Ve eyle sayyâddır kim tülekhânesinde sayf [u] şitâda niçe yüz
doğan ve
çakır ve balaban ve zağanos ve şahin ve sayağı ve sunkur ve toygun ve kırgıl ve …
Ve eyle sayyâddır kim tülekhânesinde sayf [u] şitâda niçe yüz doğan ve çakır ve balaban ve zağanos ve şahin ve sayağı ve sunkur ve toygun ve kırgıl ve karcığa ve kücügez ve devlengeç ve karakuş ve atmaca ve karagöz nâm tuyûrları kendüye râm edüp Bitlîs derelerinde senede bir kerre keklik göçgünü mahallinde bir günde yetmiş bin keklik alduğu sicillâtda müsbetdir, ammâ bu şikâr hânın fermânıyla yılda bir kerre cümle aşîreti Kürdleri üç gün dağları süzerek 228a Bitlîs deresi hûş u tuyûr ve gûnâ-gûn vahşî canavarlar ile dere ve depeler ile mâl-â-mâl hayvânâtlar olup lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ niçe yüz bin keklik şikâr olunup üç ay bu mahallerde şehr-i Bitlîs içre keklik fürûht olunup ol mahalde cümle ahâlî-i Bitlîs koyun ve kuzu etlerinden müstağnî olurlar. Bu şikâra beyne'l-Ekrâd helû derler. Niçe yüz bin Ekrâdın hâyuhûları ile dağlar içre velvele-nâk olur
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b–228a ·
metinde göster ·
… Sultân'a göndereceği ta‘ahhüd etdiği iki yüz kız ve iki yüz gulâmlar ve on çift
doğan ve
toykun ve sunkur kuşlar ve Paşa'ya elli aded yarar tîrkeş getürür bahâdır gulâm …
Ba‘dehû Hân Turla nehrinin Mayak geçidinden ve Otyarık geçidinden üç günde geçüp yedi günde vatan-ı aslîsi olan Kırım diyârına sâlimîn ü gânimîn ve mansûr u muzaffer varup üç gün üç gece şehir donanması olup mukaddemâ Kaya Sultân'a göndereceği ta‘ahhüd etdiği iki yüz kız ve iki yüz gulâmlar ve on çift doğan ve toykun ve sunkur kuşlar ve Paşa'ya elli aded yarar tîrkeş getürür bahâdır gulâmlar ve niçe girân bahâlı eşyâlar gönderüp ahdlerine vefâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 52b ·
metinde göster ·
… r kîse na‘l-bahâ ve huddâmlarıma yüz guruş ve birer çuka verüp ertesi gün cümle
doğan ve
tazı ve zağarları erbâb-ı tîmâra verüp Paşa ile vedâ[‘]laşdıkda iskele başında …
Bu cezîre-i Bozcaada'yı seyr [ü] temâşâ ederken ertesi gün muhâfazaya me’mûr olan Sührâb Mehemmed Paşa sayd [u] şikârdan geldiği sâ‘at hakîr buluşup emr-i pâdişâhîyi ve Cânpoladzâde Çakırcıbaşı mektûbların verüp kırâ’at etdikde mefhûmu ma‘lûm olup "El-emrü emrüküm, fermân pâdişâhımındır" deyü kendüde bulunan on tazı ve on re’s kelb-i mu‘allem zağarlar ve yedi aded bâz-ı hümâ-pervâz doğanlar verdi. Ve cezîre muhâfazasında olan alaybeğlerinden ve erbâb-ı zu‘amâdan cümle yigirmi tazı ve on beş taraş ve tula ve sunar ve arayıcı zağarlar ve beş aded şahin ve zağanos ve balaban ve doğanlar bulunup mektûblar tahrîr olundukda hakîre bir kîse na‘l-bahâ ve huddâmlarıma yüz guruş ve birer çuka verüp ertesi gün cümle doğan ve tazı ve zağarları erbâb-ı tîmâra verüp Paşa ile vedâ[‘]laşdıkda iskele başında yigirmi oturak firkate ile tarfetü'l-ayn içre karşu tarafda Kazdağı hâkinde (---) geçüp anda atlarımıza süvâr olup vakt-i asırda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 92b ·
metinde göster ·
… üp bu buheyre etrâfında olan kurâ vü kasabât ahâlîleri tüfeng-i pür-reng ile ve
doğan ve
şâhin ve balaban ve zağanos ve çakır ve taştülek bâzlar ile niçe kerre yüz bin …
Sitâyiş-i buheyre-i Terkoz: Dâ’iren-mâdâr cirmi on bir mîl sehel şorca âb-ı berrâkı var. Ol kadar amîk değildir. Buheyre-i mâlih olmasına sebeb vakt-i şitâda Karadeniz'in talattumu bu halîce girüp acı eder. Bu gölde kış günleri gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen hûş u tuyûr bu gölde kışlar. Bâ-husûs kaz ve ördek ve angıt ve karabatak ve sürhâb ve vezneboşaldan ve kuğu ve saka kuşu ve balıkçıl ve martı ve yelve ve yelkovan ve niçe bunun emsâli su kuşları bu halîcin yüzünü zeyn edüp bu buheyre etrâfında olan kurâ vü kasabât ahâlîleri tüfeng-i pür-reng ile ve doğan ve şâhin ve balaban ve zağanos ve çakır ve taştülek bâzlar ile niçe kerre yüz bin kazları sayd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a ·
metinde göster ·
… 160b ve beş re’s müsellah Taşlıca bârgîrleri ve beş tazı ve beş zağar ve iki
doğan ve
beş dâne Hersek atmacası verdi kim bir diyârda misli yokdur ve beş çuka ve beş …
Ve Pıraçalı Mustafâ Paşa Çemerne yaylasında kalmak ile tenbîhi üzre kethudâsı hakîre iki kîse ve üç gulâm 160b ve beş re’s müsellah Taşlıca bârgîrleri ve beş tazı ve beş zağar ve iki doğan ve beş dâne Hersek atmacası verdi kim bir diyârda misli yokdur ve beş çuka ve beş donluk Ciniviz katîfesi ihsân aldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a–160b ·
metinde göster ·
atmaca ve akbaba ve ebâbülbül ve devlingeç ve gayri envâ‘-ı tuyûrların lâneleri …
Ve bu kayalarda âşiyân edinen şâhin ve çaylak ve doğan ve atmaca ve akbaba ve ebâbülbül ve devlingeç ve gayri envâ‘-ı tuyûrların lâneleri hisâbın Hudâ bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
… bin kebûterlerin yuvalarında olan yavruların ne yılan ve ne çıyan, ne şâhîn ve
doğan ve
zağanos ve balaban kuşları şikâr etmezler. Ve benî âdemden de bir ferd-i âferîd …
Lâkin acîb ü garîb sırr-ı Huda bu kayalarda niçe kerre yüz bin kebûterlerin yuvalarında olan yavruların ne yılan ve ne çıyan, ne şâhîn ve doğan ve zağanos ve balaban kuşları şikâr etmezler. Ve benî âdemden de bir ferd-i âferîde bu kayalara urûc edüp güvercin yavruları almazlar, aceb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94b ·
metinde göster ·
… n kürkler ve bir külçe tahta semmûr kürkler ve bin çift balık dişi ve elli çift
doğan ve
sunkur ve toykun kuşları ve iki bin çift la‘l-gûn telatinler ve bin külçe dâne …
"Şimden gerü siz bana râst geldiniz, hikmet oldu. Ba‘de'l-yevm siz bize lâzımsız. Mukaddemâ bu kardaşımız küçük elçilik ile Âl-i Osmân'a gitse gerek idi, ammâ şimdi gayri iş zuhûr edüp şehinşâh kralım beni büyük elçi ta‘yîn eyleyüp bin külçe envâ‘ından kürkler ve bir külçe tahta semmûr kürkler ve bin çift balık dişi ve elli çift doğan ve sunkur ve toykun kuşları ve iki bin çift la‘l-gûn telatinler ve bin külçe dâne semmûrlar ve üç çift beyâz semmûr kürkleri ve üç çift siyâh tilki kürkleri ve bir kantâr şemmâme amberler ve niçe bin gûne tuhaf u tefârûklardan mâ‘adâ pâdişâhınıza yüz kîse altun ve vüzerâ ve ulemâlarına ve gayri ser-i kârda olan a‘yân-ı kibârlara dahi gûnâ-gûn hedâyâlar ile yüz kîse altun dahi anlara götürürüm, zîrâ geçen günlerde bizim re‘âyâlarımızdan olan Heşdek kavminin yüz, yüz elli bini bizim kralımızın bir oğlun öldürüp ve bir şehzâdemizi esîr edüp Edil suyun karşu Heyhât sahrâsına geçüp Osmânlı hudûduna girüp kaldılar. Biz de üzerlerine asker çeküp varup savaş eylesek Osmânlıyla sulha muğâyir iş eylemiş oluruz. İmdi şimdi bu kadar hedâ-yı tuhaflar ile Osmânlıya gidüp şehzâdemizin leşin ve esîr olanı istemeğe gideriz. Besbelli siz Osmânlının bir vâcibü'r-ri‘âyâ kimesnesisiz. Ben sizin gibi âdemi gökde ararken yerde buldum. Elbette kralımıza gitmeden fâriğ olup bizimle kal‘a-i Azağ'a andan Devlet-i Osmânlıya bile gidüp niçe niçe işlerimize delâlet edüp hizmet-i şehinşâhımızda bulunup kraldan ziyâde lütfumuz görürsüz" deyüp hakîre ricâlar etdi. Hakîrin de cânına minnet ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174b ·
metinde göster ·
Hikmet-i garîbe vü acîbe-i ibret: Bu Azak kavminin cemî‘i atları ve sığırları ve koyunları ve doğanları ve Karatayak Tatarları da cümle çiğ balık eti yerler. Hattâ nehr-i Ten'den diri balıkları sayd edüp atların önlerine koyup diri balıkları atlar kavraya kavraya harp harp ısırup ağızların köpürderek yerler. Ve dahi doğanların salup nehr-i Ten'den balıkları doğanlar dutup getirir. Fakîr balıklar ise nehr-i Ten yüzüne soluklanmağa çıkınca hemân doğan ve çakırlar balıkları minkârlarıyla kapup sudan taşra kenâra çıkarırlar. Garîb temâşâgâh-ı acîbedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 186a ·
metinde göster ·
toykun ve sunkur ve albay va lâçîn ve bödene ve topalken ve kırgı ve küykenek n …
Ve bu sahrâ-yı Edil'de olan karçığa ya‘nî doğan ve toykun ve sunkur ve albay va lâçîn ve bödene ve topalken ve kırgı ve küykenek nâm yırtıcı doğan gibi şâhin kuşlar bu dünyâda yokdur. Hattâ kaz kadar beşer onar kerre tülemiş toykun ve sunkur nâm doğanlar var kim yaban atın ve yaban devesi ve yaban dombayların alup yer. Eğer su’âl olunursa bir kuş bir atı ve bir deveyi ve câmûsu nice alup yer derse eyle yaranup tülemişdir kim gözleri kırmızı mercân gibi olup kendüye gıdâ olacak mertebe bir şikâr bulmayıcak hemân yaban atı ve devesine hücûm edüp ibtidâ atı sağrısından nâhunlayup ya‘nî tırnak urup arkasın yere yere atın başına konup kanatlarıyla atların ve develerin gözlerin kapayup seğirtmeğe komayup iki gözlerin oyup çıkarup amânı ve kuvvetin kesüp hâh nâ-hâh atı ve dombayı ve her ne ise yeyüp kasığından yırtup yer, ka[r]nı doyup pervâz urdukda sâ’ir kurdlar ve tilki ve çakallar ve gayri hayvânâtlar at leşlerin yemeğe başlarlar. Ammâ bu toykun ve sunkur nâm kuşlar ayu ve kurd ve tilki ve çakala ve arslana sunmazlar, zîrâ anlar yırtıcı mahlûklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·