etmeyüp bezl-i ni‘met etdiler. Zîrâ bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr uc …
Sene (---) târîhinde Âl-i Dânişmendiyye binâsıdır. Ba‘dehû Yıldırım Hân fethidir. Hâlâ Sivas eyâletinde Amasiyye sancağı hâkinde {celâlî ve cemâlîden emîn olmak içün şekl-i murabba‘ kerpiç binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. İçinde aslâ evleri yokdur. Ba‘zı mühimmât ve levâzımâtlar içün pâsbânları var.} Şehri, Pîr Dede Sultân evkâfıdır. Hâlâ Kızlar Ağası hükm eder. Üç yüz akçe şerîf kazâdır. Ve cümle (---) nâhiyedir. Bu nevâhîlerden kadısına senevî altı kîse hâsıl olur. Kal‘ası türâb olup iç il olmağıla dizdârı ve neferâtı yokdur. Ammâ şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi vardır. Üç yüz kadar menâsıb-ı âlî zabt etmiş kudât efendileri ve sulehâ-yı ümmetden meşâyihleri ve a‘yân [u] eşrâf ağavâtları ve paşalığa liyâkatli kethüdâyerleri vardır. Husûsan Mehemmed Paşa efendimizin hâne sâhibi Tabanıyassı Mehemmed Paşa'nın silâhdârı 346b Dilâver Ağa, hakkâ ki ismi müsemmâsına mutâbık hânedân sâhibi, ni‘meti mebzûl er-dilâver [u] server âdemdir. Hattâ vakt-i şitâ olmağıla paşa efendimiz hânesinde on gün dörd yüz iç ağalariyle mihmân olup on günde ne çul, ne tobra ve ne kahve ibriği ve ne paşa içün matbah kaynatdırmayup on gün on gice paşa efendimizle bu hakîr zülbiyyât ve katır-ı nebât-ı hamavî tenâvül edüp bir gün acz sûreti göstermedi. Ve cümle ağavâtlara şehr içre yâfteler ile konaklar verilüp cümle ağavâtlar a‘yân-ı vilâyet ile babalı ve oğullu geçinüp dörd bin kadar askere, kurâlara mahkeme yâftesiyle gönderüp konaklar verildi. Gerçi Etrâk vilâyetidir ammâ halkı gâyet halîm u selîm kimesnelerdir. Bunlar avân tâ’ifesidir demeyüp "Hayru't-ta‘ami mâ hazar" deyüp varların dirîğ etmeyüp bezl-i ni‘met etdiler. Zîrâ bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr ucuzluk ve ganîmet şehr-i ma‘mûrdur. Kûh-ı Deşan eteğinde vâkı‘ olmuş dörd bin aded kiremitli ve türâb-ı amber-i pâk ile mestûr bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr ve âbâdân hâne-i zîbâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346a–346b ·
metinde göster ·
… iyâ Çelebi! Ne çok askeriniz var, ya Engürü kal‘asına niçe kapanmadınız. Hayfa,
dirîğ
, işte bir iş ederdiniz kim devr-i kıyâmete dek kılıcınız arşa aşup ol zamân İsl …
Andan kalkup kal‘a-i Kal‘acığ'ı ve Şeyh Şâmî'yi ve Akçakoyunlu'yu ve kasaba-i Kurdlardan Kızılırmağ'ı refâhiyyet üzre geçüp menzil-i Karakeçili'de karâr edüp Varvar Alî Paşa'nın Turhal kal‘asından kalkdığın haber alup andan bir menzilde cânib-i şarka ılgar edüp Amâsiyye kurbunda kasaba-i Gergerân'da mülâkât-ı Varvar Alî Paşa: Bu kasabanın sene 1057 târîhinde bâlâda Erzurûm menâzillerinde tahrîr olunmuşdur. Bu kasaba sahrâsında, Varvar Alî Paşa kırk elli bin asker-i bî-pâyân ile meks edüp ol ferah-fezâyı hayme ve hargâh zeyn etmiş. Hakîr kanûn üzre ibtidâ kethüdâsına varup mülâkât olup bize vesîle olarak paşanın otâğ-ı nüh-tâkına götürdü. Ne otâk, gûyâ bir serâperde-i Süleymânî'dir kim cânib-i erba‘asın niçe bin çatal fitilli sekban ve sarıca akrebleri kat-ender-kat otâğı ihâta edüp pür-silâh âmâde durur. Hakîr içeri girüp paşaya yakın vardıkda tîrkeş ve kılıcım taşlayup seke seke huzûruna varup zemîn bûs edüp mektûb-ı muhabbet-üslûbları destine verüp "Defter[dâr]zâde Mehemmed Paşa oğlunuz, huzûr-ı izzetinize selâmlar edüp bu mektûbu gönderdi", dedikde "Safâ geldin yiğit, hoş geldin" dedikde yine dâmen bûs edüp "otur" dediler. Hakîr hemân 362a celse-i hafîfe edince yüzüme nazar edüp "Bre sen Hâfız Evliyâ Çelebi değil misin ki, Ayasofya Câmi‘inde leyle-i kadrde hıfzen sekiz sâ‘atde hatm-i şerîf edüp merhûm Sultân Murâd aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân seni Harem-i hâssaya alup kilârlı etmedi mi" deyice Hakîr "Belî Sultânım! Sultân Murâd Hân'ın çerâğ-ı efrûhtesiyim" dedim. "Şimdi sen paşa oğlumun ne hizmetindesin". "Vallahi Erzurûm'a giderken mü’ezzinbaşısı idim. Erzurûm'da gümrük kâtibliği ihsân eyledi ve üç kerre Acem diyârına gönderdi ve hâlâ şimdi imâmeti hizmetinde muk[te]dâ-yı nâs ve muhâsibi ve enîsi ve hem-celîsiyiz. Zîrâ âlem-i sabâvetden berü merhûm pederleri zamânından beri bir yerde hâsıl olduğumuzdan mahrem-i râz olduğumuz içün hakîri sultânıma gönderdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa ve hakîr tek ü tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! Engürü'nün şimâl tarafında, iki konak ötede Istanoz kal‘asında bırakdım. Andan cenâb-ı şerîfinizi kollayarak Kankırı taraflarına gitmek üzredir. Zîrâ ol mahal, ganîmet yerlerdir ve şiddet-i şitâ def‘ olup mevsim-i bahârdır, sultânımın ol câniblere gelmenize muntazırdır ve bu mektûbun sultânımdan netîce-i haberin ister. Hemân inşâallah sabâh bu kulunuz yine mektûb-ı dürerbârlarınız ile giderim. Mektûblara nazar olunsun" deyü hatm-i kelâm etdükde "Tiz dîvân efendisi Halîl Efendi'yi çağırın" dedikde Halîl Efendi hâzır olup mektûbu mahfîce tilâvet edüp cümle hâtır-nişân etdükde "Bre Evliyâ Çelebi! Ne çok askeriniz var, ya Engürü kal‘asına niçe kapanmadınız. Hayfa, dirîğ, işte bir iş ederdiniz kim devr-i kıyâmete dek kılıcınız arşa aşup ol zamân İslâmbol keferelerinden intikâm alınırdı. Olmaya, illâ hayr. Hele çok askeriniz var imiş" deyü sürûrundan kalkup otak içre reftâr ederken hakîre yüz altun ve bir mercân tesbîh ve koynundan bir mücevher sâ‘at ihsân edüp hazînedâra "Müsâfirindir, bir hoş ikrâm edüp bir kat esbâb ver" deyü tenbîh etdi. Ol sâ‘at hakîre bir kat libâs-ı fâhire ve bir semmûr kafası kürk-i fâhire verüp mihmân olduk. Ol gün konakçı tarafından haber gelüp Köprülü Mehemmed Paşa ve yedi beğlerbeği Osmâncık cisrini ve Sarmaşıklıkayabeli'ni alup meterisler kazup yalçın kayalar üzre azîm taşlar yığmışlar. Ol tarafdan kuş uçmak ihtimâli yokdur. Ve Amasiyye paşası Hüseyin Paşa Direklibel'i sedd edüp kurâlardan cümle re‘âyâ vü berâyâyı kaldırmış ve bir habbe ve cübbeli âdem bulunmak ihtimâli yokdur. Cümle sarp dağlara ve mağaralara ve kılâ‘lara kapanmışlar, deyü konakçıdan haber gelince Varvar Alî Paşa atf-ı ınânı Kızılırmak geçidine mün‘atıf eyleyüp tuğlar gitdi. Kasaba-i Gergerân'dan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b–362a ·
metinde göster ·
Cümle sekiz hammâmdır. Evvelâ Paşa hammâmı gâyet latif âb [u] hevâsı ve binâsı var. Ve Samsad kapusu hammâmı ve Hacı Beğ hammâmı ve Cıncıklı hammâmı ve Arasta hammâmı ve Muharrem hammâmı ve Keçeci hammâmı ve Meydân hammâmı. Bu cümle hâs u âmm hammâmlarıdır, ammâ cümle yetmiş beş aded sarây hammâmları vardır. Evvelâ Tayyâr Mehemmed Paşa sarâyında iki hammâm-ı latîfdir kim pâdişâhâne binâ olunmuş vâcibü's-seyr bir rûşenâ hammâm-ı ra‘nâdır. 56b Ve Gerez Paşa sarâyı hammâmı ve Celâlî Kadı sarâyı hammâmı. Ma‘lûmumuz olan hammâm-ı mahsûslar bunlardır ammâ gâhîce ba‘zı ahbâbdan dirîğ olunur hammâmlar değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a–56b ·
metinde göster ·
… yemmünen ve teberrüken biraz ulûm görelim" dedikde müderris eydür. "Hoş monlam,
dirîğ
etmeziz, güzel buyurursunuz ammâ ol hücreye kim girdi ise sabahısı meyyiti taşr …
Âhir sene 888 târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî asrında Kemâl Paşazâde Ahmed Çelebi tâlib-i ilm iken bu Edirne şehrine seyâhatle gelüp bu medînede meks edüp bir cây-i karâr peydâ eylemeğe murâd edinüp râhı bu medreseye uğrar. Dersi‘âmından bir hücre taleb etdüğünde "Ey molla! Medresemizde ancak bir mu‘attal hücre vardır. Anı da ecinne kabz eylemişlerdir. Andan gayri hâlî hânemiz yokdur," dedikde Kemâl Paşazâde Ahmed Çelebi eydür: "Sultânım, ol hücreyi bize ihsân eyle. Cenâbınızdan teyemmünen ve teberrüken biraz ulûm görelim" dedikde müderris eydür. "Hoş monlam, dirîğ etmeziz, güzel buyurursunuz ammâ ol hücreye kim girdi ise sabahısı meyyiti taşra çıkar" dedikde Kemâl Paşazâde eydür, "Her çi bâd-âbâd, ol hücreyi bize sadaka edin" deyü ibrâm [u] ilhâh eder. Âhir dersi‘âm muztarîb kâm olup "İmdi molla! Âhiret hakkın helâl eyle" deyü hücrenin miftâhın mollaya verüp molla hücre bâbın Bismillah ile küşâde kılup postu üzre karâr eder. Ba‘de'l-ışâ bevvâbân ve müderris Kemâl Paşazâde'nin hücresi önüne âdet-i kadîmeleri üzre bir tenşûy ve bir tâbût u tancere ve gayri levâzımât-ı meyyiti âmâde olup muntazır olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 157a ·
metinde göster ·
… arı edüp yine cânib-i şimâle giderken refîklerimiz eydür: "Sultânım, eğer kadem
dirîğ
etmezseniz bu mahalle karîb bir temâşâgâh vardır. Ta ki acâ’ib göresiz." dedikl …
Hele hakîr bunları görüp mebhût olup Cenâb-ı Bârî'nin gazabından yine kendüye sığındım. Hudâ-yı Bîçûn azametiyle cümle ümmet-i Muhammed'i âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arazîden masûn u mahfûz eyleye. Bu temâşâları edüp yine cânib-i şimâle giderken refîklerimiz eydür: "Sultânım, eğer kadem dirîğ etmezseniz bu mahalle karîb bir temâşâgâh vardır. Ta ki acâ’ib göresiz." dediklerinde hakîr eyitdim: "Ey nûr-ı dîdem, bu seyâhatde ifnâ-yı vücûd etmeden murâd [u] merâmım sun‘-ı Hudâ'yı temâşâ etmekdir." dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
der, yohsa hâl-i dünyâ hemîşe böyledir. Bir cânibi imâr, bir cânibi harâb olmad …
El-hâsıl bu bilâd-ı harâbeler gibi niçe yüz harâb kalmış şehr-i mu‘azzamların biri dahi bu şehr-i Ahlat'dır, ammâ keyfiyyet-i âleme vâkıf olan bu kîl u kâlden ferâğat eder. Lâkin dildir, duramaz. Mezkûr şehr-i harâblar burc-ı evliyâ vü enbiyâ olduğundan âdemin yazığı gelüp hayfâ dirîğ der, yohsa hâl-i dünyâ hemîşe böyledir. Bir cânibi imâr, bir cânibi harâb olmadadır. Merhûm ve mağfûrun leh Veysî Efendi Vâkı‘anâmesi'nde tahrîr etdüği gibi "Kankı zamân bedürüstî-i cihân ma‘mûr u âbâdân olmuşdur?!..." deyü tahrîr etmiş. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240b ·
metinde göster ·
… â pujenmiş kadalardır kim her biri bî-bahâ bir bahâne ile bey‘ olundu, hayfâ ve
dirîğ
.
Ve niçe yüz bin aded hadeng ü tîr ve sihem ü nâvek ve ok ve paşak u pojaklar kim her biri Mısır hadengi ve İslâmbol ve Gelibolu ve Bursa ve Babadağı okları kim peykânları Nahşevân ve Kırım paşakları idi. Ve her birinin yelekleri perr-i tâvûsdan ve cenâh-ı hümâdan ve cenâh-ı gücüğen ve murg-ı kuğudan ve tayr-ı miskî kartaldan ve kamış okların yünleri murg-ı kebûter-i zeyrekden ve hezârpâre kalem ok yelekleri ve şahin cığasından ve zağanos yeleği okların her biri kalemden ve kamışdan ve kargıdan ve peleng nâm çamdan ve hezârpâre okların her birinin gezlerinden demrenine varınca içerisi boş olup paşakları müzehheb ü mutallâ, demrenleri Kılmağî ve Nogayî ve Kabartayî ve Evengî ve Horasânî ve Acemânî ve Moğolî ve Boğolî ve Kırımî ve Osmânî tarzı demrenli oklar idi kim her birinin peykânları zehr ile sıvarılmış hadenglerdir ve nice kerre yüz bin deste deste pota ve hekkî ve azmâyiş ve peşrev ve yeleksiz gez u zizan (---)(---)(---)(---)(---) misilli musanna‘ okların hisâbın Hudâ bilir kim anların demrenleri merîhden âb u tâb almış peykânlı nâveklerdir kim her biri pür hışımlı düşmana değer sihâm-ı kazâ pujenmiş kadalardır kim her biri bî-bahâ bir bahâne ile bey‘ olundu, hayfâ ve dirîğ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277a ·
metinde göster ·
… mîn kavmi değil belî zemîn [ü] âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ
dirîğ
kim devlet-i Âl-i Osmân'da nâhak yere kan dökerler. Ne Perverdigâr'dan havf ede …
Hân eydür: "Ey cânım Evliyâ akay, lutf eyle, menimle yahşı danışık eyle. Her bâr bu kayser-zemîn şâhları hânların hemîşe kırup köklerin cûyiserlerdir. Pes niçün Vezir Kara Mustafâ Paşa'yı ve Hezârpâre Ahmed Paşa'yı ve fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa'yı ve Sâlih Paşa'yı ve Koca vezîr'i ve niçe vezîrlerin katl eder. Husûsan şimdi İpşir-i beşîr vezîr-i bî-nazîri ve ol mankâle sâhib-serîri niçün katl edüp kellesin galtân ederdi ki eyle bir nâmdâr kahramân-ı zamân u sâhibkırân-ı bî-amân, yahşiye yahşı yamana yaman bir vezîr-i Âl-i Osmân'a kıydı. Anın savlet ü salâbeti havfından İrân-zemîn kavmi değil belî zemîn [ü] âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ dirîğ kim devlet-i Âl-i Osmân'da nâhak yere kan dökerler. Ne Perverdigâr'dan havf ederler ve ne Peygamber'den hicâb ederler. İpşir Âsaf'a olan zulüm Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'ya olmamışdır. Muhibb-i fukarâ ve ebü'l-yetâmîn ve zu‘afâ bir mer[d]-i Hudâ vezîr-i dilârâ imiş. Gaddâr Osmânlı niçün bî-günâh eyle vezîri niçün katl etdi. Munı mena bir hoşça bildiresen." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293a ·
metinde göster ·
… ve mîr-i mîrânlar ve pîr u cüvânlar Seydî'nin mübârek na‘şesin gördükde "hayfâ
dirîğ
" deyü bükâ eylediler. Hemân ol mahalde Budin Vezîri İsmâ‘îl Paşa dârât u azamet …
"Eğer ben ölürsem sizin olsun ve eğer hayâtda kalırsam yine benim olsun" deyü vasiyyetler edüp, ba‘dehû kendüleri Serdâr Alî Paşa'nın dîvânına varup cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve pîr u cüvânlar Seydî'nin mübârek na‘şesin gördükde "hayfâ dirîğ" deyü bükâ eylediler. Hemân ol mahalde Budin Vezîri İsmâ‘îl Paşa dârât u azametiyle reftâr ederek Seydî Paşa cesedi yanından ubûr ederek
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186a ·
metinde göster ·
Âl-i Osmân'ın bir nâmdâr vezîri idi ve Rakofçi Kral gibi bir azîmü'ş-şân kralı …
"Hayfâ dirîğ Âl-i Osmân'ın bir nâmdâr vezîri idi ve Rakofçi Kral gibi bir azîmü'ş-şân kralı katl edüp biz ol kral elinden âciz-mânde kalmışdık. Anı Seydî katl edüp Nemse diyârında emîn olmuşduk ve Erdel memleketin feth edüp bu kadar yıllık bâkî kalan hazîneleri tahsîl edüp pâdişâha gönderüp hidmet etmişdi. Âhir Âl-i Osmân'a eylik yaramaz imiş" deyü ma‘a'l-kerâhe böyle rîşhand-âmîz kelimâtlar edüp Seydî Paşa meyyiti üzre avuç avuç altun nisâr edüp "Dîninizce bu vezîr-i mazlûma Kur’ân okuyup bir hoşca defn edün" deyüp hinto arabasıyla Serdâr Alî Paşa'ya revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186a ·
metinde göster ·
… rı mukarrerdir, ammâ yine benî Âdem birbirine mahabbetden vefât edenlere "Hayfâ
dirîğ
vâ hasretâ ve vâ firkatâ" deyü feryâd u fiğân ve feza‘ u çeza‘ ederler.
İmdi bâlâda tahrîr olunan nass-ı kâtı‘ların hükm-i şerîfleri üzre ve bu ebyâtların mazmûnları üzre gerdiş-i devvâr-ı kec-reftâr felekde cemî‘i zerrât-ı katarât-ı ünâs-ı mahlûkât ve arz [u] semâvât cümle cümle fânî olup ecelden halâs olmayacakları mukarrerdir, ammâ yine benî Âdem birbirine mahabbetden vefât edenlere "Hayfâ dirîğ vâ hasretâ ve vâ firkatâ" deyü feryâd u fiğân ve feza‘ u çeza‘ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
… e Hâtem-i Tay ve Ca‘fer-i Bermekî-misâl bir hoş-hısâl keremkârî imiş. Hattâ mâl
dirîğ
etmemek ile bennâsı olan Mi‘mâr Ramazân, yigirmi bir aded binâ etdiği cevâmi‘le …
Hakîkatü'l-hâl bir sâhib-i tab‘ velî-ni‘am ve sâhib-i kerem ve Hâtem-i Tay ve Ca‘fer-i Bermekî-misâl bir hoş-hısâl keremkârî imiş. Hattâ mâl dirîğ etmemek ile bennâsı olan Mi‘mâr Ramazân, yigirmi bir aded binâ etdiği cevâmi‘lerin her birinden birer gûne san‘at ahz edüp bu câmi‘de icr[â] ederek ve cümle makdûrun sarf ederek bir tâ‘atgâh-ı Sübhânî etmişdir kim diyâr-ı Rûm'da misli yokdur. Meğer Kudüs-i Şerîf'de Mescid-i Sahrâtullâh ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 146b ·
metinde göster ·
devlet-i Âl-i Osmân'a kim bu kal‘a-i Kotur bizim Gabele kal‘amızdan on konak iç …
Hulâsa-i kelâm hayfâ dirîğ devlet-i Âl-i Osmân'a kim bu kal‘a-i Kotur bizim Gabele kal‘amızdan on konak içeri ve Nova kal‘amızdan üç konak içeri ve cümle kâfir gemileri bizim Nova kal‘amızın topları ağzından içeri bu Kotur'a gelüp girir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157b ·
metinde göster ·
, ne aceb metîn ve sa‘b kal‘a olacak zemîn olur. Âh Âl-i Osmân bu püşte kaya üzr …
"Hayfâ dirîğ, ne aceb metîn ve sa‘b kal‘a olacak zemîn olur. Âh Âl-i Osmân bu püşte kaya üzre bir kal‘a yasasa vilâyet-i Kırım ve vilâyet-i Özi ve Karadeniz etrâfları Kazak şerrinden emîn olurdu" [de]yü İslâm Geray Hân nutk etdikde hakîr hemân bi'l-bedâhe bu nutk-ı dürerbârı vücûd bulmasıyçün "Bu niyyete el-fâtiha" deyüp niçe bin sülehâ-yı ümmetden Tatar mücâhidân-ı hâzırûn Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 110b ·
metinde göster ·
… e kal‘anın bir yerinde topları yere gömüp kal‘ayı bırağup Hân'a geldiler. Hayfâ
dirîğ
Mehemmed Geray Hân'ın devletinde Kabarti kavmi cümle İslâm ile müşerref olup ka …
"Pâdişâhım bize şimden gerü ulûfemizi kim verir?" deyü beş aded şâhî topları bir gece kal‘anın bir yerinde topları yere gömüp kal‘ayı bırağup Hân'a geldiler. Hayfâ dirîğ Mehemmed Geray Hân'ın devletinde Kabarti kavmi cümle İslâm ile müşerref olup kadı ve imâm ve câmi‘ ve hammâm ve kal‘a binâ olunup şöyle vilâyet-i zamîme-i İslâm olmuşken kim bilir nice ola, ammâ şimdi bu hâl üzre Kabarti kavmi müslimler olup câriyelerinin nikâhsız vat’ında hatâ vardır. Andan 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157a ·
metinde göster ·
kim bizim vilâyetlerde şöyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a ve dereçe y …
"Hayfâ dirîğ kim bizim vilâyetlerde şöyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a ve dereçe yokdur. Yohsa cihângîr pâdişâh olurdum" demiş. Bunları dahi seyr [ü] temâşâ edüp taraf-ı şarka 5 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
… ) târîhinde Timur Hân Kırım'da Tohtamış Hân üzre giderken bu şehr-i azîmi hayfâ
dirîğ
kim harâb u yebâb halkını kebâb edüp gider. Hâlâ eser-i binâları iki merhale ye …
Vilâyet-i Âzerbâycân'da şehr-i Sarây var. Kavm-i Acem ana Serâv derler kim Cığaloğlu vezîrin münhezim olduğu Serâv'dır. Moğol kavmi dahi bu Sarây şehrine Serâv der, ammâ bu şehr-i Sarây'a Sarây-ı Cingiz Hân derler. Niçe mülûkdan mülûka intikâl edüp âhır-ı kâr Hulâgû Hân Mâverâü'n-nehir'den Hekîm Tûsî ile bu şehre gelüp şehr-i Sarây'ı harâb edüp ahâlîsin Hulâgû cümle helâk etdi. Ba‘dehu Abakay Hân ve Tohtabay Hân amâr edüp sene (---) târîhinde Timur Hân Kırım'da Tohtamış Hân üzre giderken bu şehr-i azîmi hayfâ dirîğ kim harâb u yebâb halkını kebâb edüp gider. Hâlâ eser-i binâları iki merhale yerden zâhir ü bâhirdir. Ba‘dehu Maskov kralı Timur Hân merhûm oldukdan sonra sene (---) târîhinde amâr edüp ol zamândan berü bu şehr-i Sarây Maskov kralı hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 168b ·
metinde göster ·
ender hayf u dirîğ harâb edüp ba‘dehu Maskov kralı fursat bulup bu şehr-i Alatı …
Be-kavl-i müverrihîn-ı Tatar bu şehri ba‘de't-Tûfân ibtidâ binâ eden Îrec Şâh ibn Ferîdûn binâ edüp ba‘dehu Cingiz Hân pây-ı taht edinüp amâr etdi. Ba‘dehu Hulâgû Hân harâb etdi. Ba‘dehu Alatır Hân ibn Aykulp Hân amâr edüp ba‘dehu Tohtamış Hân tahtgâh edinmişken Timur-ı pür-zor Hân Tohtamış Hân'ı münhezim etdikde bu şehr-i Alatır'ı dirîğ ender hayf u dirîğ harâb edüp ba‘dehu Maskov kralı fursat bulup bu şehr-i Alatır'ı amâr eder. Hâlâ dest-i Maskov'da sehel ma‘mûrsi şehirdir kim başka vezîri var, on bin askerle hükm eder, ammâ askerinin nısfı Mujik Kazağıdır ve nısfı Heşdek ve Yaman Sadak askeridir. Bunlar Kalmık ile sulh edüp kardaş olmuşlar, ya‘nî barışmışlar. Şehir içre Kalmık Tatarları girüp bâzâ[r]lık ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171b ·
metinde göster ·
… r-zor Hân Tohtamış Hân'ı münhezim etdikde bu şehr-i Alatır'ı dirîğ ender hayf u
dirîğ
harâb edüp ba‘dehu Maskov kralı fursat bulup bu şehr-i Alatır'ı amâr eder. Hâlâ …
Be-kavl-i müverrihîn-ı Tatar bu şehri ba‘de't-Tûfân ibtidâ binâ eden Îrec Şâh ibn Ferîdûn binâ edüp ba‘dehu Cingiz Hân pây-ı taht edinüp amâr etdi. Ba‘dehu Hulâgû Hân harâb etdi. Ba‘dehu Alatır Hân ibn Aykulp Hân amâr edüp ba‘dehu Tohtamış Hân tahtgâh edinmişken Timur-ı pür-zor Hân Tohtamış Hân'ı münhezim etdikde bu şehr-i Alatır'ı dirîğ ender hayf u dirîğ harâb edüp ba‘dehu Maskov kralı fursat bulup bu şehr-i Alatır'ı amâr eder. Hâlâ dest-i Maskov'da sehel ma‘mûrsi şehirdir kim başka vezîri var, on bin askerle hükm eder, ammâ askerinin nısfı Mujik Kazağıdır ve nısfı Heşdek ve Yaman Sadak askeridir. Bunlar Kalmık ile sulh edüp kardaş olmuşlar, ya‘nî barışmışlar. Şehir içre Kalmık Tatarları girüp bâzâ[r]lık ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171b ·
metinde göster ·
… eyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî âdem kulundur. Eğer dahi bâzları olsa pâdişâhımdan
dirîğ
etmezdi" ded[ik]de, bizzât hünkâr eyitdi:
"Hünkârım bu Evliyâ Çelebi tâ Erzurûm'umuza Melek Ahmed Paşa yılından berü bilirim. Sözünde sâdık bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî âdem kulundur. Eğer dahi bâzları olsa pâdişâhımdan dirîğ etmezdi" ded[ik]de, bizzât hünkâr eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 204b ·
metinde göster ·
böyle bir kal‘a vîrân ola ve böyle bir mahsûldâr fezâ-yı lâle-‘izâr tehî yata" …
"Ey vay dirîğ böyle bir kal‘a vîrân ola ve böyle bir mahsûldâr fezâ-yı lâle-‘izâr tehî yata" deyüp asker-i İslâm ile kal‘a içre girüp ezân-ı Muhammedîler okuyup ma‘mûr olmasın fermân eyleyüp bizzât kendüler el açup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321a ·
metinde göster ·
… ağaçları var. Suları cümle bârân-ı rahmetden cem‘ olma sarnıçlardır. Ammâ hayfâ
dirîğ
kim yigirmi yedi sene bu cezîre-i Girid'e emek çekilüp böyle bir sulh [u] salâh …
Kal‘ası bir kayalı yerde şekl-i murabba‘dan tûlânî iki kapulu bir kapusu şarka nâzır liman kapusudur, biri cânib-i garba Kandiye tarafına açılır kapulardır. İçinde yüz mikdârı hurde havlısız dâr-ı menhûsları ve üç aded manastırları ve ba‘zı meyve ağaçları var. Suları cümle bârân-ı rahmetden cem‘ olma sarnıçlardır. Ammâ hayfâ dirîğ kim yigirmi yedi sene bu cezîre-i Girid'e emek çekilüp böyle bir sulh [u] salâhda böyle bir ada Girid'e muttasıl kâfir elinde kala. Vâveylâ vü vâveldâ!
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323a ·
metinde göster ·
eyledi târâc-ı mülk-i ma‘rifeti, / Hemîşe böyle sitemhîz olur felek dâdâ, / Efe …
Dirîğ eyledi târâc-ı mülk-i ma‘rifeti,Hemîşe böyle sitemhîz olur felek dâdâ,Efendiler bu du‘â ile diyelim târîh,Vukıyyezâde'ye Hak rahmet eylesün ebedâ.Sene 1074.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367b ·
metinde göster ·
! Ne‘aceb hatâ etdim. Yâ ol sultânın ser-i sa‘âdeti bunda medfûn idüği ma‘lûmum …
"Hayfâ dirîğ! Ne‘aceb hatâ etdim. Yâ ol sultânın ser-i sa‘âdeti bunda medfûn idüği ma‘lûmum olmayup böyle bir ibâdetgâhı ihrâk bi'n-nâr etdik" deyü te’essüf çeküp cümle âteşi söndürüp fî'l-hâl kabr-i şerîfinin demir kapusun açup bizzât kendüleri ûd ve amber-i hâm yakup micmeri eline alup hidmet ederek câmi‘-i Ümeyye'nin ortasındaki mağâra içre mezkûr kırk ayak taş nerdübândan nüzûl edüp görür kim bir büyük altun kandîl san‘at ile mi yohsa mu‘cize-i Yahyâ aleyhisselâm ile mi berk urup nûr-ı mahz gibi şu‘le verir. Ve bir âdem kaddi bir sommâkî amûd üzre bir mücevher altun sini içre ser-i sa‘âdet-i Hazret-i Yahyâ salavâtullâhi aleyh ve selâma durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y118b ·
metinde göster ·
… eb‘ada bir şey görmemişdim, ammâ müsâfire azîm ikrâm edüp makdûrların sarf edüp
dirîğ
etmezler.
Ve bu kavim sengistân [u] dağıstânlar içinde sâkin on binden mütecâviz Nusayrî kavmi imiş. Eğer bunları görmesem ekâlîm-i seb‘ada bir şey görmemişdim, ammâ müsâfire azîm ikrâm edüp makdûrların sarf edüp dirîğ etmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y177a ·
metinde göster ·
… rdır. Her biri birer hânedân sâhibi şürefâların binâlarıdır. Ahâlî-i mahalleden
dirîğ
olunmayup herkes ehl [ü] iyâliyle girüp zevk u safâ ederler.
Bir hammâm-ı latîf dahi fâtih-i Yemen Sinân Paşa'nındır. Bu dahi sekiz kurnalı pâk hammâm-ı rûşendir. Bu iki hammâmdan mâ‘adâ yüz kırk beş sarây hammâmları vardır. Her biri birer hânedân sâhibi şürefâların binâlarıdır. Ahâlî-i mahalleden dirîğ olunmayup herkes ehl [ü] iyâliyle girüp zevk u safâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y358a ·
metinde göster ·
‘Ye şâhım va‘deye hulf buyurdunuz. Şâhlık ber-tarafdır elinden geleni
dirîğ
etme, buyurdunuz. Biz dahi ma‘rifetim mertebesince dirîğ etmeyüp şâhımı mât etd …
‘Ye şâhım va‘deye hulf buyurdunuz. Şâhlık ber-tarafdır elinden geleni dirîğ etme, buyurdunuz. Biz dahi ma‘rifetim mertebesince dirîğ etmeyüp şâhımı mât etdim. Ammâ şâhım ben de ahde vefâ etmem, bir gün ola yine şâhımı mât edem’ deyü bir rumûz etdi. Şâh anlamayup, bir güne kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y43b ·
metinde göster ·
… arafdır elinden geleni dirîğ etme, buyurdunuz. Biz dahi ma‘rifetim mertebesince
dirîğ
etmeyüp şâhımı mât etdim. Ammâ şâhım ben de ahde vefâ etmem, bir gün ola yine ş …
‘Ye şâhım va‘deye hulf buyurdunuz. Şâhlık ber-tarafdır elinden geleni dirîğ etme, buyurdunuz. Biz dahi ma‘rifetim mertebesince dirîğ etmeyüp şâhımı mât etdim. Ammâ şâhım ben de ahde vefâ etmem, bir gün ola yine şâhımı mât edem’ deyü bir rumûz etdi. Şâh anlamayup, bir güne kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y43b ·
metinde göster ·
, başıma türâb-ı rîğ kim on sekiz pâdişâhlık ve krallık yerleri geşt [ü] güzâr e …
"Hayfâ vü dirîğ, başıma türâb-ı rîğ kim on sekiz pâdişâhlık ve krallık yerleri geşt [ü] güzâr ederek bu diyâra düşerdik ve böyle kelimâtlar istimâ‘ etdim. Ammâ yine kendi talebimle oldu" deyü hamd edüp kelimâta âgâze etdim, tercümâna eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y409b ·
metinde göster ·
, merhûmun kemerinde yedi yüz altunu var idi", deyü te’essüf çekdiler. Çi fâ’ide …
"Hayfâ dirîğ, merhûmun kemerinde yedi yüz altunu var idi", deyü te’essüf çekdiler. Çi fâ’ide, herîfin leşi bulamac olmuş. El-hükmü lillâh deyü yine şimâle kâmil altı gün altı gece arslan ve kaplanlı ve fîl ve gergerdânlı kara dağlar ve kara taşlı yerler ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434b ·
metinde göster ·