metinde göster ·
ala ḳalı döşediler aġça ḳoyun ḳırdılar yidi yıllıḳ al şarab içürdiler aluban bu …
'izzet ḥörmet eylediler aḳ çadır dikdiler ala ḳalı döşediler aġça ḳoyun ḳırdılar yidi yıllıḳ al şarab içürdiler aluban bunları teküre getürdiler tekür taḫt üzerinde oṭurmış-ıdı yüz kāfir için geyinmiş-idi yidi