çok Yûsuf Şâh kahvesine yâhûd bizim odaya gidelim’ deyü tahkîrâne niçe yâve kel …
‘Eş Osmân Çelebi seninle dilberi çok Yûsuf Şâh kahvesine yâhûd bizim odaya gidelim’ deyü tahkîrâne niçe yâve kelimâtlar etdikde Osmân Hân rızâ vermeyüp Osmân Hân'ın pençerede olan bâzûlarına birer muşt-ı pehlivânî urarak mübârek kolların kırarak Orta Câmi‘den Osmân Hân'ı bir arabaya koyup Yedikulle'ye götürüp bu kadar nâ-meşrû‘ işler ile mel‘ûn Binyâz Pehlivân, Osmân Hân'ın hayâsın burup anda şehîd oldukda cesed-i şerîfin bir pâre köhne bûryâ üzre bî-riyâ yatırken cebecibaşı olan (---) Ağa kâfir, Pâdişâh'ın mübârek sağ kulağın kesüp ve bir yeniçeri hâtemiyçün mübârek engüştün kesüp tîz Dâvûd Paşa'ya kulağın ve parmağın müjde ile götürüp anlara birer kîse altun verdikde cebecibaşı, Dâvûd Paşa'ya eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65a ·
metinde göster ·
… adar menzil dahi gidüp ihtimâldir Tavukbâzârı'nda Dikilitaş'a düşerdi. Hakkâ ki
dilberâne
bâzû-yı tüvânâ idmânıdır kim mu‘cize mertebesidir.
Ve bundan mâ‘adâ ilm-i hendese üzre hisâb olunsa ol cirid minâre depesindeki gurâba isâbet etmeyüp ubûr etse ol minârenin zirve-i a‘lâsından öte tarafda zemîne cirid nüzûl edince bir o kadar menzil dahi gidüp ihtimâldir Tavukbâzârı'nda Dikilitaş'a düşerdi. Hakkâ ki dilberâne bâzû-yı tüvânâ idmânıdır kim mu‘cize mertebesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72b ·
metinde göster ·
… nde evc-i âsumâna ser çekmiş iki çınâr-ı müntehâlar var kim her şu‘besi kâkül-i
dilberân
gibi perîşân olup sâyesinde cemî‘i cemâ‘at-i kesîre ibâdet ederler. Bu haremin …
Bu nüzhetgâh ile Ebâ Eyyûb kabri mâbeyninde evc-i âsumâna ser çekmiş iki çınâr-ı müntehâlar var kim her şu‘besi kâkül-i dilberân gibi perîşân olup sâyesinde cemî‘i cemâ‘at-i kesîre ibâdet ederler. Bu haremin dahi iki kapusu var. Ammâ cânib-i garb kapusundan taşra bir harem-i azîm dahi vardır. Şecere-i dud ile memdûd dırahtlar ile ârâste ve yedi aded çınâr-ı azîmler ile pîrâste olmuş bir haremdir. İki tarafında âbdest muslukları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 119a ·
metinde göster ·
… rı ile Fener bâğçesi mâbeyninde bir körfez içre beyâz kumsal bir bahrdir. Cümle
dilberân
[u] âşıkân-ı sâdıkân anda deniz mâlikleri gibi âdem mâlikleri ve melekleri şinâ …
Ve teferrücgâh-ı Kalamış Burnu, Kadıköy bâğları ile Fener bâğçesi mâbeyninde bir körfez içre beyâz kumsal bir bahrdir. Cümle dilberân [u] âşıkân-ı sâdıkân anda deniz mâlikleri gibi âdem mâlikleri ve melekleri şinâverlik edüp âşık [u] ma‘şûk birbirlerin bilâ vâsıta kuc-kucağ olup dirâgûş ederler bir teferrücgâh yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143b ·
metinde göster ·
… htirâz lâzımdır. Anda ise mâlik olmak ihtimâli yokdur. Yine böyle iken niçe bin
dilberân
mukaşşer bâdâm gül-pembe-misâl vücûd-ı nâzenînlerin nîlgûn ibrîşim fûtalara sar …
Ve ta‘tîl günleri niçe bin kayık ve peremeye süvâr olmuş niçe bin pîr [ü] cüvân âşıkân-ı sâdıkân bu câ-yı meserrete gelüp her biri birer gûne cilvelenirler. Ba‘zı cânlar mahbûbları ile mezkûr nehre girüp şinâverlik edüp birbirlerin 145b bî-bâk dirâgûş ederler bir nehr-i mahabbetdir. Ammâ iki cânibinde olan dırahtların kökleri su içinde balık ağı şebekesi gibi olup ba‘zı cânların ayağına ol kökler geçüp "Hay deniz mâliki beni tutdu" deyüp havfından gark olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Anda ise mâlik olmak ihtimâli yokdur. Yine böyle iken niçe bin dilberân mukaşşer bâdâm gül-pembe-misâl vücûd-ı nâzenînlerin nîlgûn ibrîşim fûtalara sarup mâhîler gibi gavvâslık edüp âşıklarına dil-nüvâzlık ederler. Ve herkes cavk cavk olup köşe köşe sâz u söz ile Hüseyin Baykara sohbeti ederler. Ve bu câ-yı sürûrda bir oda acemî oğlanıyla bir acemî çorbacısı hükûmet edüp bârûdhâne üzre hidmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145a–145b ·
metinde göster ·
: Nefer 500, bunlar bir alay hâne-berdûş hîzân-ı ulefeciyân-ı mepşûtânlardır kim …
Esnâf-ı hîzân-ı dilberân: Nefer 500, bunlar bir alay hâne-berdûş hîzân-ı ulefeciyân-ı mepşûtânlardır kim kadr [u] kıymetlerin bilmeyüp Bâbulluk'da ve Kalatyonoz'da ve Finde'de ve Kumkapu'da ve San Pavlo'da ve Meydâncık'da ve Kiliseardı'nda ve Tatavla'da ve gûnâ-gûn meskeş yerlerinde sürü sürü gezüp boğazı tokluğuna sayd olunurken subaşı damına sayd olunup âhir defterli olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a ·
metinde göster ·
… ncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı
dilberânları
gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş me …
Esnâf-ı ma‘âcinciyân: Dükkân 200, neferât 500, kadîm-i evvelde pîrleri Hazret-i Fisagores-i Tevhîdî idi. {Ammâ} Hazret-i Risâlet asrında pîr-i hakîkîleri Hazret-i Ubeyd-i Attâr'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları ve hokkaları ve gümüş hokkaları ve gümüş meblağlarla dükkânların zeyn edüp halîfeleri tuç havânlar içre besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve havlân ve havlıncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek dilber-lebi ma‘cûnun ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve
dilber-lebi
ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler …
Esnâf-ı ma‘âcinciyân: Dükkân 200, neferât 500, kadîm-i evvelde pîrleri Hazret-i Fisagores-i Tevhîdî idi. {Ammâ} Hazret-i Risâlet asrında pîr-i hakîkîleri Hazret-i Ubeyd-i Attâr'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları ve hokkaları ve gümüş hokkaları ve gümüş meblağlarla dükkânların zeyn edüp halîfeleri tuç havânlar içre besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve havlân ve havlıncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek dilber-lebi ma‘cûnun ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… müş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir
dilber
bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar …
Esnâf-ı ma‘âcinciyân: Dükkân 200, neferât 500, kadîm-i evvelde pîrleri Hazret-i Fisagores-i Tevhîdî idi. {Ammâ} Hazret-i Risâlet asrında pîr-i hakîkîleri Hazret-i Ubeyd-i Attâr'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları ve hokkaları ve gümüş hokkaları ve gümüş meblağlarla dükkânların zeyn edüp halîfeleri tuç havânlar içre besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve havlân ve havlıncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek dilber-lebi ma‘cûnun ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… âketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek
dilber-lebi
ma‘cûnun ihsân ederler.
Esnâf-ı ma‘âcinciyân: Dükkân 200, neferât 500, kadîm-i evvelde pîrleri Hazret-i Fisagores-i Tevhîdî idi. {Ammâ} Hazret-i Risâlet asrında pîr-i hakîkîleri Hazret-i Ubeyd-i Attâr'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları ve hokkaları ve gümüş hokkaları ve gümüş meblağlarla dükkânların zeyn edüp halîfeleri tuç havânlar içre besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve havlân ve havlıncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek dilber-lebi ma‘cûnun ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… r nûr deryâsı cereyân eder, hakkâ ki içlerinde yine nûr-ı ilâhî'den nişân verir
dilberânları
var kim görenin aklı perîşân olur. Zîrâ gâyet müzeyyendirler. Her biri dîbâ ve …
Ordu-yı İslâm alayında bunlardan muhteşem alay yokdur. Gûyâ bir nûr deryâsı cereyân eder, hakkâ ki içlerinde yine nûr-ı ilâhî'den nişân verir dilberânları var kim görenin aklı perîşân olur. Zîrâ gâyet müzeyyendirler. Her biri dîbâ ve şîb ü zerbâfa ve murassa‘ kemer kuşaklarla ve başlarında gûnâ-gûn âfitâbeler üzre ablak tellerle kendülerin tezyîn edüp ve bellerinde incü saçaklı kantûralar üzre zîl [ü] bem ve debdevî ve dehdehî ve gûnâ-gûn horasânî şâtırân zîlleri ve ellerinde mücevher şeş-pençe hıştlar ve gûnâ-gûn teberler ile mü’eddebâne ubûr ederlerken, cümle temâşâcılar mebhût olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161b ·
metinde göster ·
… lân atlar üzre Cezâyir kapudanları kıyafetiyle pür-silâh olup önleri sıra cümle
dilberân
gemi muçoları ve yeftileri(?) ve Kurnaz ve Poyraz ve Haylaz ve Yırtlaz nâm niçe …
Ve bunların alayından sonra cümle ankâ gemi re’îsleri küheylân atlar üzre Cezâyir kapudanları kıyafetiyle pür-silâh olup önleri sıra cümle dilberân gemi muçoları ve yeftileri(?) ve Kurnaz ve Poyraz ve Haylaz ve Yırtlaz nâm niçe bin zeber-dest mellâhân [u] keştîbân dayılar ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164a ·
metinde göster ·
… ş kabaralar ile altun ve gümüş silsileler ile bu kepşleri keşân-ber-keşân çoban
dilberleri
çekerek ubûr ederler.
Ve bu çobanların niçe bininin ellerinde çatal zencîr yularlı beşer altışar onar boynuzlu acîb ü garîb gûnâ-gûn kınalı kösem koçlar ve mahbûb ganemleri dîbâ ve şîb ü zerbâf çullara gark edüp bellerinde mücevher kuşaklar ve mücevher hançerler 169a ve boynuzlarında altun varaklar ve iki boynuz mâbeynin incü ve cevâhirli püsküller ile zeyn edüp her koyunun boynunda altun ve gümüş kabaralar ile altun ve gümüş silsileler ile bu kepşleri keşân-ber-keşân çoban dilberleri çekerek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b–169a ·
metinde göster ·
… r tancere ta‘âmlı ocaklar binâ edüp her dükkânları zer [u] zîvere gark edüp pâk
dilberân
huddâmlar el kavuşup her dükkânda zî-kıymet kâseler ve fağfûrî tabaklar ve mert …
Bu esnâf-ı makbûl, cümlesi pâk libâslar ile ve pâk müsellah ve müretteb saf saf ubûr edüp arabalar ve tahtırevânlar üzre orta peşkinli beşer altışar tancere ta‘âmlı ocaklar binâ edüp her dükkânları zer [u] zîvere gark edüp pâk dilberân huddâmlar el kavuşup her dükkânda zî-kıymet kâseler ve fağfûrî tabaklar ve mertebânî-i Gavrîler ve mutallâ leğen ve ibrîk ve harîr peşkîrler ve koknusu ve gücügen cenâhından yelpâzeler ile huddâmlar âmâde durup âşbâzlar ellerinde kepçeler ile ta‘âm kotararak giderken ba‘zı ehl-i cû‘ ol izdihâmda dükkâna girince âşcılar çavuşu feryâd edüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a ·
metinde göster ·
… tereyağı ve sarı [say] yağı ile zeyn edüp pür-silâh ubûr ederken ba‘zı seyrâncı
dilberânların
gördükde "Çelebi seni yağlarım gerice dur, üstüne yağım bulaşmasın" deyü ubûr e …
Esnâf-ı tüccârân-ı yağcıyân: Neferât 1000, bunlar ankâ bâzergânlardır. Pîrleri (---)(---)(---)(---). Bunlar arabalar üzre dükkânların taştlar içre tereyağı ve sarı [say] yağı ile zeyn edüp pür-silâh ubûr ederken ba‘zı seyrâncı dilberânların gördükde "Çelebi seni yağlarım gerice dur, üstüne yağım bulaşmasın" deyü ubûr ederler. Bunlardan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175b ·
metinde göster ·
… kalem peştemâller ile küheylân atlar üzre ubûr ederler, şecî‘ esnâf-ı dilîrân-ı
dilberândır
. Ammâ kilar sıçanlarıdır kim {dâ’imâ kilardan incîr ve üzüm ve gayrı şey uğurla …
Yigirmi dördüncü, matbah emîni: Birdir, neferâtları iki yüzdür. Bu emînin mekânı matbah-ı âmire'nin yanında bir soffa üzre sâkin olur. Pâdişâhın cümle matbahının masârıfı bunun eliyle olur, azîm emânetdir kim bu kârhâneye akl-ı Arasto dahi akıl ergirmemişdir. Bunlar dahi pür-silâh vakâr üzre kilarciyânlar ellerinde kantâr sırıklar ve bellerinde kırk kalem peştemâller ile küheylân atlar üzre ubûr ederler, şecî‘ esnâf-ı dilîrân-ı dilberândır. Ammâ kilar sıçanlarıdır kim {dâ’imâ kilardan incîr ve üzüm ve gayrı şey uğurlarlar.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
… ğçeler gâyet ma‘mûr tîmârlı olduğundan dânesi yüz dirhem gelir la‘l-gûn yanaklı
dilberân
şeftâlûsü lezzetinde papa ve sultânî ve cânî ve baba ve derrâkî ve çelebi cüce …
Cümleden biri Lâlezâr bâğçesi ve Kadıçeşmesi kurbünde Altıpoğaça bâğı ve Unkapanı kurbünde Lonkazâde bâğı ve Cübbealîkapusu dâhilinde Kahveli bâğı ve ana karîb Bostân hammâmı bâğı ve Âşık Paşa bâğı ve Haydar Paşa bâğı ve Kiremitci Solak bâğı ve Çivizâde bâğı ve sekiz selâtîn câmi‘lerin mihrâbları önündeki bâğ-ı iremler ve Nârlıkapu'da Bucak bâğı ve Tokatcı Solak bâğı ve Lanka bâğları ve Azîz Efendi bâğı ve Çukurbostânlar bâğı ve Yenibâğçe bâğları ve Topkapusu kurbünde Kaya Sultân bâğı ve ana muttasıl Çelebi Kethudâ bâğı ve Kürkcübaşı bâğı ve Dâvûd Paşa bâğı ve niçe yüz memdûh bâğlar vardır. Ammâ bu bâğçeler gâyet ma‘mûr tîmârlı olduğundan dânesi yüz dirhem gelir la‘l-gûn yanaklı dilberân şeftâlûsü lezzetinde papa ve sultânî ve cânî ve baba ve derrâkî ve çelebi cüce şeftâlûleri olur kim âyetün min âyâtillâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180b ·
metinde göster ·
… at başı berâber olup ardları sıra Kastamonu ve Bakır Küresi ve Taşköprülü Türk
dilbercikleri
iç oğlanları pâyesiyle ubûr ederler. Zîrâ bu kazancılar cümle Kastamonuludur. A …
Bunlardan sonra kazancıbaşının güzîde askerlerinin omuzlarında niçe bin yelteme ve sayalma ve yassılama ve danlama bâm isimli çekiçler ile ubûr ederken yollarda bir tomruğu meydân-ı mahabbete koyup on dör[d] ve on altı kişi usûl-ı âheng ile ol tomruğa çekiçler çalup arz-ı mahâret ederek ubûr edüp gûnâ-gûn kazancı şakaları ederler. Ammâ bu esnâfın ihtiyârlarının kaba sakallılarının bakır râyihasından cengârî ve kibritî ve yeşil ve mâvî sakalları vardır. Bunlardan sonra kazancıbaşı ve çarkcıbaşı at başı berâber olup ardları sıra Kastamonu ve Bakır Küresi ve Taşköprülü Türk dilbercikleri iç oğlanları pâyesiyle ubûr ederler. Zîrâ bu kazancılar cümle Kastamonuludur. Ardları sıra sekizer kat mehterhâne ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 185b ·
metinde göster ·
… rlar. Yedi gün yedi gecede cevâhir ve murassa‘ât kemer kuşaklı uşaklar ve cümle
dilberânlar
zer-ender-zere müstağrak olup cevâhir bıçaklar ve hançerler dakınup zerdûz harî …
Ba‘dehu kuyumcubaşı pâdişâha bir murassa‘ ve mücevher pîş-tâhta ve devât ve bir zî-kıymet mücevher raht ve bir kılıc ve bir gaddâre hedâyâ verüp kuyumcubaşı zemîn-bûs edüp pâdişâh seyr-i şikâra revâne olup ba‘dehu on iki bin halîfeler kuyumcubaşıdan dest-bûs edüp me’zûn olurlar. Yedi gün yedi gecede cevâhir ve murassa‘ât kemer kuşaklı uşaklar ve cümle dilberânlar zer-ender-zere müstağrak olup cevâhir bıçaklar ve hançerler dakınup zerdûz harîr şed peştemâller ile tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi reftâr edüp pîrlerin dest-bûslarıyla revâne olurlar. Ve bu Kâğızhâne fezâsında beş altı bin hayme ve hargâhlar kurulup yigirmi gün yigirmi gece âdem deryâsı olup geceleri Kadr ve rûzları rûz-ı ıyd olur. Hulâsa-i kelâm bu teferrüce bir esnâf mâlik olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186a ·
metinde göster ·
… ve tamgacıbaşı ağa yan yana ve rikâb rikâbe vakârlar ile onar yigirmişer çifte
dilberân
köçekleriyle geçüp ardı sıra kuyumcubaşı önü sıra niçe bin pür-silâh dilberânla …
Bu arada kuyumcubaşı yamağı olan (---) aded esnâflar tamâm olup, andan kuyumcubaşı alayının güzîdesi gürûh gürûh pür-silâh olup kuyumcubaşının nakîbi ve sâhib-i tarîki ve şeyhleri ve kethudâları ve yiğitbaşıları ve çavuşları ve tarîkatçıları ve 189a miyân-beste ve kemer-beste edecek pîr [ü] pîşvâ ihtiyârları fırka fırka muhteşemâne ubûr ederek ardı sıra ehl-i kıble ağa ve sikkezân ağa ve tamgacıbaşı ağa yan yana ve rikâb rikâbe vakârlar ile onar yigirmişer çifte dilberân köçekleriyle geçüp ardı sıra kuyumcubaşı önü sıra niçe bin pür-silâh dilberânlar ile kendüsi murassa‘ eğerli ve cevâhir zer ü zîverli rahtlı esb-i sabâ-reftâra süvâr olup yemîn ü yesârında pîş-kademleri ile at başı berâber ubûr edüp kâmil sekiz kat mehterhâne ve tabl [u] köslerine turralar urulup hengâme-i azîm ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b–189a ·
metinde göster ·
… e dilberân köçekleriyle geçüp ardı sıra kuyumcubaşı önü sıra niçe bin pür-silâh
dilberânlar
ile kendüsi murassa‘ eğerli ve cevâhir zer ü zîverli rahtlı esb-i sabâ-reftâra …
Bu arada kuyumcubaşı yamağı olan (---) aded esnâflar tamâm olup, andan kuyumcubaşı alayının güzîdesi gürûh gürûh pür-silâh olup kuyumcubaşının nakîbi ve sâhib-i tarîki ve şeyhleri ve kethudâları ve yiğitbaşıları ve çavuşları ve tarîkatçıları ve 189a miyân-beste ve kemer-beste edecek pîr [ü] pîşvâ ihtiyârları fırka fırka muhteşemâne ubûr ederek ardı sıra ehl-i kıble ağa ve sikkezân ağa ve tamgacıbaşı ağa yan yana ve rikâb rikâbe vakârlar ile onar yigirmişer çifte dilberân köçekleriyle geçüp ardı sıra kuyumcubaşı önü sıra niçe bin pür-silâh dilberânlar ile kendüsi murassa‘ eğerli ve cevâhir zer ü zîverli rahtlı esb-i sabâ-reftâra süvâr olup yemîn ü yesârında pîş-kademleri ile at başı berâber ubûr edüp kâmil sekiz kat mehterhâne ve tabl [u] köslerine turralar urulup hengâme-i azîm ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b–189a ·
metinde göster ·
silâhlar ile kendülerin tezyîn edüp tay ederler. Seferlerde lâzımlı esnâf olup …
Ammâ bu iki hünkâr derzibaşılarından gayrı taşra derzibaşısı cümle ehl-i hırefin pür-silâh edüp seyishâne tahtırevânlar üzre cümle dükkânların hil‘at-ı fâhireler ile tezyîn edüp sırıklar üzre Mısır ve Dimyât ve Tire alacalarından gûnâ-gûn biçilmiş dikişi nâ-mâ‘lûm ve alacaları birbirine muvâfık kâr-ı kadîm hil‘atları ve dikişsiz dokunmuş alacaları yenlerinden sırıklar üzre gerüp arz-ı kâlâ ederek cümle derzi dilberânları silâhlar ile kendülerin tezyîn edüp tay ederler. Seferlerde lâzımlı esnâf olup pîr-i kadîmlerine ri‘âyeten gayrı ehl-i hırefe takaddüm olundu. Zîrâ pâdişâhlar dahi bunlara muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191b ·
metinde göster ·
Ve pâk ü pâkîze gazzâz cüvânları ve kendüleri ile müzeyyen ederler kim gûyâ her biri gılmân-ı hakîkîdir. Zîrâ İslâmbol içre dilberân medh olunsa ibtidâ kavukcu, sâniyen takyacı, sâlisen gazzâz dilberânları medh olunup şehrengîz olmuşdur. Bunlar dahi şîve ve reftâr ederek ubûr [ederler].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192b ·
metinde göster ·
medh olunup şehrengîz olmuşdur. Bunlar dahi şîve ve reftâr ederek ubûr [ederler …
Ve pâk ü pâkîze gazzâz cüvânları ve kendüleri ile müzeyyen ederler kim gûyâ her biri gılmân-ı hakîkîdir. Zîrâ İslâmbol içre dilberân medh olunsa ibtidâ kavukcu, sâniyen takyacı, sâlisen gazzâz dilberânları medh olunup şehrengîz olmuşdur. Bunlar dahi şîve ve reftâr ederek ubûr [ederler].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192b ·
metinde göster ·
… htırevânlar ve arabalar üzre münakkaş ibret-nümûn haymeler kurup içinde çadırcı
dilberânları
işleyerek birbirlerine şaka ederek geçerler.
Bu haymeciler tahtırevânlar ve arabalar üzre münakkaş ibret-nümûn haymeler kurup içinde çadırcı dilberânları işleyerek birbirlerine şaka ederek geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192b ·
metinde göster ·
serâpâ şıpırtma mirzâyî kalpaklar geyüp hemisi pür-silâh olup avcıbaşı ve parsc …
Bundan sonra cümle kürkcülerin Urum ve müselmân dilberleri serâpâ şıpırtma mirzâyî kalpaklar geyüp hemisi pür-silâh olup avcıbaşı ve parscıbaşı ve arslancıbaşı kethudâsı ve kürkcübaşı esbâb-ı ihtişâmiyle mülebbes rikâb rikâbe licâm licâme berâber gidüp ardı sıra dilberânları ve sekizer kat mehterhâne ile şâdumânlar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
ve sekizer kat mehterhâne ile şâdumânlar ederek ubûr ederler.
Bundan sonra cümle kürkcülerin Urum ve müselmân dilberleri serâpâ şıpırtma mirzâyî kalpaklar geyüp hemisi pür-silâh olup avcıbaşı ve parscıbaşı ve arslancıbaşı kethudâsı ve kürkcübaşı esbâb-ı ihtişâmiyle mülebbes rikâb rikâbe licâm licâme berâber gidüp ardı sıra dilberânları ve sekizer kat mehterhâne ile şâdumânlar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… r zînli küheylân at yedek gidüp kendinin kafâdârları cümle müsellah ve mükemmel
dilberânları
dahi akîblerince sekiz kat mehterhâne döğerek ubûr ederler. Ammâ bunlar Âl-i Os …
Bâlâda tahrîr olunan cümle attârbaşı yamakları ubûr etdiklerinden sonra attârbaşının güzîde askeri cümle pür-silâh güzer edüp attârbaşı gûyâ bir muhteşem voyvada pâyesinde semmûr kürke müstağrak olup önü sıra bir mücevher zînli küheylân at yedek gidüp kendinin kafâdârları cümle müsellah ve mükemmel dilberânları dahi akîblerince sekiz kat mehterhâne döğerek ubûr ederler. Ammâ bunlar Âl-i Osmân ordusunda lâzımlı askerdir. Bu attârbaşıya tâbi‘ cümle yigirmi beş esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197b ·
metinde göster ·
… üzre mezkûr sarıkları zeyn edüp ubûr ederler. Bunlardan sonra berberbaşı cümle
dilberânlarıyla
müsellah ubûr edüp sekizer kat mehterhâne çalarak tayy-ı menâzil ederler. Bu be …
Bu fırka seyishâneler üzre mezkûr sarıkları zeyn edüp ubûr ederler. Bunlardan sonra berberbaşı cümle dilberânlarıyla müsellah ubûr edüp sekizer kat mehterhâne çalarak tayy-ı menâzil ederler. Bu berberbaşıya yamak cümle yedi esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 198b ·
metinde göster ·
… 'da Karâfe-i Kübrâ'dadır. Bu dellâklar cümle uryân olup ibrîşim peştemâller ile
dilberânları
kâküllerin perîşân edüp ellerinde fütûnî kîse ve bellerinde seng-i mûs ve mümes …
Esnâf-ı dellâkân: Neferât cümle 2000, pîrleri Ubeyd-i Mısrî'dir, Selmân-ı Pâk belin bağladuğı yedinci pîrdir. Kabri yine Mısır'da Karâfe-i Kübrâ'dadır. Bu dellâklar cümle uryân olup ibrîşim peştemâller ile dilberânları kâküllerin perîşân edüp ellerinde fütûnî kîse ve bellerinde seng-i mûs ve mümessek sâbûn ile birbirlerine kîse ve sâbûn sürerek güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 198b ·
metinde göster ·
Yedinci, Çelebi kolu: Neferât 200, bunların ser-çeşmesi bir
dilbere
âşık olup pederinden intikâl eden yüz bin guruş mâlı bu çengîliğe sarf edüp ol …
Yedinci, Çelebi kolu: Neferât 200, bunların ser-çeşmesi bir dilbere âşık olup pederinden intikâl eden yüz bin guruş mâlı bu çengîliğe sarf edüp ol kadar murassa‘ât cevâhir bisâtlar ve her fende üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve mukallidler peydâ edüp on iki aded nûr-ı mahz, hûrşîd-i dırahşâna müşâbih pençe-i âfitâb rakkâslar peydâ etdi kim her birinin bir işvesi bir ân cân-ı safâya değerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a ·
metinde göster ·
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr
dilberdir
, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren …
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karındaşı Üsküli Ermenî taklîdde sihirdir, Vasıloğlu Çingâne taklîdinde bî-bedeldir. Ve'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü] tâb verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşlardır. Her taklîdlerinde âdem gülmeden ensi ender. Ve mümtâz [ü] müstesnâ tersâ-pîçe ve muğ-pîçe rakkâs cüvânları var kim gûyâ her biri birer Muğân melikleridir. Cümleden Arslan Şâh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb dostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir Süzebolı nazar etse kirpiği okuyla niçe mübtelâları urup mecrûh etmeden niçe dil-nüvâzlıklar edüp uşşâkı sayd ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
… tirüp birbirlerinin kollarına tağallüben gûnâ-gûn arz-ı mahâretler ederek cümle
dilberleri
zer-ender-zerdûza gark olup gûnâ-gûn rakslar ve şakalar ile her bir kol birer s …
Hâsıl-ı kelâm bâlâda zikr olunan on iki çengi kolları, var kuvvetlerin bâzûya getirüp birbirlerinin kollarına tağallüben gûnâ-gûn arz-ı mahâretler ederek cümle dilberleri zer-ender-zerdûza gark olup gûnâ-gûn rakslar ve şakalar ile her bir kol birer san‘at icrâ ederek Hüseyin Baykara fasılları edüp alay köşkü dibinden cümle ubûr ederler. Âl-i Osmân devletinde değil hübût-ı Âdem'den berü bu bâlâda tahrîr olunan hânende ve sâzendelere ve bu çengilere bir mülûk mâlik olmamışdır, illâ zamân-ı Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘de olmuşdur kim her bir esnâfı birer bilâdın yegâne-i asrlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210a ·
metinde göster ·
… dan "Şimdi bir vâkı‘amda gördüm, senin bu kanın dinmek ihtimâli yokdur illâ bir
dilber
oğlan kanına yapışup alnına süre deyü şimdi vâkı‘amda gördüdüm" deyü bir tâze c …
Ve Mukallid Sûrnâ Ahmed Çelebi: Mezkûr Şengül Çelebi'nin bürâderidir. Ammâ bu dahi ferîd-i asr mukalliddir, her taklîdde pür-mahâretdir. Kendi tiryâkî olmağile kaçan tiryâkî taklîdi etse âdem {dem-}beste olup hayrân olur. Tiryâkî tütün doğrarken, elin bıçağile kesüp bir san‘at ile parmağından ol kadar kan akıdırdı kim âhir akıl dâ’iresinden çıkup bî-hûş sehel yatup kalkdıkda yine parmağından kan alâ-mele’i'n-nâs cereyân etmededir. Andan "Şimdi bir vâkı‘amda gördüm, senin bu kanın dinmek ihtimâli yokdur illâ bir dilber oğlan kanına yapışup alnına süre deyü şimdi vâkı‘amda gördüdüm" deyü bir tâze cüvâne parmağından akan kanıyla Sûrnâ'nın alnına bir elif çekerdi, derhâl kanı dinerdi. Bu esrâra bir pehlivân-ı sîmyâyî akıl erişdiremediler. Sûrnâ böyle bir mukallid pehlivân idi, hakkâ kim pehlivânlıkdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212a ·
metinde göster ·
Hakîr bu kadar âlüfte ve âşüfteler ile meyhâne ve bozahâne ve kahvehâne yasdandık, Hak Sübhânehû ve Ta‘âlâ âlimü's-sırrı ve'l-hafiyyâtdır kim bu kutu bozasıyla ve Mısır'ın pirinc subyasıyla ve Kırım'da maksıma derler bir gûne yine kutu bozasına benzer bir bozadır, bu üçünden gayrı içmek müyesser olmamışdır kim rahm-ı mâderden müştak olalı me’kûlât [ü] meşrûbâtın mükeyyifâtlarından ömrüm içinde ne tütün, ne kahve, ne çay ve ne bâdyân ve ne kışır ve ne sa‘leb ve ne mahleb ve ne pivo ve ne med ve ne şarâb ve ne şarâb-ı nâb ve ne vişnâb ne nâr şarâbı ve ne hurmâ şarâbı ve ne dud şarâbı ve ne karpuz şarâbı ve ne koknâr şarâbı ve ne avşıla şarâbı ve ne ipsime şarâbı ve ne ıslama şarâbı ve ne mavuza şarâbı ve ne bedevine şarâbı (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve ne müselles şarâbı ve ne misket şarâbı ve ne fışfış şarâbı ne nârdenk şarâbı ve ne bozon şarâbı ve ne hümül şarâbı ve ne rakı ve ne gülefsen ve ne horilka ve ne firna ve ne sudina ve ne poloniyye ve ne hardaliyye ve ne ramazâniyye ve ne imâmiyye ve ne boza ve ne talkan ve ne kurut ve ne yazma ve ne kımız ve ne balısıca ve ne tostagansa ve ne elma suyu ve ne bal suyu ve ne mübtecel suyu ve ne arpa suyu ve ne darçın suyu ve ne kibrît suyu ve ne göydürme suyu (---)(---) ve ne afyon ne berş, ne nûşdâr, ne cevâriş, ne mukîm, ne Bayrampaşa habbı, ne şarâbiyye, ne benglik, ne kara pehlivân, ne habb-ı uşşâkî ve ne habb-ı rahîkî ve ne habb-ı safâyî ve ne habb-ı cedvâr ve ne habb-ı şifâ ve ne habb-ı şâhî, ne habb-ı ferah ne ma‘cûn-ı kâkvîh ve ne ma‘cûn-ı cihân-bahş ve ne ma‘cûn-ı dil-şâd ve ne ma‘cûn-ı kaysûn ve ne ma‘cûn-ı miş ve ne ma‘cûn-ı felâsife ve ne ma‘cûn-ı pîrecân ve ne ma‘cûn-ı dil-küşâ (---)(---)(---)(---) ancak dilber-lebi ma‘cûnuna mübtelâ olup sîm-i hâlis hokka dehânından devâ-yı inşirâh-ı sadr içün gâhî be-gâhî kimesnenin haber [u] âgâhı yok iken bu hakîr dilber ma‘cûnun isti‘mâl ederiz. Pederimiz merhûm dahi bu keyf ile âlûde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
… ı inşirâh-ı sadr içün gâhî be-gâhî kimesnenin haber [u] âgâhı yok iken bu hakîr
dilber
ma‘cûnun isti‘mâl ederiz. Pederimiz merhûm dahi bu keyf ile âlûde idi.
Hakîr bu kadar âlüfte ve âşüfteler ile meyhâne ve bozahâne ve kahvehâne yasdandık, Hak Sübhânehû ve Ta‘âlâ âlimü's-sırrı ve'l-hafiyyâtdır kim bu kutu bozasıyla ve Mısır'ın pirinc subyasıyla ve Kırım'da maksıma derler bir gûne yine kutu bozasına benzer bir bozadır, bu üçünden gayrı içmek müyesser olmamışdır kim rahm-ı mâderden müştak olalı me’kûlât [ü] meşrûbâtın mükeyyifâtlarından ömrüm içinde ne tütün, ne kahve, ne çay ve ne bâdyân ve ne kışır ve ne sa‘leb ve ne mahleb ve ne pivo ve ne med ve ne şarâb ve ne şarâb-ı nâb ve ne vişnâb ne nâr şarâbı ve ne hurmâ şarâbı ve ne dud şarâbı ve ne karpuz şarâbı ve ne koknâr şarâbı ve ne avşıla şarâbı ve ne ipsime şarâbı ve ne ıslama şarâbı ve ne mavuza şarâbı ve ne bedevine şarâbı (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve ne müselles şarâbı ve ne misket şarâbı ve ne fışfış şarâbı ne nârdenk şarâbı ve ne bozon şarâbı ve ne hümül şarâbı ve ne rakı ve ne gülefsen ve ne horilka ve ne firna ve ne sudina ve ne poloniyye ve ne hardaliyye ve ne ramazâniyye ve ne imâmiyye ve ne boza ve ne talkan ve ne kurut ve ne yazma ve ne kımız ve ne balısıca ve ne tostagansa ve ne elma suyu ve ne bal suyu ve ne mübtecel suyu ve ne arpa suyu ve ne darçın suyu ve ne kibrît suyu ve ne göydürme suyu (---)(---) ve ne afyon ne berş, ne nûşdâr, ne cevâriş, ne mukîm, ne Bayrampaşa habbı, ne şarâbiyye, ne benglik, ne kara pehlivân, ne habb-ı uşşâkî ve ne habb-ı rahîkî ve ne habb-ı safâyî ve ne habb-ı cedvâr ve ne habb-ı şifâ ve ne habb-ı şâhî, ne habb-ı ferah ne ma‘cûn-ı kâkvîh ve ne ma‘cûn-ı cihân-bahş ve ne ma‘cûn-ı dil-şâd ve ne ma‘cûn-ı kaysûn ve ne ma‘cûn-ı miş ve ne ma‘cûn-ı felâsife ve ne ma‘cûn-ı pîrecân ve ne ma‘cûn-ı dil-küşâ (---)(---)(---)(---) ancak dilber-lebi ma‘cûnuna mübtelâ olup sîm-i hâlis hokka dehânından devâ-yı inşirâh-ı sadr içün gâhî be-gâhî kimesnenin haber [u] âgâhı yok iken bu hakîr dilber ma‘cûnun isti‘mâl ederiz. Pederimiz merhûm dahi bu keyf ile âlûde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
… darçın ekerlerdi, aslâ südden fark olunmaz beyâz cüllâb idi. Bir günlüğü sehl-i
dilberân
olup cümle ulemâ ve sulehâlar mübtelâ olup hayli kâr ederlerdi. Bunlar dahi tah …
Esnâf-ı subyacıyan: Dükkân iki nefer on âdemdir. Bunlar Mısır'dan gelüp bir dükkân Ayasofya hammâmı mukâbelesinde, biri Karaman-ı Kebîr'de idi. Bunlar subyaların cerre ve küplerde hıfz edüp bey‘ ederlerdi. Pirinci değirmenden çeküp pâk [ü] rakîk eleyüp, andan hamîr edüp furunda pişirüp, ba‘dehu cüllâb edüp eleklerden süzüp içine mî‘âd şekeriyle bir gece yatup ale's-sabâh kâse kâse satarken üzerine darçın ekerlerdi, aslâ südden fark olunmaz beyâz cüllâb idi. Bir günlüğü sehl-i dilberân olup cümle ulemâ ve sulehâlar mübtelâ olup hayli kâr ederlerdi. Bunlar dahi tahtırevânlar üzre dükkânlarında subya bey‘ ederek geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… bûb cüvânlar ve ne kadar pençe-i mehpâre isrâ’îl-pîçe rakkâslar ve gayrı meşhûr
dilberler
var ise cümlesini zer-ender-zere müstağrak edüp Acemâne ve levendâne esbâblar v …
Esnâf-ı meyhâneciyân-ı Yahûdân: -Dükkân 100, neferât-ı bî-dîn 600, pîrsizleri yine Cemşîd'dir. Ammâ bu mel‘ûnlar sâ’ir Urum meyhânecilerine rağmen cümlesi tebdîl-i câme edüp ne kadar Yahûdî-pîçe mahbûb cüvânlar ve ne kadar pençe-i mehpâre isrâ’îl-pîçe rakkâslar ve gayrı meşhûr dilberler var ise cümlesini zer-ender-zere müstağrak edüp Acemâne ve levendâne esbâblar ve aşkıyâ tarzı husrevânîler ve cübbe ve mağlûteler(?) ve kontuş-ı serhaddî esbâblar geyüp başlarında serbend ve semmûr kalpak ve gûnâ-gûn destâr-ı şedd ü şâşlar sarınup sâ’ir sakallı Yahûdîleri dahi cümle âriyetî zî-kıymet mücevher esbâblar ile başka başlarına altı yüz meyhâneci Yahûdî alay edüp ellerinde billûr ve necef, moran ve mücevher fağfûrî kadehler ile halka ellerinde olan destiler ile şarâb-ı nâb yerine şeker şerbeti bezl ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215a ·
metinde göster ·
Ammâ hikmet-i Hudâ, günden güne mu‘ammer oldukça bir gûne kıp kırmızı bir
dilber
oldu kim yüzünün nûru berk ururdu. Bir gûne kırmızı gözlü, kedi sözlü ve ahmer …
Ammâ hikmet-i Hudâ, günden güne mu‘ammer oldukça bir gûne kıp kırmızı bir dilber oldu kim yüzünün nûru berk ururdu. Bir gûne kırmızı gözlü, kedi sözlü ve ahmer yüzlü mahbûb olup herkes ile ülfet etmeden haz edüp bir kaşmer ve mudhik ve bir güler çehreli yârândan oğlan oldu. Ammâ kelimâtı anlanılmaz, lâkin yine her âdem ile hüsn-ı ülfet edüp halûk olmağile zamîr-şinâs olup her ne kadar kelâm-ı fasîh [u] belîğ ve ne kadar rumûz u künûz ve ne kadar işâret eyleseler cümle rumûz-ı fesâhatleri ve nükte-âmîz kelimâtları söyleseler işâretden anlardı. Ve yigirmisine bâliğ oldukda ba‘zı zamân gâ’ib bir şey su’âl etseler bir kerre başın aşağı endirüp bir kerre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… rrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes
dilberânıyla
sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık de …
deyü rûy-ı dîvârda ta‘lîk hatt-ı celî ile tahrîr olunmuşdur, hakkâ ki mahallinde kayd olunmuş. Bu câmekânın ortasında mermer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir berrâk mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahbûb yatırkârları ve dellâk-i pâkları ve bî-bâkları ve âşıkân-ı sîne-çâkları vardır. Ve içeri havz-ı azîm üzre bir kubbe-i azîmi var kim ba‘zı ilm-i hendese sâhibleri yüz zirâ‘ binâ-i müdevver kubbe-i pür-nûrdur der ve cümle altı yüz aded câm-ı billûr ve necef ve moran ile müzeyyen bir kubbe-i nîl-gûn üzre ser-â-pâ rasâs-ı nîl-gûn mestûrdur. Ve havzı dâiren-mâdâr aşren fe-aşr ada-i kebîr bir havz-ı azîmdir ki gûya bir buhayredir. Cânib-i etrâfından altışar kademe mermer nerdübânlar ile inilir. Bu havzın cânib-i erba‘asında mermer-i hâmdan ejder ve arslan kelleleri tasvîrleri ağızlarından âb-ı germâ havz içre cereyân etmededir. Ve "sovukluk" ta‘bîr etdikleri mahalde bir şâzirvânı var kim âb-ı refî‘i kubbeye çıkar. Ve bu havzın cânib-i etrâfında sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer Hanefî kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden gassâlları seyr [u] temâşâ ederler bir temâşâgâhdır. Ve bu hammâm-ı rûşenânın cümle ferşi ruhâm-ı gûnâ-gûn ile mefrûşdur kim gûyâ mînâ-yı kâr-ı zer-gerdir. 228a Ve iki halveti var, sağ tarafındaki halvetde bir küçük havz var, suyu gâyet suhûnet üzredir. Lâkin kurbunda âb-ı sermâ vardır. Germ-âb ile sermâyı halt edüp ikisinden mu‘tedil âb peydâ olur. Gerçi bu germ-âbın nef‘i meşhûr değildir, ammâ bir müferrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes dilberânıyla sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık değildir. Âşık ma‘şûka sürûr [u] şâdmânî sağlıkdır. Husûsan köhne bahârda, cümle âşıkân sâf sâf ve cavk cavk olup şeb-i yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yârânlarıyla havz içre girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir dilberin huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-dest âdemler deverân edüp üstünde çelebiler gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ba‘dehû mâ-i zülâle perende atarlar. Kimisi futasını habâb gibi kıbâb edüp şinâverlik eder. Kimi elleriyle şâdırvânlar eder, kimi dehânı ve dendânından fevvâreler ederler. Ba‘zısı bir sâ‘at su üzre aslâ dest [u] pâsı hareket etmeyüp yatarlar. Ba‘zı zaman cümle âşıkân-ı sâdıkan yek dil, yek cihet olup el ele verüp keştî-bânların "[Hey] yâ Mevlâ" sadâları gibi bir hây-hûy ile el ele deverân etdikçe havz-ı azîm içre olan mâ-i tâhir girdâb-ı bahr-i Ummân gibi deverân edüp seyl-i deryâ gibi akdıkça önüne bir cân durmağa iktidârları olmayup cümle âşıkân kendi halleriyle durup su ile deverân ederler kim göz irmez bir seyrân-ı azimdir kim niçe bunun emsâli lu‘bedebâzlıklar vardır. Bursalıya mahsûs fünûn-ı garîbeler vardır; Ammâ bu kaplıcalara çok giren Bursa civânlarına şaka yüzünden "çekme su kaçırırsın" deyü latîfe ederler, ammâ Bursalılar hazz etmediklerinin bir aslı vardır kim "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ’ir" olmak var. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b–228a ·
metinde göster ·
… girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir
dilberin
huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-de …
deyü rûy-ı dîvârda ta‘lîk hatt-ı celî ile tahrîr olunmuşdur, hakkâ ki mahallinde kayd olunmuş. Bu câmekânın ortasında mermer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir berrâk mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahbûb yatırkârları ve dellâk-i pâkları ve bî-bâkları ve âşıkân-ı sîne-çâkları vardır. Ve içeri havz-ı azîm üzre bir kubbe-i azîmi var kim ba‘zı ilm-i hendese sâhibleri yüz zirâ‘ binâ-i müdevver kubbe-i pür-nûrdur der ve cümle altı yüz aded câm-ı billûr ve necef ve moran ile müzeyyen bir kubbe-i nîl-gûn üzre ser-â-pâ rasâs-ı nîl-gûn mestûrdur. Ve havzı dâiren-mâdâr aşren fe-aşr ada-i kebîr bir havz-ı azîmdir ki gûya bir buhayredir. Cânib-i etrâfından altışar kademe mermer nerdübânlar ile inilir. Bu havzın cânib-i erba‘asında mermer-i hâmdan ejder ve arslan kelleleri tasvîrleri ağızlarından âb-ı germâ havz içre cereyân etmededir. Ve "sovukluk" ta‘bîr etdikleri mahalde bir şâzirvânı var kim âb-ı refî‘i kubbeye çıkar. Ve bu havzın cânib-i etrâfında sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer Hanefî kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden gassâlları seyr [u] temâşâ ederler bir temâşâgâhdır. Ve bu hammâm-ı rûşenânın cümle ferşi ruhâm-ı gûnâ-gûn ile mefrûşdur kim gûyâ mînâ-yı kâr-ı zer-gerdir. 228a Ve iki halveti var, sağ tarafındaki halvetde bir küçük havz var, suyu gâyet suhûnet üzredir. Lâkin kurbunda âb-ı sermâ vardır. Germ-âb ile sermâyı halt edüp ikisinden mu‘tedil âb peydâ olur. Gerçi bu germ-âbın nef‘i meşhûr değildir, ammâ bir müferrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes dilberânıyla sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık değildir. Âşık ma‘şûka sürûr [u] şâdmânî sağlıkdır. Husûsan köhne bahârda, cümle âşıkân sâf sâf ve cavk cavk olup şeb-i yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yârânlarıyla havz içre girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir dilberin huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-dest âdemler deverân edüp üstünde çelebiler gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ba‘dehû mâ-i zülâle perende atarlar. Kimisi futasını habâb gibi kıbâb edüp şinâverlik eder. Kimi elleriyle şâdırvânlar eder, kimi dehânı ve dendânından fevvâreler ederler. Ba‘zısı bir sâ‘at su üzre aslâ dest [u] pâsı hareket etmeyüp yatarlar. Ba‘zı zaman cümle âşıkân-ı sâdıkan yek dil, yek cihet olup el ele verüp keştî-bânların "[Hey] yâ Mevlâ" sadâları gibi bir hây-hûy ile el ele deverân etdikçe havz-ı azîm içre olan mâ-i tâhir girdâb-ı bahr-i Ummân gibi deverân edüp seyl-i deryâ gibi akdıkça önüne bir cân durmağa iktidârları olmayup cümle âşıkân kendi halleriyle durup su ile deverân ederler kim göz irmez bir seyrân-ı azimdir kim niçe bunun emsâli lu‘bedebâzlıklar vardır. Bursalıya mahsûs fünûn-ı garîbeler vardır; Ammâ bu kaplıcalara çok giren Bursa civânlarına şaka yüzünden "çekme su kaçırırsın" deyü latîfe ederler, ammâ Bursalılar hazz etmediklerinin bir aslı vardır kim "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ’ir" olmak var. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b–228a ·
metinde göster ·
… . Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl-i kavîden salıncaklar vardır. Yârân u
dilberân-ı
zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerind …
Ve mesîregâh-ı Abdâl Murâd Sultân: Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde bir püşte-i âlî üzre bir vâdîdir kim cümle şehr-i Bursa ferâde ferâde her âsâr-ı binâsı nümâyândır. Ve bir çemenzâr-ı ferah-fezâ zemîni vardır kim sun‘-ı Perverdigâr ile arzı gûyâ yeşil dühâvî katîfe ile döşenmişdir. Ve bu âsitânede eflâke ser çekmiş çınar-ı müntehâlar ve kara ağaçlar ve bîd-i ser-nigûn ve ar‘ar u şimşâd ve servî dırahtları var kim sâye-i zıll [u] himâyesinde on bin âdem meks etse kifâyet eder. Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl-i kavîden salıncaklar vardır. Yârân u dilberân-ı zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerinde mecma‘-ı zurefâ mastaba soffaları ve namâzgâh soffaları vardır ve matbah-ı it‘âmlarından mâ-i cârîler ile kebâb dollâbları vardır. Germâ-nerm âteşde kebâbı su çevirüp bir kebâb olur, âdem çevirmeğe ihtiyâc değildir. Âb [u] hevâsı ve medd-i basarı yerinde hoş hevâ bir mesîregâhdır. 229b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a–229b ·
metinde göster ·
… e ve gürûmundan, gûnâ-gûn engür-i lezîzesinden, âbdâr [u] hoş-hâr meyvelerinden
dilberlebi
kirazı ve Lahîcân emrûdu ve beğ emrûdu ve gülâbî emrûdu ve Sinop elması ve nâmı …
Evvelâ meşrûbâtında (---) âb-ı hayâtdan nişân verir mâ-i zülâldir. Ve Bozdepe bâğlarının turna kanı şîre-i engûru gâyet latîf şıralı, bahâ eder metâ‘dır kim nûş edene asla humârı yokdur. Ve müselles-i şer‘iyyesi ve karanfiliyyesi ve misketi gâyet lezîz şerbetlerdir. Me’kûlâtından niçe bin hadâ’ık [u] bostânının envâ‘-ı fevâkihât [u] müsmirrât-ı nefîse ve gürûmundan, gûnâ-gûn engür-i lezîzesinden, âbdâr [u] hoş-hâr meyvelerinden dilberlebi kirazı ve Lahîcân emrûdu ve beğ emrûdu ve gülâbî emrûdu ve Sinop elması ve nâmık üzümü ve melikî üzümü ve frenk üzümü ni‘met-i nefîsedir. Ve bâdencân inciri eyle lezîz ve mümessek incirdir kim misli diyâr-ı Nâzilli'de olmaz. Husûsan limonının gûnâ-gûnu ve turunc-ı âlgûnunun envâ‘ı ve rummânı ve zeytûnu cihânı dutmuşdur kim yedi gûne zeytûnu olur. Misli meğer Şâm-ı cennet-meşâm ve Kuds-i Şerîf'de ola. Ammâ bu Tarabefzûn zeytûnunun bir hûrdesi vardır. Perveriş olmadan hâm iken tenâvül olunur. Ve siyâh kiraza benzer bir gûne meyvedir. Bu dahi Tarabefzûn'a mahsusdur. Ve Tarabzon hurması derler bir meyvedir, fırında kurudup vilâyet vilâyet müstevlî olur. İçinde iki üç çekirdeği olur, lezîz meyvedir. Ve ezhâr [u] şükûfesinde niçe bin elvân çiçekleri vardır. Ammâ bir gûne hoş-bû la‘l-gûn karanfili olur kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her dânesi mutabbak verd-i hamrâ gibi olup râyihası âdemin damağın mu‘attar eder. Ve her biri şapsız beşer altışar dirhem gelir karanfili hâsıl olur. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252b ·
metinde göster ·